MART 2018 GÜNLÜKLERİ


Bu da eski kullandığım resimlerden, büyük olasılık bir arkadaşındır, Mart ayına yakışır, Bahar canlanmak demek , tabi ki de ilk olanı, son olanı sonumuz gibi. Karşılaştırmalı Martlar bunlar, bir önce ve sonra aynı ay, aynı telaşlar, aynı ruh halleri mi acaba ???? değildir, her yılın bir önceki yılı kapatıcı özellikleri var, büyüyoruz, uslanıyoruz, olgun ve dolgun bir görüntü de cabası, saçlarda beyazlar, göbek çevresinde yağlanma … hayat her şeye rağmen yaşamaya değer! Tadını çıkaralım lütfen de kırktan önce bu duygu gelişmiyor.

01 MART

SERGİ, SİNEMA, TİYATRO, KİTAP
Gezdim, gördüm, izledim okudum, iyi de yaptım, şimdi tavsiye ediyorum;
Aksanat’da Garip Meyve diye bir sergi var, geri dönüşebilen her şey görsel olarak geri dönmüş, içinizdekileri dışa dökülünce nasıl değişir, dışımızdakileri içimize nasıl yansıtırız, ne gördük, ne düşündük, gerçek var da tanımı neye göre gerçek … bir anlamazlık, anlatamamaklık, anladım sanmalık halinde geziyor insan. “İnsan ve büyük bilinç dışı, insan ve ortak bilinç dışı, insan ve söylenleri, insan ve gerçeği: Garip Meyve!” Diye bir açıklama da var 😄
YKB de Sabahattin Ali sergisi var ve illa ki gidilmeli, çok güzel tasarlanmış, Sabahattin Ali’nin yaşadığı şehirler, şarkıları, şiirleri, resimleri, mektupları… hele tren kompartmanı gibi düzenlenmiş bölüm çok hoş, gidilesi, görülesi, şiddetle tavsiye edilir, ücretsiz sergiler 😊
Alyoşa oyununu izledim, Aliye Berger’in hayat hikayesi, Füreyya, Fahrinisa, Aliye, Cevat Şakir… yakın akraba olunca, hepsi de bildik, hem magazinsel, hem sanatsal aile, Devlet Tiyatrosu Tekel Sahne’de dekor için masraftan kaçınılmamış, güzel oyun tek perde, gidelim ki Yaşasın Tiyatro!
Beyaz da artı sahnede özel tiyatro, Deniz Çakır aynı Yaprak Dökümü’n deki gelin, hiiiiç gelişmemiş, hoş ve boş vakitlere göre
I, Tonya; gerçek bir buz patenci hikayesi, Amerikan tarzı gerçek, bayılmadım ama sıkılmadım da, başka sinemada
Hakaret; Bugün izledim, oscar adayı yabancı dildeki filmlerden, bir Orta Doğu Hikayesi, Filistinli, yahudi, Lübnanlı, iç savaş, adalet, insan olmak … güzeldi.
Resimdeki kitapları okudum, hepsi bir birinden güzel, alıp başını gidiyor, başka dünya geziyorsun da problemlerin insanı, toprağı değişik, konusu aynı.
Eeeeeeey sanat ve edebiyat; Besle bizi, doyur gözümüzü, incelt ruhumuzu, sevdir acılarımızı,paylaştır yüklerimizi … hatırlat insan olduğumuzu.

 

04 MART

Görmezden gelmek; Kaçış yollarının en kolayıdır, uygulama alanı geniştir, kendi içinde ikiye ayrılır, yok sayarak görmezden gelme, var sayarak görmeyi erteleme. Birincisi inkardan gelme de sayılır, muhasebenin temel ilkesi; para yoktan var olmaz, var ise kaybolmaz. Hayatta bir muhasebe olduğu için, sonuçlarını yaşadığımız bir şeyin aslını inkar etmek ne cemaatlere üye olmakla ne de günde 5 saat yoga ile … düzelmez, yani, iç huzuru sağlamak diyorum, bilmekten, kabul etmekten, çare aramaktan gelir. Var olana göz kapamak büyük vicdan savaşlarının sebebidir, vicdanın gözle görülmesi incelik işidir, göstere göstere vicdan olmaz, vicdanın resmi bulunmaz, kaç “like” aldığının sayısını eylem belirler, eyleme geçenlerin vicdanı red etmesi hakkı da vardır, buradaki vicdani red başka redler ile istenirse karıştırıla bilir, üstüne bir bardak limonlu ılık su içilirse,kara bulutların altında bir pencere önünde, pazar uykusu uyuyan, gündüz insan gece hırt gençlere tıkırtı yapmamaya özen gösteren annelere konu olur 🙂
Cümleten günaydın, dün gece Merkür ile Venüs kavuştu, Terazi Burcunda güzel şeyler olacakmış, gökten güzellik yağmasını bekliyorum, kötülük burnumuzun dibinde ilen iyiliği uzak yollardan beklemek de yaman çelişkiler arasında. Kış da bitti, kutuplara bile (-5) ile bahar geldi, Kuzey Avrupa cezalı, bizde de kısa süreli tuhaf sağanaklar var, tabi ki de dünkü tufanı kaçırmadım, arabada cama silecek yetişmedi, alt yapısız yollarda oluşan göller, buji ıslanmalarına yol açmış idi, sağa çekenleri hemen bildim 🙂)))))
Eski arkadaş grubunda yemekli bir toplantı vardı, mısır ekmekli, karalahana dipleli, hamsili pilavlı, kuru bamya çorbalı, profitrollü … eve tartılmadan girdik ama çıkarken bir fark hissettik, ev sahibi ev yapımı vişne likörünü unutmuş, ben de minik bir boşluk var diyordum, kendi kendime 🙂)) Eski arkadaşlıklar güzel, sohbet, anı, hatıra, güncel …derken güzel saatler geçirdik, her şeyin çok güzel olduğu nadir zamanlardan biri idi, hissettik de.
Hayatta yük olan şeyleri tespit edip hayatından çıkaracaksın, insan, eşya … hiç fark etmez, at gitsin.
Mızmızlanıp, şikayet etmek bir şeyi çözmüyor, baş ağrısı, karın ağrısı, can sıkıntısı yapıyor, ölümden gayri her şeyin çaresi var, neticede bir ömrümüz var, süresi belli değil, uzadıkca kalitesi düşme ihtimali yüksek, kısa ise de tadını çıkarmak gerek, “tad mı kaldı” diyenler de haklı, yine de kıyıda köşede bir lezzet buluna bilir, iyi bakmak gerek.
Gülmek, sevmek, iyi dileklerde bulunmak, hoş görü ekip biçmek bunları çoğaltmak gerek,amaaaaan, her işin başı sevmeyi bilmek, sevmek üstüne hesap kitap yapmamak, karşılıksız yaptık sanım, karşılığını beklemek de iç ağrısı.
Amaaaan işte her pazarın bir pazartesisi var, içinde ben varmıyım??? diye bilmeden, hayata yanlış yerden asılmalara boş verelim, elimizden gelenlerin güzel olması için çabalamak bile yeter.Bilmem anlata bildim mi, yanlış anlayanlar hiiiiiç anlamadım saysınlar, ben; “anlat, anlat heyecanlı oluyor!” diyenlerin peşinde miyim acaba ????? İnsanın canı arada mantarlı mantı pişirip bazı kişileri çağırıp yedirmek istiyor, suçumuz da iyi yemek yapmaktan öteye gitmez o zaman 🙂

05 MART

Her şey bir rüya olsa unutarak uyansak” ah olsa da diyemiyoruz, bir sabah unutarak uyanmak ihtimalimiz var ama iyi yönde değil, Unutmak beynin bir eylemi, keyfi gibi görünse de beyin çok seçici, bilinç altı ile iş birliği yaparak bizi kandırmaya devam ediyor, unuttum sandıkların hortlarken, unutmam dediklerin kayıplara karışıyor, bazı lüzumsuz görünen hatıralarım var, hatırlamak hiç bir işime yaramıyor ammaaaa ruhumun iç derinliklerinde bir yaraya tekabül ettiğinden hazar, her daim canlı.
Dün merkür ile venüs karşılaşmadı, bence çarpıştı, hatta merkür geri gitmeye başladı Aaaay berbat bir gün oldu, planlar ters bile gitmedi, alt üst oldu ki bu durumda bir hareketle eski haline gelmesi lazım ama planların hasarlı parçaları var, telafisi olmayanlardan desem de abartmış olurum ama olmadı, olanlar uymadı … bugünü istemiyorum, silelim, yeni baştan deneyelim! yapamıyoruz, yapılmış günleri yapılandırmak her yaşta zor, yaşlandıkça daha mı zor bilmem, yaşlanmak, kalabalıklaşmak ile beraber gelince, her kafadan çıkan seslere ancak Rap tarzı şarkı yazılıyor 🙂
Yani; kılıcını kuşanmışım da yel değirmenlerini kafaya takmışım da, yanıma bir de Panço uydurursam zafere doğru kaçar mıyım, yoksa zafer benden mi kaçar, bugünlerin yarınları da var mı, dünleri ne yapacağız … diye ipe sapa gelmeyen sorularıma un arıyorum, o iplere serip, göle de maya atmaya gideceğim, kürküm var, onu da yemeğe götürüp, bana damdan düşeni getirin, diye tutturacağım.
Bugünü güzel yapacak bir şeylere ihtiyacım var, proton bombası hapımı yuttum, midemi yola koyup, ardından evi yola koyup, kendimi de bir araya şıkıştıracağım hazar.
Günler gelip geçer, biter bir gün kabus geceler, bu daaaa geçeeeeer! Sen bana haberler ver, Neeee habeeeeer! daha daha ne habeeeeerli bir kahve içsek de kendimizi kendimize gelmiş saysak mı acep ??????
Yepyeni olduğunu iddia eden pazartesinin geçmiş pazartesiler artığıyım, başımın çaresine bakmak benim başımın işi,
Haydi o vakit, aşk ile günaydın diyelim, bi gayret olacak sanki, az yalan dolan, üç maymun, çok kırılsa da bir şey olmayan hayaller ile…

08 MART

Kadın olmak; çoook geniş kapsamlıdır, tarifi reçetesiz, çilesi düğüm düğüm, savunması aciz, sırtını yasladığı babası, kocası, abisi yok ise acayip yalnız, dul, müzmin bekar ise devamlı aranan, kanunlarda kurallarda toplu iğne başı kadar yer tutan, evde, işte her yerde her hizmeti veren, sana ne ile bana ne den sürekli nasipsiz, sırtında sopası, karnında sıpası olanı makbul, şişmanı alay konusu, yaşlısına ölse diye bakılan, yalnız yaşayanı itin kopuğun haklı gözetiminde, mirastan dine dayandırılarak mahrum, gözü yaşlı, hıncı içinde saklı, direneni cehenneme direk olandır!!!
Öyle, kızlarımıza öz güven neymiş öğretelim, hak arayışlarının önüne geçmeyelim, şiddet gördüğü zaman arkasında duralım, erkek nesline oğluna, kocasına, babasına, erkek kardeşine esir olmamasını öğretelim, okutalım, iş sahibi olsun, ekonomik özgürlük nedir bilsin ve onları gerçekten çok sevelim, kızlarımız hayatımıza renk olsunlar ve bu renklerin gökkuşağı gibi dünyayı sarmasında bir payımız olsun.
Günsüz kadınlardanım, her gün kutlama yapacak güzel şeyleri tüm kadınlar için isterim, eğitim şart! diyorum, bi de Günaydın, gün içine tam sayfa, çok renk olsun 💕💕💕💕💕

13 MART

Sabahlar da değişiyor, kalkış biçiminde fark var, “Ne giysemden, ne pişirsem” e oradan da “nerem daha çok ağrıyor” ağrıyor sabahlarına geliyorsun, kalkmadan kendimi etraflıca bir dinliyorum,sorular soruyorum, “kolum, bacağım iyi misin, gözüm kulağım iş başında mısın, elim ayağım hazır mısın, aklım başımda mısın…” Şimdilik cevaplar ikna ve tatmin edici 🙂 Sonra da radyonun kulağını bükerek güne başlıyorum, bazen en önce çamaşır makinesine el atmış da ola biliyorum, sıralama çok mühim değil, her şeyin ve herkesin sırası geliyor, sıra bekleyenler ile sırayı hayata geçirenler aynı özne değil, sıra bekleyenler her zaman canlı bile değil, sıra ile can verdiklerimiz var.
Amaaaan sabah sabah yine çarşafa dolandım, insan böyle işte, esas söyleyeceklerini söylememek için çevirmediği dolap kalmıyor, bunlar dilsel dolaplar, kalp ile çelişkili genelde.
Ne demiş Kenzaburo Oe; Kendini kandırma zehrini bir kez tadan insanlar, bir daha kendilerini asla kurtaramazlar …
Doğru demiş, kendine yalancı olmak ile başlıyor her şey, itiraf etmek ile af etmek arasında ne kadar fark var ????İkisi bir arada bir tek kendimize olur, kendine itiraf et, sonra da kendini af et, Zor ama zorunlu iş. Bunu yapmadan, yapamadan gidenler var. Küs ölmek ile pür barışık ölmek arasında ne fark ola bilir???? birinde ruh hafif, yağ reklamındaki gibi havalanıp bıraktığı dünyayı gezerken, diğeri ayağına taş bağlanmış gibi dip üstüne dip mi yapar ?????
Sabahın derin konuları bunlar, dünya derin olmaya değer mi, üstünden doğru yaşayıp gidenler ile hırs ile ihtiras ile gününe gün yüzü göstermeyenler arasında enerjiden öte farklar var, “ölümün tek gerçek olduğu bu dünyada:” deyip iki nokta üst üste koyup, çekilelim, devamı herkesin kendine özel olsun.
İnsan her gün kendine”bu günden itibaren hayatım için neler yapa bilirim” diye sormalı, hayat her güncellenmeli,ölüyoruz ve öldürülüyoruz, hem de isteğimiz dışında bi de öldürenler var ki onlar ayrı safta.Pet şişeler kadar uzun değil ömrümüz, aman olmasın da her şey yeteri kadar, bıkmayalım, bıktırmayalım.
Dün yerlere yapışarak temizlik günümdü, eşimde yıl başından beri evde, çoooook zor günler, dersem, zorluğu nerede diyenlere ne cevap verecem, isteyene uzuuuun uzuuuuuun özelden yazarım 😀
Yaşlandıkça annemin huyları canlanıyor üstümde, Rahmetli babam vakit namazlarına camiye giderdi, her geldiğinde rahmetli anam çoraplarını yıkar yenisini verirdi, eve gelinde ev üstü, doğru mu giydi, kontrol felan , uzun işer idi, öğleyi ikindiyi bir yapsın isterdi, “kendine arkadaş et, caminin bahçesinde otur, yürü …” diye adamı yönlerdirirdi, dün eşimi markete yollarken, biraz da yürüyüş yap! diye tembih edince kendi kendime çok güldüm.
“Hayat öyle ya da böyle, hatta şöyle bir şey” demekle şeyleri şey olmaktan kurtaramayız 🙂 “Şey” önemli, manası, işlevi kaçamaklardan kaçarken kazaya denk gelmek gibi bir şey 🙂))
Silah satışları son beş yılda yüzde 145 artmış,Ülkem pazar için bir fuara çıkarma yapmış, Satıyoruz yani, Sen insan haklarında Moritanya’nın bir altında, Bahreyn’in bir üstünde 130.cu sıra ol, ve silah üretmeye hız ver, Tuhaf diyemeyiz. Uyuşturucu günden güne artıyor, yaşamak için kafaların uyuşması gerek diye düşünenler ve bunu ticarete dönüştürenler her zaman var, 80 ülke de seri üretim varmış.
Kafaları uyuşturmadan kullanma yollarını bulmak gerek, illa hap atmak, cigara sarmak gerekmiyor, tv izlemek de bir uyuşturma tarzı, sinemaya gidelim, tiyatro seyir edelim, okuyalım, içlerinde en ucuzu okumak, kitap ucuz değil ama güzel kütüphaneler, ücretsiz etkinlikler var, kafayı dağıtalım ama kendimizi dağıtmadan, kafayı nerede nasıl, neyle dağıttığımı sonra toplu yazarım, geziyorum, okuyorum, seyir ediyorum yani 🙂
Darısı başınıza, Günaydın 

17 MART

 

Varlığı süreklilik arz etmeyen, yokluğu bunalıma düşürmeyen gelip geçici alışkanlıklarım var. Bir zaman alışıyorum, sonra bırakıyorum. Sıkılıyor muyum, modası mı geçiyor, güncellenince yenisi mi geliyor… bilmiyorum, istesem bilirim de gerek de duymuyorum, dünya üstüne felsefem; “ne esir düşeyim, ne de esir edeyim, öyleeee yumuşak yumuşak, en fazla tatlı sert, olmadı alıp başını kahretmeden git…”
İnsandan ilaç yapanlar hayatın içine tükürenlerin en önde gideni, onlarında önünde “baskın karakterler” var, gerisi sürü dersek kaç koyun çitten atlamıştır???? saya bilir miyiz 🙂))
Bir şeyi bir şeye bağlayıp, yokluğunda yok olacağını sanıp da yok olmadıklarını görünce kalmaya uyum sağlayamayanlar!!! Nedir sizden çektiğimiz, dünya oyun bahçeniz, insan oyuncağınız, fıtratınız; Kıskanç, karakterinin inkarcı baskın, huyunuz mantarlı, suyunuz aleni zehirli, havanız poyrazdan lodosa, gücünüz karanlık, desteğiniz sürünüz … aaaaay aaaaay say say bitmez, arada sözü geçen mantar bir filmden aklımda yer eden, aslında iki filmde geçen, geçtiği gibi de yol gösteren 🙂 Onu etkinliklerimi yazarken yazarım, Film hala sinemalarda, heves kırmayalım, ön yargı beslemeye sebep olmayalım yargı bağımsız olsun.
Her şey, herkes bağımsız olsun, bağımlılar ipi uzun tutsun, instagramda beni takip eden bir büyücü var, sosyal medyanın bu yanı menfaat üstüne, hiç tanımadığınız biri sizi takip ediyor, “aaay ne hoş, ne güzel havası!” ile nezaketen sen de takip ediyorsun, sonra o seni siliyor, ama sen takipçi kalıyorsun,bu da bir yöntem, artık tanımadıklarımı takip etmiyorum, onlar istedikleri kadar takipte kala bilir, “takibe takip” e sınır getirdim 🙂))) Aaaay çok da tın! Hayatta yaptıklarını sergiye koyanlar, çaktırmadan işlere müşteri arayanlar, egosunu basamak yapanlar, yalanarak yaşayanlar derken yalakaları besleyenleri kast ettim, siz var ya siiiiiiz, dünya batmadan batasınız!
Biraz da magazin; Trump’ın büyük oğlan boşanıyormuş, 2005 den beri beş çocuklu eş, medya baskısı ve seyahat fazlalığını sebep olarak sunmuş mahkemeye, şiddetli geçimsizlik bir yerde gizli 🙂 Doğan grubunu Demirören grubu alıyormuş, Hürriyet, Fanatik ve posta yayın hayatına başka mecralarda aynı şekilde daha da aşırı bağımlı olarak devam edecek hazar, “param olsa ben de gazete alırdım” demek için kaç şart gerek ???? Çin’de bir kadın 20 saat telefona bakmış, beyni bir şey olmuş, şimdi ona hastanede bakıyorlarmış.
Az da güncelle kararalım; ABD nin yeni dış işleri bakını, eski CIA başkanı, Ölüme en yakın işkence ağza buruna ıslak havlu koymada bir numara ama nasıl yaptığına dair belgeleri yok etmiş, İran’a düşman, genelde İslama düşman, En çok da iklime düşman, doğayı sallamıyor, Dünyanın eeeen zengin kardeşleri olan Koch ‘ların sözünden çıkmaz diyorlar. Ne diyelim bunun neresinde hayır var, görmeye ömrümüz yeter sanırım, bu arada en az kendi kadar kötü Bayaaaaan yardımcısı yerine başkan olmuş.
Artık ordan sallanan füzeler, buralara düşünce Yani İran’a mülteciye mülteci katarız, Karşımdaki lüks evler genelmiş, kapıda nikah, asansörden başlayan halvet, sabahlara kadar ışıl ışıl daireler, nur saçıyorlar caddeye, Buraları bekleyen ahlak bekçileri isterük! Metrobüsü, parkı bırakın badem gençler, günahın büyüğü buralarda, aaaah bi de gazetem olaydı, tanıdığım benden daha iyi olan biri ile, benden az daha geri başka biri ile neleeeeer yazardık, neleeeeer, aaaah aaaah elimize ne Seda’lar, Ne Serap’lar, ne Müge’ler su dökemez, aaaaay gizli potansiyel miyiz biz 🙂)))))
İçimize asılan kandilleri ılık limonlu su ve bahar güneşine emanet ettik, bir bir sönerler artık, gün ışığı ile aydınlanma ile yetinir miyiz kiiiii????

19 MART

Varlığı süreklilik arz etmeyen, yokluğu bunalıma düşürmeyen gelip geçici alışkanlıklarım var. Bir zaman alışıyorum, sonra bırakıyorum. Sıkılıyor muyum, modası mı geçiyor, güncellenince yenisi mi geliyor… bilmiyorum, istesem bilirim de gerek de duymuyorum, dünya üstüne felsefem; “ne esir düşeyim, ne de esir edeyim, öyleeee yumuşak yumuşak, en fazla tatlı sert, olmadı alıp başını kahretmeden git…”
İnsandan ilaç yapanlar hayatın içine tükürenlerin en önde gideni, onlarında önünde “baskın karakterler” var, gerisi sürü dersek kaç koyun çitten atlamıştır???? saya bilir miyiz 🙂))
Bir şeyi bir şeye bağlayıp, yokluğunda yok olacağını sanıp da yok olmadıklarını görünce kalmaya uyum sağlayamayanlar!!! Nedir sizden çektiğimiz, dünya oyun bahçeniz, insan oyuncağınız, fıtratınız; Kıskanç, karakterinin inkarcı baskın, huyunuz mantarlı, suyunuz aleni zehirli, havanız poyrazdan lodosa, gücünüz karanlık, desteğiniz sürünüz … aaaaay aaaaay say say bitmez, arada sözü geçen mantar bir filmden aklımda yer eden, aslında iki filmde geçen, geçtiği gibi de yol gösteren 🙂 Onu etkinliklerimi yazarken yazarım, Film hala sinemalarda, heves kırmayalım, ön yargı beslemeye sebep olmayalım yargı bağımsız olsun.
Her şey, herkes bağımsız olsun, bağımlılar ipi uzun tutsun, instagramda beni takip eden bir büyücü var, sosyal medyanın bu yanı menfaat üstüne, hiç tanımadığınız biri sizi takip ediyor, “aaay ne hoş, ne güzel havası!” ile nezaketen sen de takip ediyorsun, sonra o seni siliyor, ama sen takipçi kalıyorsun,bu da bir yöntem, artık tanımadıklarımı takip etmiyorum, onlar istedikleri kadar takipte kala bilir, “takibe takip” e sınır getirdim 🙂))) Aaaay çok da tın! Hayatta yaptıklarını sergiye koyanlar, çaktırmadan işlere müşteri arayanlar, egosunu basamak yapanlar, yalanarak yaşayanlar derken yalakaları besleyenleri kast ettim, siz var ya siiiiiiz, dünya batmadan batasınız!
Biraz da magazin; Trump’ın büyük oğlan boşanıyormuş, 2005 den beri beş çocuklu eş, medya baskısı ve seyahat fazlalığını sebep olarak sunmuş mahkemeye, şiddetli geçimsizlik bir yerde gizli 🙂 Doğan grubunu Demirören grubu alıyormuş, Hürriyet, Fanatik ve posta yayın hayatına başka mecralarda aynı şekilde daha da aşırı bağımlı olarak devam edecek hazar, “param olsa ben de gazete alırdım” demek için kaç şart gerek ???? Çin’de bir kadın 20 saat telefona bakmış, beyni bir şey olmuş, şimdi ona hastanede bakıyorlarmış.
Az da güncelle kararalım; ABD nin yeni dış işleri bakını, eski CIA başkanı, Ölüme en yakın işkence ağza buruna ıslak havlu koymada bir numara ama nasıl yaptığına dair belgeleri yok etmiş, İran’a düşman, genelde İslama düşman, En çok da iklime düşman, doğayı sallamıyor, Dünyanın eeeen zengin kardeşleri olan Koch ‘ların sözünden çıkmaz diyorlar. Ne diyelim bunun neresinde hayır var, görmeye ömrümüz yeter sanırım, bu arada en az kendi kadar kötü Bayaaaaan yardımcısı yerine başkan olmuş.
Artık ordan sallanan füzeler, buralara düşünce Yani İran’a mülteciye mülteci katarız, Karşımdaki lüks evler genelmiş, kapıda nikah, asansörden başlayan halvet, sabahlara kadar ışıl ışıl daireler, nur saçıyorlar caddeye, Buraları bekleyen ahlak bekçileri isterük! Metrobüsü, parkı bırakın badem gençler, günahın büyüğü buralarda, aaaah bi de gazetem olaydı, tanıdığım benden daha iyi olan biri ile, benden az daha geri başka biri ile neleeeeer yazardık, neleeeeer, aaaah aaaah elimize ne Seda’lar, Ne Serap’lar, ne Müge’ler su dökemez, aaaaay gizli potansiyel miyiz biz 🙂)))))
İçimize asılan kandilleri ılık limonlu su ve bahar güneşine emanet ettik, bir bir sönerler artık, gün ışığı ile aydınlanma ile yetinir miyiz kiiiii????

