HER GÜNE UYAN GENEL SENDROMLAR 1


Eeeeey Sevgili günlüüüüüük !!!

Sana böyle seslenince neler hissettin, merak ettim.Gerçi seni dile getiren benim, o vakit ben beni mi merak ettim. Ben beni bilirim, ama bildiklerimi bildirmeyi (emir halinde)  ve bildirim almayı sevmem (dayatmalı), hoşuma gelmez bu durumlar. Hemen denk geldi, muhtelif, sosyal haberleşme kanallarından akanlara bi çakayım ; Arkadaşım; üzgünüm ama çoooook önemli değilsin, sana gelen o bilgi bana gönderene kadar kaaaaç tur attı, bana kaç yerden ulaştı, kaynağı nedir, gönderen bi arkadaşa da bi trolden gelmiş olmasın, trolin iyisi var mı ????  Ben zaten çoğu şeyi açmam, imzalamam, genel dolanan hiiiiiç bir şeye bakmam, baktıklarım kendini değil haberi önemli saysınlar, aaay benim büyük oğlan bir ara önemi yerine, “anne bu konular çooook ömerli !” derdi, sonra düzeltti tabi. Bunu da yazmasam olmaz sanki.

Eeeey Sevgili Günlüüüüüük !!!!

Senin doğup, büyümüş bir sürü kardeşin var idi, ben onların hepsini yok ettim,pişman değilim, yalnız bi tane bi arkadaşta kalmış, onu da merakta değilim. Bir hatırayı kayıt altına almaz isek hatırlamaz mıyız, bence hatırlarız. Ben hatırlarım, ama gerekiyor ise hatırlarım, zihnimden silinenler, zihnimde yer etmeyenlerdir, iyi olmuş, yerine yenisini yaşarım.Amaaaan bir şeyi hatırda tutarsak, tutarız, tutturulmuş hatıralar iliştikleri yerlerde rahat durmaz, üstünde farkında olmadan çok çalışma yapılır ise saptırıla bilir, yeniden yazıla bilir, maniple olur onlar, yeminlen, dermişim.

Eeeeey sevgili Günlüüüüük !!!

Dün akşam tepem attı, arada bir kafamın tası da atar, bizim yörenin deyimi ile fes başımdan oynar, bunlar bir rüzgardır gelir geçer, tepem atınca kadın isimli kasırgaları ortaya çıkarırım,bu içeride üretilen on yüz milyon baloncuğun kendini dışarı atmasıdır, öyle parlak, parlak, hafif hafif uçarken birinin içinden bir canavar çıkar, hane halkını yiyecek hale gelir, yemez, ama yemekten beter eder, “ha şimdi, ha şimdi” sendromu.

Böyle bir durumda, sudan gibi görünen ama alttan altta ince kollara ayrılmış bir sebebimiz vardır, o ince kollar, aşırı yüklemeden bir bir patlamaya , ateş bastıran mai yayılmaya, en sonunda nefes borusunda itişmeler başlamış, hane halkı da bir çırpıda genel haşlanmış olur. Bu durumda onların sinmiş, korkmuş, şaşırmış yüz ifadeleri içime serpilen bir miktar su olur. Üstüme gelen enerji dalgaları ile evi bir çırpıda derer toplar, yatmaya giderim. Gitmeden ; “ortalıkta bulaşık görmek istemiyorum, tv nin sesini kısın, camı kapayın, aldığınızı aldığınız yere bırakın …” diye de bir gürlerim kiiii, bu da baloncukları hava ile buluşturur, yani bir bakış açısına göre söylediklerim havaya gider, ama, olsun, o havayı bir müddet soluturum.

Sabah yine gergin ama biraz gerilemiş kalkarım, hane halkı kaçar gibi evi terk edince, soluğu çekmecelerin başında alırım. Hem düzeltir, hem de verilecekleri, atılacakları ayıklarım, tabi ki de sormadan, farkına varan olursa “bilmiyorum” ayağına yatarım. Bazı şeyleri hiç ellemem, misal BJK tişörtleri, Kartallı olanı gerçekten bilmiyorum.

Çok dipli değil ama ışık saçacak kadar bir temizlik yaparım, en olmadık şeyleri yıkarım, yanına basit bir yemek, bugün için bakla ve makarna, korkudan yer bi de üstüne eline sağlık derler. Arada soluklanmak için Candy oynarım, Alçak oyun beni oyalamak için durmadan level geçirir ama ben kanmam, çünküüüüü ciddi bir sorumluluk duygum var, gereksiz gelişmiştir.  En son kendimi de temizler akşam 19.00 sularında normale dönerim,

24 saatlik afra tafra benimki, sadece arada varlığımı hatırlatmak, gücümü hissettirmek. Nedir güç; Bu evi yaşanır hale koyan, sizi bir arada tutan, hayata hazırlayan, problemlerinize çözüm üreten benim, sevgi, şefkat da cabası, seviyor isek, yüz verdi isek tepeme çıkmak yerine arada bi de siz beni anlayın, bana bir el atın, çileği alıp gelmişim, yıkayıp, tabaklayıp önünüze getirmişim, yememiş, bi de geceyi dışarıda geçirmesine sebep olmuşsunuz ki gece yarısı tayfasını tembihleyip yattım, 24 saat sonra dolaptan çürümüş olarak çıkmış da dondurmanıza süs olamadıysa, bi de bana laf çakıldı ise, çoşarım abi, kapasitem çoook daha fazla da şeyetmiyorum, fıratımda yok. Aaaaay demek sudan sebep çilek imiş, yazarken fark ettim, dermişim,

“O kedi buraya gelecek buraya”  , kedi gelince sükut, kedi tekrar aklıma düşene kadar huzur, aaaah aaaaah bir kedim bile yok anlıyor musun, hadi gülümse …

 

Reklamlar

PAZAR GÜNÜ ; SEV Mİ YO RUM !!!


15219648_10154855303653159_8290786376338048772_n

Konu ; Pazar günlerini seviyor muyum, sevmiyor muyum, neden ???

Pazar günlerini sevmiyorum, günün pazar olduğunu bildiğim günden beri sevmiyorum, çoook önceleri pazar günleri benim için hiç bir şey yapılmayan, beni harcayan bir gün idi, şimdiler de ise harcandığım bir gün. Çocukluğuma inersek ; pazarları banyo yapılır, annem çamaşır yıkar, babam uzun uzun yatar, illa ki pazara gidilir, illa ki balık alıp pişirilir, kokusu çamaşır kokusuna karışır, mevsim yaz ise balık yerine mümkün ise mangal, değil ise kapaklı ızgarada köfte çoğunlukla hazırlanan içi evdeki çocuklardan birinin eline tutuşturup ki bundan ortanca olduğum için hep yırtmışımdır, fırına yollama, yurmurtalı, yumurtasız pideler yaptırma. Ayran da evde pütürlü olarak hazırlanır, gün boyu tv açık olur, boş boş pazar programlarına bakılır, kutular açılır, stüdyo konuğu şarkıcı tüm kasetini okur … maç var ise babaların kulağı radyoya yapışır, spiker hızlı hızlı anlatır kiiii hep sağa sola tükürük saçtığını düşünmüşümdür. Hiiiç bir şey üretilmeyen insanı yoran, ertesi gün için sıkıntıya sokan bir gün, hava açık ve güneşli ise de kapalı ve bulutlu ise de aklımızdan geçenlere muhalafet eder, bir türlü bir yere oturmayan bir gün pazar, insanı da bir yere oturtmuyor zaten. genç kız iken kişisel bakım günlerim idi, banyo, ütü, oje yenileme, saçları sarma, o zamanlar kuaförler pazarları kapalı idi, bi de ayakkabı boyardık.

