36.İSTANBUL FİLM FESTİVALİ İZLENİMLERİ, BÖLÜM 1


Festival 36 yaşında, birlikte yaşlanıyoruz. Son yıllarda önceki yılların salonlarına, filmlerine, seyircisine, mekanlarına bir özlem var. Bu sene geçen yıla göre daha iyi, ben Beyoğlu taraflarındayım, gittiğim seanslar dolu idi, sessiz sakin, ilgili, bilgili seyirci, filmler de fena değil. Seviyorum sinemayı, ruhumun sınırlarını kaldırıyor bazı senaryolar, hislerime tercüman oluyor, ufkumu genişletiyor, elbette benim için yorucu, koşa koşa gidip gelip, entelektüel halimden soyunup, ev hanımı, anne oluyorum. Yemek, ütü, çamaşır, bulaşık, temizlik … festivali takmıyor, dermişim.

Programın yarısından fazlası bitti, aklımda iken yazayım, dedim, Bu bölüm 1, bitince Bölüm 2 yaparız inşallah. 3 belgesel, 8 film için izlenimlerim aşağıdaki gibidir. çok detaylı yazmadım, izlerseniz tadı kaçmasın, genel olarak hepsinden memnun ayrıldım.

GENÇ KARL MARX  ; Genç Karl’ın sürgünde geçen yılları, Engels ile tanışması,komünizm ve işçi hareketlerinin temelini atması, Manifesto’yu yazmasına kadar anlatılıyor, Almanca, İngilizce, Fransızca her dilin konuşulduğu, hoş bir film. İnsanların komünizm ile ilgili genel bir düşüncesi var, “Her şey ortak”, film de ona bir gönderme var, hem de hassas yerden, yazmıyorum, gidenlere sonradan soracağım, yakında vizyona girecek. Salon tıklım tıklım dolu idi, bi de sabah 11.00 seansı olunca, pek mutlu oldum.

PARİS BÜYÜSÜ; Filmlerin kategorileri var, dünya sinemaları, antidepresan, Mayınlı bölge … gibi. Anti depresan biraz komik, bazen de çok komik oluyor, “ruhuma huzur” kategorisi bana göre. Bu film de öyle idi, biraz modern Şarlo havası vardı. Tesadüflerin beyaz perdeye taşındığı rengarenk bir komedi. İzlene bilir, başrol oyuncuları bu dalda ünlü, ödülleri de var.

BEN MADAME BOVARY DEĞİLİM ; Gelenekler, bürokrasi, sistem üstüne Japon usülü taşlama, İnsan inat edince yaptığı savunmanın katmanları oluyor, en üstte duranı kullanırken eşeleyip, deşince alttan çıkanlara şaşıp kalıyorsun,çekimler sabit kamera ile idi sanki, çok anlamadığım için sanki, kameranın yuvarlağında geçti çoğu, bazen dikdörtgen, biterkende tam ekran oldu, bir yerinde bir sanat vardır mutlaka amapek fark etmemiş ola bilirim. Manzaralar güzel, renkler iç açıcı, sakin sakin hak arayışlar ile uzuuuun bir zaman dilimini işgal etti, erken çıkanlar oldu, ama ben direndim. Son sahnelerde vurucu şeyler oluyor, öyle de oldu, baş roldeki kadın ödüllü imiş.

KESİŞEN HAYATLAR; Sabah sabah bir organ nakli filmi idi, salondaki tüm anneleri ağlattı, hatta anne olmayanları bile. Sanki biraz eksik yanları var gibime geldi, çok film izleyince doyum noktası da yükseliyor, şekerim !

AMERİKALI ANARŞİST ;Güzel bir belgesel idi. The Anarchist Cookbook / William Powella yüzyılın kötü şöhretli kitaplarından. Çünkü içinde bomba ve uyuşturucu imal etme reçeteleri var. Powella iyi bir aile çocuğu, babası BM de sekreter, çocukluğunun büyük bir kısmı İngiltere’de geçiyor. Biraz asi, uyumsuz, 19 yaşında yazıyor, üç yıl sonrada ülkeyi terk ediyor, bir çok katliama ilham olmuş kitabı yüzünden bir yüzleşme bu belgesel, düzenli telif haklarını almış, en sonunda 2000 li yıllarda toplu bir para alıp, tüm haklarından feragat etmiş, toplatılması, basımı durması hakkında bir talimat vermemiş, kendince sebeplerini anlatıyor, uzun yıllar problemli çocuklar ile ilgili okullarda öğretmenlik yapmış eşi ile, hatta Türkiye ye de gelmiş, bulursanız izleyin, gerçekten çok bilgilendirici ve şaşırtıcı. Geçen yılda 65 yaşında ölmüş, anısına adanmış.