21 MART

Bugün günlerden İlkBahar Ekinoks’u, geceler kısalacak, günler uzayacak, Kuzey Yarım Kürede de Güney yarım Kürede de birbirinden farklı baharlar var, ekvatorda gölge sıfır,Kuzey kutbu 6 ay gündüz, Güney kutbu 6 gece, Güneş ışınları Ekvatora öğle vakti dik düşerken yakınlık derecesine nasiplenecek ülkeler, bu ekinoks’un benzeri hatta tersi Eylülde yine gelecek, Haziranda ise Gündönümü var,İşte böyle böyle dönen dünya içinde yaşaya bilenler harıl harıl mutluluk ararlar, sevdayı kuşun kanadına koyarlar, “hem pastam dursun, hem karnım doysun” diye savaşlar çıkarırlar, “rabbena hep bana!” diye türkü tutturanlara el çırpanları bir çarpan olur, çarpılanlar çarpı haline gelirken, çarpan parayı bitirene kadar “out” olur, sonra gelir az kılık değiştirir, yine çarpar, Son günlerdeki çiftlik Bank aslında çooook tanıdık ve bildik, kısa yoldan, emeksiz zengin olucam hayali kuran salaklar sağ olsun, Yakındaki bir Bankadan maaşımı çekiyorum, teyzeler, amcalar habire defter işletmeye geliyor, hazar kefen parası, artık nasıl bir kefen ise, kimseye faydaları dokunmaz, ama parayı poşete koyup balkondan atarlar 🙂 Eğitim şart da neresinden başlanacak bilemiyorum.
Bahar geldi, takvimlere göre yeni, erken açan ağaçlara göre epey oldu, arada gider gibi olsa da artık, bahar, kalbimize, gönlümüze, ruhumuza bahaaaaar!!!! olsun diye diliyorum. Her yerimizde çiçek açsın, çiçek olalım, kadınlar zaten çiçektir, çiçekleri ezmeyelim, üstüne basmayalım, gübreyi dibine koyarken aklımızdan üstüne işemek geçmesin di mi.
Aaaaay bu dünya ıslah olmaz, bu dünyanın içindeki insanlar dan hiiiiiiç bi şi olmaz da diyesim gelmiyor, olan var, olmayan var, olsun diye çaba harcayan, olmadığı yerde küsüp kaçan, “olacak, inşallah” diye umutlanan, umuduna filit sıkılmasına katlananlar var,varlar her zaman ağır basmaz, var ile yoktan denge kurulmaz. Yaaaa işte bunlar heeeeep mutluluk ve mutsuzluk hesabı, Yaşamak zaten bir hesap kitap işi, “sağlamcılar diye bir grup var” durumu tam ifade etmez, herkesin sağlam bastığı yerler var.,
Dün Dünya Mutluluk Günü imiş, biz bi kaç arkadaş bilmeden mutlu olduk 🙂Yemek, sohbet, sinema ile üçledik. Kaybedenler Kulübü Yolda gitmeye değer, şahane değilse de çekimleri güzel, Nejat yaşlanmaktan öte çökmüş, Daha da filmine gitmem, benden on yaş küçük biri benden 20 yaş yaşlı sanki, yaşadığı hayat, felan fistan ama bir oyuncu neticede, bir sene daha geçse, gözlüklü, değnekli, beli bükük olur, demek ki bu arkadaş yaş aldıkça hoşlaşanlardan değil, bir de öylesi var, yıllar geçtikçe yıllardan pay alanlar. Yine de güzel olmuş, Hayata Sarıl Lokantası da iyilik merkezi, evsizlere çorba için, yiyin için, askıya da çorba koyun, hoş mekan, yemekler güzel, yeri küçük ama sevimli, hizmet ağır ama kimsenin umrunda değil, mekanda iyilik enerjisi var,
Mutluluğun da mutsuzluğun da mimari insan, hayatı “höt” demek hem kolay değil, hem de gereği yok, hayat sana “höt” diyor ise şavaşa hiiiç gerek yok, on şartı bir araya getirip on dakika mutlu olacağına, her şart için ayrı ayrı on defa mutlu ol!!!, Budur, Sabah aforizması 🙂 Çok da şeyedmemek lazım, daha önce demiştim, ısrarcıyım,
Baharınız bahar ötesi olsun, artık nasıl olacak ise salladım cümleyi ama elbet bir yolu vardır. Kahvaltı bile mutluluk sebebi değil mi?????

23 MART

Bazı sabahlar kızımın yatağının üstündeki yastıkları dizerken bile yoruluyorum, hemen pencere önüne çökesim, uzun uzun binanın önünü çimenlere süpüren apartman görevlisini seyredesim, süpürgesinden geriye dönesim geliyor. süpürge eski zamanlarda gelinlerin çeyizinde bile vardı,hatta Edirne’ninki meşhur diye bilirim, evlere sarısı, sokaklara çalısı.
Evlerden çıktı gitti, sokaklarda tek tük, artık sokaklarda elektrik süpürgesi gibi çok sesli bişi ile temizleniyor, hele İstiklal‘de on dakikada bir.Süpürge deyince Tatlı Cadı ile Mary Popkins ‘ i de hatırlarım, ikisi de cadı, biri ev hanımı, biri dadı, biri kitap, biri dizi.
İşte böyle yorgun sabahların verimliği değil de derinliği oluyor, hatıra atına binip, bir kara ormana dalıyorsun, karanlıklarda el yordamı ile bulduklarını ışığa taşıma çabası, bir çeşit yüzleşme. Çünküüüü hatıra dediklerimizin izi vardır ama çoğunun izini sürmeyi canımız çekmez, canımızın acıdığı bir yerleri vardır. Neden insan; Onca çaba ile mutlu olup da onları hatırlama listesinde başa tutturamıyor, tutturanlara da “görmemişin bir mutluluğu olmuş..” diye kınıyoruz o da ayrı. Aslında mutluluğa giden yollara taş döşeyenleri unutmuyoruz, Buna bir çeşit kinlenme de diyebilir hemen arkasından inkar ederiz. Dünya insanların çelişki ve ilişkisinden ibarettir. “Neler oluyor hayatta, bir de şu rüya gerçek olsa, sabah olup uyanınca, her şey yine aynı kalsa” diye şarkılar söyleyenler dünün içine tükürenler,ya da dünden tükrük yağmurunda kalanlar. Amaaaaan pişmanlıklar, özlemler, keşkeler,bitmeyen beklemeler … işte bunlar kafayı sıyırma elemanları, eleman yok aslında duyguların askerleri var.kur ordunu, tak kafana, çat çat söyle,sinseralla ol planlar eyle, sonra da öl.Budur!
Peki bu burada mıdır???? Bunun şu ile ilgisi, o ile çelişkisi bizle sizle birlikteliği, onlara etkisi … beni neyler, neylerse güzel eyler mi, eylemek ile eğlenmek arasında ne fark var, çoooook diyenler şu yana, yooook diyenler bu yana, ben ortada, birbirinizi yedirme moderatörüyüm! Nasıl bir yeme içme dünyası, tüm sofraların ana yemeği insan, insanları toprakları ile yeme modası hiiiiç geçmiyor, midelerin işi kalmadı, doğrudan bağırsak gayri, ne yesen sıçtığına bok deniyor. Ziyan olmasın diye onu yiyenlerin yüzünden dünyanın iki yakası bir araya gelmez, amaaaan zati yuvarlak, zateeeen dönüyor, zateeeeeen eskiyor, zateeeeeen ….
Tam da yatağa geri dönüp, kafayı yorgan altına gömüp, karanlık ama sıcak bir dünyada renkli hatıra filmi izletip, kafaya takılacaklardan toka yapma sabahı ama “yapmamayı tercih ederim” dedim ve net konuştum, net yazdım, Nerde kalmıştık? kaldığımız yere işaret koyduk mu? Yoksa hep aynı yerden mi başlıyoruz? Kuzum, bu leveli geçelim artık! Neeeee!!! yardım için indirimli satışlar mı var?, Oyunda bile kandırılmış olmak, anlatıla bilir ve açıklana bilir bir şey,kiiiii kandırılmış olanlar kanmaya meyli olanlardır, kabahati başkasında aramak onların fıtratında var.Neyse
BON JOUR!

24 MART

Mart ayı, hatırımızda kaldığı gibi, bahar umutları zorluyor, hatta mart ayı umutların elenme ayı, sabahları sisli, yağmurlu soğuk, öğlenleri adeta yaz, ki çoğu zaman, akşamları soğuk kış havasında. Mart ayı derd ayı, derd üstü murad üstü, Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır, Mart insana papucunu ters giydirir… gibi çeşitleme yapmak mümkün deeee ne kadar çok okuduğunu anlamayan, anladığını yanlış anlayan, ters köşeden üstüne alınan, eziklik üstünden duygu sömürüsü yapan , bi tek kendini çok akıllı sanan, yete düşmüş çenelerini tanımayan … insan var.
Aaaaay kahrolsun WhatsApp grupları! Bildiğin yemekteyiz gibi olanları var. Bazı insanların kendinden akıllı telefonları olduğu da acı bir gerçek 😔
Aaaah aaaah atın beni denizlere!!!

26 MART

Eeeeeey Günlük!!!!
Ne haldeyim, biliyor musun ???? Ben anlatmazsam ne bileceksin, ancaaaak sana bilirsin, Karlar dünyaya yağmaz iken, dünyama yağmaya devam ediyor, Kira gelirlerinde Vergi indirimi %25 den %15 e bindirilmiş, vere vere kalmadı! Ne istediler de vermedik???? Verdiklerimiz yetmedi, daha çoğunu taahhüt edenlerin kıçına don olmaktan, bir tık daha fazla giyine miyoruz, Giydire giydire lokum dağıtacaklar ruhumuza, Yaaaa lokum da kötüye kullanıldı, yani şahsiyeti şahsi olarak zedelendi. Anadolu’da kutlama için lokum dağıtılır, iki püskevit arasında,” ağzımız tatlandı, sizin de tatlansın ” diye, en çok doğumlara yakıştırırım ben, Aaaah güzel olan her şey atına binip gidiyor mu, kovuluyor mu, kovalanıyor mu, Heeeer şeyi kattık tazzikli su ile gaz dumanına, arada kayboluyoruz, Bugün gökten toz bulutu yağmurla karışık yağacakmış, yağmasa da gaz olarak bronşlarımıza dolacakmış. Açık havayı az kullanın! diyor, çok bilenler.
Bugün pazartesi ama bana salı, sular 20 saat kesilecekmiş, tesadüf haberim oldu, dünden yere yapışıp temizleme işlemini, yaptım, Bugün temizim, Yani 🙂 Ama ama amaaaaa!!! ruhum ne olacak, ruhuma habire çamur atma eylemi var, “Şeker vatandır, vatan satılmaz!” iyi bir slogan ama şekerin eridiğine şahidiz hepimiz, Eylem eylem üstüne, en üstüne söylem, sonrasında gizli kapaklı işler, mesengere videolar, okunması gerekli aydınlamalar, zincir olacak selavatlar, çook gizli olan el altından yayılanacak bi şiler … Hiiiiiç açmıyorum, okumuyorum, gereksiz ve kifayetsiz buluyorum,
İnsan ne kendini ne de karşısındakini biliyor, daha doğrusu bilmek istiyor, Rahmetli anamın dediği gibi: Kör hafız ne bellerse onu söyler!
Göz açmak yetmiyor, gözü doğru baktırmak da gerek, Ayrıca 5 duyu bir bütün, tek tek kullanılınca bağımsız olmuyor, Ağzına atıığın lokmayı, görüyorsun, kokusunu alıyorsun, ağzına attığında çıkan sesleri duyuyorsun, emir geliyor, tadını alıyorsun.
Her şey hayatta zincir, hatta saadet zinciri 🙂)) İnternetten sağılan inekler telef olmuş, parasını içinde faiz geçmiyor diye kar payına yatıranların parası yattığı yerden kalkamamış, iyi niyetle “en az beş sene” diyor, yatakcı başı, o da yeni yatıranlar olursa, salak ağaçları bile varken, heeeer mevsim, zamansız güneşe kanarken, tekrar tekrar niye kanmasın insan.
Aaaaay çok okumak, araştırmak, sormak, bilgi … insanı yalnız bırakıyor, Kabuğunda kavruk kalmış fındık gibi oluyorsun, içini kabuğunu kıran görüyor, kabuk kırdırmak da zor iş, komple yem oluyoruz kurda kuşa, belki de ömrü bizden uzun kargaya.
genetiğimiz koyun keçi yemeğe uygunmuş, bulduk da yemedik mi? “Dana yemeyiniz!, bize de sıkıntı vermeyiniz!” Bugün ölmeme günüymüş, bence ölelim gayri !! Bunca saçmalığı kaç bünye kaldırır, Bizim genetiğimiz vermeye, kanmaya, çalıp çırpmaya müsait. Düşünün kiii fazlası olan bir bütçe, Aaaaay Ütopya gibi 🙂)
Bir sabah da şakıyamadım, kuşlar gibi, kendimden memnun değilim, An itibari ile Flaş Tv ye döncem, Sabah okuyacam,
Bu arada Twitter de takip ettiğim biri vardı, gayet akıllı uslu twitlerken, böyle düşünenler de var diye sevinirken, bir gün “Öğrendiğim her şeyi Adnan Hoca’dan öğrendim” diye yazdı.
Aaaaay atın beni denizlere, yalan dünya size kalsın, ama olmaz hep beraber olsun, “batsın bu dünya!”
Siz bana bakmayın, ben baktığınız her yerde de olmam zaten, hafta için elimizden geleni yapalım,BON JOUR da olsun 🙂

28 MART

Bugünlerde ters giden her şeyin sebebi gökyüzündeki ters açılarmış, düzelene kadar sabırla beklemek gerekmiş, kendimize ve çevremize zararımız dokunmasın diye.
Mayıstan evvel düzelmezmiş, Nisan ortasından itibaren yavaşlarmış.
Havadan haberler su gibi akmıyor, “sıkıntı yok ise sıkıntı var” diyenler sıkıntı var ise ne derler??? Bir tek zamanın engeli yok, her şekilde geçiyor, akrep ile yelkovanın kollarındayız, taşınıp duruyoruz, ikide bir de aynı yere gelip, geçtiğimiz yerleri tanımıyoruz, dünyada çok da değişik şeyler olmuyor, olanlar ve bitenler… ikisi de geçmiş zaman ama kafada neden şimdiki zamanın şimdisi bilemedim, yalaaaan söylüyorum! Aslında biliyorum, aslında herkes her şeyi biliyor da çok da şeyetmiyor.
Çok da şeyetmemek lazım ama kira gelirim ikiye katlanmadan vergim nasıl ikiye katlanıyor orasını şeyedemedim 😄 Mecbur gülüyoruz, deliye her gün bayram kontenjanında yer yok, dediler, bi torpil şeyeden olur mu ????

 

Reklamlar

EVİN ANNESİNİN 2017 ve 2018 OCAK AYI GÜNLÜKLERİ


Sosyal bir deney yapıyorum 🙂 Sosyal medyada ilgi gören, yemekler, bebekler, kediler, güzel kızlar, yakışıklı oğlanlar … Benim gibi anne anne hayatı yazanlar arada sığıntı gibi, ondan bundan okur çalacağız diye çırpınıyoruz :)))) Günlük yazıyorum, okur kitlem kurabiye tarifleri veren kadının sayı olarak yanına bile yaklaşamaz.Önden Kestaneli Pilav’ımı koydum, bakalım bir artış olacak mı, pilav sevenler, benim yazıları sever mi ?

Geçen yılın tembelliği bu yıl blog projesi oldu, iki ayı karşılaştırmalı yayınlıyorum, gen ocak bu ocağa ne kadar benzemiş, hatırladığım kadarı ile sıkıntılı bir aydı, bakalım ne kadar sıkılmışık, bu, yeni ve taze ocak beklentileri karşılamış mı, sabırla okuyan öğrenecek ben de merak ediyorum, buyrun okuyalım;

03 OCAK 2017

Her sabah kızımı dualarla yolcu edip, sonuna da “dikkatli ol ” ekliyorum, o da bana “dikkatli ol” diyor, yeter mi, yeterli mi ?
Yeni yıla susuz girdik, eski yıldan yeni yıldan toplam 20 saat susuz kaldık. Allahtan talimliyim, yıllarca susuz kaldığımız zamanlarda dökme suyu kullanmayı öğrenmiş idim, unutmamışım, öğrendiğimiz her şey bisiklete binmek gibi, bisikleti görünce binip gidiyorsun, ne kadar binmediğin önemli değil.
Yemekten sonra kitaptan, çoraptan oluşan hediyelerimizi açarken, ülkenin başına çorap örülmeye devam ettiğini bilmiyorduk, belki de bilmek istemedik, hep şarkılara türkülere baktık, aklımızca hoş saatlerle hasret giderdik, yeni yıla umutla girdik ama umutlar son dakika yarası aldı, sevinenleri, hedef gösterenleri anmak istemiyorum.
Suç organize bir iştir, hiçbir zaman suçlu yoktur, suçlular vardır, yapan, yaptıran, ortamı sağlayan … İstanbul’da ABD konsolosluğuna giderseniz, sizi kapıda yerli polis karşılar, ahret sorularını geçip, cennette adım evraklarınızı verir, koridorlar boyu ilerlersiniz,gerekli taramalardan bi daha geçer, camlı bölmenin 2 metre gerisinden meramınızı anlatırsınız. Önlem almak budur. Yoksa kapıda toy bi polis, kapının hemen arkasında hedef
Çok iyi bildiğim bir şey var ise ülkemde ve bir çok ülkede insan hayatı patronun cüzdanının şişkinliği ile ters orantılı, çok sömürü, çok kazanç ama “rabbena hep bana (başımızdakilere) !!!”
Öylece seyir halindeyiz, telef olacağımız günleri bekliyoruz, bu da balık burcundan dermişim, Balık Burcunun etkisine girmişiz, duygusal, ağlamaklı, küsmeli, içine atmalı, karamsarlığa bir adım daha yakın …
Bugün Beylikdüzü Belediyesi Ece Ataer ile kitap okuma atölyesindeyim, inşallah. Sebahattin Ali /Değirmen kitabımız. Daha önce okumuş idim, yine okudum, hatta akşam bitti, uyumadan öykülerin aklımda yer eden yerlerinde gezindim, hep ezilenler, hep haklı iken kaybedenler,hep yıllardır değişmeyen manzaralar, sonunda çekip vurmalar, maphusda gariplik, fakirlik ve hep yenik düşen aşk ve hep aşka yenilmeye yeminli olanlar …
Yeni Yılda hala yeni umutlarım var ve olmaya devam edecek, umutlarım olmadan yaşamak kendimi ölü saymaktır, hayatı bir ucundan illa ki tutacağım, iyi insanlar var, kötülere de iyi olma fırsatını vermek gerek, kötüyü kötü yapan neler neler var, hayata çok pencere açmak, hepsinden de bakmak gerek, Umutlarımı yine yeniden ektim, olacak inşallah, umut dolu günaydın olsun 

04 OCAK 2017

HIZLI OKUMA HAFTASI
Evi düzene koydum, ne pişireceğime dair kafa listem var, ütünün çamaşırın yığın görüntüsünü üçe beşe düşürdüm, hafta sonu etkinliklerimiz iptal, eeee napcaz şimdi !!! demeden kitapları dizdim, çerez okuma haftası, yani ince, kısa, eğlenceli, akıcı okumalar.

Göz Yaşı Konağı /Şebnem İşigüzel, dün başladım bugün bitti, akıcı, hoş, son sayfasına bir iki damla gözyaşı bıraktım.
Aile Fotoğrafı/ Kerem Görkem şimdi okuyacağım, Kerem tanıdık, genç bir yazar, iyi öyküler yazar, ödülü de var, okuyalım, okutalım ki Kerem çok kitap yazsın. Okuyanı çoğalsın, genç kızlara “bi de hoş çocuk ” dermişim. Sanatı yüzüne vuranı seviyoruz ya .
Kağıt Ev / Carlos Maria Domingıuez arkadaşımın yeni yıl hediyesi, kalın ciltler arasında bir mücevhermiş, top ten de de var.
Müptezeller/ Emrah Serbes ödünç aldığım bi kitap, kızım okudu, benden sonra ablam var, yazarı bazen beni çoooook ağlatır, mendilli okunacak.
Shura /Nermin Bezmen yıllar önce serinin iki kitabını ve yazarı çok okudum, şimdi almayı düşünmezdim ama o da eşimin yeni yıl hediyesi bir bakış eyleyeceğiz artık, kısmet, dermişim.
Bu ara hem okuyasım, hem yazasım var, belki bulaşıcıdır, meraklılarına doğru hapşuuuuu !!!!

