EVİN ANNESİNİN 2017 ve 2018 OCAK AYI GÜNLÜKLERİ


Sosyal bir deney yapıyorum 🙂 Sosyal medyada ilgi gören, yemekler, bebekler, kediler, güzel kızlar, yakışıklı oğlanlar … Benim gibi anne anne hayatı yazanlar arada sığıntı gibi, ondan bundan okur çalacağız diye çırpınıyoruz :)))) Günlük yazıyorum, okur kitlem kurabiye tarifleri veren kadının sayı olarak yanına bile yaklaşamaz.Önden Kestaneli Pilav’ımı koydum, bakalım bir artış olacak mı, pilav sevenler, benim yazıları sever mi ?

Geçen yılın tembelliği bu yıl blog projesi oldu, iki ayı karşılaştırmalı yayınlıyorum, gen ocak bu ocağa ne kadar benzemiş, hatırladığım kadarı ile sıkıntılı bir aydı, bakalım ne kadar sıkılmışık, bu, yeni ve taze ocak beklentileri karşılamış mı, sabırla okuyan öğrenecek ben de merak ediyorum, buyrun okuyalım;

03 OCAK 2017

Her sabah kızımı dualarla yolcu edip, sonuna da “dikkatli ol ” ekliyorum, o da bana “dikkatli ol” diyor, yeter mi, yeterli mi ?
Yeni yıla susuz girdik, eski yıldan yeni yıldan toplam 20 saat susuz kaldık. Allahtan talimliyim, yıllarca susuz kaldığımız zamanlarda dökme suyu kullanmayı öğrenmiş idim, unutmamışım, öğrendiğimiz her şey bisiklete binmek gibi, bisikleti görünce binip gidiyorsun, ne kadar binmediğin önemli değil.
Yemekten sonra kitaptan, çoraptan oluşan hediyelerimizi açarken, ülkenin başına çorap örülmeye devam ettiğini bilmiyorduk, belki de bilmek istemedik, hep şarkılara türkülere baktık, aklımızca hoş saatlerle hasret giderdik, yeni yıla umutla girdik ama umutlar son dakika yarası aldı, sevinenleri, hedef gösterenleri anmak istemiyorum.
Suç organize bir iştir, hiçbir zaman suçlu yoktur, suçlular vardır, yapan, yaptıran, ortamı sağlayan … İstanbul’da ABD konsolosluğuna giderseniz, sizi kapıda yerli polis karşılar, ahret sorularını geçip, cennette adım evraklarınızı verir, koridorlar boyu ilerlersiniz,gerekli taramalardan bi daha geçer, camlı bölmenin 2 metre gerisinden meramınızı anlatırsınız. Önlem almak budur. Yoksa kapıda toy bi polis, kapının hemen arkasında hedef
Çok iyi bildiğim bir şey var ise ülkemde ve bir çok ülkede insan hayatı patronun cüzdanının şişkinliği ile ters orantılı, çok sömürü, çok kazanç ama “rabbena hep bana (başımızdakilere) !!!”
Öylece seyir halindeyiz, telef olacağımız günleri bekliyoruz, bu da balık burcundan dermişim, Balık Burcunun etkisine girmişiz, duygusal, ağlamaklı, küsmeli, içine atmalı, karamsarlığa bir adım daha yakın …
Bugün Beylikdüzü Belediyesi Ece Ataer ile kitap okuma atölyesindeyim, inşallah. Sebahattin Ali /Değirmen kitabımız. Daha önce okumuş idim, yine okudum, hatta akşam bitti, uyumadan öykülerin aklımda yer eden yerlerinde gezindim, hep ezilenler, hep haklı iken kaybedenler,hep yıllardır değişmeyen manzaralar, sonunda çekip vurmalar, maphusda gariplik, fakirlik ve hep yenik düşen aşk ve hep aşka yenilmeye yeminli olanlar …
Yeni Yılda hala yeni umutlarım var ve olmaya devam edecek, umutlarım olmadan yaşamak kendimi ölü saymaktır, hayatı bir ucundan illa ki tutacağım, iyi insanlar var, kötülere de iyi olma fırsatını vermek gerek, kötüyü kötü yapan neler neler var, hayata çok pencere açmak, hepsinden de bakmak gerek, Umutlarımı yine yeniden ektim, olacak inşallah, umut dolu günaydın olsun 

04 OCAK 2017

HIZLI OKUMA HAFTASI
Evi düzene koydum, ne pişireceğime dair kafa listem var, ütünün çamaşırın yığın görüntüsünü üçe beşe düşürdüm, hafta sonu etkinliklerimiz iptal, eeee napcaz şimdi !!! demeden kitapları dizdim, çerez okuma haftası, yani ince, kısa, eğlenceli, akıcı okumalar.

Göz Yaşı Konağı /Şebnem İşigüzel, dün başladım bugün bitti, akıcı, hoş, son sayfasına bir iki damla gözyaşı bıraktım.
Aile Fotoğrafı/ Kerem Görkem şimdi okuyacağım, Kerem tanıdık, genç bir yazar, iyi öyküler yazar, ödülü de var, okuyalım, okutalım ki Kerem çok kitap yazsın. Okuyanı çoğalsın, genç kızlara “bi de hoş çocuk ” dermişim. Sanatı yüzüne vuranı seviyoruz ya .
Kağıt Ev / Carlos Maria Domingıuez arkadaşımın yeni yıl hediyesi, kalın ciltler arasında bir mücevhermiş, top ten de de var.
Müptezeller/ Emrah Serbes ödünç aldığım bi kitap, kızım okudu, benden sonra ablam var, yazarı bazen beni çoooook ağlatır, mendilli okunacak.
Shura /Nermin Bezmen yıllar önce serinin iki kitabını ve yazarı çok okudum, şimdi almayı düşünmezdim ama o da eşimin yeni yıl hediyesi bir bakış eyleyeceğiz artık, kısmet, dermişim.
Bu ara hem okuyasım, hem yazasım var, belki bulaşıcıdır, meraklılarına doğru hapşuuuuu !!!!

06 OCAK 2017

Eeeey sevgili günlük ; sana neşeli şeyler yazmayalı kaç vakit oldu ? Her sabah bir dünya ağrısı, kalbimiz ağrıyor, nefesimiz acıdan kesiliyor, “Son zamanlar yaptıklarıma bakma nolursun, benim aklım başımda değil, sana söylediklerimi, yazdıklarımı kafana takma ne olursun, onlar ipe sapa gelir şeyler değil !!!” deyip işi deliye vurmak, depresyona bağlamak, trip atmak, acındırmak, salağa yatmak … bir sürü şeyle mazeret sunmak, olmaz mı ?? olur ama bana yakışmaz, aklım başımda maalesef.
Hayat ya “elalem ne der ile canım öyle istiyor” arasında gidip geliyor, ya da sadece birinde karar kılıp insanı kalıplıyor.
70 li yıllarda rahmetli annem her akşam evin son elemanı gelene kadar pencerede beklerdi, biz de aşağıdan el ederdik, o da ayağa kalkardı, karşılık verirdi, böylece her akşam tam olduğumuza sevinirdik, haber kaynakları çok detaylı olmadığından her akşam bölünenleri bilmezdik, öyle dar bir dünya idi dünya o zamanlar, şimdi dünya fora yelken, bir uçtan bir uca şifrelenmeden gidip gelme imkanı var, öğrendikce daha çok kahroluyor insan, bilgi zehirli bir kaynak, bildikçe bilesi, bildiklerinden kusası geliyor insanın,
Kitaplarımı bitirdim, Nermin Bezmen’i okuyamadım, onu yaza, güneş altına bıraktım, sulanmış beyinle iyi gider dermişim. Onun yerine oğlumdan Köpek Kalbi/ Mihail Bulgakov aldım.
Müptezeller’de takıldım, Emrah Serbes’in birazı kurgulanmış hayat hikayesi bence, bir vakitler bi asi gençler bi de it, kopuklar var idi, İt kopuk asiliğin son aşaması idi, sağda solda gezen, eve barka gelmeyen, kendini kendinden geçiren alışkanlıklar edinen bu gençlere bir iki denk gelmişliğim var, kimi kurtuldu ki kime göre kurtuluş ise artık, kimi kıyıda köşede faili meçhul gitti.
Çocuk yetiştirmek zor iş, bir kötü neden kötü ? nasıl bu hale geldi, çocukluğuna inelim … felan fistan ile olmuyor bu işler, özen istiyor çocuk yetiştirmek. Çocuklarından ödü patlayan analar biliyorum, babaya toplum olarak biraz mesafeliyiz ne de olsa, kendini saydırıp sevdiremeyen analar topluma armağan etikleri ile elin oğlunu kızını yakıyor, dermişim, kendi çekti diye gelin de çeksin diyenler, kızını boşatana kadar çevirmediği dolap kalmayan süpürgesiz cadılar var.
Bugün üniversite sınavı için başvurular başlıyor, fotograf çekimi için serbest giyinmiş kızın, öğle yemeğini, ara atıştırmasını, şemsiyesini paket edip, kapıdan yolladım. bir arada harcını yatırırım.
Evdeki ucuz pahalı tüm şemsiyeyi lodosa poyraza kurban verdik, dün iki şemsiye aldım, biri katlana siyah, daha pahalı, biri leopar desenli, baston, onu kendime aldım, hatta “kız sevmez bu deseni o da kullanır mı, başkaca akıllı uslu bir şey mi alsam” dedim, sonra da “bu benim, benim de kalbim var, benim de canım var, benim de zevkim var !!!” “kırarsa kendininkini yenisi için bekler”, dedim, öyle işte, “illa ki elimiz kolumuz her yere uzanacak, illa ki her şey onayımızdan geçecek, illa ki tüm tedbirleri biz almış olacağız ” budur hayatımızın içine tüküren anlayış, herkes kendi gemisinde kaptan olmalı, ben bunu anladım da yine de arada takılıp, can simidi olacak gibi oluyorum da “yüzmesini bilenler kaptan olsun ” di mi ama, diyorum.
Cümleten günaydın, sıradaki gelsin bakalım …

07 OCAK 2017

Tüm ev uykuda, ben yine aynı saatte aydınlığa uyandım, gökyüzünden hayır olmayınca yeryüzü ışıttı bizi bu sabah. Gördüğüm kadarı ile bir iki yan yan giden araba, araba yolunu tercih eden bir iki yaya var. Çünküüüü kar bilekleri geçiyor, Akşam kepçe kazıdı, arkadan gelen kamyonetteki adam kürekle tuz attı ama nafile çabalar, kesintisiz yağıyor, her an, su, elektrik, doğalgaz, internet gidecekmiş gibi hissediyorum, 300 kanallı tvmiz 132 kanala düştü, Dershaneler tatil, işlerin çoğu da öyle, Beylikdüzü’nden Taksim’e gitmek çılgın proje.
Kendimi bildim bileli kar yağdı diye deliler gibi sevinememişimdir. Bu memlekette kar felakete yol açar. Yıllardır aynı yollar kar yağınca kapanır, acil hastalar 10 saatte ambulansa gelir, asker yol açar, işlek yollarda bile yolcular arabalar donar. Çünkü kimse tedbir almaz, ileriye bakma kusuru var bizde, sıcak heyecanların adamıyız biz, anında anlık olacak, gerisi tufan, yıllardır sokaklar çamurdan geçilmez, niye ???? Bir elektrik kazar, o kapar, su açar, arkasına telefon gelir, kanalizasyon gelir … bir kere kazıp iş birliği yapalım demezler, iş birliğini bi tek para için severiz, kısa yoldan, uzun para favori bizde.
Bir mikroplar kırıldı diye seviniyorum, “Kibritçi Kız ” masalı hiç aklımdan çıkmaz, evsizler, hayvanlar, odunu kömürü, ekmeği yemeği olmayanlar, uzak yollara çalışmaya gidenler, yaşlılar, hastalar … karın esareti bitmez bu ülkede, şömine başında, hayvan postu üstünde sıcak şarap kadar, kuzinenin üstünde kestane, içinde ekmek, el örgüsü kazaklar içinde, tüm aile gülüp söylemek de uzak bize.
Hayat hep bir şeyleri yarım yaşatıyor, o da farkına varana, tam olmaya gayret ederek yaşıyoruz, parça parça gidiyoruz sonunda, her anlamda parça parça, bedenler kadar, ruhlar da parça parça.
“Bir gün belki hayatta, geçmişteki günlerden bir teselli ararsın !!” da olmaz bize geçmişi gelecek ile teselli derdindeyiz, “bir gün mutlaka, bir gün illa ki …” diye durmadan umut ekmeye çalışıyoruz. Akşam Florida hava alanı da terörden nasiplendi, İnsanın “bunlar oraya, onlar buraya mı, acep ???” diye bağlantı kurası gelir mi ?, gelir valla, şu günlerde aklımıza gelmeyen başımıza geliyor.
Aaaaah aaaaah bitmez bu memleket hikayeleri, üstüne şarkı yaz, şiir yaz, roman yaz … kimse tınmaz, resim at, bir anda patlar ama, görsel hafıza bizimki, az da kulak istiyor, sonrası gelsin bilgisi olmadan fikri olanlar.
Aaaaaah karlar altında benim dünya, yağmadık dam kalmadı dermişim, günaydın…

09 OCAK 2017

Hiç kendimi germeyim, hayat bildiği gibi akıyor, her şey bir yere kadar, bu nedenle evin pazar ruhunu temizlemeye gerek yok, yani biraz çeki düzen illa ki vereceğim de detaya kaçmak yok. Hiç bir yere de kaçamam zaten, ara sokaklar el değmemiş, bakir hallerini koruyor, otopark, oto mezarı gibi, konum itibari ile iki cadde, üç ara sokak görüyorum, caddeler “eh işte”, iş caddeye çıkabilmekte, kar yağmıyor ama saçaklardan, sokak lambalarından buzlar sarkıyor, adımlar gıcırdıyor, kütürdüyor … yani kış bildiğimiz gibi, hizmette gelişen değişen bir şey yok. İyi ki birisi kar tatilini akıl etti de zaten iyi beslenmeyen, kötü hava soluyan, eğitilemeyen, koruma altından çıkıp da kendi başına kalamayan, gözünü parlak ekranlardan alamayan çocuklar evde misafir, ben de malum, hancı, hizmette kusur ne kelime !!! hizmet 7 yıldız, ona tamamlamak isteyene 3 de gökyüzünden alırım.
Aaaah aaaaah anacığım, helali hoş olsun, seviyorum, ruhumda hizmetçi yanlar var, ammaaaa sömürüye karşıyım, gönül işi benimki zapt-u rabt altına almam, alınamam !!
Evin babası işe gitti, evin oğlu ve kızı tatil uykularında, evin büyük oğlu gurbet ellerde iş başı yaptı bile, evin anası da kafasında deli tepelek, ipe sapa gelmez sorular ve onlara verdiği kısa ve net cevaplar ile baş başa , saat ona kadar sessiz olucam, öyle kavileştik yatmadan, ben bal kabağına dönmeden ağrı kesici içip yattım, çok şükür kesilmiş ağrılarım.
Kültür ve sanat tatil oldumu tatil oluyor, kendimi mutfağa adadım, kestaneli pilav, paça çorba, paçanga … çalışıyorum, bu arada kenarı kıvrılmış yapraklardan, yeni açılmış “bi, bak” sekmelerinden tavsiyeli, sorulu, sipariş alıyorum, evcek bi tartılsak mı acep ????
Böyleyken böyle haller, sessizce salonu toplayıp, çamaşırı makinenin önüne yığıp, kahvaltı için bekleyip, bir iki el de oyun oynasam olur sanki, bu arada dün akşam “Gece Hayvanları” diye bi film seyir ettim, Köpek Kalbi’de ilginç bir kitap bugün bitirip, kısmet ise bir film daha seyir etmeyi planlıyorum, liste yaptım kendime, hafta sonu sokakta etkin olmak gibi bi planım var.
Fırat Kalkanı’ndan gelen haberler kar kış dinlemiyor, orada bizim ne işimiz var ??? deyinleri de kimse dinlemiyor, hayat kimi kimle eşliyor, Ayşe Arman Aslı Erdoğan ile röportaj yapmış, İkisininde ismi “A” ile başlıyor, başka da ortak yanları yok, dememek lazım, biri halden anlarmış, biri de yeni anlamlar kazanmış gibi …
Öylesine, böylesine, şöylesine … Günaydın

12 OCAK 2017

Dışarıda sıkı bir yağmur var, cama vuran damlalar aşka filan davet etmiyor,”al sana, al sana !!” diye kafamıza vuruyor,Gelecek günlerde kafasına vuranların sayısında belki bir artış olur, bu da antrenman mıdır ????
Dün gece yarısından sonra mecliste konuşma kürsüsü kırılmış, saksı havada uçmuş, bir vekil diğerini bacağından ısırmış, bir kadın vekilin boğazı sıkılmış, küfür ve tehdit olağan olduğundan kayıtlara geçmemiş. Başkanlığın gelişi böyle iken, geldiğinde olacak olanlar ne olur ???? diye soran kaç kişi var !!!
Bu arada Arap ülkelerinden birinde bir reklam panosunda “buradan daire alın” denen yer yanan orman yakınları imiş diyolar, sanırım iftira, yalan karışımı bir şeydir. Yeşili yok etmiyoruz ki biz, saksı ile el altına taşıyoruz, yakın plan orman, dermişim, aaay demedim, demedim.
Dün arkadaşın annesi, arkadaşın kayın validesi, annemin eski komşusu, eski öğretmenimin eşi, yazlık komşumuz, zarif insan, emekli öğretmen Şaziment Teyzeyi de uğurladık. Cenaze Karacahmetten kalktı, bir gayret bir buçuk saatte yetiştim, çünkü 8 adet cenaze varmış, tabutlar sırtlanırken cami avlusuna girdim, yakın olunca kabir başına da gittim, bir kez daha anamı babamı gömdüm, Sonra arkadaşlarım bana sıcak sıcak çay içirdi, yolun uzun diye börek yedirdi, metrobüs durağına da getirip uğurladı, rahat gidip geldim, sıkı giyinip, yanıma da leopar baston şemsiyemi baston niyetine almış idim, iyi oldu, belediye meydana sobalı, çaylı çadır kurmuş, akşam saatlerinde iç bölgelere servis de koymuş, mutlu oldum, benim yürüme yolum kısa, oradaki kaldırımları da temizlemiş, yolum açık inşallah.
Ölüm çok yakına değmeden ne olduğu anlaşılmıyor, tüm kırgınlıklar, kızgınlıklar, sevinçler, üzüntüler … albüm olup toprağa giriyor, yokluk, ama telafisi olmayan bir yokluk. En iyisi pişmanlık duyacağımız şeyleri çok düşünmek, yani bazı şeyleri eyleme dönüştürürken çok düşünmek, bu da geç kazanılan bir yetenek.
Yağmur arabaların esaretini bitirdi, dolar elimizi öpmeye devam ediyor (kibar oldum), her yer karanlık, ama bu saat uygulamasından memnunuz, her halde sabah namazı için camiler dolup taşıyordur. Hava karanlık olsa ne çıkar, hedef içimiz, her gün bir mum üfleniyor içimizde (Ben biraz romantiğim de ondan mum dedim, oraya buraya çekmeyelim, önemli olan kaynak değil, aydınlatan bir ışık )
Ne dilesem bilemiyorum, dileklerim o kadar da çok değil aslında, herkes için sağlık, herkes için huzur !, olsa arkası gelir zaten. Günaydın

13 OCAK 2017

Arabalar kurtuldu, yayalar zor durumda. Kar kalan yerler cam gibi, insanlar yolun ortasından yürüyor. Amaaaan can güvenliği kimin umurunda, can en güvenli yerde bile güvensiz, evinde oturuyorsun, pencereden kamyon giriyor, balkondan bakarken serseri kurşun değiyor. Yolun ortasından gidenlerin başına ne geleceği belli en azından. Bu gidişle mazot ve benzin ayarlamalarından dolayı trafiğe çıkan araç sayısı azalır mı ??? yooo hiç sanmam, benzincide biraz söver sayar insanlar, yola çıkınca trafiğe döner, telefon çalar arayana patlar, işe gelir çaycıyı haşlar, hanıma, beyine yüklenir, çocuğun zekası tartışma konusu olur … böylece ana konu unutulur.
Unutmak güzel bir şey, insandan yük atıyor da “faideli bilgiler” i unutanlar var, telefonun “puuunnn” kodu gibi dermişim. İnsan aklına yazmalı, aklına yazamıyorsa deftere yazmalı, akıllı telefonu varsa not bölümüne yazmalı, randevulara alarm koymalı, var bi takım çareler de, yine de insan kendi tarihini, ülkesinin tarihin unutmamalı, dönüm noktalarını kuşaktan kuşağa taşımalı ama Binbirgece masalları tadında değil, bildiğimiz gibi onlar bir hatunun duruma göre uydumaları, kıvırmaları.
Aaaaah aaaah “sana ne, bana ne !!!” günleri bugünler. sonunda sana ne ciler ile, bana ne ciler birleşip, kime ne ci olacaklar, onun da cevabı “ne haliniz var ise görün”
Ne halimiz olacağını görenlerin sayısı o kadar az kiiiii, sayı zavallı durumda, çoğunluğun çoğunluğa emeği geçti, iş daha portakalda vitamin olduğumuz zamanlara kadar dayanıyor.
Çocuk sahibi olmaya karar veren eşler, aralarında çocuk için konuşurken ilk başta cinsiyetten ayrımcılığa düşerler ki arkası hızla gelir, ayrı dünyalardan ayrı ayrı ruhlar taşıyan bebeler bugünün mimarı, çocuk ciddi bir iş, tüpte yapıp, başkalarının ellerine teslim etme ile satın alma, eser yaratma amaçlı çocuklar işte bugünün büyükleri.
Yaaa , işte böyleyken böyle durumlar, yaklaşık on günde iki kere dışarı çıktım, bir Migrosa bi cenazeye,”ruh halimdendir zaar” diyorum canımın sıkıntısı, ruhumu da gökte sıraya giren gezegenler, aşağıda meclisten 25.000 $ lık mikrofonu yürütenler şeyetti, dermişim. Hatta dedim ve kurtuldum, yarına evden bi çıkıp 27 saat 37 dakika sonra dönmeye dair planlarım var, aaaay hadi işalla !!!! Çok ciddiyim, süre dolmaz ise belediyenin dijital levhasının önünde son dakkaları beklerim, yani saatleri halleder, uzatmalara kalmam, diye niyet ettim, kısmet, Günaydın

15 OCAK 2017

Hal-i pür melalim ;
Asfalta yapışmış, güneş altında kalmış sakız gibiyim. Üstümden geçen ayak izlerinin tarifi; “at izi, it izine karışmış”
Çaresiz değilim, yaşama sevinçimi geri getirebilsem sıyrılıp ayağa kalkacağım.
Beni bu geç gelen sabahlar, erken inen akşamlar mı mahvetti ? Yoksa iki gündür James Bond filmleri ile tüm kıtalarda oynanan futbol maçlarını veren kanal mı bunalttı, belki de üst üste gelen her biri “pazar ” havasında olan günler mi tükenmişlik sendromumun sebebi ???
Pozitif, pozitif de bir yere kadar, hah işte tam da o yerdeyim. Uçurum kenarı olsa atlamam ama, zaten benimki döner kavşak, döneceğim inşallah. Önce bi dip için kendimi bırakasım var, yarı dip genelde dönüş noktam.
Örgü örüyorum iki gündür, hep ters model, haraşo da diyenler, “ha şura, ha bura, olacak ammaaaa !!!” Diye tempo tutuyorum, biliyorum kiiii yalnız değilim, çooook bunaldık, çoooook ! Bize kaderin bir oyunu değil, kaderin komplosu bunlar. Kaderi kısmet ile eşledim, canımın sesini dinliyorum, hiiiiiç bir şey istemezmiş canım, bi tek “ışıkları kapatın, ses ermeyin, soru sormayın, tahminde bulunmayın” dedi, canımın can bulmaya ihtiyacı var, hazar akü gibi mi bu canlar ????