Sonra, ev bark olunca pazarlar en çok yorulduğum günler oldu, çocukları yıka pakla, okul kıyafetlerine yıkama, ütü, ödev yapanların bilmediklerine bilgi kaynağı olma, iyi bir kahvaltı, hatta zengin, çok çeşitli, (tıka basa doyurucu ki bir öğün atlasın), kahvaltı hazırlama, akşam yemeği genelde babadan, dışarıda, yıkanmış paklanmış çocukların lokantada tuvalet kapısında tren olmalarına da hep sinir olup, eve gelince onları yarım olarak bir daha yıkamışlığım var, akşam çocukları erken yatırma çabaları, onlar yatınca sabah işlerinin kontrolu, ertesi güne kahvaltı, yemek ayarı … bunların bir çoğu hala aynı, ama artık akşamları da evde yiyoruz, kalabalık lokantalarda sırt sırta çabuk yemekler yemesini sevmiyoruz artık. Bugünlerde çok moda olan geç kahvaltılara da gönüllü gitmiyoruz, gerekli bir toplanma söz konusu olunca gidiyoruz ve mutsuz dönüyoruz, yani dönüyorum. Oralarda dökülen yemeklere, arsız çocuklara, çocukların kölesi ana babalara, parası ile ters orantılı ikramlara da  sinir oluyorum.

Pazar Farsçadan geliyormuş, Ba=yemek, zar = yer demekmiş. Yemek yeri, yemek günü olarak değişmiş olabilir, abur cubur, çay kahve tüketimi bugünde hat safhada oluyor, uzuuuun uzuuun kahvaltı edilmez ise insan doymayacak sanıyor,  akşam yemeğinin de diğer akşamlara benzememesi önemli, eskiden mümkün olduğunca evde tutulan çocuklar, şimdiler de mümkün mertebe sokakta mutlu edilmeye çalışılıyor, hazır yemek, aptal filmler, eline oyuncak … karşılığı  çekiştirilerek sürüklenen çocuklar da bir türlü mutlu olmuyor, onları çekiştirenler bunu zorunlu pazar hareketi olarak algıladığından zaar. Herkes de bir pazar yarışı var, farklı olanı kim yapacak diye de ben bir fark göremiyorum.

Sonuç; sevmiyorum pazar günlerini, belki pazar günü de beni sevmiyordur, sokakların amacı belli belirsiz kalabalıklarını, sosyal medyaya konsun diye çekilen “bu pazar da acaip mutlu olduk !!!” fotolarını sevmiyorum,herkes uyurken bile ses çıkarmadan yaptığım hazırlıkları demeyeceğim ama onları seviyorum, içimden gelerek isteyerek yapıyorum, yataktan kalkanların “ne pişirdin çok güzel koktu” diye mutfağa kafalarını uzatmalarını, ikramlardan geri dönen teşekkürleri, yüze yayılan mutlu mesut ifadeleri seviyorum. Gerçi ben bunları her sabah yaparım da pazarı iyice ezmeyim diye içine bir satır da olsa sevgi kattım.

Çok yaşasın cuma günü ve akşamları, yaşasın cumartesiler, iyi ki varsın pazartesiler !!!

Fotoğraf Erdal Kocaman’dan , Gürcistan’da gün doğumu imiş, “iki aynının arasında kalmışız biz ” der gibi, geçmiş ve gelecek arasında insan iki tarafa da yaranamıyoruz, geçmiş pazarlar ve gelecek pazarlar gibi dermişim.

SEMİZ OTU SALATASI İLE RUH HALİNİN BAĞLANTISI


PhotoGrid_1433683749217

 

Her türlü havanın can sıktığı, can sıkıntısının görünmez nedenleri, görünse de ele gelmeyen çözümleri olduğu bir pazar günü daha. Rutin işleri yaptık, aralarında pazara yakışanı, yakışmayanı, altı yedi senede bi olanı var. Fakat en çok var olan ; Bi uyuşukluk, bi tembelliğe özlem, bi akıldan geçenleri tarama, bu taramada uygun bi şey bulamama, mutlu olmamak için belirgin bir neden yokken, illaki bi neden bulup da mutlu olamama, yağmur beklentisi, hem de fırtına uyarısı ile buna rağmen bulutların arasından sıyrılıp, yakıp kaçan güneş, saatin beş ve yedi olmasını bekleme , bi umut, bi heyecan … felan fistan. Yani karışık, karmaşık, ne paralel giden, ne de kesişen bi ruh hali.

İnsan oyalarsa kendini kendi oyalar. Hep bu tip hallerde kadınlar patlıcandan, domatesten reçel yapıp, saçlarını kısacık kestirmişler, kendilerini çarşıya atıp cüzdanın dibine darı ekmişlerdir :))) Ben de biraz çamaşır makinesi ile bulaşık makinesi arasında gittim geldim, ütü yığınına hiiiiiiç göz atmadım, silme süpürme pazar için beyhude, bari yemek yapayım dedim :)) Buzdolabının kapağını açtım, malzeme durumuna baktım, akşam yemeği için masayı önce hayalle, sonra gerçekle donattım :)))) Abartmadım canım !!! derken ıspanakları kabı ile mutfak dolabına kaldırdığımı hatırladım kiiiiii yıkanmış ve yarın ya yumurtalı ya da gözlemeye iç  olacak ıspanakları son anda kurtardım, geldim 🙂

Şimdiiii, evin annesi tarif veriyor :))) Bu ikinci yapışım, tarifi kuzenden kaptım, yaz için mükemmel bi salata, hem lezzetli, hem şık, ölçüsü yok, “el terazi, göz kantar ” misali, olanı değerlendirdim, Resimdeki borcamın dibine 5 adet etimek dizdim, üstüne sarımsaklı yoğurt, az süzmesinden, az da fast foodlardan kalma mayonez ilaveli, yoğurtun birazını ayırdık, yoğurtlu etimek üstüne yıkanıp, kurutulmuş, iri olarak elle koparılmış semiz otlarını sık sık koydum, üstüne kalan yoğurt, onun üstüne, Kırmızı salçalık biber ve domatesi rondada çekerek bi sos pişirdim, ineceğine yakın içine bi kaşık salça, soğuyunca salataya ilave ettim 🙂 Gayet sağlıklı, hiiiiiiiç yağ yok, hiiiiiiiiç şeker ve un da yok, “alttaki etimeklerden de kimin payına ne düşecek,mayonezin lafını bile etmeye gerek yok, hem olcek o kadar !!!” diye de bi ek savunmamız var :))))

Sülalecek kalbimize giden yol mideye bi uğrar, aldığımız gelinler, vardığımız kocalar da aynı valla :)))) Ben yazarken saat beş oldu, sandıklar kapandı, ne çıkacak bakalım, aslında hepimizin istikbali çıkacak da nasıl tayin edildi, ona bi bakıcaz, her şeyin hayırlısı, biz sonuçlara yemek yerken bakıcaz, semiz otu faydalı, yanına protein olarak kırmızı et, evde kesme erişte, zeytinyağlı fasulye … hepsini yazmayım, belki Canan Hocam da beni okur :)))) Eveeeeet biz ailecek glisemik indeksin içine tükürcez bu akşam :))) Daha vakit var, sizde gayret edin, sizde indeksi yükseltin, hafif uykulu, bilinç parçalı bulutlu … günahı da yok üstelik :))))

MAYIS SONU GÜNLÜKLERİ


11164802_10205474042904235_7428895104458598138_n

 

Hayat;  kapılar, kapılar … yüzümüze açılan, yüzümüze kapanan kapılar, bizim açtığımız, kendiliğinden açılan kapılar, fark ettiğimiz, farkına varmadığımız kapılar, bi de hiiiiiiç açılmayan, aklımızda kalan kapılar var. Bi kapıdan bi kapıya, koşarak, coşarak, pısarak, korkarak … gide gele, geldi yılın yarısı da ,  bayram seyran, yılbaşı, okul başı, tatil … derken ömrü olana 2015 i de uğurlamak nasip olur 🙂