06 OCAK 2017

Eeeey sevgili günlük ; sana neşeli şeyler yazmayalı kaç vakit oldu ? Her sabah bir dünya ağrısı, kalbimiz ağrıyor, nefesimiz acıdan kesiliyor, “Son zamanlar yaptıklarıma bakma nolursun, benim aklım başımda değil, sana söylediklerimi, yazdıklarımı kafana takma ne olursun, onlar ipe sapa gelir şeyler değil !!!” deyip işi deliye vurmak, depresyona bağlamak, trip atmak, acındırmak, salağa yatmak … bir sürü şeyle mazeret sunmak, olmaz mı ?? olur ama bana yakışmaz, aklım başımda maalesef.
Hayat ya “elalem ne der ile canım öyle istiyor” arasında gidip geliyor, ya da sadece birinde karar kılıp insanı kalıplıyor.
70 li yıllarda rahmetli annem her akşam evin son elemanı gelene kadar pencerede beklerdi, biz de aşağıdan el ederdik, o da ayağa kalkardı, karşılık verirdi, böylece her akşam tam olduğumuza sevinirdik, haber kaynakları çok detaylı olmadığından her akşam bölünenleri bilmezdik, öyle dar bir dünya idi dünya o zamanlar, şimdi dünya fora yelken, bir uçtan bir uca şifrelenmeden gidip gelme imkanı var, öğrendikce daha çok kahroluyor insan, bilgi zehirli bir kaynak, bildikçe bilesi, bildiklerinden kusası geliyor insanın,
Kitaplarımı bitirdim, Nermin Bezmen’i okuyamadım, onu yaza, güneş altına bıraktım, sulanmış beyinle iyi gider dermişim. Onun yerine oğlumdan Köpek Kalbi/ Mihail Bulgakov aldım.
Müptezeller’de takıldım, Emrah Serbes’in birazı kurgulanmış hayat hikayesi bence, bir vakitler bi asi gençler bi de it, kopuklar var idi, İt kopuk asiliğin son aşaması idi, sağda solda gezen, eve barka gelmeyen, kendini kendinden geçiren alışkanlıklar edinen bu gençlere bir iki denk gelmişliğim var, kimi kurtuldu ki kime göre kurtuluş ise artık, kimi kıyıda köşede faili meçhul gitti.
Çocuk yetiştirmek zor iş, bir kötü neden kötü ? nasıl bu hale geldi, çocukluğuna inelim … felan fistan ile olmuyor bu işler, özen istiyor çocuk yetiştirmek. Çocuklarından ödü patlayan analar biliyorum, babaya toplum olarak biraz mesafeliyiz ne de olsa, kendini saydırıp sevdiremeyen analar topluma armağan etikleri ile elin oğlunu kızını yakıyor, dermişim, kendi çekti diye gelin de çeksin diyenler, kızını boşatana kadar çevirmediği dolap kalmayan süpürgesiz cadılar var.
Bugün üniversite sınavı için başvurular başlıyor, fotograf çekimi için serbest giyinmiş kızın, öğle yemeğini, ara atıştırmasını, şemsiyesini paket edip, kapıdan yolladım. bir arada harcını yatırırım.
Evdeki ucuz pahalı tüm şemsiyeyi lodosa poyraza kurban verdik, dün iki şemsiye aldım, biri katlana siyah, daha pahalı, biri leopar desenli, baston, onu kendime aldım, hatta “kız sevmez bu deseni o da kullanır mı, başkaca akıllı uslu bir şey mi alsam” dedim, sonra da “bu benim, benim de kalbim var, benim de canım var, benim de zevkim var !!!” “kırarsa kendininkini yenisi için bekler”, dedim, öyle işte, “illa ki elimiz kolumuz her yere uzanacak, illa ki her şey onayımızdan geçecek, illa ki tüm tedbirleri biz almış olacağız ” budur hayatımızın içine tüküren anlayış, herkes kendi gemisinde kaptan olmalı, ben bunu anladım da yine de arada takılıp, can simidi olacak gibi oluyorum da “yüzmesini bilenler kaptan olsun ” di mi ama, diyorum.
Cümleten günaydın, sıradaki gelsin bakalım …

07 OCAK 2017

Tüm ev uykuda, ben yine aynı saatte aydınlığa uyandım, gökyüzünden hayır olmayınca yeryüzü ışıttı bizi bu sabah. Gördüğüm kadarı ile bir iki yan yan giden araba, araba yolunu tercih eden bir iki yaya var. Çünküüüü kar bilekleri geçiyor, Akşam kepçe kazıdı, arkadan gelen kamyonetteki adam kürekle tuz attı ama nafile çabalar, kesintisiz yağıyor, her an, su, elektrik, doğalgaz, internet gidecekmiş gibi hissediyorum, 300 kanallı tvmiz 132 kanala düştü, Dershaneler tatil, işlerin çoğu da öyle, Beylikdüzü’nden Taksim’e gitmek çılgın proje.
Kendimi bildim bileli kar yağdı diye deliler gibi sevinememişimdir. Bu memlekette kar felakete yol açar. Yıllardır aynı yollar kar yağınca kapanır, acil hastalar 10 saatte ambulansa gelir, asker yol açar, işlek yollarda bile yolcular arabalar donar. Çünkü kimse tedbir almaz, ileriye bakma kusuru var bizde, sıcak heyecanların adamıyız biz, anında anlık olacak, gerisi tufan, yıllardır sokaklar çamurdan geçilmez, niye ???? Bir elektrik kazar, o kapar, su açar, arkasına telefon gelir, kanalizasyon gelir … bir kere kazıp iş birliği yapalım demezler, iş birliğini bi tek para için severiz, kısa yoldan, uzun para favori bizde.
Bir mikroplar kırıldı diye seviniyorum, “Kibritçi Kız ” masalı hiç aklımdan çıkmaz, evsizler, hayvanlar, odunu kömürü, ekmeği yemeği olmayanlar, uzak yollara çalışmaya gidenler, yaşlılar, hastalar … karın esareti bitmez bu ülkede, şömine başında, hayvan postu üstünde sıcak şarap kadar, kuzinenin üstünde kestane, içinde ekmek, el örgüsü kazaklar içinde, tüm aile gülüp söylemek de uzak bize.
Hayat hep bir şeyleri yarım yaşatıyor, o da farkına varana, tam olmaya gayret ederek yaşıyoruz, parça parça gidiyoruz sonunda, her anlamda parça parça, bedenler kadar, ruhlar da parça parça.
“Bir gün belki hayatta, geçmişteki günlerden bir teselli ararsın !!” da olmaz bize geçmişi gelecek ile teselli derdindeyiz, “bir gün mutlaka, bir gün illa ki …” diye durmadan umut ekmeye çalışıyoruz. Akşam Florida hava alanı da terörden nasiplendi, İnsanın “bunlar oraya, onlar buraya mı, acep ???” diye bağlantı kurası gelir mi ?, gelir valla, şu günlerde aklımıza gelmeyen başımıza geliyor.
Aaaaah aaaaah bitmez bu memleket hikayeleri, üstüne şarkı yaz, şiir yaz, roman yaz … kimse tınmaz, resim at, bir anda patlar ama, görsel hafıza bizimki, az da kulak istiyor, sonrası gelsin bilgisi olmadan fikri olanlar.
Aaaaaah karlar altında benim dünya, yağmadık dam kalmadı dermişim, günaydın…

09 OCAK 2017

Hiç kendimi germeyim, hayat bildiği gibi akıyor, her şey bir yere kadar, bu nedenle evin pazar ruhunu temizlemeye gerek yok, yani biraz çeki düzen illa ki vereceğim de detaya kaçmak yok. Hiç bir yere de kaçamam zaten, ara sokaklar el değmemiş, bakir hallerini koruyor, otopark, oto mezarı gibi, konum itibari ile iki cadde, üç ara sokak görüyorum, caddeler “eh işte”, iş caddeye çıkabilmekte, kar yağmıyor ama saçaklardan, sokak lambalarından buzlar sarkıyor, adımlar gıcırdıyor, kütürdüyor … yani kış bildiğimiz gibi, hizmette gelişen değişen bir şey yok. İyi ki birisi kar tatilini akıl etti de zaten iyi beslenmeyen, kötü hava soluyan, eğitilemeyen, koruma altından çıkıp da kendi başına kalamayan, gözünü parlak ekranlardan alamayan çocuklar evde misafir, ben de malum, hancı, hizmette kusur ne kelime !!! hizmet 7 yıldız, ona tamamlamak isteyene 3 de gökyüzünden alırım.
Aaaah aaaaah anacığım, helali hoş olsun, seviyorum, ruhumda hizmetçi yanlar var, ammaaaa sömürüye karşıyım, gönül işi benimki zapt-u rabt altına almam, alınamam !!
Evin babası işe gitti, evin oğlu ve kızı tatil uykularında, evin büyük oğlu gurbet ellerde iş başı yaptı bile, evin anası da kafasında deli tepelek, ipe sapa gelmez sorular ve onlara verdiği kısa ve net cevaplar ile baş başa , saat ona kadar sessiz olucam, öyle kavileştik yatmadan, ben bal kabağına dönmeden ağrı kesici içip yattım, çok şükür kesilmiş ağrılarım.
Kültür ve sanat tatil oldumu tatil oluyor, kendimi mutfağa adadım, kestaneli pilav, paça çorba, paçanga … çalışıyorum, bu arada kenarı kıvrılmış yapraklardan, yeni açılmış “bi, bak” sekmelerinden tavsiyeli, sorulu, sipariş alıyorum, evcek bi tartılsak mı acep ????
Böyleyken böyle haller, sessizce salonu toplayıp, çamaşırı makinenin önüne yığıp, kahvaltı için bekleyip, bir iki el de oyun oynasam olur sanki, bu arada dün akşam “Gece Hayvanları” diye bi film seyir ettim, Köpek Kalbi’de ilginç bir kitap bugün bitirip, kısmet ise bir film daha seyir etmeyi planlıyorum, liste yaptım kendime, hafta sonu sokakta etkin olmak gibi bi planım var.
Fırat Kalkanı’ndan gelen haberler kar kış dinlemiyor, orada bizim ne işimiz var ??? deyinleri de kimse dinlemiyor, hayat kimi kimle eşliyor, Ayşe Arman Aslı Erdoğan ile röportaj yapmış, İkisininde ismi “A” ile başlıyor, başka da ortak yanları yok, dememek lazım, biri halden anlarmış, biri de yeni anlamlar kazanmış gibi …
Öylesine, böylesine, şöylesine … Günaydın

12 OCAK 2017

Dışarıda sıkı bir yağmur var, cama vuran damlalar aşka filan davet etmiyor,”al sana, al sana !!” diye kafamıza vuruyor,Gelecek günlerde kafasına vuranların sayısında belki bir artış olur, bu da antrenman mıdır ????
Dün gece yarısından sonra mecliste konuşma kürsüsü kırılmış, saksı havada uçmuş, bir vekil diğerini bacağından ısırmış, bir kadın vekilin boğazı sıkılmış, küfür ve tehdit olağan olduğundan kayıtlara geçmemiş. Başkanlığın gelişi böyle iken, geldiğinde olacak olanlar ne olur ???? diye soran kaç kişi var !!!
Bu arada Arap ülkelerinden birinde bir reklam panosunda “buradan daire alın” denen yer yanan orman yakınları imiş diyolar, sanırım iftira, yalan karışımı bir şeydir. Yeşili yok etmiyoruz ki biz, saksı ile el altına taşıyoruz, yakın plan orman, dermişim, aaay demedim, demedim.
Dün arkadaşın annesi, arkadaşın kayın validesi, annemin eski komşusu, eski öğretmenimin eşi, yazlık komşumuz, zarif insan, emekli öğretmen Şaziment Teyzeyi de uğurladık. Cenaze Karacahmetten kalktı, bir gayret bir buçuk saatte yetiştim, çünkü 8 adet cenaze varmış, tabutlar sırtlanırken cami avlusuna girdim, yakın olunca kabir başına da gittim, bir kez daha anamı babamı gömdüm, Sonra arkadaşlarım bana sıcak sıcak çay içirdi, yolun uzun diye börek yedirdi, metrobüs durağına da getirip uğurladı, rahat gidip geldim, sıkı giyinip, yanıma da leopar baston şemsiyemi baston niyetine almış idim, iyi oldu, belediye meydana sobalı, çaylı çadır kurmuş, akşam saatlerinde iç bölgelere servis de koymuş, mutlu oldum, benim yürüme yolum kısa, oradaki kaldırımları da temizlemiş, yolum açık inşallah.
Ölüm çok yakına değmeden ne olduğu anlaşılmıyor, tüm kırgınlıklar, kızgınlıklar, sevinçler, üzüntüler … albüm olup toprağa giriyor, yokluk, ama telafisi olmayan bir yokluk. En iyisi pişmanlık duyacağımız şeyleri çok düşünmek, yani bazı şeyleri eyleme dönüştürürken çok düşünmek, bu da geç kazanılan bir yetenek.
Yağmur arabaların esaretini bitirdi, dolar elimizi öpmeye devam ediyor (kibar oldum), her yer karanlık, ama bu saat uygulamasından memnunuz, her halde sabah namazı için camiler dolup taşıyordur. Hava karanlık olsa ne çıkar, hedef içimiz, her gün bir mum üfleniyor içimizde (Ben biraz romantiğim de ondan mum dedim, oraya buraya çekmeyelim, önemli olan kaynak değil, aydınlatan bir ışık )
Ne dilesem bilemiyorum, dileklerim o kadar da çok değil aslında, herkes için sağlık, herkes için huzur !, olsa arkası gelir zaten. Günaydın

13 OCAK 2017

Arabalar kurtuldu, yayalar zor durumda. Kar kalan yerler cam gibi, insanlar yolun ortasından yürüyor. Amaaaan can güvenliği kimin umurunda, can en güvenli yerde bile güvensiz, evinde oturuyorsun, pencereden kamyon giriyor, balkondan bakarken serseri kurşun değiyor. Yolun ortasından gidenlerin başına ne geleceği belli en azından. Bu gidişle mazot ve benzin ayarlamalarından dolayı trafiğe çıkan araç sayısı azalır mı ??? yooo hiç sanmam, benzincide biraz söver sayar insanlar, yola çıkınca trafiğe döner, telefon çalar arayana patlar, işe gelir çaycıyı haşlar, hanıma, beyine yüklenir, çocuğun zekası tartışma konusu olur … böylece ana konu unutulur.
Unutmak güzel bir şey, insandan yük atıyor da “faideli bilgiler” i unutanlar var, telefonun “puuunnn” kodu gibi dermişim. İnsan aklına yazmalı, aklına yazamıyorsa deftere yazmalı, akıllı telefonu varsa not bölümüne yazmalı, randevulara alarm koymalı, var bi takım çareler de, yine de insan kendi tarihini, ülkesinin tarihin unutmamalı, dönüm noktalarını kuşaktan kuşağa taşımalı ama Binbirgece masalları tadında değil, bildiğimiz gibi onlar bir hatunun duruma göre uydumaları, kıvırmaları.
Aaaaah aaaah “sana ne, bana ne !!!” günleri bugünler. sonunda sana ne ciler ile, bana ne ciler birleşip, kime ne ci olacaklar, onun da cevabı “ne haliniz var ise görün”
Ne halimiz olacağını görenlerin sayısı o kadar az kiiiii, sayı zavallı durumda, çoğunluğun çoğunluğa emeği geçti, iş daha portakalda vitamin olduğumuz zamanlara kadar dayanıyor.
Çocuk sahibi olmaya karar veren eşler, aralarında çocuk için konuşurken ilk başta cinsiyetten ayrımcılığa düşerler ki arkası hızla gelir, ayrı dünyalardan ayrı ayrı ruhlar taşıyan bebeler bugünün mimarı, çocuk ciddi bir iş, tüpte yapıp, başkalarının ellerine teslim etme ile satın alma, eser yaratma amaçlı çocuklar işte bugünün büyükleri.
Yaaa , işte böyleyken böyle durumlar, yaklaşık on günde iki kere dışarı çıktım, bir Migrosa bi cenazeye,”ruh halimdendir zaar” diyorum canımın sıkıntısı, ruhumu da gökte sıraya giren gezegenler, aşağıda meclisten 25.000 $ lık mikrofonu yürütenler şeyetti, dermişim. Hatta dedim ve kurtuldum, yarına evden bi çıkıp 27 saat 37 dakika sonra dönmeye dair planlarım var, aaaay hadi işalla !!!! Çok ciddiyim, süre dolmaz ise belediyenin dijital levhasının önünde son dakkaları beklerim, yani saatleri halleder, uzatmalara kalmam, diye niyet ettim, kısmet, Günaydın

15 OCAK 2017

Hal-i pür melalim ;
Asfalta yapışmış, güneş altında kalmış sakız gibiyim. Üstümden geçen ayak izlerinin tarifi; “at izi, it izine karışmış”
Çaresiz değilim, yaşama sevinçimi geri getirebilsem sıyrılıp ayağa kalkacağım.
Beni bu geç gelen sabahlar, erken inen akşamlar mı mahvetti ? Yoksa iki gündür James Bond filmleri ile tüm kıtalarda oynanan futbol maçlarını veren kanal mı bunalttı, belki de üst üste gelen her biri “pazar ” havasında olan günler mi tükenmişlik sendromumun sebebi ???
Pozitif, pozitif de bir yere kadar, hah işte tam da o yerdeyim. Uçurum kenarı olsa atlamam ama, zaten benimki döner kavşak, döneceğim inşallah. Önce bi dip için kendimi bırakasım var, yarı dip genelde dönüş noktam.
Örgü örüyorum iki gündür, hep ters model, haraşo da diyenler, “ha şura, ha bura, olacak ammaaaa !!!” Diye tempo tutuyorum, biliyorum kiiii yalnız değilim, çooook bunaldık, çoooook ! Bize kaderin bir oyunu değil, kaderin komplosu bunlar. Kaderi kısmet ile eşledim, canımın sesini dinliyorum, hiiiiiç bir şey istemezmiş canım, bi tek “ışıkları kapatın, ses ermeyin, soru sormayın, tahminde bulunmayın” dedi, canımın can bulmaya ihtiyacı var, hazar akü gibi mi bu canlar ????

18 OCAK 2017

Bundan böyle yazlar dibine kadar sıcak, kışlar eennnn dibine kadar soğuk, güz yağmurları kış yağmuru olacak, Kadınlar bazı mevsim geçişlerinde kürklerinin içine yazlık giyecek, çoraplar güneşi görünce eriyecek, bitkinin mevsimi olmayacak, penguenler yumurtalarını çöle bırakacak, kutup ayısı her yerde bulunandan, yılan hem asmaya hem yosmaya geleninden, fare yeneninden olacak … ola bilir diyorum. “Olmaz olmaz deme sevgilim, zaman neler getirir belli olmaz sevgilimmm !!!” diye şarkı yazanlar, dünden bugüne bakanlar.
Aaaah yemişim bulutunu, sıraya giren gezegenini, bambaşka sistemini, Trump’ını, iktidarını, muhalefetini … mevsim ayvasını, Bundan gayri ne olur benden, ne köy ne kasaba demeyelim, kısmet ise kayınvalideliğin ayak seslerini duyar gibiyim, “torun bakcam, devlet 300 tl vercek !!!” diyemem, demem.Hele hiiiiiç söz veremem.
Ruhumu feraha çıkaramadım, kendimden korkarken oğlan düştü, dirseğini çatlatmış, ne zaman sokağa çıksam yağmura yakalanıyorum, yağmaz dediği saatler bile bana yağıyor valla, evin içi heeep karanlık, elektrik faturası katlanmaya başladı bile, parasından geçtim, ruhuma huzur yok bu ampulden.Hırsımı yemekten alıyorum, yiyorum ve pişman oluyorum, dünkü limonlu çizzzz keki yememe sebep olan arkadaş, seni bir dahaki görüşmeye kadar af etmicem, öbür sefer triliçe yicem, eeee paralı günüm var benim, bir yanım entel entel dolanırken, bir yanım mahalle içinde tanıdığım konu komşu ile kaynaşıyor, aaah her telden çalmak, bir şeyi doğru dürüst, tam çalamamak gibi değil de savrulmak demek, oralardan buralara, şuralardan oralara …
Arada unutuyor insan ; “Dünya dönüyor !!!” he valla dünya dönerken biz de dönüyoruz kiii, döndüğünün farkında olan var, olmayan var. Fakat sosyal medyadan kılıçların çekilmesine çooook feci ayar oluyorum. Tarafını seç ; profilin fikrin değil ise sen benimle değilsin, bölündükçe bölünelim, Bizden olmayanı ikna etmeyelim, silelim, kimse kimseyi dinlemesin, ruhumuz dinlenmek, dinlemek nedir bilmesin !!!!
“Kedime dökülüyorum, içime” demiş, B.keskin. Ben de öyle önce içime, sonra mutfağa dökülüyorum, Kadınbudu köfte, piyaz, patates kızartması, pırasa yaptım, Her gün pişen o gün bitiyor, yarına bi daha “mutfak !” , pişmiş yiyeceklere yakın gözlük ile bakmaya devam ediyorum, dokular beni benden alıyor, yazı bitince Kadınbudu köfte ile gideceğim, dermişim. Gülmeyin arkadaşlar, “ölürse ten ölür, canlar ölesi değil” diyen de var, “ölürse yer beğensin, kalırsa el beğensin” diyende. Benim favorim “Horona giren popoyu (aslı öyle değil, kibar oldum) sallar” Horona girmiş bulunduk, sallaaaa, sallaaaaa …”Hayır” lı akşamlar olsun.

23 OCAK 2017

Hayata şaşı bakıyorum, çünkü bir kaç gün evvel gözlüğümün üstüne bastım, biraz elim ile düzelttim ama yine de yamuk bakıyorum Yeliiiizzzz, Yeliiiiiz ! ben seni gördüm, sen de beni görüyon mu kısss ???? misali hayat. Başını kuma gömen, aynı zamanda kuş olduğunu sanan, o kuşları serçe ile karıştıranlar … size de günaydın. Survivor başladı, artık her şey tıkırında, ıssız adaya düşenlerin yeme içme, iktidar savaşlarına bakıp, ödül oyunlarında çamura bulanmalarında, düşüp şaşmalarında merhamet duyarak, tabi ki de çoğunluk Gönüllülerin tarafını tutarak, evde zorla tutulan %50 artııı, işine gelene inanan en az %30 oralarda oyalanırken, kalanın %10 nu kendi arkadaşları arasında haykıracak, %10 sessiz kalacak, dermişim.
Ben bu yüzdelerin hepsinin içindeyim, kar yağdığında evde, ruh sağlığım için kah orada kah şurada, aslında burada olurum, beni size ben anlatmam, siz beni anlayın, ben aslında bilmece gibiyim, kış gecelerinde sarı leblebi ve boza ile iyi giderim, kuzine soba olsa içine börekler açan, üstünde çinko çaydanlıkta porselen demliğe çay demleyen, maşa üstünde ekmek kızartan, aklından közde patates ile kestane geçen de ben olurum, bu arada kestane üstüne haritalar çizilmiş olur, eeeh bunlar da yol haritamız zati, uzun ince bir yolda gidiyoruz, iki kapılı hanın bir kapısından çıktık, öbür kapıya yolculuk.
Hafta sonu evi bırakıp, gittim, çok şükür ki çıkmadan pişirdiğim yemekler bitmemiş, ortalık kendinden geçmemiş idi. Geldiğimde hiiiiç sinirimi bozmadım, bozduğum zamanlarda bozuk çaldıklarımın bana Kemane çaldıkları aklımda, bakıp bakıp plan program yapıyorum, akşama kadar bir düzen kurucam inşallah. Kızımı kursa yolladım, yavrum açıldı, eğitimde geçen yılların en iyi karnesi geldi, netlerini çoğaltmaya çalışıyor, tam puan 500 adım adım 400 e geliyoruz inşallah. “Hepimizi utandıracak” diye bi umudumuz var, “Yavrum, kuzuuuum, utandır bizi” diye şiddetle ummuyoruz, hayırlısı valla, bu ortamda okuyan değil, arkası olan, liyakati geride bırakıyor.
Çevre Tiyatrosu’na gittim, güzel bir oyun izledik, bir sıra dolusu kadardık, teee Lüleburgaz’dan muavin koltuğunda gelen, oğluna basamakta yer bulan kuzen de yetişti oyuna. Laz Dürümcü de hamsi tava yedim, hijyen sıfır ama hizmet ve lezzet on numara artı yıldız. Bize biraz nostalji oldu, oralarda geçmiş günlerimiz, yaşamış büyüklerimiz var, gece karanlığında ve ayazda pek bi şi hatırlamadım amma yine de var bir şeyler. Bu arada tüm oyunları güzel, şehir içi turne de yapıyorlar ama yerinde başka güzel. Oyunun adı Mağrur Fil Ölüleri
Pazar günü Yahudi Mirası turu yaptım, onu ayrı parçalı yazıcam, resimleyerek hem de, Emi Uygun mesleğine gönül vermiş rehberlerden turlarını şiddetle tavsiye ederim, 1001 İstanbul programında.
Sabah sabah bardak kırıp, mutfağı hane halkına kapadım, zaten evde iki kişi kaldık, oradan başlasam diyorum, bu hafta okuma yazma haftası diye niyet ettim, hadi inşallah diyelim,
Havası, suyu, haberi, sürprizi … güzel bir hafta olsun, hepimizi mutlu edecek şeyler bizi takipde olsun, en umulmadık bir anda “pattt !” diye karşımıza çıksın, hepimiz iyi olalım, gözümüz güzelliklere baksın … amin