18 OCAK 2017

Bundan böyle yazlar dibine kadar sıcak, kışlar eennnn dibine kadar soğuk, güz yağmurları kış yağmuru olacak, Kadınlar bazı mevsim geçişlerinde kürklerinin içine yazlık giyecek, çoraplar güneşi görünce eriyecek, bitkinin mevsimi olmayacak, penguenler yumurtalarını çöle bırakacak, kutup ayısı her yerde bulunandan, yılan hem asmaya hem yosmaya geleninden, fare yeneninden olacak … ola bilir diyorum. “Olmaz olmaz deme sevgilim, zaman neler getirir belli olmaz sevgilimmm !!!” diye şarkı yazanlar, dünden bugüne bakanlar.
Aaaah yemişim bulutunu, sıraya giren gezegenini, bambaşka sistemini, Trump’ını, iktidarını, muhalefetini … mevsim ayvasını, Bundan gayri ne olur benden, ne köy ne kasaba demeyelim, kısmet ise kayınvalideliğin ayak seslerini duyar gibiyim, “torun bakcam, devlet 300 tl vercek !!!” diyemem, demem.Hele hiiiiiç söz veremem.
Ruhumu feraha çıkaramadım, kendimden korkarken oğlan düştü, dirseğini çatlatmış, ne zaman sokağa çıksam yağmura yakalanıyorum, yağmaz dediği saatler bile bana yağıyor valla, evin içi heeep karanlık, elektrik faturası katlanmaya başladı bile, parasından geçtim, ruhuma huzur yok bu ampulden.Hırsımı yemekten alıyorum, yiyorum ve pişman oluyorum, dünkü limonlu çizzzz keki yememe sebep olan arkadaş, seni bir dahaki görüşmeye kadar af etmicem, öbür sefer triliçe yicem, eeee paralı günüm var benim, bir yanım entel entel dolanırken, bir yanım mahalle içinde tanıdığım konu komşu ile kaynaşıyor, aaah her telden çalmak, bir şeyi doğru dürüst, tam çalamamak gibi değil de savrulmak demek, oralardan buralara, şuralardan oralara …
Arada unutuyor insan ; “Dünya dönüyor !!!” he valla dünya dönerken biz de dönüyoruz kiii, döndüğünün farkında olan var, olmayan var. Fakat sosyal medyadan kılıçların çekilmesine çooook feci ayar oluyorum. Tarafını seç ; profilin fikrin değil ise sen benimle değilsin, bölündükçe bölünelim, Bizden olmayanı ikna etmeyelim, silelim, kimse kimseyi dinlemesin, ruhumuz dinlenmek, dinlemek nedir bilmesin !!!!
“Kedime dökülüyorum, içime” demiş, B.keskin. Ben de öyle önce içime, sonra mutfağa dökülüyorum, Kadınbudu köfte, piyaz, patates kızartması, pırasa yaptım, Her gün pişen o gün bitiyor, yarına bi daha “mutfak !” , pişmiş yiyeceklere yakın gözlük ile bakmaya devam ediyorum, dokular beni benden alıyor, yazı bitince Kadınbudu köfte ile gideceğim, dermişim. Gülmeyin arkadaşlar, “ölürse ten ölür, canlar ölesi değil” diyen de var, “ölürse yer beğensin, kalırsa el beğensin” diyende. Benim favorim “Horona giren popoyu (aslı öyle değil, kibar oldum) sallar” Horona girmiş bulunduk, sallaaaa, sallaaaaa …”Hayır” lı akşamlar olsun.

23 OCAK 2017

Hayata şaşı bakıyorum, çünkü bir kaç gün evvel gözlüğümün üstüne bastım, biraz elim ile düzelttim ama yine de yamuk bakıyorum Yeliiiizzzz, Yeliiiiiz ! ben seni gördüm, sen de beni görüyon mu kısss ???? misali hayat. Başını kuma gömen, aynı zamanda kuş olduğunu sanan, o kuşları serçe ile karıştıranlar … size de günaydın. Survivor başladı, artık her şey tıkırında, ıssız adaya düşenlerin yeme içme, iktidar savaşlarına bakıp, ödül oyunlarında çamura bulanmalarında, düşüp şaşmalarında merhamet duyarak, tabi ki de çoğunluk Gönüllülerin tarafını tutarak, evde zorla tutulan %50 artııı, işine gelene inanan en az %30 oralarda oyalanırken, kalanın %10 nu kendi arkadaşları arasında haykıracak, %10 sessiz kalacak, dermişim.
Ben bu yüzdelerin hepsinin içindeyim, kar yağdığında evde, ruh sağlığım için kah orada kah şurada, aslında burada olurum, beni size ben anlatmam, siz beni anlayın, ben aslında bilmece gibiyim, kış gecelerinde sarı leblebi ve boza ile iyi giderim, kuzine soba olsa içine börekler açan, üstünde çinko çaydanlıkta porselen demliğe çay demleyen, maşa üstünde ekmek kızartan, aklından közde patates ile kestane geçen de ben olurum, bu arada kestane üstüne haritalar çizilmiş olur, eeeh bunlar da yol haritamız zati, uzun ince bir yolda gidiyoruz, iki kapılı hanın bir kapısından çıktık, öbür kapıya yolculuk.
Hafta sonu evi bırakıp, gittim, çok şükür ki çıkmadan pişirdiğim yemekler bitmemiş, ortalık kendinden geçmemiş idi. Geldiğimde hiiiiç sinirimi bozmadım, bozduğum zamanlarda bozuk çaldıklarımın bana Kemane çaldıkları aklımda, bakıp bakıp plan program yapıyorum, akşama kadar bir düzen kurucam inşallah. Kızımı kursa yolladım, yavrum açıldı, eğitimde geçen yılların en iyi karnesi geldi, netlerini çoğaltmaya çalışıyor, tam puan 500 adım adım 400 e geliyoruz inşallah. “Hepimizi utandıracak” diye bi umudumuz var, “Yavrum, kuzuuuum, utandır bizi” diye şiddetle ummuyoruz, hayırlısı valla, bu ortamda okuyan değil, arkası olan, liyakati geride bırakıyor.
Çevre Tiyatrosu’na gittim, güzel bir oyun izledik, bir sıra dolusu kadardık, teee Lüleburgaz’dan muavin koltuğunda gelen, oğluna basamakta yer bulan kuzen de yetişti oyuna. Laz Dürümcü de hamsi tava yedim, hijyen sıfır ama hizmet ve lezzet on numara artı yıldız. Bize biraz nostalji oldu, oralarda geçmiş günlerimiz, yaşamış büyüklerimiz var, gece karanlığında ve ayazda pek bi şi hatırlamadım amma yine de var bir şeyler. Bu arada tüm oyunları güzel, şehir içi turne de yapıyorlar ama yerinde başka güzel. Oyunun adı Mağrur Fil Ölüleri
Pazar günü Yahudi Mirası turu yaptım, onu ayrı parçalı yazıcam, resimleyerek hem de, Emi Uygun mesleğine gönül vermiş rehberlerden turlarını şiddetle tavsiye ederim, 1001 İstanbul programında.
Sabah sabah bardak kırıp, mutfağı hane halkına kapadım, zaten evde iki kişi kaldık, oradan başlasam diyorum, bu hafta okuma yazma haftası diye niyet ettim, hadi inşallah diyelim,
Havası, suyu, haberi, sürprizi … güzel bir hafta olsun, hepimizi mutlu edecek şeyler bizi takipde olsun, en umulmadık bir anda “pattt !” diye karşımıza çıksın, hepimiz iyi olalım, gözümüz güzelliklere baksın … amin

25 OCAK 2017

NEVE ŞALOM SİNAGOGU VE 500.YIL TÜRK MUSEVİLERİ MÜZESİ
NEVE ŞALOM barış vahası anlamında, ibadet, düğün, sünnet, bar mitsva … gibi törenler, anma günleri, konserler için de kullanılıyor,
Resimlerde kurşun izlerini taşıyan koltuklar da var, çok sıkı bir güvenlik taramasından geçilerek içeri giriliyor, müze de üst katlarında. Sefarad Yahudilerinin gelenekleri, tarihleri , yemekleri , çocuk yetiştirmelerine kadar her şey müze de.
Tevrat’a el sürmeden, rulo yapılmış çubuklarını açarak okuyorlar ve saklamak için ihtişamlı kaplar var, kız çocuklarına 40 günlük iken isim koyma, erkeklere sünnet, doğmamış çocuğa gömlek dikme, lohusa, düğün törenleri, yetişkinliğe adım atma törenleri … Her şey unutulmasın diye duvarlarda, dolaplarda
Bu arada kız çocuklat 12 de erkekler 13 de yetişkin oluyor, dünyanın derdi kadın milleti ile dermişim.
Sefarat yemek tarifleri bile alınacak şekilde, patlıcanlı börek ile kurufasulyeli ıspanak yapıcam inşallah.
Aslında ortak yönleri çok insanlığın, zorla ayrılacak nokta bulup “evet” in üstüne “hayır” çalışıyor, bazen de “hayır” lısı buymuş diyoruz 

28 OCAK 2017

Karanlıkta öten kuşlar var, hatta sabah karanlığında, Baykuş mu desem, Bülbül mü desem bilemedim. Ses Bülbüle yakın ama ortalıkta bülbül mü kaldı ? Belki de bizim buralardaki son kuşlar, sabahın ayazında dermansız dermansız öttü, içim bi hoş oldu. Gelişleri, gidişleri karanlık, gelecekleri şimdiden loş olanlara bi umut için ötüyor dedim kendi kendime.
Kendi kendime çok şeyler derim, ben beni dinlerim aslında, insan kendine dürüst olmayı başarır ise, yani olanı olmayanı kabullenir ise yaşamak için yardımcılara gerek duymuyor, huzurlu uykular, trafik akışı düzgün bir akıl … bir bakıma elimizde. Elinden beline, ayağına, silahına düşürenler yüzünden sıkıntılarımız.
Bir annenin hayatında ayrı bir dosyadır “çocuklar uyurken”, anne hem üretken, hem düşünceli, hem sessiz, hem sürprizli olabilir bu zamanlarda, çocuklar uyurken toplanan ev, hazırlanan kahvaltıya kokulu bi hamur işi, gerekli bi ütü, çocukların vazifelendirdiği her hangi bir şey … birinden biri bile evine göre mutluluk saçar.
tatilden nasiplendiğimiz ilk gün, uyuyan prens ve prenses için sessizim, aklımda; “kahvaltıya ne yapsam, akşama ne hazırlasam, ütüyü hangi araya alsam, bir fırsatını bulup, kitabımı okusam, az da örgü örsem …” var, bir bakış açısına göre avam, bir bakış açısına göre özlem, bir bakış açısına göre hayret … baktığın açıda akıyor benim hayatım, şikayetim var mı ? yoooo, ara sıra sitemim var ama.
“Sevmek bu dünyayı çerden çöpten
Sevmek, bir zerresini ziyan etmeden
Sevmek, dinlenmeden sevmek … B.R.Eyüpoğlu”
Aynen de böyleyim, Bedri Rahmi memleketlim, eli de dili de güzel.
Aslında sıcak çikolata, salep severim ama çok şekerli diye kendime tarçınlı süt yaptım, süt içmek için çoooook sebebim var, Yaşamak için de öyle, vakit gelene kadar, elimden geldiği kadar, mümkünse hep beraber “Yaşama sevinçi” ocağına odun atmaya devam, devam ..

29 OCAK 2017

“Dün gece bi film seyrettim, içim çıktı ağlamaktan, Aaah o Türkan yok mu o Türkan yine öptürmedi yanaktan …” Keşke Türkan filmleri bizi bizden alıp kalıplanmış aile kızı dünyasına götürüp, orada bıraka bilse, dünya gördüğün kadar, sınır Ünzile’nin çitine kadar. Sonrası, sonrası kolay, kadere kısmete bağlan ve orada kal.
Film seyrettiğim doğru, Fransız yapımı, gençlerin örgütler tarafından nasıl esir alındığı, nasıl ikna edilip bomba olduğu ve aileleri ile ilgili bi film.
İnsan insanın sevgisine ilgisine muhtaç, insan varlığının bilinmesini, farkında olunmasını istiyor. Desteklenmeye ihtiyaç duyuyor, doğrusunun yanlışının bildirimler halinde gelmesinden hoşnut değil, kırılmadan, incitilmeden tavsiye almak, uyarılmak , bunun yol yordam bilenler tarafından yapılmasını isterken bunu yapanın psikolog olması utanç kaynağı ola biliyor, antidepresanlar gizli saklı içiliyor, bir taraftan uçurum aşağı giderken bir taraftan da kuyruğu dik tutmaya gayret ediyor. Zayıf yanlarını kendinden daha zayıflar arasında telafi edenler, olmayacak, uzak umutların peşine düşenler … bunlar bir fark yaratarak farklı anılmanın peşine düşüyor, ama iyi ama kötü, hatta kötü ve şiddet derecesi yüksek işlere buluşanlar ortalığı da bulanık hale getiriyorlar, dumanlı hava seven kurtlar gibi desek olur.
Yani her şey sevgi, sevmek üstüne, sevmenin, mutluluğun kafasında resmini çizenler, koşulları sağlayana kadar toprak oluyorlar, kesin bilgi.
Her yerin her yere taşınmış olduğu bu pazar sabahında, önce boşları topladım, sonra çay koydum, sessiz modundayım, gözüm saatte, iyi bir kahvaltı sofrası için planlarım var, internet en iyi salonda çekiyor, odaların kapısı yok, bizim evde saklanmaya, kapanmaya gerek yok, özele saygımız çok, günlükler, telefonlar yan yana dursa da göz ucuyla bakan yok, sıkıntımız, derdimiz yüzümüzden okunur, rahmetli annemden miras “Saklayıp da kavuç olacağıma, söylerim de gülünç olurum !!” mirası aldık ve anladık, her şeyi istediğimiz kadar paylaşırız, anlayan anlar, anlamak için eğitimimiz var.
Mükemmel değiliz, tutkulu, tutuklu hiç değil, ama iyinin daha iyisi olmaya da karşı değiliz, her sabah için uyanma sebebimiz, günlük, aylık, yıllık, ömürlük umutlarımız var, görebildiğimiz kadarına gayret ediyoruz,
Nereye gidiyor bu yazı ???? Aklımda kalan neşeli pazar sabahları var, Neşeli Günler de güzel film, sevgi, neşe … elle tutulmaz ama gözle görülür, çay kokusu, kızarmış ekmek, bol ekli gazeteler veeee hizmetli bir anne, bütün evler pazardan bunu bekler, beklentilere cevap veren evlerden olalım, olmadı o evlerde olalım, keyifli bir pazar dileğiyle

31 OCAK 2017

Kağıttan bir gemi yaptım küçücük
Ya 5 öpücük sığar içine
Ya 10 öpücük
Kız kardeşim
10 öpücük batar bu gemi dedi
Sen misin
15 öpücük
Anam sakın denize atma dedi
Doğru havuza
Sen misin
Doğru denize,
Ama ıslanmasıyla batması bir oldu.

Bir gemi daha yaparım ne çıkar
Hem bu sefer öpücük yerine
Sunturlu birkaç küfür
Daha birkaç gemi yaparım
Çok şükür.. / Bedri Rahmi Eyüpoğlu
Çok şükür daha bir kaç gemi yapma ihtimalim hep var, aklım başımda, gücüm kuvvetim yerinde olduğu sürece de var olmasını dilerim. Yazarım, çizerim, okurum, seyir ederim, anlatırım, yaşlılık bakarsın şiir bile yazdırır bana, yemeğimi yapsam, markete eczaneye varsam, az da silip süpürsem, çokça bilmediğim yerlerden görsem, bildiklerimi de yeniden görsem, çoluk çocuk, torun torba, gelin damat … gelecek diye yemekler yapsam, sofralar kursam, dibi tutanları kızarmış saysam, kimsenin yükü olmadan, yaşayıp gitsem, gitmeden bi de kitap yazabilsem, iyi olur valla 🙂 Fakat okumak da okutmak da zor iş,okuduğunu anlamak daha da zor, kaç yıllardır ufak tefek şeyler yazarım, pembe yanaklı teyzenin poğaca tariflerinin “like” sayısına, you tube deki tazenin makyaj ile ilgili ip ucu görüntüleme rakamına ulaşmak hayal, benim gibi herkes için, bakıyorum, güzel bir şey okuyorum, like’ına yorumuna bakıyorum, hava durumu bildiren yazılar bile çok çok daha iyi durumda.
İki gündür nüfus idaresinde kızıma yeni kimlik çıkarma mücadelesindeyim, toplam da 10 saatimizi aldı, kuyrukta ben 100 küsür sayfalık bir kitap okudum, kızımda internet paketini bitirdi, sonunda elimizde bir takım belgeler oldu, fakaaaaat ; Belgenin süresi 15 şubata kadar, sınav 12 martta, kimlik o tarihe ya gelirmiş, ya gelemezmiş, gelmez ise ne yapılacağı henüz belli değil, Kuyruk çok renkli, doğum, kayıp ve öğrenci yenilemesi randevusuz iki gişeden yapılıyor, bir gün içinde saat beşe kadar sıran gelmez ise ertesi sabaha adını yazdırıyorsun, kimsenin aklına numaraya kota koymak gelmiyor, her iki elinde üç yerinden parmak izi dörder kere alınıyor, bir kişinin işi ortalama 15 dakika sürüyor. İşimiz bittiğinde kızımdan inciler ; “kimlik Avrupa ayarında gerisi geri kalmış ülke ayarında” , “Anneeee ! ben internetten Kanada’lı sevgili yapıcam, gidecem buralardan, merak etme sen !” bu arada memura sorduğu sorular ile adamı da bunalttı, ben mesainin geri kalanını kurtarmak için az adamın tarafını tuttum, kendimi de tuttum, bir miktar derin nefesler alarak yürüdük.
Sonra, sonra sı kağıttan gemi yapmaya devam, olacak inşallah, biri olmaz ise bir daha …

ESKİ YILIN OCAK AYI BİTTİ BU DA YENİSİ;

02 OCAK 2018

Pazartesinin aynısının tıpkısı ama adı “salı” hem de sallanından! Etiket böyle iken ben de böyle böyleyim;
Midem rahatsız, gripal durumum kalıcı, evin hali darmadağın, yapılacak işler ev içi ev dışı en az on kalem, yeni zamlara öbür yanağımı uzatacak zamanım olacak mı bilemiyorum, yanağı kurtarsam başıma yağıyor zaten. 42 asgari ücret biriktiren bir şeyler ala biliyor, dört yıl ölü taklidi yapsan dicem ama ölüler çalışamıyor, fotosentez yaparak da enerji durumlarını ne yapacağız.
Arap Baharı geçti, İran Baharı bu bahar, Türk Baharı sırada diyenler okur yazarlar var.
Umutlarımızı kaybedersek kendimizi de kayıp ederiz, bu bilincim tam. Sorun var ise çözüm de var, küserek, kızarak, aşağılayarak olmayacak bu işler. Üst seviyeler alta inerek sabırla anlatacak, “var mı bir sorunuz ” diye sorulacak. Lider olmak isteyip de olanlar ile lideri lider yapanlar kapalı grup olmamalı ama gruplar zırh gibi, aralarda geçit yok, gruba yeni eleman alınırsa da ayakçılıktan öteye geçmesine izin verilmiyor, gruplar arası tövbe kapısı kapalı 😦
Dünyanın her yerinde bir şeyler oluyor, ülkeler arası dedidoku ve kıskançlık bile var, gıybetin boyutları dünya kadar.
Yeni yılın ilk günlerinde yepisyeni umutlarımız var mı???? eskilere devam benimki. bir şekilde olacak, yaşamak için gerekli faaaliyetlere paramızın yettiği kadar devam 🙂 Bu da güzel yemekler, sanatsal, tarihsel gezmeler, iyi konserlere gide bilmeler, festival festival sinema gezmeler, olmadı başka sinema için Beyoğluna dökülmeler, bol bol okumalar, okuduklarımızı anlamak ve anlatmak için toplanmalar, eş dost arkadaş ile kırk yıl hatırlı kahveler, çoluk çocuğun iyi günlerine şahitlik etmeler, düğün dernekte halay başı, horona kalkma faaliyetleri …
Şu an gökyüzünde öyle güzel bir kızıllık var kiiii, bakmalara doyamıyor insan, her şeye rağmen güzel şeyler var, oluyor da, içimizin güzelliği yeter zaten, içimizi güzel yapan da güzel niyetler, güzel dilekler.
Cümleten iyi bir yılın en iyilerden bir haftası olsun, araya karışan, çirkin ve kötüleri de güzel ve iyi yapma isteğimiz ve yeteneğimiz cepde bulunsun, çıkarır kullanırız 
Göğe bakmaya gidiyorun, cümleten günaydın

03 OCAK 2018

18 ocak son tarih ama belki uzatırlar, FÜREYA sergisi çok kapsamlı ve çok güzel. Eserler toplanarak bir araya gelmiş, bir çok resim, ev eşyası ve videolar ile desteklenmiş. Akaretler, sıraevler bir dönem yaşadığı, seramik şeffaf evler yaptığı yer. İki katlı sergi ve odadan odaya geçmeli.
Füreya sanar ve edebiyat genleri taşıyan paşa dedeli bir aileden. Soy ağacı da var. Osmanlı kültürü, cumhuriyet idealleri, Avrupai yaşam tarzı … hepsinin karıştığı bir hayat, Büyük Ada da başlayıp çocukluğu kapsayan yıllar iki evlilik ile renklenmiş diye bilir miyiz. Ben diyemem, bana göre tuhaf evlilikler, zaten yürümemiş de verem olduğunda İsviçre’de bir senatoryumda yatarken seramik ile tanışır Füreya ve hayatın içinde olsun kullanılsın diye yaşadıkça tasarım yapar üretir.
Kitabını okuyalı yıllar oldu, aklımda apartmana kurulan fırın ile ikinci eşi KılıçAli kalmış 😊 sergiyi gezerken hemen hatırladım.
Güzel bir etkinlik şiddetle tavsiye ederim, kimi kızını gelin etmenin yolunu ararken kimi kızlar da aile desteği ile tarihe kazınıyor. Çok resim çekmedim, bana ilginç gelen bir iki şey, çünkü resimler alt yazı istiyor, bir de havasını teneffüs ederek gezmek varken, resimlere bakmak niye ki, meraklısı için süper selfi imkanları var, kendini Füreya ile çekenler gördüm 

04 OCAK 2018

“Yeni senenin Yen’i günleri, eski senenin eski günleri gibi” desek, “her şey eskisi gibi” demiş olur muyuz? Var saydık, dedik, oldu, nedir bu eskiye merakımız, bir kez yaşadık, tekrar yaşarsak , bildiğimiz yerden çıkan sorular gibi mi olacak hayat, bildiğimiz yerler, bilinen şeyler risk barındırmaz, risk olmaz ise başımız ağrımaz, her şey tıkırında, güneşe yüzünü dönmüş bitkiler gibi, paşa paşa büyür, vakti gelince ölür müyüz, mezar taşımızda; etliye sütlüye karışmadı, “sütten çıkan ak kaşık idi, leke nedir bilmedi, iyi ot idi”, yazar mı , yazarsa kimler okur, yoksa mezar taşı okumak unutkanlık yapar diye fetva mı var, fetvalar gönülleri ne eder ????
İnsan dediğin kendi gönlünü hoş edeni bekler, hoş olan gönüller “yetmez ama evet” kıvamından öteye nasıl geçer, hoş olmak mı, hoş bulmak mı ??? Hoş mu erim, Höşmerim???
Hayat da nasıl hoş geçer? Herkesin sorusu, isteği aynı da içten işleme farklı, diller söyler iken kalbe gömülen şeyler sonra gün yüzüne çıkar, ama acı, ama tatlı, amaç şöööööyleeee bi havalanmak, havalanan gönüller havalı olur hava basar da bir önermedir, önermem ama 🙂))
Bi yazasın geldi de, seçme saçma yaptım, ben yaptım oldu gibisinden, bir yerine okurken “eeeeey!” konacak da o da okuyana kalmış 😂
Bonne nuit!