Aaaaay hadi sabahlar mart, öğlenler temmuz, akşamlar nisan,  mayıs, nerede haziran ? Henüz ikna olamadık, Haziran yaşadığımıza :))) Ama mayıs bittiiii !!! yenisi gelene kadar son günlerinden notlara bi bakalım, bazı günleri aklımızda tutalım :))) Haydin …

21 Mayıs 2015

“Kümede kalsam ama kendi isteğimle etkisiz eleman olsam …” kendimi yatağa çeken bu düşünce ile kalkabildik, çok şükür.ışık hızında olmasa da mum ışığından hallice hizmete devam. Kahvaltıyı hazırlarken dinledigim haberler, can çekişen yaşama sevincimin üstüne filit sıktı, ölmedim, amaaaaaa ruhum yoğun bakımda :))))
Dilenci sayısında korkunç bi artış var, malzeme çocuklar, hep birden metrobuse doluşuyorlar, insanların ellerini kollarını çekiştiriyorlar, kazara biri bi lira verse, başına toplanıp, taciz ediyorlar, olmadı en sonunda küfür ediyorlar, menşei belli bunların, hem insanları yerlerinden yurtlarından et, hem de sefil et. Bunlar geri dönüşü olmayan vatandaşlar, vatandaşlar, çünkü kimlik alıyorlar, neden acaba ?
Vergiler, zamlar … belimizi bükerken, devlet eliyle bahis teşvik ediliyor,” kupon yap” , helal katılım payı gibi, helal kupon bunlar, okunmuşunu bulan köşe.
Neyse diyorum, depresyona fırsat vermemek için hayata dönüş yapıcaz, mecbur. Çocuk yetistiriyoruz, onları hayata hazırlıyoruuuuuuuz :)))
Fakaaaaaaaat kız zor bacım :)))) Sınav haftası, ya tv de birbirini yiyenlere, ya da telefonuna bakıyor 😦 Her sınava hazır, her sınavı iyi geçiyor :)))) yarın da fizik sınavı var, fiziği iyi maşallah, boy, bos, endam … “kitapdaki fiziğe de ben çalışayım bari ” diye peş peşe sabahın seviyesiz ve iiiiiiğreenç esprilerini de patlattım,
Gidip içine sevgi katarak yemek yapim 🙂 kendime zaman ayırıp, kahve içip, yeni yayınlanan kitaplardan okuyup, kendimi seçme bi dünyaya misafir edeyim, deeeermişim.
Nereye gidersen git, yol istediğin yol değil, manzara hiiiiiiç istediğin gibi değil, ama yol terbiye ediyor bizi, di mi ?
Cümleten günaydın, ” hayat kırık kalpler festivalinin en tanıdık filmi, ödüller hep kötü adamlara gidiyor ” (alıntı )

22 Mayıs 2015

Bi ateş basıyor, dibinden ateşlenen roket gibi, son surat alıp başımı gidesim geliyo :)))) Yol boyu kendi rüzgarımdan serinlerim umudu ile …
Sesleri duyuyorum, kulağıma , hormanal, menapoz, yaş kaç … gibi fısıltılar geliyor, duyuyorum bak :)))))) “Şekerim ; genler, 55 i gösteriyor, daha o yaşa gelmedim !!!!” Diye de havamı attım veeeee “boğazlarım inmiş !!!!” Kışın sokakta yatmış gibi, hem de, yaaaa hastayım ben, yaz hastası 😦

Yaz gelsin isterim, sıcak günler tatile gidenlere, denize girenlere lazım, sudan çıkınca titremek hoş olmuyor.Fakaaaat bu inip çıkan sıcaklar beni ve bildiğim bir çok kimseyi bunaltıyor, ben de artık , terleyince, üşürsem hasta olanlardanım, boynum, kolum tutuluyor. Beden sağlığı ile uğraşırken enerjim düşüyor :))) çoktaaaaan kalktım ama,tedavi ile vakit geçirdim, kış gibi hasta çayları felan filan yani :))))
Aaaaay sevmem şikayeti, aha da kestim 🙂 Insanlar karinca misali, kuzey yarım küreye dağıldı, tüm çabalar eve ekmek götürmek için 🙂  Hadi hafta sonu da geldi, hava bugün daha kararlı sanki, hadi bu sabah farklı başlarken güne sevdim kendimi; çok şükür ne putum ne de putperest, değişebilirim, değişikliği kabul ederim, ortamı sorgular, sorar öğrenir, sonra degerlendirim, kabul etmek, özür dilemek, çözüme kadar katlanmak … var bende.arada coşuyorum tabiiki de :))) O da gerekli, kötü enerjiyi şeyediyosss :))))
Hadi her şey illaki iyi olacak, inançla, istekle, istikrarla … cümleten günaydın ❤

23 Mayıs 2015

Bi kalktım baktım kiiiiii salon mülteci Kampı gibi 🙂  gececiler tam yatcakken evde bi kelebek uçuvermiş :)))) tariflere göre azman tipli, adam yiyen bişi :))) yataklar, odalar terk edilmiş, birlikten kuvvet doğar denmis, yastığını, örtüsünü alan gelmiş :))))
Bunlar sanal her haltı bilirler, etraftan bi canlı tanımazlar, ağaç bilmezler, kabakla salatalık arasında arafta kalırlar :)))))
Bir masum güvenin günahını aldılar, duyduğumda ne güldüm :)))akşam duymadım valla, halbuki bal kapağına dönüştükten sonra yatmıştım :)))
Şimdi güvenli telafi uykusundalar. En korkan anne yatağında 🙂 ben de biraz daha yattım yuvarlandım, sıkıldım, ekmek, gazete, simit alıp gelim, az da çam havası :))))
Hadi kelebekler vadisinden Günaydın :)))))

25 Mayıs 2015

Tam hatırlamıyorum ama hayatımda güne fişek gibi başladığım sabahlar illa ki vardır, vardır, vardır daaaa şu aralar tam çıkarmıyorum :)))
Direnmenin anlamı yok, günler takır takır gelip geçiyor, durduramıyoruz akıp giden zaman 😦
Amaaaaan durmasın, bekleme yapmasın zaman. Madem halaya girdik, ayak oyunlarına çalışcaz :)))
Bu haftanın büyük bir kısmını eve ayırcaz işalla 🙂 şimdiki neslin mana veremediği işler var planlar arasında. Yastık yapma, yün yıkama, yünü kuşlardan saklama :)))) dolap, baza altı evirme çevirme, yorgandan pikeye geçme, dip köşe çalışması … Aaaay yazarken daraldım , yapamicem deeermişim.Valla gün uzun, elimizden ayağımızdan geleni yapcaz da şimdi sessiz moddayım oğlan daha yatıyor, bu hafta da sınav haftası, kızın ki tarih, küçük oğlanınki ne bilmem, büyük hayattan ders alıyor.
Hadi sinav, her gün, hepimize, boş kağıt vermeyelim, bildiğimiz yerden başlayalım, yıldızlı pekiyi beklemeyelim, geçerken de az parıltı yapalım ama … cümleten Günaydın hepimiz için hayırlısı ve iyisi olsun 🙂

26 Mayıs 2015

Sonunda başardım 🙂 Rahmetli annem üç gece üst üste rüyalarıma gelerek, hiç bir şeyi ziyan etmeden çalışmamı sağladı 🙂 Bu aşamada bir bilir kişi bekliyorum, minder görünümünden döşek görüntüsüne geçcez inşallah 🙂 Bir yastık daha var onunla da ip yapıp kışa çorap örücem dermişim :))) Biraz yün de teyzemden gelmişti, poşetin dibinden çıkan poşetten bir çift yastık yüzü, kravat takımından mendiller, bir iki kumaş parçası, ve su taşı dediğimiz rulolar çıktı, yastıkları hemen değerlendirdim, mendillerden her cantama bi tane atayım da camide secde ederken yere sererim 🙂 cami halılarına hep şüphe ile yaklaşmışımdır, birden solunum yerlerine dağılan miktoplar gelir aklıma, namazda bütün sorunlarını çözen kuzene selam olsun bu arada :))))
Aaaaay Allah iyi yönde ıslah etsin, eğer annem bu gece de gelirse bana ” aferin, hepsi öğrettiğim gibi” desin