25 OCAK 2017

NEVE ŞALOM SİNAGOGU VE 500.YIL TÜRK MUSEVİLERİ MÜZESİ
NEVE ŞALOM barış vahası anlamında, ibadet, düğün, sünnet, bar mitsva … gibi törenler, anma günleri, konserler için de kullanılıyor,
Resimlerde kurşun izlerini taşıyan koltuklar da var, çok sıkı bir güvenlik taramasından geçilerek içeri giriliyor, müze de üst katlarında. Sefarad Yahudilerinin gelenekleri, tarihleri , yemekleri , çocuk yetiştirmelerine kadar her şey müze de.
Tevrat’a el sürmeden, rulo yapılmış çubuklarını açarak okuyorlar ve saklamak için ihtişamlı kaplar var, kız çocuklarına 40 günlük iken isim koyma, erkeklere sünnet, doğmamış çocuğa gömlek dikme, lohusa, düğün törenleri, yetişkinliğe adım atma törenleri … Her şey unutulmasın diye duvarlarda, dolaplarda
Bu arada kız çocuklat 12 de erkekler 13 de yetişkin oluyor, dünyanın derdi kadın milleti ile dermişim.
Sefarat yemek tarifleri bile alınacak şekilde, patlıcanlı börek ile kurufasulyeli ıspanak yapıcam inşallah.
Aslında ortak yönleri çok insanlığın, zorla ayrılacak nokta bulup “evet” in üstüne “hayır” çalışıyor, bazen de “hayır” lısı buymuş diyoruz 

28 OCAK 2017

Karanlıkta öten kuşlar var, hatta sabah karanlığında, Baykuş mu desem, Bülbül mü desem bilemedim. Ses Bülbüle yakın ama ortalıkta bülbül mü kaldı ? Belki de bizim buralardaki son kuşlar, sabahın ayazında dermansız dermansız öttü, içim bi hoş oldu. Gelişleri, gidişleri karanlık, gelecekleri şimdiden loş olanlara bi umut için ötüyor dedim kendi kendime.
Kendi kendime çok şeyler derim, ben beni dinlerim aslında, insan kendine dürüst olmayı başarır ise, yani olanı olmayanı kabullenir ise yaşamak için yardımcılara gerek duymuyor, huzurlu uykular, trafik akışı düzgün bir akıl … bir bakıma elimizde. Elinden beline, ayağına, silahına düşürenler yüzünden sıkıntılarımız.
Bir annenin hayatında ayrı bir dosyadır “çocuklar uyurken”, anne hem üretken, hem düşünceli, hem sessiz, hem sürprizli olabilir bu zamanlarda, çocuklar uyurken toplanan ev, hazırlanan kahvaltıya kokulu bi hamur işi, gerekli bi ütü, çocukların vazifelendirdiği her hangi bir şey … birinden biri bile evine göre mutluluk saçar.
tatilden nasiplendiğimiz ilk gün, uyuyan prens ve prenses için sessizim, aklımda; “kahvaltıya ne yapsam, akşama ne hazırlasam, ütüyü hangi araya alsam, bir fırsatını bulup, kitabımı okusam, az da örgü örsem …” var, bir bakış açısına göre avam, bir bakış açısına göre özlem, bir bakış açısına göre hayret … baktığın açıda akıyor benim hayatım, şikayetim var mı ? yoooo, ara sıra sitemim var ama.
“Sevmek bu dünyayı çerden çöpten
Sevmek, bir zerresini ziyan etmeden
Sevmek, dinlenmeden sevmek … B.R.Eyüpoğlu”
Aynen de böyleyim, Bedri Rahmi memleketlim, eli de dili de güzel.
Aslında sıcak çikolata, salep severim ama çok şekerli diye kendime tarçınlı süt yaptım, süt içmek için çoooook sebebim var, Yaşamak için de öyle, vakit gelene kadar, elimden geldiği kadar, mümkünse hep beraber “Yaşama sevinçi” ocağına odun atmaya devam, devam ..

29 OCAK 2017

“Dün gece bi film seyrettim, içim çıktı ağlamaktan, Aaah o Türkan yok mu o Türkan yine öptürmedi yanaktan …” Keşke Türkan filmleri bizi bizden alıp kalıplanmış aile kızı dünyasına götürüp, orada bıraka bilse, dünya gördüğün kadar, sınır Ünzile’nin çitine kadar. Sonrası, sonrası kolay, kadere kısmete bağlan ve orada kal.
Film seyrettiğim doğru, Fransız yapımı, gençlerin örgütler tarafından nasıl esir alındığı, nasıl ikna edilip bomba olduğu ve aileleri ile ilgili bi film.
İnsan insanın sevgisine ilgisine muhtaç, insan varlığının bilinmesini, farkında olunmasını istiyor. Desteklenmeye ihtiyaç duyuyor, doğrusunun yanlışının bildirimler halinde gelmesinden hoşnut değil, kırılmadan, incitilmeden tavsiye almak, uyarılmak , bunun yol yordam bilenler tarafından yapılmasını isterken bunu yapanın psikolog olması utanç kaynağı ola biliyor, antidepresanlar gizli saklı içiliyor, bir taraftan uçurum aşağı giderken bir taraftan da kuyruğu dik tutmaya gayret ediyor. Zayıf yanlarını kendinden daha zayıflar arasında telafi edenler, olmayacak, uzak umutların peşine düşenler … bunlar bir fark yaratarak farklı anılmanın peşine düşüyor, ama iyi ama kötü, hatta kötü ve şiddet derecesi yüksek işlere buluşanlar ortalığı da bulanık hale getiriyorlar, dumanlı hava seven kurtlar gibi desek olur.
Yani her şey sevgi, sevmek üstüne, sevmenin, mutluluğun kafasında resmini çizenler, koşulları sağlayana kadar toprak oluyorlar, kesin bilgi.
Her yerin her yere taşınmış olduğu bu pazar sabahında, önce boşları topladım, sonra çay koydum, sessiz modundayım, gözüm saatte, iyi bir kahvaltı sofrası için planlarım var, internet en iyi salonda çekiyor, odaların kapısı yok, bizim evde saklanmaya, kapanmaya gerek yok, özele saygımız çok, günlükler, telefonlar yan yana dursa da göz ucuyla bakan yok, sıkıntımız, derdimiz yüzümüzden okunur, rahmetli annemden miras “Saklayıp da kavuç olacağıma, söylerim de gülünç olurum !!” mirası aldık ve anladık, her şeyi istediğimiz kadar paylaşırız, anlayan anlar, anlamak için eğitimimiz var.
Mükemmel değiliz, tutkulu, tutuklu hiç değil, ama iyinin daha iyisi olmaya da karşı değiliz, her sabah için uyanma sebebimiz, günlük, aylık, yıllık, ömürlük umutlarımız var, görebildiğimiz kadarına gayret ediyoruz,
Nereye gidiyor bu yazı ???? Aklımda kalan neşeli pazar sabahları var, Neşeli Günler de güzel film, sevgi, neşe … elle tutulmaz ama gözle görülür, çay kokusu, kızarmış ekmek, bol ekli gazeteler veeee hizmetli bir anne, bütün evler pazardan bunu bekler, beklentilere cevap veren evlerden olalım, olmadı o evlerde olalım, keyifli bir pazar dileğiyle

31 OCAK 2017

Kağıttan bir gemi yaptım küçücük
Ya 5 öpücük sığar içine
Ya 10 öpücük
Kız kardeşim
10 öpücük batar bu gemi dedi
Sen misin
15 öpücük
Anam sakın denize atma dedi
Doğru havuza
Sen misin
Doğru denize,
Ama ıslanmasıyla batması bir oldu.

Bir gemi daha yaparım ne çıkar
Hem bu sefer öpücük yerine
Sunturlu birkaç küfür
Daha birkaç gemi yaparım
Çok şükür.. / Bedri Rahmi Eyüpoğlu
Çok şükür daha bir kaç gemi yapma ihtimalim hep var, aklım başımda, gücüm kuvvetim yerinde olduğu sürece de var olmasını dilerim. Yazarım, çizerim, okurum, seyir ederim, anlatırım, yaşlılık bakarsın şiir bile yazdırır bana, yemeğimi yapsam, markete eczaneye varsam, az da silip süpürsem, çokça bilmediğim yerlerden görsem, bildiklerimi de yeniden görsem, çoluk çocuk, torun torba, gelin damat … gelecek diye yemekler yapsam, sofralar kursam, dibi tutanları kızarmış saysam, kimsenin yükü olmadan, yaşayıp gitsem, gitmeden bi de kitap yazabilsem, iyi olur valla 🙂 Fakat okumak da okutmak da zor iş,okuduğunu anlamak daha da zor, kaç yıllardır ufak tefek şeyler yazarım, pembe yanaklı teyzenin poğaca tariflerinin “like” sayısına, you tube deki tazenin makyaj ile ilgili ip ucu görüntüleme rakamına ulaşmak hayal, benim gibi herkes için, bakıyorum, güzel bir şey okuyorum, like’ına yorumuna bakıyorum, hava durumu bildiren yazılar bile çok çok daha iyi durumda.
İki gündür nüfus idaresinde kızıma yeni kimlik çıkarma mücadelesindeyim, toplam da 10 saatimizi aldı, kuyrukta ben 100 küsür sayfalık bir kitap okudum, kızımda internet paketini bitirdi, sonunda elimizde bir takım belgeler oldu, fakaaaaat ; Belgenin süresi 15 şubata kadar, sınav 12 martta, kimlik o tarihe ya gelirmiş, ya gelemezmiş, gelmez ise ne yapılacağı henüz belli değil, Kuyruk çok renkli, doğum, kayıp ve öğrenci yenilemesi randevusuz iki gişeden yapılıyor, bir gün içinde saat beşe kadar sıran gelmez ise ertesi sabaha adını yazdırıyorsun, kimsenin aklına numaraya kota koymak gelmiyor, her iki elinde üç yerinden parmak izi dörder kere alınıyor, bir kişinin işi ortalama 15 dakika sürüyor. İşimiz bittiğinde kızımdan inciler ; “kimlik Avrupa ayarında gerisi geri kalmış ülke ayarında” , “Anneeee ! ben internetten Kanada’lı sevgili yapıcam, gidecem buralardan, merak etme sen !” bu arada memura sorduğu sorular ile adamı da bunalttı, ben mesainin geri kalanını kurtarmak için az adamın tarafını tuttum, kendimi de tuttum, bir miktar derin nefesler alarak yürüdük.
Sonra, sonra sı kağıttan gemi yapmaya devam, olacak inşallah, biri olmaz ise bir daha …

ESKİ YILIN OCAK AYI BİTTİ BU DA YENİSİ;

02 OCAK 2018

Pazartesinin aynısının tıpkısı ama adı “salı” hem de sallanından! Etiket böyle iken ben de böyle böyleyim;
Midem rahatsız, gripal durumum kalıcı, evin hali darmadağın, yapılacak işler ev içi ev dışı en az on kalem, yeni zamlara öbür yanağımı uzatacak zamanım olacak mı bilemiyorum, yanağı kurtarsam başıma yağıyor zaten. 42 asgari ücret biriktiren bir şeyler ala biliyor, dört yıl ölü taklidi yapsan dicem ama ölüler çalışamıyor, fotosentez yaparak da enerji durumlarını ne yapacağız.
Arap Baharı geçti, İran Baharı bu bahar, Türk Baharı sırada diyenler okur yazarlar var.
Umutlarımızı kaybedersek kendimizi de kayıp ederiz, bu bilincim tam. Sorun var ise çözüm de var, küserek, kızarak, aşağılayarak olmayacak bu işler. Üst seviyeler alta inerek sabırla anlatacak, “var mı bir sorunuz ” diye sorulacak. Lider olmak isteyip de olanlar ile lideri lider yapanlar kapalı grup olmamalı ama gruplar zırh gibi, aralarda geçit yok, gruba yeni eleman alınırsa da ayakçılıktan öteye geçmesine izin verilmiyor, gruplar arası tövbe kapısı kapalı 😦
Dünyanın her yerinde bir şeyler oluyor, ülkeler arası dedidoku ve kıskançlık bile var, gıybetin boyutları dünya kadar.
Yeni yılın ilk günlerinde yepisyeni umutlarımız var mı???? eskilere devam benimki. bir şekilde olacak, yaşamak için gerekli faaaliyetlere paramızın yettiği kadar devam 🙂 Bu da güzel yemekler, sanatsal, tarihsel gezmeler, iyi konserlere gide bilmeler, festival festival sinema gezmeler, olmadı başka sinema için Beyoğluna dökülmeler, bol bol okumalar, okuduklarımızı anlamak ve anlatmak için toplanmalar, eş dost arkadaş ile kırk yıl hatırlı kahveler, çoluk çocuğun iyi günlerine şahitlik etmeler, düğün dernekte halay başı, horona kalkma faaliyetleri …
Şu an gökyüzünde öyle güzel bir kızıllık var kiiii, bakmalara doyamıyor insan, her şeye rağmen güzel şeyler var, oluyor da, içimizin güzelliği yeter zaten, içimizi güzel yapan da güzel niyetler, güzel dilekler.
Cümleten iyi bir yılın en iyilerden bir haftası olsun, araya karışan, çirkin ve kötüleri de güzel ve iyi yapma isteğimiz ve yeteneğimiz cepde bulunsun, çıkarır kullanırız 
Göğe bakmaya gidiyorun, cümleten günaydın

03 OCAK 2018

18 ocak son tarih ama belki uzatırlar, FÜREYA sergisi çok kapsamlı ve çok güzel. Eserler toplanarak bir araya gelmiş, bir çok resim, ev eşyası ve videolar ile desteklenmiş. Akaretler, sıraevler bir dönem yaşadığı, seramik şeffaf evler yaptığı yer. İki katlı sergi ve odadan odaya geçmeli.
Füreya sanar ve edebiyat genleri taşıyan paşa dedeli bir aileden. Soy ağacı da var. Osmanlı kültürü, cumhuriyet idealleri, Avrupai yaşam tarzı … hepsinin karıştığı bir hayat, Büyük Ada da başlayıp çocukluğu kapsayan yıllar iki evlilik ile renklenmiş diye bilir miyiz. Ben diyemem, bana göre tuhaf evlilikler, zaten yürümemiş de verem olduğunda İsviçre’de bir senatoryumda yatarken seramik ile tanışır Füreya ve hayatın içinde olsun kullanılsın diye yaşadıkça tasarım yapar üretir.
Kitabını okuyalı yıllar oldu, aklımda apartmana kurulan fırın ile ikinci eşi KılıçAli kalmış 😊 sergiyi gezerken hemen hatırladım.
Güzel bir etkinlik şiddetle tavsiye ederim, kimi kızını gelin etmenin yolunu ararken kimi kızlar da aile desteği ile tarihe kazınıyor. Çok resim çekmedim, bana ilginç gelen bir iki şey, çünkü resimler alt yazı istiyor, bir de havasını teneffüs ederek gezmek varken, resimlere bakmak niye ki, meraklısı için süper selfi imkanları var, kendini Füreya ile çekenler gördüm 

04 OCAK 2018

“Yeni senenin Yen’i günleri, eski senenin eski günleri gibi” desek, “her şey eskisi gibi” demiş olur muyuz? Var saydık, dedik, oldu, nedir bu eskiye merakımız, bir kez yaşadık, tekrar yaşarsak , bildiğimiz yerden çıkan sorular gibi mi olacak hayat, bildiğimiz yerler, bilinen şeyler risk barındırmaz, risk olmaz ise başımız ağrımaz, her şey tıkırında, güneşe yüzünü dönmüş bitkiler gibi, paşa paşa büyür, vakti gelince ölür müyüz, mezar taşımızda; etliye sütlüye karışmadı, “sütten çıkan ak kaşık idi, leke nedir bilmedi, iyi ot idi”, yazar mı , yazarsa kimler okur, yoksa mezar taşı okumak unutkanlık yapar diye fetva mı var, fetvalar gönülleri ne eder ????
İnsan dediğin kendi gönlünü hoş edeni bekler, hoş olan gönüller “yetmez ama evet” kıvamından öteye nasıl geçer, hoş olmak mı, hoş bulmak mı ??? Hoş mu erim, Höşmerim???
Hayat da nasıl hoş geçer? Herkesin sorusu, isteği aynı da içten işleme farklı, diller söyler iken kalbe gömülen şeyler sonra gün yüzüne çıkar, ama acı, ama tatlı, amaç şöööööyleeee bi havalanmak, havalanan gönüller havalı olur hava basar da bir önermedir, önermem ama 🙂))
Bi yazasın geldi de, seçme saçma yaptım, ben yaptım oldu gibisinden, bir yerine okurken “eeeeey!” konacak da o da okuyana kalmış 😂
Bonne nuit!

06 OCAK 2018

Pera Müzesinde BANA BAK sergisi var. İlginç, bildiğimiz portreler bilinmedik şekillerde sanat ile şekillenerek karşımızda, heykel, resim ve fotoğraf olarak. Sabun ve çikolatadan iki büstün hikayesi, dede ve babanın bire bir canlı gibi heykeli, aynı gözlere farklı maske ile aynı bakış, cinayet mahalleri, katiller ve maktullerin üçüncü sayfa haberleri, bir ormana gizlenmiş ünlü portreler, bir plaj resmine yapılmış eklemeler … güzel ve açıklayıcı ve anlama yüzdesi yüksek bir sergi, iki kat, bir katta da meşhur bir mimar ve eserlerinin barkavizyon ile sergilenmesi var ki mimarinin sadece gözüme hoş geldiği kadarını anladığım için beni köşeli taşlar çok sarmadı, kedi gibi bakan kültür ve sanat merkezi ile kütüphaneyi beğendim, diğerleri Harry Porter ın okulu gibi idi 😊
Cuma 18.00 den sonra yetişkinlere, Çarşamba öğrencilere bedava, hoş mekan. Dün yemeği Salt Galata da yedik, orası da daha bir güzel olmuş, bir sürü genç ders çalıştığı gibi, iş görüşmesi yapanlarda var, bu arada Perşembe Pazar’ı ışıldamaya başlamış, cadde geçen yıla göre daha aydınlık ve otelli olmuş, İkinci Kat kendini yenilemiş, mekan hoş ve dolu, müzik de var sanki. Işıltılı Haşareler oyunu tek perde 1.5 saat ve güzel, oyuncular dizilerden tanıdık, kapitalist sisteme gönderme, nasıl yutuyoruz, nasıl yutturuyorlar, dayatmalar nasıl isteğe dönüşüyor… hepsiiiii oyunda.
Gezelim, görelim, içimizde çiçekler açsın, bahçe yaparız, çiçekleri koparmayın da yazarmıyız ???? Yazarız elbet, belgeci ve belgesiz bir milletiz hazar 😃
Bonne nuit!

07 OCAK 2018

Oda kapısının ağzına uzanmış kar desenli, çizmevari, kırmızı beyaz çorapların üstünden atladım, masa başında yerimi aldım, yoldaşım bir bardak limonlu su. Yağlarımı çözer umudu ile 🙂 Ama ılık değil, şartlar eksik olunca eylem başlamaz mı??? Başlar da başında kalır mı acaba, bizler girişten hızla gelişmeye geçip süratle sonuç almak taraftarıyız. Aslında hep bi tarafımız var, korkumuz bi taraf olmaktan çok tarafını güncel seçememek, nerdeeeee kendi fikrini aslanlar gibi savunanlar, başkalarının fikrine işine geldiği için aslan kesilenler var, “beyefendi sözünü etti ise emir telakki ederiz!” Burada “beyefendi” cinsiyetçi, ırkçı, siyasi, kişisel … bir anlam taşımıyor, genel yani beyler paşalar gibi yaşayan kadınlar da tek tük olsa da var, kadın kısmı az geride durup savaş çıkarmayı ve savaşın kazanını olmayı sever, kaybeden olur ise o ben olmayım , diye. Öldür öldür bitmiyor bu kadınlar, geçen yıl bir güne birden fazla düşmüş sayıları, artık ne yapalım, nur içinde yatsınlar, yapmadıklarımızın cezası mıdır hayat??? bence öyledir, kaçan fırsat, değerlendirilmeyen imkan, göz ardı edilen tehlike, dinlenmeyen söz, kuyruğu dik tutma, yalaka olarak yaşama … felan fistan bunlar hep vicdana yük, dışardan omuzları çökertir, göz altına mor torba yapar, içerden damar damar kalbe giden yolları kurutur, façayı sağlam tutmak neye yarar demeyelim, “ye kürküm ye” dünyası diye bir şey var.
Amaaaan 18 derece olması beklenen bu pazar sabahında güneşle birlikte doğmuş iken hemen karartma çalışmalarına ne gerek, mücadele tatil bugün! dersek kim kanar ki. Mücadele ara verir ama tatil yapmaz, tatilin niyeti rehavet, fazla yükü tatile yüklemek.
Kahvaltı mekanları mutlu aileleri bekler, sosyal medya sucuklu yumurta kokmaya başlar, aaazzzz sonraaaa!!!! Yalnızlar ve fakirler napacaklaaaaar, napacaaaaaklaaaar …
Fakir ve yalnız hissetmek iyi bir şey değil ama aşılamayacak gibi de değil, eş ve işi hükumet dağıtıyor, faydalanın.gerçi eş dağıtmaya söz veren sözünde duracak zamanı bulamadı, hoş zamanı olup da sözünü unutanlar çooook, aaaaah bu dijital arşivlerin gözü kör olsun, sil sil bitmiyor, yırtık dondan çıkar gibi resimler, çalışmadığı yerden soru gelenlerin paniği, üstüne basa basa verilip de kenarından dolanılan sözler …Teknoloji iyi de iyi yerlerde kullanmayan münafıklar var 🙂
Tahmin edileceği gibi hane halkının gözlerini açmasını bekliyorum, tam da o andan itibaren kahvaltı yapacak hale gelmeleri için bir saatim var, “evin annesi döktürür” diyenlere cevap, “eveeeet” var aklımda bir şeyler, dışarıda kahvaltıya gidecek imkanımız var ama dermanımız yok, evde yayıla yayıla anne hizmeti favorimiz, anne onbeşlik ama “küçüğün rızası var” kıvamında 🙂)))) Aklımızdan geçenleri tabaklara sıralacağız; yazalım, bir iki tur Majong ile zihin açalım.
Ne diyelim BON JOUR ama güne Fransız kalmayalım, Hem “takvimlerden haberin var mı, geçiyor yıllar” tesadüfen yakaladığına tekrar için uğraşacağına önüne çıkana pozitif bak, çalış, o zaman çay koyalım, hep beraber … 

09 OCAK 2018

formüle edilmiş sabahlara formülsüz uyanmak? Nedir formül, neyin formülü, iksir olmasın o? Her sabaha bir iksir mi lazım, bir iksirin bir çok sabahı kapsaması mı lazım, İşimiz büyü ve sihre mi kaldı ? Açılsın Hary Porter okulları 🙂) Bizimkiler alaylı, bir çok insanın devamlı falçısı var, fincana bakanlar ayrı, gökyüzüne yıldız dizenler ayrı, gerçi yıldızları bilimsel ama yeterince bilişsel bulmuyorum.
Hava işe okula gidermiş gibi değilde, dönermiş gibi, dönenlerin yeri neresi, baş tacı dönmeler, baş dönmesinin sebebi mi? Tutku da aşk da yeri gelince hatta gelmeden özgürlük kısıtlayıcı, hem tutkulu hem özgür olanlar tutkunun esaretini nasıl açıklayacaklar, rüzgar yapan dünyaya rüzgar ile karşılık vermek asıl özgürlük. Alışkanlık da bunların küçük hali, halimizin hal olup olmadığını kimler analiz eder, sonuçlara ne dayanır, yürek dayanmaz hazar 🙂
Çelişkilerin çekiştirmesi ile güne başladık, güneşi bekliyoruz, benim beyazlı aile yola düştü, üçünün de beyaz kış giysileri var, yavruyu kırmızı atkı ile ayrıca destekliyorlar, küçüğü servise tıktıktan sonra on adım yürüyüp herkes kendi yönüne ayrılıp gidiyor, ekmek parası, servis parası … arkalarından 15 dakika sonra sabah ezanı okunuyor.
Ayaklı saat gibiyim, akşamdan sinyalleri alıyorum, saati gelenin başında bitiyorum, şimdi kızımı bekliyorum, gelen seslere göre giyinme sırası çoraplarına geldi, aynanın önüne oturması an meselesi, süs püs, poza dönüşecek mi acep, o da toplu taşımada bireysel gülenlerden, yazıyor, okuyor, gülüyor yavrum 🙂)))
Sadık Hidayet okumak insanın yazma hissini öldürüyor, bunları nasıl düşünür insan, nasıl kurgular diye panikliyor insan. Yapamam sanıyor insan, “sanmak” eeeeen büyük aldanmak, caydırıcı, kol kanat kırıcı, o vakit sanmayalım mı, evet sanmayalım, direk konunun özünden sallayalım da olmaz, bi oturaklı yol bulunur hazar.
“tak taak,
kim o, A Ş K
hoşt!” bu da okul yıllarından, defter kenarlarından kahır mesajı, aklıma geliverdi, “geli geli verenler” iyi saatte olsunlar, “gökte ne var gök boncuk, yerde ne var elmacık, kaldır beni dalgacık,hoooop, hhoooo, hoooopbacık” mesajı aldım 🙂)))
Cümleten Günaydın 

10 0CAK 2018

EJDERHANI NASIL EĞİTİRSİN ? (BÖLÜM:1)

Yok ejderham metafor kullandım. Benimki kuzudan ileride, kurttan geride, çakal ile ilişkisi yok, geyikle görüşmez, Kartala sevdalı, Aslana gıcık, kanaryaya daha da gıcık, bülbüle aşık …kafeslenemez, öyle her şey ile beslenmez, kendini sevdirmez derken el kol hareketlerine gelmez, benimki adı ile müsemma Yılmaz,inadına sıkı bağlı, sigara ve BJK ile kanka ötesi … şimdi de emekli bir eş. Artık 24 saat göz önünde ama göz göze değil, 3+1 sınırlarında beraberiiiiizzzzz !!!!

