EVİN ANNESİNİN 2017 ve 2018 OCAK AYI GÜNLÜKLERİ


Sosyal bir deney yapıyorum 🙂 Sosyal medyada ilgi gören, yemekler, bebekler, kediler, güzel kızlar, yakışıklı oğlanlar … Benim gibi anne anne hayatı yazanlar arada sığıntı gibi, ondan bundan okur çalacağız diye çırpınıyoruz :)))) Günlük yazıyorum, okur kitlem kurabiye tarifleri veren kadının sayı olarak yanına bile yaklaşamaz.Önden Kestaneli Pilav’ımı koydum, bakalım bir artış olacak mı, pilav sevenler, benim yazıları sever mi ?

Geçen yılın tembelliği bu yıl blog projesi oldu, iki ayı karşılaştırmalı yayınlıyorum, gen ocak bu ocağa ne kadar benzemiş, hatırladığım kadarı ile sıkıntılı bir aydı, bakalım ne kadar sıkılmışık, bu, yeni ve taze ocak beklentileri karşılamış mı, sabırla okuyan öğrenecek ben de merak ediyorum, buyrun okuyalım;

03 OCAK 2017

Her sabah kızımı dualarla yolcu edip, sonuna da “dikkatli ol ” ekliyorum, o da bana “dikkatli ol” diyor, yeter mi, yeterli mi ?
Yeni yıla susuz girdik, eski yıldan yeni yıldan toplam 20 saat susuz kaldık. Allahtan talimliyim, yıllarca susuz kaldığımız zamanlarda dökme suyu kullanmayı öğrenmiş idim, unutmamışım, öğrendiğimiz her şey bisiklete binmek gibi, bisikleti görünce binip gidiyorsun, ne kadar binmediğin önemli değil.
Yemekten sonra kitaptan, çoraptan oluşan hediyelerimizi açarken, ülkenin başına çorap örülmeye devam ettiğini bilmiyorduk, belki de bilmek istemedik, hep şarkılara türkülere baktık, aklımızca hoş saatlerle hasret giderdik, yeni yıla umutla girdik ama umutlar son dakika yarası aldı, sevinenleri, hedef gösterenleri anmak istemiyorum.
Suç organize bir iştir, hiçbir zaman suçlu yoktur, suçlular vardır, yapan, yaptıran, ortamı sağlayan … İstanbul’da ABD konsolosluğuna giderseniz, sizi kapıda yerli polis karşılar, ahret sorularını geçip, cennette adım evraklarınızı verir, koridorlar boyu ilerlersiniz,gerekli taramalardan bi daha geçer, camlı bölmenin 2 metre gerisinden meramınızı anlatırsınız. Önlem almak budur. Yoksa kapıda toy bi polis, kapının hemen arkasında hedef
Çok iyi bildiğim bir şey var ise ülkemde ve bir çok ülkede insan hayatı patronun cüzdanının şişkinliği ile ters orantılı, çok sömürü, çok kazanç ama “rabbena hep bana (başımızdakilere) !!!”
Öylece seyir halindeyiz, telef olacağımız günleri bekliyoruz, bu da balık burcundan dermişim, Balık Burcunun etkisine girmişiz, duygusal, ağlamaklı, küsmeli, içine atmalı, karamsarlığa bir adım daha yakın …
Bugün Beylikdüzü Belediyesi Ece Ataer ile kitap okuma atölyesindeyim, inşallah. Sebahattin Ali /Değirmen kitabımız. Daha önce okumuş idim, yine okudum, hatta akşam bitti, uyumadan öykülerin aklımda yer eden yerlerinde gezindim, hep ezilenler, hep haklı iken kaybedenler,hep yıllardır değişmeyen manzaralar, sonunda çekip vurmalar, maphusda gariplik, fakirlik ve hep yenik düşen aşk ve hep aşka yenilmeye yeminli olanlar …
Yeni Yılda hala yeni umutlarım var ve olmaya devam edecek, umutlarım olmadan yaşamak kendimi ölü saymaktır, hayatı bir ucundan illa ki tutacağım, iyi insanlar var, kötülere de iyi olma fırsatını vermek gerek, kötüyü kötü yapan neler neler var, hayata çok pencere açmak, hepsinden de bakmak gerek, Umutlarımı yine yeniden ektim, olacak inşallah, umut dolu günaydın olsun 

04 OCAK 2017

HIZLI OKUMA HAFTASI
Evi düzene koydum, ne pişireceğime dair kafa listem var, ütünün çamaşırın yığın görüntüsünü üçe beşe düşürdüm, hafta sonu etkinliklerimiz iptal, eeee napcaz şimdi !!! demeden kitapları dizdim, çerez okuma haftası, yani ince, kısa, eğlenceli, akıcı okumalar.

Göz Yaşı Konağı /Şebnem İşigüzel, dün başladım bugün bitti, akıcı, hoş, son sayfasına bir iki damla gözyaşı bıraktım.
Aile Fotoğrafı/ Kerem Görkem şimdi okuyacağım, Kerem tanıdık, genç bir yazar, iyi öyküler yazar, ödülü de var, okuyalım, okutalım ki Kerem çok kitap yazsın. Okuyanı çoğalsın, genç kızlara “bi de hoş çocuk ” dermişim. Sanatı yüzüne vuranı seviyoruz ya .
Kağıt Ev / Carlos Maria Domingıuez arkadaşımın yeni yıl hediyesi, kalın ciltler arasında bir mücevhermiş, top ten de de var.
Müptezeller/ Emrah Serbes ödünç aldığım bi kitap, kızım okudu, benden sonra ablam var, yazarı bazen beni çoooook ağlatır, mendilli okunacak.
Shura /Nermin Bezmen yıllar önce serinin iki kitabını ve yazarı çok okudum, şimdi almayı düşünmezdim ama o da eşimin yeni yıl hediyesi bir bakış eyleyeceğiz artık, kısmet, dermişim.
Bu ara hem okuyasım, hem yazasım var, belki bulaşıcıdır, meraklılarına doğru hapşuuuuu !!!!

06 OCAK 2017

Eeeey sevgili günlük ; sana neşeli şeyler yazmayalı kaç vakit oldu ? Her sabah bir dünya ağrısı, kalbimiz ağrıyor, nefesimiz acıdan kesiliyor, “Son zamanlar yaptıklarıma bakma nolursun, benim aklım başımda değil, sana söylediklerimi, yazdıklarımı kafana takma ne olursun, onlar ipe sapa gelir şeyler değil !!!” deyip işi deliye vurmak, depresyona bağlamak, trip atmak, acındırmak, salağa yatmak … bir sürü şeyle mazeret sunmak, olmaz mı ?? olur ama bana yakışmaz, aklım başımda maalesef.
Hayat ya “elalem ne der ile canım öyle istiyor” arasında gidip geliyor, ya da sadece birinde karar kılıp insanı kalıplıyor.
70 li yıllarda rahmetli annem her akşam evin son elemanı gelene kadar pencerede beklerdi, biz de aşağıdan el ederdik, o da ayağa kalkardı, karşılık verirdi, böylece her akşam tam olduğumuza sevinirdik, haber kaynakları çok detaylı olmadığından her akşam bölünenleri bilmezdik, öyle dar bir dünya idi dünya o zamanlar, şimdi dünya fora yelken, bir uçtan bir uca şifrelenmeden gidip gelme imkanı var, öğrendikce daha çok kahroluyor insan, bilgi zehirli bir kaynak, bildikçe bilesi, bildiklerinden kusası geliyor insanın,
Kitaplarımı bitirdim, Nermin Bezmen’i okuyamadım, onu yaza, güneş altına bıraktım, sulanmış beyinle iyi gider dermişim. Onun yerine oğlumdan Köpek Kalbi/ Mihail Bulgakov aldım.
Müptezeller’de takıldım, Emrah Serbes’in birazı kurgulanmış hayat hikayesi bence, bir vakitler bi asi gençler bi de it, kopuklar var idi, İt kopuk asiliğin son aşaması idi, sağda solda gezen, eve barka gelmeyen, kendini kendinden geçiren alışkanlıklar edinen bu gençlere bir iki denk gelmişliğim var, kimi kurtuldu ki kime göre kurtuluş ise artık, kimi kıyıda köşede faili meçhul gitti.
Çocuk yetiştirmek zor iş, bir kötü neden kötü ? nasıl bu hale geldi, çocukluğuna inelim … felan fistan ile olmuyor bu işler, özen istiyor çocuk yetiştirmek. Çocuklarından ödü patlayan analar biliyorum, babaya toplum olarak biraz mesafeliyiz ne de olsa, kendini saydırıp sevdiremeyen analar topluma armağan etikleri ile elin oğlunu kızını yakıyor, dermişim, kendi çekti diye gelin de çeksin diyenler, kızını boşatana kadar çevirmediği dolap kalmayan süpürgesiz cadılar var.
Bugün üniversite sınavı için başvurular başlıyor, fotograf çekimi için serbest giyinmiş kızın, öğle yemeğini, ara atıştırmasını, şemsiyesini paket edip, kapıdan yolladım. bir arada harcını yatırırım.
Evdeki ucuz pahalı tüm şemsiyeyi lodosa poyraza kurban verdik, dün iki şemsiye aldım, biri katlana siyah, daha pahalı, biri leopar desenli, baston, onu kendime aldım, hatta “kız sevmez bu deseni o da kullanır mı, başkaca akıllı uslu bir şey mi alsam” dedim, sonra da “bu benim, benim de kalbim var, benim de canım var, benim de zevkim var !!!” “kırarsa kendininkini yenisi için bekler”, dedim, öyle işte, “illa ki elimiz kolumuz her yere uzanacak, illa ki her şey onayımızdan geçecek, illa ki tüm tedbirleri biz almış olacağız ” budur hayatımızın içine tüküren anlayış, herkes kendi gemisinde kaptan olmalı, ben bunu anladım da yine de arada takılıp, can simidi olacak gibi oluyorum da “yüzmesini bilenler kaptan olsun ” di mi ama, diyorum.
Cümleten günaydın, sıradaki gelsin bakalım …

07 OCAK 2017

Tüm ev uykuda, ben yine aynı saatte aydınlığa uyandım, gökyüzünden hayır olmayınca yeryüzü ışıttı bizi bu sabah. Gördüğüm kadarı ile bir iki yan yan giden araba, araba yolunu tercih eden bir iki yaya var. Çünküüüü kar bilekleri geçiyor, Akşam kepçe kazıdı, arkadan gelen kamyonetteki adam kürekle tuz attı ama nafile çabalar, kesintisiz yağıyor, her an, su, elektrik, doğalgaz, internet gidecekmiş gibi hissediyorum, 300 kanallı tvmiz 132 kanala düştü, Dershaneler tatil, işlerin çoğu da öyle, Beylikdüzü’nden Taksim’e gitmek çılgın proje.
Kendimi bildim bileli kar yağdı diye deliler gibi sevinememişimdir. Bu memlekette kar felakete yol açar. Yıllardır aynı yollar kar yağınca kapanır, acil hastalar 10 saatte ambulansa gelir, asker yol açar, işlek yollarda bile yolcular arabalar donar. Çünkü kimse tedbir almaz, ileriye bakma kusuru var bizde, sıcak heyecanların adamıyız biz, anında anlık olacak, gerisi tufan, yıllardır sokaklar çamurdan geçilmez, niye ???? Bir elektrik kazar, o kapar, su açar, arkasına telefon gelir, kanalizasyon gelir … bir kere kazıp iş birliği yapalım demezler, iş birliğini bi tek para için severiz, kısa yoldan, uzun para favori bizde.
Bir mikroplar kırıldı diye seviniyorum, “Kibritçi Kız ” masalı hiç aklımdan çıkmaz, evsizler, hayvanlar, odunu kömürü, ekmeği yemeği olmayanlar, uzak yollara çalışmaya gidenler, yaşlılar, hastalar … karın esareti bitmez bu ülkede, şömine başında, hayvan postu üstünde sıcak şarap kadar, kuzinenin üstünde kestane, içinde ekmek, el örgüsü kazaklar içinde, tüm aile gülüp söylemek de uzak bize.
Hayat hep bir şeyleri yarım yaşatıyor, o da farkına varana, tam olmaya gayret ederek yaşıyoruz, parça parça gidiyoruz sonunda, her anlamda parça parça, bedenler kadar, ruhlar da parça parça.
“Bir gün belki hayatta, geçmişteki günlerden bir teselli ararsın !!” da olmaz bize geçmişi gelecek ile teselli derdindeyiz, “bir gün mutlaka, bir gün illa ki …” diye durmadan umut ekmeye çalışıyoruz. Akşam Florida hava alanı da terörden nasiplendi, İnsanın “bunlar oraya, onlar buraya mı, acep ???” diye bağlantı kurası gelir mi ?, gelir valla, şu günlerde aklımıza gelmeyen başımıza geliyor.
Aaaaah aaaaah bitmez bu memleket hikayeleri, üstüne şarkı yaz, şiir yaz, roman yaz … kimse tınmaz, resim at, bir anda patlar ama, görsel hafıza bizimki, az da kulak istiyor, sonrası gelsin bilgisi olmadan fikri olanlar.
Aaaaaah karlar altında benim dünya, yağmadık dam kalmadı dermişim, günaydın…

09 OCAK 2017

Hiç kendimi germeyim, hayat bildiği gibi akıyor, her şey bir yere kadar, bu nedenle evin pazar ruhunu temizlemeye gerek yok, yani biraz çeki düzen illa ki vereceğim de detaya kaçmak yok. Hiç bir yere de kaçamam zaten, ara sokaklar el değmemiş, bakir hallerini koruyor, otopark, oto mezarı gibi, konum itibari ile iki cadde, üç ara sokak görüyorum, caddeler “eh işte”, iş caddeye çıkabilmekte, kar yağmıyor ama saçaklardan, sokak lambalarından buzlar sarkıyor, adımlar gıcırdıyor, kütürdüyor … yani kış bildiğimiz gibi, hizmette gelişen değişen bir şey yok. İyi ki birisi kar tatilini akıl etti de zaten iyi beslenmeyen, kötü hava soluyan, eğitilemeyen, koruma altından çıkıp da kendi başına kalamayan, gözünü parlak ekranlardan alamayan çocuklar evde misafir, ben de malum, hancı, hizmette kusur ne kelime !!! hizmet 7 yıldız, ona tamamlamak isteyene 3 de gökyüzünden alırım.
Aaaah aaaaah anacığım, helali hoş olsun, seviyorum, ruhumda hizmetçi yanlar var, ammaaaa sömürüye karşıyım, gönül işi benimki zapt-u rabt altına almam, alınamam !!
Evin babası işe gitti, evin oğlu ve kızı tatil uykularında, evin büyük oğlu gurbet ellerde iş başı yaptı bile, evin anası da kafasında deli tepelek, ipe sapa gelmez sorular ve onlara verdiği kısa ve net cevaplar ile baş başa , saat ona kadar sessiz olucam, öyle kavileştik yatmadan, ben bal kabağına dönmeden ağrı kesici içip yattım, çok şükür kesilmiş ağrılarım.
Kültür ve sanat tatil oldumu tatil oluyor, kendimi mutfağa adadım, kestaneli pilav, paça çorba, paçanga … çalışıyorum, bu arada kenarı kıvrılmış yapraklardan, yeni açılmış “bi, bak” sekmelerinden tavsiyeli, sorulu, sipariş alıyorum, evcek bi tartılsak mı acep ????
Böyleyken böyle haller, sessizce salonu toplayıp, çamaşırı makinenin önüne yığıp, kahvaltı için bekleyip, bir iki el de oyun oynasam olur sanki, bu arada dün akşam “Gece Hayvanları” diye bi film seyir ettim, Köpek Kalbi’de ilginç bir kitap bugün bitirip, kısmet ise bir film daha seyir etmeyi planlıyorum, liste yaptım kendime, hafta sonu sokakta etkin olmak gibi bi planım var.
Fırat Kalkanı’ndan gelen haberler kar kış dinlemiyor, orada bizim ne işimiz var ??? deyinleri de kimse dinlemiyor, hayat kimi kimle eşliyor, Ayşe Arman Aslı Erdoğan ile röportaj yapmış, İkisininde ismi “A” ile başlıyor, başka da ortak yanları yok, dememek lazım, biri halden anlarmış, biri de yeni anlamlar kazanmış gibi …
Öylesine, böylesine, şöylesine … Günaydın

12 OCAK 2017

Dışarıda sıkı bir yağmur var, cama vuran damlalar aşka filan davet etmiyor,”al sana, al sana !!” diye kafamıza vuruyor,Gelecek günlerde kafasına vuranların sayısında belki bir artış olur, bu da antrenman mıdır ????
Dün gece yarısından sonra mecliste konuşma kürsüsü kırılmış, saksı havada uçmuş, bir vekil diğerini bacağından ısırmış, bir kadın vekilin boğazı sıkılmış, küfür ve tehdit olağan olduğundan kayıtlara geçmemiş. Başkanlığın gelişi böyle iken, geldiğinde olacak olanlar ne olur ???? diye soran kaç kişi var !!!
Bu arada Arap ülkelerinden birinde bir reklam panosunda “buradan daire alın” denen yer yanan orman yakınları imiş diyolar, sanırım iftira, yalan karışımı bir şeydir. Yeşili yok etmiyoruz ki biz, saksı ile el altına taşıyoruz, yakın plan orman, dermişim, aaay demedim, demedim.
Dün arkadaşın annesi, arkadaşın kayın validesi, annemin eski komşusu, eski öğretmenimin eşi, yazlık komşumuz, zarif insan, emekli öğretmen Şaziment Teyzeyi de uğurladık. Cenaze Karacahmetten kalktı, bir gayret bir buçuk saatte yetiştim, çünkü 8 adet cenaze varmış, tabutlar sırtlanırken cami avlusuna girdim, yakın olunca kabir başına da gittim, bir kez daha anamı babamı gömdüm, Sonra arkadaşlarım bana sıcak sıcak çay içirdi, yolun uzun diye börek yedirdi, metrobüs durağına da getirip uğurladı, rahat gidip geldim, sıkı giyinip, yanıma da leopar baston şemsiyemi baston niyetine almış idim, iyi oldu, belediye meydana sobalı, çaylı çadır kurmuş, akşam saatlerinde iç bölgelere servis de koymuş, mutlu oldum, benim yürüme yolum kısa, oradaki kaldırımları da temizlemiş, yolum açık inşallah.
Ölüm çok yakına değmeden ne olduğu anlaşılmıyor, tüm kırgınlıklar, kızgınlıklar, sevinçler, üzüntüler … albüm olup toprağa giriyor, yokluk, ama telafisi olmayan bir yokluk. En iyisi pişmanlık duyacağımız şeyleri çok düşünmek, yani bazı şeyleri eyleme dönüştürürken çok düşünmek, bu da geç kazanılan bir yetenek.
Yağmur arabaların esaretini bitirdi, dolar elimizi öpmeye devam ediyor (kibar oldum), her yer karanlık, ama bu saat uygulamasından memnunuz, her halde sabah namazı için camiler dolup taşıyordur. Hava karanlık olsa ne çıkar, hedef içimiz, her gün bir mum üfleniyor içimizde (Ben biraz romantiğim de ondan mum dedim, oraya buraya çekmeyelim, önemli olan kaynak değil, aydınlatan bir ışık )
Ne dilesem bilemiyorum, dileklerim o kadar da çok değil aslında, herkes için sağlık, herkes için huzur !, olsa arkası gelir zaten. Günaydın

13 OCAK 2017

Arabalar kurtuldu, yayalar zor durumda. Kar kalan yerler cam gibi, insanlar yolun ortasından yürüyor. Amaaaan can güvenliği kimin umurunda, can en güvenli yerde bile güvensiz, evinde oturuyorsun, pencereden kamyon giriyor, balkondan bakarken serseri kurşun değiyor. Yolun ortasından gidenlerin başına ne geleceği belli en azından. Bu gidişle mazot ve benzin ayarlamalarından dolayı trafiğe çıkan araç sayısı azalır mı ??? yooo hiç sanmam, benzincide biraz söver sayar insanlar, yola çıkınca trafiğe döner, telefon çalar arayana patlar, işe gelir çaycıyı haşlar, hanıma, beyine yüklenir, çocuğun zekası tartışma konusu olur … böylece ana konu unutulur.
Unutmak güzel bir şey, insandan yük atıyor da “faideli bilgiler” i unutanlar var, telefonun “puuunnn” kodu gibi dermişim. İnsan aklına yazmalı, aklına yazamıyorsa deftere yazmalı, akıllı telefonu varsa not bölümüne yazmalı, randevulara alarm koymalı, var bi takım çareler de, yine de insan kendi tarihini, ülkesinin tarihin unutmamalı, dönüm noktalarını kuşaktan kuşağa taşımalı ama Binbirgece masalları tadında değil, bildiğimiz gibi onlar bir hatunun duruma göre uydumaları, kıvırmaları.
Aaaaah aaaah “sana ne, bana ne !!!” günleri bugünler. sonunda sana ne ciler ile, bana ne ciler birleşip, kime ne ci olacaklar, onun da cevabı “ne haliniz var ise görün”
Ne halimiz olacağını görenlerin sayısı o kadar az kiiiii, sayı zavallı durumda, çoğunluğun çoğunluğa emeği geçti, iş daha portakalda vitamin olduğumuz zamanlara kadar dayanıyor.
Çocuk sahibi olmaya karar veren eşler, aralarında çocuk için konuşurken ilk başta cinsiyetten ayrımcılığa düşerler ki arkası hızla gelir, ayrı dünyalardan ayrı ayrı ruhlar taşıyan bebeler bugünün mimarı, çocuk ciddi bir iş, tüpte yapıp, başkalarının ellerine teslim etme ile satın alma, eser yaratma amaçlı çocuklar işte bugünün büyükleri.
Yaaa , işte böyleyken böyle durumlar, yaklaşık on günde iki kere dışarı çıktım, bir Migrosa bi cenazeye,”ruh halimdendir zaar” diyorum canımın sıkıntısı, ruhumu da gökte sıraya giren gezegenler, aşağıda meclisten 25.000 $ lık mikrofonu yürütenler şeyetti, dermişim. Hatta dedim ve kurtuldum, yarına evden bi çıkıp 27 saat 37 dakika sonra dönmeye dair planlarım var, aaaay hadi işalla !!!! Çok ciddiyim, süre dolmaz ise belediyenin dijital levhasının önünde son dakkaları beklerim, yani saatleri halleder, uzatmalara kalmam, diye niyet ettim, kısmet, Günaydın

15 OCAK 2017

Hal-i pür melalim ;
Asfalta yapışmış, güneş altında kalmış sakız gibiyim. Üstümden geçen ayak izlerinin tarifi; “at izi, it izine karışmış”
Çaresiz değilim, yaşama sevinçimi geri getirebilsem sıyrılıp ayağa kalkacağım.
Beni bu geç gelen sabahlar, erken inen akşamlar mı mahvetti ? Yoksa iki gündür James Bond filmleri ile tüm kıtalarda oynanan futbol maçlarını veren kanal mı bunalttı, belki de üst üste gelen her biri “pazar ” havasında olan günler mi tükenmişlik sendromumun sebebi ???
Pozitif, pozitif de bir yere kadar, hah işte tam da o yerdeyim. Uçurum kenarı olsa atlamam ama, zaten benimki döner kavşak, döneceğim inşallah. Önce bi dip için kendimi bırakasım var, yarı dip genelde dönüş noktam.
Örgü örüyorum iki gündür, hep ters model, haraşo da diyenler, “ha şura, ha bura, olacak ammaaaa !!!” Diye tempo tutuyorum, biliyorum kiiii yalnız değilim, çooook bunaldık, çoooook ! Bize kaderin bir oyunu değil, kaderin komplosu bunlar. Kaderi kısmet ile eşledim, canımın sesini dinliyorum, hiiiiiç bir şey istemezmiş canım, bi tek “ışıkları kapatın, ses ermeyin, soru sormayın, tahminde bulunmayın” dedi, canımın can bulmaya ihtiyacı var, hazar akü gibi mi bu canlar ????