 

27 Mayıs 2015

Hanlarımızın, hamamlarımızın, köşklerimizin, saraylarımızın … vergisini ödemeye gidicem inşallah 🙂 Biraz abarttım da ödeme yaparken öyle hissettiriyor belediye sağ olsun,Şişli’de varsa bi apartuman, değeri düşse bile vergisi hep artar 😦  Hee yaw bizim ev de öyle, bu işlere hep ben bakarım da bilirim 🙂
Ordaaaaan karşıya, teeeee ilkokuldan kankam geliyor, yıllar yıllaaaaar oldu görüşmeyeli, Eeeeeee ne habeeeeer, daha daha neeee habeeeer !!! Yapcez kısmetse 🙂 Tabiiikiiii deee facebook dan buluştuk,
Havada bulut var, yüzde kaçı nem, sokağa çıkınca bilcez artık, beni bu havalar mahvediyor da elden, ayaktan gelen kifayetsiz 🙂 Terleyip, soğuyup, kuruyup, eve dönüşte, kendimizi suya sabuna , üçlü koltuğa tabii ki de yer bulursak teslim edecez :)))
Aaaay hadi diyetteyim, tabağımı yapıp resmini çekip, gruba gönderip yemem gerek,, bizimki Nurdan diyeti :))))) Ablama gidecekler var, çıkınımı akşamdan, yemekleri dünden yaptım :))) Aaaaaay ne zamandır ilçe sınırlarını aşmadım :)))) Kendimi birazdan 300 kişilik metrobüslerden birine atcam, aaay heyecan yaptım, aaaay şaka yaptım :))))
Cümleten kolay gelsin, her türlü sürprize, “hamdolsun !!!” modunda açığız, aaaay kendimi, Don Kişot gibi hissettim, dönüşüm yorgun savaşcı :))))
Şarkılar, şiirler, kitaplar, filmler … bir sürü şey sakladım yazıya, siz okuyun, ben yine yazarım, işalla …
Günaydın da dedim 🙂 ❤

28 Mayıs 2015

Hastalık havalarına devam. Burnum tıkalı, boğazım yanmakta, kaslarım tahmin ettiğiniz gibi … dün vücut nem oranıyla mücadele ederken, yer yer de yağmurdan faydalandık, bu arada metrobüsün havalandırma sistemi kalite olarak değil ama benzerlik olarak bir dağ havası estiriyor, eni konu buz kesip, inince yüzünü yalayan bir asfalt sıcağı ile karşılaşıyorsun 😦

Akşam bi de eğitim sistemi muhabbeti yaptık, kızımız ne olacağına karar vermiş, artı eksi muhabbeti yaptık, bunlar ebeveynlerin gerilme Sohbetleri olur genelde ya :))) efendim, kredi sistemi ile ders seçilecek, isteyen TM ci isteyen MF ci olacak, dersaneler kalktı görünüyor, bilmem artık ne olacak, bizim yavru TM ci olcekmiş, hayırlısı olsun dedik, hayat gençlere hem güzel hem de zor. Bazı şeyler hızla değişiyor. Uyum sağlamak akılda tutmak zor oluyor, misal genç kız yetiştirmek, bi de eğitim sistemi :))))valla bu konulara yetisemiyorum tam oldu bi düzen kuruldu derken hoooooop bütün ezberler sil baştan 😦
Sonra dünya dönüyor ya diyorum, dönmek bazı şeylerin yerlerini değiştiriyor, kırılan, dökülen oluyor, beyin sallanıyor, beden sarsılıyor … eeeereee normal ki değişim diyorum.
Kendimi ikna edip, kendime inanıyorum ;)) iyi de yapıyorum :)))) yapmasak bunalıp bunaltıyoruz.
Hadi kendine terapi, öz eleştiri, duyarlı olma, çağa ayak uydurma, af etme, Özür dileme … hepsinin yolu sevgi saygıya çıkıyor.
Hadi sevgiylen saygıylan günaydın, güzellik olası ve iyi bi ihtimal …

29 Mayıs 2015

 

“Bir müddet insan göresim yok !!!” ya da daha doğrusu “insanlarla ilişkisi kurasım yok !!!” moduna girdim 😦 Bazen çooook bunalıyorum, yeminlen, Kendi kendime kızıyorum da, neden illa ki karşımdakileri anlamaya çalışıyorum ? şart mıdır ? illa ki bir şekilde hak vermem şart mıdır ? Anlamaktan anlatmak gereği duyamıyorum, habire biriktiriyorum, sonra bir yığın oluyor, patlamıyorum, terapi yapıyorum, kafa ile konuşuyorum, kafayı karıştırıyorum, sonra ben de karışıyorum .
Aaaaay bir insansız uzay araçı olasım var, tepeden, tepeden her yere bakasım, dudak bükesim, yorumsuz kalasım , bir müddet sonra da evrene salınan tüm pozitif enerjileri yiyip dönesim var :)))) Bu arada artık uzay aracı olmuyorum, direkt uzaylı haline geçmişim :))))
Aaaaay bu dünyaya uzaydan bakasım, uzaylı kalasım var :))))

30 Mayıs 2015

Yattık, kalktık, hayata önce evdeki pencereden, sonra da telefon ekranından baktık 🙂 Sonra gözleri içimize çevirdik, “sorun alçak Merkür de imiş ” dedik, yine geri geri gitmiş 😦 bi uzaya çıktığımızda ye feth edelim ya da yok edelim diye ruhumlan kavilleştik :))))
Eeeeeeee “Bebeğim mutlu değilse, uyanır gecenin dördünde, sorun aklıma gelip de gitmeyenlerde …” diye bi ninni söylecek, dizinin üstüne yatırıp de “Nen var kuzum ? ” diyecek, teselli edip, akıl verecek bi annemiz yok 😦 Haaaa olsaydı da ne kadarını yapardı o da ayrı bir soru daaaaa, varlığı yeterdi, bacıııım !!!
Mecbur kendimizi, kendimiz teselli edip, mutlu edeceğiz, zati doğrusu da bu, tırnağın varsa ki var çok şükür, başını kaşı modeli.
Çocuklar yatarkene ,sessizcene yapılacakları yapıp, mevsim kızartması yapmaya gidicem, işalla :))) Bol soslu, sarımsaklı, patlıcanlı, biberli, kabaklı, bi de çikolatalı, üzümlü kek, bi de yeni öğrendiğim kremşantili şaaaaaneeee poğaça … ooooooooh miissss alıcam bi dal :)))))
Diyetin içine tükürmiyecem tabii ki de başkaları yesin diye yapıyorum :))) “Sizin mutluluğunuz, benim mutluluğumdur !!!” formatı :)))
Valla attık formatı hayatın tümüne :))) Yeniden, yeni baştan olmasa da bir tazelenme olacak işallah :)))) Umutlarımız bayrağımızdır, dalgalandıkca evrende varlığımızı hatırlatır bize, sahip çıkalım umutlarımıza, oy verelim Merkür’e gitsin :)))))
Cümleten Bonjuuuuuuuuuuuuuur milleeet !!!!! Bi müddet hayata Fransız kalalım, biraz da böyle 🙂 ❤