Ben de sabah kalkıp işini gücünü yapan, oyalanmayan, oyalamayan, planlı ve programlı aktif bir eş, yıllar boyunca baba işte, anne her yerde formatı ile 28 sene tükettik, yoksa 29 mu ???? Üç çocuk büyütük mü büyüttüm mü acaba … neyse klasik Türk tipi sorunları aştık da şimdi biraz şaştık gibi. Birinin devamlı varlığına alışkın değilim, bağımlı olmak istemem, bana bağlı hiç istemem, her şey yerine zamanına göre, ayrı hayatlar, ortak zamanlar ideal. Evlilik ile evlendiğini eğitmek bizde çok yaygın, illa ki bir baskın karakter basmayan karakterin ağzına tükürecek, sindirme harekatı bizdeki, gücü yetmeyen pompalı ile mutfak bıçağına göz dikiyor, iki insan arasında anlaşmazlık var ise asla biri suçlu değildir, biri kendini bilmez, biri de karşısındakini görmez ise sorun var demektir. Tabi bu kadar kısa ve kestirme değil, eğitmenler bu sonuçlar için yıllarca okuyup üflüyor. Makale yayınlanınca bi bakıyoruz, “aaay ben de olsam böyle yazardım!” diyenler saç yolduruyor.

Şimdi nereden buralara geldik, kendimi mi geliştirecem, Ejderhamı mı eğiticem, biraz ben gelişsem, biraz ejderha yola gelse olma mı? olur tabi de , bakıcaz artık,

Bu haftadan başladık, pazartesi yazlığa giden Yılmaz soğuktan yılınca dün akşam geri geldi, bu sabah ben evi yola koyup kursa gittim, kahvaltı için erken olunca ben ilacımı alacak kadar yedim, “Hayatım, sen çay koy, kahvaltını et” dedim, Geldim, çay demlemiş ama bir şey yememiş, akşam yemeğini koyup, öğlen için hazırlık yaptım, çorba, salata, pırasa hazırda idi, onlara sigara böreği ekledim, oturup yedik, sofrayı kaldırdım, “derse oturucam, sen de birazdan bize kahve yaparsın” diye bir yol açtım, bulaşıkları da makineye koysa iyi olur idi ama ona daha erken, emretmeden, ihtiyaca binaen vicdan ve merhamet üstüne yol alıp, sevgi, saygı, paylaşım ile çerçeve çizmek gerek.Deneme yanılma ile bir yol bulucaz artık, her an didişmek ömürden hızlı yer, önemli olan yola koyulmak, yol da bir şekilde bulunacak, denize çıkmasını, mavilerde huzur bulmasını umuyoruz,

Aaaaah alışkanlıklar aaaaaah! Kanımızı akışkanlıktan alıkoyan hareketler bunlar. Alışkın olmak, alık alık tekrar etmek gibi bir şey, düzeni kuran biziz düzene karşı çıkanı dertopa meylimiz, halbuki insanlar konuşa konuşa demiş atalarımız. “sabır ile koruk helva olur” diyen de var, “ölümün tek gerçek olduğu bu dünya çok da tın” diyen de var, sonuncunun birazını ben dedim, bölüm bire kapak olsun diye 🙂

14 OCAK 2018

EJDERHANI NASIL EĞİTİRSİN PART TUUUUU!
Beklenti bu ama beklentileri maalesef karşılayamıyorum 🙂 Bu arada Fransızca bilenler “Tüüüüü!” diye okudular ki bu da olur. İnsan kendini okumasını bilmeden karşısındakini okumaya kalkar ise olmuyor, olmadığı nerden belli ??? sonuçlardan, KPS den 70 alan ile almayanın bir tutulması gibi, güvendiğin dağlara kar yağma ihtimaline bakar çok şey, evimizin anamızın …cümle damımızın üstüne kar yağdığı şu günlerde dağ aramak boşuna,”Kar yağma ihtimali sonsuz ise tedbirini alıp durumu kabulleneceksin” der bir atamız, Tamam, bu atayı tanımıyorsanız da Wikipedia ya bakın,aaaaa! bakamıyor musunuz , neden acaba ????
Hepimiz en az bir şey saklarımız bi de üstüne her şey yolunda imiş gibi davranmaya çabalarız. Bunun sebeplerinden biri “elalem ne der”, diğeri “gurur”, bir başkası “kendine içten içe inanma” en önemlisi “sorunu yok sayma” dır kiiii sonuncu hayatın içine eder, ne eder artık o saklayana kalmış. Gizli saklı ile insan doğuştan ilişkilendirilir, her şey oyuncakları saklama ile değil de ilk kabahati saklama ile mi başlar, “ben kırmadım, ben yapmadım” lar zamanla en yakının üstüne atmaya döner, döne döne sessiz kalmalara dayanır durum, hukukta sessizlik “evet” anlamına gelir diyen hukukçu arkadaşım şimdi bu konuda ne der bilemem ama bence hala sessizlik az “evet”, az “delilim yeterli değil,” çok “kahretme” anlamında. Bu arada konu “duvarı nem insanı gam yıkar” a dayanır ve dayalı kalır.
Bu dünyanın sorunları çöz çöz bitmez, çözdükçe kör düğüm olan sorunlar bilirim, “sorunun ustasıyım, konunun hastasıyım” diyen bir ata bulunsa da sorun sorun soruna benzemez.”herkesin derdi kendine” diye ata var ama hem de haklı ata.
Ejderha’nın durumunu zamana yaydık, ben hafta sonu bi Kars yapıp geleyim, yeterince soğumuş olurum hazar, dönüşte duruma bakıcaz,
“dönerse benimdir, dönmezse kendi bilir” diyen ata Sarıkamış’da yatıyor, vakti ile Katerina Sarayının orada oturmuş, yalnız kalmaya Ani harabelerine gidermiş, en çok kaz severmiş, peyniri akşam çayın yanında yermiş, sarı balık ile sarı gelin Çıldır’da buluşmuş, katanaların çektiği kızaklara konulan kürkler Panter Emel’in denetiminde imiş, havaların -8 den -38 e kadar yolu varmış. Trenle gündüz gözü ile dönerken sorunları doğuya doğru pıt pıt dökermiş insan da onları rüzgar toplar uçağa koyar eve gelince “cümlesi sana kapı açar” diye yazmıyor turun broşüründe ama tahminimce öyle 🙂)))))
Sezen Cumhur’un sesi ile; mavi gökyüzünü griye boyayan bulutların size mesajı var, gözünüzü göğe çevirin şekil şekil bakın size uyan yok ise uydurun, alçak ya da yüksek her hangi bir basıncın sebebi bunlar, bir kadife battaniye altında, demli çay yanı başınızda, kovboy filmi ekranda anne ise kahvaltı derdinde, baba ise üç kanepede kumanda elinde, çocuk ise whatsapp’ rüyalarda, konu komşu, hısım akraba durumu ise tahminlere açık ikeeeeen, bir açık kapı, bir açık pencere, oradan bir ışık, ışığın peşinde sayısız umut ….ola bilecek iken olanı biteni bitermeden eşmeye deşmeye, sonuçları değiştirmeyecek oturumlarda “halamın bıyığı olsa amcam olurdu” diye dil dökmeye ne gerek var ????
“Neme gerek altın saray, vermesinler mirastan pay, istemem başka bir şey….” diyen Ömür Göksel’e ses verelim, ömrümüze ömür katanlar var di mi ????
He valla, var, benimkiler bir elin parmaklarını geçti, sayarken, siz de elinizi uzatırmısınız ?????
Pazar pazar doldurdum yine, amaaaaan sağlık olsun, sonra da Günaydın ocak ayında iki tane dolunay varmış, bu ne sanş “bacım” ya da “birader” e çevirelim durumu, ben gününü gününde yazarım, görürüz günümüzü 🙂)))

15 OCAK 2018

Sabahın sabah olmadığı saatlerde karşı blokların üstüne yığılan bulutlar sırtımızı yasladığımız dağlar gibi gözüküyor gözüme, bugün de tepesine incecik bi ay asılmış. Kırılgan, narin, büyüyüp de dolunay olacağına inanasım gelmedi diye sallamadım, tabi ki de etrafında gölgesi var, “gölgelerin gücü adına ” diyenler, eksiği tamamlayan görünmezlerden bahseder, şimdilik He-Man demiş gibi görünse de herkesin bir gölgesi vardır, güneşe ayar olan gölgeler çok makbuldür, korku salar içimize, dışımız “hadi laaaannn!” diye gürlerken içten içe yer bitirir bizi acabalar.
Bi bizim yediklerimiz, bir de bizi yiyenler var. çiğ çiğ yiyenler de uzun uzun çiğneyenler de sonuçta yer bizi. Kendini ikram edenler, kendini tatlı niyetini saklayanlar ile “ben kimseye yem olmam” diyenler çırpıcı çayırında karşı karşıya gelseler ki gelemezler oraların da TOKİ ağzına “tuuuuu, tüüüüüü” demiştir, mecbur sanaldan kapışma gayri, sanaldan kapışanlar ile kaptım sananların seyircisi bol ama “like” yapmıyor alçaklar. Halbuki seçenek de çok, eller ve yüzler de yetmiyor, içimiz içimiz mahkum, parti parti salanlar var onları da anlamaya ömür yetmiyor.
Ömür nelere yeter, nelere yetmezi ????? bunu ancak ölenler bilir, yarım bıraktıkları işler, gerçeğe dönmemiş hayaller, cevapsız kalmış çemkir meler, sorulmamış sorular kalana vicdan azabı olur. Azap her vicdan da yoktur, vicdanı olmayanın merhameti olmaz, adaleti hiç olmaz, “nesi var bunların” diye sorunca zengin cevaplar alına bilir, hayal herkeste var hazar,
Bizim de bi Kars hayalimiz var idi, Doğu Ekspresi içerikli, sonbahar da niyet ettik, kısmet ise bu hafta sonu. Bacımla ben ve kışlık giyisilerimiz 🙂giymediğim kazakları deniyecem, ısı vücut ısımın altına düşermiş gibi. Bakıcaz artık, Kars günlüğü yazıp, pofuduk çoraplı ayaklar arasında çay bardağı, tren giderkene fotosunu instagrama atarım, ayol benim neyim eksik, üstüne fazladan kilom bile var.
Okunmuş kitaplar, izlenmiş, diziler, filmler, oyunlar var onları da bir ara yazarım.
Şimdilik kaçarım da nereye, uyuyanlar var, yoksa bugün pazarın ertesi değil mi, pazarın boyu mu uzadı, “ooooy oooy maygad!” buralara münasip oldu mu ????
Olanlar ile olmayanlar, olacaklara kapı açacaklar, kapı önünde yığılma yapmayalım, olurunu alan, günaydın da alsın, ilerlesin…

17 OCAK 2018

Ocak ayını ortaladık, gezdik, okuduk, dinledik, seyir ettik, bazılarını yazdık, bunlar yazmadıklarım, taze yani 😊
Bımontiada/Sen İstanbul’dan daha güzelsin
Restore edilmiş, harcına kültür sanat katılmış, şehrin popüler mekanlarından, biraz havalı, biraz pahalı, biraz değişik, biraz nostaljik, biraz … eski Bira Fabrikası
İlk defa oyun için gidebildim, Gece bol ışıklı, yağmur altında, cuma akşamı için hoş idi. Gündüz de iyi, ücretsiz avlu etkinlikleri çok iyi diyenler çoğunlukta.
Gelelim oyuna; Anneanne, kız, torun. Üç kuşak kadın 80 dakika boyunca oturdukları yerden tüm salonu duygu duygu gezdirdi. Oyuncular gerçek isimleri ile oynadı, Başak, Ayfer ve Melis , oyunu yazan erkek, kadınları Oya gibi içten işleyenler başımın taaaacııııı! Gidiniz, kızınızı, bacınızı, karınızı, ananızı, komşu kızını … alıp gidin, ağzınız kulağında dönersiniz,
Sadık Hidayet Kitapları; Gümüşlük Akademesinde okuduk, Kör Baykuş, Hacı Ağa, Üç Damla Kan ben bu üçünü okudum, modern İran edebiyatının babası diyorlar ama gurbetlerde ölmüş, kendini bir yerlere sabitleyemediği bu minnoş dünyada tontiş günleri olmamış, çok iyi gözlemci, zıtlıklara, haksızlığa, çelişkiye döktürmüş, içini tam dökemediğinden kendi isteği ile gitmiş, özel hayatını biraz deşmişler ama, edebi hayatı hepsinin üstünde. Hacı Ağa bildik mesela ama adını ya da adlarını çıkaramadım 😊
DAHA filmi; mekanlar, insanlar aynı kitaptaki gibi dedim, bu adam, şu kadın, o olay aynen kitaptaki gibi demedim. Filmleşen kitaplar aynen kalamıyor, yönetmenin ruhu da var 😊 Onur Saylak yönetmen olarak umut vaad ediyor, Tuğba rolüne olmamış, kibar kalmış, konuşmalar zor anlaşılıyor, sert biraz izlerken çıkanlar oldu, devamı çekilirmiş gibi bitti, Gaza rolünü oynayan çok iyi, gidilesi, destek adına görülesi, Hakan Günday ı seviyorum 😊
KABUK/Zeynep Kaçar oyuna destek kitap gibi oldu, bu da üç kuşağın romanı, başında kim kimdir diye bakınırken, sonunu ağlayarak getirdim. “Yürü kız, Sen İstanbul’dan daha güzelsin” he valla 😊
Eve Dönmenin Yollar/Alejandro zambra; Ayfer Tunç -Murat Gülsoy diyaloglarının kitabı ile Şili’ye gittik, darbe, deprem, faşizm, çocuk, anne, baba, sevgili , yazar olma aralarında stadyumun oralarda, aile kayıplarında dolanıp geldik, burası bildik bir yer, dedik mi dedik😔
Bu sene okuduklarımı, seyir ettiklerimi, gezdiklerimi not halinde tutacağım, arkadaşlar ile yarışa girdik 😂 iyi olan kazasın artık 😃

18 OCAK 2018

Sabahları evin içinde dolanırken tv den gelen seslere kulak veriyorum, tabi ki de radyoyu kapadıktan sonra, radyo, tv bizim evde eşler arası ayrılıklardan biri, birimiz gözle kulakla göre duya, birimiz sade kulak ile gönülden duya duya 🙂 Evlilikte farklar renkler, ne kadar fark o kadar renk, o kadar mücadele! demiyoruz tabi, yani cümlenin hepsine katılmıyorum, mücadele zamanla anlayış ve sabra dönüşüyor, kadınlar genellikle eriyor, her anlamda, buhar olup uçanı da var, bilge olup ücretsiz evlilik danışmanı da 🙂
115 çocuğun çocuğu olacakmış, 30 küsur tanesinin yaşı 15 altı imiş, olayı rapor edeni 2 kere sürmüşler, sağlık bakanlığı el atmış denilince bi gülesim geldi, “nedensiz” ama, dedim de kim inanır buna, o halin bu halini tanıdık bize, Bastıııır Ankaragücü! derlerdi bi vakitler, gol olsun diye.Şimdi durum kale boş, en az beş avans, Yağdır Mevlam Su Gibi, sular seller bu sabah gökyüzünden ikram, kuruyan çöllere, çöl olmaya az kalmış barajlara, “Kanal açılınca çöl olacak Marmara” diyen “Deyyuslar” var, kaç kişi kullandığı sıfat nitelikli kelimelerin anlamını biliyor, Deyyyus; kıskanmayan, tanıdığı bildiği dişiyi pazarlayan, azacık da yaşı geçmiş olan. Halbuki burada “kıskananlar çatlasın” durumu var, “haset, fesat” yazsak böyle havalı olmaz , bu yazdığımız yerini bulmaz ama olsun, havalı, bir zamanların “nostalji si, milenyum u” gibi.
Dünyada 400 tane termik santral varmış, bunun 72 si memlekette, çok iyi bi şi imiş, bir ülkede yapılan röpartajlar vardı, orası neresi bilemedim ama insanlar musmutlu, hava temiz, ürün kaliteli,truzim patlak vermiş halde imiş, insanın aklına hemen Çernobil geliyor, sonra soruyor neden dörtte bire yakın bir kısmı bizde, bizim ülke cevher mi, salak sulak diye bir maden mi var, kafayı takmadım, o halin hallerinden biri bunlar, karart ve ikna et, aklını alırım senin!, ahan da aldıııım!!!
Meşhur Nicole Kidman dizisini izledim, bizim ufak tefek cinayetler, ufak tefek yalanlar’dan kopya, 7 bölüm, şu sıra dijitürk de ücretsiz, sonunda kadınlar güçlerini birleştirip kazanıyor, en çok şiddet gören kadın ile psikolog konuşmasına takıldım, “şiddeti belgele, en az birine anlat, kendine gidecek bir yer ayarla, baş eğme, kurtuluş yolları var!” bir kez daha dizi üzerinden gördük ama biliyoruz ki her beyefendi, her hanım efendi potansiyel ve ötesi manyak olabiliyor, olmuşları gizli tutanlar, nereye kadar ????
Dün akşam SARIKAMIŞ/ İsmail Bilgin kitabına şöyle bir baktım, hatta hızlı hızlı okudum da dene bilir, Bölge turun içinde, yazlık kıyafetlerle, çarıklı, çarıksız sabi sübyanı dağlara gömenler kimler ??? deyince bir tek ENVER PAŞA mı parmak kaldırır, “Buyrun benim” diye yoksa kimseden ses çıkmaz mı, fikirler uğruna, daha fazla toprak uğruna bir parça ekmeğin peşinde olanları kullanmak, onlara ahiret vaad etmek … dünyadan umudunu kesenler ile umud kestirenlerin yolu bir yerde birleşir mi, o yol vicdan yolu ola bilir mi, olur ama “vicdan tenha ve siyah ile yeşil arası gidip gelen, maviye yenilmeyen bir yoldur” diye de sabah aforizmasını da salladık, gelsin Günaydınlar, yanında çay da olsun ama 🙂

20 OCAK 2018

KARS GÜNLÜKLERİ 1
Feneri şehir klübünde söndürdük, dışarıda incecikten bir kar yağıyor, dilimizde ninni niyetine; “küşelere su serpmişsem yar gelende toz olmaya, beyle gelsin, beyle gitsin aramızda söz olmaya ”
Öğleden sonra 15.30 gibi geldik, iki saate yakın sürüyor yol, otele yerleşip, Kale Altını gezmeye gittik, Kars hem yüzölçümü hem de nüfusu Küçük şehirlerden, Karsak olan adı Kars olarak değişmiş, Türklerin Anadolu’ya giriş kapısı Kars. Gürcüler Kaleki dermiş, kilit kapısı, Ruslar kaldıkları 40 sene boyunca mimariyi, sokakları düzenlemişler, koruma altında 300 e yakın eser varmış, sokaklar bir birini kesmeyen paralel gitmeyen, küçük caddeler, en büyük caddeye açılıyor, Faik Bey Cad. gibi, Aras ile birleşen, Hazar Denizine dökülen bir çayı, üstünde taş köprüsü, yakınında Namık Kemal’in gelip kaldığı dede evi var, kalesi tepede, çok onarımlardan geçmiş, şehrin başının tacı gibi, Evliya Camisi renkli taş minareli, volkanik bazal taşlar ne ile yan yana gelirse o rengi alıyor, eski binalar da bu taşlardan, Kümbet Cami ya da 12 havari kilisesi, baba oğul kutsal ruh adına üç kapılı, Malta Haç’lı hristiyanlar arasında parola imiş, birbirini tanımak için çizerlermiş, olmadı balık çizerlermiş, son yemek ile ilgili.
Ulu cami duvarlarında içine doldurulup yakılan insanların yağ ve kan izleri var, hiç bir devlet ya da topluluk birlik ve beraberlik adına yaptıkları katliamlardan temize çıkamaz, hatta bana kalsa bir birinin yüzüne bile bakamaz. Ben küçük bir kız iken savaşlar oldu, bitti sanırdım. Meğer küçükten yanılmışım.
Akşam yemeğini otelde aldık, yöresel yemeğin adı piti ya da Bozbay mış, bir tabak, bir yufka ekmeği, bir maşraba içinde nohutlu et, ekmeği doğrayıp üstüne suyunu döküp, kalanı da püre haline getirip yiyorsun, teferruatlı ama güzel 😊
Şehir klüpleri Anadolu şehirlerinin sosyal ve prestijli yerlerinden olur, yemekten sonra gittik, çalgı çengi ısmarladık, bir darbuka, bir akordiyon, biraz dans, gırgır şamata… iyi oldu, bu arada rehber bilgi küpü, güzel de anlatıyor, gezi için hoş ötesi, kan şekeri sorumlusu İnci sağ olsun, turun anası gibi, meyve kurutup getirmiş, elma, portakal, Trabzon hurması süperdi, yarına ne var bilmiyorum ama, rotayı biliyorum ; Ani ve Çıldır, 18 kişiyiz, karıştık, kaynaştık, otel orta halli ama temiz ve personel gayretli, turizim uyanamadığımız bir rüya, uyansak hata görürüz diye hazar, yarın eeeeerkenden kalkıp hava kararana kadar gezi, böyle buralar, evli karanlık ile evine