06 OCAK 2018

Pera Müzesinde BANA BAK sergisi var. İlginç, bildiğimiz portreler bilinmedik şekillerde sanat ile şekillenerek karşımızda, heykel, resim ve fotoğraf olarak. Sabun ve çikolatadan iki büstün hikayesi, dede ve babanın bire bir canlı gibi heykeli, aynı gözlere farklı maske ile aynı bakış, cinayet mahalleri, katiller ve maktullerin üçüncü sayfa haberleri, bir ormana gizlenmiş ünlü portreler, bir plaj resmine yapılmış eklemeler … güzel ve açıklayıcı ve anlama yüzdesi yüksek bir sergi, iki kat, bir katta da meşhur bir mimar ve eserlerinin barkavizyon ile sergilenmesi var ki mimarinin sadece gözüme hoş geldiği kadarını anladığım için beni köşeli taşlar çok sarmadı, kedi gibi bakan kültür ve sanat merkezi ile kütüphaneyi beğendim, diğerleri Harry Porter ın okulu gibi idi 😊
Cuma 18.00 den sonra yetişkinlere, Çarşamba öğrencilere bedava, hoş mekan. Dün yemeği Salt Galata da yedik, orası da daha bir güzel olmuş, bir sürü genç ders çalıştığı gibi, iş görüşmesi yapanlarda var, bu arada Perşembe Pazar’ı ışıldamaya başlamış, cadde geçen yıla göre daha aydınlık ve otelli olmuş, İkinci Kat kendini yenilemiş, mekan hoş ve dolu, müzik de var sanki. Işıltılı Haşareler oyunu tek perde 1.5 saat ve güzel, oyuncular dizilerden tanıdık, kapitalist sisteme gönderme, nasıl yutuyoruz, nasıl yutturuyorlar, dayatmalar nasıl isteğe dönüşüyor… hepsiiiii oyunda.
Gezelim, görelim, içimizde çiçekler açsın, bahçe yaparız, çiçekleri koparmayın da yazarmıyız ???? Yazarız elbet, belgeci ve belgesiz bir milletiz hazar 😃
Bonne nuit!

07 OCAK 2018

Oda kapısının ağzına uzanmış kar desenli, çizmevari, kırmızı beyaz çorapların üstünden atladım, masa başında yerimi aldım, yoldaşım bir bardak limonlu su. Yağlarımı çözer umudu ile 🙂 Ama ılık değil, şartlar eksik olunca eylem başlamaz mı??? Başlar da başında kalır mı acaba, bizler girişten hızla gelişmeye geçip süratle sonuç almak taraftarıyız. Aslında hep bi tarafımız var, korkumuz bi taraf olmaktan çok tarafını güncel seçememek, nerdeeeee kendi fikrini aslanlar gibi savunanlar, başkalarının fikrine işine geldiği için aslan kesilenler var, “beyefendi sözünü etti ise emir telakki ederiz!” Burada “beyefendi” cinsiyetçi, ırkçı, siyasi, kişisel … bir anlam taşımıyor, genel yani beyler paşalar gibi yaşayan kadınlar da tek tük olsa da var, kadın kısmı az geride durup savaş çıkarmayı ve savaşın kazanını olmayı sever, kaybeden olur ise o ben olmayım , diye. Öldür öldür bitmiyor bu kadınlar, geçen yıl bir güne birden fazla düşmüş sayıları, artık ne yapalım, nur içinde yatsınlar, yapmadıklarımızın cezası mıdır hayat??? bence öyledir, kaçan fırsat, değerlendirilmeyen imkan, göz ardı edilen tehlike, dinlenmeyen söz, kuyruğu dik tutma, yalaka olarak yaşama … felan fistan bunlar hep vicdana yük, dışardan omuzları çökertir, göz altına mor torba yapar, içerden damar damar kalbe giden yolları kurutur, façayı sağlam tutmak neye yarar demeyelim, “ye kürküm ye” dünyası diye bir şey var.
Amaaaan 18 derece olması beklenen bu pazar sabahında güneşle birlikte doğmuş iken hemen karartma çalışmalarına ne gerek, mücadele tatil bugün! dersek kim kanar ki. Mücadele ara verir ama tatil yapmaz, tatilin niyeti rehavet, fazla yükü tatile yüklemek.
Kahvaltı mekanları mutlu aileleri bekler, sosyal medya sucuklu yumurta kokmaya başlar, aaazzzz sonraaaa!!!! Yalnızlar ve fakirler napacaklaaaaar, napacaaaaaklaaaar …
Fakir ve yalnız hissetmek iyi bir şey değil ama aşılamayacak gibi de değil, eş ve işi hükumet dağıtıyor, faydalanın.gerçi eş dağıtmaya söz veren sözünde duracak zamanı bulamadı, hoş zamanı olup da sözünü unutanlar çooook, aaaaah bu dijital arşivlerin gözü kör olsun, sil sil bitmiyor, yırtık dondan çıkar gibi resimler, çalışmadığı yerden soru gelenlerin paniği, üstüne basa basa verilip de kenarından dolanılan sözler …Teknoloji iyi de iyi yerlerde kullanmayan münafıklar var 🙂
Tahmin edileceği gibi hane halkının gözlerini açmasını bekliyorum, tam da o andan itibaren kahvaltı yapacak hale gelmeleri için bir saatim var, “evin annesi döktürür” diyenlere cevap, “eveeeet” var aklımda bir şeyler, dışarıda kahvaltıya gidecek imkanımız var ama dermanımız yok, evde yayıla yayıla anne hizmeti favorimiz, anne onbeşlik ama “küçüğün rızası var” kıvamında 🙂)))) Aklımızdan geçenleri tabaklara sıralacağız; yazalım, bir iki tur Majong ile zihin açalım.
Ne diyelim BON JOUR ama güne Fransız kalmayalım, Hem “takvimlerden haberin var mı, geçiyor yıllar” tesadüfen yakaladığına tekrar için uğraşacağına önüne çıkana pozitif bak, çalış, o zaman çay koyalım, hep beraber … 

09 OCAK 2018

formüle edilmiş sabahlara formülsüz uyanmak? Nedir formül, neyin formülü, iksir olmasın o? Her sabaha bir iksir mi lazım, bir iksirin bir çok sabahı kapsaması mı lazım, İşimiz büyü ve sihre mi kaldı ? Açılsın Hary Porter okulları 🙂) Bizimkiler alaylı, bir çok insanın devamlı falçısı var, fincana bakanlar ayrı, gökyüzüne yıldız dizenler ayrı, gerçi yıldızları bilimsel ama yeterince bilişsel bulmuyorum.
Hava işe okula gidermiş gibi değilde, dönermiş gibi, dönenlerin yeri neresi, baş tacı dönmeler, baş dönmesinin sebebi mi? Tutku da aşk da yeri gelince hatta gelmeden özgürlük kısıtlayıcı, hem tutkulu hem özgür olanlar tutkunun esaretini nasıl açıklayacaklar, rüzgar yapan dünyaya rüzgar ile karşılık vermek asıl özgürlük. Alışkanlık da bunların küçük hali, halimizin hal olup olmadığını kimler analiz eder, sonuçlara ne dayanır, yürek dayanmaz hazar 🙂
Çelişkilerin çekiştirmesi ile güne başladık, güneşi bekliyoruz, benim beyazlı aile yola düştü, üçünün de beyaz kış giysileri var, yavruyu kırmızı atkı ile ayrıca destekliyorlar, küçüğü servise tıktıktan sonra on adım yürüyüp herkes kendi yönüne ayrılıp gidiyor, ekmek parası, servis parası … arkalarından 15 dakika sonra sabah ezanı okunuyor.
Ayaklı saat gibiyim, akşamdan sinyalleri alıyorum, saati gelenin başında bitiyorum, şimdi kızımı bekliyorum, gelen seslere göre giyinme sırası çoraplarına geldi, aynanın önüne oturması an meselesi, süs püs, poza dönüşecek mi acep, o da toplu taşımada bireysel gülenlerden, yazıyor, okuyor, gülüyor yavrum 🙂)))
Sadık Hidayet okumak insanın yazma hissini öldürüyor, bunları nasıl düşünür insan, nasıl kurgular diye panikliyor insan. Yapamam sanıyor insan, “sanmak” eeeeen büyük aldanmak, caydırıcı, kol kanat kırıcı, o vakit sanmayalım mı, evet sanmayalım, direk konunun özünden sallayalım da olmaz, bi oturaklı yol bulunur hazar.
“tak taak,
kim o, A Ş K
hoşt!” bu da okul yıllarından, defter kenarlarından kahır mesajı, aklıma geliverdi, “geli geli verenler” iyi saatte olsunlar, “gökte ne var gök boncuk, yerde ne var elmacık, kaldır beni dalgacık,hoooop, hhoooo, hoooopbacık” mesajı aldım 🙂)))
Cümleten Günaydın 

10 0CAK 2018

EJDERHANI NASIL EĞİTİRSİN ? (BÖLÜM:1)

Yok ejderham metafor kullandım. Benimki kuzudan ileride, kurttan geride, çakal ile ilişkisi yok, geyikle görüşmez, Kartala sevdalı, Aslana gıcık, kanaryaya daha da gıcık, bülbüle aşık …kafeslenemez, öyle her şey ile beslenmez, kendini sevdirmez derken el kol hareketlerine gelmez, benimki adı ile müsemma Yılmaz,inadına sıkı bağlı, sigara ve BJK ile kanka ötesi … şimdi de emekli bir eş. Artık 24 saat göz önünde ama göz göze değil, 3+1 sınırlarında beraberiiiiizzzzz !!!!

Ben de sabah kalkıp işini gücünü yapan, oyalanmayan, oyalamayan, planlı ve programlı aktif bir eş, yıllar boyunca baba işte, anne her yerde formatı ile 28 sene tükettik, yoksa 29 mu ???? Üç çocuk büyütük mü büyüttüm mü acaba … neyse klasik Türk tipi sorunları aştık da şimdi biraz şaştık gibi. Birinin devamlı varlığına alışkın değilim, bağımlı olmak istemem, bana bağlı hiç istemem, her şey yerine zamanına göre, ayrı hayatlar, ortak zamanlar ideal. Evlilik ile evlendiğini eğitmek bizde çok yaygın, illa ki bir baskın karakter basmayan karakterin ağzına tükürecek, sindirme harekatı bizdeki, gücü yetmeyen pompalı ile mutfak bıçağına göz dikiyor, iki insan arasında anlaşmazlık var ise asla biri suçlu değildir, biri kendini bilmez, biri de karşısındakini görmez ise sorun var demektir. Tabi bu kadar kısa ve kestirme değil, eğitmenler bu sonuçlar için yıllarca okuyup üflüyor. Makale yayınlanınca bi bakıyoruz, “aaay ben de olsam böyle yazardım!” diyenler saç yolduruyor.

Şimdi nereden buralara geldik, kendimi mi geliştirecem, Ejderhamı mı eğiticem, biraz ben gelişsem, biraz ejderha yola gelse olma mı? olur tabi de , bakıcaz artık,

Bu haftadan başladık, pazartesi yazlığa giden Yılmaz soğuktan yılınca dün akşam geri geldi, bu sabah ben evi yola koyup kursa gittim, kahvaltı için erken olunca ben ilacımı alacak kadar yedim, “Hayatım, sen çay koy, kahvaltını et” dedim, Geldim, çay demlemiş ama bir şey yememiş, akşam yemeğini koyup, öğlen için hazırlık yaptım, çorba, salata, pırasa hazırda idi, onlara sigara böreği ekledim, oturup yedik, sofrayı kaldırdım, “derse oturucam, sen de birazdan bize kahve yaparsın” diye bir yol açtım, bulaşıkları da makineye koysa iyi olur idi ama ona daha erken, emretmeden, ihtiyaca binaen vicdan ve merhamet üstüne yol alıp, sevgi, saygı, paylaşım ile çerçeve çizmek gerek.Deneme yanılma ile bir yol bulucaz artık, her an didişmek ömürden hızlı yer, önemli olan yola koyulmak, yol da bir şekilde bulunacak, denize çıkmasını, mavilerde huzur bulmasını umuyoruz,

Aaaaah alışkanlıklar aaaaaah! Kanımızı akışkanlıktan alıkoyan hareketler bunlar. Alışkın olmak, alık alık tekrar etmek gibi bir şey, düzeni kuran biziz düzene karşı çıkanı dertopa meylimiz, halbuki insanlar konuşa konuşa demiş atalarımız. “sabır ile koruk helva olur” diyen de var, “ölümün tek gerçek olduğu bu dünya çok da tın” diyen de var, sonuncunun birazını ben dedim, bölüm bire kapak olsun diye 🙂

14 OCAK 2018

EJDERHANI NASIL EĞİTİRSİN PART TUUUUU!
Beklenti bu ama beklentileri maalesef karşılayamıyorum 🙂 Bu arada Fransızca bilenler “Tüüüüü!” diye okudular ki bu da olur. İnsan kendini okumasını bilmeden karşısındakini okumaya kalkar ise olmuyor, olmadığı nerden belli ??? sonuçlardan, KPS den 70 alan ile almayanın bir tutulması gibi, güvendiğin dağlara kar yağma ihtimaline bakar çok şey, evimizin anamızın …cümle damımızın üstüne kar yağdığı şu günlerde dağ aramak boşuna,”Kar yağma ihtimali sonsuz ise tedbirini alıp durumu kabulleneceksin” der bir atamız, Tamam, bu atayı tanımıyorsanız da Wikipedia ya bakın,aaaaa! bakamıyor musunuz , neden acaba ????
Hepimiz en az bir şey saklarımız bi de üstüne her şey yolunda imiş gibi davranmaya çabalarız. Bunun sebeplerinden biri “elalem ne der”, diğeri “gurur”, bir başkası “kendine içten içe inanma” en önemlisi “sorunu yok sayma” dır kiiii sonuncu hayatın içine eder, ne eder artık o saklayana kalmış. Gizli saklı ile insan doğuştan ilişkilendirilir, her şey oyuncakları saklama ile değil de ilk kabahati saklama ile mi başlar, “ben kırmadım, ben yapmadım” lar zamanla en yakının üstüne atmaya döner, döne döne sessiz kalmalara dayanır durum, hukukta sessizlik “evet” anlamına gelir diyen hukukçu arkadaşım şimdi bu konuda ne der bilemem ama bence hala sessizlik az “evet”, az “delilim yeterli değil,” çok “kahretme” anlamında. Bu arada konu “duvarı nem insanı gam yıkar” a dayanır ve dayalı kalır.
Bu dünyanın sorunları çöz çöz bitmez, çözdükçe kör düğüm olan sorunlar bilirim, “sorunun ustasıyım, konunun hastasıyım” diyen bir ata bulunsa da sorun sorun soruna benzemez.”herkesin derdi kendine” diye ata var ama hem de haklı ata.
Ejderha’nın durumunu zamana yaydık, ben hafta sonu bi Kars yapıp geleyim, yeterince soğumuş olurum hazar, dönüşte duruma bakıcaz,
“dönerse benimdir, dönmezse kendi bilir” diyen ata Sarıkamış’da yatıyor, vakti ile Katerina Sarayının orada oturmuş, yalnız kalmaya Ani harabelerine gidermiş, en çok kaz severmiş, peyniri akşam çayın yanında yermiş, sarı balık ile sarı gelin Çıldır’da buluşmuş, katanaların çektiği kızaklara konulan kürkler Panter Emel’in denetiminde imiş, havaların -8 den -38 e kadar yolu varmış. Trenle gündüz gözü ile dönerken sorunları doğuya doğru pıt pıt dökermiş insan da onları rüzgar toplar uçağa koyar eve gelince “cümlesi sana kapı açar” diye yazmıyor turun broşüründe ama tahminimce öyle 🙂)))))
Sezen Cumhur’un sesi ile; mavi gökyüzünü griye boyayan bulutların size mesajı var, gözünüzü göğe çevirin şekil şekil bakın size uyan yok ise uydurun, alçak ya da yüksek her hangi bir basıncın sebebi bunlar, bir kadife battaniye altında, demli çay yanı başınızda, kovboy filmi ekranda anne ise kahvaltı derdinde, baba ise üç kanepede kumanda elinde, çocuk ise whatsapp’ rüyalarda, konu komşu, hısım akraba durumu ise tahminlere açık ikeeeeen, bir açık kapı, bir açık pencere, oradan bir ışık, ışığın peşinde sayısız umut ….ola bilecek iken olanı biteni bitermeden eşmeye deşmeye, sonuçları değiştirmeyecek oturumlarda “halamın bıyığı olsa amcam olurdu” diye dil dökmeye ne gerek var ????
“Neme gerek altın saray, vermesinler mirastan pay, istemem başka bir şey….” diyen Ömür Göksel’e ses verelim, ömrümüze ömür katanlar var di mi ????
He valla, var, benimkiler bir elin parmaklarını geçti, sayarken, siz de elinizi uzatırmısınız ?????
Pazar pazar doldurdum yine, amaaaaan sağlık olsun, sonra da Günaydın ocak ayında iki tane dolunay varmış, bu ne sanş “bacım” ya da “birader” e çevirelim durumu, ben gününü gününde yazarım, görürüz günümüzü 🙂)))

15 OCAK 2018

Sabahın sabah olmadığı saatlerde karşı blokların üstüne yığılan bulutlar sırtımızı yasladığımız dağlar gibi gözüküyor gözüme, bugün de tepesine incecik bi ay asılmış. Kırılgan, narin, büyüyüp de dolunay olacağına inanasım gelmedi diye sallamadım, tabi ki de etrafında gölgesi var, “gölgelerin gücü adına ” diyenler, eksiği tamamlayan görünmezlerden bahseder, şimdilik He-Man demiş gibi görünse de herkesin bir gölgesi vardır, güneşe ayar olan gölgeler çok makbuldür, korku salar içimize, dışımız “hadi laaaannn!” diye gürlerken içten içe yer bitirir bizi acabalar.
Bi bizim yediklerimiz, bir de bizi yiyenler var. çiğ çiğ yiyenler de uzun uzun çiğneyenler de sonuçta yer bizi. Kendini ikram edenler, kendini tatlı niyetini saklayanlar ile “ben kimseye yem olmam” diyenler çırpıcı çayırında karşı karşıya gelseler ki gelemezler oraların da TOKİ ağzına “tuuuuu, tüüüüüü” demiştir, mecbur sanaldan kapışma gayri, sanaldan kapışanlar ile kaptım sananların seyircisi bol ama “like” yapmıyor alçaklar. Halbuki seçenek de çok, eller ve yüzler de yetmiyor, içimiz içimiz mahkum, parti parti salanlar var onları da anlamaya ömür yetmiyor.
Ömür nelere yeter, nelere yetmezi ????? bunu ancak ölenler bilir, yarım bıraktıkları işler, gerçeğe dönmemiş hayaller, cevapsız kalmış çemkir meler, sorulmamış sorular kalana vicdan azabı olur. Azap her vicdan da yoktur, vicdanı olmayanın merhameti olmaz, adaleti hiç olmaz, “nesi var bunların” diye sorunca zengin cevaplar alına bilir, hayal herkeste var hazar,
Bizim de bi Kars hayalimiz var idi, Doğu Ekspresi içerikli, sonbahar da niyet ettik, kısmet ise bu hafta sonu. Bacımla ben ve kışlık giyisilerimiz 🙂giymediğim kazakları deniyecem, ısı vücut ısımın altına düşermiş gibi. Bakıcaz artık, Kars günlüğü yazıp, pofuduk çoraplı ayaklar arasında çay bardağı, tren giderkene fotosunu instagrama atarım, ayol benim neyim eksik, üstüne fazladan kilom bile var.
Okunmuş kitaplar, izlenmiş, diziler, filmler, oyunlar var onları da bir ara yazarım.
Şimdilik kaçarım da nereye, uyuyanlar var, yoksa bugün pazarın ertesi değil mi, pazarın boyu mu uzadı, “ooooy oooy maygad!” buralara münasip oldu mu ????
Olanlar ile olmayanlar, olacaklara kapı açacaklar, kapı önünde yığılma yapmayalım, olurunu alan, günaydın da alsın, ilerlesin…

17 OCAK 2018

Ocak ayını ortaladık, gezdik, okuduk, dinledik, seyir ettik, bazılarını yazdık, bunlar yazmadıklarım, taze yani 😊
Bımontiada/Sen İstanbul’dan daha güzelsin
Restore edilmiş, harcına kültür sanat katılmış, şehrin popüler mekanlarından, biraz havalı, biraz pahalı, biraz değişik, biraz nostaljik, biraz … eski Bira Fabrikası
İlk defa oyun için gidebildim, Gece bol ışıklı, yağmur altında, cuma akşamı için hoş idi. Gündüz de iyi, ücretsiz avlu etkinlikleri çok iyi diyenler çoğunlukta.
Gelelim oyuna; Anneanne, kız, torun. Üç kuşak kadın 80 dakika boyunca oturdukları yerden tüm salonu duygu duygu gezdirdi. Oyuncular gerçek isimleri ile oynadı, Başak, Ayfer ve Melis , oyunu yazan erkek, kadınları Oya gibi içten işleyenler başımın taaaacııııı! Gidiniz, kızınızı, bacınızı, karınızı, ananızı, komşu kızını … alıp gidin, ağzınız kulağında dönersiniz,
Sadık Hidayet Kitapları; Gümüşlük Akademesinde okuduk, Kör Baykuş, Hacı Ağa, Üç Damla Kan ben bu üçünü okudum, modern İran edebiyatının babası diyorlar ama gurbetlerde ölmüş, kendini bir yerlere sabitleyemediği bu minnoş dünyada tontiş günleri olmamış, çok iyi gözlemci, zıtlıklara, haksızlığa, çelişkiye döktürmüş, içini tam dökemediğinden kendi isteği ile gitmiş, özel hayatını biraz deşmişler ama, edebi hayatı hepsinin üstünde. Hacı Ağa bildik mesela ama adını ya da adlarını çıkaramadım 😊
DAHA filmi; mekanlar, insanlar aynı kitaptaki gibi dedim, bu adam, şu kadın, o olay aynen kitaptaki gibi demedim. Filmleşen kitaplar aynen kalamıyor, yönetmenin ruhu da var 😊 Onur Saylak yönetmen olarak umut vaad ediyor, Tuğba rolüne olmamış, kibar kalmış, konuşmalar zor anlaşılıyor, sert biraz izlerken çıkanlar oldu, devamı çekilirmiş gibi bitti, Gaza rolünü oynayan çok iyi, gidilesi, destek adına görülesi, Hakan Günday ı seviyorum 😊
KABUK/Zeynep Kaçar oyuna destek kitap gibi oldu, bu da üç kuşağın romanı, başında kim kimdir diye bakınırken, sonunu ağlayarak getirdim. “Yürü kız, Sen İstanbul’dan daha güzelsin” he valla 😊
Eve Dönmenin Yollar/Alejandro zambra; Ayfer Tunç -Murat Gülsoy diyaloglarının kitabı ile Şili’ye gittik, darbe, deprem, faşizm, çocuk, anne, baba, sevgili , yazar olma aralarında stadyumun oralarda, aile kayıplarında dolanıp geldik, burası bildik bir yer, dedik mi dedik😔
Bu sene okuduklarımı, seyir ettiklerimi, gezdiklerimi not halinde tutacağım, arkadaşlar ile yarışa girdik 😂 iyi olan kazasın artık 😃