31 Mayıs 2015

“Yavrum kaldır kollarını, teslim ol!!! etrafın sarılı …” diye bastıran hayata cevap veriyoruuuum !!!! :))) “yürek yedim, göstercem sana kıvrak oyunlarımı !!!!”
Valla hal-i pür melalim budur ;)))savaş pozisyonu aldım, soğuk sıcak karıştırdım, az da arkama hısım akraba denklestirdim 🙂 kahvaltı mitingine gidicez inşallah :)))) Yeşilköy , deniz kenarı, buyrun bekleriz :)))) bizim masayı kime sorsanız gosterirler :)))) o derece yani, hava da miiiiissss , kalkın gayri, bu pazarlar, bu havalar … sizi mahvetsin 🙂 haydin sevgi yumağı felan olalım, hayat, hayat dahil sevince güzel …<3

 

BİR PAZAR GÜNÜ, Bİ DE BAHAR ÜSTELİK …


1391981_10203080201219689_7448551300369713589_n

 

Bu pazar sabahında bi de bahar söz konusu iken, yapılacak iş listem uzuuuunca iken, güne sitemle, sinirle başlamak kısmet imiş 😦   Ben en çok kendime sonra, aldığım aile terbiyesine (bize efendi ol, ciğerini yesinler, modeli yükledikleri için ), daha sonra da hayatın zorla yaptırdıklarına kızarım, hani “elalem ne der, ele güne karşı …”  bölümleri var ya onlara işte. Bu arada resim de tam ruh halimi anlatıyor, gözüm kapalı dans etsem, kimle dans ettiğimi bilmesem :))) Ellerine sağlık, Özgül’üm 🙂

Erkenden kalktım, kargalar bile kahvaltı etmemişken, elimi evin sessizce atılacak bölümlerine atmaya başladım, “amaaan çocuklar duymasın, uyanmasın…”  derkeeeeen    havluları yerleştirirken banyoda düştüm, belimi de klozetin kenarına çarptım, bir an yıldızları saydım, sayısından çok ışığı ile ilgilendim 🙂 Canım çok yandı ama nazlanmak gibi yeteneğim olmadığı için ki ayrıca naz yapana da çok kızarım, sessizce doğrulup, kalktım, bu arada merhem de oğlanın uyuduğu odada. Neyse genlerimizden gelen bir dayanma gücü ile aldırmadım ama kızgınım. Dünya nüfusunun çoğu öküzlerden oluşurken ve dünya bir  veya bir kaç öküzün boynuzları arasında dururken ( ki buna artık inanıyorum 🙂 ) neden devamlı bu arkadaşların hizmetindeyiz bilemiyorum 😦 Aman kırılmasınlar, gücenmesinler, bi tatsızlık çıkmasın, ölümlü dünya derkeeeeeeeen içim ölüyor. valla. Sorumluluk sahibi kaç kişiyiz, neden hep sorumluyuz, bu sorumluluklar bizi sorunlu yapıyor, bi de üstelik kendi sorunlarımızı kendimiz çözüyoruz, ört bas edip, gizliyoruz, adetaaaa bir melek halinde şefkatli ellerimiz diğer dertlilerin üstünde ; ” ne yapsak, nası yapsak … ” diye de çırpınıyoruz. Ayol kanatlarımıza katran bulaşıyor, çırpınmamıza kara çalınıyor, hem bir faydamız olmamış gibi oluyoruz, hem de himaye ettiklerimiz melek oluyor, biz de malak 🙂 Artık bi tren bulursak bakıcaz :))))

Bu nasıl bir dünyadır, (hala bu sözü söylüyorsam, durum iyice karanlık, de denebilir ) Kırılıyoruz, kırmamaya çalışırken, yıpranıyoruz yardımcı olurken, tüm emekler “Püüfff ” misali havaya karışıyor.  Bi de balık hafızamız var çok şükür, unutuyoruz sanılabilir amaaaaaaa değil unutmuyoruz, unutturuyoruz. Yaralarımızın arasında açılan bir yaramız daha oldumu, şikayet yerine yaramızı seviyoruz da diyemem ama pansuman, pansuman … :)) Ben kırıldığım zaman bir rüzgara maruz kalmış gibi oluyorum, o rüzgar beni savuruyor, üşütüyor, bazen hasta ediyor, sonra iyileşiyorum, biraz zaman alıyor tabii 🙂 Ama çok iyi olamıyorum, aklımın bir köşesinde bir görüntü kalıyor, ah da etmiyorum ama vazgeçiyorum, şartlar bizi bir araya getirmezse gelmiyorum, getirirse de şartlar benden kaynaklanmıyor.

Aaaaaaaah işte yaşıyoruz, ülkeler benzer, insanlar benzer, dertler çoğu zaman aynı, hepimiz mutlu olmak için yaşıyoruz, hepimizin mutluluk tarifleri ayrı ama verdiği haz aynı. Etraf sığ insanlarla dolu, on tane sığ insana bir derin insan düşüyor (iyimser bi tahmin :))) )  O garip de bencileyin, kendi suyunda boğuluyor, tavşan dağa küsüyor dağın haberi olmuyor 😦  Haber uçuranlar haberin özünü değiştiriyor, biz niye aynı kalıyorsak, bu dünya kaos, paradoks … kısaca kalabalık ve karmaşık, gitmek de zor kalmakta zor. “Satmışım anasını bu dünyanın …” , “Anasını ağlatcam bu dünyanın …” gibi söylemler, şarkılar bize yakışmaz, hem analara kıyamayız, hem aldığımız terbiyeye ters, dünya iki ters bi düz gibi de hep ters ters , yaşadığımız her şey ders, “varsın yansın dünya, ömürler çok kısa, bırak varsın yansın dünya …” bunu söylerim bak, bi de söylediğime inansam, aaaaay yaz gelse de kendimizi denizlere atsak …

 

PİKNİK


1452503_10201650690162806_1866467007_n

 

Bazı görüntüler,  sesler ve kokular hafızamızı terk etmiyor. Zamanla silinen yanları olsa da özünde en az bir kare kalıyor. O kare peşine kareler sürüklüyor 🙂 Sonrası eski bir film izler gibi.

Havalar ısınmaya başladığında, bahardan yaza doğru yol alırken, güneşli tatil sabahları bana hep çizgili pijamalı babaları hatırlatıyor 🙂  Sümerbank işi kumaşlara, ev yapımı, bordo, mavi, yeşil çubuklu pijamalar. Mavi en yaygın erkek rengi, sokağa da hakim 🙂 Beli lastikli, göbek deliğinin üstüne kadar çekilmiş, bu çekilme ile ayak bilekleri ve ayaklar açıkta kalmış, üstü beyaz atlet olan, bakkala giden, pencereden bakan, balkonda salınan, piknikte yerdeki kilimin üstüne uzanan… babalar.  Terlik, tokyo çok da yaygın değildi, hele parmak arasını duysa inanmazdı o zamanki babalar :)))  İlla ki arkasına basılmış, eskimeye yüz tutmuş, pijama altı bir ayakkabı bulunurdu. Baba oğul yan yana pek hatırımda yok. Muhtemel oğullar bu baba hallerinden pek hoşlanmazlardı 🙂  Bizim evde de benzer durum olmasına rağmen, tek bir fark vardı. Babam pijamaları ile ancak odasından çıkardı.Temiz titiz kanunlarına göre, pijama yatakta “in”, sokakta “out” idi. Aklımda kalan “Nusret Amca”, “Haydar Abi” isimli tiplemeler yok ama, isimsiz resimler var 🙂

Piknik önemli bir sosyal olay bizim toplumumuzda, biraz şekil değiştirmesine rağmen hala var, sanırım hep de var olacak 🙂 Komşuluk eskiden iç içelik demekti. Her şey paylaşılır, her haber çabucak yayılırdı. Her mahallenin kamyon sahibi en az bir yerlisi olunca, olacağı kadar komşuya haber salınır, kadın kısmı hazırlanırdı. kamyon kasasına halı, kilim serilir, gaz ocağı, çaydanlık, tepsi ile börek, domates, salatalık, kızartma, peynir, salıncak ipi, top, yoldan bolca ekmek, evde hazırlanmış, kızarmaya hazır ya da kızarmış yağ köfteleri, tuz, şeker, fındık, fıstık, çekirdek, yol da bir çeşmeden iyi içme suyu… bohçalanıp, sarılıp, sarmalanıp, güvenli bir yere istiflenir, çoluk, çocuk, yaşlı, genç, kadın , erkek bağrış, çağrış gidilirdi. Darbukaya da rastlamışlığım var, iyi ritme,  uygun kıvırmalar da renk katardı 🙂  Şoförün yanı ayrıcalıklı bir yerdi, mümkün olduğunca adaletli davranılır, bilinmeyen ya da az bilinen bir yere doğru bakına bakına yolculuk başlardı.