18 OCAK 2017

Bundan böyle yazlar dibine kadar sıcak, kışlar eennnn dibine kadar soğuk, güz yağmurları kış yağmuru olacak, Kadınlar bazı mevsim geçişlerinde kürklerinin içine yazlık giyecek, çoraplar güneşi görünce eriyecek, bitkinin mevsimi olmayacak, penguenler yumurtalarını çöle bırakacak, kutup ayısı her yerde bulunandan, yılan hem asmaya hem yosmaya geleninden, fare yeneninden olacak … ola bilir diyorum. “Olmaz olmaz deme sevgilim, zaman neler getirir belli olmaz sevgilimmm !!!” diye şarkı yazanlar, dünden bugüne bakanlar.
Aaaah yemişim bulutunu, sıraya giren gezegenini, bambaşka sistemini, Trump’ını, iktidarını, muhalefetini … mevsim ayvasını, Bundan gayri ne olur benden, ne köy ne kasaba demeyelim, kısmet ise kayınvalideliğin ayak seslerini duyar gibiyim, “torun bakcam, devlet 300 tl vercek !!!” diyemem, demem.Hele hiiiiiç söz veremem.
Ruhumu feraha çıkaramadım, kendimden korkarken oğlan düştü, dirseğini çatlatmış, ne zaman sokağa çıksam yağmura yakalanıyorum, yağmaz dediği saatler bile bana yağıyor valla, evin içi heeep karanlık, elektrik faturası katlanmaya başladı bile, parasından geçtim, ruhuma huzur yok bu ampulden.Hırsımı yemekten alıyorum, yiyorum ve pişman oluyorum, dünkü limonlu çizzzz keki yememe sebep olan arkadaş, seni bir dahaki görüşmeye kadar af etmicem, öbür sefer triliçe yicem, eeee paralı günüm var benim, bir yanım entel entel dolanırken, bir yanım mahalle içinde tanıdığım konu komşu ile kaynaşıyor, aaah her telden çalmak, bir şeyi doğru dürüst, tam çalamamak gibi değil de savrulmak demek, oralardan buralara, şuralardan oralara …
Arada unutuyor insan ; “Dünya dönüyor !!!” he valla dünya dönerken biz de dönüyoruz kiii, döndüğünün farkında olan var, olmayan var. Fakat sosyal medyadan kılıçların çekilmesine çooook feci ayar oluyorum. Tarafını seç ; profilin fikrin değil ise sen benimle değilsin, bölündükçe bölünelim, Bizden olmayanı ikna etmeyelim, silelim, kimse kimseyi dinlemesin, ruhumuz dinlenmek, dinlemek nedir bilmesin !!!!
“Kedime dökülüyorum, içime” demiş, B.keskin. Ben de öyle önce içime, sonra mutfağa dökülüyorum, Kadınbudu köfte, piyaz, patates kızartması, pırasa yaptım, Her gün pişen o gün bitiyor, yarına bi daha “mutfak !” , pişmiş yiyeceklere yakın gözlük ile bakmaya devam ediyorum, dokular beni benden alıyor, yazı bitince Kadınbudu köfte ile gideceğim, dermişim. Gülmeyin arkadaşlar, “ölürse ten ölür, canlar ölesi değil” diyen de var, “ölürse yer beğensin, kalırsa el beğensin” diyende. Benim favorim “Horona giren popoyu (aslı öyle değil, kibar oldum) sallar” Horona girmiş bulunduk, sallaaaa, sallaaaaa …”Hayır” lı akşamlar olsun.

23 OCAK 2017

Hayata şaşı bakıyorum, çünkü bir kaç gün evvel gözlüğümün üstüne bastım, biraz elim ile düzelttim ama yine de yamuk bakıyorum Yeliiiizzzz, Yeliiiiiz ! ben seni gördüm, sen de beni görüyon mu kısss ???? misali hayat. Başını kuma gömen, aynı zamanda kuş olduğunu sanan, o kuşları serçe ile karıştıranlar … size de günaydın. Survivor başladı, artık her şey tıkırında, ıssız adaya düşenlerin yeme içme, iktidar savaşlarına bakıp, ödül oyunlarında çamura bulanmalarında, düşüp şaşmalarında merhamet duyarak, tabi ki de çoğunluk Gönüllülerin tarafını tutarak, evde zorla tutulan %50 artııı, işine gelene inanan en az %30 oralarda oyalanırken, kalanın %10 nu kendi arkadaşları arasında haykıracak, %10 sessiz kalacak, dermişim.
Ben bu yüzdelerin hepsinin içindeyim, kar yağdığında evde, ruh sağlığım için kah orada kah şurada, aslında burada olurum, beni size ben anlatmam, siz beni anlayın, ben aslında bilmece gibiyim, kış gecelerinde sarı leblebi ve boza ile iyi giderim, kuzine soba olsa içine börekler açan, üstünde çinko çaydanlıkta porselen demliğe çay demleyen, maşa üstünde ekmek kızartan, aklından közde patates ile kestane geçen de ben olurum, bu arada kestane üstüne haritalar çizilmiş olur, eeeh bunlar da yol haritamız zati, uzun ince bir yolda gidiyoruz, iki kapılı hanın bir kapısından çıktık, öbür kapıya yolculuk.
Hafta sonu evi bırakıp, gittim, çok şükür ki çıkmadan pişirdiğim yemekler bitmemiş, ortalık kendinden geçmemiş idi. Geldiğimde hiiiiç sinirimi bozmadım, bozduğum zamanlarda bozuk çaldıklarımın bana Kemane çaldıkları aklımda, bakıp bakıp plan program yapıyorum, akşama kadar bir düzen kurucam inşallah. Kızımı kursa yolladım, yavrum açıldı, eğitimde geçen yılların en iyi karnesi geldi, netlerini çoğaltmaya çalışıyor, tam puan 500 adım adım 400 e geliyoruz inşallah. “Hepimizi utandıracak” diye bi umudumuz var, “Yavrum, kuzuuuum, utandır bizi” diye şiddetle ummuyoruz, hayırlısı valla, bu ortamda okuyan değil, arkası olan, liyakati geride bırakıyor.
Çevre Tiyatrosu’na gittim, güzel bir oyun izledik, bir sıra dolusu kadardık, teee Lüleburgaz’dan muavin koltuğunda gelen, oğluna basamakta yer bulan kuzen de yetişti oyuna. Laz Dürümcü de hamsi tava yedim, hijyen sıfır ama hizmet ve lezzet on numara artı yıldız. Bize biraz nostalji oldu, oralarda geçmiş günlerimiz, yaşamış büyüklerimiz var, gece karanlığında ve ayazda pek bi şi hatırlamadım amma yine de var bir şeyler. Bu arada tüm oyunları güzel, şehir içi turne de yapıyorlar ama yerinde başka güzel. Oyunun adı Mağrur Fil Ölüleri
Pazar günü Yahudi Mirası turu yaptım, onu ayrı parçalı yazıcam, resimleyerek hem de, Emi Uygun mesleğine gönül vermiş rehberlerden turlarını şiddetle tavsiye ederim, 1001 İstanbul programında.
Sabah sabah bardak kırıp, mutfağı hane halkına kapadım, zaten evde iki kişi kaldık, oradan başlasam diyorum, bu hafta okuma yazma haftası diye niyet ettim, hadi inşallah diyelim,
Havası, suyu, haberi, sürprizi … güzel bir hafta olsun, hepimizi mutlu edecek şeyler bizi takipde olsun, en umulmadık bir anda “pattt !” diye karşımıza çıksın, hepimiz iyi olalım, gözümüz güzelliklere baksın … amin

25 OCAK 2017

NEVE ŞALOM SİNAGOGU VE 500.YIL TÜRK MUSEVİLERİ MÜZESİ
NEVE ŞALOM barış vahası anlamında, ibadet, düğün, sünnet, bar mitsva … gibi törenler, anma günleri, konserler için de kullanılıyor,
Resimlerde kurşun izlerini taşıyan koltuklar da var, çok sıkı bir güvenlik taramasından geçilerek içeri giriliyor, müze de üst katlarında. Sefarad Yahudilerinin gelenekleri, tarihleri , yemekleri , çocuk yetiştirmelerine kadar her şey müze de.
Tevrat’a el sürmeden, rulo yapılmış çubuklarını açarak okuyorlar ve saklamak için ihtişamlı kaplar var, kız çocuklarına 40 günlük iken isim koyma, erkeklere sünnet, doğmamış çocuğa gömlek dikme, lohusa, düğün törenleri, yetişkinliğe adım atma törenleri … Her şey unutulmasın diye duvarlarda, dolaplarda
Bu arada kız çocuklat 12 de erkekler 13 de yetişkin oluyor, dünyanın derdi kadın milleti ile dermişim.
Sefarat yemek tarifleri bile alınacak şekilde, patlıcanlı börek ile kurufasulyeli ıspanak yapıcam inşallah.
Aslında ortak yönleri çok insanlığın, zorla ayrılacak nokta bulup “evet” in üstüne “hayır” çalışıyor, bazen de “hayır” lısı buymuş diyoruz 

28 OCAK 2017

Karanlıkta öten kuşlar var, hatta sabah karanlığında, Baykuş mu desem, Bülbül mü desem bilemedim. Ses Bülbüle yakın ama ortalıkta bülbül mü kaldı ? Belki de bizim buralardaki son kuşlar, sabahın ayazında dermansız dermansız öttü, içim bi hoş oldu. Gelişleri, gidişleri karanlık, gelecekleri şimdiden loş olanlara bi umut için ötüyor dedim kendi kendime.
Kendi kendime çok şeyler derim, ben beni dinlerim aslında, insan kendine dürüst olmayı başarır ise, yani olanı olmayanı kabullenir ise yaşamak için yardımcılara gerek duymuyor, huzurlu uykular, trafik akışı düzgün bir akıl … bir bakıma elimizde. Elinden beline, ayağına, silahına düşürenler yüzünden sıkıntılarımız.
Bir annenin hayatında ayrı bir dosyadır “çocuklar uyurken”, anne hem üretken, hem düşünceli, hem sessiz, hem sürprizli olabilir bu zamanlarda, çocuklar uyurken toplanan ev, hazırlanan kahvaltıya kokulu bi hamur işi, gerekli bi ütü, çocukların vazifelendirdiği her hangi bir şey … birinden biri bile evine göre mutluluk saçar.
tatilden nasiplendiğimiz ilk gün, uyuyan prens ve prenses için sessizim, aklımda; “kahvaltıya ne yapsam, akşama ne hazırlasam, ütüyü hangi araya alsam, bir fırsatını bulup, kitabımı okusam, az da örgü örsem …” var, bir bakış açısına göre avam, bir bakış açısına göre özlem, bir bakış açısına göre hayret … baktığın açıda akıyor benim hayatım, şikayetim var mı ? yoooo, ara sıra sitemim var ama.
“Sevmek bu dünyayı çerden çöpten
Sevmek, bir zerresini ziyan etmeden
Sevmek, dinlenmeden sevmek … B.R.Eyüpoğlu”
Aynen de böyleyim, Bedri Rahmi memleketlim, eli de dili de güzel.
Aslında sıcak çikolata, salep severim ama çok şekerli diye kendime tarçınlı süt yaptım, süt içmek için çoooook sebebim var, Yaşamak için de öyle, vakit gelene kadar, elimden geldiği kadar, mümkünse hep beraber “Yaşama sevinçi” ocağına odun atmaya devam, devam ..

29 OCAK 2017

“Dün gece bi film seyrettim, içim çıktı ağlamaktan, Aaah o Türkan yok mu o Türkan yine öptürmedi yanaktan …” Keşke Türkan filmleri bizi bizden alıp kalıplanmış aile kızı dünyasına götürüp, orada bıraka bilse, dünya gördüğün kadar, sınır Ünzile’nin çitine kadar. Sonrası, sonrası kolay, kadere kısmete bağlan ve orada kal.
Film seyrettiğim doğru, Fransız yapımı, gençlerin örgütler tarafından nasıl esir alındığı, nasıl ikna edilip bomba olduğu ve aileleri ile ilgili bi film.
İnsan insanın sevgisine ilgisine muhtaç, insan varlığının bilinmesini, farkında olunmasını istiyor. Desteklenmeye ihtiyaç duyuyor, doğrusunun yanlışının bildirimler halinde gelmesinden hoşnut değil, kırılmadan, incitilmeden tavsiye almak, uyarılmak , bunun yol yordam bilenler tarafından yapılmasını isterken bunu yapanın psikolog olması utanç kaynağı ola biliyor, antidepresanlar gizli saklı içiliyor, bir taraftan uçurum aşağı giderken bir taraftan da kuyruğu dik tutmaya gayret ediyor. Zayıf yanlarını kendinden daha zayıflar arasında telafi edenler, olmayacak, uzak umutların peşine düşenler … bunlar bir fark yaratarak farklı anılmanın peşine düşüyor, ama iyi ama kötü, hatta kötü ve şiddet derecesi yüksek işlere buluşanlar ortalığı da bulanık hale getiriyorlar, dumanlı hava seven kurtlar gibi desek olur.
Yani her şey sevgi, sevmek üstüne, sevmenin, mutluluğun kafasında resmini çizenler, koşulları sağlayana kadar toprak oluyorlar, kesin bilgi.
Her yerin her yere taşınmış olduğu bu pazar sabahında, önce boşları topladım, sonra çay koydum, sessiz modundayım, gözüm saatte, iyi bir kahvaltı sofrası için planlarım var, internet en iyi salonda çekiyor, odaların kapısı yok, bizim evde saklanmaya, kapanmaya gerek yok, özele saygımız çok, günlükler, telefonlar yan yana dursa da göz ucuyla bakan yok, sıkıntımız, derdimiz yüzümüzden okunur, rahmetli annemden miras “Saklayıp da kavuç olacağıma, söylerim de gülünç olurum !!” mirası aldık ve anladık, her şeyi istediğimiz kadar paylaşırız, anlayan anlar, anlamak için eğitimimiz var.
Mükemmel değiliz, tutkulu, tutuklu hiç değil, ama iyinin daha iyisi olmaya da karşı değiliz, her sabah için uyanma sebebimiz, günlük, aylık, yıllık, ömürlük umutlarımız var, görebildiğimiz kadarına gayret ediyoruz,
Nereye gidiyor bu yazı ???? Aklımda kalan neşeli pazar sabahları var, Neşeli Günler de güzel film, sevgi, neşe … elle tutulmaz ama gözle görülür, çay kokusu, kızarmış ekmek, bol ekli gazeteler veeee hizmetli bir anne, bütün evler pazardan bunu bekler, beklentilere cevap veren evlerden olalım, olmadı o evlerde olalım, keyifli bir pazar dileğiyle

31 OCAK 2017

Kağıttan bir gemi yaptım küçücük
Ya 5 öpücük sığar içine
Ya 10 öpücük
Kız kardeşim
10 öpücük batar bu gemi dedi
Sen misin
15 öpücük
Anam sakın denize atma dedi
Doğru havuza
Sen misin
Doğru denize,
Ama ıslanmasıyla batması bir oldu.

Bir gemi daha yaparım ne çıkar
Hem bu sefer öpücük yerine
Sunturlu birkaç küfür
Daha birkaç gemi yaparım
Çok şükür.. / Bedri Rahmi Eyüpoğlu
Çok şükür daha bir kaç gemi yapma ihtimalim hep var, aklım başımda, gücüm kuvvetim yerinde olduğu sürece de var olmasını dilerim. Yazarım, çizerim, okurum, seyir ederim, anlatırım, yaşlılık bakarsın şiir bile yazdırır bana, yemeğimi yapsam, markete eczaneye varsam, az da silip süpürsem, çokça bilmediğim yerlerden görsem, bildiklerimi de yeniden görsem, çoluk çocuk, torun torba, gelin damat … gelecek diye yemekler yapsam, sofralar kursam, dibi tutanları kızarmış saysam, kimsenin yükü olmadan, yaşayıp gitsem, gitmeden bi de kitap yazabilsem, iyi olur valla 🙂 Fakat okumak da okutmak da zor iş,okuduğunu anlamak daha da zor, kaç yıllardır ufak tefek şeyler yazarım, pembe yanaklı teyzenin poğaca tariflerinin “like” sayısına, you tube deki tazenin makyaj ile ilgili ip ucu görüntüleme rakamına ulaşmak hayal, benim gibi herkes için, bakıyorum, güzel bir şey okuyorum, like’ına yorumuna bakıyorum, hava durumu bildiren yazılar bile çok çok daha iyi durumda.
İki gündür nüfus idaresinde kızıma yeni kimlik çıkarma mücadelesindeyim, toplam da 10 saatimizi aldı, kuyrukta ben 100 küsür sayfalık bir kitap okudum, kızımda internet paketini bitirdi, sonunda elimizde bir takım belgeler oldu, fakaaaaat ; Belgenin süresi 15 şubata kadar, sınav 12 martta, kimlik o tarihe ya gelirmiş, ya gelemezmiş, gelmez ise ne yapılacağı henüz belli değil, Kuyruk çok renkli, doğum, kayıp ve öğrenci yenilemesi randevusuz iki gişeden yapılıyor, bir gün içinde saat beşe kadar sıran gelmez ise ertesi sabaha adını yazdırıyorsun, kimsenin aklına numaraya kota koymak gelmiyor, her iki elinde üç yerinden parmak izi dörder kere alınıyor, bir kişinin işi ortalama 15 dakika sürüyor. İşimiz bittiğinde kızımdan inciler ; “kimlik Avrupa ayarında gerisi geri kalmış ülke ayarında” , “Anneeee ! ben internetten Kanada’lı sevgili yapıcam, gidecem buralardan, merak etme sen !” bu arada memura sorduğu sorular ile adamı da bunalttı, ben mesainin geri kalanını kurtarmak için az adamın tarafını tuttum, kendimi de tuttum, bir miktar derin nefesler alarak yürüdük.
Sonra, sonra sı kağıttan gemi yapmaya devam, olacak inşallah, biri olmaz ise bir daha …

ESKİ YILIN OCAK AYI BİTTİ BU DA YENİSİ;

02 OCAK 2018

Pazartesinin aynısının tıpkısı ama adı “salı” hem de sallanından! Etiket böyle iken ben de böyle böyleyim;
Midem rahatsız, gripal durumum kalıcı, evin hali darmadağın, yapılacak işler ev içi ev dışı en az on kalem, yeni zamlara öbür yanağımı uzatacak zamanım olacak mı bilemiyorum, yanağı kurtarsam başıma yağıyor zaten. 42 asgari ücret biriktiren bir şeyler ala biliyor, dört yıl ölü taklidi yapsan dicem ama ölüler çalışamıyor, fotosentez yaparak da enerji durumlarını ne yapacağız.
Arap Baharı geçti, İran Baharı bu bahar, Türk Baharı sırada diyenler okur yazarlar var.
Umutlarımızı kaybedersek kendimizi de kayıp ederiz, bu bilincim tam. Sorun var ise çözüm de var, küserek, kızarak, aşağılayarak olmayacak bu işler. Üst seviyeler alta inerek sabırla anlatacak, “var mı bir sorunuz ” diye sorulacak. Lider olmak isteyip de olanlar ile lideri lider yapanlar kapalı grup olmamalı ama gruplar zırh gibi, aralarda geçit yok, gruba yeni eleman alınırsa da ayakçılıktan öteye geçmesine izin verilmiyor, gruplar arası tövbe kapısı kapalı 😦
Dünyanın her yerinde bir şeyler oluyor, ülkeler arası dedidoku ve kıskançlık bile var, gıybetin boyutları dünya kadar.
Yeni yılın ilk günlerinde yepisyeni umutlarımız var mı???? eskilere devam benimki. bir şekilde olacak, yaşamak için gerekli faaaliyetlere paramızın yettiği kadar devam 🙂 Bu da güzel yemekler, sanatsal, tarihsel gezmeler, iyi konserlere gide bilmeler, festival festival sinema gezmeler, olmadı başka sinema için Beyoğluna dökülmeler, bol bol okumalar, okuduklarımızı anlamak ve anlatmak için toplanmalar, eş dost arkadaş ile kırk yıl hatırlı kahveler, çoluk çocuğun iyi günlerine şahitlik etmeler, düğün dernekte halay başı, horona kalkma faaliyetleri …
Şu an gökyüzünde öyle güzel bir kızıllık var kiiii, bakmalara doyamıyor insan, her şeye rağmen güzel şeyler var, oluyor da, içimizin güzelliği yeter zaten, içimizi güzel yapan da güzel niyetler, güzel dilekler.
Cümleten iyi bir yılın en iyilerden bir haftası olsun, araya karışan, çirkin ve kötüleri de güzel ve iyi yapma isteğimiz ve yeteneğimiz cepde bulunsun, çıkarır kullanırız 
Göğe bakmaya gidiyorun, cümleten günaydın

03 OCAK 2018

18 ocak son tarih ama belki uzatırlar, FÜREYA sergisi çok kapsamlı ve çok güzel. Eserler toplanarak bir araya gelmiş, bir çok resim, ev eşyası ve videolar ile desteklenmiş. Akaretler, sıraevler bir dönem yaşadığı, seramik şeffaf evler yaptığı yer. İki katlı sergi ve odadan odaya geçmeli.
Füreya sanar ve edebiyat genleri taşıyan paşa dedeli bir aileden. Soy ağacı da var. Osmanlı kültürü, cumhuriyet idealleri, Avrupai yaşam tarzı … hepsinin karıştığı bir hayat, Büyük Ada da başlayıp çocukluğu kapsayan yıllar iki evlilik ile renklenmiş diye bilir miyiz. Ben diyemem, bana göre tuhaf evlilikler, zaten yürümemiş de verem olduğunda İsviçre’de bir senatoryumda yatarken seramik ile tanışır Füreya ve hayatın içinde olsun kullanılsın diye yaşadıkça tasarım yapar üretir.
Kitabını okuyalı yıllar oldu, aklımda apartmana kurulan fırın ile ikinci eşi KılıçAli kalmış 😊 sergiyi gezerken hemen hatırladım.
Güzel bir etkinlik şiddetle tavsiye ederim, kimi kızını gelin etmenin yolunu ararken kimi kızlar da aile desteği ile tarihe kazınıyor. Çok resim çekmedim, bana ilginç gelen bir iki şey, çünkü resimler alt yazı istiyor, bir de havasını teneffüs ederek gezmek varken, resimlere bakmak niye ki, meraklısı için süper selfi imkanları var, kendini Füreya ile çekenler gördüm 

04 OCAK 2018

“Yeni senenin Yen’i günleri, eski senenin eski günleri gibi” desek, “her şey eskisi gibi” demiş olur muyuz? Var saydık, dedik, oldu, nedir bu eskiye merakımız, bir kez yaşadık, tekrar yaşarsak , bildiğimiz yerden çıkan sorular gibi mi olacak hayat, bildiğimiz yerler, bilinen şeyler risk barındırmaz, risk olmaz ise başımız ağrımaz, her şey tıkırında, güneşe yüzünü dönmüş bitkiler gibi, paşa paşa büyür, vakti gelince ölür müyüz, mezar taşımızda; etliye sütlüye karışmadı, “sütten çıkan ak kaşık idi, leke nedir bilmedi, iyi ot idi”, yazar mı , yazarsa kimler okur, yoksa mezar taşı okumak unutkanlık yapar diye fetva mı var, fetvalar gönülleri ne eder ????
İnsan dediğin kendi gönlünü hoş edeni bekler, hoş olan gönüller “yetmez ama evet” kıvamından öteye nasıl geçer, hoş olmak mı, hoş bulmak mı ??? Hoş mu erim, Höşmerim???
Hayat da nasıl hoş geçer? Herkesin sorusu, isteği aynı da içten işleme farklı, diller söyler iken kalbe gömülen şeyler sonra gün yüzüne çıkar, ama acı, ama tatlı, amaç şöööööyleeee bi havalanmak, havalanan gönüller havalı olur hava basar da bir önermedir, önermem ama 🙂))
Bi yazasın geldi de, seçme saçma yaptım, ben yaptım oldu gibisinden, bir yerine okurken “eeeeey!” konacak da o da okuyana kalmış 😂
Bonne nuit!