KARS GÜNLÜKLERİ 2
#kars #kar #Ani #çıldır #soğuk
Yorucu bir gün oldu ama bitmedi, yemekten sonra şehre özgü bir gösteri ayarladılar, yine çalgı çengi işi oraya niyet ettik. Grubun yaş ortalaması bedenen yüz üzerinden elli üstü, fakat ruhlar 18-20 arası, zabaha kadar dens dens ! Olsa itiraz eden olmayacak. İnci’miz yine güne damga vurdu, minibüse çay, meyve kurusu, leblebi, su yetiştirdiği gibi Çıldır’da dilek ağacına bağlayın diye kurdela da dağıttı, Ani girişinde botlarının altına kaymasın diye buz papucu takması, bunları bir yıl evvel satın alması şık hareketler, hele ki yol boyu elimi tutan Hülya, Neşe’nin kiler de çoook şık hareketler oldu. Bir tarafımızı kırmadan 3.5 km buz üstünde yokuş aşağı yukarı gezdik. Ani; kilit şehirde ipek yolu üzerinde çift surlu, nüfusu bir dönem 100.000 kere çıkmış bir şehir. Üç kapısı var, Selçuklu izi taşıyan Aslanlı kapı ki Aslan’ın başı batıya, ileriye bakar, Kars’a bakan Kars kapı ile Hıdırellez kapısı. Ermenilerden , Şeddiler(Kürtler) den, Moğol lardan izler taşıyor.içi kilise den dönüşen camilerle dolu ki kilise izleri duruyor, kilise olarak duran da var. Bir hafta süren depremler yaşamış, geniş caddelerinde aynı işi yapan iki dükkan Yanyana gelmemiş, ticari ahlaktan. Aslında ilk önceleri yeraltı şehri imiş, Gagik kilisesi yuvarlak içini kazı yapan Ruslar götürmüş,Türklerin ilk camisi Ebu Manucher burada, baba oğul kutsal ruh en belirgin Büyük Katedral/ Meryem Ana kilisesinde, üç kapısı var, halk için , kral ve patrik için ayrı ayrı. Polatlıoğlu kilisesinin yanındaki vadiden Şehmeran ile Bozok tan bahsediliyor, fırtınada ki sesler Bozok ‘un pişmanlık feryadları imiş. Kiliselerden birinde güneş saati var, kilit taşı Selçuklu etkisi, geometrik desenler, dik duruş temsili, başı Doğuya bakan kuşlar, Doğudan Mesih bekleyenler, gamalı haça benzeyen sembol, 4 element, hava, su, toprak, ateş i temsil ediyor. Ani yuvarlak geçiliyor, karşı dağlar Ermenistan, Arpa çayı sınır akıp Aras a katılıp, Hazar denizine karışıyor. Her tarafı katmanlı tarih gidip görmek lazım, Ani gelmeyenleri bekler 😊
Çıldır için 2 saatten fazla yol yaptık ve Molakan köyünden geçtik, süt işçisi, otoriteye boğun eğmeyen, Haç’ı kabul etmeyen, silaha karşı duran, kiliseyi red eden bu asi toplum Rusya’dan sürülmüş, buradan da Kanada’ya göç etmişler Rusya’ya dönmüşler, bugün orjinalinden bir kişi kalmış, Tarık Akan’ı da son filmi ile andık, bu köyde çekilmiş film, konu da bir molakanlı
Çildır gölü biraz donmuş ama üstünde kızak gitmiyor, çünkü buz kırılıyor, biraz yürüdük, kıyıdan giden kızaklara binenler oldu, Ren Geyikleri çekmiyor diye ben binmedim 😃
Sarı balık yedik ve beğendik, manzara da güzel, tesis iyi niyetli ama çok yetersiz, yarın Sarıkamış, köy evinde kaz ve şehir turu ile peynir alışverişi var, on kilo üstü kargo yapılıyormuş, 40-50 kg ya niyet eden var.
Kars bu sene üşümemiş, kış sınırlarımızı bekliyor hazar, vizesi yok, hakkettik ama di mi??? Her güzelliğin ustaca içine tükürmek fıtratımızda var 😬

KARS GÜNLÜKLERİ 3

Akşamdan sabaha mide olarak hazımsız kalıyoruz, çünkü yiyoruz, üşüyoruz, sıcak içecek tüketiyoruz, yani midemiz de ayaklarımız her daim hazır ol da 😊Ammaaaan bi daha mı gelcez Kars’a.
Güne Sarıkamış şehitlik ile başladık, Saray’ın damatları sidik yarıştırırken olan askere olmuş, tepe tepe andık şehitleri ve kahraman komutanları, o vakitler hiç olmaz ise askerin başında gidip, gerekir ise sonradan kaçıyorlarmış, bkz. Sarıkamış’ın damat komutanları 😬
Kademe kademe tepeye tırmandık, ilk önce Katerina Av Sarayı; çar hanıma yaptırmış, bu arada hanımın adı Aleksandra, kendi aralarında Katerina mı derlermiş bilemedik, adamın günahını almayalım şimdi, az öteye de astım hastası oğluna bir köşk yaptırmış, ana oğul neden ayrı, koca saray??? Demedik 😂 bölgede sarı çam var, bu ağaç ile geçmeli yapılmış binalar, sarı çam bir burda, kristal kar bi de Alpler de var,
Kayak merkezinde iki kademe çıktık indik, ortada salep içtik, eşsiz manzarada sessizliğin tadını çıkardık, resim neyin çekmedik, şiddetle tavsiye edilir, şiddetli de soğuk ama.
Öğlen yemeğinde bulgur pilavı üstü kaz yedik, mini alış veriş yan odada idi, arkadaşlar kaz yağı almış, ağrılara iyi gelirmiş, birisi ayı yağı da denemiş , netice alamamış, kaz yağını akşam düştüğüm yerlere bi denicez bakalım 😊
Şehir müzesine gittik, 65 milyon yıllık dinazor kemiği var, kadınların süs eşyaları ile kapıları bi de çeyiz sandığının kilimden yapılanını çektim, kadınlar MÖ 2000 civarı takı takınmaya başlamış, hazar ilk aynaya da o aralar baktılar, obsidyen taşı ilk ayna, bu bölgeden çıkıyor, şimdilerde neşter ucu yapılıyor imiş Göz yaşı şişelerine ağlayan kadınlar yerlerine köle tutmuşlar zamanla, “mini şişelerde biriken tuz, savaşa giden kocaya özlem ölçüsü olunca kendinden emin kadınlar kendilerini boşa harcamaya gerek görmemiş” ilk yalanlardan, taze aldatmalardan mış dedi rehber, benim yorumum da ola bilir 😃
Fetihe Cami ni gördük, bire bir Atatürk heykeli, Ruslardan kalma şimdi devlet dairesi olan binaları, bir meşhur otelini, Baltık mimarisi imiş,
Yol boyu biraz halıcılık konuştuk ki şimdi çok azalmış, çift düğüm, yün üstüne yün halılar tarih olmuş sayılır. Bu arada dünyanın en eski halısı Rusya’da ve 4000 yıllıkmış.
Biraz cirit konuştuk, Kekeç köyü meşhurmuş, resmi ve kara diye iki şekil oynanırmış,
Yarın uzuuuun bir tren yolculuğu ile dönüş var, arkadaşlar çok hazırlandı, bayağı heyecanlıyız, dedikodu bizden önce giderse, bazı istasyonlarda siz de şu var mı, bu var mı diye camı tıklatan halk olabilir 😂
Turun malzemecisi İnci, Hızlandıranı Neşe, hizaya sokanı Hülya, Sakini Ersin … dahası da var, ekibi takip et, turu zihnine kahkaha olarak kazı 😊Her şeye hazırlıklı ve kafaya bereden başka bir şey takmayanlar çok olunca huzur da oluyor, maşallah, hem de tuuuu tuuuuuu maşallah 😘
Eve dönünce genel değerlendirme yazarım, ama önce sırada Doğu Ekspresi ile batıya giden tur ve yiyecekleri var, Erzurum’a cağ kebabını akşamdan mı ısmarlasak diye oylama yapıcaz, sipariş keteler sabahın köründe ambalajlı gelsin diye bastırıp, pencere önüne koyduğumuz peynirler sabaha donar mı … gibi mühim meseleler hakkında istişare yapalım diyoruz, herkes önüne soda, ada çayı gibi şeyler de dizecek ki sabaha mide ve bağırsak hazır olsun, aaaaah bu turların gözü açık olsun

Ranzanın üstünü bacıma verdim, o uyudu, ben zifiri karanlıkta homurdana homurdana giden trenin alt ranzasında uykumu ve Sivas istasyonunu bekliyorum. Belki yollar aydınlanır, ışıklı evler, tabelalar görürüm diye umuyorum. Güzegah; Kars, Erzurum, Erzincan, Sivas, Kayseri, Kırıkkale. Son duraktan Ankara’ya otobüs, sonra hızlı tren, metro, metrobüs… yazarken yoruluyor insan.internet istasyonlarda geliyor, aralar ağ hatası, geçtiğimiz yerler fakir, ıssız, çorak, hiç gelişmemiş. Nerdeeeeee Heidinin köyleri, nerde filmlerde gördüğüm yabancı köyler,
Sadece köyler mi, iller ilçeler… her yer içler acısı, büyük lafların teğet bile geçmediği yerler buralar, kar manzarası azaldı, çıplak dağlar, kıvrıla kıvrıla kış sularını taşıyan dereler, büyük nehirlere koşan çaylar tren yoluna yoldaş, besi hayvanından çok tilki var, tezek dağları bile bahçe çiti kadar. Memleket manzaraları karanlıktan karanlık.
Adı Ekspres hızı kaplumbağadan hallice trenler değişmiş ama gelişmemiş. Hala ya çok soğuk, ya çok sıcak, hala dizeller durunca sarsılarak ayrılıp, daha fazla sarsılarak birleşiyor, yemek vagonu Fastfood olmuş, olanı da üç saatte bitiyor, ikmal 5 saatte bir, ya fakirlere ya da macera isteyenlere tren.
Turun bir vagonu var, İnci’miz mor çiçekli tren pazenini giydi, mor şalı da omzunda elinde poşeti; “çay var, kahve var, kuruyemiş, hurmaaa” diye dolanıyor. Hülya’mız on dakikadan fazla durulan yerlerde hemen gar marketine koşuyor, öğlen Erzurum cag kebap getirttik, yediklerimi değil saymak, düşünmek bile istemiyorum 😔ikram geniş çaplı, sanki erzak vagonu 😂
Sesli isim şehir oynadık, her kelimenin son harfi ile devam edenden, komik oldu, çoook güldük, internet olmayınca Gogol Efendi işe yaramıyor.
Hala Sivas’ın ışıklarını bekliyorum, içimde büyük şehir umudu var. Kars’a bir gelen bir daha gelirmiş, tekrar geliş sebebim ne olur merak ediyorum, tekrar halinde ikimizde bugünden kötü ola biliriz, o vakit anılarla bilgi yoklaması mı yapacağız??? “Uzun vadede olanları kader yazar, kısmet kapı açar” bu da Doğu Ekspresi aforizması, Yanyana geçen trenler var, çok ışıkla geçti, ısrarla Sivas bekliyorum, kandıramazsınız beni 

Yolu kolayladık,Ankara Hızlı Tren Garındayız. Bu sabah yağmur var Ankara’da, kara çevirmeden hızlıca gideriz buralardan. Günlerdir AVM ve simit görmedik, valizi emanete koyup kahvaltıya geldik, gözleme yedik tabi ki de, Kars fiyatlarından sonra iki menü alana üçüncü bedava, damak tadımıza ayar gerek, gezi boyunca huzuru tuvaletlerde buldum, desem yalan olmaz kiiii benim böbrekler idmanlı, on saati rahat karşılarda tren salladıkça sallana sallana yola düştüm. Bu arada dağ dağa kavuşmaz ama insanlar kavuşuyor, Konyadaki kuaförüm ile burun buruna geldik 😊
Sivas beklediğime değdi, Işıl Işıl, düzenli büyük şehir, sonra Kayseri’de de uyandım, orada ışıltılı ve peron kalabalık idi, yatak, yorgan, yastık rahat ama rüya yok idi, hazar rüyanın içindeyiz 😊 sabah kompartmanı şiir gibi yaptık, lavaboyu sürtesim, camı silesim de geldi. Aaaaah o treni tüm vagon bize verecekler ki alem yataklı görsün 😂
Eve doğru makineye renklerine göre çamaşır atarak, kocama bıraktığım evi neresinden tutsam diye sorarak, kafadan konuşarak uyku uyanıklık arası gideriz, sanırsam, yiyecekleri dağıttık, artık cüzdandan yicez 😊
Kahvaltı ile başladık, bekle bizi Eeeey İstanbul! Yer aç metrobüs, din yağmur, genişle gönlüm, hovarda kal ruhum! 🙏
Eli bol, gönlü geniş tur arkadaşlarım ne güzel günlerdi, tekrarını dilerim 😘

24 OCAK 2018

GİTTİK , GELDİK , KARS GÜNLÜĞÜNÜN FİNALİ

Yazamadıklarım, belki de tekrar yazdıklarım burada 🙂 Geniş özet yapıyorum, yeni gideceklere rehber olsun.

Kars için en iyi mevsim kış, en iyi yol tipi, giderken uçak, dönerken tren. Görülecek tüm binalar ve eserler Ruslardan ve daha eskilerden kalmış, imar için kendi topraklarından çıkan volkanik, bazalt taşı kullanıldığı için, onunda rengi genelde kara olduğu için, zamanla daha da karardığı için esmer güzeli kars, yapılaşma fakirlik kaynaklı, zevksizlik odaklı olunca güneş altında şirin bir şehir diyemem,kar çirkinliği örtüp gizemli yapıyor, kar yağmaz ise kimse gitmez, zaten kendi nüfusu da az. Geçim kaynağı hayvancılıkmış ama o da ölmüş, neden acaba ???? Bu arada tarihi binalara ek yapılan balkonları da görün, pimapen uzatmalı, ferforje parmaklıkları beyaz boyalı.

şehir merkezinde bir otelde kaldık, en eski otellerden biri imiş. Odalar bakımsız, banyo sular altında kalmaya müsait, ilk girdiğimizde çoğu oda kokuyor idi, tvler ve buz dolapları genelde bozuk. Yatak temiz, yemekler de iyiye çok yakın, personel ilgili ve ayarlanamayacak derecede sıcak, sık sık cam açtık, hatta kısa süreler açık bıraktık.

Turun ulaşımı ve bağlantıları güzel, program tıkır tıkır işliyor, şehir içinde pek yoğun bir gezme yok ama sanırım yeterli, sokaklar buz, çamur, tenha. Hiç yürüyen ahali görmedim, öyle vitrin bakılacak bir durum, AVM hiiiiç yok, Tokiiiii duyuyon mu beni:) İlk gece Şehir kulübünü biz istedik, yemekten sonra gittik, fiyatları makul, Akordiyon, darbuka ile bir üçlü geldi, eğlendik, parası gönlünden ne koparsa şeklinde bize ait idi, bir birimizi memnun ettik, İkinci gece turun bir organizasyonu oldu, Aşıklar atışması, yerel halk dansları. 18 kişinin 12 si gitti. Mekanı görünce anaokuluna geldik sandık, bildiğin kahve, renkli sandalye, renksiz masa, ortada soba, ses ayarı olamayan bir sistem, yerler beton, garipler dizlerini yerlere vura vura oynarken üzüldük valla. İyi bir ücret verdik, kendi imkanlarımızla eğlendik, aklımızda sobada pişen kestane ile isim isim para toplayan aşıklar kaldı ki hiç hoş değil, Mekana turun ağası hanımefendi de geldi, bir itibar, bir itibar, fakat karşı masada ben hırkayı omzuma atarak oturunca, grubun ağası baskın çıktı, halaya kalkınca sahnede kim var ise garsona kadar hürmetle önümde eğildi 🙂)))) Elimde değil kalıbım ve saraylı havam var. Üçüncü gece bir şey istemedik artık. Tren sabah sekizde hareket ediyor.

En yorucu gün Ani’ye gittiğimiz gün, buz üstünde 10.000 adım, saydırdım. Tarihe ilgisi olanlar için güzel bir yer, hatta tarihin katmanlısı orada, bir yan uçurum,karşı dağlar Ermenistan, sınırı Arpa Çayı çiziyor. Gezdiğin yerleri tekrar görmeden başladığın yere dönüyorsun, Arkadaşların elinde kolunda düşüp şaşmadan her yerini gezdim, gördüklerimi ilgi ile izledim, bu arada rehber çok başarılı, teklemeden takır takır, sorulara cevap veriyor, bir de ertesi gün önceki günden sözlü yapıyor.

Aynı gün Çıldır da yaptık, göl ancak üstünde yürümelik buz tutmuş, o da güvenli değil, kızakla suya düşenler de olmuş, kızaklar artık kıyıdan gidiyor, manzara dağlara doğru bakarsan güzel, kıyıda derme çatmadan hallice bir lokanta, tuvalete gitmedim bile ama kokusu etrafta dolanıyor idi, su yokmuş, buzdan su yapıyorlarmış, sobalı bir ek odacıkta yedik içtik, artık hijyen hak getire, ben balık yedim, beğendim, alternatifi köfte ama balık iyi bence. yanına turşu, ezme, küflü peynir,salata,üstüne çay ile helva geliyor.

üçüncü gün Sarıkamış yaptık, Burası da turun en soğuk yerleri, Anıtı ziyaret edip, Katerina sarayına çıktık, şehre bakan balkon gibi, çamların arasında harabeye dönmeme sebebi çoook sağlam yapılmış olması, bakım yok, “otel olsa da kurtulsa bari” diyor insan. Kayak merkezine gittik, orası da iki aşama. Biletler aşağıdan alınıyor, yarısı 5, tamamı 10tl, İlk çıkış bayağı uzun, çıktıkça üşüyorsun, indiğin yerde bir cafe var, bir salep 12tl, suya karışandan, alsın ,bir şey demiyorum da aldığından hizmet payı ayırsın, bir tuvalete bir temizlikçi tutmak için kaç salep satmak gerek ???? Yoksa temiz tuvalet kaç salep sattırır mı demeliyiz. En tepeye kadar çıktık, kayakçılar iniyor, biz inmeden döndük, inerken manzara müthiş, karlar güneş vurdukça mücevher gibi parlıyor, sessizlik anlatılmaz, ağaçların üstünde bulutların altında … süper bir deneyim, en sıkı burada giyinmek gerek.

Dönüşte şehrin kalan binalarını gezdik, hepsi Rusların eseri, bazıları kiliseden cami, bazıları konaktan resmi bina, biri de saraydan otel olmuş. Sonra da alış veriş, Kars fakir şehir, insanı mazlum, üstünde bir ağırlık var.Ammaaaa peynirciler hariç, epey bir alış veriş oldu, fiatlar İstanbul ayarı çıktı, neyse hepimiz elimize bir poşet yaptık, Kargo yapanlar da var. Otelin aşçısına Kete de ısmarladık, ondan da çoğumuz bir poşet yaptı. O gün öğle yemeğini bir köy evinde yedik, Tandırda ekmek pişirdi nene ama sofraya bir sıcak ekmek gelmedi, güya şehir hayatına bir gönderme olsun diye tasarlanmış, farkı görün gibilerinden, fakir ama doğal her şey der gibi de bizim gruba olmadı, iki genç kız vardı belki onlar bilmiyorlardır ama gerisi, en azından görmüş hatta ekmek açmış bile ola bilir. Bulgur pilavı üstüne kaz ikram edildi. Köy evi ise yemek yer sofrasında olmalı, oturan oturur, oturamayana tepsi, fakat herkesi masaya dizdiler, masa sandalye de feci rahatsız idi.İnsanlar hizmetli hörmetli ellerinden geleni yapıyorlar da geliştirme turun işi. İlginç, nostaljik derken sekiz olmanın gereği yok.Zaten ticaret yapanın ruhu yok. Para ruhu satıyor, satın alamıyor.

Öğlen yemekleri ücretli ve turun ayarladığı yerler, “insan en az yarısını tur götürmüştür” diye aklından geçiriyor, çünkü, bakıyorsun, görüyorsun, çarpıp bölüyorsun, elde var 1 diyemiyorsun, elin açık kalıyor da ne gam, heeeeeer yerimiz cereyanda hazar 🙂

Tren yolculuğu güzel bir deneyim, şu araya gençler gidip gidip geliyorlarmış, Kondoktür çoğunu tanıyor, kompartımanda partiliyorlarmış, hortum ışıklarla süs yapanlar, yılbaşı ağacı gibi dolana dolana ışığa sarılanlar, yeme, içme … gırla. Bir yer tutmaktan üç kompartıman yan yana hem samimi hem daha ucuz.

Turlar tüm vagonu satın alıyormuş, arada yabancı olmuyor yani, bizim arkadaşlar eli bol, gönlü bol, ikram ikram bitmedi, binerken alış veriş yaptık, yiyecek bitiyor çünkü, 10lt lik su alıp binen var, arkadaş ara ara “su isteyen” diye ünledi. Muhabbetin dibini bulduk sayılır, uzun saatler tüm kapılar açık, tuvalete gidenlere çetele tutuldu, istasyon binasını gören, hemen ismini haykırdı, toplaşıp yorum yaptık, Kars, Erzurum,Erzincan vagon vagon üstünde “parayla satılmaz ” yazan kömür çuvalları ile dolu. Vagonun etrafını dolanan birini arkadaş ” Hacıııııı! günaha giriyon Hacıııı!” diye doğru yola çevirdi, tren gidince geri dönmüş mü dür ???? Erzurum’da istenirse trene cağ kebabı geliyor, biz istedik, kimi beğendi, kimi beğenmedi, bi hoşluk oldu.

Erzincan’dan geçerken “Fahriye Abla ” şiirini hatırladım, yarısına kadar okudum da 🙂 Aaaaaah aaaah şimdilerde olsa Erzincan’da bir Fahriye Abla, vesikalı Fahriye ya olur, ya da ölür, Trenin Erzincan, Erzurum’dan geçtiği yerler çok fakir, döküm saçım yerlerden geçiyor, daha güzelinin içerlerde olduğuna inanamıyor insan.

Tren Kırıkkale’ye kadar, tamirat varmış, kalanı otobüs, bir saat kadar sürüyor yol,Hızlı treni bekleyenler AVM de ağırlanıyor, tabi ki de altında Mado, üstünde Starbucks var. Dışarı çıkmaya gerek olmayan bir yer ama ben çıktım yine de ,”bildiğim yer ayol!!! ” demekle hava atmış olmam.Antalya, Ankara Konyalı’nın alış veriş ve tatil yönü, 18 sene ben de her iki yöne gittim geldim.

Hızlı tren çok da hızlı gelmedi bana, arada 250 yapıyor ama çok yer 80-90, 4 saatte geldik, ilk okuldan beri ilk defa “gürültü yapmayın, biraz sessiz olun” diye ihtarlar alan bir grupta bulundum, hem sesli, hem de bizzat gelerek, Sohbet çok iyiydi, sayımız tümden kapatmaya yetmediği için oldu bunlar 🙂Arkadaşı tam gördüğü yerin Kirazlı olduğuna ikna ettim, karşımıza Sapanca Gölü yazısı çıktı, Bunu sessizce nasıl sindirelim, daha bunun gibi neler, neler 🙂))

Pendik’ten eve üç saatte geldim, Kızım da Konya’da Babannesi gile gitti, Yemek resmi atınca, “ben de yoldayım, çok açıktım” diye yazdım aile grubuna, mesaj alınmış, eşim yemek yapmış bana, Oleeeeey! dedim, valla. Aaaaah, anlatmak ve anlamak işlemi zaman alıyor evliliklerde, genelleşemiyor bi de, 30 seneye yaklaşırken ilerleme olması güzel, “ya hiç olmasa idi” diye de tedirgin, gergin… ve benzerlerinden değilim. Olmazsa olmazım yok benim, “olur ise olur, olmazsa bi oluru bulunur” cuyum ben 🙂

Sonuç; Terminal Travel ile giderseniz Rehber Kadir Bey’i ısrarla isteyin, Simer Otel de kalırsanız, direk sahibine şikayetlerinizi bildirin, Kars gecesine 75 tl vermeyin, Şehir kulübüne Akordiyon ile Erol abiyi getirtin. Sarıkamış’ta sıkı giyinin, Ani’yi gezerken ayakkabınızın altına buz patiği takın, Şöförün adını bilmiyorum ama arabayı güzel kullandı, kuralına kaidesine uygun gitti, onu da rehberle beraber isteyin.Rehber ücretli , şikayetlerin sahibi de turun sahibi son gece dağıtılan anketlere dökün içinizi.