Ağaçların gölge yaptığı, rüzgarın ateşi söndüremeyeceği, top oynama alanı, salıncak kurulacak dallar, suya ulaşım kolay, bir yere kamyon park ederdi.Canlı müzik, kapısı açık, sesi sonuna kadar açık, kamyonun radyosundan, olduğu kadar 🙂 Çocuklar hemen acıkmış, erkekler yorgun, kadınlar telaşlı… Örtü üstüne sofralar kurulur, çay demlenir, sırt sırta, yan yana, ilk öğünü tüketen bir kalabalık, herkes adamını kollardı 🙂  Bu arada başka piknikçiler de varsa “göz hakkı”, “imrenme” gibi sebeplerden ikramlaşılırdı. Sonra koşan, sallanan, top oynayan, ip atlayan, sırt üstü yatan… yaş grubunu iki ucu açık olan neşeli bir topluluk. Pijama görüntüsü piknikte de olurdu ama oraya öylemi gelinir, sonradan mı giyilir onu hatırlayamadım 🙂

Bu manzaranın üstünden 40-45 sene geçmiş olmalı. yaş aldık ve tadı damağımızda, hatırası aklımızda kaldı dediklerimden 🙂

Gençlikle beraber özlemler, görüntüler değişti. Üstü açık spor bir arabada, iki kişi aşkla muhabbetle pikniğe giderler. İnce belli, kloş etekli, kolsuz elbiseli, minik hırkalı, geniş kenar, başa uçuşan bir şifonla oturtulmuş şapkalı, güzel kız ile spor giyimli ama kot değil 🙂 son derece centilmen, bir o kadar da yakışıklı genç bir su kenarında arabadan iner, ağaç altına küçük kareli ( Pöti kareli) örtülerini sererler. Delikanlı hasır piknik çantasını açar, iki yana yatan kapaklardan, bardaklar, tabaklar, sandviçler ve de şarap çıkar. Bir sevgi bir muhabbet, kötü emellerden bi haber, bir iki minik buseli temiz ve sakin piknikler hayal ettik 🙂  Sanırım çoğu da hayalde kaldı 😦

Yeni evli iken, bu pikniklerin ana vatanı ABD ye gidince eşime anlattım ve istek yaptım 🙂 Bakarız dedi ama adam mangalcı, rakıcı ayrıntılar aklına yatmadı 🙂 sonunda evin bahçesinde, üstü açılmayan spor arabayı görünen bir yere çekip, masaya kareli örtü serip, mangalda pişmiş etleri kızarmış ekmek arasına katıp, yanına da üç beş arkadaş çağırıp, ” biz zaten evliyiz” deyip, hayali güncelledik 🙂  Fakaaaaat, devamlı tuttuğum bir kareli örtüm hala var, sevgi muhabbette kalıcı, diğerlerini de tuttururuz diye hala umutluyum :))))

Bugünlerde piknikler, uzun masalar, uzun mangallar, yiyip içen kalabalıklar halinde, hatta piknik tanışma vesilesi. Çocuklara plastik oyun parkları var. anneler babalar şık. Açık havada davet gibiler. Buluşup da pikniğe gidenlerin sayısı hızla azalıyor. Geniş bahçeli ev davetleri popüler. Doğallık yerini  teknolojiye bırakıyor, mangalların tüplü olanı bile var. pazar sabahlarında çoğu aile uzun süren geç kahvaltıları tercih ediyor. Herkesin avuçlarında telefon, kucaklarında tablet pazar etkinliği fotoları anında sosyal medyada. kalabalıklar içinde yalnızlaşıyoruz, kendimizi mutlu sanıp, şahidi çok olsun diye etrafa haber salıyoruz. Aslında her şeyin farkındayız da içimizle yüzleşmeye dayanamıyoruz ya da vaktimiz yok.

 

Nisan Ortası Günlükleri


1522069_10202205125063332_10297776_n

Fotoğraflar için Özgül Karadeniz’e sınırsız teşekkürler 🙂

11 Nisan 2014

Günaydın 
Nasıl güzel yağıyor yağmur, yeşillikler canlandı, toprak kokusu var, yokuşlardan akan küçücük dereler  sesler, kokular… su ile kaynaşan tabiatın kendi arasında muhabbeti var. Kulak verelim  Haftanın son iş günü (Sayılır, cumartesi çalışanlar itiraz eder ama o günkü çalışmalar az buçuk gayri ciddi oluyor, yani benim zamanımda öyleydi, az iş, çok laf  )
Tam da örtü altına saklanıp, açıkta kalan kollarla bir kitabı tutma, okuma ve okuma ile bu dünyadan ayrılma, fincan baş ucunda, gözler kapanır gibi olunca ısrar etmeyip kapatma, tatlı uykular, gerçek mi değil mi tam anlayamadığın minik rüyalar.. gün için çok münasip valla :))) Ama olmaz olamaz  Çoooooook işim var  Geçen gece film geç saat olunca kendime kültür izni yaptım. Baba evinde kaldım. Tepesine helikopter park etmiş, gece vakti ay ile söyleşen, bulutların arasından mahalleyi seyreden Trump’ın gölgesindeki evim, güzel evim  Ablam rahatsız sabah da biraz temizlik yaptım, dolaba bir iki yemek attım, kütüphaneyi karıştırıp, sayfaları sararmış bir iki kitap aldım.Sonra birinin içinden resimler düştü, onların da rengi solmuş ama o anları renkli renkli hatırladım, hüzünlendim, odalardan annem babam çıkacakmış gibi hissettim, sanki sesleri geldi, işim bitince hemen çıktım. Kapıyı annem gibi kilitledim, anahtarı çıkarınca bir de geri ittim, emin olmak için :))))))
Eve geldim kiiiiiiiii, bıraktığım gibi. Sözlerim tutulmuş, eğitim meyvelerini vermiş Eşim de burada idi ama çocuklar yalnız da kalabilir. İlk okul üçten sonra anahtar vermeye başladım, bir üst kattan kapıyı nasıl açıp kapadıklarına bakardım  İlk bakkala gittiklerinde de arkalarında olurdum  Tabii bunları bilmezler, şimdi şimdi anlatıyorum  Okulları hep akşama kadar olunca dönüşlerinde hep kapıyı ben açtım ama arada geç kalırdım ki eve girebilsin, birbirlerini karşılasınlar, yemeklerini ısıtıp yesinler… Öyle çocuk büyütmek kolay değil, hep gözün üstünde olacak ama bakmadın sanacaklar Yıkanırken vücuduna, çantasından çıkanlara, telefonda konuştuğuna, kapıya gelen arkadaşına, evine gitmek izin istediğine… her hali, her tavrı gözleme açık olacak, gözden kaçırmamaya çalışılacak. İsyan ile itaat arasında ince hatta çok ince bir çizgi var, kırmadan kaydırmadan korumak gerek :)) Gayret ediyoruz 
Gelirken metrobüste arkamda bir anne kız oturuyordu. Kız sekiz gün sonra evleniyormuş. Biraz ufak tefek (İnerken baktım :)) ) Ayakkabıları yüksek topuklu imiş, annesi “Düğünde Mehmet’in elini sakın bırakma, bileğini filan burkarsın” diye tembih ediyor :)) Kız da “Niye bırakayım anne, en sıkı tutacağım bir günde” diye cevapladı :))) İşte annelik böyle, kimsenin aklına gelmeyen sorular ve çareler onlarda bulunur. Bunun yaşla, başla, eğitim katsayısı ile bir ilgisi yok  Tamamen iç güdüsel :)))))
Kendi zamanımdan çalmayım, yazdım ve kaçtım  Hadi başlayalım, hadi hepimize kolay gelsin  