06 OCAK 2018

Pera Müzesinde BANA BAK sergisi var. İlginç, bildiğimiz portreler bilinmedik şekillerde sanat ile şekillenerek karşımızda, heykel, resim ve fotoğraf olarak. Sabun ve çikolatadan iki büstün hikayesi, dede ve babanın bire bir canlı gibi heykeli, aynı gözlere farklı maske ile aynı bakış, cinayet mahalleri, katiller ve maktullerin üçüncü sayfa haberleri, bir ormana gizlenmiş ünlü portreler, bir plaj resmine yapılmış eklemeler … güzel ve açıklayıcı ve anlama yüzdesi yüksek bir sergi, iki kat, bir katta da meşhur bir mimar ve eserlerinin barkavizyon ile sergilenmesi var ki mimarinin sadece gözüme hoş geldiği kadarını anladığım için beni köşeli taşlar çok sarmadı, kedi gibi bakan kültür ve sanat merkezi ile kütüphaneyi beğendim, diğerleri Harry Porter ın okulu gibi idi 😊
Cuma 18.00 den sonra yetişkinlere, Çarşamba öğrencilere bedava, hoş mekan. Dün yemeği Salt Galata da yedik, orası da daha bir güzel olmuş, bir sürü genç ders çalıştığı gibi, iş görüşmesi yapanlarda var, bu arada Perşembe Pazar’ı ışıldamaya başlamış, cadde geçen yıla göre daha aydınlık ve otelli olmuş, İkinci Kat kendini yenilemiş, mekan hoş ve dolu, müzik de var sanki. Işıltılı Haşareler oyunu tek perde 1.5 saat ve güzel, oyuncular dizilerden tanıdık, kapitalist sisteme gönderme, nasıl yutuyoruz, nasıl yutturuyorlar, dayatmalar nasıl isteğe dönüşüyor… hepsiiiii oyunda.
Gezelim, görelim, içimizde çiçekler açsın, bahçe yaparız, çiçekleri koparmayın da yazarmıyız ???? Yazarız elbet, belgeci ve belgesiz bir milletiz hazar 😃
Bonne nuit!

07 OCAK 2018

Oda kapısının ağzına uzanmış kar desenli, çizmevari, kırmızı beyaz çorapların üstünden atladım, masa başında yerimi aldım, yoldaşım bir bardak limonlu su. Yağlarımı çözer umudu ile 🙂 Ama ılık değil, şartlar eksik olunca eylem başlamaz mı??? Başlar da başında kalır mı acaba, bizler girişten hızla gelişmeye geçip süratle sonuç almak taraftarıyız. Aslında hep bi tarafımız var, korkumuz bi taraf olmaktan çok tarafını güncel seçememek, nerdeeeee kendi fikrini aslanlar gibi savunanlar, başkalarının fikrine işine geldiği için aslan kesilenler var, “beyefendi sözünü etti ise emir telakki ederiz!” Burada “beyefendi” cinsiyetçi, ırkçı, siyasi, kişisel … bir anlam taşımıyor, genel yani beyler paşalar gibi yaşayan kadınlar da tek tük olsa da var, kadın kısmı az geride durup savaş çıkarmayı ve savaşın kazanını olmayı sever, kaybeden olur ise o ben olmayım , diye. Öldür öldür bitmiyor bu kadınlar, geçen yıl bir güne birden fazla düşmüş sayıları, artık ne yapalım, nur içinde yatsınlar, yapmadıklarımızın cezası mıdır hayat??? bence öyledir, kaçan fırsat, değerlendirilmeyen imkan, göz ardı edilen tehlike, dinlenmeyen söz, kuyruğu dik tutma, yalaka olarak yaşama … felan fistan bunlar hep vicdana yük, dışardan omuzları çökertir, göz altına mor torba yapar, içerden damar damar kalbe giden yolları kurutur, façayı sağlam tutmak neye yarar demeyelim, “ye kürküm ye” dünyası diye bir şey var.
Amaaaan 18 derece olması beklenen bu pazar sabahında güneşle birlikte doğmuş iken hemen karartma çalışmalarına ne gerek, mücadele tatil bugün! dersek kim kanar ki. Mücadele ara verir ama tatil yapmaz, tatilin niyeti rehavet, fazla yükü tatile yüklemek.
Kahvaltı mekanları mutlu aileleri bekler, sosyal medya sucuklu yumurta kokmaya başlar, aaazzzz sonraaaa!!!! Yalnızlar ve fakirler napacaklaaaaar, napacaaaaaklaaaar …
Fakir ve yalnız hissetmek iyi bir şey değil ama aşılamayacak gibi de değil, eş ve işi hükumet dağıtıyor, faydalanın.gerçi eş dağıtmaya söz veren sözünde duracak zamanı bulamadı, hoş zamanı olup da sözünü unutanlar çooook, aaaaah bu dijital arşivlerin gözü kör olsun, sil sil bitmiyor, yırtık dondan çıkar gibi resimler, çalışmadığı yerden soru gelenlerin paniği, üstüne basa basa verilip de kenarından dolanılan sözler …Teknoloji iyi de iyi yerlerde kullanmayan münafıklar var 🙂
Tahmin edileceği gibi hane halkının gözlerini açmasını bekliyorum, tam da o andan itibaren kahvaltı yapacak hale gelmeleri için bir saatim var, “evin annesi döktürür” diyenlere cevap, “eveeeet” var aklımda bir şeyler, dışarıda kahvaltıya gidecek imkanımız var ama dermanımız yok, evde yayıla yayıla anne hizmeti favorimiz, anne onbeşlik ama “küçüğün rızası var” kıvamında 🙂)))) Aklımızdan geçenleri tabaklara sıralacağız; yazalım, bir iki tur Majong ile zihin açalım.
Ne diyelim BON JOUR ama güne Fransız kalmayalım, Hem “takvimlerden haberin var mı, geçiyor yıllar” tesadüfen yakaladığına tekrar için uğraşacağına önüne çıkana pozitif bak, çalış, o zaman çay koyalım, hep beraber … 

09 OCAK 2018

formüle edilmiş sabahlara formülsüz uyanmak? Nedir formül, neyin formülü, iksir olmasın o? Her sabaha bir iksir mi lazım, bir iksirin bir çok sabahı kapsaması mı lazım, İşimiz büyü ve sihre mi kaldı ? Açılsın Hary Porter okulları 🙂) Bizimkiler alaylı, bir çok insanın devamlı falçısı var, fincana bakanlar ayrı, gökyüzüne yıldız dizenler ayrı, gerçi yıldızları bilimsel ama yeterince bilişsel bulmuyorum.
Hava işe okula gidermiş gibi değilde, dönermiş gibi, dönenlerin yeri neresi, baş tacı dönmeler, baş dönmesinin sebebi mi? Tutku da aşk da yeri gelince hatta gelmeden özgürlük kısıtlayıcı, hem tutkulu hem özgür olanlar tutkunun esaretini nasıl açıklayacaklar, rüzgar yapan dünyaya rüzgar ile karşılık vermek asıl özgürlük. Alışkanlık da bunların küçük hali, halimizin hal olup olmadığını kimler analiz eder, sonuçlara ne dayanır, yürek dayanmaz hazar 🙂
Çelişkilerin çekiştirmesi ile güne başladık, güneşi bekliyoruz, benim beyazlı aile yola düştü, üçünün de beyaz kış giysileri var, yavruyu kırmızı atkı ile ayrıca destekliyorlar, küçüğü servise tıktıktan sonra on adım yürüyüp herkes kendi yönüne ayrılıp gidiyor, ekmek parası, servis parası … arkalarından 15 dakika sonra sabah ezanı okunuyor.
Ayaklı saat gibiyim, akşamdan sinyalleri alıyorum, saati gelenin başında bitiyorum, şimdi kızımı bekliyorum, gelen seslere göre giyinme sırası çoraplarına geldi, aynanın önüne oturması an meselesi, süs püs, poza dönüşecek mi acep, o da toplu taşımada bireysel gülenlerden, yazıyor, okuyor, gülüyor yavrum 🙂)))
Sadık Hidayet okumak insanın yazma hissini öldürüyor, bunları nasıl düşünür insan, nasıl kurgular diye panikliyor insan. Yapamam sanıyor insan, “sanmak” eeeeen büyük aldanmak, caydırıcı, kol kanat kırıcı, o vakit sanmayalım mı, evet sanmayalım, direk konunun özünden sallayalım da olmaz, bi oturaklı yol bulunur hazar.
“tak taak,
kim o, A Ş K
hoşt!” bu da okul yıllarından, defter kenarlarından kahır mesajı, aklıma geliverdi, “geli geli verenler” iyi saatte olsunlar, “gökte ne var gök boncuk, yerde ne var elmacık, kaldır beni dalgacık,hoooop, hhoooo, hoooopbacık” mesajı aldım 🙂)))
Cümleten Günaydın 

10 0CAK 2018

EJDERHANI NASIL EĞİTİRSİN ? (BÖLÜM:1)

Yok ejderham metafor kullandım. Benimki kuzudan ileride, kurttan geride, çakal ile ilişkisi yok, geyikle görüşmez, Kartala sevdalı, Aslana gıcık, kanaryaya daha da gıcık, bülbüle aşık …kafeslenemez, öyle her şey ile beslenmez, kendini sevdirmez derken el kol hareketlerine gelmez, benimki adı ile müsemma Yılmaz,inadına sıkı bağlı, sigara ve BJK ile kanka ötesi … şimdi de emekli bir eş. Artık 24 saat göz önünde ama göz göze değil, 3+1 sınırlarında beraberiiiiizzzzz !!!!

Ben de sabah kalkıp işini gücünü yapan, oyalanmayan, oyalamayan, planlı ve programlı aktif bir eş, yıllar boyunca baba işte, anne her yerde formatı ile 28 sene tükettik, yoksa 29 mu ???? Üç çocuk büyütük mü büyüttüm mü acaba … neyse klasik Türk tipi sorunları aştık da şimdi biraz şaştık gibi. Birinin devamlı varlığına alışkın değilim, bağımlı olmak istemem, bana bağlı hiç istemem, her şey yerine zamanına göre, ayrı hayatlar, ortak zamanlar ideal. Evlilik ile evlendiğini eğitmek bizde çok yaygın, illa ki bir baskın karakter basmayan karakterin ağzına tükürecek, sindirme harekatı bizdeki, gücü yetmeyen pompalı ile mutfak bıçağına göz dikiyor, iki insan arasında anlaşmazlık var ise asla biri suçlu değildir, biri kendini bilmez, biri de karşısındakini görmez ise sorun var demektir. Tabi bu kadar kısa ve kestirme değil, eğitmenler bu sonuçlar için yıllarca okuyup üflüyor. Makale yayınlanınca bi bakıyoruz, “aaay ben de olsam böyle yazardım!” diyenler saç yolduruyor.

Şimdi nereden buralara geldik, kendimi mi geliştirecem, Ejderhamı mı eğiticem, biraz ben gelişsem, biraz ejderha yola gelse olma mı? olur tabi de , bakıcaz artık,

Bu haftadan başladık, pazartesi yazlığa giden Yılmaz soğuktan yılınca dün akşam geri geldi, bu sabah ben evi yola koyup kursa gittim, kahvaltı için erken olunca ben ilacımı alacak kadar yedim, “Hayatım, sen çay koy, kahvaltını et” dedim, Geldim, çay demlemiş ama bir şey yememiş, akşam yemeğini koyup, öğlen için hazırlık yaptım, çorba, salata, pırasa hazırda idi, onlara sigara böreği ekledim, oturup yedik, sofrayı kaldırdım, “derse oturucam, sen de birazdan bize kahve yaparsın” diye bir yol açtım, bulaşıkları da makineye koysa iyi olur idi ama ona daha erken, emretmeden, ihtiyaca binaen vicdan ve merhamet üstüne yol alıp, sevgi, saygı, paylaşım ile çerçeve çizmek gerek.Deneme yanılma ile bir yol bulucaz artık, her an didişmek ömürden hızlı yer, önemli olan yola koyulmak, yol da bir şekilde bulunacak, denize çıkmasını, mavilerde huzur bulmasını umuyoruz,

Aaaaah alışkanlıklar aaaaaah! Kanımızı akışkanlıktan alıkoyan hareketler bunlar. Alışkın olmak, alık alık tekrar etmek gibi bir şey, düzeni kuran biziz düzene karşı çıkanı dertopa meylimiz, halbuki insanlar konuşa konuşa demiş atalarımız. “sabır ile koruk helva olur” diyen de var, “ölümün tek gerçek olduğu bu dünya çok da tın” diyen de var, sonuncunun birazını ben dedim, bölüm bire kapak olsun diye 🙂

14 OCAK 2018

EJDERHANI NASIL EĞİTİRSİN PART TUUUUU!
Beklenti bu ama beklentileri maalesef karşılayamıyorum 🙂 Bu arada Fransızca bilenler “Tüüüüü!” diye okudular ki bu da olur. İnsan kendini okumasını bilmeden karşısındakini okumaya kalkar ise olmuyor, olmadığı nerden belli ??? sonuçlardan, KPS den 70 alan ile almayanın bir tutulması gibi, güvendiğin dağlara kar yağma ihtimaline bakar çok şey, evimizin anamızın …cümle damımızın üstüne kar yağdığı şu günlerde dağ aramak boşuna,”Kar yağma ihtimali sonsuz ise tedbirini alıp durumu kabulleneceksin” der bir atamız, Tamam, bu atayı tanımıyorsanız da Wikipedia ya bakın,aaaaa! bakamıyor musunuz , neden acaba ????
Hepimiz en az bir şey saklarımız bi de üstüne her şey yolunda imiş gibi davranmaya çabalarız. Bunun sebeplerinden biri “elalem ne der”, diğeri “gurur”, bir başkası “kendine içten içe inanma” en önemlisi “sorunu yok sayma” dır kiiii sonuncu hayatın içine eder, ne eder artık o saklayana kalmış. Gizli saklı ile insan doğuştan ilişkilendirilir, her şey oyuncakları saklama ile değil de ilk kabahati saklama ile mi başlar, “ben kırmadım, ben yapmadım” lar zamanla en yakının üstüne atmaya döner, döne döne sessiz kalmalara dayanır durum, hukukta sessizlik “evet” anlamına gelir diyen hukukçu arkadaşım şimdi bu konuda ne der bilemem ama bence hala sessizlik az “evet”, az “delilim yeterli değil,” çok “kahretme” anlamında. Bu arada konu “duvarı nem insanı gam yıkar” a dayanır ve dayalı kalır.
Bu dünyanın sorunları çöz çöz bitmez, çözdükçe kör düğüm olan sorunlar bilirim, “sorunun ustasıyım, konunun hastasıyım” diyen bir ata bulunsa da sorun sorun soruna benzemez.”herkesin derdi kendine” diye ata var ama hem de haklı ata.
Ejderha’nın durumunu zamana yaydık, ben hafta sonu bi Kars yapıp geleyim, yeterince soğumuş olurum hazar, dönüşte duruma bakıcaz,
“dönerse benimdir, dönmezse kendi bilir” diyen ata Sarıkamış’da yatıyor, vakti ile Katerina Sarayının orada oturmuş, yalnız kalmaya Ani harabelerine gidermiş, en çok kaz severmiş, peyniri akşam çayın yanında yermiş, sarı balık ile sarı gelin Çıldır’da buluşmuş, katanaların çektiği kızaklara konulan kürkler Panter Emel’in denetiminde imiş, havaların -8 den -38 e kadar yolu varmış. Trenle gündüz gözü ile dönerken sorunları doğuya doğru pıt pıt dökermiş insan da onları rüzgar toplar uçağa koyar eve gelince “cümlesi sana kapı açar” diye yazmıyor turun broşüründe ama tahminimce öyle 🙂)))))
Sezen Cumhur’un sesi ile; mavi gökyüzünü griye boyayan bulutların size mesajı var, gözünüzü göğe çevirin şekil şekil bakın size uyan yok ise uydurun, alçak ya da yüksek her hangi bir basıncın sebebi bunlar, bir kadife battaniye altında, demli çay yanı başınızda, kovboy filmi ekranda anne ise kahvaltı derdinde, baba ise üç kanepede kumanda elinde, çocuk ise whatsapp’ rüyalarda, konu komşu, hısım akraba durumu ise tahminlere açık ikeeeeen, bir açık kapı, bir açık pencere, oradan bir ışık, ışığın peşinde sayısız umut ….ola bilecek iken olanı biteni bitermeden eşmeye deşmeye, sonuçları değiştirmeyecek oturumlarda “halamın bıyığı olsa amcam olurdu” diye dil dökmeye ne gerek var ????
“Neme gerek altın saray, vermesinler mirastan pay, istemem başka bir şey….” diyen Ömür Göksel’e ses verelim, ömrümüze ömür katanlar var di mi ????
He valla, var, benimkiler bir elin parmaklarını geçti, sayarken, siz de elinizi uzatırmısınız ?????
Pazar pazar doldurdum yine, amaaaaan sağlık olsun, sonra da Günaydın ocak ayında iki tane dolunay varmış, bu ne sanş “bacım” ya da “birader” e çevirelim durumu, ben gününü gününde yazarım, görürüz günümüzü 🙂)))

15 OCAK 2018

Sabahın sabah olmadığı saatlerde karşı blokların üstüne yığılan bulutlar sırtımızı yasladığımız dağlar gibi gözüküyor gözüme, bugün de tepesine incecik bi ay asılmış. Kırılgan, narin, büyüyüp de dolunay olacağına inanasım gelmedi diye sallamadım, tabi ki de etrafında gölgesi var, “gölgelerin gücü adına ” diyenler, eksiği tamamlayan görünmezlerden bahseder, şimdilik He-Man demiş gibi görünse de herkesin bir gölgesi vardır, güneşe ayar olan gölgeler çok makbuldür, korku salar içimize, dışımız “hadi laaaannn!” diye gürlerken içten içe yer bitirir bizi acabalar.
Bi bizim yediklerimiz, bir de bizi yiyenler var. çiğ çiğ yiyenler de uzun uzun çiğneyenler de sonuçta yer bizi. Kendini ikram edenler, kendini tatlı niyetini saklayanlar ile “ben kimseye yem olmam” diyenler çırpıcı çayırında karşı karşıya gelseler ki gelemezler oraların da TOKİ ağzına “tuuuuu, tüüüüüü” demiştir, mecbur sanaldan kapışma gayri, sanaldan kapışanlar ile kaptım sananların seyircisi bol ama “like” yapmıyor alçaklar. Halbuki seçenek de çok, eller ve yüzler de yetmiyor, içimiz içimiz mahkum, parti parti salanlar var onları da anlamaya ömür yetmiyor.
Ömür nelere yeter, nelere yetmezi ????? bunu ancak ölenler bilir, yarım bıraktıkları işler, gerçeğe dönmemiş hayaller, cevapsız kalmış çemkir meler, sorulmamış sorular kalana vicdan azabı olur. Azap her vicdan da yoktur, vicdanı olmayanın merhameti olmaz, adaleti hiç olmaz, “nesi var bunların” diye sorunca zengin cevaplar alına bilir, hayal herkeste var hazar,
Bizim de bi Kars hayalimiz var idi, Doğu Ekspresi içerikli, sonbahar da niyet ettik, kısmet ise bu hafta sonu. Bacımla ben ve kışlık giyisilerimiz 🙂giymediğim kazakları deniyecem, ısı vücut ısımın altına düşermiş gibi. Bakıcaz artık, Kars günlüğü yazıp, pofuduk çoraplı ayaklar arasında çay bardağı, tren giderkene fotosunu instagrama atarım, ayol benim neyim eksik, üstüne fazladan kilom bile var.
Okunmuş kitaplar, izlenmiş, diziler, filmler, oyunlar var onları da bir ara yazarım.
Şimdilik kaçarım da nereye, uyuyanlar var, yoksa bugün pazarın ertesi değil mi, pazarın boyu mu uzadı, “ooooy oooy maygad!” buralara münasip oldu mu ????
Olanlar ile olmayanlar, olacaklara kapı açacaklar, kapı önünde yığılma yapmayalım, olurunu alan, günaydın da alsın, ilerlesin…

17 OCAK 2018

Ocak ayını ortaladık, gezdik, okuduk, dinledik, seyir ettik, bazılarını yazdık, bunlar yazmadıklarım, taze yani 😊
Bımontiada/Sen İstanbul’dan daha güzelsin
Restore edilmiş, harcına kültür sanat katılmış, şehrin popüler mekanlarından, biraz havalı, biraz pahalı, biraz değişik, biraz nostaljik, biraz … eski Bira Fabrikası
İlk defa oyun için gidebildim, Gece bol ışıklı, yağmur altında, cuma akşamı için hoş idi. Gündüz de iyi, ücretsiz avlu etkinlikleri çok iyi diyenler çoğunlukta.
Gelelim oyuna; Anneanne, kız, torun. Üç kuşak kadın 80 dakika boyunca oturdukları yerden tüm salonu duygu duygu gezdirdi. Oyuncular gerçek isimleri ile oynadı, Başak, Ayfer ve Melis , oyunu yazan erkek, kadınları Oya gibi içten işleyenler başımın taaaacııııı! Gidiniz, kızınızı, bacınızı, karınızı, ananızı, komşu kızını … alıp gidin, ağzınız kulağında dönersiniz,
Sadık Hidayet Kitapları; Gümüşlük Akademesinde okuduk, Kör Baykuş, Hacı Ağa, Üç Damla Kan ben bu üçünü okudum, modern İran edebiyatının babası diyorlar ama gurbetlerde ölmüş, kendini bir yerlere sabitleyemediği bu minnoş dünyada tontiş günleri olmamış, çok iyi gözlemci, zıtlıklara, haksızlığa, çelişkiye döktürmüş, içini tam dökemediğinden kendi isteği ile gitmiş, özel hayatını biraz deşmişler ama, edebi hayatı hepsinin üstünde. Hacı Ağa bildik mesela ama adını ya da adlarını çıkaramadım 😊
DAHA filmi; mekanlar, insanlar aynı kitaptaki gibi dedim, bu adam, şu kadın, o olay aynen kitaptaki gibi demedim. Filmleşen kitaplar aynen kalamıyor, yönetmenin ruhu da var 😊 Onur Saylak yönetmen olarak umut vaad ediyor, Tuğba rolüne olmamış, kibar kalmış, konuşmalar zor anlaşılıyor, sert biraz izlerken çıkanlar oldu, devamı çekilirmiş gibi bitti, Gaza rolünü oynayan çok iyi, gidilesi, destek adına görülesi, Hakan Günday ı seviyorum 😊
KABUK/Zeynep Kaçar oyuna destek kitap gibi oldu, bu da üç kuşağın romanı, başında kim kimdir diye bakınırken, sonunu ağlayarak getirdim. “Yürü kız, Sen İstanbul’dan daha güzelsin” he valla 😊
Eve Dönmenin Yollar/Alejandro zambra; Ayfer Tunç -Murat Gülsoy diyaloglarının kitabı ile Şili’ye gittik, darbe, deprem, faşizm, çocuk, anne, baba, sevgili , yazar olma aralarında stadyumun oralarda, aile kayıplarında dolanıp geldik, burası bildik bir yer, dedik mi dedik😔
Bu sene okuduklarımı, seyir ettiklerimi, gezdiklerimi not halinde tutacağım, arkadaşlar ile yarışa girdik 😂 iyi olan kazasın artık 😃