Kars’a kışın gidin, doğuyu görün, dağları yeşil, kırmızı, sarı renkli Erzurum’u, Fahriye Ablanın Erzincan’nını gündüz gözü ile görün. Küçüçük bir odada internetsiz kalın, uzun uzun uzaklara bakın, toplaşıp, isim şehir oynayın, geyik çevirin, gülmekten çişiniz gelsin, vagonun iki yanı tuvalet korkmayın, hem artık deliklerden raylar görünmüyor, esmiyor tuvaletler 

25 OCAK 2018

“Yemekteyiz” ve benzerleri bence kurgu değil, ruhunun iç derinlikleri kötü insanları bilerek seçiyorlar, olay kendiliğinden kuruluyor. İnsanın cahili makbul, cahil kurnazın elinde şekil buluyor, insanın kendini bilmemesi, kendini bilmeden karşısındakine anlam yüklemesi , iki cahilin “bir berber bir berbere bre berber …” halleri, tekerlemenin teker olması, bulduğu yokuştan kendini koy vermesinin, kar lastiği ile ilgisi, yolun konuya dair bilgisi … nereye dayanır, dayandığı dağlara kar yağanlar kardan adam yapınca yine de adamını bulmuş olurlar mı ????
Sabah bulaşık makinesine eğildim, doğrulamadım, günü tedavi amaçlı aylak geçirdim, Allah kimseyi tedavi amaçlı bile olsa tv karşısına yatırmasın, iyilik ile ilgili bir şey yok, radyolar bile öyle, “kimlerden özür dilersiniz” diye başlık atılan programa katılan kızcağız kendini bırakıp giden sevgilisinden özür diledi, bir başka erkek arkadaşı ona kahveye gelmiş, tam çıkarken sevgilisi gelmiş, hatta gelmemiş, kapıdan dönmüş. İnsanların inandıkları şeylere başkaları da inansın diye ısrarcı olmaları tuhaf, tv izlemesinin için şanslıyım, arada gördüklerimi bile hazım edemiyorum.
Mother filmini izledim, Oscar adayları arasında, tarzım değil ama kendimi yenilemeye çalışıyorum, hayatın ölçüsü yaptıklarımızla değil, yapacaklarımız ve yapabileceklerimiz ile.İlginç bir film, “her şey bir rüya, uyandı, uyanacak ” tarzında, fantastik
Akşam erkenden iniyor, uzun gece, geç gelen sabah, haset fesat insanlar, intikam üstüne planlar, sitemler, imalar , mevsim kış hazar. Bir kükürt banyosu alıp, üstüne kurşun döktürsek, en üstüne kaymaklı ekmek kadayıfı yesek, bir birimizi yemesek olur mu ????? Sıkıntıdan profil resmimle oynuyorum, iki saat sonra bi daha değiştirecem 

29 OCAK 2018

Erkenden kalktım, limonlu suyumu içtim, radyomu açtım, çayımı koydum,günlerden pazartesi, yeni başlamalara mı yeniden başlamalara mı orası karışık biraz ama genel olarak kılıçı elindeki She-Ra gibiyim, Hazırıııııım!
Hiiiimeeeeeen! nin bayan olanı Şiraaaaa 🙂 doksanlarda çocuk sahibi olanlar iyi bilir, sabah kuşağının çizgilerinden,çocukların kahvaltı saatine denk geldiği için beraber izlerdik, Kılıç, balta iyilik uğruna sallanır, iyiler kazanır, güzellik baki kalırdı, sonra Ninja’lar, Robotlar … derken atari oyunları geldi. Teknoloji eli ile şiddet zihinlere kazınmaya başladı, Şeker Kız Candy bile telefona oyun oldu, Genç Gezgin ise mazi . Öyle bir oyun vardı, haritada bir yere tıklıyorsun, gezgin orada gezip, yiyip içiyor, tane tane anlatıyordu, en sevdiğim oyunlardan idi.
Yeniden başlamak için illa ki tarih atmak gerekiyor, insanın fıtratında ani geçiş yok, önce kesinlikle inanması gerek yeniliğe, yeniden başlamaya, süre koyacak, o süre içinde eskiden umudunu kesmeyecek, eski istediği şekle gelirse yenilemeden vazgeçecek, “eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı” diyenler eşyalar için söylemişler, duygunun yenilenmesi zor, şartlarla değişmek emek istiyor, emek de idareli kullanılan, harcamaktan çok saklamak eğilimli bir enerji. Aniden yalap şap ortaya çıkanı şaşırtıcı, kısa süreli kaos, onunda enkazı, hasar tespiti felan filan…
En iyisi pazartesi, yedi günde bir geliyor, sayması kolay, arkası tatil, önü arka arkaya iş günü,bu pazartesi olmadı, gelecek pazartesi, hatta hem ay başı hem pazartesi daha da güzel, doğum günü, yılbaşı pazartesi olursa uzun başlangıçlar için kebap!
Amaaan hepsi hikaye, insan kendinin masalcı başı, “anlat, anlat pek heyecanlı” diyen içimize dış ses ile “bu sefer kesin, bu defa oldu say, sildim, yaktım, yıktım, arkama bakmadım …” ikna bildiğimiz, tekrara düştüğümüz bir şey.
Eeeeee napcaz şimdi???? Valla, kaldığımız yerden devam, yeni başlangıçlara gerek yok, eskiyi gözden geçirip, analiz edip, hata, yanılma, yanma … tespiti yapıp, ileriye doğru yol alacağız. Beyaz sayfa siyah beyaz Türk filmlerinde fakir kızın günlüğü, bir beyaz sayfa açıp, unuttum, sevmiyorum yazıp, kapıyı çalan sevgiliyi anında af edip, boynuna sarılıp, yanak yanağa gelip, sağ bacağı dizden kırıp havaya kaldırmak, “havalar uçucam, az sonra” mesajıdır. Bu benim şahsi fikri, başka beyaz sayfa bilenler varsa açsın.
Haftanın sakin olmasını bekliyorum, geçen hafta memleketin öbür ucuna gittim geldim, iç ağrım hafif geçer gibi olmuş idi baktım, o da gidip gelmiş 🙂“yarim senden ayrı gezen yürek değil beden oldu” ne güzel bir türküdür, öyle yanımızdan ayıramadığımız şeylere her yerde yer var. Gelince belim tutuldu, biraz açıldı ama ağır çekimle hareket eder gibiyim. Hafta sonu annemgilde eski arkadaşlarla yemek yedik, güzel güzel eskiyi karıştırdık, Çevre Tiyatrosunda Semaver Kumpanyanın Akşam Yemeği oyununa gittim. Yemekler gerçek, iki perde, bildik dizi oyuncuları, salon dolu, oyun da biraz uzun ama iyi idi, Çoluk çocuğuna kol kanat gerdim sanan ana baba mesajını alanlar almıştır, Muhtelif Evhamlar Kitabı / Ömür İklim Demir / öykü bir solukta okudum, satır satır ruhuma eş yanlar buldum.
Temizlik yapmak, başka kitaplar okumak, hafta ortası bir sinema yapmak, Fransızca derslerime çalışmak, kendi kendimle baş başa uzun uzun oturmak istiyorum, haftalık planım programım budur, Sürprizlere mecbur açığım, 31 ocakta tutulacak aydan umutluyum, kızımı özledim, pazar günü gelmesini bekliyorum, hafta sonu bir oğlum İzmir’e gezmeye giderken, öbürü tezini sunacak, boş vakitlerimde örgü öresim var 🙂)))
Cümleten günaydın, kışı görmeden bahar gelecek bu gidişle, baharı hangi su besleyecek o meçhul, savaşları çıkaranlarla, savaştan medet umanların iki yakası bir araya gelmez diyenler var, yakasız gömlek giyenlerin icadı mı bu savaşlar ??? Ömür Barış ve Huzur özlemekle tükenecek, kesin bilgi

31 OCAK 2018

Kim kimi neden kandırıyor, ne kazanıyor, yalana ihtiyaç duyulmadan olmuyor mu, abartmanın içine yalan katılmaz ise çok mu sade olur, sadece, sence, o durum bence, neye göre …neyin kafası bunlar, kafayı nereye vursak açılır, içi açılan kafaların dışı yaldızlı, yıldızlı ambalajla sunulur mu, işin sırrı satışta mı??? satış bir beceri, bir ikna kabiliyeti de hitap edilen topluluk seçme olmalı, seçilmişlerin seçmesi bitmez, bir seçen bin kez seçilir mi seçilir, biz ona kategorize etmek diyoruz.
Günler uzamaya başladı, pencereden sabah manzarası genişledi, sabah sabah ucu bulutlara komşu binalara uzun uzun baktım; su kaynakları aynı, doğal gaz, elektrik,yol, okul kaynakları da aynı iken bu kadar insan istiflemenin sonu nereye kadar, sonsuz mu toplanma, toplananlar çarpıldıklarını ne zaman anlayacak, “emlak savaşları”, “emlak barışları” na dönecek diyenler, dış kaynaklı diziler 🙂 Bizde savaşa gerek yok, binlerce onbinlerce, onyüzmilyonlarca bina, boş boş bakıyor halı çimli mini bahçelerine, havuzları boş, saksıdaki ağaçlarına isim kazımak mümkün değil, gölgesi bile yok onların.Her sabah kahredecek bir sürü şey bulmak mümkün iken, mutluluğun peşinde koşmakla, “tuttum, yakaladım, hatta yaşadım…” geyiklerine mahkum hayatlar. Neden abartılı hayatlar, hele düğünler, yeni döşenmiş evler, her parçası ayrı marka giyimler,koldaki çantalar, parmakta yüzükler, tek taşın dayatması, kahvaltının serpmesi, etin havadan tuzlananı, gezmenin oteli, arbanın modeli … hepsinin sebebi inşa edilmiş mutluluk, planlarsak olur, “Beton ranttır, rant hayattır” ın açılımı mı bunlar,
Haberlerden uzak durmakla olamıyor habersiz olmak! Gördüklerini anlayanlar ve anlatanlar var da onları bulan var, bulamayan var.
Tolga Karaçelik / Kelebekler filmi ile Sundance Film festivalinde ödül aldı, sinemaya gelir diye bekliyoruz, Ümit Ünal /Mutfak Sırları’da salon sırasında, bağımsız filmlere hayat çok zor, şirket olmayınca ticaret olmuyor, abuk sabuk zehir saçan afyonlular 3-5 salonda birden, mesajı olan, göz açan arşivlerde, internete düşenleri yakalıyoruz, şimdilik. Bu arada “Rüzgarda Salınan Nilüferler” hiç bir yere düşmedi. 🙂
Dün Nar/Ümit Ünal, Sarmaşık/Tolga Karayel izledim, biri youtube de öbürü google de çıktı. Salonda oynadıkça bilet alıp gidiyoruz, bunlar millet faydalansın diye ortaya bırakılanlar, ikisi de güzel tavsiye ederim.
Hayat da bir roman, filme uyarlanmış hali yaşamlar, herkesin filmi kendine, göz kapakları kapandı mı açılır yürekler, ister rüya de ister hülya, kendi sinemalarının seyircisiyiz, alkışı hak eden yapımlara övgü arar durur muyuz ??????
Cümleten günaydın, Çanakkale’ye 15 termik santral müjdesi aldım az evvel, bu yaz truzim patlar artık, son ağaçlar, son kuşlar … her şeye yeniden başlamak ile son vermek arasında hayatlar, bu ne yaman çelişki anneeee!!!!

Ejderhadan Ejder Çıkarmadan İşlem Yapabilmek


Resim en eski Dinazor kemiği, konu ile şak diye ilgili değil, azcık üstünde düşünmek gerek, kimdir, kime denir ???? İp uçları 😀

Bilenler bilir beni, bir kestaneli pilav bi de hizmet konusunda hiiiiiiç mütevazi olamam. Gerçi ikisinin de kalitesi günden güne düşüyor, yaşlanıyoruz hazar, ruhumuz dere tepe, bedenimiz, “şurada az dinlensek hele”. İhtiyarlık provasındayız. Eşim evde, evde hiçbir çocuk yok, iki baş, bir traşdan halliceyiz. Sabahları aynı saatte kalkıp, aynı saatte yatmaya gidiyoruz, gün içi bi değişik. Yıllar öğretti ki; Şartlar değişir, değişen şartlar sana göre gelişmez, çelişen yanlar enerji demektir, armut pişip ağza düşmez, armut dalda kız balkonda sallanır, gözlük takarsın, gördüklerin canlanır! ayneeeen öyle, gözlük takmak zamanla beyinde ışık takmak gibi oluyor, temiz camlarla HD dünya.

Enerjime çooook meraklıyımdır, düşüecekse benden olmalı, aslaaaa müsade etmem enerjimde gözü olana, Ölümün ne olduğunu anlayınca büyüyor insan.Çocukluk mazi, gelecek günler “belki” oluyor. Zaman kıymetleniyor. Dün ay kanlandı, maviye bulandı, tekrarı 2037. Gidersek, “Zeki Müren’de bizi görecek mi” oluruz, kalırsak aydan yıldan ne kadar haberdar oluruz bilmem.

Bildiklerimiz ile problemi çözmek gerek, evvela problem mi onu bilmek, arkasından gerekiyor ise kodlamaya geçmek gerek, bizim bilgisayarımız, tecrübelerimiz, okuduğumuz kitaplar, seyrettiğimiz filmler, belgeseller, bizzat yaşayanlardan akılda kalanlar. Öyle düğmeye basınca olmuyor, bizdeki değişim, bir direnç var. Etkiye tepki gibi değilde, etki ile bir miktar etkileşme ve ısınma derecesi,Felsefe dersinde Emile Durkheim’dan “Düriyeme göre!” diye bahseden arkadaş kulakların çınlasın, “öyle sokaktan geçenleri gözümüze kestirme ile” olmuyor işler, mühim olan içimizdeki sokaklardan geçenler, su olup denizde dökülenler, iç deniz olarak kurumaya terk edilenler …

Yine de inanıyorum ki ; İnsan bir sudur yolunu bulur!, “Aşk bir sudur, iç iç kudur” un konu ile ilgisi yok ama hatırlamak önüne geçilemeyen bir eylem. Hiç bir şey aklımıza tek başına gelmez, tek durup çok vurur hatıralar.

Toplam süre yaklaşık 13 gün, kalanı 4 gün. Sabahları yatar pozisyonu en az ikindiye kadar terk etme sağlandı, sigara balkona taşındı, boş bardakların sehpa altına sürülmesi ile ilgili çalışma yapılacak, tv ve izlenen programlara henüz müdahale yok ama “özüm daralir” Çay kahve, yemek yolunda, kavga, tartışma yok, eğilimi de yok, tahammül sınırları tespit ediliyor, oğlanların umrunda değil, kız “aşkım bir birinizi üzmeyin!” diye sesli sessiz mesaj atıyor. Geçen eşimi balkona kilitlemişim, görmedim valla, biraz üşümüş ama sorun etmedi, bir kerede sokak kapısını üstüne kilitlemiştim, anahtar çevirmeden 360 derece göz gezdirme çalışması yapıyorum. Dün 8000 adımlık yürüyüş yaptık, 5 km felan, adımlar 65 cm olsadan başladı ama hiiiiç oralı olmadım, Ayfondan kim daha iyi bile bilir! Gözün, kulağın, algının zayıflaması ihtiyarlık için şart, yoksa öyle dipçik gibi geçmez hayat,

“Ali yazar Veli bozar, keskin sirke küpüne zarar” bu arada sirke de yaptım, sirke sineği de ürete bilir miyim, ürettik diyelim,o sineklere hedef göstere bilir miyiz … gibisinden bilimsel çalışmalar da yapmıyor değilim …

 

36.İSTANBUL FİLM FESTİVALİ İZLENİMLERİ, BÖLÜM 1


Festival 36 yaşında, birlikte yaşlanıyoruz. Son yıllarda önceki yılların salonlarına, filmlerine, seyircisine, mekanlarına bir özlem var. Bu sene geçen yıla göre daha iyi, ben Beyoğlu taraflarındayım, gittiğim seanslar dolu idi, sessiz sakin, ilgili, bilgili seyirci, filmler de fena değil. Seviyorum sinemayı, ruhumun sınırlarını kaldırıyor bazı senaryolar, hislerime tercüman oluyor, ufkumu genişletiyor, elbette benim için yorucu, koşa koşa gidip gelip, entelektüel halimden soyunup, ev hanımı, anne oluyorum. Yemek, ütü, çamaşır, bulaşık, temizlik … festivali takmıyor, dermişim.

Programın yarısından fazlası bitti, aklımda iken yazayım, dedim, Bu bölüm 1, bitince Bölüm 2 yaparız inşallah. 3 belgesel, 8 film için izlenimlerim aşağıdaki gibidir. çok detaylı yazmadım, izlerseniz tadı kaçmasın, genel olarak hepsinden memnun ayrıldım.

GENÇ KARL MARX  ; Genç Karl’ın sürgünde geçen yılları, Engels ile tanışması,komünizm ve işçi hareketlerinin temelini atması, Manifesto’yu yazmasına kadar anlatılıyor, Almanca, İngilizce, Fransızca her dilin konuşulduğu, hoş bir film. İnsanların komünizm ile ilgili genel bir düşüncesi var, “Her şey ortak”, film de ona bir gönderme var, hem de hassas yerden, yazmıyorum, gidenlere sonradan soracağım, yakında vizyona girecek. Salon tıklım tıklım dolu idi, bi de sabah 11.00 seansı olunca, pek mutlu oldum.

PARİS BÜYÜSÜ; Filmlerin kategorileri var, dünya sinemaları, antidepresan, Mayınlı bölge … gibi. Anti depresan biraz komik, bazen de çok komik oluyor, “ruhuma huzur” kategorisi bana göre. Bu film de öyle idi, biraz modern Şarlo havası vardı. Tesadüflerin beyaz perdeye taşındığı rengarenk bir komedi. İzlene bilir, başrol oyuncuları bu dalda ünlü, ödülleri de var.

BEN MADAME BOVARY DEĞİLİM ; Gelenekler, bürokrasi, sistem üstüne Japon usülü taşlama, İnsan inat edince yaptığı savunmanın katmanları oluyor, en üstte duranı kullanırken eşeleyip, deşince alttan çıkanlara şaşıp kalıyorsun,çekimler sabit kamera ile idi sanki, çok anlamadığım için sanki, kameranın yuvarlağında geçti çoğu, bazen dikdörtgen, biterkende tam ekran oldu, bir yerinde bir sanat vardır mutlaka amapek fark etmemiş ola bilirim. Manzaralar güzel, renkler iç açıcı, sakin sakin hak arayışlar ile uzuuuun bir zaman dilimini işgal etti, erken çıkanlar oldu, ama ben direndim. Son sahnelerde vurucu şeyler oluyor, öyle de oldu, baş roldeki kadın ödüllü imiş.

KESİŞEN HAYATLAR; Sabah sabah bir organ nakli filmi idi, salondaki tüm anneleri ağlattı, hatta anne olmayanları bile. Sanki biraz eksik yanları var gibime geldi, çok film izleyince doyum noktası da yükseliyor, şekerim !

AMERİKALI ANARŞİST ;Güzel bir belgesel idi. The Anarchist Cookbook / William Powella yüzyılın kötü şöhretli kitaplarından. Çünkü içinde bomba ve uyuşturucu imal etme reçeteleri var. Powella iyi bir aile çocuğu, babası BM de sekreter, çocukluğunun büyük bir kısmı İngiltere’de geçiyor. Biraz asi, uyumsuz, 19 yaşında yazıyor, üç yıl sonrada ülkeyi terk ediyor, bir çok katliama ilham olmuş kitabı yüzünden bir yüzleşme bu belgesel, düzenli telif haklarını almış, en sonunda 2000 li yıllarda toplu bir para alıp, tüm haklarından feragat etmiş, toplatılması, basımı durması hakkında bir talimat vermemiş, kendince sebeplerini anlatıyor, uzun yıllar problemli çocuklar ile ilgili okullarda öğretmenlik yapmış eşi ile, hatta Türkiye ye de gelmiş, bulursanız izleyin, gerçekten çok bilgilendirici ve şaşırtıcı. Geçen yılda 65 yaşında ölmüş, anısına adanmış.

BENİ EVE GÖTÜR + ABBAS KİAROSTAMİ; Bu da kısa film ile belgesel karışımı, bir arkadaşın yerine gittim, giderken bindiğim dolmuş şoförü kavga etmiş, yol boyu o adamı nasıl öldüreceğine dair planlar yaptı, bunları bir sabah yazısına yazarım. Salona girdiğimde şekerim oynamaya başlamış idi. Kısa film Nuri Bilge’nin elması gibi merdivenlerden 16 dakika boyunca yuvarlanan bir top idi, sonunda sahibi çocuk alıp eve götürdü. Diğeri Kiarostami’nin çekim, yazım tekniklerini içeren, kendi sesi, kendi görüntüsü ile zenginleşen bir belgeseldi diyelim. Salon çok dolu idi, farklı mesaj alanlar illa ki olmuştur. Benim yorumum bu kadar.

RİCHARD III; Bir çok ödülü olan, 95 yapımı, Sheakespaere esintili, Hitler motifli, pek çok ünlü oyunculu, baş rol oyuncusu Ian Mckellen katılımcı, güzel bir film idi. Dünya üzerinde kaç tane şövalye var, Sir var, olanları da görme ihtimalimiz nedir ??? Bi gidip görelim dedik, gördük, pişman değiliz. Hatta mutlu olduk, “Tapınak Şövalyelerini nasıl bilirsiniz ?” , “iyi biliriz !” Mckellen’ın da şövalye’liği hak eden illa ki bir çok yanı olmuştur, tek farkı yolda bulduğu kadını kızı kaldırıp gitmiyor, yani aşk hayatı farklı,onu da iyice bir vurguladılar, herkes nasıl mutlu ise, öyle kalsın, bi sözümüz yok, film güzelmiş ama, değişik bir bakış açısı ile iyi işlenmiş.

BEDEN VE RUH; Çok ilginç ve güzeldi, aynı rüyaları gören iki sorunlu insan, bir mezbaha da denk geliyorlar,ben çok beğendim, karakterler çok iyi verilmiş idi, Macar filmi, Berlin’de ödülü var. Vizyona girecek.

BODOSLAMA; Antidepresan kategorisinden, israil yapımı,”Yürekten istersek olur”, “İnancımızı kaybetmeyelim”, bu yolda kendimizi kaybedersek illa ki bir bulan olur. Mıchal evlenmeyi kafasına koyup, her şeyi tamam ediyor, en sona damadı bırakıyor, onu da Tanrı versin, diye. Verdi valla. Daha komik işlene bilirmiş, diye de ukalalık yapmasam olmaz. Dünyanın her yerinde bir evlilik sıkıntısı var, yuva kurmak şart ! “Bir evlenen, bir de evlenmeyen pişman” derdi, Rahmetli anam.

MANİFESTO ; Bugünün vurucu filmi. “Sanat sanat içindir, dayatması, Sanatçı taraflıdır, ön yargısı, kapitalist sistemin yozluğunu, adaletsizliğini, çirkinliğini örtmeye yönelik şeylere sanat diyemeyiz”, “Sanatçı içini dışına yansıtırken bir takım kurallara kanunlara takılır ise bu sanat sahte, sanatkar da sahtekar olur” Cate Blanchett 13 farklı karakter canlandırmış, hepsi de çok iyi, ilk olarak bir müze için yapılmış, 13 kare de aynı anda yayınlanmış, sonra kurgulanıp film olmuş, güzel de olmuş, çok severek izledim, ince ayar dalga geçmeler, laf sokmalar … çok yerli yerinde. Son söz de “sizin yargıladıklarınız, bir gün sizi yargılar ” gibi bir şey idi. YÖnetmeni de vardı, biraz soru cevap yaptık.

POLİTİKA KULLANMA KILAVUZU ; Ekonomik kriz ile birlikte üç yıl önce ortaya çıkan siyasi hayata değişimler getirip, meclise giren Podemos (yapabiliriz) partisinin seçime kadar geçen adım adım hikayesi, iyi bir politik belgesel, yarı dolu bir salon çıt çıkarmadan, iki saat izledi ve hiiiiiç şaşırmadı, ülkeler ayrı, politikalar benzer, koltuk tutkallı, bulursanız izleyin şiddetle tavsiye ederim. Bu arada ülke İspanya.