18 OCAK 2018

Sabahları evin içinde dolanırken tv den gelen seslere kulak veriyorum, tabi ki de radyoyu kapadıktan sonra, radyo, tv bizim evde eşler arası ayrılıklardan biri, birimiz gözle kulakla göre duya, birimiz sade kulak ile gönülden duya duya 🙂 Evlilikte farklar renkler, ne kadar fark o kadar renk, o kadar mücadele! demiyoruz tabi, yani cümlenin hepsine katılmıyorum, mücadele zamanla anlayış ve sabra dönüşüyor, kadınlar genellikle eriyor, her anlamda, buhar olup uçanı da var, bilge olup ücretsiz evlilik danışmanı da 🙂
115 çocuğun çocuğu olacakmış, 30 küsur tanesinin yaşı 15 altı imiş, olayı rapor edeni 2 kere sürmüşler, sağlık bakanlığı el atmış denilince bi gülesim geldi, “nedensiz” ama, dedim de kim inanır buna, o halin bu halini tanıdık bize, Bastıııır Ankaragücü! derlerdi bi vakitler, gol olsun diye.Şimdi durum kale boş, en az beş avans, Yağdır Mevlam Su Gibi, sular seller bu sabah gökyüzünden ikram, kuruyan çöllere, çöl olmaya az kalmış barajlara, “Kanal açılınca çöl olacak Marmara” diyen “Deyyuslar” var, kaç kişi kullandığı sıfat nitelikli kelimelerin anlamını biliyor, Deyyyus; kıskanmayan, tanıdığı bildiği dişiyi pazarlayan, azacık da yaşı geçmiş olan. Halbuki burada “kıskananlar çatlasın” durumu var, “haset, fesat” yazsak böyle havalı olmaz , bu yazdığımız yerini bulmaz ama olsun, havalı, bir zamanların “nostalji si, milenyum u” gibi.
Dünyada 400 tane termik santral varmış, bunun 72 si memlekette, çok iyi bi şi imiş, bir ülkede yapılan röpartajlar vardı, orası neresi bilemedim ama insanlar musmutlu, hava temiz, ürün kaliteli,truzim patlak vermiş halde imiş, insanın aklına hemen Çernobil geliyor, sonra soruyor neden dörtte bire yakın bir kısmı bizde, bizim ülke cevher mi, salak sulak diye bir maden mi var, kafayı takmadım, o halin hallerinden biri bunlar, karart ve ikna et, aklını alırım senin!, ahan da aldıııım!!!
Meşhur Nicole Kidman dizisini izledim, bizim ufak tefek cinayetler, ufak tefek yalanlar’dan kopya, 7 bölüm, şu sıra dijitürk de ücretsiz, sonunda kadınlar güçlerini birleştirip kazanıyor, en çok şiddet gören kadın ile psikolog konuşmasına takıldım, “şiddeti belgele, en az birine anlat, kendine gidecek bir yer ayarla, baş eğme, kurtuluş yolları var!” bir kez daha dizi üzerinden gördük ama biliyoruz ki her beyefendi, her hanım efendi potansiyel ve ötesi manyak olabiliyor, olmuşları gizli tutanlar, nereye kadar ????
Dün akşam SARIKAMIŞ/ İsmail Bilgin kitabına şöyle bir baktım, hatta hızlı hızlı okudum da dene bilir, Bölge turun içinde, yazlık kıyafetlerle, çarıklı, çarıksız sabi sübyanı dağlara gömenler kimler ??? deyince bir tek ENVER PAŞA mı parmak kaldırır, “Buyrun benim” diye yoksa kimseden ses çıkmaz mı, fikirler uğruna, daha fazla toprak uğruna bir parça ekmeğin peşinde olanları kullanmak, onlara ahiret vaad etmek … dünyadan umudunu kesenler ile umud kestirenlerin yolu bir yerde birleşir mi, o yol vicdan yolu ola bilir mi, olur ama “vicdan tenha ve siyah ile yeşil arası gidip gelen, maviye yenilmeyen bir yoldur” diye de sabah aforizmasını da salladık, gelsin Günaydınlar, yanında çay da olsun ama 🙂

20 OCAK 2018

KARS GÜNLÜKLERİ 1
Feneri şehir klübünde söndürdük, dışarıda incecikten bir kar yağıyor, dilimizde ninni niyetine; “küşelere su serpmişsem yar gelende toz olmaya, beyle gelsin, beyle gitsin aramızda söz olmaya ”
Öğleden sonra 15.30 gibi geldik, iki saate yakın sürüyor yol, otele yerleşip, Kale Altını gezmeye gittik, Kars hem yüzölçümü hem de nüfusu Küçük şehirlerden, Karsak olan adı Kars olarak değişmiş, Türklerin Anadolu’ya giriş kapısı Kars. Gürcüler Kaleki dermiş, kilit kapısı, Ruslar kaldıkları 40 sene boyunca mimariyi, sokakları düzenlemişler, koruma altında 300 e yakın eser varmış, sokaklar bir birini kesmeyen paralel gitmeyen, küçük caddeler, en büyük caddeye açılıyor, Faik Bey Cad. gibi, Aras ile birleşen, Hazar Denizine dökülen bir çayı, üstünde taş köprüsü, yakınında Namık Kemal’in gelip kaldığı dede evi var, kalesi tepede, çok onarımlardan geçmiş, şehrin başının tacı gibi, Evliya Camisi renkli taş minareli, volkanik bazal taşlar ne ile yan yana gelirse o rengi alıyor, eski binalar da bu taşlardan, Kümbet Cami ya da 12 havari kilisesi, baba oğul kutsal ruh adına üç kapılı, Malta Haç’lı hristiyanlar arasında parola imiş, birbirini tanımak için çizerlermiş, olmadı balık çizerlermiş, son yemek ile ilgili.
Ulu cami duvarlarında içine doldurulup yakılan insanların yağ ve kan izleri var, hiç bir devlet ya da topluluk birlik ve beraberlik adına yaptıkları katliamlardan temize çıkamaz, hatta bana kalsa bir birinin yüzüne bile bakamaz. Ben küçük bir kız iken savaşlar oldu, bitti sanırdım. Meğer küçükten yanılmışım.
Akşam yemeğini otelde aldık, yöresel yemeğin adı piti ya da Bozbay mış, bir tabak, bir yufka ekmeği, bir maşraba içinde nohutlu et, ekmeği doğrayıp üstüne suyunu döküp, kalanı da püre haline getirip yiyorsun, teferruatlı ama güzel 😊
Şehir klüpleri Anadolu şehirlerinin sosyal ve prestijli yerlerinden olur, yemekten sonra gittik, çalgı çengi ısmarladık, bir darbuka, bir akordiyon, biraz dans, gırgır şamata… iyi oldu, bu arada rehber bilgi küpü, güzel de anlatıyor, gezi için hoş ötesi, kan şekeri sorumlusu İnci sağ olsun, turun anası gibi, meyve kurutup getirmiş, elma, portakal, Trabzon hurması süperdi, yarına ne var bilmiyorum ama, rotayı biliyorum ; Ani ve Çıldır, 18 kişiyiz, karıştık, kaynaştık, otel orta halli ama temiz ve personel gayretli, turizim uyanamadığımız bir rüya, uyansak hata görürüz diye hazar, yarın eeeeerkenden kalkıp hava kararana kadar gezi, böyle buralar, evli karanlık ile evine

KARS GÜNLÜKLERİ 2
#kars #kar #Ani #çıldır #soğuk
Yorucu bir gün oldu ama bitmedi, yemekten sonra şehre özgü bir gösteri ayarladılar, yine çalgı çengi işi oraya niyet ettik. Grubun yaş ortalaması bedenen yüz üzerinden elli üstü, fakat ruhlar 18-20 arası, zabaha kadar dens dens ! Olsa itiraz eden olmayacak. İnci’miz yine güne damga vurdu, minibüse çay, meyve kurusu, leblebi, su yetiştirdiği gibi Çıldır’da dilek ağacına bağlayın diye kurdela da dağıttı, Ani girişinde botlarının altına kaymasın diye buz papucu takması, bunları bir yıl evvel satın alması şık hareketler, hele ki yol boyu elimi tutan Hülya, Neşe’nin kiler de çoook şık hareketler oldu. Bir tarafımızı kırmadan 3.5 km buz üstünde yokuş aşağı yukarı gezdik. Ani; kilit şehirde ipek yolu üzerinde çift surlu, nüfusu bir dönem 100.000 kere çıkmış bir şehir. Üç kapısı var, Selçuklu izi taşıyan Aslanlı kapı ki Aslan’ın başı batıya, ileriye bakar, Kars’a bakan Kars kapı ile Hıdırellez kapısı. Ermenilerden , Şeddiler(Kürtler) den, Moğol lardan izler taşıyor.içi kilise den dönüşen camilerle dolu ki kilise izleri duruyor, kilise olarak duran da var. Bir hafta süren depremler yaşamış, geniş caddelerinde aynı işi yapan iki dükkan Yanyana gelmemiş, ticari ahlaktan. Aslında ilk önceleri yeraltı şehri imiş, Gagik kilisesi yuvarlak içini kazı yapan Ruslar götürmüş,Türklerin ilk camisi Ebu Manucher burada, baba oğul kutsal ruh en belirgin Büyük Katedral/ Meryem Ana kilisesinde, üç kapısı var, halk için , kral ve patrik için ayrı ayrı. Polatlıoğlu kilisesinin yanındaki vadiden Şehmeran ile Bozok tan bahsediliyor, fırtınada ki sesler Bozok ‘un pişmanlık feryadları imiş. Kiliselerden birinde güneş saati var, kilit taşı Selçuklu etkisi, geometrik desenler, dik duruş temsili, başı Doğuya bakan kuşlar, Doğudan Mesih bekleyenler, gamalı haça benzeyen sembol, 4 element, hava, su, toprak, ateş i temsil ediyor. Ani yuvarlak geçiliyor, karşı dağlar Ermenistan, Arpa çayı sınır akıp Aras a katılıp, Hazar denizine karışıyor. Her tarafı katmanlı tarih gidip görmek lazım, Ani gelmeyenleri bekler 😊
Çıldır için 2 saatten fazla yol yaptık ve Molakan köyünden geçtik, süt işçisi, otoriteye boğun eğmeyen, Haç’ı kabul etmeyen, silaha karşı duran, kiliseyi red eden bu asi toplum Rusya’dan sürülmüş, buradan da Kanada’ya göç etmişler Rusya’ya dönmüşler, bugün orjinalinden bir kişi kalmış, Tarık Akan’ı da son filmi ile andık, bu köyde çekilmiş film, konu da bir molakanlı
Çildır gölü biraz donmuş ama üstünde kızak gitmiyor, çünkü buz kırılıyor, biraz yürüdük, kıyıdan giden kızaklara binenler oldu, Ren Geyikleri çekmiyor diye ben binmedim 😃
Sarı balık yedik ve beğendik, manzara da güzel, tesis iyi niyetli ama çok yetersiz, yarın Sarıkamış, köy evinde kaz ve şehir turu ile peynir alışverişi var, on kilo üstü kargo yapılıyormuş, 40-50 kg ya niyet eden var.
Kars bu sene üşümemiş, kış sınırlarımızı bekliyor hazar, vizesi yok, hakkettik ama di mi??? Her güzelliğin ustaca içine tükürmek fıtratımızda var 😬

KARS GÜNLÜKLERİ 3

Akşamdan sabaha mide olarak hazımsız kalıyoruz, çünkü yiyoruz, üşüyoruz, sıcak içecek tüketiyoruz, yani midemiz de ayaklarımız her daim hazır ol da 😊Ammaaaan bi daha mı gelcez Kars’a.
Güne Sarıkamış şehitlik ile başladık, Saray’ın damatları sidik yarıştırırken olan askere olmuş, tepe tepe andık şehitleri ve kahraman komutanları, o vakitler hiç olmaz ise askerin başında gidip, gerekir ise sonradan kaçıyorlarmış, bkz. Sarıkamış’ın damat komutanları 😬
Kademe kademe tepeye tırmandık, ilk önce Katerina Av Sarayı; çar hanıma yaptırmış, bu arada hanımın adı Aleksandra, kendi aralarında Katerina mı derlermiş bilemedik, adamın günahını almayalım şimdi, az öteye de astım hastası oğluna bir köşk yaptırmış, ana oğul neden ayrı, koca saray??? Demedik 😂 bölgede sarı çam var, bu ağaç ile geçmeli yapılmış binalar, sarı çam bir burda, kristal kar bi de Alpler de var,
Kayak merkezinde iki kademe çıktık indik, ortada salep içtik, eşsiz manzarada sessizliğin tadını çıkardık, resim neyin çekmedik, şiddetle tavsiye edilir, şiddetli de soğuk ama.
Öğlen yemeğinde bulgur pilavı üstü kaz yedik, mini alış veriş yan odada idi, arkadaşlar kaz yağı almış, ağrılara iyi gelirmiş, birisi ayı yağı da denemiş , netice alamamış, kaz yağını akşam düştüğüm yerlere bi denicez bakalım 😊
Şehir müzesine gittik, 65 milyon yıllık dinazor kemiği var, kadınların süs eşyaları ile kapıları bi de çeyiz sandığının kilimden yapılanını çektim, kadınlar MÖ 2000 civarı takı takınmaya başlamış, hazar ilk aynaya da o aralar baktılar, obsidyen taşı ilk ayna, bu bölgeden çıkıyor, şimdilerde neşter ucu yapılıyor imiş Göz yaşı şişelerine ağlayan kadınlar yerlerine köle tutmuşlar zamanla, “mini şişelerde biriken tuz, savaşa giden kocaya özlem ölçüsü olunca kendinden emin kadınlar kendilerini boşa harcamaya gerek görmemiş” ilk yalanlardan, taze aldatmalardan mış dedi rehber, benim yorumum da ola bilir 😃
Fetihe Cami ni gördük, bire bir Atatürk heykeli, Ruslardan kalma şimdi devlet dairesi olan binaları, bir meşhur otelini, Baltık mimarisi imiş,
Yol boyu biraz halıcılık konuştuk ki şimdi çok azalmış, çift düğüm, yün üstüne yün halılar tarih olmuş sayılır. Bu arada dünyanın en eski halısı Rusya’da ve 4000 yıllıkmış.
Biraz cirit konuştuk, Kekeç köyü meşhurmuş, resmi ve kara diye iki şekil oynanırmış,
Yarın uzuuuun bir tren yolculuğu ile dönüş var, arkadaşlar çok hazırlandı, bayağı heyecanlıyız, dedikodu bizden önce giderse, bazı istasyonlarda siz de şu var mı, bu var mı diye camı tıklatan halk olabilir 😂
Turun malzemecisi İnci, Hızlandıranı Neşe, hizaya sokanı Hülya, Sakini Ersin … dahası da var, ekibi takip et, turu zihnine kahkaha olarak kazı 😊Her şeye hazırlıklı ve kafaya bereden başka bir şey takmayanlar çok olunca huzur da oluyor, maşallah, hem de tuuuu tuuuuuu maşallah 😘
Eve dönünce genel değerlendirme yazarım, ama önce sırada Doğu Ekspresi ile batıya giden tur ve yiyecekleri var, Erzurum’a cağ kebabını akşamdan mı ısmarlasak diye oylama yapıcaz, sipariş keteler sabahın köründe ambalajlı gelsin diye bastırıp, pencere önüne koyduğumuz peynirler sabaha donar mı … gibi mühim meseleler hakkında istişare yapalım diyoruz, herkes önüne soda, ada çayı gibi şeyler de dizecek ki sabaha mide ve bağırsak hazır olsun, aaaaah bu turların gözü açık olsun

Ranzanın üstünü bacıma verdim, o uyudu, ben zifiri karanlıkta homurdana homurdana giden trenin alt ranzasında uykumu ve Sivas istasyonunu bekliyorum. Belki yollar aydınlanır, ışıklı evler, tabelalar görürüm diye umuyorum. Güzegah; Kars, Erzurum, Erzincan, Sivas, Kayseri, Kırıkkale. Son duraktan Ankara’ya otobüs, sonra hızlı tren, metro, metrobüs… yazarken yoruluyor insan.internet istasyonlarda geliyor, aralar ağ hatası, geçtiğimiz yerler fakir, ıssız, çorak, hiç gelişmemiş. Nerdeeeeee Heidinin köyleri, nerde filmlerde gördüğüm yabancı köyler,
Sadece köyler mi, iller ilçeler… her yer içler acısı, büyük lafların teğet bile geçmediği yerler buralar, kar manzarası azaldı, çıplak dağlar, kıvrıla kıvrıla kış sularını taşıyan dereler, büyük nehirlere koşan çaylar tren yoluna yoldaş, besi hayvanından çok tilki var, tezek dağları bile bahçe çiti kadar. Memleket manzaraları karanlıktan karanlık.
Adı Ekspres hızı kaplumbağadan hallice trenler değişmiş ama gelişmemiş. Hala ya çok soğuk, ya çok sıcak, hala dizeller durunca sarsılarak ayrılıp, daha fazla sarsılarak birleşiyor, yemek vagonu Fastfood olmuş, olanı da üç saatte bitiyor, ikmal 5 saatte bir, ya fakirlere ya da macera isteyenlere tren.
Turun bir vagonu var, İnci’miz mor çiçekli tren pazenini giydi, mor şalı da omzunda elinde poşeti; “çay var, kahve var, kuruyemiş, hurmaaa” diye dolanıyor. Hülya’mız on dakikadan fazla durulan yerlerde hemen gar marketine koşuyor, öğlen Erzurum cag kebap getirttik, yediklerimi değil saymak, düşünmek bile istemiyorum 😔ikram geniş çaplı, sanki erzak vagonu 😂
Sesli isim şehir oynadık, her kelimenin son harfi ile devam edenden, komik oldu, çoook güldük, internet olmayınca Gogol Efendi işe yaramıyor.
Hala Sivas’ın ışıklarını bekliyorum, içimde büyük şehir umudu var. Kars’a bir gelen bir daha gelirmiş, tekrar geliş sebebim ne olur merak ediyorum, tekrar halinde ikimizde bugünden kötü ola biliriz, o vakit anılarla bilgi yoklaması mı yapacağız??? “Uzun vadede olanları kader yazar, kısmet kapı açar” bu da Doğu Ekspresi aforizması, Yanyana geçen trenler var, çok ışıkla geçti, ısrarla Sivas bekliyorum, kandıramazsınız beni 

Yolu kolayladık,Ankara Hızlı Tren Garındayız. Bu sabah yağmur var Ankara’da, kara çevirmeden hızlıca gideriz buralardan. Günlerdir AVM ve simit görmedik, valizi emanete koyup kahvaltıya geldik, gözleme yedik tabi ki de, Kars fiyatlarından sonra iki menü alana üçüncü bedava, damak tadımıza ayar gerek, gezi boyunca huzuru tuvaletlerde buldum, desem yalan olmaz kiiii benim böbrekler idmanlı, on saati rahat karşılarda tren salladıkça sallana sallana yola düştüm. Bu arada dağ dağa kavuşmaz ama insanlar kavuşuyor, Konyadaki kuaförüm ile burun buruna geldik 😊
Sivas beklediğime değdi, Işıl Işıl, düzenli büyük şehir, sonra Kayseri’de de uyandım, orada ışıltılı ve peron kalabalık idi, yatak, yorgan, yastık rahat ama rüya yok idi, hazar rüyanın içindeyiz 😊 sabah kompartmanı şiir gibi yaptık, lavaboyu sürtesim, camı silesim de geldi. Aaaaah o treni tüm vagon bize verecekler ki alem yataklı görsün 😂
Eve doğru makineye renklerine göre çamaşır atarak, kocama bıraktığım evi neresinden tutsam diye sorarak, kafadan konuşarak uyku uyanıklık arası gideriz, sanırsam, yiyecekleri dağıttık, artık cüzdandan yicez 😊
Kahvaltı ile başladık, bekle bizi Eeeey İstanbul! Yer aç metrobüs, din yağmur, genişle gönlüm, hovarda kal ruhum! 🙏
Eli bol, gönlü geniş tur arkadaşlarım ne güzel günlerdi, tekrarını dilerim 😘

24 OCAK 2018

GİTTİK , GELDİK , KARS GÜNLÜĞÜNÜN FİNALİ

Yazamadıklarım, belki de tekrar yazdıklarım burada 🙂 Geniş özet yapıyorum, yeni gideceklere rehber olsun.

Kars için en iyi mevsim kış, en iyi yol tipi, giderken uçak, dönerken tren. Görülecek tüm binalar ve eserler Ruslardan ve daha eskilerden kalmış, imar için kendi topraklarından çıkan volkanik, bazalt taşı kullanıldığı için, onunda rengi genelde kara olduğu için, zamanla daha da karardığı için esmer güzeli kars, yapılaşma fakirlik kaynaklı, zevksizlik odaklı olunca güneş altında şirin bir şehir diyemem,kar çirkinliği örtüp gizemli yapıyor, kar yağmaz ise kimse gitmez, zaten kendi nüfusu da az. Geçim kaynağı hayvancılıkmış ama o da ölmüş, neden acaba ???? Bu arada tarihi binalara ek yapılan balkonları da görün, pimapen uzatmalı, ferforje parmaklıkları beyaz boyalı.

şehir merkezinde bir otelde kaldık, en eski otellerden biri imiş. Odalar bakımsız, banyo sular altında kalmaya müsait, ilk girdiğimizde çoğu oda kokuyor idi, tvler ve buz dolapları genelde bozuk. Yatak temiz, yemekler de iyiye çok yakın, personel ilgili ve ayarlanamayacak derecede sıcak, sık sık cam açtık, hatta kısa süreler açık bıraktık.

Turun ulaşımı ve bağlantıları güzel, program tıkır tıkır işliyor, şehir içinde pek yoğun bir gezme yok ama sanırım yeterli, sokaklar buz, çamur, tenha. Hiç yürüyen ahali görmedim, öyle vitrin bakılacak bir durum, AVM hiiiiç yok, Tokiiiii duyuyon mu beni:) İlk gece Şehir kulübünü biz istedik, yemekten sonra gittik, fiyatları makul, Akordiyon, darbuka ile bir üçlü geldi, eğlendik, parası gönlünden ne koparsa şeklinde bize ait idi, bir birimizi memnun ettik, İkinci gece turun bir organizasyonu oldu, Aşıklar atışması, yerel halk dansları. 18 kişinin 12 si gitti. Mekanı görünce anaokuluna geldik sandık, bildiğin kahve, renkli sandalye, renksiz masa, ortada soba, ses ayarı olamayan bir sistem, yerler beton, garipler dizlerini yerlere vura vura oynarken üzüldük valla. İyi bir ücret verdik, kendi imkanlarımızla eğlendik, aklımızda sobada pişen kestane ile isim isim para toplayan aşıklar kaldı ki hiç hoş değil, Mekana turun ağası hanımefendi de geldi, bir itibar, bir itibar, fakat karşı masada ben hırkayı omzuma atarak oturunca, grubun ağası baskın çıktı, halaya kalkınca sahnede kim var ise garsona kadar hürmetle önümde eğildi 🙂)))) Elimde değil kalıbım ve saraylı havam var. Üçüncü gece bir şey istemedik artık. Tren sabah sekizde hareket ediyor.

En yorucu gün Ani’ye gittiğimiz gün, buz üstünde 10.000 adım, saydırdım. Tarihe ilgisi olanlar için güzel bir yer, hatta tarihin katmanlısı orada, bir yan uçurum,karşı dağlar Ermenistan, sınırı Arpa Çayı çiziyor. Gezdiğin yerleri tekrar görmeden başladığın yere dönüyorsun, Arkadaşların elinde kolunda düşüp şaşmadan her yerini gezdim, gördüklerimi ilgi ile izledim, bu arada rehber çok başarılı, teklemeden takır takır, sorulara cevap veriyor, bir de ertesi gün önceki günden sözlü yapıyor.