18 OCAK 2018

Sabahları evin içinde dolanırken tv den gelen seslere kulak veriyorum, tabi ki de radyoyu kapadıktan sonra, radyo, tv bizim evde eşler arası ayrılıklardan biri, birimiz gözle kulakla göre duya, birimiz sade kulak ile gönülden duya duya 🙂 Evlilikte farklar renkler, ne kadar fark o kadar renk, o kadar mücadele! demiyoruz tabi, yani cümlenin hepsine katılmıyorum, mücadele zamanla anlayış ve sabra dönüşüyor, kadınlar genellikle eriyor, her anlamda, buhar olup uçanı da var, bilge olup ücretsiz evlilik danışmanı da 🙂
115 çocuğun çocuğu olacakmış, 30 küsur tanesinin yaşı 15 altı imiş, olayı rapor edeni 2 kere sürmüşler, sağlık bakanlığı el atmış denilince bi gülesim geldi, “nedensiz” ama, dedim de kim inanır buna, o halin bu halini tanıdık bize, Bastıııır Ankaragücü! derlerdi bi vakitler, gol olsun diye.Şimdi durum kale boş, en az beş avans, Yağdır Mevlam Su Gibi, sular seller bu sabah gökyüzünden ikram, kuruyan çöllere, çöl olmaya az kalmış barajlara, “Kanal açılınca çöl olacak Marmara” diyen “Deyyuslar” var, kaç kişi kullandığı sıfat nitelikli kelimelerin anlamını biliyor, Deyyyus; kıskanmayan, tanıdığı bildiği dişiyi pazarlayan, azacık da yaşı geçmiş olan. Halbuki burada “kıskananlar çatlasın” durumu var, “haset, fesat” yazsak böyle havalı olmaz , bu yazdığımız yerini bulmaz ama olsun, havalı, bir zamanların “nostalji si, milenyum u” gibi.
Dünyada 400 tane termik santral varmış, bunun 72 si memlekette, çok iyi bi şi imiş, bir ülkede yapılan röpartajlar vardı, orası neresi bilemedim ama insanlar musmutlu, hava temiz, ürün kaliteli,truzim patlak vermiş halde imiş, insanın aklına hemen Çernobil geliyor, sonra soruyor neden dörtte bire yakın bir kısmı bizde, bizim ülke cevher mi, salak sulak diye bir maden mi var, kafayı takmadım, o halin hallerinden biri bunlar, karart ve ikna et, aklını alırım senin!, ahan da aldıııım!!!
Meşhur Nicole Kidman dizisini izledim, bizim ufak tefek cinayetler, ufak tefek yalanlar’dan kopya, 7 bölüm, şu sıra dijitürk de ücretsiz, sonunda kadınlar güçlerini birleştirip kazanıyor, en çok şiddet gören kadın ile psikolog konuşmasına takıldım, “şiddeti belgele, en az birine anlat, kendine gidecek bir yer ayarla, baş eğme, kurtuluş yolları var!” bir kez daha dizi üzerinden gördük ama biliyoruz ki her beyefendi, her hanım efendi potansiyel ve ötesi manyak olabiliyor, olmuşları gizli tutanlar, nereye kadar ????
Dün akşam SARIKAMIŞ/ İsmail Bilgin kitabına şöyle bir baktım, hatta hızlı hızlı okudum da dene bilir, Bölge turun içinde, yazlık kıyafetlerle, çarıklı, çarıksız sabi sübyanı dağlara gömenler kimler ??? deyince bir tek ENVER PAŞA mı parmak kaldırır, “Buyrun benim” diye yoksa kimseden ses çıkmaz mı, fikirler uğruna, daha fazla toprak uğruna bir parça ekmeğin peşinde olanları kullanmak, onlara ahiret vaad etmek … dünyadan umudunu kesenler ile umud kestirenlerin yolu bir yerde birleşir mi, o yol vicdan yolu ola bilir mi, olur ama “vicdan tenha ve siyah ile yeşil arası gidip gelen, maviye yenilmeyen bir yoldur” diye de sabah aforizmasını da salladık, gelsin Günaydınlar, yanında çay da olsun ama 🙂

20 OCAK 2018

KARS GÜNLÜKLERİ 1
Feneri şehir klübünde söndürdük, dışarıda incecikten bir kar yağıyor, dilimizde ninni niyetine; “küşelere su serpmişsem yar gelende toz olmaya, beyle gelsin, beyle gitsin aramızda söz olmaya ”
Öğleden sonra 15.30 gibi geldik, iki saate yakın sürüyor yol, otele yerleşip, Kale Altını gezmeye gittik, Kars hem yüzölçümü hem de nüfusu Küçük şehirlerden, Karsak olan adı Kars olarak değişmiş, Türklerin Anadolu’ya giriş kapısı Kars. Gürcüler Kaleki dermiş, kilit kapısı, Ruslar kaldıkları 40 sene boyunca mimariyi, sokakları düzenlemişler, koruma altında 300 e yakın eser varmış, sokaklar bir birini kesmeyen paralel gitmeyen, küçük caddeler, en büyük caddeye açılıyor, Faik Bey Cad. gibi, Aras ile birleşen, Hazar Denizine dökülen bir çayı, üstünde taş köprüsü, yakınında Namık Kemal’in gelip kaldığı dede evi var, kalesi tepede, çok onarımlardan geçmiş, şehrin başının tacı gibi, Evliya Camisi renkli taş minareli, volkanik bazal taşlar ne ile yan yana gelirse o rengi alıyor, eski binalar da bu taşlardan, Kümbet Cami ya da 12 havari kilisesi, baba oğul kutsal ruh adına üç kapılı, Malta Haç’lı hristiyanlar arasında parola imiş, birbirini tanımak için çizerlermiş, olmadı balık çizerlermiş, son yemek ile ilgili.
Ulu cami duvarlarında içine doldurulup yakılan insanların yağ ve kan izleri var, hiç bir devlet ya da topluluk birlik ve beraberlik adına yaptıkları katliamlardan temize çıkamaz, hatta bana kalsa bir birinin yüzüne bile bakamaz. Ben küçük bir kız iken savaşlar oldu, bitti sanırdım. Meğer küçükten yanılmışım.
Akşam yemeğini otelde aldık, yöresel yemeğin adı piti ya da Bozbay mış, bir tabak, bir yufka ekmeği, bir maşraba içinde nohutlu et, ekmeği doğrayıp üstüne suyunu döküp, kalanı da püre haline getirip yiyorsun, teferruatlı ama güzel 😊
Şehir klüpleri Anadolu şehirlerinin sosyal ve prestijli yerlerinden olur, yemekten sonra gittik, çalgı çengi ısmarladık, bir darbuka, bir akordiyon, biraz dans, gırgır şamata… iyi oldu, bu arada rehber bilgi küpü, güzel de anlatıyor, gezi için hoş ötesi, kan şekeri sorumlusu İnci sağ olsun, turun anası gibi, meyve kurutup getirmiş, elma, portakal, Trabzon hurması süperdi, yarına ne var bilmiyorum ama, rotayı biliyorum ; Ani ve Çıldır, 18 kişiyiz, karıştık, kaynaştık, otel orta halli ama temiz ve personel gayretli, turizim uyanamadığımız bir rüya, uyansak hata görürüz diye hazar, yarın eeeeerkenden kalkıp hava kararana kadar gezi, böyle buralar, evli karanlık ile evine

KARS GÜNLÜKLERİ 2
#kars #kar #Ani #çıldır #soğuk
Yorucu bir gün oldu ama bitmedi, yemekten sonra şehre özgü bir gösteri ayarladılar, yine çalgı çengi işi oraya niyet ettik. Grubun yaş ortalaması bedenen yüz üzerinden elli üstü, fakat ruhlar 18-20 arası, zabaha kadar dens dens ! Olsa itiraz eden olmayacak. İnci’miz yine güne damga vurdu, minibüse çay, meyve kurusu, leblebi, su yetiştirdiği gibi Çıldır’da dilek ağacına bağlayın diye kurdela da dağıttı, Ani girişinde botlarının altına kaymasın diye buz papucu takması, bunları bir yıl evvel satın alması şık hareketler, hele ki yol boyu elimi tutan Hülya, Neşe’nin kiler de çoook şık hareketler oldu. Bir tarafımızı kırmadan 3.5 km buz üstünde yokuş aşağı yukarı gezdik. Ani; kilit şehirde ipek yolu üzerinde çift surlu, nüfusu bir dönem 100.000 kere çıkmış bir şehir. Üç kapısı var, Selçuklu izi taşıyan Aslanlı kapı ki Aslan’ın başı batıya, ileriye bakar, Kars’a bakan Kars kapı ile Hıdırellez kapısı. Ermenilerden , Şeddiler(Kürtler) den, Moğol lardan izler taşıyor.içi kilise den dönüşen camilerle dolu ki kilise izleri duruyor, kilise olarak duran da var. Bir hafta süren depremler yaşamış, geniş caddelerinde aynı işi yapan iki dükkan Yanyana gelmemiş, ticari ahlaktan. Aslında ilk önceleri yeraltı şehri imiş, Gagik kilisesi yuvarlak içini kazı yapan Ruslar götürmüş,Türklerin ilk camisi Ebu Manucher burada, baba oğul kutsal ruh en belirgin Büyük Katedral/ Meryem Ana kilisesinde, üç kapısı var, halk için , kral ve patrik için ayrı ayrı. Polatlıoğlu kilisesinin yanındaki vadiden Şehmeran ile Bozok tan bahsediliyor, fırtınada ki sesler Bozok ‘un pişmanlık feryadları imiş. Kiliselerden birinde güneş saati var, kilit taşı Selçuklu etkisi, geometrik desenler, dik duruş temsili, başı Doğuya bakan kuşlar, Doğudan Mesih bekleyenler, gamalı haça benzeyen sembol, 4 element, hava, su, toprak, ateş i temsil ediyor. Ani yuvarlak geçiliyor, karşı dağlar Ermenistan, Arpa çayı sınır akıp Aras a katılıp, Hazar denizine karışıyor. Her tarafı katmanlı tarih gidip görmek lazım, Ani gelmeyenleri bekler 😊
Çıldır için 2 saatten fazla yol yaptık ve Molakan köyünden geçtik, süt işçisi, otoriteye boğun eğmeyen, Haç’ı kabul etmeyen, silaha karşı duran, kiliseyi red eden bu asi toplum Rusya’dan sürülmüş, buradan da Kanada’ya göç etmişler Rusya’ya dönmüşler, bugün orjinalinden bir kişi kalmış, Tarık Akan’ı da son filmi ile andık, bu köyde çekilmiş film, konu da bir molakanlı
Çildır gölü biraz donmuş ama üstünde kızak gitmiyor, çünkü buz kırılıyor, biraz yürüdük, kıyıdan giden kızaklara binenler oldu, Ren Geyikleri çekmiyor diye ben binmedim 😃
Sarı balık yedik ve beğendik, manzara da güzel, tesis iyi niyetli ama çok yetersiz, yarın Sarıkamış, köy evinde kaz ve şehir turu ile peynir alışverişi var, on kilo üstü kargo yapılıyormuş, 40-50 kg ya niyet eden var.
Kars bu sene üşümemiş, kış sınırlarımızı bekliyor hazar, vizesi yok, hakkettik ama di mi??? Her güzelliğin ustaca içine tükürmek fıtratımızda var 😬

KARS GÜNLÜKLERİ 3

Akşamdan sabaha mide olarak hazımsız kalıyoruz, çünkü yiyoruz, üşüyoruz, sıcak içecek tüketiyoruz, yani midemiz de ayaklarımız her daim hazır ol da 😊Ammaaaan bi daha mı gelcez Kars’a.
Güne Sarıkamış şehitlik ile başladık, Saray’ın damatları sidik yarıştırırken olan askere olmuş, tepe tepe andık şehitleri ve kahraman komutanları, o vakitler hiç olmaz ise askerin başında gidip, gerekir ise sonradan kaçıyorlarmış, bkz. Sarıkamış’ın damat komutanları 😬
Kademe kademe tepeye tırmandık, ilk önce Katerina Av Sarayı; çar hanıma yaptırmış, bu arada hanımın adı Aleksandra, kendi aralarında Katerina mı derlermiş bilemedik, adamın günahını almayalım şimdi, az öteye de astım hastası oğluna bir köşk yaptırmış, ana oğul neden ayrı, koca saray??? Demedik 😂 bölgede sarı çam var, bu ağaç ile geçmeli yapılmış binalar, sarı çam bir burda, kristal kar bi de Alpler de var,
Kayak merkezinde iki kademe çıktık indik, ortada salep içtik, eşsiz manzarada sessizliğin tadını çıkardık, resim neyin çekmedik, şiddetle tavsiye edilir, şiddetli de soğuk ama.
Öğlen yemeğinde bulgur pilavı üstü kaz yedik, mini alış veriş yan odada idi, arkadaşlar kaz yağı almış, ağrılara iyi gelirmiş, birisi ayı yağı da denemiş , netice alamamış, kaz yağını akşam düştüğüm yerlere bi denicez bakalım 😊
Şehir müzesine gittik, 65 milyon yıllık dinazor kemiği var, kadınların süs eşyaları ile kapıları bi de çeyiz sandığının kilimden yapılanını çektim, kadınlar MÖ 2000 civarı takı takınmaya başlamış, hazar ilk aynaya da o aralar baktılar, obsidyen taşı ilk ayna, bu bölgeden çıkıyor, şimdilerde neşter ucu yapılıyor imiş Göz yaşı şişelerine ağlayan kadınlar yerlerine köle tutmuşlar zamanla, “mini şişelerde biriken tuz, savaşa giden kocaya özlem ölçüsü olunca kendinden emin kadınlar kendilerini boşa harcamaya gerek görmemiş” ilk yalanlardan, taze aldatmalardan mış dedi rehber, benim yorumum da ola bilir 😃
Fetihe Cami ni gördük, bire bir Atatürk heykeli, Ruslardan kalma şimdi devlet dairesi olan binaları, bir meşhur otelini, Baltık mimarisi imiş,
Yol boyu biraz halıcılık konuştuk ki şimdi çok azalmış, çift düğüm, yün üstüne yün halılar tarih olmuş sayılır. Bu arada dünyanın en eski halısı Rusya’da ve 4000 yıllıkmış.
Biraz cirit konuştuk, Kekeç köyü meşhurmuş, resmi ve kara diye iki şekil oynanırmış,
Yarın uzuuuun bir tren yolculuğu ile dönüş var, arkadaşlar çok hazırlandı, bayağı heyecanlıyız, dedikodu bizden önce giderse, bazı istasyonlarda siz de şu var mı, bu var mı diye camı tıklatan halk olabilir 😂
Turun malzemecisi İnci, Hızlandıranı Neşe, hizaya sokanı Hülya, Sakini Ersin … dahası da var, ekibi takip et, turu zihnine kahkaha olarak kazı 😊Her şeye hazırlıklı ve kafaya bereden başka bir şey takmayanlar çok olunca huzur da oluyor, maşallah, hem de tuuuu tuuuuuu maşallah 😘
Eve dönünce genel değerlendirme yazarım, ama önce sırada Doğu Ekspresi ile batıya giden tur ve yiyecekleri var, Erzurum’a cağ kebabını akşamdan mı ısmarlasak diye oylama yapıcaz, sipariş keteler sabahın köründe ambalajlı gelsin diye bastırıp, pencere önüne koyduğumuz peynirler sabaha donar mı … gibi mühim meseleler hakkında istişare yapalım diyoruz, herkes önüne soda, ada çayı gibi şeyler de dizecek ki sabaha mide ve bağırsak hazır olsun, aaaaah bu turların gözü açık olsun

Ranzanın üstünü bacıma verdim, o uyudu, ben zifiri karanlıkta homurdana homurdana giden trenin alt ranzasında uykumu ve Sivas istasyonunu bekliyorum. Belki yollar aydınlanır, ışıklı evler, tabelalar görürüm diye umuyorum. Güzegah; Kars, Erzurum, Erzincan, Sivas, Kayseri, Kırıkkale. Son duraktan Ankara’ya otobüs, sonra hızlı tren, metro, metrobüs… yazarken yoruluyor insan.internet istasyonlarda geliyor, aralar ağ hatası, geçtiğimiz yerler fakir, ıssız, çorak, hiç gelişmemiş. Nerdeeeeee Heidinin köyleri, nerde filmlerde gördüğüm yabancı köyler,
Sadece köyler mi, iller ilçeler… her yer içler acısı, büyük lafların teğet bile geçmediği yerler buralar, kar manzarası azaldı, çıplak dağlar, kıvrıla kıvrıla kış sularını taşıyan dereler, büyük nehirlere koşan çaylar tren yoluna yoldaş, besi hayvanından çok tilki var, tezek dağları bile bahçe çiti kadar. Memleket manzaraları karanlıktan karanlık.
Adı Ekspres hızı kaplumbağadan hallice trenler değişmiş ama gelişmemiş. Hala ya çok soğuk, ya çok sıcak, hala dizeller durunca sarsılarak ayrılıp, daha fazla sarsılarak birleşiyor, yemek vagonu Fastfood olmuş, olanı da üç saatte bitiyor, ikmal 5 saatte bir, ya fakirlere ya da macera isteyenlere tren.
Turun bir vagonu var, İnci’miz mor çiçekli tren pazenini giydi, mor şalı da omzunda elinde poşeti; “çay var, kahve var, kuruyemiş, hurmaaa” diye dolanıyor. Hülya’mız on dakikadan fazla durulan yerlerde hemen gar marketine koşuyor, öğlen Erzurum cag kebap getirttik, yediklerimi değil saymak, düşünmek bile istemiyorum 😔ikram geniş çaplı, sanki erzak vagonu 😂
Sesli isim şehir oynadık, her kelimenin son harfi ile devam edenden, komik oldu, çoook güldük, internet olmayınca Gogol Efendi işe yaramıyor.
Hala Sivas’ın ışıklarını bekliyorum, içimde büyük şehir umudu var. Kars’a bir gelen bir daha gelirmiş, tekrar geliş sebebim ne olur merak ediyorum, tekrar halinde ikimizde bugünden kötü ola biliriz, o vakit anılarla bilgi yoklaması mı yapacağız??? “Uzun vadede olanları kader yazar, kısmet kapı açar” bu da Doğu Ekspresi aforizması, Yanyana geçen trenler var, çok ışıkla geçti, ısrarla Sivas bekliyorum, kandıramazsınız beni 

Yolu kolayladık,Ankara Hızlı Tren Garındayız. Bu sabah yağmur var Ankara’da, kara çevirmeden hızlıca gideriz buralardan. Günlerdir AVM ve simit görmedik, valizi emanete koyup kahvaltıya geldik, gözleme yedik tabi ki de, Kars fiyatlarından sonra iki menü alana üçüncü bedava, damak tadımıza ayar gerek, gezi boyunca huzuru tuvaletlerde buldum, desem yalan olmaz kiiii benim böbrekler idmanlı, on saati rahat karşılarda tren salladıkça sallana sallana yola düştüm. Bu arada dağ dağa kavuşmaz ama insanlar kavuşuyor, Konyadaki kuaförüm ile burun buruna geldik 😊
Sivas beklediğime değdi, Işıl Işıl, düzenli büyük şehir, sonra Kayseri’de de uyandım, orada ışıltılı ve peron kalabalık idi, yatak, yorgan, yastık rahat ama rüya yok idi, hazar rüyanın içindeyiz 😊 sabah kompartmanı şiir gibi yaptık, lavaboyu sürtesim, camı silesim de geldi. Aaaaah o treni tüm vagon bize verecekler ki alem yataklı görsün 😂
Eve doğru makineye renklerine göre çamaşır atarak, kocama bıraktığım evi neresinden tutsam diye sorarak, kafadan konuşarak uyku uyanıklık arası gideriz, sanırsam, yiyecekleri dağıttık, artık cüzdandan yicez 😊
Kahvaltı ile başladık, bekle bizi Eeeey İstanbul! Yer aç metrobüs, din yağmur, genişle gönlüm, hovarda kal ruhum! 🙏
Eli bol, gönlü geniş tur arkadaşlarım ne güzel günlerdi, tekrarını dilerim 😘

24 OCAK 2018

GİTTİK , GELDİK , KARS GÜNLÜĞÜNÜN FİNALİ

Yazamadıklarım, belki de tekrar yazdıklarım burada 🙂 Geniş özet yapıyorum, yeni gideceklere rehber olsun.

Kars için en iyi mevsim kış, en iyi yol tipi, giderken uçak, dönerken tren. Görülecek tüm binalar ve eserler Ruslardan ve daha eskilerden kalmış, imar için kendi topraklarından çıkan volkanik, bazalt taşı kullanıldığı için, onunda rengi genelde kara olduğu için, zamanla daha da karardığı için esmer güzeli kars, yapılaşma fakirlik kaynaklı, zevksizlik odaklı olunca güneş altında şirin bir şehir diyemem,kar çirkinliği örtüp gizemli yapıyor, kar yağmaz ise kimse gitmez, zaten kendi nüfusu da az. Geçim kaynağı hayvancılıkmış ama o da ölmüş, neden acaba ???? Bu arada tarihi binalara ek yapılan balkonları da görün, pimapen uzatmalı, ferforje parmaklıkları beyaz boyalı.

şehir merkezinde bir otelde kaldık, en eski otellerden biri imiş. Odalar bakımsız, banyo sular altında kalmaya müsait, ilk girdiğimizde çoğu oda kokuyor idi, tvler ve buz dolapları genelde bozuk. Yatak temiz, yemekler de iyiye çok yakın, personel ilgili ve ayarlanamayacak derecede sıcak, sık sık cam açtık, hatta kısa süreler açık bıraktık.

Turun ulaşımı ve bağlantıları güzel, program tıkır tıkır işliyor, şehir içinde pek yoğun bir gezme yok ama sanırım yeterli, sokaklar buz, çamur, tenha. Hiç yürüyen ahali görmedim, öyle vitrin bakılacak bir durum, AVM hiiiiç yok, Tokiiiii duyuyon mu beni:) İlk gece Şehir kulübünü biz istedik, yemekten sonra gittik, fiyatları makul, Akordiyon, darbuka ile bir üçlü geldi, eğlendik, parası gönlünden ne koparsa şeklinde bize ait idi, bir birimizi memnun ettik, İkinci gece turun bir organizasyonu oldu, Aşıklar atışması, yerel halk dansları. 18 kişinin 12 si gitti. Mekanı görünce anaokuluna geldik sandık, bildiğin kahve, renkli sandalye, renksiz masa, ortada soba, ses ayarı olamayan bir sistem, yerler beton, garipler dizlerini yerlere vura vura oynarken üzüldük valla. İyi bir ücret verdik, kendi imkanlarımızla eğlendik, aklımızda sobada pişen kestane ile isim isim para toplayan aşıklar kaldı ki hiç hoş değil, Mekana turun ağası hanımefendi de geldi, bir itibar, bir itibar, fakat karşı masada ben hırkayı omzuma atarak oturunca, grubun ağası baskın çıktı, halaya kalkınca sahnede kim var ise garsona kadar hürmetle önümde eğildi 🙂)))) Elimde değil kalıbım ve saraylı havam var. Üçüncü gece bir şey istemedik artık. Tren sabah sekizde hareket ediyor.

En yorucu gün Ani’ye gittiğimiz gün, buz üstünde 10.000 adım, saydırdım. Tarihe ilgisi olanlar için güzel bir yer, hatta tarihin katmanlısı orada, bir yan uçurum,karşı dağlar Ermenistan, sınırı Arpa Çayı çiziyor. Gezdiğin yerleri tekrar görmeden başladığın yere dönüyorsun, Arkadaşların elinde kolunda düşüp şaşmadan her yerini gezdim, gördüklerimi ilgi ile izledim, bu arada rehber çok başarılı, teklemeden takır takır, sorulara cevap veriyor, bir de ertesi gün önceki günden sözlü yapıyor.

Aynı gün Çıldır da yaptık, göl ancak üstünde yürümelik buz tutmuş, o da güvenli değil, kızakla suya düşenler de olmuş, kızaklar artık kıyıdan gidiyor, manzara dağlara doğru bakarsan güzel, kıyıda derme çatmadan hallice bir lokanta, tuvalete gitmedim bile ama kokusu etrafta dolanıyor idi, su yokmuş, buzdan su yapıyorlarmış, sobalı bir ek odacıkta yedik içtik, artık hijyen hak getire, ben balık yedim, beğendim, alternatifi köfte ama balık iyi bence. yanına turşu, ezme, küflü peynir,salata,üstüne çay ile helva geliyor.

üçüncü gün Sarıkamış yaptık, Burası da turun en soğuk yerleri, Anıtı ziyaret edip, Katerina sarayına çıktık, şehre bakan balkon gibi, çamların arasında harabeye dönmeme sebebi çoook sağlam yapılmış olması, bakım yok, “otel olsa da kurtulsa bari” diyor insan. Kayak merkezine gittik, orası da iki aşama. Biletler aşağıdan alınıyor, yarısı 5, tamamı 10tl, İlk çıkış bayağı uzun, çıktıkça üşüyorsun, indiğin yerde bir cafe var, bir salep 12tl, suya karışandan, alsın ,bir şey demiyorum da aldığından hizmet payı ayırsın, bir tuvalete bir temizlikçi tutmak için kaç salep satmak gerek ???? Yoksa temiz tuvalet kaç salep sattırır mı demeliyiz. En tepeye kadar çıktık, kayakçılar iniyor, biz inmeden döndük, inerken manzara müthiş, karlar güneş vurdukça mücevher gibi parlıyor, sessizlik anlatılmaz, ağaçların üstünde bulutların altında … süper bir deneyim, en sıkı burada giyinmek gerek.