 

SINAV ANNESİNİN RUH HALİ


Ruhsal açlık diye bir şey var. Aç ruhlar neyle doyar, diye de cevapları. Bir kere ruhun neye açlık duyduğu önemli. Ruh ağızdan mı, gözden mi, beyinden mi doyar ? Ruh akü müdür ?, pilli mi dir? nedir bu ruh, niye halden hale girer, havalansa ölmeye mi gider, hafif ruhların kaynağı nedir, hafif ruhlar hem yere hem göğe yakın olup, öldürmeyen güldürmeyen sınırlarında mıdır ??? Bu sınırlara dayanan ruhların hafifliği yağ reklamı ile bağlantılı mıdır ? … soru sormak, sorudan cevap bulmak, soru ile yola çıkmak en sevdiklerimden amaaaa ipin ucunu kaçırmak, hatta ip ile bağlantıyı koparmak gibi mahsuru var. Bugün kuralsız yazasım, yazdıkça açılasım var, okuma oranı düşük olduğu için polemik yaratma gibi bir imkanım yok, çok şükür. “Yaaa nice yazarlar kurabiye tarifinden öteye geçemiyor.” işte bu anahtar cümle. Neden Kurabiye ????

Ruhumuzu güzellikler besler, çirkinlikle  beslenen hasta ruhlar da var ama onları, Allah Muhafaza, bölümüne koyduk, yola güzelden beslenenlerle devam ediyorum. Güzelin sınırları var, ulaşım imkanları kısıtlı, Misal; An itibari ile bir yalıda ev sahibi olsam, sonbahar güneşi yukarıdan ışıl ışıl ederken, mini dalgalar kıyıya bağlı teknemi sallasa, ben de ayaklarımı uzatmış, kitabımı okusam, ara ara masa üstündeki naneli limonatama uzansam. Çoluk çocuk büyümüş, kendi yalılarına taşınmış, gelinler, damat tam da istediğimiz gibi, memlekette bütçe fazlası sıkıntı yaratıyor, bir refah, bir saadet, bir huzur, gözlerimi uzaklara çevirsem, yeşil ile mavi iç içe, kuş sesi,su sesi ve iç sesim … muhtemel bu durum beni mutlu eder, bu kadar mutluluk sebebi bir araya gelince yazılmayanları düşünmeye gerek yok, illa ki onlar da güzeldir.

Böyle bir tabloya ulaşamayınca, mutfağın yolunu tutuyoruz, verev kestiğimiz iyi bir sucuk tavada cızırdar iken, üstüne iki yumurta, sarıları dağılmadan beyaza hapis edilmiş olacak, güzelce tabağa aldık, yanına çatalı bıçağı dizdik, güzel bir masa örtüsü fonda,3-4 çeşit peyniri tahta tabağına frenk usulu kestik, kancalı peynir bıçağı yanında, çeri domates, salatalık, biber, maydanoz, roka fiyakalı bir tabakta, gümüş kaşıklı reçelliğim var iki gözlü, bir gözüne kayın anneden gelme portakallı beyaz kiraz, diğerine ev yapımı vişne, biraz kahvaltılık sos, o da el emekli,ekmek pişirmişim, ekşi mayalı, dumanı tütüyor, sütten ayırdığım kaymak yanında, böreksiz, simitsiz kahvaltı olur mu olmaz, onlarda dekoratif olarak masaya, zeytinleri, zahterli has yağı unutma! Bu masayı hazırla, sonra da insülün direncim var! olur mu olmaz, olmuyor, “kahvaltının mutluluk ile bir ilgisi var ” diyen C.Süreyya çooook haklı, aslında mutluluğun yemek ile ilgisi var, güzel bir masa, güzel sunumlarla lezzetli yemekler, ulaşıla bilecek durumda. Ne yapıyoruz, ulaşa bildiğimize ulaşıyoruz. Sayısız kere aynı lezzete esir düşüyor insan. Yiyoruz, mutlu oluyoruz!

Sabah beri dünyayı yiyesim var, dekoratif olması bile önemli değil, evden atıştırıp çıktım, sınavı beklerken iki mekan yaptık, birinde çay kahve, birinde gözleme kiii yanında soğan halkası, kızarmış patates, haydari sos ve çeri domates, bir biri ile bir araya gelmemesi gereken her şey tabakta, gözleme bi de patatesli.Ortam bir sıkıntılı, hava kapalı, haberler bunaltıcı, yalan üstüne yalan, sınav sokağında korna çalan, hiç bir sosyal bilinci olmayan, bilincini paraya satan ! aaaaay çok bunaldım, içim kıyıldıkça kıyılıyor.

Sınav bitti, öğrenciye tam olarak ulaşamadık, yeni nesil ebeveyn ile ayrıntıya girmeye tenezzül etmiyor, üstüne varmadık, anladığımız kadarı ile fena değilden yukarıda, çok iyinin altında, iyi sınırına yakın gibi, ama ne, neye göre iyi o sınırlar meçhul, hafta içinde bilgileniriz inşallah, arkadaşlarının yanına gitti, benimde hiç bir şey yapasım yok, bi tek cebime bi miktar para koyup, meydana kurulan Antakya Mutfağı cadırlarına gidesim, çadır çadır gezesim var. Bir miktar diyorum, sınırı ancak böyle koyarım, aslında miktarı aşmak gerekir ise bi koşu eve gelir yine giderim, bu gidiş gelişler yakıcı ola bilir, yani yağ yakıcı, biliyorum ki her şeyin fazlası can yakıcı, bildiğimiz her şeyi doğru biliyoruz, bildiklerimiz de okuyoruz, haklı bir savunma değil ama ikna yolu açık, bu yüzden mi lise de münazara yapardık, ikna olmaya, ikna edemediklerimize düşman olmaya o yıllarda mı başladık.

Gözümün önünde tuzlu fıstık, yanında dün yaptığım kek, tv de şefler yarışıyor, akşam oluyor, elbet yemek saati gelecek, kilo iyi bir şey değil, metabolizma yavaş, yasakları kaçamakla delmek heyecan verici, kim kimi kandırıyor, ben beni kandırıyor, bir parmak bal çalıp eğlenceye çıkmak bizimki, o vakit batsın bu dünya !!!!

Hayııııır !!!! Batmasıni yanmasın, yaşamayı öğrenelim, yağmurdan kaçarken doluya tutulmadan yaşamasını öğrenelim.

 

 

Evin annesi 2 şubat gününe başlarken


Herkes uyurken erken kalkmak ile herkes uyurken uyanık kalmak aynı şey mi dir ? Aynı olmasa bile benzerdir. Tatilin son haftası, kahvaltı hazırlayacam diye evi terk edemiyorum, sabah sabah yapılacak işlerim var, gürültü edemiyorum, iki arada bi derede elimi kolumu bağlayan bir cenderede, yemek pişen bir tencerede gibi miyim ? Kendime sorduğum sorularda ne kadar dürüst ola bilirim, soruyu olası cevaba göre sormuş isem, kendimi şaşırtma olasılığım kaçtır ? şaşırtmalar şaşkınlık doğurur, bu doğmuş şaşkınlıklar, öfke yüklü bulutlar olup, yağmur dökerlerse, “ağlamak iyi gelir her şeye ” ye bağlanabilir miyiz, bağlandığımız yerde kalmak bize yosun tutturur mu, o yosunlara midye tutunur mu ? midye dolması mı deriz midyeli pilav ya da pilavlı midye mi doğru olur, yanındaki limon her şeye limon sıkın, olmadı, kendinizi sıkın, kendi kendinizi sıktığınızı sanarken, sizi sıkanları gözden kaçır mayın, göz hapsine aldıklarınızı aman ha sakın salmayın, gözden kaçanlara nöbetçi bahaneler bulundurun, bu nöbetçiler “gözler kalbin aynasıdır” takımından olsun, amaaaan olur ise böylesi olsun, neticede hepimiz bir yerde kalender meşrebiz, değilsek de ara ara olmanın bi zararı yok, kim ölmüş hoş görüden , aaay belki de ölmüştür ??? kimseyi bağlamayalım, aman zaten bağlanmayalım, bağlı tutmayalım, hadi o zaman ; hep beraber kuşlaaaaar gibi olalım, dermişim 🙂 Kuş olmanın bile kuş beyinli olmak gibi bi suçu var.
Sonuç her şey birbiri ile ilintili, tek olan, hiiiiiiiç bir şey yok, ya eşini bulamayan, ya da yanlış eşleşen var. Uzattıkça uzata bilirim, 🙂
Satıcı filmini gördüm, Ayrılık filminden daha iyi değil, ama güzel, tavsiye ederim, iki saatten fazla sıkmadan ilerliyor, başroldeki erkek oyuncu Ayrılık’tan kalma, büyümüş, daha bi hoş olmuş,kız da güzel, “ağzı burnu fındık gibi” deriz biz, aynen öyle. Festivalde gözüme kestirmiş idim, tam bilet alırken çöken site yüzünden tekrar dönene kadar biletleri bitmiş idi.
Filmin ana fikri ; Adaletin olmadığı yerlerde, kendi adaletini sağlamaya kalkanlar esas hedefin haricinde en az üç kişinin daha ağzına tükürürken, kendi hayatlarını da tükrük yağmuru altında birakıyor, Adalet yerini bi şekilde buluyor ama haz vermiyor, komple acı, yani, Bu arada tükrük derken, yine kibar oldum, isteyen istediği kelime ile eşleştire bilir.
Cümleten günaydın, kısa boylu şubat geldi, uzun boyluların esareti altında geçmez umarım, pehhh umar mışım, kahrolmasın can çekişen umutlaaaar !!!!

RUH HALİME İÇTEN BİR BAKIŞ


Muayyen günlerim var. Öyle değil ama, böyle ;

Bazen canım kimseyi görmek istemiyor, bazen hiç konuşasım gelmiyor, bazen ikisi birden oluyor. O vakitlerde kapandıkça kapanasım, kat kat örtü altında ışıksız kalasım geliyor. İşte bu anlar, benim sinemalarımın başladığı anlar.Gözlerimin önünden bir birine bağlanarak kısa filmler geçiyor, insanlar, ortamlar, ilişkiler, konuşmalar … her sahnede çarpışan egolar var, ego herkesde var, “beni küçümsemeyin, ben basit biri değilim, sıçar sıvarsam görürsünüz gününüzü !!!” mesaj bu.

Ego doğuştan gen olarak biraz vardır, çoğunu çevre yapar, Tepe noktası “egoist” lik olur, egoistin etrafındakileri muhafazası zor olur, içine şiddet ve menfaat katılır, sağlama alınır. Kemik kadrolar savaş için iyi olur.

Topla tüfekle olmaz savaşlar, önce egolar karşı karşıya gelir. baktılar, bakma ile yenişemezler, silaha sardıklarından kurulan orduları öne sürerler, hiç ordunun başında gitmeyen komutanlar lafla peynir salatası yaparak arkadan arkadan gelir. Ego savaşının galibi olur mu ? Olur mu, olur. İlk bakışta hasar büyük olur, zafer ise zaman içinde küçük düşer. Ego ders alır mı, almaz. Ego ders verir mi, verir ama onunda literatürde ömrü olmaz.

Savaşlardan ders alanlar olsa idi, bugün dünya çok başka olurdu, hatta bu dünyaya sığmaz, başka dünyalara gider gelirdik. Mars’a yolculuğun geç kalmasının sebebidir bu egosal savaşlar, dermişim. küçük egonun zaferi küçük, büyük egonun hem hasarı hem zaferi büyük ola bilir, aaah yıkımdır, kıyımdır, bu egolar.

Ego iyi bir şey olsa savaş sebebi olmaz idi, İnsanın kendini başka görmesi, estirilen iki üç rüzgara bakar, insan o rüzgarlarla etrafında bi tam tur atar. Başı döndükçe dünya da etrafında dönüyor sanar, kendini merkeze koyar. Sonra, sonra, sonra … varsın yansın bu dünya.

Yanıyor bu dünya, bizi susturarak, suskunluğumuz çaresizliğimizden değil. Neden peki ??? Bıkkınlıktan, gelişmeyen, değişmeyen her şeyin çelişmesi, bıktırıyor bizi. Kısa ve net cümleler, açık ifadeler, arkasını dönüp gitmeler … tüm bunlar çok bilip, bilmeye meyil edip, bilmeyenlere bilmediğini anlatmanın dayanılmaz ağırlığı mı ???

Yok, yok tam da ifade edemedim, içimden kelimeler cümle olma savaşı veriyor, o karışıklıkta anlamlar anlamsız oluyor sanki. Sonuçta iç dünyamızdaki mağlubiyetler, galibiyetler egosal kazançlar, kayıplar. Neyse ki yaşlanma diye bir süreç var da  yakalayanlar durumu gelecek nesillere tecrübe olarak gözden geçiriyor, hatta yayınlıyor amma “çok da tın !!!” illa ki herkes kendi hikayesini kendi bildikleri ile yazacak.

PAZAR GÜNÜ ; SEV Mİ YO RUM !!!


15219648_10154855303653159_8290786376338048772_n

Konu ; Pazar günlerini seviyor muyum, sevmiyor muyum, neden ???

Pazar günlerini sevmiyorum, günün pazar olduğunu bildiğim günden beri sevmiyorum, çoook önceleri pazar günleri benim için hiç bir şey yapılmayan, beni harcayan bir gün idi, şimdiler de ise harcandığım bir gün. Çocukluğuma inersek ; pazarları banyo yapılır, annem çamaşır yıkar, babam uzun uzun yatar, illa ki pazara gidilir, illa ki balık alıp pişirilir, kokusu çamaşır kokusuna karışır, mevsim yaz ise balık yerine mümkün ise mangal, değil ise kapaklı ızgarada köfte çoğunlukla hazırlanan içi evdeki çocuklardan birinin eline tutuşturup ki bundan ortanca olduğum için hep yırtmışımdır, fırına yollama, yurmurtalı, yumurtasız pideler yaptırma. Ayran da evde pütürlü olarak hazırlanır, gün boyu tv açık olur, boş boş pazar programlarına bakılır, kutular açılır, stüdyo konuğu şarkıcı tüm kasetini okur … maç var ise babaların kulağı radyoya yapışır, spiker hızlı hızlı anlatır kiiii hep sağa sola tükürük saçtığını düşünmüşümdür. Hiiiç bir şey üretilmeyen insanı yoran, ertesi gün için sıkıntıya sokan bir gün, hava açık ve güneşli ise de kapalı ve bulutlu ise de aklımızdan geçenlere muhalafet eder, bir türlü bir yere oturmayan bir gün pazar, insanı da bir yere oturtmuyor zaten. genç kız iken kişisel bakım günlerim idi, banyo, ütü, oje yenileme, saçları sarma, o zamanlar kuaförler pazarları kapalı idi, bi de ayakkabı boyardık.

Sonra, ev bark olunca pazarlar en çok yorulduğum günler oldu, çocukları yıka pakla, okul kıyafetlerine yıkama, ütü, ödev yapanların bilmediklerine bilgi kaynağı olma, iyi bir kahvaltı, hatta zengin, çok çeşitli, (tıka basa doyurucu ki bir öğün atlasın), kahvaltı hazırlama, akşam yemeği genelde babadan, dışarıda, yıkanmış paklanmış çocukların lokantada tuvalet kapısında tren olmalarına da hep sinir olup, eve gelince onları yarım olarak bir daha yıkamışlığım var, akşam çocukları erken yatırma çabaları, onlar yatınca sabah işlerinin kontrolu, ertesi güne kahvaltı, yemek ayarı … bunların bir çoğu hala aynı, ama artık akşamları da evde yiyoruz, kalabalık lokantalarda sırt sırta çabuk yemekler yemesini sevmiyoruz artık. Bugünlerde çok moda olan geç kahvaltılara da gönüllü gitmiyoruz, gerekli bir toplanma söz konusu olunca gidiyoruz ve mutsuz dönüyoruz, yani dönüyorum. Oralarda dökülen yemeklere, arsız çocuklara, çocukların kölesi ana babalara, parası ile ters orantılı ikramlara da  sinir oluyorum.

Pazar Farsçadan geliyormuş, Ba=yemek, zar = yer demekmiş. Yemek yeri, yemek günü olarak değişmiş olabilir, abur cubur, çay kahve tüketimi bugünde hat safhada oluyor, uzuuuun uzuuun kahvaltı edilmez ise insan doymayacak sanıyor,  akşam yemeğinin de diğer akşamlara benzememesi önemli, eskiden mümkün olduğunca evde tutulan çocuklar, şimdiler de mümkün mertebe sokakta mutlu edilmeye çalışılıyor, hazır yemek, aptal filmler, eline oyuncak … karşılığı  çekiştirilerek sürüklenen çocuklar da bir türlü mutlu olmuyor, onları çekiştirenler bunu zorunlu pazar hareketi olarak algıladığından zaar. Herkes de bir pazar yarışı var, farklı olanı kim yapacak diye de ben bir fark göremiyorum.

Sonuç; sevmiyorum pazar günlerini, belki pazar günü de beni sevmiyordur, sokakların amacı belli belirsiz kalabalıklarını, sosyal medyaya konsun diye çekilen “bu pazar da acaip mutlu olduk !!!” fotolarını sevmiyorum,herkes uyurken bile ses çıkarmadan yaptığım hazırlıkları demeyeceğim ama onları seviyorum, içimden gelerek isteyerek yapıyorum, yataktan kalkanların “ne pişirdin çok güzel koktu” diye mutfağa kafalarını uzatmalarını, ikramlardan geri dönen teşekkürleri, yüze yayılan mutlu mesut ifadeleri seviyorum. Gerçi ben bunları her sabah yaparım da pazarı iyice ezmeyim diye içine bir satır da olsa sevgi kattım.

Çok yaşasın cuma günü ve akşamları, yaşasın cumartesiler, iyi ki varsın pazartesiler !!!

Fotoğraf Erdal Kocaman’dan , Gürcistan’da gün doğumu imiş, “iki aynının arasında kalmışız biz ” der gibi, geçmiş ve gelecek arasında insan iki tarafa da yaranamıyoruz, geçmiş pazarlar ve gelecek pazarlar gibi dermişim.

2016 FİLM EKİMİ


14724503_1522537831093470_5044801877201865607_nFilm ekimi aklımıza ekildi, bitti. Güzel filmler seçmişim, memnun kaldım, iki tanesine bilet bulamadım, hatta ek seanslarda bile. Daha çok gidebilmeyi isterdim. Yaklaşık bu türde İstanbul’da üç festival oluyor . Film ekimi, İF, İstanbul film festivali. Akbank sanat, İstanbul Modern, Pera’da da tek konu üstüne ücretsiz filmler oluyor. Hatta Fransız Kültür’de de var ama oraya girmek artık çok zor,diğerleri de çok kalabalık oluyor, biletler bir saat önceden çıkıyor, önceden kuyruk halleri felan fistan olunca para ile zaman arasında tercih kullanıp daha çok paralılara gidiyorum, İş sanat’ın parasız pazartesilerini de takip ediyorum ama orada pek izdiham olmuyor, olsa da ezilmiyoruz, Neyse yaşasın emekli maaşı diyelim ve konu girelim ;

FRANTZ : Birinci dünya savaşında kayıp edilen bi sevgili, mezar ziyaretinde gizemli yabancı, hatta yana döne ağlayan yabancıyı görünce arkadaş ile hemen etiketledik ama günahını almışız. Siyah bayaz zaman zaman renkli, yabancı şaşırtıcı , güzel film, daha önce de çevrilmiş.

HİZMETÇİ ; Seyir ettiğim en iyi filmlerden, Cannes’da sanat yönetmeni ödül almış, 1930 da Japon işgali altındaki Kore’de geçiyor,olay örgüsü seyirciyi geriyor ama tahminler heeeep sürpriz, sinemalar gelmeyecek, gelse de festivaldeki gibi gösterilmeyecek  bir film, herkes beğenmiş, ben de beğendim.

FLORANCE ; festivalin en eğlencelisi, Meryl Streep, Hugh Grant, hayalinin peşinde zengin bir kadın, Trajikomik gerçek bir hikaye, gerçek bir aktris, tabii ki de Meryl oscar’a aday. Beğenilmeyecek gibi değil, zaman su gibi akıyor izlerken.

BEN, DANİEL BLAKE; 2016 Altın palmiye ve izleyici ödülü var, Devlet insanı nasıl öldürür, işsizlikle gelen süreç, bozuk sistem, boğucu bürokrasi, ben de beğendim.

JULİETA ; Alice Munro’nun bir öyküsünden uyarlanmış, bir kadının hayatının gizemleri ve onunların ard arda açığa çıkması, ispanya’nın Oscar adayı, severek izledim.

MA LOUTE; her festivalde bir JULİETTE BINOCHE seçerim zaten. 1910 da bir sahil kasabası, fakirler ve zenginler, kaybolan insanlar, görseli çok hoş idi, tiplemeleri, absürd esprileri … iyi idi de iyi olmayan bir yanı da var idi, biraz içim kalktı valla.

BİR ULUSUN DOĞUSU ; Nat Turner gerçekten yaşamış ki sonu Cesur Yürek’e benzemiş, köleler ve efendiler, arkasına gelen isyan, araya sıkışan derin bir aşk. Zamanında tüm hakları çiğneyen devletlerin, bugünlerde bir birini toplu kıyım, katliam ile suçlamaları ne garip, ama gerçek. 2016 SUNDANCE jüri büyük ödülü ve izleyici ödülü var. Beğendim.

KÖPEKLER ; İnsanı hiiiç şaşırtmayan, tahminlere göre ilerleyen ama sıkmayan bir film. Değişik yerlerde en iyi film ve değişik bakış açısı ödülleri almış. Yozlaşmanın aşamaları ve sonu … sıkılmadım beğendim.

AŞK VE SAVAŞ ; İsmi ticari olarak öyle çevrilmiş ama esas adı On The Milky Road. Emir Kusturica yazmış, çevirmiş, sütçü rolünü de oynamış, güzel müzikler, acı, dram, sevgi, savaş … bir adamın hayatında üç dönem, filmin sonundaki taşlara benim gibi yorum yapan var mı seyir edenlere soracam. 2007 de çekilmeye başlamış ki bazı sahneler var ki kim bilir ne kadar zamanda denk gelmiştir. severek izledim.

KOMÜN ; Tam da hayattan sıkılınca, babadan kalan miras büyük bir ev !, satsak mı milleti toplayıp da bir arada mı yaşasak derken bi bakıyorlar bir komün, hayatın tam gerçeği olan yerlerine takılıyor insan. En iyi kadın oyuncu ödülü var ki hak etmiş bence. Evet, evet bunu da beğendim.

SİERANEVADA; Bir yas evi, komple teorileri, komünist bir dost, ona düşman ev sahibi, gelenekler görenekler, aldatan, aldanan, gençler, yaşlılar, kardeşler, ana babalar … bir yas evinde buluna bilecek her şey ve her duygu. Benim gibi yakınlarını kaybetmiş, orta yaşı da ortalamışlar için ilginç bir fil idi, bir ara çok ağırdı, daraldım, tam sonunu göremedik sanırım, çok uzun idi, öbür seansdan çalmasın diye bir 7-8 dakika kesildi diye düşünüyorum. Kapıların açılıp kapandığı bir ev seyir ederken insanı daraltıyor ama geçirdik öyle günler, valla yüreği dayanan seyir etsin, tam festival filmi çok ağır, film üstüne film olmadan daha rahat izlenebilir, ne çok, ne az sadece sevdim .

Uzun uzun yazmadım ki bir yerlerden bulup izleyenler olur, sinemaya gelince giden olur, sinema güzel şey, yani ben seviyorum, festival seyircisinde bir bozulma yok ama salonlar ve organizasyon için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, “onları dinlesen onlar da haklı ” diyemem, bir işi  devamlı yapıyorsan her seferinde daha iyi yapmaya çalışacaksın, hizmet sektörü ise hizmeti iyi olacak, hadi inşallah !!!

 

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