BENİ EVE GÖTÜR + ABBAS KİAROSTAMİ; Bu da kısa film ile belgesel karışımı, bir arkadaşın yerine gittim, giderken bindiğim dolmuş şoförü kavga etmiş, yol boyu o adamı nasıl öldüreceğine dair planlar yaptı, bunları bir sabah yazısına yazarım. Salona girdiğimde şekerim oynamaya başlamış idi. Kısa film Nuri Bilge’nin elması gibi merdivenlerden 16 dakika boyunca yuvarlanan bir top idi, sonunda sahibi çocuk alıp eve götürdü. Diğeri Kiarostami’nin çekim, yazım tekniklerini içeren, kendi sesi, kendi görüntüsü ile zenginleşen bir belgeseldi diyelim. Salon çok dolu idi, farklı mesaj alanlar illa ki olmuştur. Benim yorumum bu kadar.

RİCHARD III; Bir çok ödülü olan, 95 yapımı, Sheakespaere esintili, Hitler motifli, pek çok ünlü oyunculu, baş rol oyuncusu Ian Mckellen katılımcı, güzel bir film idi. Dünya üzerinde kaç tane şövalye var, Sir var, olanları da görme ihtimalimiz nedir ??? Bi gidip görelim dedik, gördük, pişman değiliz. Hatta mutlu olduk, “Tapınak Şövalyelerini nasıl bilirsiniz ?” , “iyi biliriz !” Mckellen’ın da şövalye’liği hak eden illa ki bir çok yanı olmuştur, tek farkı yolda bulduğu kadını kızı kaldırıp gitmiyor, yani aşk hayatı farklı,onu da iyice bir vurguladılar, herkes nasıl mutlu ise, öyle kalsın, bi sözümüz yok, film güzelmiş ama, değişik bir bakış açısı ile iyi işlenmiş.

BEDEN VE RUH; Çok ilginç ve güzeldi, aynı rüyaları gören iki sorunlu insan, bir mezbaha da denk geliyorlar,ben çok beğendim, karakterler çok iyi verilmiş idi, Macar filmi, Berlin’de ödülü var. Vizyona girecek.

BODOSLAMA; Antidepresan kategorisinden, israil yapımı,”Yürekten istersek olur”, “İnancımızı kaybetmeyelim”, bu yolda kendimizi kaybedersek illa ki bir bulan olur. Mıchal evlenmeyi kafasına koyup, her şeyi tamam ediyor, en sona damadı bırakıyor, onu da Tanrı versin, diye. Verdi valla. Daha komik işlene bilirmiş, diye de ukalalık yapmasam olmaz. Dünyanın her yerinde bir evlilik sıkıntısı var, yuva kurmak şart ! “Bir evlenen, bir de evlenmeyen pişman” derdi, Rahmetli anam.

MANİFESTO ; Bugünün vurucu filmi. “Sanat sanat içindir, dayatması, Sanatçı taraflıdır, ön yargısı, kapitalist sistemin yozluğunu, adaletsizliğini, çirkinliğini örtmeye yönelik şeylere sanat diyemeyiz”, “Sanatçı içini dışına yansıtırken bir takım kurallara kanunlara takılır ise bu sanat sahte, sanatkar da sahtekar olur” Cate Blanchett 13 farklı karakter canlandırmış, hepsi de çok iyi, ilk olarak bir müze için yapılmış, 13 kare de aynı anda yayınlanmış, sonra kurgulanıp film olmuş, güzel de olmuş, çok severek izledim, ince ayar dalga geçmeler, laf sokmalar … çok yerli yerinde. Son söz de “sizin yargıladıklarınız, bir gün sizi yargılar ” gibi bir şey idi. YÖnetmeni de vardı, biraz soru cevap yaptık.

POLİTİKA KULLANMA KILAVUZU ; Ekonomik kriz ile birlikte üç yıl önce ortaya çıkan siyasi hayata değişimler getirip, meclise giren Podemos (yapabiliriz) partisinin seçime kadar geçen adım adım hikayesi, iyi bir politik belgesel, yarı dolu bir salon çıt çıkarmadan, iki saat izledi ve hiiiiiç şaşırmadı, ülkeler ayrı, politikalar benzer, koltuk tutkallı, bulursanız izleyin şiddetle tavsiye ederim. Bu arada ülke İspanya.