Dönüşte şehrin kalan binalarını gezdik, hepsi Rusların eseri, bazıları kiliseden cami, bazıları konaktan resmi bina, biri de saraydan otel olmuş. Sonra da alış veriş, Kars fakir şehir, insanı mazlum, üstünde bir ağırlık var.Ammaaaa peynirciler hariç, epey bir alış veriş oldu, fiatlar İstanbul ayarı çıktı, neyse hepimiz elimize bir poşet yaptık, Kargo yapanlar da var. Otelin aşçısına Kete de ısmarladık, ondan da çoğumuz bir poşet yaptı. O gün öğle yemeğini bir köy evinde yedik, Tandırda ekmek pişirdi nene ama sofraya bir sıcak ekmek gelmedi, güya şehir hayatına bir gönderme olsun diye tasarlanmış, farkı görün gibilerinden, fakir ama doğal her şey der gibi de bizim gruba olmadı, iki genç kız vardı belki onlar bilmiyorlardır ama gerisi, en azından görmüş hatta ekmek açmış bile ola bilir. Bulgur pilavı üstüne kaz ikram edildi. Köy evi ise yemek yer sofrasında olmalı, oturan oturur, oturamayana tepsi, fakat herkesi masaya dizdiler, masa sandalye de feci rahatsız idi.İnsanlar hizmetli hörmetli ellerinden geleni yapıyorlar da geliştirme turun işi. İlginç, nostaljik derken sekiz olmanın gereği yok.Zaten ticaret yapanın ruhu yok. Para ruhu satıyor, satın alamıyor.

Öğlen yemekleri ücretli ve turun ayarladığı yerler, “insan en az yarısını tur götürmüştür” diye aklından geçiriyor, çünkü, bakıyorsun, görüyorsun, çarpıp bölüyorsun, elde var 1 diyemiyorsun, elin açık kalıyor da ne gam, heeeeeer yerimiz cereyanda hazar 🙂

Tren yolculuğu güzel bir deneyim, şu araya gençler gidip gidip geliyorlarmış, Kondoktür çoğunu tanıyor, kompartımanda partiliyorlarmış, hortum ışıklarla süs yapanlar, yılbaşı ağacı gibi dolana dolana ışığa sarılanlar, yeme, içme … gırla. Bir yer tutmaktan üç kompartıman yan yana hem samimi hem daha ucuz.

Turlar tüm vagonu satın alıyormuş, arada yabancı olmuyor yani, bizim arkadaşlar eli bol, gönlü bol, ikram ikram bitmedi, binerken alış veriş yaptık, yiyecek bitiyor çünkü, 10lt lik su alıp binen var, arkadaş ara ara “su isteyen” diye ünledi. Muhabbetin dibini bulduk sayılır, uzun saatler tüm kapılar açık, tuvalete gidenlere çetele tutuldu, istasyon binasını gören, hemen ismini haykırdı, toplaşıp yorum yaptık, Kars, Erzurum,Erzincan vagon vagon üstünde “parayla satılmaz ” yazan kömür çuvalları ile dolu. Vagonun etrafını dolanan birini arkadaş ” Hacıııııı! günaha giriyon Hacıııı!” diye doğru yola çevirdi, tren gidince geri dönmüş mü dür ???? Erzurum’da istenirse trene cağ kebabı geliyor, biz istedik, kimi beğendi, kimi beğenmedi, bi hoşluk oldu.

Erzincan’dan geçerken “Fahriye Abla ” şiirini hatırladım, yarısına kadar okudum da 🙂 Aaaaaah aaaah şimdilerde olsa Erzincan’da bir Fahriye Abla, vesikalı Fahriye ya olur, ya da ölür, Trenin Erzincan, Erzurum’dan geçtiği yerler çok fakir, döküm saçım yerlerden geçiyor, daha güzelinin içerlerde olduğuna inanamıyor insan.

Tren Kırıkkale’ye kadar, tamirat varmış, kalanı otobüs, bir saat kadar sürüyor yol,Hızlı treni bekleyenler AVM de ağırlanıyor, tabi ki de altında Mado, üstünde Starbucks var. Dışarı çıkmaya gerek olmayan bir yer ama ben çıktım yine de ,”bildiğim yer ayol!!! ” demekle hava atmış olmam.Antalya, Ankara Konyalı’nın alış veriş ve tatil yönü, 18 sene ben de her iki yöne gittim geldim.

Hızlı tren çok da hızlı gelmedi bana, arada 250 yapıyor ama çok yer 80-90, 4 saatte geldik, ilk okuldan beri ilk defa “gürültü yapmayın, biraz sessiz olun” diye ihtarlar alan bir grupta bulundum, hem sesli, hem de bizzat gelerek, Sohbet çok iyiydi, sayımız tümden kapatmaya yetmediği için oldu bunlar 🙂Arkadaşı tam gördüğü yerin Kirazlı olduğuna ikna ettim, karşımıza Sapanca Gölü yazısı çıktı, Bunu sessizce nasıl sindirelim, daha bunun gibi neler, neler 🙂))

Pendik’ten eve üç saatte geldim, Kızım da Konya’da Babannesi gile gitti, Yemek resmi atınca, “ben de yoldayım, çok açıktım” diye yazdım aile grubuna, mesaj alınmış, eşim yemek yapmış bana, Oleeeeey! dedim, valla. Aaaaah, anlatmak ve anlamak işlemi zaman alıyor evliliklerde, genelleşemiyor bi de, 30 seneye yaklaşırken ilerleme olması güzel, “ya hiç olmasa idi” diye de tedirgin, gergin… ve benzerlerinden değilim. Olmazsa olmazım yok benim, “olur ise olur, olmazsa bi oluru bulunur” cuyum ben 🙂

Sonuç; Terminal Travel ile giderseniz Rehber Kadir Bey’i ısrarla isteyin, Simer Otel de kalırsanız, direk sahibine şikayetlerinizi bildirin, Kars gecesine 75 tl vermeyin, Şehir kulübüne Akordiyon ile Erol abiyi getirtin. Sarıkamış’ta sıkı giyinin, Ani’yi gezerken ayakkabınızın altına buz patiği takın, Şöförün adını bilmiyorum ama arabayı güzel kullandı, kuralına kaidesine uygun gitti, onu da rehberle beraber isteyin.Rehber ücretli , şikayetlerin sahibi de turun sahibi son gece dağıtılan anketlere dökün içinizi.

Kars’a kışın gidin, doğuyu görün, dağları yeşil, kırmızı, sarı renkli Erzurum’u, Fahriye Ablanın Erzincan’nını gündüz gözü ile görün. Küçüçük bir odada internetsiz kalın, uzun uzun uzaklara bakın, toplaşıp, isim şehir oynayın, geyik çevirin, gülmekten çişiniz gelsin, vagonun iki yanı tuvalet korkmayın, hem artık deliklerden raylar görünmüyor, esmiyor tuvaletler 

25 OCAK 2018

“Yemekteyiz” ve benzerleri bence kurgu değil, ruhunun iç derinlikleri kötü insanları bilerek seçiyorlar, olay kendiliğinden kuruluyor. İnsanın cahili makbul, cahil kurnazın elinde şekil buluyor, insanın kendini bilmemesi, kendini bilmeden karşısındakine anlam yüklemesi , iki cahilin “bir berber bir berbere bre berber …” halleri, tekerlemenin teker olması, bulduğu yokuştan kendini koy vermesinin, kar lastiği ile ilgisi, yolun konuya dair bilgisi … nereye dayanır, dayandığı dağlara kar yağanlar kardan adam yapınca yine de adamını bulmuş olurlar mı ????
Sabah bulaşık makinesine eğildim, doğrulamadım, günü tedavi amaçlı aylak geçirdim, Allah kimseyi tedavi amaçlı bile olsa tv karşısına yatırmasın, iyilik ile ilgili bir şey yok, radyolar bile öyle, “kimlerden özür dilersiniz” diye başlık atılan programa katılan kızcağız kendini bırakıp giden sevgilisinden özür diledi, bir başka erkek arkadaşı ona kahveye gelmiş, tam çıkarken sevgilisi gelmiş, hatta gelmemiş, kapıdan dönmüş. İnsanların inandıkları şeylere başkaları da inansın diye ısrarcı olmaları tuhaf, tv izlemesinin için şanslıyım, arada gördüklerimi bile hazım edemiyorum.
Mother filmini izledim, Oscar adayları arasında, tarzım değil ama kendimi yenilemeye çalışıyorum, hayatın ölçüsü yaptıklarımızla değil, yapacaklarımız ve yapabileceklerimiz ile.İlginç bir film, “her şey bir rüya, uyandı, uyanacak ” tarzında, fantastik
Akşam erkenden iniyor, uzun gece, geç gelen sabah, haset fesat insanlar, intikam üstüne planlar, sitemler, imalar , mevsim kış hazar. Bir kükürt banyosu alıp, üstüne kurşun döktürsek, en üstüne kaymaklı ekmek kadayıfı yesek, bir birimizi yemesek olur mu ????? Sıkıntıdan profil resmimle oynuyorum, iki saat sonra bi daha değiştirecem 

29 OCAK 2018

Erkenden kalktım, limonlu suyumu içtim, radyomu açtım, çayımı koydum,günlerden pazartesi, yeni başlamalara mı yeniden başlamalara mı orası karışık biraz ama genel olarak kılıçı elindeki She-Ra gibiyim, Hazırıııııım!
Hiiiimeeeeeen! nin bayan olanı Şiraaaaa 🙂 doksanlarda çocuk sahibi olanlar iyi bilir, sabah kuşağının çizgilerinden,çocukların kahvaltı saatine denk geldiği için beraber izlerdik, Kılıç, balta iyilik uğruna sallanır, iyiler kazanır, güzellik baki kalırdı, sonra Ninja’lar, Robotlar … derken atari oyunları geldi. Teknoloji eli ile şiddet zihinlere kazınmaya başladı, Şeker Kız Candy bile telefona oyun oldu, Genç Gezgin ise mazi . Öyle bir oyun vardı, haritada bir yere tıklıyorsun, gezgin orada gezip, yiyip içiyor, tane tane anlatıyordu, en sevdiğim oyunlardan idi.
Yeniden başlamak için illa ki tarih atmak gerekiyor, insanın fıtratında ani geçiş yok, önce kesinlikle inanması gerek yeniliğe, yeniden başlamaya, süre koyacak, o süre içinde eskiden umudunu kesmeyecek, eski istediği şekle gelirse yenilemeden vazgeçecek, “eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı” diyenler eşyalar için söylemişler, duygunun yenilenmesi zor, şartlarla değişmek emek istiyor, emek de idareli kullanılan, harcamaktan çok saklamak eğilimli bir enerji. Aniden yalap şap ortaya çıkanı şaşırtıcı, kısa süreli kaos, onunda enkazı, hasar tespiti felan filan…
En iyisi pazartesi, yedi günde bir geliyor, sayması kolay, arkası tatil, önü arka arkaya iş günü,bu pazartesi olmadı, gelecek pazartesi, hatta hem ay başı hem pazartesi daha da güzel, doğum günü, yılbaşı pazartesi olursa uzun başlangıçlar için kebap!
Amaaan hepsi hikaye, insan kendinin masalcı başı, “anlat, anlat pek heyecanlı” diyen içimize dış ses ile “bu sefer kesin, bu defa oldu say, sildim, yaktım, yıktım, arkama bakmadım …” ikna bildiğimiz, tekrara düştüğümüz bir şey.
Eeeeee napcaz şimdi???? Valla, kaldığımız yerden devam, yeni başlangıçlara gerek yok, eskiyi gözden geçirip, analiz edip, hata, yanılma, yanma … tespiti yapıp, ileriye doğru yol alacağız. Beyaz sayfa siyah beyaz Türk filmlerinde fakir kızın günlüğü, bir beyaz sayfa açıp, unuttum, sevmiyorum yazıp, kapıyı çalan sevgiliyi anında af edip, boynuna sarılıp, yanak yanağa gelip, sağ bacağı dizden kırıp havaya kaldırmak, “havalar uçucam, az sonra” mesajıdır. Bu benim şahsi fikri, başka beyaz sayfa bilenler varsa açsın.
Haftanın sakin olmasını bekliyorum, geçen hafta memleketin öbür ucuna gittim geldim, iç ağrım hafif geçer gibi olmuş idi baktım, o da gidip gelmiş 🙂“yarim senden ayrı gezen yürek değil beden oldu” ne güzel bir türküdür, öyle yanımızdan ayıramadığımız şeylere her yerde yer var. Gelince belim tutuldu, biraz açıldı ama ağır çekimle hareket eder gibiyim. Hafta sonu annemgilde eski arkadaşlarla yemek yedik, güzel güzel eskiyi karıştırdık, Çevre Tiyatrosunda Semaver Kumpanyanın Akşam Yemeği oyununa gittim. Yemekler gerçek, iki perde, bildik dizi oyuncuları, salon dolu, oyun da biraz uzun ama iyi idi, Çoluk çocuğuna kol kanat gerdim sanan ana baba mesajını alanlar almıştır, Muhtelif Evhamlar Kitabı / Ömür İklim Demir / öykü bir solukta okudum, satır satır ruhuma eş yanlar buldum.
Temizlik yapmak, başka kitaplar okumak, hafta ortası bir sinema yapmak, Fransızca derslerime çalışmak, kendi kendimle baş başa uzun uzun oturmak istiyorum, haftalık planım programım budur, Sürprizlere mecbur açığım, 31 ocakta tutulacak aydan umutluyum, kızımı özledim, pazar günü gelmesini bekliyorum, hafta sonu bir oğlum İzmir’e gezmeye giderken, öbürü tezini sunacak, boş vakitlerimde örgü öresim var 🙂)))
Cümleten günaydın, kışı görmeden bahar gelecek bu gidişle, baharı hangi su besleyecek o meçhul, savaşları çıkaranlarla, savaştan medet umanların iki yakası bir araya gelmez diyenler var, yakasız gömlek giyenlerin icadı mı bu savaşlar ??? Ömür Barış ve Huzur özlemekle tükenecek, kesin bilgi

31 OCAK 2018

Kim kimi neden kandırıyor, ne kazanıyor, yalana ihtiyaç duyulmadan olmuyor mu, abartmanın içine yalan katılmaz ise çok mu sade olur, sadece, sence, o durum bence, neye göre …neyin kafası bunlar, kafayı nereye vursak açılır, içi açılan kafaların dışı yaldızlı, yıldızlı ambalajla sunulur mu, işin sırrı satışta mı??? satış bir beceri, bir ikna kabiliyeti de hitap edilen topluluk seçme olmalı, seçilmişlerin seçmesi bitmez, bir seçen bin kez seçilir mi seçilir, biz ona kategorize etmek diyoruz.
Günler uzamaya başladı, pencereden sabah manzarası genişledi, sabah sabah ucu bulutlara komşu binalara uzun uzun baktım; su kaynakları aynı, doğal gaz, elektrik,yol, okul kaynakları da aynı iken bu kadar insan istiflemenin sonu nereye kadar, sonsuz mu toplanma, toplananlar çarpıldıklarını ne zaman anlayacak, “emlak savaşları”, “emlak barışları” na dönecek diyenler, dış kaynaklı diziler 🙂 Bizde savaşa gerek yok, binlerce onbinlerce, onyüzmilyonlarca bina, boş boş bakıyor halı çimli mini bahçelerine, havuzları boş, saksıdaki ağaçlarına isim kazımak mümkün değil, gölgesi bile yok onların.Her sabah kahredecek bir sürü şey bulmak mümkün iken, mutluluğun peşinde koşmakla, “tuttum, yakaladım, hatta yaşadım…” geyiklerine mahkum hayatlar. Neden abartılı hayatlar, hele düğünler, yeni döşenmiş evler, her parçası ayrı marka giyimler,koldaki çantalar, parmakta yüzükler, tek taşın dayatması, kahvaltının serpmesi, etin havadan tuzlananı, gezmenin oteli, arbanın modeli … hepsinin sebebi inşa edilmiş mutluluk, planlarsak olur, “Beton ranttır, rant hayattır” ın açılımı mı bunlar,
Haberlerden uzak durmakla olamıyor habersiz olmak! Gördüklerini anlayanlar ve anlatanlar var da onları bulan var, bulamayan var.
Tolga Karaçelik / Kelebekler filmi ile Sundance Film festivalinde ödül aldı, sinemaya gelir diye bekliyoruz, Ümit Ünal /Mutfak Sırları’da salon sırasında, bağımsız filmlere hayat çok zor, şirket olmayınca ticaret olmuyor, abuk sabuk zehir saçan afyonlular 3-5 salonda birden, mesajı olan, göz açan arşivlerde, internete düşenleri yakalıyoruz, şimdilik. Bu arada “Rüzgarda Salınan Nilüferler” hiç bir yere düşmedi. 🙂
Dün Nar/Ümit Ünal, Sarmaşık/Tolga Karayel izledim, biri youtube de öbürü google de çıktı. Salonda oynadıkça bilet alıp gidiyoruz, bunlar millet faydalansın diye ortaya bırakılanlar, ikisi de güzel tavsiye ederim.
Hayat da bir roman, filme uyarlanmış hali yaşamlar, herkesin filmi kendine, göz kapakları kapandı mı açılır yürekler, ister rüya de ister hülya, kendi sinemalarının seyircisiyiz, alkışı hak eden yapımlara övgü arar durur muyuz ??????
Cümleten günaydın, Çanakkale’ye 15 termik santral müjdesi aldım az evvel, bu yaz truzim patlar artık, son ağaçlar, son kuşlar … her şeye yeniden başlamak ile son vermek arasında hayatlar, bu ne yaman çelişki anneeee!!!!

Reklamlar

36.İSTANBUL FİLM FESTİVALİ İZLENİMLERİ, BÖLÜM 1


Festival 36 yaşında, birlikte yaşlanıyoruz. Son yıllarda önceki yılların salonlarına, filmlerine, seyircisine, mekanlarına bir özlem var. Bu sene geçen yıla göre daha iyi, ben Beyoğlu taraflarındayım, gittiğim seanslar dolu idi, sessiz sakin, ilgili, bilgili seyirci, filmler de fena değil. Seviyorum sinemayı, ruhumun sınırlarını kaldırıyor bazı senaryolar, hislerime tercüman oluyor, ufkumu genişletiyor, elbette benim için yorucu, koşa koşa gidip gelip, entelektüel halimden soyunup, ev hanımı, anne oluyorum. Yemek, ütü, çamaşır, bulaşık, temizlik … festivali takmıyor, dermişim.

Programın yarısından fazlası bitti, aklımda iken yazayım, dedim, Bu bölüm 1, bitince Bölüm 2 yaparız inşallah. 3 belgesel, 8 film için izlenimlerim aşağıdaki gibidir. çok detaylı yazmadım, izlerseniz tadı kaçmasın, genel olarak hepsinden memnun ayrıldım.

GENÇ KARL MARX  ; Genç Karl’ın sürgünde geçen yılları, Engels ile tanışması,komünizm ve işçi hareketlerinin temelini atması, Manifesto’yu yazmasına kadar anlatılıyor, Almanca, İngilizce, Fransızca her dilin konuşulduğu, hoş bir film. İnsanların komünizm ile ilgili genel bir düşüncesi var, “Her şey ortak”, film de ona bir gönderme var, hem de hassas yerden, yazmıyorum, gidenlere sonradan soracağım, yakında vizyona girecek. Salon tıklım tıklım dolu idi, bi de sabah 11.00 seansı olunca, pek mutlu oldum.

PARİS BÜYÜSÜ; Filmlerin kategorileri var, dünya sinemaları, antidepresan, Mayınlı bölge … gibi. Anti depresan biraz komik, bazen de çok komik oluyor, “ruhuma huzur” kategorisi bana göre. Bu film de öyle idi, biraz modern Şarlo havası vardı. Tesadüflerin beyaz perdeye taşındığı rengarenk bir komedi. İzlene bilir, başrol oyuncuları bu dalda ünlü, ödülleri de var.

BEN MADAME BOVARY DEĞİLİM ; Gelenekler, bürokrasi, sistem üstüne Japon usülü taşlama, İnsan inat edince yaptığı savunmanın katmanları oluyor, en üstte duranı kullanırken eşeleyip, deşince alttan çıkanlara şaşıp kalıyorsun,çekimler sabit kamera ile idi sanki, çok anlamadığım için sanki, kameranın yuvarlağında geçti çoğu, bazen dikdörtgen, biterkende tam ekran oldu, bir yerinde bir sanat vardır mutlaka amapek fark etmemiş ola bilirim. Manzaralar güzel, renkler iç açıcı, sakin sakin hak arayışlar ile uzuuuun bir zaman dilimini işgal etti, erken çıkanlar oldu, ama ben direndim. Son sahnelerde vurucu şeyler oluyor, öyle de oldu, baş roldeki kadın ödüllü imiş.

KESİŞEN HAYATLAR; Sabah sabah bir organ nakli filmi idi, salondaki tüm anneleri ağlattı, hatta anne olmayanları bile. Sanki biraz eksik yanları var gibime geldi, çok film izleyince doyum noktası da yükseliyor, şekerim !

AMERİKALI ANARŞİST ;Güzel bir belgesel idi. The Anarchist Cookbook / William Powella yüzyılın kötü şöhretli kitaplarından. Çünkü içinde bomba ve uyuşturucu imal etme reçeteleri var. Powella iyi bir aile çocuğu, babası BM de sekreter, çocukluğunun büyük bir kısmı İngiltere’de geçiyor. Biraz asi, uyumsuz, 19 yaşında yazıyor, üç yıl sonrada ülkeyi terk ediyor, bir çok katliama ilham olmuş kitabı yüzünden bir yüzleşme bu belgesel, düzenli telif haklarını almış, en sonunda 2000 li yıllarda toplu bir para alıp, tüm haklarından feragat etmiş, toplatılması, basımı durması hakkında bir talimat vermemiş, kendince sebeplerini anlatıyor, uzun yıllar problemli çocuklar ile ilgili okullarda öğretmenlik yapmış eşi ile, hatta Türkiye ye de gelmiş, bulursanız izleyin, gerçekten çok bilgilendirici ve şaşırtıcı. Geçen yılda 65 yaşında ölmüş, anısına adanmış.

BENİ EVE GÖTÜR + ABBAS KİAROSTAMİ; Bu da kısa film ile belgesel karışımı, bir arkadaşın yerine gittim, giderken bindiğim dolmuş şoförü kavga etmiş, yol boyu o adamı nasıl öldüreceğine dair planlar yaptı, bunları bir sabah yazısına yazarım. Salona girdiğimde şekerim oynamaya başlamış idi. Kısa film Nuri Bilge’nin elması gibi merdivenlerden 16 dakika boyunca yuvarlanan bir top idi, sonunda sahibi çocuk alıp eve götürdü. Diğeri Kiarostami’nin çekim, yazım tekniklerini içeren, kendi sesi, kendi görüntüsü ile zenginleşen bir belgeseldi diyelim. Salon çok dolu idi, farklı mesaj alanlar illa ki olmuştur. Benim yorumum bu kadar.

RİCHARD III; Bir çok ödülü olan, 95 yapımı, Sheakespaere esintili, Hitler motifli, pek çok ünlü oyunculu, baş rol oyuncusu Ian Mckellen katılımcı, güzel bir film idi. Dünya üzerinde kaç tane şövalye var, Sir var, olanları da görme ihtimalimiz nedir ??? Bi gidip görelim dedik, gördük, pişman değiliz. Hatta mutlu olduk, “Tapınak Şövalyelerini nasıl bilirsiniz ?” , “iyi biliriz !” Mckellen’ın da şövalye’liği hak eden illa ki bir çok yanı olmuştur, tek farkı yolda bulduğu kadını kızı kaldırıp gitmiyor, yani aşk hayatı farklı,onu da iyice bir vurguladılar, herkes nasıl mutlu ise, öyle kalsın, bi sözümüz yok, film güzelmiş ama, değişik bir bakış açısı ile iyi işlenmiş.