Aynı gün Çıldır da yaptık, göl ancak üstünde yürümelik buz tutmuş, o da güvenli değil, kızakla suya düşenler de olmuş, kızaklar artık kıyıdan gidiyor, manzara dağlara doğru bakarsan güzel, kıyıda derme çatmadan hallice bir lokanta, tuvalete gitmedim bile ama kokusu etrafta dolanıyor idi, su yokmuş, buzdan su yapıyorlarmış, sobalı bir ek odacıkta yedik içtik, artık hijyen hak getire, ben balık yedim, beğendim, alternatifi köfte ama balık iyi bence. yanına turşu, ezme, küflü peynir,salata,üstüne çay ile helva geliyor.

üçüncü gün Sarıkamış yaptık, Burası da turun en soğuk yerleri, Anıtı ziyaret edip, Katerina sarayına çıktık, şehre bakan balkon gibi, çamların arasında harabeye dönmeme sebebi çoook sağlam yapılmış olması, bakım yok, “otel olsa da kurtulsa bari” diyor insan. Kayak merkezine gittik, orası da iki aşama. Biletler aşağıdan alınıyor, yarısı 5, tamamı 10tl, İlk çıkış bayağı uzun, çıktıkça üşüyorsun, indiğin yerde bir cafe var, bir salep 12tl, suya karışandan, alsın ,bir şey demiyorum da aldığından hizmet payı ayırsın, bir tuvalete bir temizlikçi tutmak için kaç salep satmak gerek ???? Yoksa temiz tuvalet kaç salep sattırır mı demeliyiz. En tepeye kadar çıktık, kayakçılar iniyor, biz inmeden döndük, inerken manzara müthiş, karlar güneş vurdukça mücevher gibi parlıyor, sessizlik anlatılmaz, ağaçların üstünde bulutların altında … süper bir deneyim, en sıkı burada giyinmek gerek.

Dönüşte şehrin kalan binalarını gezdik, hepsi Rusların eseri, bazıları kiliseden cami, bazıları konaktan resmi bina, biri de saraydan otel olmuş. Sonra da alış veriş, Kars fakir şehir, insanı mazlum, üstünde bir ağırlık var.Ammaaaa peynirciler hariç, epey bir alış veriş oldu, fiatlar İstanbul ayarı çıktı, neyse hepimiz elimize bir poşet yaptık, Kargo yapanlar da var. Otelin aşçısına Kete de ısmarladık, ondan da çoğumuz bir poşet yaptı. O gün öğle yemeğini bir köy evinde yedik, Tandırda ekmek pişirdi nene ama sofraya bir sıcak ekmek gelmedi, güya şehir hayatına bir gönderme olsun diye tasarlanmış, farkı görün gibilerinden, fakir ama doğal her şey der gibi de bizim gruba olmadı, iki genç kız vardı belki onlar bilmiyorlardır ama gerisi, en azından görmüş hatta ekmek açmış bile ola bilir. Bulgur pilavı üstüne kaz ikram edildi. Köy evi ise yemek yer sofrasında olmalı, oturan oturur, oturamayana tepsi, fakat herkesi masaya dizdiler, masa sandalye de feci rahatsız idi.İnsanlar hizmetli hörmetli ellerinden geleni yapıyorlar da geliştirme turun işi. İlginç, nostaljik derken sekiz olmanın gereği yok.Zaten ticaret yapanın ruhu yok. Para ruhu satıyor, satın alamıyor.

Öğlen yemekleri ücretli ve turun ayarladığı yerler, “insan en az yarısını tur götürmüştür” diye aklından geçiriyor, çünkü, bakıyorsun, görüyorsun, çarpıp bölüyorsun, elde var 1 diyemiyorsun, elin açık kalıyor da ne gam, heeeeeer yerimiz cereyanda hazar 🙂

Tren yolculuğu güzel bir deneyim, şu araya gençler gidip gidip geliyorlarmış, Kondoktür çoğunu tanıyor, kompartımanda partiliyorlarmış, hortum ışıklarla süs yapanlar, yılbaşı ağacı gibi dolana dolana ışığa sarılanlar, yeme, içme … gırla. Bir yer tutmaktan üç kompartıman yan yana hem samimi hem daha ucuz.

Turlar tüm vagonu satın alıyormuş, arada yabancı olmuyor yani, bizim arkadaşlar eli bol, gönlü bol, ikram ikram bitmedi, binerken alış veriş yaptık, yiyecek bitiyor çünkü, 10lt lik su alıp binen var, arkadaş ara ara “su isteyen” diye ünledi. Muhabbetin dibini bulduk sayılır, uzun saatler tüm kapılar açık, tuvalete gidenlere çetele tutuldu, istasyon binasını gören, hemen ismini haykırdı, toplaşıp yorum yaptık, Kars, Erzurum,Erzincan vagon vagon üstünde “parayla satılmaz ” yazan kömür çuvalları ile dolu. Vagonun etrafını dolanan birini arkadaş ” Hacıııııı! günaha giriyon Hacıııı!” diye doğru yola çevirdi, tren gidince geri dönmüş mü dür ???? Erzurum’da istenirse trene cağ kebabı geliyor, biz istedik, kimi beğendi, kimi beğenmedi, bi hoşluk oldu.

Erzincan’dan geçerken “Fahriye Abla ” şiirini hatırladım, yarısına kadar okudum da 🙂 Aaaaaah aaaah şimdilerde olsa Erzincan’da bir Fahriye Abla, vesikalı Fahriye ya olur, ya da ölür, Trenin Erzincan, Erzurum’dan geçtiği yerler çok fakir, döküm saçım yerlerden geçiyor, daha güzelinin içerlerde olduğuna inanamıyor insan.

Tren Kırıkkale’ye kadar, tamirat varmış, kalanı otobüs, bir saat kadar sürüyor yol,Hızlı treni bekleyenler AVM de ağırlanıyor, tabi ki de altında Mado, üstünde Starbucks var. Dışarı çıkmaya gerek olmayan bir yer ama ben çıktım yine de ,”bildiğim yer ayol!!! ” demekle hava atmış olmam.Antalya, Ankara Konyalı’nın alış veriş ve tatil yönü, 18 sene ben de her iki yöne gittim geldim.

Hızlı tren çok da hızlı gelmedi bana, arada 250 yapıyor ama çok yer 80-90, 4 saatte geldik, ilk okuldan beri ilk defa “gürültü yapmayın, biraz sessiz olun” diye ihtarlar alan bir grupta bulundum, hem sesli, hem de bizzat gelerek, Sohbet çok iyiydi, sayımız tümden kapatmaya yetmediği için oldu bunlar 🙂Arkadaşı tam gördüğü yerin Kirazlı olduğuna ikna ettim, karşımıza Sapanca Gölü yazısı çıktı, Bunu sessizce nasıl sindirelim, daha bunun gibi neler, neler 🙂))

Pendik’ten eve üç saatte geldim, Kızım da Konya’da Babannesi gile gitti, Yemek resmi atınca, “ben de yoldayım, çok açıktım” diye yazdım aile grubuna, mesaj alınmış, eşim yemek yapmış bana, Oleeeeey! dedim, valla. Aaaaah, anlatmak ve anlamak işlemi zaman alıyor evliliklerde, genelleşemiyor bi de, 30 seneye yaklaşırken ilerleme olması güzel, “ya hiç olmasa idi” diye de tedirgin, gergin… ve benzerlerinden değilim. Olmazsa olmazım yok benim, “olur ise olur, olmazsa bi oluru bulunur” cuyum ben 🙂

Sonuç; Terminal Travel ile giderseniz Rehber Kadir Bey’i ısrarla isteyin, Simer Otel de kalırsanız, direk sahibine şikayetlerinizi bildirin, Kars gecesine 75 tl vermeyin, Şehir kulübüne Akordiyon ile Erol abiyi getirtin. Sarıkamış’ta sıkı giyinin, Ani’yi gezerken ayakkabınızın altına buz patiği takın, Şöförün adını bilmiyorum ama arabayı güzel kullandı, kuralına kaidesine uygun gitti, onu da rehberle beraber isteyin.Rehber ücretli , şikayetlerin sahibi de turun sahibi son gece dağıtılan anketlere dökün içinizi.

Kars’a kışın gidin, doğuyu görün, dağları yeşil, kırmızı, sarı renkli Erzurum’u, Fahriye Ablanın Erzincan’nını gündüz gözü ile görün. Küçüçük bir odada internetsiz kalın, uzun uzun uzaklara bakın, toplaşıp, isim şehir oynayın, geyik çevirin, gülmekten çişiniz gelsin, vagonun iki yanı tuvalet korkmayın, hem artık deliklerden raylar görünmüyor, esmiyor tuvaletler 

25 OCAK 2018

“Yemekteyiz” ve benzerleri bence kurgu değil, ruhunun iç derinlikleri kötü insanları bilerek seçiyorlar, olay kendiliğinden kuruluyor. İnsanın cahili makbul, cahil kurnazın elinde şekil buluyor, insanın kendini bilmemesi, kendini bilmeden karşısındakine anlam yüklemesi , iki cahilin “bir berber bir berbere bre berber …” halleri, tekerlemenin teker olması, bulduğu yokuştan kendini koy vermesinin, kar lastiği ile ilgisi, yolun konuya dair bilgisi … nereye dayanır, dayandığı dağlara kar yağanlar kardan adam yapınca yine de adamını bulmuş olurlar mı ????
Sabah bulaşık makinesine eğildim, doğrulamadım, günü tedavi amaçlı aylak geçirdim, Allah kimseyi tedavi amaçlı bile olsa tv karşısına yatırmasın, iyilik ile ilgili bir şey yok, radyolar bile öyle, “kimlerden özür dilersiniz” diye başlık atılan programa katılan kızcağız kendini bırakıp giden sevgilisinden özür diledi, bir başka erkek arkadaşı ona kahveye gelmiş, tam çıkarken sevgilisi gelmiş, hatta gelmemiş, kapıdan dönmüş. İnsanların inandıkları şeylere başkaları da inansın diye ısrarcı olmaları tuhaf, tv izlemesinin için şanslıyım, arada gördüklerimi bile hazım edemiyorum.
Mother filmini izledim, Oscar adayları arasında, tarzım değil ama kendimi yenilemeye çalışıyorum, hayatın ölçüsü yaptıklarımızla değil, yapacaklarımız ve yapabileceklerimiz ile.İlginç bir film, “her şey bir rüya, uyandı, uyanacak ” tarzında, fantastik
Akşam erkenden iniyor, uzun gece, geç gelen sabah, haset fesat insanlar, intikam üstüne planlar, sitemler, imalar , mevsim kış hazar. Bir kükürt banyosu alıp, üstüne kurşun döktürsek, en üstüne kaymaklı ekmek kadayıfı yesek, bir birimizi yemesek olur mu ????? Sıkıntıdan profil resmimle oynuyorum, iki saat sonra bi daha değiştirecem 

29 OCAK 2018

Erkenden kalktım, limonlu suyumu içtim, radyomu açtım, çayımı koydum,günlerden pazartesi, yeni başlamalara mı yeniden başlamalara mı orası karışık biraz ama genel olarak kılıçı elindeki She-Ra gibiyim, Hazırıııııım!
Hiiiimeeeeeen! nin bayan olanı Şiraaaaa 🙂 doksanlarda çocuk sahibi olanlar iyi bilir, sabah kuşağının çizgilerinden,çocukların kahvaltı saatine denk geldiği için beraber izlerdik, Kılıç, balta iyilik uğruna sallanır, iyiler kazanır, güzellik baki kalırdı, sonra Ninja’lar, Robotlar … derken atari oyunları geldi. Teknoloji eli ile şiddet zihinlere kazınmaya başladı, Şeker Kız Candy bile telefona oyun oldu, Genç Gezgin ise mazi . Öyle bir oyun vardı, haritada bir yere tıklıyorsun, gezgin orada gezip, yiyip içiyor, tane tane anlatıyordu, en sevdiğim oyunlardan idi.
Yeniden başlamak için illa ki tarih atmak gerekiyor, insanın fıtratında ani geçiş yok, önce kesinlikle inanması gerek yeniliğe, yeniden başlamaya, süre koyacak, o süre içinde eskiden umudunu kesmeyecek, eski istediği şekle gelirse yenilemeden vazgeçecek, “eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı” diyenler eşyalar için söylemişler, duygunun yenilenmesi zor, şartlarla değişmek emek istiyor, emek de idareli kullanılan, harcamaktan çok saklamak eğilimli bir enerji. Aniden yalap şap ortaya çıkanı şaşırtıcı, kısa süreli kaos, onunda enkazı, hasar tespiti felan filan…
En iyisi pazartesi, yedi günde bir geliyor, sayması kolay, arkası tatil, önü arka arkaya iş günü,bu pazartesi olmadı, gelecek pazartesi, hatta hem ay başı hem pazartesi daha da güzel, doğum günü, yılbaşı pazartesi olursa uzun başlangıçlar için kebap!
Amaaan hepsi hikaye, insan kendinin masalcı başı, “anlat, anlat pek heyecanlı” diyen içimize dış ses ile “bu sefer kesin, bu defa oldu say, sildim, yaktım, yıktım, arkama bakmadım …” ikna bildiğimiz, tekrara düştüğümüz bir şey.
Eeeeee napcaz şimdi???? Valla, kaldığımız yerden devam, yeni başlangıçlara gerek yok, eskiyi gözden geçirip, analiz edip, hata, yanılma, yanma … tespiti yapıp, ileriye doğru yol alacağız. Beyaz sayfa siyah beyaz Türk filmlerinde fakir kızın günlüğü, bir beyaz sayfa açıp, unuttum, sevmiyorum yazıp, kapıyı çalan sevgiliyi anında af edip, boynuna sarılıp, yanak yanağa gelip, sağ bacağı dizden kırıp havaya kaldırmak, “havalar uçucam, az sonra” mesajıdır. Bu benim şahsi fikri, başka beyaz sayfa bilenler varsa açsın.
Haftanın sakin olmasını bekliyorum, geçen hafta memleketin öbür ucuna gittim geldim, iç ağrım hafif geçer gibi olmuş idi baktım, o da gidip gelmiş 🙂“yarim senden ayrı gezen yürek değil beden oldu” ne güzel bir türküdür, öyle yanımızdan ayıramadığımız şeylere her yerde yer var. Gelince belim tutuldu, biraz açıldı ama ağır çekimle hareket eder gibiyim. Hafta sonu annemgilde eski arkadaşlarla yemek yedik, güzel güzel eskiyi karıştırdık, Çevre Tiyatrosunda Semaver Kumpanyanın Akşam Yemeği oyununa gittim. Yemekler gerçek, iki perde, bildik dizi oyuncuları, salon dolu, oyun da biraz uzun ama iyi idi, Çoluk çocuğuna kol kanat gerdim sanan ana baba mesajını alanlar almıştır, Muhtelif Evhamlar Kitabı / Ömür İklim Demir / öykü bir solukta okudum, satır satır ruhuma eş yanlar buldum.
Temizlik yapmak, başka kitaplar okumak, hafta ortası bir sinema yapmak, Fransızca derslerime çalışmak, kendi kendimle baş başa uzun uzun oturmak istiyorum, haftalık planım programım budur, Sürprizlere mecbur açığım, 31 ocakta tutulacak aydan umutluyum, kızımı özledim, pazar günü gelmesini bekliyorum, hafta sonu bir oğlum İzmir’e gezmeye giderken, öbürü tezini sunacak, boş vakitlerimde örgü öresim var 🙂)))
Cümleten günaydın, kışı görmeden bahar gelecek bu gidişle, baharı hangi su besleyecek o meçhul, savaşları çıkaranlarla, savaştan medet umanların iki yakası bir araya gelmez diyenler var, yakasız gömlek giyenlerin icadı mı bu savaşlar ??? Ömür Barış ve Huzur özlemekle tükenecek, kesin bilgi

31 OCAK 2018

Kim kimi neden kandırıyor, ne kazanıyor, yalana ihtiyaç duyulmadan olmuyor mu, abartmanın içine yalan katılmaz ise çok mu sade olur, sadece, sence, o durum bence, neye göre …neyin kafası bunlar, kafayı nereye vursak açılır, içi açılan kafaların dışı yaldızlı, yıldızlı ambalajla sunulur mu, işin sırrı satışta mı??? satış bir beceri, bir ikna kabiliyeti de hitap edilen topluluk seçme olmalı, seçilmişlerin seçmesi bitmez, bir seçen bin kez seçilir mi seçilir, biz ona kategorize etmek diyoruz.
Günler uzamaya başladı, pencereden sabah manzarası genişledi, sabah sabah ucu bulutlara komşu binalara uzun uzun baktım; su kaynakları aynı, doğal gaz, elektrik,yol, okul kaynakları da aynı iken bu kadar insan istiflemenin sonu nereye kadar, sonsuz mu toplanma, toplananlar çarpıldıklarını ne zaman anlayacak, “emlak savaşları”, “emlak barışları” na dönecek diyenler, dış kaynaklı diziler 🙂 Bizde savaşa gerek yok, binlerce onbinlerce, onyüzmilyonlarca bina, boş boş bakıyor halı çimli mini bahçelerine, havuzları boş, saksıdaki ağaçlarına isim kazımak mümkün değil, gölgesi bile yok onların.Her sabah kahredecek bir sürü şey bulmak mümkün iken, mutluluğun peşinde koşmakla, “tuttum, yakaladım, hatta yaşadım…” geyiklerine mahkum hayatlar. Neden abartılı hayatlar, hele düğünler, yeni döşenmiş evler, her parçası ayrı marka giyimler,koldaki çantalar, parmakta yüzükler, tek taşın dayatması, kahvaltının serpmesi, etin havadan tuzlananı, gezmenin oteli, arbanın modeli … hepsinin sebebi inşa edilmiş mutluluk, planlarsak olur, “Beton ranttır, rant hayattır” ın açılımı mı bunlar,
Haberlerden uzak durmakla olamıyor habersiz olmak! Gördüklerini anlayanlar ve anlatanlar var da onları bulan var, bulamayan var.
Tolga Karaçelik / Kelebekler filmi ile Sundance Film festivalinde ödül aldı, sinemaya gelir diye bekliyoruz, Ümit Ünal /Mutfak Sırları’da salon sırasında, bağımsız filmlere hayat çok zor, şirket olmayınca ticaret olmuyor, abuk sabuk zehir saçan afyonlular 3-5 salonda birden, mesajı olan, göz açan arşivlerde, internete düşenleri yakalıyoruz, şimdilik. Bu arada “Rüzgarda Salınan Nilüferler” hiç bir yere düşmedi. 🙂
Dün Nar/Ümit Ünal, Sarmaşık/Tolga Karayel izledim, biri youtube de öbürü google de çıktı. Salonda oynadıkça bilet alıp gidiyoruz, bunlar millet faydalansın diye ortaya bırakılanlar, ikisi de güzel tavsiye ederim.
Hayat da bir roman, filme uyarlanmış hali yaşamlar, herkesin filmi kendine, göz kapakları kapandı mı açılır yürekler, ister rüya de ister hülya, kendi sinemalarının seyircisiyiz, alkışı hak eden yapımlara övgü arar durur muyuz ??????
Cümleten günaydın, Çanakkale’ye 15 termik santral müjdesi aldım az evvel, bu yaz truzim patlar artık, son ağaçlar, son kuşlar … her şeye yeniden başlamak ile son vermek arasında hayatlar, bu ne yaman çelişki anneeee!!!!

Reklamlar

OCAK SONU GÜNLÜKLERİ


10945613_10204823787648260_3671824430732505326_n

İstanbul’a kar geliyor, haberler felaketten bahsediyor, felaketin birinci günü felaketsiz geçti, yarına, öbür güne bakıcaz artık.Seksenlerde hava durumu tam bir komedi idi, hiiiiiiiiiç tutmazdı, şimdilerde arada bir denk geliyor, Gökyüzündeki uydularımızda serseri mayın gibi her hal, isabet kayıt edemiyor 🙂 Aaaaaaah aaaaaaaaah ocak da bitti, gözünü yola diken bahara sevinmeli, tükettiğimiz baharlara da üzülmeliyiz demiyorum.Gelecek günler önemli, önce gelebilmeli, sonra geldiğinde iyi değerlendirmeli. Tabi bunlar havada kalan cümleler, insan bildiğinden şaşamıyor, şaştığında şaşacak şey kalmıyor. Haydin bakalım, bakalım Ocak ayının son günleri bunlaaaaaaar …

21 Ocak 2015

Gülüş bir yanaşımdır bir öbür bir kişiye
Birden iki kişiyi döndürür bir kişiye
Anılarından kale yapıp sığınsa bile
Yetmez yalnız başına bir ömür bir kişiye. / Özdemir ASAF

Baba evine gidince kendimi kütüphanenin önünde raflara bakarak temize çekerim. Seri kitaplar, dışı parlak kabuklular, başına tarih ve yer yazılmış olanlar, babamdan kalanlar, doğum günlerinde hediye gelenler, bazı sayfaları tekrar tekrar okunanlar, sayfaları sararmışlar, okunmamışlar, okunup da akılda kalmamışlar veeeee hiiiç akıldan çıkmayanlar. Duygu Asena, Uğur Mumcu, Aziz Nesin, Barbara Cartland  , Vedat Türkali, Tomris Uyar, Pınar Kür, Nazlı Eray, Füruzan, Murathan Mungan, Selim İleri … veee bir sürü de yabancı yazar. Çoğu piyasadan kaybolmuş kitaplar, ya da bulunması zaman alanlar. Özdemir Asaf’ı aralarda buldum, 8 Ekim 83 de almışım, muhtemelen, Beyazıt’ta ki sahaflar çarşısından. Çok kitapcı dükkanı yoktu, hele yere yayılan korsan hiiiiiç yoktu. O zamanlar iş yerlerine taksitle kitap satanlar gelirdi ,Valla Fasikül fasikül ansiklopedi alırdık, sayısı tamamlanınca cilt kapağı da çıkardı, ciltci diye bir meslek ve dükkan vardı, şimdi kalmadı ,Kitaplar iniyor, ışıklı ekrandan gözümüze gözümüze, ansiklopediye ihtiyaç yok, bilgiler Google Efendide
Ben hala kitabı eline alıp okuyan, sayfasına dokunan, kağıt kokusu duyan, okurken ayraç koyan, baş sayfasına not alan, arasında takvim yaprağı, resim, not alınmış bi kağıt unutanlardanım
Hadi haftayı ortaladık, ocak ayının sonlarına doğru yelken açtık  Hadi havalar “bahara ne kaldı ki ” der gibi, Hadi şiirler güzeldir, Ö.Asaf en çoook güzellerdendir, bir kaç sabah, sabah dizeleri yapalım, Hadi etkinlikler ilçe içinde, “bir gülüşle yanaşacağız bir öbür kişiye” Hadi günaydın bi dize de kapanışa ;
Ben benden de başlar, ben senden de başlar.
İlgi dışından da, içinden de başlar.
Senden , benden, ondan sevi türküleri
Giderek yayılır, evrenden de başlar. / Ö.ASAF

22 Ocak 2015

Niçin bırakmazlar bizi insan-insan,
Seni de, beni de kırdılar insan-insan,
Ben onun kırıldığına kırıldığımdan,
O da benim kırıldığıma kırıldığından,
Bırakmadılar kırılalım insan-insan. Özdemir ASAF