 

Reklamlar

FESTİVAL ZAMANI …


11080538_10205227653224647_2363120924396343687_o

 

 

34 yıl olmuş. Ben bu festivalin doğumunu, bebelik yıllarını, az da çocukluğunu bilirim, gençliği tüm gençlikler gibi az kayıp 🙂  Bir de bu günlerinin takipindeyim .  Severim sinemayı ama yerinde izlemeyi, bir eğlenceden ziyade bir öğreti, bir hatırlatma, yapamayacağım ya da yapmayı düşündüğüm bir şeyi yaşatmadır bana sinema, İstanbul Film Festivali güzel bir etkinlik, bazı filmlerin öncesinde ya da sonrasında filme katkısı olan, başrol oyuncusu, yönetmen, senarist, yapımcı .. konuk oluyor, bir söyleşi imkanı bulunuyor. Bu yıl bir baş rol oyuncusu, bir de yapımcıya tesadüf ettim, hoş oldu 🙂

Filmlerimi seçerken kategorilerdeki filmlere bakıyorum ; Ustalara Saygı, Mayınlı Bölge, Antidepresan … bir de her yılın bir teması oluyor, bu yıl mesela Aile Bağlar idi konu. Değişik ülkeler, seçip ödüllerine de bakıyorum, henüz çok filme gidecek duruma gelmedim ama gayret ediyorum, bu yıl dokuz filmim vardı, yedisi bitti. Bi dolanalım filmleri meraklısı için ;

Postacının Beyaz Geceleri ; Rus filmi, kuzeyde çekilmiş, bizzat halkı oynamış,nehirin öte yakasına her gün geçip oradan posta ve ihtiyaçları motoru ile taşıyan bir adamın hikayesi ve hikayeye karışan bölge halkı, çocuk, kadın, polis, manzara, öfke, pişmanlık … ortaya karışık.

Hal ve Gidiş ; Festivalin açılış filmi idi, bol ödüllü ama hak etmiş 🙂 Şili yapımı,Şili de bir bölge, bir okul, bir öğretmen, uyuşturucu bağımlısı bir anne, kaçak göçmenler, güvercinler, döğüş köpekleri, çocuklar ve onların ilişkileri, aşkları … ben çok beğendim, izleyen olursa diye çok yazmıyorum, bu film beş yıldız bana göre 🙂

Sahipsiz Çocuk ; Sırp filmi ve gerçek hikaye, ormanda bulunan, hayata karışan ve tekrar ormana dönen ve akibeti bilinmeyen bir film, Yugoslavya’nın parçalanma zamanlarına tekabül ediyor.

Küçük Karmaşa ; BBC yapımı Fransız Versay Sarayının bahçelerinde çalışan bir kadın bahçıvanın gerçek hikayesi, sanırım vizyona girecek, baş rolde Kate Winslet var, çok hoş bir filmdi, rahaaaat rahaaaat gitti 🙂

Akşam Yemeği ; “Ours Boys” diye bir kitaptan uyarlanmış, çok bildik bir konu, hem de İtalyan işi 🙂 Kendi alanında başarılı iki kardeş, onların yarışan ve birbirinden hiç haz etmeyen eşleri, kanka çocukları, akıllarına gelmeyenlerin başlarına geldiği bir olay. İyi film idi 🙂 Başrol oyuncusu da konuk 🙂

Aşk Zahmetli İştir ; Hint sinemasından, Diyalogsuz , sadece bir radyodan bildiri sesi var, bazı sahneler Nuri Bilge ‘nin canına rahmet okutuyor, ama güzel,”her şey konuşmak üstüne değil, anlamak ve izlemek de yetiyor”, mesajını veriyor ben aldım, valla 🙂 Sefalet ve yoksullluk insanın içini titretiyor, Kalküta’da çekilmiş, yapımcı konuk idi, “böyle mi yaşarlar ? ” diye sordum, öyle imiş 😦

İsrail Usulü Boşanma ; Kocasını artık sevmeyen, daha doğrusu sevmekten vazgeçen, para kazanan bir kadının boşanma mücadelesi, tamamı mahkeme sahnesi ama izletiyor, dini baskılar, komşuların, dostların,  “ne şiş yansın ne kebap” tarzı ifadeleri, tutucu çevre, sabit fikirli koca, yandaş kardeşler … değişik bir bakış açısı idi.

Bugün “Hayat Altmışından Sonra ” Alman Sineması ve komedi, güzel olduğunu tahmin ediyorum, Hafta içi de “Liverpool”   var bir de İspanyol ve yalnızlık üstüne, bakıcaz artık 🙂

Tüm filmler ayrı ülkelerden, ayrı hayatlar ama benzer manzaralar, bildik duygular. Eskiden daha çok sinemada oynar idi. Ben Şişli Kent de simültane tercüme ile seyrettiğim bir Yunan filmini, Daha önce ayıp filmler oynatan SinePop’a hem ilk gidişim olan hem de izlediğim C Blok filmini unutamam, çok da kalabalık gitmiş idik. “Üç adam bir çocuk ” da ilk kez festival programında geldi, Beyoğlu’n da izledim. Ferederico Fellini ve Amarcord ile de festivalde tanıştım, Woody  Allen ve Radyo Günleri’ ni de festivalde izledim, Benim Güzel Çamaşırhanem ‘de festivalden 🙂 Kenarı tırtıklı, kaparo ile verdiğimiz listeden, Lale Karta, Oturduğun yerden komisyon karşılığı bilet almaya kadar gelen festival, nereye kadar gider bilemem ama ben takipcilerdenim 🙂

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