BEDEN VE RUH; Çok ilginç ve güzeldi, aynı rüyaları gören iki sorunlu insan, bir mezbaha da denk geliyorlar,ben çok beğendim, karakterler çok iyi verilmiş idi, Macar filmi, Berlin’de ödülü var. Vizyona girecek.

BODOSLAMA; Antidepresan kategorisinden, israil yapımı,”Yürekten istersek olur”, “İnancımızı kaybetmeyelim”, bu yolda kendimizi kaybedersek illa ki bir bulan olur. Mıchal evlenmeyi kafasına koyup, her şeyi tamam ediyor, en sona damadı bırakıyor, onu da Tanrı versin, diye. Verdi valla. Daha komik işlene bilirmiş, diye de ukalalık yapmasam olmaz. Dünyanın her yerinde bir evlilik sıkıntısı var, yuva kurmak şart ! “Bir evlenen, bir de evlenmeyen pişman” derdi, Rahmetli anam.

MANİFESTO ; Bugünün vurucu filmi. “Sanat sanat içindir, dayatması, Sanatçı taraflıdır, ön yargısı, kapitalist sistemin yozluğunu, adaletsizliğini, çirkinliğini örtmeye yönelik şeylere sanat diyemeyiz”, “Sanatçı içini dışına yansıtırken bir takım kurallara kanunlara takılır ise bu sanat sahte, sanatkar da sahtekar olur” Cate Blanchett 13 farklı karakter canlandırmış, hepsi de çok iyi, ilk olarak bir müze için yapılmış, 13 kare de aynı anda yayınlanmış, sonra kurgulanıp film olmuş, güzel de olmuş, çok severek izledim, ince ayar dalga geçmeler, laf sokmalar … çok yerli yerinde. Son söz de “sizin yargıladıklarınız, bir gün sizi yargılar ” gibi bir şey idi. YÖnetmeni de vardı, biraz soru cevap yaptık.

POLİTİKA KULLANMA KILAVUZU ; Ekonomik kriz ile birlikte üç yıl önce ortaya çıkan siyasi hayata değişimler getirip, meclise giren Podemos (yapabiliriz) partisinin seçime kadar geçen adım adım hikayesi, iyi bir politik belgesel, yarı dolu bir salon çıt çıkarmadan, iki saat izledi ve hiiiiiç şaşırmadı, ülkeler ayrı, politikalar benzer, koltuk tutkallı, bulursanız izleyin şiddetle tavsiye ederim. Bu arada ülke İspanya.

 

SİNEMA GÜNLERİ, FESTİVAL GÜNLÜĞÜ (2)


PhotoGrid_1460660326378

Üç film daha gördüm. Festival filmleri ağır oluyor, insan daralacak gibi de oluyor ama seven, anlayan bir kitle var. Festival seyircisi sinemada mısır yemez, telefonu çalmaz, sarmaş dolaş oturmaz,yanındaki ile konuşmaz,  filmin sonundan gayri yazılarına da bakar, her filmden sonra kafası biraz karışır, sorgu sual eder … Bugünkü iki film biraz yordu beni ama değişik dünyalara uzandım. Bu filmler yapmadığımız, yapamadığımız, aklımıza gelmeyen şeylere bizi seyirci kılıyor, kahramanlarla empati kurmuş gibi oluyoruz. Bazen yerlerinde olmak istiyoruz, bazen olduğumuz yere şükür etmek geliyor içimizden. Sonuçta bu da bir bilgilenme, öğrenme şekli.

ALLAH İZİN VERİRSE (GOD WİLLİNG)  Antidepresan, İtalyan işi. Komedi, dram arası. Başarılı bir cerrah ama evde başarışız. Bir kız bir oğlan iki çocuk, onlar da hayal kırıklığı, kız tembel, oğlan cerrah olacakken rahip olmaya niyetleniyor. Evin annesi aktivist olmaya niyetlenirken baba da oğlanı kurtaracam derken … hoş bir film, izleyici ödülü ve yönetmen ödülü de varmış.

TEKİR (TOMCAT) Baş rolde bi de kedi var. Ama adı Musa. Bilinçli konmuş 🙂 Mayınlı Bölge kategorisi. Yani izlemeye herkesin yüreği yetmez. Ortada bir aşk var ama taraflar hem cins, aynı beyaz diziler tadında, gençler orkestrada çalıyor, temiz titiz, düzenli, bağ bahçe işleri, evde parti, cinsellik kadınlara Emanuel serisi gibi. Fakaaaat eşlerden birinin şiddet eğilimi varmış, sen kediyi bir fırlat ve ölsün. Öbür eş bunalıma girdi, ilişki bozuldu, sonra toparlandılar ama filmin sonunda ben dağıldım 🙂 Avusturya sineması. En iyi film ödülü var.

BİR AİLE FİLMİ (FAMİLY FİLM) Uluslar arası yarışma kategorisi. Çek Cumhuriyeti yapımı. Burada da baş rollerden birinde köpek var. Dört kişilik bir aile, anne baba önden tatile gidiyor, sonradan çocuklarda gelecek, fakat anne babadan haber alınamıyor, bir deniz kazası, öldü sanılırken ölmemişler, kavuşma, ağır bir hastalık, ona bağlı bir sürpriz gerçek, dağılıp, toplanan, tekrar dağılan toplanan aile filmi,

Her işin başı sevgi de o da bir yere kadar dedirten filmler bunlar, yani her şeyin bir sonu var, bu sonu anlayanlar var, kabul etmeyenler var, sona yaklaşırken görenler var … yani hayat çeşit üstüne, her şeyden çeşit çeşit var. Kaldı iki film, bi belgesel, final günlüğünde izlediğim en iyi üç filmi seçicem.

KALBİME DEĞDİ NİHAYET …


12540824_10153980026863159_2266658446052972663_n

Resme bakınca hüzün sıkıca sarıp sarmalıyor beni. Kuşlar yelkovan kuşları mıdır acep ? Yelleri hüzünleri kovmaya yeter mi ? Suya paralel giden bu kuşlar, paralelin sonsuz olduğunu ama her canlının bir sonu olduğunu bilirler mi ? Güneş; ” son ışıklar bunlar !!!” deyip de vedalaşırken geri geleceğine inanırız da biz burada olur muyuz bilemeyiz. İnsan hayatın içinde harman olup da adam aklıllı bi yaşayıp yaş da kırkı devirince yaşanmış her yıl kalbine değiyor, hissediyorsun. Hüzün öldürmez, mutluluklar anlarda yaşar biliyorsun. Misafir bilinci de yerleşiyor artık, bi kalkıp gitme zamanı var. Zamana yaya yaya bekliyorsun, bardağın yarısından çoğunu başına dikmiş, bi solukta içmiş, kalanını yudum yudum boğazından geçirirken, günler de geçiyor.

Evlendikten sonra annemlere her geldiğimde gideceğim gün annem arkamı toplamaya, yıkamaya, silmeye, süpürmeye ben evden çıkmadan başlardı. Hem kızar, hem üzülürdüm. Araba saatine kadar çarşafımın yıkanıp kuruduğuna, odamın temizlendiğine bizzat şahit olur, hatta yardım da ederdim. Üstüne bi de kapıda ağlaşırdık, annem hiç yolcu etmeye gelmezdi. Demek yüreği kaldırmıyormuş. Bu sabah kızım evden çıkmadan, yatağını yorganını değiştirdim, bir takım silme süpürme planları yaptım, hava alanına gitmedim. Demek annemin bir bildiği varmış, kendini suya sabuna verip oyalarmış. Gidişleri hep dönüşlü düşünür ama endişelerle besleriz. Halbuki kadere iman ettiğimizde yolcuyu da Allaha Emanet etmiş oluyoruz. Yine de bir yürek telaşı oluyor, Kamil İnsan Olma çalışmaları bir sarsılıyor o vakit 🙂

Kız evden gidince evin renkleri soluyor sanki, oğlanlar gidince de üzülüyorum ama kız evi ıssız bırakıyor. Arkasından bir sürü döküntü topladım, her şeyi renkli ; Kağıdı, kalemi, üstü, başı, yatağı yorganı, yatak altında kaybolmuş çorapları, masa üstünde boş bardakları, arkadaş buluşmalarından hatıraları, okunmuş, okunmamış kitapları, duvardaki afişleri, perdesine sıkıştırılmış tokaları, terlikler … daha bir sürü şey sayarım, gayret etsem. Her şeyi konuşuyor . yerli yerine koyduğum her şey için “aşkım, sen uğraşma, ben bir ara yaparım !!!” diye arkamdan seslendi, sanki.

Bizimki bir karne tatili yolcuğu, yolladık gitti. Halası, abisi, babası, babannesi, dedesi … hısım akrabayı şenlendirme ziyareti, kendi de halası ile muhtelif etkinlikler yapacak illaki. Aslında daha onaltısında ama bir kaç yıldır tek başına seyahat ediyor, kızı birden büyüttük. Bir tek dedesine ailecek yalan söylüyoruz, yanında biri var diye. Biz yolluyoruz, o da gidiyor valla.

Şu ara Tanpınar’ın Huzur’unu okuyorum. Ondan mı böyle detaylıyım bilmem 🙂 Tanpınar hakkında çok şey okudum, meşhur Zaman şiiri edebiyat kitaplarında epey çile çektirdi bize. Açıkçası şiiri artık çok iyi anlıyorum, benim kitaplarını okuma yaşım kırktan sonra, daha öncesinde de okuyamazdım sanki. Onun yazdıklarını okumak, zaman istiyor ; Bi “ayrıldılar” demek var bi de “sevdiği kadın yaşama iradesini tek başına kullanmak istemiş” demek var. Birinde ayrılık bir kelime olarak kalırken, diğerinde ; Adamla kadın buluştular, yol boyunca yürüdüler, belki üstlerine yağmur da yağdı, sessiz konuştular, kalpten kalbe, sonra bir yol ayrımına geldiler, tekrar görüşecekler gibi ayrıldılar ama kadın gitti …” Daha da ruh haline göre bir sürü ek yapılabilir cümlenin sonuna, yani hissettiriyor cümleler. Tanpınar; sadece okuyabileceğimiz değil, yaşadığımız, bakışlarımızı içimize çeviren, içimize kazınan şeyler yazmış. Onu sadece okumak çok zor, Tanpınar’ı sadece okumak hiçbir şey anlamadan, kelimeler üzerinde göz kaydırmaktır.

 

AĞUSTOS BAŞI GÜNLÜKLERİ


11145223_895192087229272_162813968490058179_n

 

Yaşadığım en sıcak Ağustos bu, nem oranı o kadar yüksek ki, kuruyamıyoruz 😦 Bu da ruh halimizi etkiliyor, yani beni etkiliyor, benden de çok vardır, diye düşünüyorum. resimde bile karşı kıyılar buhar olmuş 🙂 Bu resim de şu anda kızımla, kızımın babannesi ,dedesi ile, babasının  dayısıgilin dayı hariç ailesi ile tatil yaparken halası tarafından Datça ‘da çekilmiş. Kısaca taze bir tatil fotosu, Görümcem Sibel’in gözünden, Sörfçüler rüzgar olursa hareket edecekler, dermişim. Yine de her olumsuzlukta beni gülümsetecek kendime özel espriler yapmayı başarıyorum kiiiiiii, bu da büyük başarı, Sıcak Ağustosun sıcak günleri aşağıdadır 🙂

01 Ağustos 2015

Ağustos da geldi. On beşi yaz, on beşi kış olmayacakmış bu sene, hatta Eylülde bile Ağustos havası olacakmış. Öyle diyorlar, dün akşam “ay mavi olacak !!” dediler bekledim olmadı ama meğer bir ayda iki kez dolunay olunca ikinciye mavi ay derlermiş 🙂
Para pul işlerim var, kızı da halagille tatile gönderecem inşallah, yazlıktan geçici olarak döndüm. El etme usulü ile :)) Bölgede bir gelişme yok, hatta tek ATM de soyulduğu için taşınmış, ölgün ve bezgin, filmlerdeki Meksika sokakları gibi, dükkanlar karmakarışık, önleri toz toprak, sahipleri, tabure üstünde muhabbette, satsak da olur satmasak da, amaaaaaaan yazlık yer nasılsa bi alan olur … halleri mevcut, karpuzun tanesi, domatesin kilosu bir lira !!! Amaaaaaaa bölge insanı insanın dibi !!! dediklerinden, halden anlamaya can atıyor, gelirken ilk minibüse kendimi attım, artık ne halde isem, şoför kolonya uzattı,” dökünün de ferahlayın” diye, fakaaaat tütün kolonyası hiiiiiiiç sevmem, ama hatır için çiğ tavuk yiyenlerdenim ya, ikramı eser miktarda aldım, elimi yol boyu camdan salladım :))) Sonra bi de müzik açtı; ” Sen beni bilemedim zevzeeeek, sen adam değilsin zevzeeeek, yürü beee, yürü beee !!!” diye şeyler çalan bir radyo kanalı :))) İndiğimde Angaranın bağlarına kurban olurum, kıvamında idim, bi daha minibüs, bi daha otobüs derken geldim,eeeeeee her yer duble yol, kanlarımızla bedelini ödüyoruz ya neyse, ev malum, toz toprak, sıcak ama yazlıktan daha iyi buralar nem oranı düşük, hazar deniz dibimizde değil smile ifade simgesi
İçimiz dışımız yanıyor, memleket yangın yeri, mevsimde yakıyor, yana yana “hamdık, piştik, oluruz inşallah, umutları serin tutmaya devam ediyoruz, Umut bizim ekmeğimiz, Karatay hocaya da ceza gelmiş, ekmek ve şeker insanı hakketen yakıyor kardeşiiimmm !!!
“Bizim evin odalarıııı, toz toprak her yanlaarıııı, çok yorgunum, bi de sıcaaaak, kaldıramıyoooom kollarııııı …” uzun hava ile oyun havası arası kendi türkümü tutturdum, bi de kaveee içim, gerisi Allah kerim, günaydını poyraza verdim, serin ve sert gelsin, hem açılalım, hem serinlik olsun …

02 Ağustos 2015

Yıllar ile ters orantılı uyku ve kalitesi :(Tüm huzur veren şeyler bizi terk etmese de işi yokuşa sürüyorlar farkındayım. Gezmek desen dizler, yemek desen kronik hastalıklar, okumak desen gözler, muhabbet desen dostlar birer birer gidiyorlar, dönebilecek olanı sınırlı sayıda …. olanlarla olduğu kadar bizimki.
“Aaaah kızlar, kumral sarışın esmer, aaah kızlardansı denizi sever, ah kızlar her gün biri ile gezer, aaah kızlar demez yeter …” Bıçkın delikanlı Berkant, Fatma Girik en taze hali ile, Vahi Öz, Vamp kadın Mine Soley (vücut neştersiz ve kusurlu ) , Feridun Karakaya , Oya Peri … ve daha adını çıkaramadıklarım, “Vuruldum bir kıza” filmin adı, 68 yapımı , sonradan renklenmiş olabilir mi acep ? Sabah sabah “Burası Agora Meyhanesi” ni söylüyor plaklar 🙂 “Sevemez kimse seni, benim sevdigim kadar” bu şarkılara inanan kaç kişi kaldık ? Ayaklı sepetlerde çiçekler var, gül bile yok, kasımpatı hepsi, duvarlar siyah beyaz sahne afişli, gözlerde kuyruk modası, saçlar tepelere doğru yüksek, beşi bi yerdeyi satıyor Fadime, bereketli o yıllarda para …
Aaaaaah beni terk eden uykuya yüz vermiyorum, geri gel de demedim 🙂 
iGeceyi bölen sesleri dinleyip, kafayı karıştırmaktansa, bir film başından az eksik, birinin sonunu izledim, “cama vuran her damlada seni hatırlıyorum ve sana susuzluğumu …” diye parça şarkılarla beni parçapincik eden Türk filmine eeeeen başından başladım, küçücük bir kızken çevrilmiş, ama her karesi tanıdık ( uzun soluklu idi her şeyler , o vakit)
Gazinolarda pazar günleri Aile Matinesi olurdu, Bebek Belediye Gazinosu’na çok gittim, bir yanı deniz, T biçimli sahnesi vardı, çingene pembesi bi takım elbise ile Berkant sahneye koşarak geldi idi, o zaman playback felan yok, kocaman bir mikrofon, kordonun yettiği yere kadar muhabbet, 8-10 şarkı, bir de bis yapar, geniş zamanlar as solistin tekelinde
Giden gitmiştir, tadı kaldı damağımızda,Aynı lezzeti tutturmaya çalışmak da, aramakta nafile, geçen günler mi güzeldi, gelecek olanlar mı bunun muhasebesini aklımızdan geçirip, kararını veremiyecegiz bir türlü, “Hep bi umut” a takılı, aklın plakları. “Arada eskiyi anmak güzel ama bugün de dün olacak unutma !!!” diye de önlemimizi alalım, “aşkımla oynama, kumar değildir, seviyorum demek hüner degildir,benim de canım var, ben de insanım, benim de kalbim var, ben de insanım …” Aaaaay inşallah öyle de kalalım, Ben yazarken Fadime şarkıcı oldu bile 🙂

03 Ağustos 2015

Her sabah yeni umutlar var ama her sabah yeni bir hikayeye başlangıç olamıyor artık, eeeee biz o trene el salladık 🙂 Bizde yeni bir şey yok, yarım kalan hikayeler üstüne arada bi çalışma yapıyoruz, o da silsek mi? Bitirsek mi ? Kapsamında, arada ayrıntılara takılıp, ayrı ayrı düşüyoruz sebeplerle, nedenlerle. Aralık kalmış kitaplar gibi bizim hayat, yazılmış, şöyle bi okunmuş, bazı yerleri anlaşılmamış, bazı yerleri gözden kaçmış, bazı yerleri gereksiz uzatılmış …
Öyle işte, bizim cephede değişen bir şey yok, ılık savaşa devam, ayarı itana ile koruyarak, ne çok ısıtarak, ne çok soğutarak, gündemi çoğu zaman belirleme şansımız var, dıştan müdahalelere karşı dirençliyiz artık, artı ve eksileri, üç yanlış bi dogruya çevirdik, kahvaltıyı öğlen yemeğine kattık misal, sahur gibi akşam yemekleri, suyun bile acı tadı kalıyor damaklarda , sabır her zaman ana başlık, olanları gökyüzünden biliyoruz artık, bu ara venüs coştu diyolar :)))))
Ne diyelim; iyi bir hafta olsun,huzurlu, sağlıklı, nem oranı dayanılır derecelerde, vakitsiz kimse ölmesin, vakitsiz horoz ötmesin …
Günaydın saati geçmiş, cümleten hayırlı ve/ile iyi günler …

04 Ağustos 2015

Hep huzurlu, sessiz, sakin, düzenli bir hayat isteriz. Amaaaaa bizi canlı tutan sıkıntı ve stresler. Onlar olmasa rahatlık bize batar 🙂 Kalbin ritmi bozulur, hızla çarpmayı unutur, ilk hızlandığında da göçer gideriz :))) Stres ve sıkıntı plan program yapma yeteneğini arttırıyor, birbirine benzeyen yanlar, aradaki farklar … derken beyinde bir fırtına, vücutta koşturmalı bi canlanma … sonuç olursa bi yorgunluk ve başarmanın huzuru ruhumuzda :))))
He canım, benimki strese yıkama yağlama, az parlayınca severiz belki diye :)))) Bu sabah böyle valla, dünün yorgunluğunu yeni attım, yenisine, başka bi dalda hazırım :)))
Dün kızıma terlik almak için çarşıya çıktık, tabii kii de terliği alamadık. Vitrinlere bakarken fikrimizi sandaletle değiştirdik, modeli zar zor beğendik, modelin içinde ayak parmaklarını beğenmedik, “Aaaaay anne onu giyebileceğimi nasıl düşünürsün ?, bu konuda yorum bile yapmayacağım !!!, şaka gibisin !!! …” diye cümleler kanalıyla benle çatışan kızla bir yere varamadık ama iki tane tatil akşamı elbisesi aldık, hiç hesapta yokken :)))) Altını uyduramadık, artık çıplak ayak plaj partileri hedef :))) Bir zaman geliyor, bu gençler giyimde kuşamda aşırı sadeleşiyor, “yok o taşlı, tuşlu, yok onun yazısı var, yok o herkesin üstünde var, yok ben o rengi sevmem, yok onun dekoltesi sivilceme iyi gelmez, yok .., yook …” derken yorgun ve aç olarak ki bunların başında bi de “çok” ifadesi var, kendimizi yemek katına attık, bir ara kızarmış elma dilim patatesleri bilinç dışı, iskenderin sosuna, tereyağına bularken görüntü vermişim, “Anneeeee ne yapıyorsuuuuun !!!” nidası ile açıldım, “canım ekmeksiz, tereyağ yiyorum !!” diye kendimi savundum, Aaaaaaaah Canan yakıyorsun bizi, birinden birini tutturuyoruz, o da yanlış tutuyor :)))
Yaaa işte böyle kız önde ben arkada, vitrinlerde, giyinme kabinlerinde yan yana, kasada ben önde kız arkada, bir AVM turu iyi geldi bana, tazelendim ayoool 🙂
Cümleten sabah nemi ile günaydın 🙂

05 Ağustos 2015

Havalar, ağrılar, sızılar, çocuklar … olmasa nasıl başlayacak muhabbetler, nasıl açılacak konular ? En çok da havalar ve varsa çocuklar, yoksa evcil hayvanlar, bi de şu sıralar herkesin dilinde siyaset var. Siyaset konusunda herkes kendi kırmızı çizgisinden bir adım dışarı çıkmıyor ama, herkesin kendine göre kesin haklı olduğu bir dünya bu dünya. Gezegenden gelir geçerken herkeeeeees iz bırakmak istiyor daaaa o izler izlenmiyor her zaman.
sabahın bu saatleri güzel, nispeten serin ve sessiz, enerjimiz suya dönüşmeden yazıp çizip, bir iki iş de halletmek lazım 🙂 Yapılacak işler listesine yapmamak gözü ile değil de daha sonraya gözü ile bakasım var, nerden ve nasıl başlamak konusunda tereddütlerim var, keyfim var mı yok mu onu henüz anlamadım :)))
Nadiren çok net ve açıklayıcı rüyalar görüyorum, bir konu açıklığa kavuşuyor, bir soru cevap buluyor, bir hesap görülüyor … sayısı az bu rüyaların ama uyandığımda karşılıklı mutabakat yapmış gibi oluyorum, yoğun düşünceler gerekli yerlerde yoğunlaşarak iletişim kurulmuş gibi … tam anlatamadım aslında,” gerek yok ben anladım !!!” dermişim.
Bazen öyle işte, hepimizde gün yüzüne çıkmayacak, söylenmeyecek ama satır aralarında, mini davranışlarda mesajını verdik sandığımız bi şeyler var.Ya da özen ve itina ile diplere gömdüğümüz duygu ile düşünceler var. Rüyalar bunları havalandırıyor işte :)))) Amaaan herkesin rüyası kendine, suya anlatın derdi Rahmetli anam, annem ne çok şey dermiş meğer, ben de bir çok şey diyor muyum acep ? Benim dediklerim suya yazılıyor direkt, akıp gidiyor, sanıyorum amaaaa yanılıyorum, di mi ?
İpe sapa gelmeyen şeyler yazmışım :)yazılar yazıldığı gibi okunmaz aslında :)Aslında bu yazıları yazanlarda tam istediği gibi yazamaz, bi yere takılır, bi yerde dikkat eder, okuyanı kolaçan eder … felan fistan.
En iyisi kestirmeden günaydın,” eeeeeeeeeeeey evren beni anlamaya çalışma, ben de senle uğraşmıyacam zati !!!” 