Sabah kitabı açtık, bi baktık kısmette bu varmış. İnsan-insan kalamıyoruz maaaaalesef, Araya karışan hırs yüklü katalizörlerin birbirini yakıp yıkma savaşında ateşlere karışıp, oraya buraya savrulup duruyoruz. Bütünlük çağrısı, parça parça bölüp, etiketliyor hepimizi, ana fikir “Bi- taraf olmayan, ber- taraf olur !!!!!” olur olunca, aceleye karışan, menfaat kokan, sokma akılla sokulan düşüncelere esir düşenlerle, yolu esaretten geçmiş olanlarla, araya karışmış aklı selimlerle … bu işlerin mimarlarıyla dünya denen kazanda iyi ve doğruyu ararkene, buldum zannederkene, yanılmış olduğunu anladığında çoooook geç olmuş olacakkene … dönüp duruyoruz, içimizi daraltmayalım burda kestiiiiiiik :)))))
Bugün dolaplara göz atma, dolaplardan fazlaları faydalı yerlere atma,evin kapalı kısımlarını düzene sokma günü. Arada bir gerek. Rahmetli annem bu işin ustası idi, şiir gibi çekmeceler, yüklükler, dolaplar… yok bizde, Olamıyor kiiii, bir dolaba giren eller mikser gibi çalışıyor kiii, en alttan çekince, çekilen yanlış olunca, aradığın en üstte imiş meğer !!!! :)))
Sonra, sonrası dünya hali gibi, karman çorman :))) Ara ara kulağıma anamın “Ha bu kepazelik nedir ? !!!! ” diyen sesi çalınıyor, utanıyorum valla :))) Bugün de bu utançla çalışacağım iiiiişalllaaaah :)))
Hadi düzen her yere her şeye lazım, Hadi düzeni bozmak, düzeni yeniden kurmak fıtratımızda var :)))) Haydiiiiin günaydın olsun 🙂

23 Ocak 2015

Çayı koydum geldim, Akşamdan talimatları aldım, sırayla çocukları kaldırıcam, Orta boy önce kahve içmeye (demek yalnız kadınlara mahsus değilmiş bu adet ) sonra kız arkadaşı ile buluşmaya, kulaklık alacak, sakalına bakım yaptıracak, arada cuma namazı var, Kız ise, benim yeğane, biricik, toz şekeriiiiim !!!!! karne almaya okula gidecek 🙂 Ardından kutlama için bir AVM ye, ergen işi :)))) Yaaaa bir karne zamanı daha geldi, heyecan yok, her şey tahmin ettiğimiz, bildiğimiz gibi, kurtaramadık İngilizceyi :)))) Geçen yıla göre daha iyi ama kırktan kırkaltıya çıktı, mezüniyetten önce elliyi bulcaz, iiiişaaalllaaah :)))
Ben de dün dolapları düzelttim, şiir gibi olmasadaaaa bir şarkı türkü havası var, her an sallanıp, yuvarlanacak gibi :)))) Rahmettli annem tavanın köşesinden “Allah ıslah etsin seni !!!!!” der gibi bakıyor sanki :)))))) Bugün evdeeeeeeeyiiiiiiiim !!!! Yupppiiii !!!! Oleeeeeey !!!!! :)))))
Çocuklar İç Anadolu’ya yolcu, abilerinin, halalarının, babalarının yanına, belki bi de Konya yapacaklar, Ben de peşlerinden silip süpürücem iiişaaalllah .Sildiğim yerlere kimse basmadan, temiz örtülerle kirliler karışmadan, yeme içme teferruatı olmadan … saçımı süpürge etcem artık :))))) Tam temizlik bitecek, gelcekler dermişiiiiim :))))
Aaaay hadi yeni bilgiler var ; Bulaşık makinesi bir bilimmiş, karbonhidrat kirlileri ortaya, protein kirlileri kenara dizilecekmiş, çünkü eeeen iyi ortası temizlermiş, Kaşık çatal sepetine bitmiş limonları koyarsan hem koku olurmuş hem de temizliğe yardımcı, parlatıcı gözüne elma sirkesi dezenfektan işi görürmüş, suya da %90 zam geldi !!!! Bilimsel yan orta boy oğlandan, diğerleri konu komşudan, zam haberi ise haberlerden , hadi kaynaklar belli, kaynak kullanma tercihli, hadi hava güzel, kuruyor asılan çamaşırlar :))), hadi tüm plan programım suya sabuna bağlı, hadi köpürtelim, aaaaaaaaay noluuuuur kuşlar konsun sağımıza solumuza :)))Haydiiiiiiiiin günaaaaydın …

24 Ocak 2015

Sonunda herkes annesine babasına benziyor, Öğrenmediğimizi sandığımız öğretilmiş davranışlar, genetik olanlar, kızdıklarımız, sevdiklerimiz … bi bakıyoruz hepsi bizde toplanmış. Akşam çocukları yolcu ederken baktıııım kiiii bir “anne kopyası olmuşum”. Yirmi senem gurbetlerde geçince çooook gittim geldim. Ana kız illa kiii bir gün önceden gözlerimiz dolmaya başlardı, bi de rol yapardık kiiii üzüldüğümüz anlaşılmasın diye. Şimdi benim temizliğe kalkışmanda ondandır. Oyalanmak babııındaaa .Tatil başladımı çoluk çocuk yola dökülürdük, son telefonda “yollar izler dolmuştur, dikkatli gelin !!!!” demese olmazdı. Daha evden çıkmadan çarşafları makineye atıp, silip süpürmeye başlamasa olmazdı,”şunu aldın mı, bunu çantana attın mı, aman bi şi unutmayın !!!” diye saymasa hiiiiiiiç olmazdı :))) Ben de dün gördüm kiiii gördüğüm gibi olmuşum :))))
Karne geldi, çocuklar gitti, yarı yıl tatili başladııııı, faydalananlar için “oleeeeeeeey !!!” diyoruz.“Tatil benim de hakkım, ayoool !!!” diye çark ettim, az silme süpürme, az daaaa etkinlik ilave ettim, hepsini bi kazana katıp, ara ara karıştırıp, bi taşım kaynatıp, altını daaa kıstım mıııı, olcek bi şi ler :))))
Hadi gün yirmidört saat, tek bir faaliyet ile ziyan edilemez, en az yarısı bile feda edilemez !!!!, hadi yaptık planları, artısı eksisi de var :)) Esneme payı illa kiii var.Hadi sulu sabunlu işlere devam amaaa dozunu kaçırmadan, kitap var okursan, film var gidersen, hısım akraba var ziyaret edersen, yeme içmeyi kafana takmaaaa, boşver diyeti, o da az nefeslensin :))) Telafi edersin. Diye de ayarı çektik,”kim tutar bizi” diye de gazı verdik Aaaaay sayılı gün nedir kiiiii, Aaaaaay yetiştiremicem sanki :))))) Hadi bana bi kaç gün müsade, tatil mümkün mertebe çoooook şey kapsamalı, Hadi kaçtım, arkamda gülümseyen bi günaydın bıraktım, valla

27 Ocak 2015

Sisli bulutlu, ağır ağır insanın üstüne çöken havalardan nefret ediyorum diyemem. Çünlü nefret duygusunu artık taşımıyorum. Tabii kii de canımı sıkan insanlar, durumlar, havalar var. Beni de tepeden tırnağa bir alev ziyaret ediyor, kelimeler ağzımın içinde cümleler olup ip gibi diziliyor, dökülmek için sınırda bekliyor, kendimi tutup bastırmıyorum amaaaaa muhakeme ediyorum, Söylesem ne anlar, ne kadarını anlar, ne değişir, söyleyince ne kadar rahatlarım, “ha kör kuyuya, ha buraya …” diye de noktayı koyuyorum. Bir kör kuyu bulursam ne ala, bulamazsam da kayıtlardan silemiyorum amaaaa kayıt dışı muamelesi yapıyorum :)) Bunlar çoğunluk insanlar için, havalar ve durumlar, içine sindirme, kabul etme, “Yaşandı, bitti !!!” diye geçiştirme ile halediliyor.
Canım her zaman başaramıyorum tabii ki de fakat gerçekten nefret duygusu taşımıyorum, hafif sinir olmak benimki, o da nadiren :))))
Aaaaa kucakladım pozitif bulutlar demetini, bastım bağrıma :)))) Hazırım sisli, bulutlu, bir ocak sabahına, Silme süpürme bitti sayılır, araya kitaplar, evde sinemada filmler katıyorum, Başka sinema’dan “Arayış” bir çeçen hikayesi, seyir ederken çooook duygulandım, şiddetle tavsiye edilir.Haftanın kitabı Nar Ağacı / Nazan Bekiroğlu Tebriz-Trabzon arasında Zehra ile Settarhan’ın hikayesi ama içinde devletler, kültürler, savaşlar var bi de olmazsa olmaz aşk , kalınca dörtte birini anca geçtim.
Aaaay hadi anne tatili benimki, evden kopamadan, ev halkını unutmadan, kendime ayıracak zamanlar hem var hem de kalitesi yüksek :)))
“Huzurum gergin ip gibi, yaşanacak ne kadar gün kaldı kii” diyen şarkı sözüne inat huzuru kendim sağlayıp, ipinini de kendim tutarım, kalan günler için hesaba kitaba gerek yok, yaşadığım ana sahip çıkarım diye de bi cila attık, ruhumuza,muhtemel perşembeye görüşürüz iiişaaaaalllaaaah, kendimize iyi bakma lüksüne her zaman sahibiz, unutmayalım, hayat kısa kuşlar uçuyor, aklımızda tutalım, haaaaydiiiiin günaydın, başlayalım …

29  Ocak 2015

Kendime kuvvetli bi günaydın dedim, Kahve yaptım, içine çikolata batırasım var ama sabah sabah kahvaltımdan kaç kalori götürür onun hesabını tam olarak yapamadım :))) Aklımda yazacak bir sürü şey var, bana dair, eve dair, gördüklerime, beklediklerime, havaya, suya, kuşlara, ağaçlara … her şeye dair söyleyecek sözüm, yazacak bir iki satırım var, Bu da beni enerjik kılıyor, malum yapılacak işleri yapmadan geçemem, yani en az %75 i ni atlamam, aaaaaah kör olasıca sorumluluk duygusu,her daim canlı bende :)))) Bu da güzel bir şey ama, yapacak şeyler olması, onları yapacak kuvvet ve isteğin bulunması, iyi şeyler bunlar,
Kulağım kapı zilinde çocuklar ha geldi he gelecek, işaaaalllaaah , pişiçek yemeklerin malzemelerini dizdim, mutfak tezgahına, mesai mutfakda yoğun, az biraz da çamaşır ve ütü olması muhtemel, ev temiz, “bal dök yala misali” bu da evin temiz tertipli son saatleri 🙂
Bu kadar tazelenmemin sebebi dünkü “Aylaklar” buluşması, ununu elemiş, eleği elinde gezinenler, bütün kızlar toplandık diyemem Ahmet‘e ayıp olur, “Ahmet bir sürü kızı bir araya topladı !!!!” münasiptir :))) 15 kişi bir ağızdan cıvıl cıvıl konuşup, Osmanlı mutfağından tükettik, yanında şerbetler içtik, bakışlar teeeeeee fakülte yıllarında baktığı gibi gördü, anılar, hatıralar puzzle parçaları gibi, yerini bulan yapıştırdı, Amaaan ne özleşmisiz, olanlarla hasret giderip, olmayanları bir bir söyledik. “Bi daha, bi dahaaaa…” diye tarih belirledik, bölgeyi de seçtik amaaaaa ayrıntılar daha sonra,
Aaaaay hadi yalnızlık da güzel şey ama bi mecburiyet değil seçim olmalı, yalnızlar zaman zaman yalnız olduğunu unutacak yerlerde bulunmal. kiii okul toplantıları iyidir, Hadi anne tatili bitti bitiyor, yarı tatili yarılandı, ocak son günlerini sürüyor, ilk cemreye 22 gün kaldı.Aaaaa bahara ne kaldı. Ömür dediğin günlerimizi bir bir tüketiyor, engel olamayız ama tadını çıkarabiliriz, aaaay hadi her fırsat bi şenliğe dönüşsün, valla elimizde, “Bozma moralini !!!!” sık tekrarlarla bile eskimez, gündemden düşmez :))) Aaaay hadi “çenem düştü !!! ” denmez ama düşen bi şi illa ki var :))))
Hadi cümleten günaydın, söylerken ağzımı kulaklarıma doğru yaydım, valla:)

30 Ocak 2015

Kalktım amaaa geri yatasım var. Üstümde bi kırıklık, bi üşüme, bi yorgunluk, bi bıkmışlık, bi bi tuhaflık var desem de tuhaflık bölümü yalan, Tuhaf felan değil bildiğim bir hal de adını koyamıyorum ya da adını her seferinde değiştirdiğim için bağlantı kuramıyorum amaaaaaaa geçici bir hal ya onu biliyorum :))) Bi kere hangi gündeyiz onda sürekli tereddüt ediyorum, parmak hesabı öncesini sonrasını hatırlayıp sayıyorum, zor denkleşiyorum :)))) Çocuklar evde gece nöbetinden geç çıktılar sızmış haldeler, etrafta çoraplar, bardaklar, polar örtüler, kitaplar, şarj aletleri, dinlenen telefonlar, dünden kalma yerini bulmamışlar veeee bir de tepeleme çitlenmiş çekirdek öbeği var, akşam da bi ara bi maç gördüydüm, bugün cumartesi mi, öncesi mi tereddüttüm var deyemiyeceğim, güncellenmiş aletler sağ olsun 🙂
Eveeeet bugün cuma ; Ocak ayının son cuması; ayın son gününün bi evveli, hafta sonu kokuları gelmeye başlamış, havada bulut var, takvim yaprağında karakışın sonu yazıyor, benim elimde o dandik saleplerden var, tadı da , kokusu da babamın yaptıklarına benzemeyen. Akılda hareket halinde olup, sıralamada yer değiştiren bilumum yapılacak işler var, bilhassa üstünde durulması gerekenler, bilihaaaaareeeee dikkat çekilecekler var. Var olanların hep var olmasını dilerken, yok olanların yokluğu ile üşürken, dilimizin ucundaki “amaaaan boşveeeer!!!” ler içimizde dolu dolu ağırlık yaparken, bir umut, bir ışık, bir haberle hayatımızın yeşillenip, çiçeklenmesi eeeeeennn büyük arzumuz olup, bunun adını mutluluk koyacakken … ihtimallere vurgun, tesadüflere yangın yaşamaya devam, tabii ki de.
Aaaaaaaaay hadi ısındım bile, vazgeçtim yatıp, yuvarlanmaktan, dimdik ayakta, yıkılmadım hayatta ( Yalaaaaaaaaan !!!!! ) yanına uyduramadım bi cümle daha, gerek de yok, mesajı alan aldı, hadi hayırlısı, hadi hepimiz için en güzeli, en iyisi !!!. , dönen dünya da mecbur dönerken, “Döndüüüüüüüüür beni dünyaaaaaaaa !!!!” komutunu biz vermiş gibi, taaaaaaaaaaa derinlerden su yüzüne çıkmış da güneşi görmüş de aradığını bulmuş… da gibi, haydiiiiin günaydın, Allahtan ümit kesilmez, valla ..

 

 

 

OCAK ORTASI GÜNLÜKLERİ


10933827_10204823831169348_5266361214210275981_n

Resim iç açıcı değil ama yine de koydum. Bana göre çoook düşündürücü. Ruhumuz gibi çalkantılı, yer yer karanlık, karanlıktan gelen ışıklar var, kuşlar uçuyor, havalanmış umutlar gibi, net bir aydınlık da var. Suların gerisinde kalmış ancak gözümüzün ulaştığı topraklar, orda yaşanan hayatlar, içinde olmak istermiyiz ? belli değil, bir an için belki 🙂 Esas mesele yerini bilmekte, yerini sevmekte, durumu kabul etme 🙂 İçini dizginledimi huzur buluyor insan. İçi ile barışamadımı uğraşıp duruyor , taraftar bulmaya çalışıyor, destekler arıyor, olmadı sırtını dönüp gidiyor 😦 Ne gittiği yerde mutlu, ne de tam gidebilmiş oluyor, böyle dönüp duran bi durum, bi ruh hali zaman zaman üstümüzde… Hadi yapışıp kalmadan sıyrılalım ve de ocak ortasını hangi hallerde yaşamısız bi bakalım 🙂

11 Ocak 2015

 

Kışın yazı özlüyor insan, yazın canı bahar çekiyor, baharlar ise favori hiiiiiiiç bitmesin dileniyor 🙂 Ben baharcıyım, ilkini de sonunu da severim 🙂
Güneş biraz yüzünü gösterdi, bi tadımlık, arkası kar boranmış  Kış kışlığını yapacak gibi bu sene, tatillere tatil eklenecek mi acep ? Öğrenci geyiklerinde ;”Valinin liseli aşkı var !!! ” deniyor :))))
Bir zamanlar deniz tatilleri vardı, illa kiiii cinsinden. Çınarcık, Avşa Adası, Erdek … aklıma ilk gelenlerden. Eeeee gittik bizde ki :))) Çınarcık sahilinde çakılların üstüne bronz teni yakalama, mavi, rüzgarlı deniz, akşama eğlence, çınaraltı, koca koca çay bahçeleri , Avşa ‘yı mağazin haberlerinde gördüm, ünlüler tatile giderdi. Dört bi yanı deniz, kum, kalabalık çarşılar, şarap, geceden sabaha eğlence, diskolar, bağır bağır müzikler. kumsalda ateş, gitar, gökte yıldızlar, bitmesin , “annem beni çağırmasın !!!! ” diye dualar :)) O zamanlar bikiniyi yakışan giyerdi, cesaret işi idi, et yığınları kıyıda köşede saklanır, fit vücutlara açıktı plajlar :))) ( Kadın erkek ayırmadım) :))))
Erdek en aklımda kalan, eeeeen sevdiklerimden , O yüzden Mahir Ünsal Eriş’i peeek severek okudum ,uzun bir sahil, evler, sosyal tesisler, kahvaltı, akşam yemeği, ortak duşlu, barakadan odalı pansiyonlar , Yemekler güzel, akşam da müzikli eğlence var ,Diz üstü şortun üstüne çiçekli gömlek, ayakta spor ayakkabı, al sana piyanist şantör :))) Hem yemek hem eller havaya, peçeteye yazılı istekler, isimli sahneye davetler … gece yarısına doğru biter, yaşlılar yatmaya, gençler diskoya. Disco dediğin, dört bir yanı hasır, gökyüzüne ara ara açık, tepede dönen ışıklı bi top, gençten popüler, en az 25 kişinin yaz aşkı disjokey :)))) ” joe Cocker ve Unchain my heart ” bir yaz bizi alıp alıp gitti, dermişim :))) sonra alınan adresler, telefon numaraları … bir zaman araşmalar felan…
Geçti gitti o günler, yaz devamlı gelip gidiyor ama içinde yeni tanışlar var, eskiler eksiliyor , Biz de biraz eksiliyoruz kiiii …
Aaay hadi filitre kahveme çikolata batırdım, güzel oldu, içine düşürmeden yemenin heyecanı var :))))))) Hadi günaydın olsun, bu yalancı güneşli ocak ayını ısıtmak bize kaldı, hadi bi gayret gençleeeeeeer !!!!!

12 Ocak 2015

“Fırtına varmııııışşş !!!! , Dilan E-5 e uçmuş !!!! “, ” Aaaaa bu hava seni de uçurur, üstüne ağırlık yapalım !!!! “, “Yoldan taş toplarım :)))) ” Ana kız sabah geyiğimizi de yaptık ammmaaa, fırtına var. Güneş doğalı bir saati geçti fakat ışıkları dünyamıza henüz gelmedi, Depresif olsam, gökyüzüne baka baka “Bahtım bu bulutlardan karaaa, batsın bu dünyaaaa !!!!” diye yeri gögü inletebilirim :))))) Cama vuran yağmurun sesi de fona katıldı, öyle tatlı felan da değil, bildiğin dövüyor, vuruyor, esiyor. Deniz trafiği yok, kara trafiği de durma noktasında, bazı yollarda kazalar varmış.
Karanlık bir dünya, yağmur, fırtına, “pencereden kar geliyor !!!” türküsüne klip akşama çekilebilirmiş :))), bi de pazartesi, günlerdir evde pazar havası, yapılacak iç, dış işler …
Ayol daha yılın başındayız, Ocakda kendimizi bırakırsak, Aralık şimdilik uzak :)) Fonda türkümüz ; “Diyarbekir yoluna loo, toydum düştüm toruna, bu sevdalar boşuna leee, bu sevdalaaaar boşuna …” teeey teeeeey teeey … aaaay tutmayıııın biziiiii …
Aldık sayalım gazı, yapcek bi şi yok, yaşıyorsak, her şey için elimizden gelenin en iyisi, hadi gün aydın olacak iiiiişaaaallaaah ..

Kar yağıyor, okul açılamadan kapanıyormuş, ne gülerim, tarih ocak 2015 i benim için, ” içinde onlarca pazar vardı !!!! ” diye yazacak ,hayırlısı olsun :))))

 

Bu bugün üçüncü yazı 🙂 Öncesi var, sonrası da aazzzz sonra :)))) Para pul işleri için çıktım, sokaklar ; “sen dujjj istiyor, yollarda bedava !!!!!! ” kıvamında, Gökten Allah, yerden kullar yağdırıyor , soğuk, rüzgârı arkaya alınca, hem hızlanıyorsun, hem görüş açın açılıyor 🙂Bi de market yaptım, biri evde birinide vali yollar az sonra :))) Hani hizmette kusur etmeyim istedim :)))) Annelik geniş kapsamlı hazar :))))) “Aaaay hadi bugün kendime pazaaaar !!!!” diye içimden geçirdim, bi beyaz yalan yaptım, olmadı, inanmadım, haydin mutfağa … :)))))

13 Ocak 2015

Bütün mesele “olmak ya da olmamak” değil, mesele “anlamamak ya da anlatamamak”. Hayatın özü budur.” Dünya iletişim üstüne döner, koptuğu noktalarda hayat da kopar.” diye de sabah incisini yumurtladım, benden önce yumurtlayan varsa da, haberim yok çalmadım :))))))
İnsanın bi başını ama sadece başını alıp gidesi geliyor zaman zaman, hani “beni merak etmeyin, ben de sizi merak etmicem, bi zaman geçsin yine görüşelim, bi kendimize gelelim ” şeklinde, görünmez ama görür modunda, kalabalıklarda yalnız tarzında, soru cevapdan uzak, sevdikleri yanında değil ama kalbinde, biraz avare, biraz kendine çalışan, birazdan çok umursamaz, “batsın bu dünya” dan hallice, ille de manzaralı bir oda :)), serbest sokaklar, çay kahve, kitap, yarına yetecek kadar para (Yarınlara demedim :))) ), yazana kağıt kalem, gözlük :))), haberleşme canın isteyene kadar ertelenmiş, uzaaaaak diyarlarda ya da uzaaaaak hissettiğin bi yerde … hayal işte, gidebilenler var tabii de dönüşün ağırlığına katlanabilmek zor, gidişler olası, dönüşler buram buram kırgınlık, sitem kokar. “Gitti mi dönesi gelmez insanın ” hani dönmek istemediğinden değil, dönüşü muhteşem olamayacağından :)))
Aaaay hadi böyle karışık bir ruh hali, ben gövdesini başını taşıyıp da gidemeyenlerdenim ama ruhumu gezdirebilirim, çooook şükür ki 24 saatten kendime ayıracak zamanlarım var, kaliteyi tam tutturamadım amaaaaa yapabileceğim aklımda , orta yol dedikleri bir şey her şey de var, ortanın altında üstünde gerilim ve heyecan var !!!!
Konu dağıldıkca dağılan cinsden topladıkça bir ucu dışarıda kalır gibi :)) Hadi kestik o zaman, içimizden geldiği gibi, sağa sola takılmayan, takmayan bi günaydın olsun, herkes kendi ayarını çekebilir, valla :))))