12 Nisan 2014

Kötülük doğada kaybolmayan atıklar gibi  Yaşıyor ve zarar vermeye devam ediyor. İlahi adalete inanıyoruz ama o da bazen çok geç kalıyor, geldiğinde ortalık toz duman, kimi zaman sadece huzur içinde ölmek için zamanımız kalıyor  Belki bu da öte dünyaya geçişte önemlidir, bilemiyoruz. Kötülüğün karşısındayız ve savaşa devam 
Dün akşam apartman toplantısı vardı. Yönetici ben bırakmam derken birden ne değiştiyse aklanıp, bırakmaya karar vermiş. Topladığı vekaletler katılımcı sayısından çok olunca yapılacak bir şey kalmıyor ama en azından bir hafta daha ertelendi. 48 daire, en az 35 i birbirine düşman, 40 tanesi birbirini tanımıyor, en az 15 i nin cezai ehliyeti yok :))) Böyle bir ortamda illa ki sen yönetici ol diye yakama yapıştılar  Yapmasına yaparım da ben apartmanda duramıyorum ki :)))) Çok şükür ki geçerliliği hiç kaybolmayan bir cümle var ki hayatımı kurtardı. “Beyim müsaade etmiyor! ” :))))) Aynı komedi filmlerinde ki gibi inanılmaz komik, çelişkili, kavgalı, gürültülü bir geceden yağmurlu bir cumartesi sabahına çıktık 
Bugün sırada Japon sinemasından “Yaza Veda” ve olabilirse “Büyük Budapeşte Oteli” filmi var. Araya Mahir Ünsal Eriş’in ” Olduğu Kadar Güzeldik” kitabını kattım, akşamları yatmadan evvel okuyorum. Şiddetle tavsiye ederim 
İki günlük hafta sonu program dökümüne çocuklar “Hiç şaşırmadık, meşgul kadınsın, Allah yardımcın olsun” yorumunu yaptılar :)))))
Her şey elimizden kayıp giderken, gözlerimizin önünden geçip giderken kovalamaya devam. Sağlığımız yettiğince, ölüm bizi sobeleyene kadar, devam, devam, devam…
Hadi şaaaneee bir hafta sonu dileğiyle, hadi boş verin yağmura, az sonra güneş açar, olmadı zaten herkesin güneşi kendi içinde var, hadi, hadiiiiiii …

13 Nisan 2014

Sabah pencere açınca gözlerimi kapayıp, çakralarımı açtım :)) Temiz havayı soludum Mavi mavi bulutsuz gökyüzü, yunmuş, yıkanmış yeşillikler, dallarda taze sürgünler, kuş sesleri, arabalardan, insandan yana sessizlik 
Göğüs kafesimden kuşlar havalandı. Onlar benim umutlarım, onlar benim hayallerim, içinde oluru var, olmazı var, ne gam ? Hepsinin içinde sevgi var, iyilik var, herkes için, hepimiz için  İyilik, güzellik büyüdükçe güzel, paylaştıkça güzel  İşte böyle bir sabahtan, işte öyle bir günaaaaaaaaydın  Hadi aşk ile… 

14 Nisan 2014

“Bugün dünden daha güzel olacak ”  Pazartesi için süper bir başlangıç cümlesi veeeeeeee ben dahil çoğumuzun buna ihtiyacı var  Pazarlar kendini paralarcasına tatil yapma günleri, dolayısıyla pazar ertesi yorgunluk, bıkkınlık kokuyor  Dün ağır hastalar, evden çıkamayan yaşlılar, içi komple kararmışlar dışında tüüüüüüüüm İstanbul sokaklara dökülmüştü. Ben de tahmin ettiğiniz gibi :)) Zaten arkadaşlar resimleri duvara yapıştırmışlar :)) Liselilerle , gezginlerle buluşup kaynaşma,akşama da Volkan Konak’la Cengiz Kurtoğlu ile nostalji bünyeye ağır geldi :))))))))
“Dün yaşandı bitti”, şu an itibariyle yukarıda ki paragraf bile geri de kaldı  Gelecek saatlere dair yeni şeyler söylemek lazım :)) Hayat bizi öğütüp, tüketirken, zaman hızla akıp geçerken, bu pazartesi de yarına geçen pazartesi olacakken, yarından bile şüphe varken  Ne diye bekleme yapıyoruz kiiii
Hadi kırgınlık da, kızgınlık da derinlik ister, herkese, her şeye yaymayalım , Üzüntüler biz istersek gelir geçer,” bitti” dediğimiz de biter, bir deneyin olacak valla :))) Hadi bütün ihtimallerin ihtimal olmaktan çıkma şansı vardır, sanş verelim 
Bu hafta geçen haftayı aratmayacak kadar yoğun gözüküyor  Kesin sizinki de öyledir  Amaaaaaaaan yaşayalım, sallayalım gitsin, kıyısında köşesinde, ortasında illa ki güzellikler var  Hadi gören gözlerle, hadi bi cesaret, hadi bi gayret 

16 Nisan 2014

“Bahar yorgunluğudur” dedik ve konuyu kapattık  Hatta” ört bas ettik” de denebilir :)) Allah gönül yorgunluğu vermesin, vücut yorgunluğuna biraz uyku, bir kas gevşetici derman olur da gönüle çare zor 
Sabah sabah gençlerle başlayım bari  Allahım bu nasıl bir boş vermişliktir. Çalışma masasından kalkılıyor, defter, kitap, kağıt kalem… tüm malzeme masadan kalkılıp da tuvalete gidilmiş, aaaaaaaz sonra dönülecekmiş gibi. Ama yatmaya gidiliyor  Artık gözlerime inanıyorum :)))) Üniversitede ders veren bir arkadaşım var, bir keresinde dersine girdim. Her iki taraf için de üzgünüm. Onlara ders vermeye çalışan arkadaşla, ders almamaya kesin niyetli olan arkadaşlar aynı pota da harman olamıyorlar, bu gidişle herkes kendi potasında :))) Sinema bileti alırken “film İngilizce, Türkçe alt yazılı” diye beni uyaran gençleri tabii ki de verdiğim cevaplarla dumura uğratıyorum :)))) Buna da ayrıca şaşırıyorum, dört kez filan başıma geldi, farklı sinemalar da hem de :))) Biri beni sınıyor mu bilmem :)) Yapacak bir şey yok  Bizim evdekiler, kapı önündekiler, Kadıköy, Taksim meydanında bekleşenler… benzer davranış sergiliyorlar. Her konuda ayak uydurmamız, güncellenmemiz mümkün değil :))) Fazla muhatap olmamak en iyisi :)))
Sinemaya devam. “El yazmaları yanmaz” güzel bir İran filmi idi. İran’da uygulanan sansürün, zulmün ve otoriter rejimin net bir ifadesi  Can güvenliği açısından jenerik akışı yoktu  Büyük Budapeşte Oteli de güzel bir film, hatta eğlenceli, figüranlar bile ünlü :))) Filmden çıkınca hala oralarda kalabiliyorsam “bence o iyi bir iş olmuş” derim :))) Ben otelin varlığına inandım :))) Daha iki filmim var. Bu sene toplam sekiz adet Hatta Kadıköy Rekss ‘e kadar uzadım. Bizi bir araya getiren tesadüflerle dün film çıkışı Nazım Hikmet Aile Çay Bahçesi (Bence adı artık öyle :)))) ) sohbet, yeme içme iyi oldu valla :)) Seneye daha çok film, daha çok dünya diye diledim :)))