06 Ağustos 2015

Sabah namazına doğru ortalık yatılacak hale geliyor, en güzel uyku, en güzel rüyalar hep o aralarda , belki ondan kıymetli sabah namazı, güneş doğduktan sonra tekrar yattım, Hintli kadın giysileri gibi örtünmüşüm 🙂 Hemen aklımdan Hindistan geçerken, kulağıma bi gençlik şarkısı geldi “Suzannaaaaaaaa” diye çalarken, zihnimi parça parça ettim, biraz ordan , biraz burdan birbirine karıştırmadan, araya keşkeler, aaahlar sokmadan bakınırken uyumuşum, birden uyanıyorum sonra, hazar ısı yükselince hissediyorum 🙂
Sevim Burak /yanık Saraylar okudum. Değişik bir kitap, yazıldığında çok ses getirmiş. genç ölenlerden, Didem Mamak gibi, bir de Ziya Osman Saba’nın tüm şiirlerini aldım, o da genç ölenlerden, bunlar hep öleceklerini hissedenler, yazılarda şiirlerde ölüm kol geziyor ama okurken ürkmüyorsun. Her kitaba baştan başlarım, öyküleri bile sırası ile okurum ama şiirleri rastgele sayfalar açarak, şiirlerden fal tutmuş gibi okurum, o yüzden şiir kitapları elimin altında durur, bittiğini bilemem, bi de romanların sonlarına baştan bi göz atarım :))
Yiyip içip gezen bi adam var Antoni, onun programını seyrediyorum akşamları, dün akşam Salvador’da idi, zehirli bi balık yedi ama ölmedi ama tedirgin oldu, yüz ifadesi karıştı, kirpi Balığı iyi temizlenmezse çok etkili bi siyanür olurmuş. Değişik ülkeler, insanlar, yemekler, tarihler, gelenekler …
Yeni bir diz üstüm oldu, dün, Şimdi dizimin üstünde, mavi mavi iç açıcı ama sıcaklık veriyor, kışa umarım daha iyi olacak. Bunu sadece kendim için aldım, kızda faydalanacak, arada,Ofisinden.Yazılar yazıp, dosyalamak için, hafızası bana yeter kadar, hızı iyi ama, Mühendis oğlan fetva verdi de aldım 🙂 Dün akşam yemeğe arkadaşı gelecekmiş, “nohut haşladım, topalak yapacam ” deyince kendimden utandım, yemeği sallayasım vardı, kalktım; toz kırmızı biber, toz zencefil, tuz ve una bulanmış tavuk biftekleri pişirdim, üstüne limon da sıkılıyor, bulama tabakası çok ince olacak ama, yanına salata, kızarmış patates … resmini de çekip yolladım :))))
“Hayat devam ediyor !!!” başlayan bir gün için her şeyin özeti, devam eden şeylerde hayat var ki, iç içe geçmiş her şey, haydin bakalım, hayati parçaları birbirinden ayırmadan, tamir görecekleri, yenilenecekleri fark ederek, yıkama yağlama proğramlarını abartmadan … bi şekilde hatta elimizden gelen en iyi şekilde devam, devam …

 

09 Ağustos 2015

Sabah yeli ılgıt ılgıt eseeeeerkeeeeen !!!! açtık mavi kaplıyı. Silah seslerinin böldüğü, nemin parçaladığı, sıcağın yaraladığı … perişan uyku saatlerini geride bıraktık, alem henüz uyanmadı, alemin sporcu ve yolcu kısımı ise ayakta.
Kuş sesleri de mahalleye yayılıyor, ağaçlarda hafif hafif titreşimler var, biz bunlara sabah zikiri diyoruz 🙂
İçim mutsuz da dışımı mı huzursuz ediyor, yoksa tam tersimi bilemedim, bilmeye gayretim de yok. Kısaca havalardandır, deyip geçiyorum. Ölümün kol gezdiği, adaletin mumla arandığı, kötülüğün çeşitlerine akıl ermediği, yanar döner insanların istilasına uğramış bir dünyada kafayı kafaya zararlı şeylere takmamakta fayda var. Elbette kafayı takacak faydalı şeyler de var ama “ben toka hariç ” diyorum,cümlesini takmamak için mücadele de vermiyorum, aslında ben onlara geçici zihin işgali diyorum, işgal bitince boş alanı başka işgalcilere devir ediyorum, kural ; “Bekleme yapmadan ilerleyelim !!!”
Böylece araya iğrenç sabah esprilerinden de sıkıştırdım 🙂 Ruh halimi olduğu gibi kabul edip, olması gerekeni hayalimden çıkartı verip, “olanla olduğu kadar bi pazar ” diye bi projem var, şu saatlerde hayata geçti bile :))) Kahvaltı için aceleye gerek yok, bi çay, kahve koyalım, kitabımızı okuyalım. Kalkmışken akşam için buzluğa da bi göz atmakta yarar var, aslında akşam yemeği Halamgilde kaynar ama evde oğlan var. Yapcaz bi şiler.
Kafamda bir tuhaflık var/Orhan Pamuk 6 yılda yazılmış, bence yazılan en iyi kitabı demesem mi ama ilk kitabı Cevdet Bey ve Oğulları’nı okumuştum, şimdi de son kitabını okuyorum, arada başlanmış yarım kalmışlar var, sürüklemediği için okuyamamıştım. Bu sürüklüyor, olmuş yani :))))) Diyorlar ki ; İngilizce yazar, sonra Türkçe’ye çevirir. Bence olabilir ama bu sefer önce Türkçe yazmış gibi, konusu da güzel.Tablo kitaplar serisinden, her şey o kadar açık ve net ki, mekanlar, duygular, düşünceler … okurken hiç bir şey muallakta kalmıyor, soru işaretini koyacak yer bulamıyorsun, dermişim :))) Ama illa ki bi soru işareti var, soru işaretsiz ne var ? Sorular cevap alsan da almasan da, sorsan da sormasan da iyidir, yeter ki sorgusuz sualsiz teslim olmayalım :)))) Sorunun varlığı yeter .
Yeterince karıştık sanırım 🙂 Eeeeee hadi günaydın, bugün 9 Ağustos pazar, evin annesi iyi pazarlar diler

10 ağustos 2015

Haftanın en önemli haberi hava ile ilgili olanlar, az evvel detayları aldım, beklentilerde bi değişiklik yok, ıslak ıslak hallerine devam 😦
Bedenimde bir tuz tabakası ile dolaşıyorum, Bu yüzden de sivriler beni yemiyor olabilirler, ya da çok darda kalırlarsa yiyorlar, son seçenek benim !!! :)) İhtimalleri ve olanları birbirine oranla dengemizi kuracağız, içlerinden espriler çıkartıp, sessiz dersler alıp, tecrübe hanemize ek yapacağız, ya da heeeer şeyi unutup, gelecek yıl yeniden başlayacağız, ya da yerine göre ayar çekip kimini unutup, kimini aklımızda tutacağız …
Yol göstermek, bildiğin yollardan gitmek, yeni yollara kendini vurmak, yolda kalmak, adres sormak … fıtratımızda var :))) Bildiğimizi okumak da fıtratımızda var, fıtrat ile aramızda sorun yok, herkesin fıtratı kendine, kimse kimseyi bağlamasın arkadaşşşşş !!!! :))))))
Bugün baba ocağında gündelikteyim :))) Ablam işe gitmişken evi bi gözden geçirip bir takım eşyaya “Atem ama tutmayam ben seni, akşama abam gelince ne diyem kiiiiii !!!” uyduruk ama beni haklı çıkaran, bir takım ezgiler eşliğinde çalışmalar yapıp, cama, kapıya, perdeye, halıya bi el atıcam inşallah :))) Elime geçeni olmasa da gözüme kestirdiğimi de apartman görevlisi ile iş birliği yapıp icabına bakasım var.
Şekerim ; hep söylerim yaşlandıkca herkes annesi babası gibi oluyor veeeee eşyaya sıkıca sarılıyor, atamıyor, veremiyor … biriktiriyor. Ablam da anama benzeme kıvamında, benim de olacağım o, olmadan evlere bi çeki düzen vereyim diyorum,zati yazlığın icabına bakıp geldim :)))) Her anlamda kalabalık sevmiyorum, içinden sıyrılabileceğim geçici kalabalıklar favorim.İnsanın da eşyanın da fazlası zarar, bedene zarar, ruha zarar, zamana zarar … haydin “sadeleşelim haftası”na hoooooş geldik, “Atın atınnnnn, atamazsanız paspas yapın !!!” diye de bi çorap reklamı vardı, Jill mi idi adı acep ? Evet, evet atalım ; gamı kederi, evdeki fazla eşyayı, ruhumuza ağırlık yapan insanları … atalım, silelim, süpürelim, parlayalııııım :)))
Haydi öyle ise, günaaaaydıııın !!!!

 

 

MAYIS BAŞI GÜNLÜKLERİ


10985492_10205474043544251_6792179873875386947_n

 

Günlükler başında ama biz Mayısı ortaladık bile 🙂 Mayıs güzel aydır, aslında her ay güzeldir, aslında her şeyde bi güzellik vardır, güzelliklere bakıp da görmek gerek, bunun için da baktığını anlayan, anladığını kendine anlatan, kalbi ile ile bağlantı kuran gözler gerek 🙂 Bu da zaman isteyen bir şey, atalarımız “zamanla olur !!!” demişler, ya da buna benzer bir şey illa ki demişlerdir, boşuna ata olmadılar di mi ? ” Sakla samanı gelir zamanı”  gibi ata sözleri aklımızdan uçup gitmiş sanırken gen yoluylan hatırlıyoruz deeeermişiiiiim :)) Mayıs günleri de yaşanmışlar arasında yerini alıyor, bi bakalım, bakalım nasıl yaşamışız, pozitif olduğu kesin de, başka nesi var …

Resmin kaynağı yine Özgül, gezdi, çekti, geldi 🙂 İki çiçek arası karşı kıyılar , dilsiz mi sanırsınız, fotoğrafları …

01 Mayıs 2015

 

Bugün 1Mayıs 🙂 Bir çok anlamı var, insana dair, maziye dair, işçiye emeğe dair, mevsime dair … Uygun cümlelerle İşçi Bayramı’nı kutlamak münasip, meydanlara çıkmak, hele ki Taksim’e gitmek, şiddetle yasak. Bunun devamında binlerce cümle kurabilirim, anabilirim, anlatabilirim de kim ne anlayacak, anlayan anlıyor zaten, anlamayanlara davul zurna az, anladıklarında da sivrisinekler tarafından taciz edilecek yanları kalmamış olacak,
Mayıs sisle, soğukla, yasaklarla geldi. Bunun tam bir bahar ayı olacağından insanın umudu kesesi geliyor amaaaaaa kesmiyoruz, eskiden bu ayda pek çok tatil olurdu, sonunda da okullar kapanırdı, aklımızda hep hafif bir ay olarak kalmış Mayıs, yani benim kuşak için 🙂
Aaaaaaaay hadi “Sebaaaastiyaaaaaan !!!!” diye bi seslenesim var da sesime ses verecek “Sebastiyan” var mı acep ? :)))) Kendi evimin Sebastiyan’ı benimmmmmm !!!! diye kesin ve kati bir girişle, kulak arkası, göz ardı etme halleri ile, “Ankara’da Robot kalkmış, yerine Dinazor gelmiş, mesajı alan olmuş mu dur ? ” diye kahvaltı geyiği aklımda , içimde bi sıkıntı var ama patlıcandan, sütten reçel yapan kadınlar ruhunu sürükleyerek masaya taşıyacam artık, masa çiçek açarken, içimde açma ihtimali olan çiçekler var, sümbül, leylak, erguvan, mor salkım … zamanı. Çayı bi koyalaım, kokusunu duyalım, emekli bi emekçiyim ama özel sektörde ev içi gönüllüyüm :)))) Bayram edecek bi fırsatım olacak inşallah :))) Haydi cümleten hak edene kutlu mutlu bayramlar olsun, bayramlar özel olsun, bazısına her gün cinsinden değil 🙂

02 Mayıs 2015

Kurallar var olmalı, amaaaa kurallar bizi değil biz kuralları yönetmeliyiz. İnsan elinde olan hiç bir şeye esir düşmemeli, düşüyorsa eğer bi yerde yanlış yaptığı için değil yapmadığı içindir. Kurallar iki kapılı bir ev gibi olmalı, temeli sağlam, penceresi olan, zamanı geldikçe yenilenen, boyanan, misafiri gelen, ev sahibi yatılı giden, hep var olan ama zamana ayak uyduran kurallar. Tabii ki de bir dozu da olmalı, yalama olmuş kurallar kural değildir artık, dozaj için tavsiye veremiyorum, herkesin ruhuna bağlı, ruha huzur veren, soru işaretlerini kaldıran, genel kabul gören, ısrar edilmeden uygulanan kurallar … bunlar doğrular da ben de çarşafa dolanmış gibiyim, konuyu açtım, nereye bağlıyacam, konudan nasıl ayrılacam bilemedim :))) Derken bi yalan söyledim :)Yok böyle bir şey, “Bilemicem !!!” demek; konuyu bağlarken etrafa zarar ziyan verebilirim, kırılırım, kırabilirim, aslında bu keime ile kıvırabilirim, ne şiş yansın, ne de kebap 🙂 manasındadır. Bunlar hayatın kaçak güreşen kelimeleri, ne tuş olabilirler, ne de edebilirler, puan alıp, puan verip sonsuza kadar güreşebilirler 🙂
Aaaay dünkü kepazeliklerden üzgünüm, gördüklerim, duyduklarım, hissettiklerim … üzgünç şeyler 🙂 Mutsuzu ve umutsuz değilim çok şükür, sabırlı olmak, sağ duyulu olmak … gibi teselli ve teskin edici cümlelerim var, arkasına sığındım.
“Dünya Bu kadar” ; Kitabı bitirdim, bitince hakkaten dünya bu kadar diyorsunuz, dünya sandığımız kadar büyük değil, aklımıza gelmeyenler başımıza, yanımıza geliyor, farklı hikayeler bir ortak sonla bağlanıyor kiii, insan insanı bir kez daha şaşırtıyor, heeeep şaşırtıyor, yoldan çıkarıyor, yola koyuyor … insan insana ayna da bakmasını bilene 🙂
Günlerden ne tam bilemiyorum, cumartesiyi pazar hissediyorum 🙂 Birazdan kahvaltı çalışmalarına başlıcam, aklımda olanlar var, Aaaaaay Allah beni ıslah etsin :)) Dün pişi yaptım, hamurun birazını bu sabah bazlama için ayırdım 🙂 Glisemik indeks üstüne çalışıyorum şekerim :))) Evcek tavan yaptırıyoruz, indeksi bildiğin sallıyoruz,aaaaaay dünya fani ölüm ani, kuralların içine tükürmek gerek arada, her şey zararlı, her şey zehir saçıyor, Canan Hocam tam buğdayı da karaladı 🙂 tüm zararlılar bir gün faydalı oluyor, tüm faydalılar da zararlı.
Dünya bildiğimiz gibi dönmüyor, dünya yalpalıyor şekerler, yapcek bi şi yok, bizi mutlu edecek her şeyin peşindeyiz, “kahvaltının mutlulukla bir ilgisi var” diyenlerin takipcisiyiz :)))
Hadi radyodaki hanım “Gülsen gülüm olayım …” diyor, hadi cümleten gül olalım, gülün ömrü az olur diyenler, şııııışşşşşt bozmayın arayı … :))

 

03 Mayıs 2015

Bugün az kural dışıyım, maça kalktık, sonra yattık yuvarlandık, sonra daaa pazara özel kahvaltıyı yaptık, çok şükür :)Yazı geçe kaldı 🙂 Tam masaya gelirken kızın proje ödevini gördüm, övünerek söyleyebilirim kiiii ödev yapmam, yardım ederim, malzeme temin ederim, amaaaa yapmam arkadaş, herkesin bi görevi var, zamanı ayarlamayı önceden öğrenmeli, 24 saat heeeer şeye yeter, anneler babalar ödev yaparken evlatlar telefona bakıyo, bu adalet değil dermişiiiiiim :)))
Neyse ödev ilk çağlarda hayat, içinde ateş yanan bi mağra, mağranın tepesinde gözlemci maymun, tekerlek bulunmuş, hazar bahar, ağaçlar yeşil ve canlı, bi minik su kenarı içinde ördekler, etrafta faydalı hayvanlar, teknoloji teeeeeee nerelerde kimbilir ? Buram buram huzur kokuyor ortalık, bilmemenin huzuru, insan kısıtlı sayıda … dedi demedi, seçim, asgari geçim, enflasyon, dolar, yan komşu, sınır komşu yok henüz, renkler herkesi kucaklıyor, ırkcılık, kıyıcılık, benim dediğin topraklar ya henüz yok ya da henüz bilinçsiz :)))
Aaaay hadi hayaller önde biz arkada, doğrusu da bu, hayal ettikce varız, yaşarız, her şeyin hayırlısı cümlenin başlangıçı, dağıttım gene kelimeleri, bi günaydınla toplayalım 🙂
 Cümleten gönlümüze göre bi pazar olsun, yarısı gitmiş ama kalan sağlar bizimdir :)))))

04 Mayıs 2015

Pazarın havası bugüne kalmış, ama yine de yeterince iç açmıyor.Yani benimkini açmıyor, bir sıkıntı, bir daralma, bir sinir hali var bende :)Acısını çıkaracak birini aramıyorum, “nasılsa bulunur ” da demiyorum :))) Bakıcaz duruma artık, zor görünen bi hafta, olasılık ağırlıklı, olacaklar olmayabilir, olmazlar şaşırtabilir 🙂 Rüyalar gerçek olsa, beyaz sayfa da, sihirli degnek de …. her şey daha güzel olmaz :)Beyaz sayfa yalama olur, değnek dehşet saçar, rüyalar müdahaleli olur :))) insan her şeyin içine hile hurda katıp tükürebilir, boşuna “az insan, çok huzur ” dememişler, dünya döndükce biz de döneriz, hem de her yöne.Sabah haberleri bildiğim gibi, ben bilipde bilmezden geldiğim gibi ….
Aaaaay hadi daralmanın daraltmanın kimseye faydası yok, bir hadi sıralaması yapalım bari :))
Hadi yağmurlar yeşili coşturdu, ıhlamur donandı, kır çiçekleri yol kenarlarını tuttu, hadi yarın hıdırellez, dilekler için bi umut var, bu arada kutlamalar çayırdan AVM ye taşınmış, hadi önümüzde el değmemiş bi hafta var, hızır eli değsin inşallah, hadi insanlar devamlı çeşiti artan bi çeşit, sıralama yapmak, sınıflamak beyhude bi davranış, hadi bu hafta Konya’ya gitmeyi yeniden denicem, gidersem Mevlana bana iyi gelecek, hadi mutluluğun resmi yok, hissi var :))) , hadi, hadiiii, hadiiiii …. haydin günaydın !!!! diyelim, bi hikmeti olur diye de umut edelim.

05 Mayıs 2015

Rahmetli annem yaz geceleri için ” bi dograma gece var ” derdi. Öyke, bitip tükenmeyen , ağır kış gecekerinin ardından yıldız dolu, kokulu, ılık yaz geceleri başladı, uyku gelmiyor, geldimi gitmiyor, sabaha bir şey kalmadı … derken bunlarda geçer, hayat gelip geçenler arasında umutları yeşertip, canlı tutabilme, onları ışıklı hale getirebilme sanatı 🙂 Eeeeee biz de sanatçının hasıyız bu anlamda.
Hayatı bıraksak bizi diri diri gömecek, etraf pozitif enerjiyi anında yiyenlerle dolu :)Böyle durumlarda hayat bilgisinden aldığımız eski dersleri hatırlıyoruz, bırakır gibi yapıp, hayatı sevindirip,karşı tarafın hanesine artı yazılmadan hooooop kendi hanemize dönüp, haneye bi bakım yapıp, “hanem hanem, güzel hanem !!! ” deyip sevindirik oluyoruz :))) dönemeyenler var onu da biliyoruz.
Hava on numara , şimdilik, en azından evden çıkmak için yeterli :))) Atalım kendimizi sokaklara, hızır’a rastlamak umuduyla, bu trafik ve kalabalıkda kuşlar gibi olmak mümkün değil, amaaaaa bozmayın moralinizi ( yazardan not ; dün ben bozdum, yine ben tamir etmek zorunda kaldım, şekli kurtardık ama tahribat kalıcı ) , her gece illaki sabah oluyor, dünya dönüyor, ömürler tükeniyor, bu kavanoz dipli, yalan dünyada misafiriz neticede, eeeee misafirde umduğuyla değil bulduğuyla idare eder :)))
Arada ikinci, üçüncü şahıslar, çevre etkileri, dengesiz hormonlar, keşkeler, belkiler, bedendeki değişiklikler … etrafımızda eksi iyonlar olarak tam tur dönerken, iki eksiden bir artı yapmayı öğrenmiş olsak da arada unutuyoruz, hep bunlar kimin işi, suçu sabit olan biri ya da birileri mi ? diye de kafayı takmaya gerek yok, geriye ve ileriye doğru en az onbeşer günü bahara yıkabiliriz, gerisi Allah kerim :))))
Haydiiiii, gül ağaçlarının dibi kıymetli bugün, hem yaz geliyor, hem de Hızır :)))) Umut hepimizin ekmeği, çeşiti bol, birinden birini kendinize uydurun artık, aslanın ağzında, midesinde, masa üstünde fark etmez, gidip almayı bekler istediğimiz heeeeer şeyleeeeeer.
Cümleten etrafımızda Hızır dolansın, dilekleri iyi seçelim, en önemlisi sağlığı paraya pula kurban etmeyelim, tabiki de önce günaydın …

06 Mayıs 2015

Bir kaç senedir balkondaki saksının dibine evimizin ressamı kıza resmettirdigim dilekleri koyuyorum :)Allah kalbimizi biliyor, her şeyin hayırlısını istiyoruz, Hızır da hız verir, dualarımız kabule biraz daha yaklaşır diye çabamız :)))) Akşam talimatları verirken ; “bi de karne çiz, ıngilizceyi 55 yaz” dedim :))) Gayet bilmiş ve ezikleyici bir ifade ile ” her şeyi de hıdırellezden bekleyemeyiz !!!!” Cevabını aldım.
Heee valla, yapacağımız, kabullenecegimiz şeyler var, imkansızı istemek maharet değil, imkanlardan yol yapıp imkânsızı imkanlı hale getirmek maharet 🙂
Aaaaaah sabah sabah sayfa haberleri üzdü beni, herkesi birebir tanımıyorum, ait olduğumuz camialardan var, arkadaşın arkadaşı var, mesaj yoluyla gelen var. Seçici oluyorum tabiiki de kötü secimleri de tusla telafi ediyoruz, teknik olarak da epey yol aldım :))))
Camiadan bir arkadaş “intihar ediyorum !!!” diye yazmış ve etmiş de sanırım hastanede, takip eden biri var. Fakülteden benim küçüğüm, düzgün biri, düzgün aile. Bir ara kayboldu, bi döndü, eşi ile ayrılmış ya da ona çok yakın bi durum, pazar günü de yazmıştı bir şeyler. Sonuç; olmayan, olduktan sonra bozulan işlerin peşini bırakmak gerek, gidenleri illa ki geri istemek, gelseer de gelmeseler de ruhda yaptığı tahribat giderilemiyor, açık yaralar pansuman kaldırmıyor, tabi hariçten gazel okumak kolay, ama amaaaa her şey için bi ihtimal, bir umut olmalı, görmezden gelmek, gözü bir kapıya dikmek … ne olur geçelim bunları, yaşarken bazı şeylerin, ölünce de her şeyin sonu geliyor, bu kesin gerçek.
Hadi bendeki felsefe her şeye uyar ” dönerse benimdir, dönmezse kendi bilir”, hadi her üzüntünün her sıkıntının yüzde bir hatırası var, böyle böyle ihtiyarlıyoruz vaktinden önce, hadi yarın yine Konya’ya gitmeyi deneyecem, Mevlana’da cuma günü dua edicem, hepimiz için, “ne olursak olalım geldik, manevi ortamda aşka da geliriz inşallah”, hadi Allahtan gelene eyvallah, orijinal yaz geldi, şortlar, parmak araları, aralanmış göbüşler, yanmaya hazır bağırlar … :)))) hadi kuşlar konsun yollarımıza, burnumuzda bahar kokusu, içimizde hep bi umut var, olmalı da …