14 Ocak 2015

Çocukken okuduğum kitaplarda aklımda kalan anneler gibi anne oldum kiii ben 🙂 Kalkınca saçlarını tepesine toplayan, üstüne sabahlığını geçirip, mutfağın yolunu tutan, çayın altını yakan, kahvaltı hazırlayan, çocuklarına seslenip, kahvaltıya çağıran, yesinler diye başını bekleyen :)), önemli şeyleri bir kez daha tekrar eden, gideni kapıdan geçiren, arkasından el sallayan, herkes gidince kendine çay ya da kahve koyan, biraz sağa sola bakınıp, yine de eşi, çoluğu çocuğu için çalışan bi anne …
Eeeeeeeee nerde kendine ait zamanlar :))) Kitaplar yazmıyordu o zamanlar, onu da sonradan öğrendik. Bi bunaldığımızda, bunalımımızı masaya yatırdık, ölçtük, biçtik, ahkam kestik, karar verdik, “gün 24 saat” illa ki bi araya sığar dedik, bilinçlendiiiiiik bacımmmm :)))) Bi kırk küsur senemiz de geçti ama buna da şükür :))) Birden kendimi kırmızı kareli polar sabahlığım, dağınık topuzum, aynanın çerçevesini zorlayan görüntümlen görüce aklımdan bunlar bunlaaaar geçti, yani geçenlerin özetinin özeti :)))
Sorunlardan biri de “Finali kabul edemiyoruz !!!” Eveeet öyle, bitip tükenmez bi enerji ile her şeyin bildiğimiz şekilde devamını istiyoruz, ne finali, ne değişimi kabul ediyoruz ya da çooook zorlanıyoruz :))))
Amaaaaan ben olabilecekleri olduğu gibi kabul ettim, yel değirmenlerine kılıç sallamak değil kiii niyetim !!!
Hadi mutluyum, huzurluyum, sebebi benim :))) Hadi arada aynaya bakmak gerek amaaaa nasıl bakıldığını bilerek, hadi kış güneşi sızıyor bulutlar arasından, yakaladığın yerde “pisi pisi” misali, tadını çıkarmak gerek :)))
Hadi el sallama zamanı geldi 🙂 hadi günaydın kiiii … 🙂

15 Ocak 2015

Gün grilerini kuşanmaya hazırlanırken ; Kuş sürüleri bir oraya bir buraya kanat çırptı, yakınlardaki çift tedrisatlı okulun ilk ders zili çaldı, servisler kapı önlerine yanaşmaya başladı, aynı saatte geçen otobüs durağa geldi, çıplak ağaçların altından hızla yürüyerek geçen kadınlar, erkekler görüyorum, tarfik ağırdan akmaya başlamış, günün neşesi haberlerden ; “Araba sayısı çoğalmasın diye benzini ucuzlatmıyoruz !!!!!” bu habere istediğimiz yerimizle gülerkeeeeeen gün de başladı çooooktaaaaan :))))
Eeeee bizde başladık ki, Birbirine benzer görünen ama ayrıntılarda gizli yanları olan, nefes aldığımız, aklımızdaki düşüncelere yön vereceğimiz, sonra da adına program diyeceğimiz bir güne daha hazırııııııııııız !!!!
Gün içindeki her şeye hazır değiliz ama olsun ,Onları da engin tecrübelerimize dayanarak savuşturacağız :))) Biz kiiiiii hayatın her dalında eğitim görmüş, bazı bölümlerde master yapmış, bir çoook bölümden mezun olmuş, kep atmışıııııııız :))))) Kim korkar yeni bi sabahtan !!!! diye de eni konu salladık, eeee hazırız :)))
Hadi tatiller başladı, küçük oğlan evde, bilmem kaç sezonluk bi diziye başladı, ben de yancıyım :)))), kızı dün sabah kurtarma yazısına gönderdik, zannımca kurtaramamış :))))), Bu sabah öylesine gönderiyoruz, dersler bitmiş !!!! , Büyük oğlan “yarı yıl tatilinde ben de gelirim” dedi , hadi bugün kültür fizik günü, sosyalleşirken spor 🙂 diye bi niyet var, “hadi siz de ne var ? !!!! ” Hadi günaydınlaaaaar …

16 Ocak 2015

Hayata açılan pencerem diyorum ben ona , İlk koridorun sonunda küçük. tek kanat, arka caddeye bakan, ekranının %37.5 unu ağaçlar kaplayan ( Kiii buna da şükür ), çift yönlü trafiği akan, köşesinde otobüs durağı bulunan, dolmuşları göz hizamda isteğe göre duran, kaldırımlarında metrobüse, servise yetişmeye çalışan ya da çamlıkta spor yapacak olan ya da hiç biri seçeneğine uyan insanlar dolanan, başımı göge doğru kaldırdımmı beni mavimi engelleyen gökdelmeye hazır binaları bulunan, ekmek kırıntılarıma kuşlar konan, tam önünde bi kırmızı koltuk bulunan … bi pencere benimki , Direkt hayata bakarım , Hani gün ağarmadan iyice bi kararır ya o aydınlanırken ben de şükürle tefekürle yeniden doğarım , Ötesi deniz bilirim, rüzgar kokusunu getirir, küçük bir dağ tepesi gibi bir şey takılır gözüme, sıra dağlara bakmış gibi hissederim, gece evlerin ışıklarına bakarım, her ev için ayrı şeyler düşünerek ,Evde isem her önünden geçtiğimde perdeyi şöyle bi sıyırır, kolacan ederim manzaramı, ışık güzel diye gündüz okumalarını orada yaparım, radyonun sesini iyi duyarım, evden çıkanları yolcu eder, geleceklerin yolunu gözlerim … dedim ya hayata açılır diye :)))
Bu sabah kadraja bi vinç parçası eklenmiş, Göremediğim ama bildiğim yerdeki inşaatın vinçi, bulutlara karışmış gibi yüksek, hayatımıza yeni betonlar, yeni insanlar, suni bahçeler ekleyecek, artık caddede trafik hissedilir şekilde şıkışacak, hava biraz daha kirlenecek, kaynaklara bir sürü daha ortak çıkacak, yerine teee yıllar önce sosyal tesis demişlerdi, kimin elinde kaldıysa artık, reklamları “yeşil vadi, aradığınız her şey burada, metrobüse üç dakika … ” diye paravanlara sıralanmış.
Hadi başka sözüm yok, hadi “her şeyin hayırlısı” yeni kaçış, kabulleniş, boyun büküş … cümlemiz,, cümleten günaydın, kuşlar konsun yollarımıza …

18 Ocak 2015

Hayat önde biz arkada, çabamız tam da içinde olmaya, devam, devam, devaaaaaaaam … Rota İstanbul Gezginleri ile Eyüp Sultan’a ,Her şey normal 🙂 Hava güneşliden bulutluya dönmüş bile :)) Dersi ettim ezber, bir münasip yerde kılıçımı kuşancam iiiişaaaaallaaah, şakır şakıııııır kılıçtan geçirir gibi, dökülsün cümleler dilimden. Amiiiin :)))
Silahtarım, çuhadarım, rikabtarım kızım !!!!! , alçak sattı beni, bir AVM kalabalığına tercih etti , Kıza yapıştırdığım sıfatların anlamı, bugüne uyarlanması, hangi kayığa binerler, ne giyerler, hangi mekanlar favorileri … geziye katılanlara bizzat anlatacağım, yanına ” Bostancıbaşı” bilgileri de hediye :))))
Aaaay hadi bir gün, bir gün daha, adı pazar, mimarı pazara pazar muamelesi yapanlar ,Pazarı pazar yapan da pazarı tatilin dibi sayanlar :)))
Haydiiiiin Ensar Konağında kahvaltıya, olmadı Piyer Loti Tepesi’nde çaya, daha da olmadı bir türbede, bir mezartaşının başında,bir camii de … buluşmaya, arayın kaybolduğunuz yerden Baş Gezgin Mehmet Fatih Sertoğlu‘nu telefonlarına çoooook ısrarcı olursanız bakıyooooo 🙂
Aaaay hadi günaydın, İstanbul’un döört bir yanından gezginler aynı noktada buluşmak için yollara dağıldılar bile…

19 Ocak 2015

kızın kahvaltısı, okul kıyafetlerine ütü, namaz niyaz,kızın öğlen yemeği … derkeeeeeen gözlükleri taktık, çayımızı aldık, masa başına iki satır yazalım da güne başlayalım diye kurulduk 🙂 Gözlükler ara ara çayın buharına maruz kalırken, aklımızdaki bulutları aralamaya başladık , Bakalım ne görünüyor ? :)))))
İlla ki geç kalkılan, eni konu kahvaltı yapılan, sofrada kesinlikle sıcak ekmek bulunan, eve en az iki gazete alınan, tek kanalda tek seçenek kovboy filmine evcek bakılan, banyo yakılıp hamam yapılan, kimseye gidilmeyen, kimse de gelmeyen, pazara giden evin babasının getirdiği haftanın balığını, evin annesi pişiren, haftalık kılık kıyafet planı yapılan, pek de bi dışarı çıkılmayan masum pazarlardan nasıl geldik bizi perişan eden, pazartesi sendromunu dilimize yerleştiren günlere acep ? :))))
Aklımda kaldığı kadarıyla tüm dükkanlar kapal,ı çarşılar ıssız olurdu, AVM zaten yoktu, sokaklarda yeme içme ayıptı :))) Evin babası kesin evde olunca değil gidip gelme kapı çalma bile en çooook ayıptı :))) Bahar sonu yaz başı gibi kasasına halı serilmiş kamyonla mahallecek gidilen piknikler kayıtlara geçen tek tük eğlencelerden biri :)))
Şartlar böyle olunca bizde dinlenir, kişisel bakımımızı yapar, ojeleri yenileme, saçlarımızı sarma, haftalık ütü … gibi pazartesi gününe de güle oynaya başlardık :))))
Şekerim günün on saati sokakalarda geçince, gerek trafik, gerek kalabalık seni ezince, yeme içmede seçenek çok, mide bayram edince, çarşı pazar açık cüzdanda açık olunca … bırak bedeni ruhuuuuun yoruluyor bacıııııım !!!! ya da kaaaardeeeşiiiiim !!!! :)))))
Aaaaay hadi bi pazartesi daha, ayağıma buz koydum, bedenimi erkenden yatağa serdim :)) Aaaay hadi bedenen dinlendim, Ruhuma da yapcez bişiler kiiii bu hafta çooook yoğun, haftanın filmi ve kitapları ve de etkinlikleri var onları yarın yazalım, Aaaaay hadi başlayalım,
Cümleten şaaanneee haftalar olsun, kim korkar devamlı gidip gelen pazartesiden :))) Hadi bu ülke kara mizah dolu, “ODTÜ öğrencisine akıllı ol !!!! ” diye bağıranlar vaaaar :))) Birden aklıma geldi bi tebessüm olsun diye şeyeddim :))) Cümleten günaydın, haydiiiiin kuşlarla ..

20 Ocak 2015

Uyanırken heeeer sabah aynı günmüş gibi hissediyor insan amaaaa değil başlangıcı bile değil .Misal bu sabah benim başım ağrıyor, Pozitif enerji salımı ile halledeceğiz iiişaaalllah , Dün buz tedavisi, ilaç tedavisi, az dinlenme, pazartesiyi başka bi güne erteleme gibi çalışmalarla ayağı akşama hazır ettik veee İş Sanat’a Faik Sait Hikayeleri’ ni dinlemeye gittik  .
Hem de ” Radyo Tiyatrosu” günlerine gittik. Biz “Arkası yarınlar’ın, Çocuk saati, Radyo Tiyatrosu, Sesli Roman’nın …” sesini duyup da kendi gözüyle görenler kuşağındanız. Ayak sesleri, tıpır tıpır yağmur, kapılara, pencerelere vuran rüzgar,sinsi gülüşler, içli itiraflar, hıçkırıktan gözyaşı … gibi seslere kulak kesilir, anında görüntüyü gözümüzde hissederdik. Hafta içi heeeer sabah saat onda arkası yarına evcek, perşembeleri akşam sekiz ya da dokuzda radyo tiyatrosu, hafta sonu çocuk saati o da sabah , geçenlerde ordan aklımda kalan çocuk korosunun şarkılarından birini söyledim çocuklara da bayıldılar , Annem de çocukluk şarkılarını söylerdi bize ,Sesli Roman daha sonra eklendi. Bir keresinde Ejder Akışık’ın sesinden Diriliş’i dinlemiştim, parça okurlardı sanırım, tüm roman değil.Yaaaa bizim hayal gücümüz vardı, hayallerimizin bittiği nokta bi de ,Şimdilerde hayal olan şeylerin sayısı günden güne azalıyor, nokta bile yok, virgülle devam, sürekli, bunaltıcı, çok alternatifli, haberleşme çok yogun, ama çok yüzeysel, heeeep meşgul insanlar, dostluk simgelere takılıyor, gülen yüzler gerçek gülüyor mu acep ?
Haftanın kitapları ; Bozkırda Altmışaltı / Mustafa Çiftci, okuyorum, “Handan Yeşili” hikayesinde her kahraman için ayrı ayrı gözlerim doldu , Mübarek Kadınlar/ Gaye Boralıoğlu, okunacak.
Haftanın Filmi; Leviathan, Oskar’a aday, “Toplumsal yozlaşmanın resmini net şekilde çeken, yüksek sanat yapıtı” diyolar, öyle, konu bildik, şahıslar tanıdık  gittim, Whiplash ‘da adaylardan ona gidilecek, Mahsun’un filmi ve Bana masal anlatma da sırada
Haftanın etkinliğini sanatsal olanını dün yaptık :)))) diğer etkinliklere devaaaaaaaam, hattta aaazzzz sonra çıkıcam, yine uzaklara , mecbuuuur :))) önümüzdeki iki gün ilçe sınırları içinde kalacağımı umuyorum :)))
Hadi arkası yarın 🙂 hadi günaydın, haydiiiin kuşlar konabilir yollarımıza, konsuuuuuuuuun …

 


 

OCAK BAŞI GÜNLÜKLERİ


10891680_10204688007293836_880080927427847402_n

Başlıkda çok manidar olmuş 🙂 Bir yılı daha geride bıraktık, yıl mı bizi geride bıraktı o da belli değil ya neyse. Geride kalanlar, kaybolanlar, yerini koruyanlar, bizimle taşınanlar var 🙂 yaptık bi portföy, taşıdık yeni yıla, bakıcaz artık duruma. Herkes için iyilik güzellik, dünya için barış, kişisel olarak sağlık diledik, eee biraz da para istedik :))) Daha çok çoluğa çocuğa çalıştık, “onlar mutlu olsun, biz idare ederiz !!! ” felsefesi ile hizmetçi ve köle ruh annelerin yakasını bu yıl da bırakmadı 🙂 Artık kader kısmet ne yönde çalışmış gün gün bakıcaz, bu yılda günlüklere devam, aaaaay !!!! on günden fazlası bitti bile, eeeee hadi bakalım, ne var ne yokmuş …

01 Ocak 2015

Alışkanlık betermiş hepsinden Yeni yılın yepisyeni sabahında geç kalkamadım, fazladan uyuyamadım !!!!!
Pişman mıyım ? , mutsuz, aksi, huysuz muyum ? Yoooooooo :)))))
2014 de delirmedik, 2015 e de dayanırız, bi alt yapı oluştu Bu tedbirli bakış
Yeni yılda heeeeer şey daha iyi olacak Bu iyi dilekli bakış
Yıllar gelir veeee geçer, biz de içinde akaaaaar, akaaaaar gideriz Bu orta yaşın ortasındakilerin gözünden
Yeni yılda yeni umutlarımız var, hakkımızı alcaz biz :))) Bu da genç bakış :))
Valla ben her türlü bakıyorum, hepsi bana uyar, ben hepsine uyarım, hadi bi cesaret, hadi bi gayret, illa ki olacak, önümüzde yaşanacak 364 gün var, 2015 e ait, kaçında biz varız belli değil, düşüne düşüne ziyan etmeyelim ayol :)))) Haydi başlayalım, eeeee hadi günaaaaaaydın

03 Ocak 2015

Gelenek ve göreneklere bağlı kalmaya gayret eden biri olarak, üç sayısını baz alarak, “Yeni Yıl” ı esetleyip, püsetleyerek , misafir etmeye devam :)) Bu gün de kutlamalar, iyi dilekler, hayırlara vesile olsun demeler, aralamalar sormalar, bir ki cevap yazmalar, cevapsız aramalara bakmalar, kendini akışa bırakmalar, rejimi pazartesiye kadar bozmalar, mis kokulu zararlı yiyeceklerle sofraları donatmalar, yolculara son bakışlar, az biraz “Her gün pazar, her gün tatil tadında, bunaldım mı ne ?” diye iç ses ile gizli sorgulamalar, durum kritikleri … olarak devam etcez Hatta yarın gerçek pazarı da tatil paketine gönüllü ekliceeeeeeez :))) Pazartesi, yılın ilk buhranlı gününü tabii ki de ayrı yazıcaz
Olacakların olabilme ihtimali ile savaşmayı bu yıl bırakcaz iiiiiişaaaaalllaaaah :))) Olmuşla, ölmüşü olduğu halde kabul etceeeeez :)))
Hadi “Derrttt ben deee, dermaaaaan bendeeee !!!!! ” yıl boyu ihtiyaca binaen favori şarkımız, isteyen yanında sıvı tüketebilir :))))) Hadi “Tövbeeee, tövbeeeee !!!!” bizi hırpalayan huyumuza, suyumuza, Hadi niyetler halis, gayret bizden :)))) Aaaaay hadi “Dem bu demdir, dem bu dem ” parolamız olsuuuuuuun :)))
Bi de gün aydın olsun, yanında soğuk da olursa idare edin azcıııık, mevsimsel kabul edelim :)))

04 Ocak 2015

Sabah sabah “Gül ağacı değilem, her güzele eğilem .. ” diye bir şarkı dilimde, “bu tatiller neden bana tatil değil ki …?” diye isyanımsı bi şi gönlümde, “Kılıç kuşanma törenleri” adlı ödevim için “Şahzade gözü ile baksam fıtratıma ters, padişah karısı olsam, yeri netameli, eeeen iyisi valide sultan ayol :))) ” diye bir bakış açısı kararı ile masaya yönelip, bitkisel çayımdan bir yudum almıştıııııım kiiiii bir çay reklamına denk geldim Samsundan öte hepsi hemşeridir bize, çay toplamış, fındık toplamış, mısır sulamış … fark etmez, kemençe ile şive aynı şeyleri hissettirir bize Yeşil, maviyi, bardakta demli çayı, horon edenleri gördüm, kemençecinin türküsünü bana söylenmiş gibi hissettim, çayın kokusu burnuma geldi valla :)))
Şimmdiii mecbur iyiyim, yüzümde bi gülümseme, kahvaltı için planlar, çayı koydum bile …ütü masasına seni yanındaki sepet ile seviyoruuuuuuuuuum diye yanaşabilirim bile, o derece yani :))))))
Aaaaay hadi ufak tefek isyanımsı şeyler olmalı içimizde büyümeden bastırıldımı zafer kazanmış gibi oluruz, koşulsuz sevgi, beklentisiz iyilikler veeee kucaklanmış tüm renkler … hayatın özeti Hayaaaaaaaaat vurgunuuuuuuuum sana …
Şaaaneeee pazarlar eşliğinde, sevgi yüklü bi çok günaydın olsun, hadi olsun bakalım

05 Ocak 2015

Sabah sabah atarlı uyanmanın bir bilimsel açıklaması var mıdır ? bilmiyorum amaaaa ben bu sabahı açıklayabilirim Tatil öncesi hazırlık, tatil zamanı hizmet, tatil sonrası enkaz kaldırma, kısa özet budur, bunun ruha yaptığı eziyet, yıpratma, yorgunluk, tüm bu zamanlar boyunca başkalarının zamanlarına uygun yaşama, ağırlama … daraldım yeminlen “Ayol ben de genç değilim !!!” desem olmaz, performansım gençlerle kıyaslanamaz, onlar “kalksam mı kalkmasam mı, yapsam mı yapmasam mı” diye düşünürken ben tur bindiriyorum çok şükür deeee ruhum yoruluyor, benzer tekrarlardan.
Bir müddet insan göresim yok, çiçekle böcekle, kuşla, bulutla, rüzgarın, yağmurun sesi, çayın kahvenin kokusu, kitap sayfası hışırtısı … ile idare edesim var :))) Bu da benim hayalim :))) Dört bir yanımdan “Anneeeeee” sesleri, çalan kapı telefon, mesaj kutusuna düşenler, verdiğim sözler, yarım bırakmayacağım işler, sağ üst köşede bildirimler … derkeeeeeen olmaz :)))
Ne yapalım evi ev haline sokup, kendimizi ihtiyaç karşılamak maksadı ile sokağa atıp, yolu çamlıktan dolandırıp, biraz şükür, biraz tefekkür, “Edep yahu” sözünü içten içe hak edenlere söylerek, bu ilk pazartesi, kışın arkası bahar, iiiiişaaaallllaaaah daha nice tatiller var, ” Bana da bi tatil yaptıran bulunur mu acep ? ” diye kafayı hem karıştırıp, hem de toplayarak, gelcez mecbuuuuur
Hadi hayat kısa her şekilde kuşlar uçuyor Hadi başlayalım bariii, hadi günaydınnnnnnn Tümmmm bunalanlara gelsiiiiiiin :))))

 

Yarın Istanbul’da okullar tatil Istanbul’un karla sınavı var, benim ise hem karla, hem tatille sınavım var , nerde kalmıştık :)))))

06 Ocak 2015

Akşam yatmadan baktık, sabah kalktık baktık kiiiiiii kar yok, tatil var ama !!!!! Hava soğuk, çorap giydim, bilenler bilir kiiii giymem, kısa mesafe dışarı çıkarken bile giymem :))) Örnek ; üç gün evvel , market, ekmek, gasteee turu :)))) Kar yağaçağında hava yumuşar, gök yüzü kızarır, sonraaa uçuşarak inmeye başlar, birbirine benzemeyen, şekil şekil karlar kiiii biz bu şekilleri göremeden değdikleri yere karışırlar, biz kitaplardaki resimlerden biliyoruz kiii Sonra aklımıza Adamo’nun “Heeeeer yerde kaaaaaar vaaaaaaar ” şarkısı gelir, illa ki bir kar hatırası vardır, peşine o da gelir, sonra sırada “kibritci Kız” hikayesi var, hani o son kibritle ciğerden yandığımız hikaye, ben peşine ” küçük prenses” eklerim, babası ölünce okulunda hizmetçi olan, tavan arasını Sara ile Bety ‘e saray yapan hintli uşak ile maymunu da tabiii ki :)) araya biraz da sobalı günler, kardan adam ve nimet diye evden alamadığımız havuçlar, kıpkırmızı yüzler, donmuş eller, boy ölçtügümüz bakir karlar, tatil olmayan, toplana buluşa, oynaşa gittiğimiz okullar da koyalım :)) Ben yaştaki anneler bilir çocuklarla okuyup anlattığımız “su damlasının yolculuğu ” nu da unutmayalım :))))) Bunlar akıla gelenler, akıldan çıkmayanlar ; evsizler ve sadece evi olanlar Teeee küçükten işlendi bize bazı şeyler bazılarını sevindirirken bazılarını çok üzer
Ne yazık ki adalet her zaman her yere yetişemiyor Hele şimdilerde kendinden bile şüphe ediyor …
Aaaaaaah ne günler gördük, neler duyduk, neler işittik !!!! Bi pazar maçın ikinci devresinden beri beklenen karı göremedik, Eeeeeeyyyy kar paralel paralel sağda solda gezme, gel kesişelim senle …
Aaaaaaah bekleye bekleye tükenmedik, tükenmeyiz tecrübe ile sabit, hadi kaldığımız yerden, hadi bembeyaz, lekesiz bi günaydın olsun, olmaz ya inanalım, Allahtan umut kesilmez, bunu da çoook önceden öğrenmiş idik :))

Veeee tatile tatil eklenir !!!! Bi ihtimal kar yağabilir, kiiii gecikmeli başladı, yağıyor valla !!! Evde serbest saatlere devam ; kış çayı, coğrafya performans ödevi ; fay hattı ( yaptık renkli kartonlardan ) ,annede bebek yelegi , kız da atkı el örgüsü, “tatili kutlamak için bi film açalım, olmadı bilgisayarda dizi bakalım ” , anneye nihayeeet vaaaaatsssss aaaaapp indirme çalışması, mısır da patlatalım, haberlerden haber almaya devam … yarına “du bakalım, nolcek ” , dünya dönüyor kuzum, sen ne dersen de …