 

Hayat, kendini öyle bir gelip senin karşına koyuyor ki, hayallerini, umutlarını, çocukluğundan, gençliğinden beri kurduklarını yutturuveriyor sana.Sınavlar geliyor, en son akraba düğününde giyilmiş biçimsiz takım elbiselerle iş görüşmeleri geliyor, askerlik geliyor, kredi kartı geliyor, ay sonu geliyor, ihtiyarların bir bir ölmesi, gençlerin bir bir ihtiyarlaması geliyor. Durduğu yerde ağırlaşmaya başlıyor hayat. Yapış yapış bir şey gibi. Kanatlarına bulaşıyor. Ökseye tutulmuş gibi kalıyor insan. Hani zaten uçacağından değil de, yine de zoruna gidiyor.
OLDUĞU KADAR GÜZELDİK / MAHİR ÜNSAL ERİŞ

17 Nisan 2014

Bazı sabahlar ” yaşamak, hayata karşılık hayallerimizden vazgeçerek kabullendiğimiz bir kaybetme biçimi midir ? ” diye soruyor insan  Muhtemel gece boyu görülen karışık rüyaların, bahar yorgunluğu diye geçiştirilen ağrıların sızıların, hala hazmedilmemiş insan davranışlarının sonucu, beklentiler ile beklenmeyenlerin çarpışmasından doğan olağan bir durum  
Eeeeee biliyoruz ki zaten. Hayatın içinde yaşam faaliyetleri sürdüren biri olduğumuzu, her günün insan kaynaklı sürprizlere hazır olduğunu, dünyanın döndüğünü ama insanların ondan hızlı döndüğünü, kötülüğün her zaman iyiliği yenmiş göründüğünü, iyiliğin düşe kalka per perişan savaşlar kazandığını, elimizin altında olmasını istediğimiz her şeyin gün be gün uzaklaşarak bize teeee oralardan göz kırptığını,doğanın, içimizin, dışımızın kirlendiğini, geçmişe geçmiş olsun dendiğini, anlamak mı anlatmak mı daha zor hala bilemediğimizi, “ben bu insanı bildim” dediğimizin akabinde yanılı verdiğimizi… filan biliyoruz da hala neden aynı şeylerin tuzağına düşüp üzülüyoruz ki ? İşte burası yaşamanın “Bu ne yaman çelişki anneeeeeeeeeee” bölümü :))))
Hal-i pür mealim budur :)) Pek de iç açıcı değil ama açacağız bir şekilde  Hem dokunaklı, hem de güldürücü bir filmmiş “Avludaki Fısıltılar” Baş rolünde her daim büyüleyici Catherina Deneuve var  Umarım film ruhuma iyi gelir :)) Sabah sabah çaydanlığı pırıl pırıl yaptım, kireçini çay lekesini temizledim, içine de kendi harmanım çayı kattım, ev misssssss gibi bergamut kokuyor  Hep bir yerden başlamak gerek, oluyor bazı şeyler, önlemez haller bunlar, olacak,kabul ettik, Kızmadık, sinirlenmedik, içimizden analiz ettik :))))
Başlangıç için çay iyi gelecek, hadi günaydın :)))

18 Nisan 2014

Sabah beri keyfim yok ama şu saatten sonra yeminlen mutsuzum :)) Ders çalışan oğlanın hizmetindeyim  Arada kendi ödevlerimi yapıyorum. “Seni üzmek istemem” diye başlayan ama ile tamamlanan cümleler üstündeyim :)) Bu nasıl bir yalandır ? Bir mazeret cümlesi, arkası bombardıman. Sonuç, iyi niyetli olduğunu ifade edip, karşısındakini kırıp döken insanlar ” Var yaaaaaa sizin yatacak yeriniz yok. Zaten sizin gibiler de kolay kolay ölmüyor. Siz iyi niyet görmemişsiniz” diye diye günlük hayat içinde çabalarken. Gündüz programları ile şaşkına döndüm. Ara verince oğlan kanalları tarayıp, beni de “Ayşenim gel, gel, bak ne buldum ” diye çağırıyor :)) Önce MTV de “Living with family” ; Gençler beraber yaşama yolları arıyor. Kızın annesi oğlanı istemiyor, istesin diye oğlan kızın evine yerleşip birlikte yaşama denemesi yapıyorlar. Yaşlar, lise yaşı. Yazmakla bitecek gibi değil, açın bakın :)) Arkasından “Misafir ol bana” Evli olan ya da olmayan çiftler yemek yapıp misafir ağırlıyor :))) Vazgeçtim, oğlanlar benle evde otursun :)))) Bu kızlara rastlama ihtimali en az %50 :))) Bin bir güçlükle büyüttüğüm oğullarımı heba edemem :)))) Kız da dursun :))))))
Görüntüler beni korkutuyor, ürpertiyor, umutlarım kırılıyor amaaaaa hepten de umutsuz olasım gelmiyor :)) “Du bakalım, o günlere bi çıkalım” da yüreğime su serpmiyor :)) Geçen arkadaş buluşmasında baktım hepimiz aynı dertten mustaribiz :))) Kendi aramızda alıp verelim dedik de güldük de :)) Artık konuya sıcak bakıyorum :)))
Amaaaaan bunlar bu günlük, yarına ne olur bilemeyiz, her şey kısmet, nasip. Her şey değişiyor, ne olmazlar olura dönüyor da arkasından baka kalıyoruz :)))

20 Nisan 2014

Havada bir sıkıntı bende bir yorgunluk, ikimizinde hali geçici :)) Kalkarken tereddüt ettim ama yine de sabaha kıyamadım. Bir yağmur bulutu geldi geçti, sabah esintisi, sessizlik var. Var olduklarını bildiğin her şeyin suskun halleri güzel  Bu hafta da “Yahu ne haftaydı ” bölümünde kayıtlara geçecek 
Dün son filmi de izledim ve eski adıyla sinema günleri bu sene için bitti  “Mandalina Bahçesi” çok güzel bir film, belki vizyona da girer ama bir yerden bulup izlemenizi şiddetle öneririm. Savaş karşıtı, sevgi ve hüzün dolu, sonunda bir kaç damla göz yaşı olabilecek ( Kiiii ben de oldu) bir film. Seçtiğim tüm filmler güzeldi 
Dün öykü Atölyesi de bitti. Son ders, son öyküler, son buluşma… ama değil. Son bence bir tek ölüme yakışır  Bir öykü de ben yazdım, öğrendiklerimi kullanarak ama üstünde tekrar çalışmam gerek. Bende de bir yarım hal hali uyandırmıştı. İçime sinene kadar değiştirip, eksik tamamlamaya devam  Sınırlarımı başkasının çizmesinden hoşlanmıyorum. Kendimi sınırsız kabul edip, kendim sınır koymayı istiyorum  Bir çeşit kendini bilme hali :)))
Normal ama festival seyircisi ile 15 gün geçirince ukalalık katsayısı artıyor :))))) Bu da ayrı bir gerçek ki festivalin çoooooook bilinçli ve bilmiş bir seyircisi var :))))
Hadi haftanın son günü pazar :)), dinlenmek için mi ? Gezmek için mi ? orası size kalmış Hadi her şeeeeeeeey gelip geçiyor, iyi enerjiye sahip çıkalım  Hadi sevmekten kim usanır ? güzel şarkıdır ama şarkılarda kalmasın  Hadi hayat verdiğimiz kadarını almak değildir, karşılık beklemeden yaşayalım. Hadi ben daha çok sevsem, sen bunu bilmesen, sen daha çok sevsen ben farkında değilsem bile fark etmez  Heeeeeeeeeer şeyin bir orta yolu var  Kesin bilgi yayalım :)))) Hadi günaydın, Hadi şaaaaaneeee pazarlar… 

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