08 Mayıs 2015

Bir kış günü Şubat ayında geldim bir yaz günü haziranda gittim. 18 yıl, oturduğum semtler, evler, komşular, çocukları yolladığım okullar, çarşılar pazarlar, parklar, bahçeler … koca bir şehir ve seni eskiten yıllar …
Şimdi iz sürer gibi arayıp buluyorum, bazı yerleri, bazı insanları, gözlerim yeniye bakarken, aklımda eski filmler geçer gibi. Zaman bir su gibi, bulanarak, dalgalanarak , durularak akarken, biz de zaman zaman suyun içinde, arada kıyısında … bakarken diller bir çırpıda “ay nasıl da geçti” derken o geçenler kaç düğüm olarak boğaza takılıyor acep ? diye sormuyoruz 🙂  anne evi, sevdiğim yemekler, temiz yatak, ilgi alaka had safhada :))))
Tadını çıkart eeeeeey Ayşen :))
Gelin, kaynana,görümcemlen güne gitcez biz, işallah :)))

10 Mayıs 2015

Anneler Günü !!!!
Eeeee ben de kaç yıllık anneyim çok şükür 🙂 Bu hayırsız çocuklar için tespit edilen, kapitalist tüketim ekonomisi tarafından desteklenen, yavruları ve beklenti içindeki anneleri heyecana gark eden, bir takım hediyelerle “annesin , hep anne kal …” mesajı verilen, mutfak robotu, fırın, çarşaf, havlu… gibi eksik tamamlayan, bebeler küçükken babanın cebine bakan, eli ekmek tutan yavruyu telaşa sokup, şaşırtan , iki anneli durumlarda stresi kamcılayan :))) … heeeeer yıl karşı çıkanı, alternatif sunanı boolca bulunan bugünden, Konya il sınırlarından cümleten Günaydın :)))) kutlu ve mutlu olsun:) isimli günler isimsiz günleri dövmez amaaaa bir adım öne geçer :))) İster günün karşısında ister yanında durun, anneler bilir; annelik çalışma koşulları ağır, saatleri belirsiz , ücreti manevi, standardı olmayan bir gönüllülüktür kiiiiii onun yüzüğünün pırlantası henüz bulunmamış, yardımcı robotu yapılmamıştır :))) kutlamak ruha huzur verir, her kadında anne geni vardır, kutlamak için kadın olmak yeter :)))))
Haydin iki şehir arasında, orjinal anne yok amaaaaa anne gibi hissettirenler var yanımızda, hadi koştur koştur havada karada :))) bu günü de sayacaz işallah geçenler arasında 🙂
Aaaaaay hadi şaaaaaaneeeeee pazarlar, anne kokusuyla …

 

 

EYLÜL ORTASI GÜNLÜKLERİ


1237090_716404291706832_1776415417_n

11 EYLÜL 2013

Dünkü “aaaaaaaaaah” lara bugün de devam gibi bir halim var. Aaaaaaaah aaaaaaaah bakıyorum da kötülük sarmış dört bir yanı sanki, yalanlar, yalan beyanlar, karşısındakini kandırdığını sanıp kendini kandıranlar, genç ölümler, gencecik yaşlarda ölüme gidenler, onları ölüme gönderip de huzur bulacağını zannedenler, yok canım bu kadar da olmaz, bunu da yapmış olamaz dediklerinden daha fazlasını yapanlar, günü geceye çevirenler, geceyi dumana gaza boğup zehir zıkkım edenler, “kötüyüm, çoooook kötüyüm” diye ruhunda ritm tutup, yüzüyle gülücük dağıtanlar… uzadıkça uzar bu liste :((
Mutluluk küçük şeylerde bile var iken, bir kısacık ana sığıp, uzun uzun tadı çıkacakken, neden acaba neden bu çevreye verilen rahatsızlıklar :(((
Bir oooooooooof çeksem karşı ki dağlar yıkılır mı ? Bilemem ama içim kırılıp dökülüyor.
Ama yine de hayat devam ediyor, içinde mutlaka güzel bir şeyler vardır, kıyıya köşeye saklanmıştır, bulup çıkaracağız, başka yolu yok bunun :)))
Günün şarkısı “Ada sahillerinde bekliyorum” da olabilir, “Sana dün bir tepeden baktım, ey aziz İstanbul” belki de “Boğaziçi şen gönüller yuvası” belki de adımızın yanına DİREN yazdırırız bakıcaz artık :)))

12 EYLÜL 2013
Bugün 12 Eylül, sesim biraz cılız çıksada “Benim hala umudum var” diyebiliyorum. Bir gün ama bir gün mutlaka diye ısrar ediyorum. Çünkü şiddetle inanıyorum ki suçlar cezasız kalmayacak. Bir yer de adalet var, saklandı mı ? yerimi uzak bilmiyorum ama izlediğini, er geç geleceğini biliyorum.
Dün kızımı, misafirimi aldım, rahat ayakkabı, ferah elbise, başlarına şapka, yol uzun uyarısını yaptıktan sonraaaaaaaa, Beyazıt’tan taaaaa şişhaneye kadar bir tur attırdım. Burası üniversite, Kapalı çarşının açık kapısı, Mahmutpaşa yönüne doğru bakına bakına iteklenerek ilerleme, Mısır Çarşısı’na ilerlerken yol boyu birini abiyecilerin birini çantacıların elinden kurtarma, baharat kokusu, lokum çeşitleri tadıp satın alma, Eminönü’n den balık kokusuna doğru rota, köprüden yürüyerek geçip pusulayı Tünel’e çevirme, çıkış Taksim’de ama yol üstünde Robinson kapanmasın, kilisede dua edelim, balık yemeyen yeni yetme hamburger yesin, biz de bir kahve içelim, Galatasaray Lisesi önünde Koreli gençlerin gösterisi var, bildiğim yerleri parmakla gösterip hakkında bir iki laf söyleyelim, çıkışa yakın Flormar’ın yeri , kızın oje sayısını 36 ya tamam edelim, çooooook yorulduk Gezi’ye biraz uzak bakalım, Tarlabaşını geçip otobüs durağını bulalım, kapının önünde inicez valla … diyereeeeeek kapsamlı, bacak kaslarını açıcı, “Kestaneeee çok güzel, burnuma mısır koktu, dondurmada mı yesek, susadım, çişim geldi, ne kadar kaldı” istek ve soruları ile günü tamam ettik.
Beyoğlu, İstiklal Caddesi, Taksim ; Hep aklımda tuttuğum, arada bazı yerlerini unuttuğum, ruhuma hep iyi gelen, gönül telimi titreten bir şiir, zihnime renk renk çizilmiş, şimdilerde bazı yerleri silgi ile silinmiş resim gibi, Aaaaaaaaaaaay tarih kitabı gibiyim, ne çok eski şey biliyorum, yaşlanıyor olabilir miyim acep :))))))

13 EYLÜL 2013
Bu sabahların bir anlamı olmalı” diye mırıldanarak başladık :)) Eveeeeeet bu sabah yolculuğa hazırlanma sabahı, akşama kadar vakit var ama yapılacak çoooooook iş de var. “Bu sabah bir umut var içimde, nasıl olursa geri gelirsin diye,her şey yerli yerinde yine, bu sabahların bir anlamı olmalı” diye devam ediyoruz. Umudumuzu besleyerek, renklendirerek, geliştirerek, başkalarına da bulaştırarak..
Eğer olsaydı arama motorunda; “Şen şakrak, neşeli, bildiğin tipik Karadeniz’li , denize aşina, doğuştan az çok yüzebilen, kemençe sesine duyarlı, oturduğu yerden bile horon edebilen,okumayı,yazmayı, çizmeyi seven, içinden insan geçen meslekleri seçen, düğün olduğunda alan veren fark etmez deyip dibine kadar eğlenen, cenazede hem ağlayıp hem gülen,gam kedere çok dalmadan çıkış için pratik zekasına güvenen, içinden dışından sevgi taşan, anlık öfkelerle etrafı kasıp kavuran, sayılı gelini damadı olan, %75 i bekar dolanan, özgürlük arayışında rakibi bir tek kuşlar olan” bir sülaledir diye yazardı KARAKULLUKÇU’lar :)))) Muhtemelen de ben yazmış olurdum, deeeermişim :)))
Bir miktar kuzenle yoluculuk Ege kıyılarında ki başka bir kuzene :))) Bi gidip gelcez, inşallaaaaah, Nerede gezeriz, ne yer ne içeriz, yollarda nelere güleriz, kimi hatırlar, kimi anar, kimi söyleriz… notunu alır, gelince yazarım. Kendinize iyi bakın, okullardan açılmadan, eylül ortasını nişan alan, siz isterseniz güzel olacak olan hafta sonunu ziyan etmeyin. Anlık anlık yaşayın tadını çıkarın diye de tavsiyem var

14 EYLÜL 2013

Bizim ev sahibi kuzen mübadeleden gelmiş Giritli bir ailenin damadı. Ayvalık kayınpederin yerleşim yeri. Kayınvalide ölünce dedenin bir daha hiiiiiiiiiç gitmediği bir eve konuk olduk. Otel de de yerimiz var ama manzara çoooook güzel, ev de idare eder durumda olunca koridor boyu bölünmeden bir arada kalalım dedik. Üç kuzen iki de ablamla ben; Midilli’ye nazır, çamların arasında, sessiz, sakin, kapı önündeki köpek Zeyna eşliğinde kaldık ki, köpek bizim kadar biz bile korkarken kendimizi güvende hissettik demicem, yorgunluktan sızmak üzere olunca aklımızda kötü hiç bir şey tutamadık :))))
Bizim hekim aynı zamanda steril kuzen bir iki ortalığı topladı, biraz mutfak çalışması yaptı, “kozalaklarla banyo kazanını da yaksak bi de duş alsak” diye de bir iki mırıldandı ama taraftar bulamadı.
Ev sahibi kuzen liste yapmış, yanına da ikiz oğlanlarını almış, altımızda iki de araba günün hiiiiiiiiç bir dakikasını ziyan etmedik, “yedik içtik gezdik” derken gelişi güzel söylemedim, gerçek :))

15 EYLÜL 2013

Sabah sabah keşif yürüşü yaptık, yollarda oyalanınca hazır kahvaltı sofrasına konduk 🙂 Yeme içme, akşam döküleni saçılanı toplama, son bir yere daha uğrama, Şehir Kulübünü unutma, Ayvalık Tostunu yerinde yemeden gitmem diye ısrar etme, vaktiyle otogara gelme, susurluk’ da da tost yiyelim, feribotta acıbadem gördüm, İstanbul da trafik nasıldır acaba, yolda bu sefer uyur muyuz, sıradaki şarkı sendromu tutarmı.. yarın okullar açılacak, hazırmıyım ?, yarına toparlanırmıyım, yarın başladı bile … karmakarışık, tüm güne yayılan, içimi de bir miktar bayan hallerle hoooooooş geldim eve :)))

16 EYLÜL 2013

İçinden ” Ne yerde ne gökteyim”, “Ayakların yan gidi, yoksa sen serhoşmusan”, “Gözlerim uyku ile barıştı sanma” gibi sözler geçen karışık şarkılar beynimde çalıp söylenmekte, kemiklerimden, kaslarımdan ayrı ayrı sesler gelmekte amaaaa yine deeeee; Halalarımı, dayılarımı, teyzemi, amcalarımı, onların çocuklarını, onların çocuklarının çocuklarını, tüüüüüüüüüüm hısım akrabamı, yurdumun her bir parçasını, tanımadığı askerin cebine harçlık sokuşturan tonton teyzelerini, onu alırken ezilen büzülen gençlerini duygulanarak hatırlayıp, gözümün değdiği, gönlümüm titrediği heeeeeeeeerkes için, heeeeeeeeeer şey için “Siziiiiiiiiiiii seviyoruuuuuuuuuuuum üleeeeeeeeyn” diye hanım hanımcık naralanasım geliyoo :))))) Bu arada gözümden de iki damla yaş geliyoooo :)))
Dün sabah bu saatlerde yanımda hekim kuzenle köpeklerden tırsarak, Japon turistleri anarak evden yürümek ve ekmek almak için çıkmış, biraz yürümüş, karşımıza çıkan sabahçı kahvesinde kahve içmiş, olmadı üstüne bi de çay demletmiş, suya ayaklarımızı sokup test etmiş, ekmekten vazgeçip börekçi adresi sormuş, o kadaaaaaar çooooook uzaklaşıp, geriye belediye otobüsü ile dönmüş, hatırasının kayıtlarını yapmakta idim :)))
48 saati 480 saat gibi dolu, dolu yaşadık, parmak arası terlikle bütünleşen ayaklar, gak guk şeklinde beslenmeler, seri halinde gelişen espriler, “Ayvalık Ayvalık olalı bunlar gibisini ” görmedi dedirtecek kadar gezmeler, altı adet kuzenle yaşanıp tarihimize kazındı :))))
Bugün okullu olduk, oğlanı uğurladım, kızıla da şimdi çıkıcam, eve döndüğümde zorla tuttuğum pireleri münasip yerlerimde uçurmak için yatarmıyım, çivi çivi söker diye hırslanıp güne başlarmıyım, yoksa aklıma gelmeyen başka bir şeyi hatırlarmıyım ? Bilemem , Bildiğim bugün pazartesi, amaaaaaaaan ne fark ederki, yaşayalım, hakkını verelim gitsin.Hayatı oflarla,ahlarla harcamayın, su gibi valla akııııııııp gidiyor
İyinin çoooooooook ötesinde bir hafta olsun herkese, ama önce günaydın

17 EYLÜL 2013

Birinin anası, birinin halası, birinin de kuzeniyim 17, 18, 19 diye birbirini takip eden günlerde doğan yakinim olan bu başakları canımın taaaaaaa içinden severim :))) Gününe göre mutlu yıllar dileyeceğim de, ilk sırada oğlum var:)))
Birlikteliğimizin 23 yılı geride kalırken oğlum olan başakla gelişimimi tamamladım.”Bir başak sevdim, başakla evliyim, patron bir başak ” gibi sıkıntıları olanlar var ise en fazla üç seansda başağı un haline getirecek bilgilere sahibim :)))))
Bu arkadaşlar zor ve cooooooool arkadaşlardır, zor beğenirler, çooooooook seçerler, istekleri illa ki olsun isterler. kararlılıklarına hayran kalırsın, ayrıntıya bayılırlar, neyi ne kadar isteyeceklerini iyi bilirler, karamsarlıklarını muhakeme ederek eninde sonunda bir karara varırlar :))) Kendileri ile ilgili çok konuşmazlar, her türlü ağızları sıkıdır, yemeği severler, değişik şeyler denerler, çooook gezerler, bağlasan durmaz cinsindendirler, fazla haşır neşir olur, çoooook üstlerinde durursan bir çırpıda kalan ömrünü yerler :))))
Bir başakla inatlaşmayacaksın ama süklüm püklüm de geri adım atmayacaksın, sen kararlı ben haklı durumunu korursan o sana zaman içinde pamuk gibi döner diye en önemli tioyu veriyorum :)) Bırakın onları özgür kalsınlar, seviyorlarsa her zaman söylemezler, kalpleri de çoooook güzeldir ama biraz emek isterler. Dostluklarına, hısım akraba bağlarına diyecek bir sözümüzde olmaz ayrıca :)))
Oğlum, ilk göz ağrım, Levend’im yaşın uzun olsun. aklındakiler hayalindekiler hayırlı ise gerçek olsun. iyi insanlarla karşılaş, seni gerçekten seven biri eşin, her sabah isteyerek gideceğin bir işin olsun. ilk torunda senden gelse iyi olur :))) Acelesi yok ama aklına koyarsan icraat zaten en az beş seneyi bulur :)))) Ben var olduğum sürece hep yanındayım, sana öğreteceklerimi bitirmedim, sorular için aramaya devam et bir “Alooooooooo” luk mesafedeyim

18 EYLÜL 2013
Başak dosyasına devam Bugün sırada başak kuzen var.
Her türlü organizasyon başakların işidir. “Bunlara verin rahat edin” işin özeti budur. Piknik felan yaptığımızda bizim kuzen bir sofra kurar, hiç bir şey unutmadığı gibi aklımıza gelmeyenleri bile getirir, arabayı her zaman en iyi yere park eder, hiç bir şeyi gelişi güzel yapmazlar.Ayrıca etrafta garson, şoför, muavin ya da işini doğru yapmayan bir görevli varsa kimseye bırakmaz anında çitileyi verir:))))
Başaklar soğuk ve mesafeli dururlar, fazla içli dışlı olmayı sevmezler, soru kapasiteleri kısıtlıdır :))) Misal aklınızda on soru varsa; ikisi üçü rahat geçer, dört beş de hafif daralma başlar, altı yedi “yeter artık” mesajını ufaktan verir, sekiz dokuz cesaret ister, eğer onu bulursan “Allah yardımcın” olsun :)))) Küçük büyük, mevki filan tanımaz konuyuda seni de toparlar :))))))
Başak kuzen Nurdan ömrün uzun olsun, Allah her şeyi kalbine gönlüne göre versin, bizi bunaltamazsın senle geçinmenin ilmini aldık, zaten iki ki de varsın :))) Sağlığın, huzurun yerinde, kazancın bereketli olsun :)) Yılbaşına kadar “gezelim görelim” talep listesini mail attım, bir ara bakarsın :)))
Yarın Başak Yeğen :))

19 EYLÜL 2013

Dünün vızıltısı, bugünün zarafet dolu genç kızı yeğen başak çocukluğu boyunca her yaz elimden bir fasıl geldi geçti :))) Döktüğü göz yaşının bir çok suya katkısı olurken, beni de epey bir daraltmıştır. Günün ortasından “Ben akşam uyumucaaaam” diye ağlamaya başlardı, sonra ben ondan önce başladım, “İlayda bugün yatmıyacak” diye, herkesi yatağa yollardım onuda tv karşısına oturtur, ” sakın uyuma diye tembih eder”, pis olmuş yıkayalım diye üstünü soyar, pijama giydirir, “boynun ağrımasın” diye başının altına da bir yastık koyardım, “az işim var hemen gelicem sen bekle” diye odadan çıkardım, beş dakika sonra horul horul uyurdu :)))
Bu başak burcu kraliyet soyundan gelir :))) Bir türlü halkla bütünleşemez, illa ki bir yerleri farklı olacak :))) Bildiğin kot pantolon, spor ayakkabısı için bile aylarca gezerler. Sonunda tokası , düğmesi, çizgisi illa ki farklı bir şey giyerler :))) Cimrilik derecesinde tutumludurlar, amaaaaaa inanılmaz şeylerde kesenin ağzını açarlar. Misal; İnternetten bakıp pasta yaparken, içine çikolata için Migros’a taksi tutarlar :)))) Temiz titiz, steril olan bu arkadaşlar ne kimseyi kullanırlar ne de kendilerini kullandırırlar, prensip sahibi olur, kurallarını ender bozarlar, onun da tövbesi epeeeeeeeey bir ses getirir :)))
Görüldüğü gibi yakın başakların şifreleri tarafımdan çözülmüş, uzaklar olanlar için de şerbetli halim mevcuttur :)))))
Elif Ilayda canım yeğenim her şey gönlünce olsun, sağlığın sıhhatin yerinde, okuyacak çooooooooooook kitabın, ince zevklerin ve yurt içi yurt dışı gezmelerin için çoooooook paran, babanı ikna etmek için enerjin, karar verdiğinde sevdiğin işi yapmak imkanın olsun

20 EYLÜL 2013

Aaaaaah aaaaaaaah günler haftalara, haftalar aylara, aylar yıllara kavuşuyor. Birbirine eklene eklene, tarafımızdan yüklene yüklene gelip geçiyorlar. Sonra isimleri kalıyor; geçen hafta, bayramın olduğu ay, kızın doğduğu sene… acı tatlı tadı olanlar hafızamıza bir şekilde yerleşiyor, istifleniyor sonra gün geliyor birbirine geçiyor, karışıyor mu desek acep Unutuyoruz Hatırlamaya çalışıp, hepsini birbirine katıyoruz, kim doğru kim yanlış çok da mühim değil, herkesin anısı kendine
Dışımız düğün bayram, içimiz karman çorman, dışımız hep açık, ne yaptık, ne yedik, nereye gittik, içimiz kilitli sandık. Renkler değişmeye başladı, gökyüzü, ağaçlar… kalabalıklar çoğaldı, son izinlerin çoğu kullanıldı, okullar açıldı… ortalıkta dolaşan bir hüzün var. Adı sonbahar amaaaaaa demeyin öyle onun da içinde yeni başlangıçlar var.Kim demiş bilmiyorum ama buralarda okudum; “Her yara kitap ayracı gibi durur hayatımızda, “Nerde kalmıştık” deriz, devam ederiz. Yaralı yarasız geride kalan her şeyi arada bakabileceğimiz yerlere kaldırıp devam, devaaam … Durmak yok, arada kısa molalar, az soluklanmalar, takılmadan, bekleme yapmadan, arkaya bakmadan…

İÇİNDEN ANGARANIN BAĞLARI GEÇEN BİR YOLCULUK HİKAYESİ


1003207_10151669348208159_514400269_n

“Müzik ruhun gıdasıdır” derler, doğrudur, inanırım. Çalıp söylemem, her müziği de dinlemem. İçinden öldüm bittim, mahvoldum, yanıyorum, artık iflah olmam gibi sözler geçenleri, müziği iç bayıp tekrar tekrar başa dönenleri ise hiiiiiiiiiiiç sevmem. Satırlardan anlaşıldığı gibi seçiciyim fakaaaaaaat seçemediğim zamanlarda da ortam şarkılarına maalesef esirim 🙂

Beş kuzen aramızda anlaşıp uzaktaki kuzenden aldığımız daveti değerlendirdik. Bir gece vakti rotamızı Ege ye çevirdik. Başak Kuzen bizi organize etti. “Uçak alternatifi uygun değil” dedi, iyi bir otobüs firması seçti.Vakti saati gelince terminalde buluştuk. Aracımıza doluştuk. Tatilin son demleri, giden gelen azalmış. Koltukların çoğu boş ama karşıdan da binen olur dedik. Asabi bir şoför, sırnaşık bir muavin, iyi bir radyo kanalı ile yola koyulduk. Bir trafik bir trafik Anadolu yakasına üç saatte geçtik. Şoför daha bir gerildi, terminale gelince koca otobüsü taksi gibi park etti. Uyuyanlar bir iki sallandı ama benim gibi oturanların aklı bi gitti bi geldi. Orayı da topladık, ancak yarısı doldu, feribota doğru yola koyulduk. Neyse orada fazla beklemedik, biraz deniz havası alıp, tuvalet ihtiyacı giderdik. Bu arada akademisyen kuzen her yerimize ayrı ayrı ıslak mendil getirmiş 🙂 sağ olsun, konusu bakteri, mikrop olunca seslenmedik. Hekim kuzen kendi beli ablamın bacağı için şöförden sağlık raporu aldı boş ikili iki koltuk kaptı. Arka beşliye asabi şoför uzandı.Herkese iki koltuk kampanyası tüm otobüsü kapladı.Uyku da iyice bastırdı. Yatcaz Ayvalık’ta kalkcaz moduna geçtik.

Uykuyu hemen tutturan ile arkalarda oturan kurtuldu, piyango önlere vurdu.Şoförle birlikte müzik de değişti. “Angara’nın bağları” diye şarkılar bir başladı, sesini de açtılar, şoförle muavin mest. Akademisyen kuzen “Lütfen sesini biraz kısarmısınız ?” diye uyardı. Birazcık faydası oldu ama tarz hep aynı,arada bi de kadın söylüyor, beni de sıradaki şarkı sendromu tuttu, ha düzeldi, ha değişecek derken, dinlemekten uyuyamıyorum.

İkaz etsem olacak amaaaaaaaaa adam bir güzel araba kullanıyor, yağ gibi, hiiiiiiiiiiiiç frene basmadan, sarsmadan, sallamadan, süratli ama dikkatli, sollamaları, takip mesafeleri hepsiiiii tamam. Konsantrasyonu bozulurda burnumuzdan gelir diye seslenemedim. Artık Allah ne verdiyse dinledim. Alçak uyku da beni terk etti. Sözler aklımda kalmadı amaaaa ritmine aşinayım, döneli iki gün oldu , beyin hücrelerim hala aklıma tekrar tekrar yükleme yapmakta 🙂
Demek ki neymiş, her şeyi seçemiyormuşuz, bazen başkalarının seçtikleri ile idare etmek, bazı şeylerin iyiliği için bazı kötü şeylere tahammül gerek 🙂

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