07 Ocak 2015

Kar durmuş, yağan karlar buz olsun diye rüzgar çalışma yapıyor, görünen caddede trafik ağır ağır akıyor, tuz misali gibi de kesintisiz değil, yolları temizlemişler, sokak aralarında patinaj yapan arabalar var, oralar Allaha emanet, doğal yollardan temizlencek, öğrenciler sabaha dek, telefonlarına bakıp kıkırdadıkları için şimdi uykudalar (evdekinden biliyorum :))) ) kuş sesleri yok bu sabah Sıcaklık -2 gösteriyor Yıl ocaktan başladı gün gün gidiyor …
Dışarısı böyle, benim dışarım havaya uygun giyimli kiiiii çorap dahil Icim yine arafta Iki aralar bi dereler sevmiyorum ama şartlara bağlı oluyor ışte. Insan insana bağlı olunca bir doluya bir boşa koşuyor, amaç eeeeen iyi hali yakalamak, mutlu olmaktan çok mutlu etmek, ” o mutlu ise ben zateeeeen mutluyum !!!! ” anahtar fikir. Bunun içinde gayret gerekir. Bazeeeeeen insanın insanlardan oluşan tüm zincirlerden kurtulası geliyor Yapamıyoruz, bizimki halka halka ilerliyor kiiii :))
Aaaay hadi daralmayalım, bi formül bulcaz, hep bulduk kiii Sabah sabah kendime önüme ilk çıkan testi yaptım, doğa olaylarından güneş tutulması çıktım :))) Demekki aslım güneş, genelde enerji ve ışıklıyım, ara ara bana bağlı olmayan, yani çok da bağlı olmayan dönmelerden karara bilirim, ne olmuş yani, geçecek bilirim, iç sese gereken ayarı verdim ben, darısı başınıza :))))
Aaaay hadi başlayalım, örgü orelim, kitap okuyalım, lahana vardı, onu saralım :))), film seyredelim, bitki çayı içelim, vaaaaats aaaap’ a bakalım, deftere yazı yazalım … yazmayı unuttuğumuz şeyler illa ki vardır, onları da yapalım, aaay hadi bizler hayatın aktif katılımcılarıyız, bir ucundan katılalım, hadi günaydını rüzgara kattım, bi dolansın sizi …

08 Ocak 2015

Tatile devam, bir avuç kara, sert esen rüzgâra, yağmura, yağışa teslim yurdum Bir haftadır tatil, telafi edilmeyecek, tabii ki de. Ögrenci mutlu, ( sade tatil yetiyor, çeşiti onlar yapıyor ) Müdür mutlu, bir haftalık yakıttan kurtardı (Devlet okulları hep müdürün bağlantılarına bakar ) Eeeeeh biz de mutluyuz,kitap okuyoruz ; Sokaktaki Adam / Philip Roth YKB yayınları 2.baskı, yaş grubuma şiddetle tavsiye olunur,bitirdim, ince zaten, Cengiz Aytmatov’ un toprak ana’sı nı da yarıladım, ilk kez okuyorum, güzel, son kitabı da sırada, örgüye devam, lahana iyi çıktı sardık, aklımda arabaşı var, tam havası , ülke aklanmaya devam ediyor, heeeeeer şey yoluuunda inanana … hadi o zaman “tavukları pişirmişem, hacıyı da çarşıya göndermişem … ” yakışır :))))))
90 dakika diye bir program seyrederdim eskiden, Hıncal Uluç, Haşmet Babaoğlu, Rahmetli Kenan Onuk, güzel sohbetler olurdu, futbol bizim ülke gerçeğimiz her yere bağlanır kiii, sonra Kenan öldü, katılımcı sayısı arttı, tadı kaçtı, bende bıraktım, sonra Erman hocalı, Kaya’lı, Gökmen’li, Ziya’lısı çıktı ara ara seyrettim, komedinin hası idi, sabaha karşı bittiğinde nerden nereye geldiğini anlayazdın, o da bitti, şimdi “derin futbol ” var Tavsiye ederim izleyin, o zaman ülke için hiiiiiiiç kederlenmiyeceksiniz, “müstehak kardeş ” deyip geçeceksiniz, böyle başa boyle traş !!!! Hadi o zaman ” Tavukları pişirmişem, anamı da komşuya göndermişem …”
Hadi “everything is fine !!!!” niye atarlıysam :))), Hadi buralar (-5) üşüyor yüreğim , Hadi vaaatssss upppp tebriklerini kabul edip, gruplara kayıt yaptırmaya devam, internet paketine inata da devam, benimki yalnızca evden :)) Hadi eski yanlarımı korumaya daha çok devam, ” konuşurken gözüne bakmalı, elini tutmalı, çayımdan, kahvemden bi yudum almalıyım, dillerle eller uyumlu olamıyor her zaman, ama gözden kaçmaz ki doğrular ” Hadi kestik, Hadi sıcak sıcak sahlep eşliğinde günaydın , tarçın kokusu var ellerimde …

09 Ocak 2015

Bugüne dair söylenecek pek çok şey var, ama söylemiyoruz.Çünküüü bir şeyi bir şeyle kapatma, bir şeyi bir şeyin altına saklama, erteleme, aslolanı paylaşmama huyumuz var, hasır altı eeeeen cok kendi içimize çalışır bizde, içi de dışı da bizi yaksın isteriz, başarıyoruz da çok şükür :))))
Aaaaaah , aaaaaaaah şimdi gencecik olup da tek derdimiz, şarjımız, internet paketimiz … olmak vardı, ne yazık ki birikmiş yıllarda birikmeyen insanları, savaşları, açlığı, sürgünleri, yarınlardaki kötü ihtimalleri, kışın ayazını, son dakika haberlerini …. derin derin anlıyoruz
Kitap sayfalarına takılıp biraz uzaklara gidiyoruz bizde “Başladığı yerde biten bir kitap ama bir bakıyorsunuz, her şey değişmiş. Kitabı okuyan siz bile ” böyle yazıyor, arka kapaktaki eleştirilerde 2011 Pulitzer Roman Ödülünü almış, tavsiye üstüne ; Jennifer Egan / It kopuk takımı , okuyoruz, mutluyuz sankiiiiiiiii :)))))

10 Ocak 2015

 

Beraber büyüdük aynı, altlı, üstlū sokaklarda, aynı lisede, aynı sınıfta, kimi zaman aynı sıralarda … O zamanlar adettendi analar babalar kardeşler tanış, aynı dershaneye yazıldık, hafta sonu Şişli’ye güle söyleye yürürdük, akşam ezanını geçiren kızların kötü yola düşme olasılığı yüksek olduğundan hep birbirimize emanettik :))) Kapıya gelip izin almalar, sonra kapıya kadar bırakmalar, evde doğum günü eeeeen büyük eğlence, birlikte sinema, cafeler daha yeni o zaman, buluşup, süslenip gitmeler, ilk aşklar, ilk içkiler, ilk sigaralar, ilk örgütlü çevrilen dolaplar … heeeep bu zamanlara rastlar :))) Üniversite okuduk, kimimiz evlendi, çoluk çocuğa karıştı , kimimiz bu işlere hic bulaşmadı. Aradan yıllar yıllar geçti, ikili, üçlü bir arada kaldık, sonra gün geldi, senede bir iki, kızlı erkekli, gündüz gözüyle, bir tenhada genişce toplanır olduk, şekil bozuklukarı, tipde eksilme artma var tabii ki de, Fakaaaaaaaat yeminlen ruh aynı ruh :))) Bi sus diyen olmayınca bıcır, bıcır konuşuyoruz, dünden bugünden, çocuklardan, elimizdeki son yaşlılardan, heeeeer şeyden :))
Yurt içinden, yurt dışından gelenler oluyor. Misal bugün, teeee Edirne’den “üle, büle soğuk yollar ” demeden gelen var, biz gençken onlarda yeni öğretmen efsane fizikçi , ile başarılı ressam olan resimci var
Ergenlik, gençlik … Mecidiyeköy de yaşandı, o yollarda, o sokaklarda kaldı, bugün hatırda kalan anılara çapraz yoklama var :))
Heyecanlı, canlıyım, yolum uzun çıkış için saat var, dönüş açık :)))) Hadi gençlik kokan liiiyyseee yıllarından bi günaydın olsun, lütfen amaaaa hem canlı, hem ruhu olsun …

 

 

OCAK SONU GÜNLÜKLERİ


1010601_10200783466002744_866036491_n

 

 

21 OCAK 2014

Bedenim rüzgara kapılmış hazan yaprağı gibi titrerken, içimde yaz günü orman yangınları yanarken, beyaz üstüne pembe elma yanaklar, kapağı kapalı gözlerin önünden geçen geçmiş kökenli bölük pörçük birbirine karışan renkli hatırlamalar TRT1 dizisi “Hanende Melek”, Seçil Heper başrolde, iki yada üç bölümlük, eser Sabahattin Ali’ nin çoğu kimse hatırlamıyor bile Udi Hırant’ı ilk orada gördüm, dinledim, “Hastayım yaşıyorum”, kendi eseri, kendi sesinden Biz de geçmişi beğenmeyen, heeeeeeeeeeeep ileriye bakıp da doğrular oralarda sanan bugünkü kuşaklardandık :)) Sonrasında anladık, tıpkı bugünkülerin çooooooooooooook sonra anlayacağı gibi, işte bu hallerde dün akşamdan gece yarısına 39-40 arası gidip geldim:(
Kızım başımda, yarım saatte bir ateşimi ölçerken, başıma buz koyup, gözlerimi, yanaklarımı öpüp öpüp “Sen annelerin en güzelisin” diye sessizce gözyaşı dökerken, abisine “sen git yat, sabah erken kalkıcan, ben annemi beklerim” diye ablalık yaparken, daha haber vermediğim annem kılıklı ablam, abim kılıklı da bir kardeşim varken, yetiştirdiğim çocuklar benim aynam ken, “Bi gelsen” demeden yanımda olması gerektiğini hisseden kocaman bir ailem, dostlarım, yakın arkadaşlarım… varken, sevgi bu kadar güzel, bu kadar da yoğun yaşanırken, daha ne kadar bu halde kalabilirim bilmiyorum Yeni bir nöbet kapıda sanırım, kahvaltıda tost makinesini bağrıma basıp bir an bütünleşmeyi diledim :))))) Belki yarın, belki öbür gün, belki de daha sonraki gün dönerim, tabii ki de yarın ilk tercihim :)))
Tutsak düşebiliriz, yanıp yanıp küle de dönebiliriz, amaaaaaa kul olmak yok fıtratımızda :)))) Tüm mikrop ( Bu kavramı az geniş tutalım :))) ) ve bakterilere karşı bu felsefe altında savaşımız var :)))
Hadi benden bi gayret, hadi sizden dua ve iyi dilek…

22 OCAK 2014

Elimi yüzümü yıkadım, saçlarımı taradım, toplayıp minik bir topuz yaptım  Dişlerimi fırçalayıp, kıyafetlerimi değiştirdim, artık kırmızı kareli polar sabahlıkla bütünleştim :)) Malum penceremi açtım, yağmur yağmış, hava bulutlu ama tepede ışıl ışıl parlayan tek bir yıldız var :)) Nedir, ne değildir diye merak etmedim, bu benim gibi gören herkesin “umut ışığıdır” , öyle hissettim. Temiz havada uzun uzun soluklandım, konvoy olmuş ağrı ilerleyen arabaları görünce, Kovboy’u hatırladım :)) 80 lerde yaz geldi mi hiç otobüs bulunmazdı, tatil hac mevsimi ile çakışınca, otobüsler hacca giderdi. İyi bir şoförün oldu mu o arabayı da bulur gelirdi.89 ağustos, kurban bayramı, Ege ye gidiyoruz, o zaman yollar bir gidiş bir geliş, en ağır kazalar yanlış sollamalar, ben de uykuyu otobüse bıraktım, her şatta uyuyacam :)) Kovboy’un mazi biraz karışık, vaktiyle bir yerden bir yere adam nakil edermiş, lakabı ordan kalmış :))) iyi şoför, canı sıkılıyor, beni de uyutmuyor, ikide bir ellerini bırakıp dönüp dönüp, “Ayşen hanım bak arkayı lunapark gibi yaptım, ip gibi dizildiler”:))) 
Trafiğin hakimi büyük arabalar, taksi kıvamında ilerleyen, yüklü kamyonlar, koca koca tırlar, otobüsler eskisi gibi değil, hız sınırına uyuyorlar.Ne çok insan geçiyor hayatımızdan, bir Kovboy aklıma geldi, peşine bir otobüs, bir otel dolusu insan sürükledi…
Sofu dedem “Kız doğduğunda göğe 9 sancak çekilir” derdi. Kız yetiştirmek zor ama, sorumluluk verip güvenmek zorundayız, devamlı koruyup kollayıp, göz önünde tutarak, kesin sınırlar çizerek bir yere gelemeyiz, istenince illaki bir yol bulunuyor, ben de sınırlı saatlerden epey çekmiş biriyim, yirmilerin ortasında daha fazla özgürlük için bir arkadaşımla ortak şirket kurdum, bir yandan defter tutup öte yandan tur götürmeye başladım. Normalde izin istesem gidemeyeceğim tatillere, dualarla yolcu edildim :)))))
Eda aklı başında, hoş kız, eğitimli, iş sahibi, iyi yetişmiş, ama akşam izinleri 21.30 a kadarmış. Anne ve babası dönüşünü cama yapışıp beklermiş :)) Buradan Halearkadaşıma sesleniyorum, izini biraz daha uzatalım, en iyisi 24.00 yapalım, balkabağına dönmeden dönsün eve :)))))) Son bölümü istek üstüne yazdım, Eda’ya destek olalım :))))
Mücadeleye devam, sabah daha iyi oluyorum, akşam beşten sonra ateşim çıkıyor, epey bir baygın yatıyorum  geçecek , ışığı gördüm…

23 OCAK 2014

Aaaaaaaaaaaaaakşamdan akşamaaaaaaaaaaa yüksek ateşin salladığı bünye bi gayretle, yoğun destekle, toparlanma yolunda, hala yorgun, hala bitkin, hala ağrılı sızılı,hala akşamları baygın amaaaaaaaaaaaaa hep umutlu, tutuyoruz hayatın bir ucundan :)))
“Ama ama böyle olmaz kiii, biraz çaba göstermelisin” diyen kızın ittirmesiyle, birazda içten gelmeyle yakalıyoruz , bir ucundan, bir köşesinden. Söz verdim iyileşince saçımın bir tutamına mavi, bir tutamına kırmızı attırıcam :)) önden, arkadan, yandan yeri bana kalmış :))))))
Duman ile Manga’ y la en çok da Türkan’la karaoke yaparken kapı çaldı  Ana kız “Kargoooooooooooooooo” diye koşuştuk :)) Tıpkı eski günlerdeki telefon sesine koşan annemle ben gibi  Annem açarsa, tanıdıksa, hal hatır eder, tanımıyorsa yedi ceddini sual eder, sonunda da karşıdakinin hiiiiiiiiiiiiiiç tanımadığı anasına babasına selam eder, sonrasında da ahize bana geçerdi. Utanmazdık annelerimizden, hepimizin ki öyle idi Aşina idik seslere, kulaklıkla korunmuyorduk henüz. Yoğurtçunun zili, bozacının sesi, bekçinin düdüğü, köşeye gelen Migros arabasının melodisi… geniş kapsamlı gelir yıllar sonra aklımıza 
Yılda bir kez Konya’dan etli ekmek kargosu gelir :)) Her sene kargo şirketini kiiiiiiiii hep aynı olur, Kademe kademe haşlarım,beni işaretlediler mi bilmem, teslim süresi 48 saattir diye hemen telefonuma mesaj geldi, “taciz etmeyin bir ara gelcez ” der gibi :)) İnternetten takip ediyorum ama kendime de söz verdim, bu hastalığın arasında kendimi germiyecem, uslu uslu bekliyecem diye  Bu arada iki kargomuz var, aynı şirketten biri kitap, tabii ki kitap önce geldi, dayanamadım adamı bir iki sorguladım, biliyorum ki aynı arabada, ısrarla yok dedi, neyse ki biri bir asönsörle inerken öteki öteki ile “bunu unutmuşuz” diye geldi. :)))) Kitaplar yarına kalsın, Konya kolisini anlatalım 
Biber salçası, kurumuş kabak (sarılacak olanlardan), Bozkır tahini, süzme yoğurt, Konya gevreği, dürümlük yufka ekmeği ( Hafif esmer un karıştırılmış, lastik gibi uzamayan, ağızda dağılandan), keşli börek veeeeeeeeeeeeee etli pide , içi evde hazırlanmış, odun fırınında iyicene pişmiş, incecik,ama kuru değil, hafif bir fırına girip çıkmayla, yanına bol salata ile ziyafet sofrasına bedel…Ellerine sağlık kayınvalidemin 
Aile çay bahçesi, Yekta Kopan okuyorum 

24 OCAK 2014

Veeeeeeeeeeeeeee bir karne sabahından tüm öğrenci velilerine,taze öğrencilere, bir vakit karne günleri yaşamış eski öğrencilere günaaaaaaaaaaydıııııııııın :))))
Günlerdir kiiii, notlar belli olduğundan beri, boynumda boğazımda dolanıyor, şapur şupur hallerinde :))) Belli ki sıkıntı var. “Dokuzuncu sınıf kolay değil, on beş tane ders var, hepsine yetişemiyor insan”, ” Şimdi çok çalıştım da yapamadım desem, yalan olur”, “Abim bu hafta gelmese iyi olurdu”, “Abimden korkuyorum, doğrudur ama ben adrenalin seviyorum, belki de ondan zayıfımdır”, “Hep iyi karneler görmüşsünüz, ben size farkı yaşatıyorum”, “son yazılıda soruyu yanlış anlamasaydım, doğru formül kullansaydım da, çok bi şi değişmezdi”… daha bunun gibi neler akşamdan beri gülmekten kırılıyoruz. Tabii kii de asabi :)) 
Çocuğunu tanıyan bir anne, kendini bilen bir çocuk olunca ortada suç yok, ihmal var, yapacak bir şey yok, illa ki bir meslek sahibi olsun diye kanımızın son damlasına kadar evcek savaşacağız :))) Şu anda serbest kıyafet seçimiyle ilgilenen, aaaaaz sonra tarafımdan eline harçlık verilerek “Çıkışta arkadaşların bir yere giderse sen de git, ama benim haberim olsun, çok da geç kalma, en geç okul çıkış gibi ev de ol” diye tembihlenerek yolcu edilecek kız için daima umut var  Bir gün olacak  
Aile çay bahçesi, güzel kitap, okudum bitti, içinden çooook bildik şey geçiyor, öneririm  Yeni kitap Ralf Rothmann’dan Deniz kenarında geyikler.
Kargonun dökümü ; Otomatik Portakal, A.Burgess, Sineklerin Tanrısı W.Golding, Dokuz Öykü J.D.Salinger, Fatih Harbiye Peyami safa, Bir de Baktım yoksun, Y.Kopan, Karı Koca Masalı, Ahmet Mithat, Tess, T. Hardy bir de Samuraylar Çağı diye Japon tarihi var o oğlanın :))) Bu arada daha önce bahsettiğim öykülerin bir kısmı mailimde dosya halinde var, meraklısına gönderirim :))
Haftanın son günü, şaaaneeee bir hafta sonu habercisi olması, sağlıklı insan grafiğinin hızla yükselmesi, heeeep iyilik , heeeep güzellik olması dileğiyle…. 

25 OCAK 2014

   Ankara’dan oğlum geldi 
Dün gündüz vaktinde malum karne, gece yarısı da malum abi geldi  Zil çaldığı anda kız da uyumaya gitti :))) Taraflar henüz karşılaşamadı :))))
Bir çok iyi, bir de orta hatta bir dersi ortanın altında olan karnelerimiz var  Abi ile benden başka henüz karşılaşan yok, sanırım hoş beşden sonra “Getirin bakalım karnelerinizi” bölümüne geçilecektir. Abide de öyle bir hava var kiiii, hani ben bile şöyle bir bakınıyorum, ben de de bir karne çıkar mı diye :)))))) Hiç bir çocuğumu diğerine ezdirmem amaaaaaa birbirlerinin iyiliği için gelişen olaylara da taraf tutup müdahale etmem, biz de hala 3Y var :)))) Karneden sonra sırada bilgisayar var :)) Benimki can çekerken nihayet bozuldu, bilir kişiyi bekledik, tabii ki de tamir için değil malum o mühendis :)))) 
Ne güzel şey, gecenin sessizliğinde, gurbetten gelen oğula bir yatak serip onun ucuna ilişip, uykunun gölgesinde açılıp koyulaşan bir sohbet  Sonra sabahında yine onu evde bulmak, çay demlemek, sevdiği yemekleri tek tek hatırlayıp, pişirmek için sıraya koymak, güzel şey boyunu geçen evlatların arasında kaybolmak, kokuları hep aynı diye aklından geçirmek…
Sayılı günlerimiz var, tatil bahanesiyle tekrar aile olabilmişken, heeeeeer anını değerlendirmek lazım, bu sebeple bana bir kaç gün müsade  Biraz daha çok karışıp kaynaşalım  Kalabalık dağılınca dönerim 

29 OCAK 2014

Üstünden baharın, yazın hiiiiiiç elini çekmediği, yağmurlu bir kış sabahından, hafta ortasından, içimden kuşlar geçerken… hoş bulduk ve de GÜÜÜÜÜÜNAAYYDIIIIIN 
Hayat değişiyor ve gelişiyor, biz bunun neresindeyiz diye sorsak: “Hayır, asla” dan uzak, çaresiz bir kabullenişten daha da uzak, değişmeye gelişmeye yatkın hisseder miyiz kendimizi ? hissetsek iyi olur :))) Öyle işte, dün biz çocuktuk, başka çocuklukların hikayelerini dinlerdik, bugün bizim çocuklarımız var ve onlara anlattığımız kendi hikayelerimiz… 
Tüm çabamız, üç yanlışın bir doğruyu götürdüğü sınavlara hazırlarken onları, hayatta bir yanlış çooooook doğru götürdüğü mesajını verebilmek 
Oğlum geldi ve gitti  Karne sorgusu iki gün aralıklı olarak sürdü, e-okul şifresi takip için alındı, nasihatler edildi, notlar bu hale nasıl gelmiş iyice araştırıldı :))) Bekleyip göreceğiz sonuçları  Alıştık, gidince üzüldüm, katlanmış pijamasına, çıkartdığı çoraplarına, su içtiği bardağa bakınca gözlerim doldu, her zamanki gibi doğru dürüst bir güle güle diyemedim, yutkunmaktan, kendimi tutmaktan ama sıkıca sarıldım, o anlamıştır :)) Hiiiiiç vedaların, kinlerin, dargınlıkların, küçük hesapların adamı değilim, olamadım, olamam da 
Hadi vedalar geçicidir, sevgiyle uğurladıklarımız sevgiyle döner, hadi hafta sonuna ne kaldı ki, hadi şu iki günlük dünyayı ömürlük sevelim, hadi kötüler de var ama iyilerin sayısı daha çok inanalım, hadi bir ucundan tutalım, hadi başlayalım… 

30 OCAK 2014

Ellerim portakal kokuyor  Çaya her uzandığımda burnuma çay kokusu ile birlikte geliyor. Kış kürüne devam,sıkma nar, portakal, limon… Annemin elleri de akşamları limon kokardı. Babam eczanede bir karışım yaptırmıştı. İşi bitince akşamları onu sürerdi ellerine… küçük çocukken yanıma yattığında ellerimi saçlarının arasından geçirirdim, yumuşacık saçları sabun kokardı. Güzel kadındı, akşamları üstünü değiştirir, topuklu terliklerini giyerdi, yüzüne sürdüğü bir kremi vardı, saçlarını at kuyruğu yapardı, üstünde “Made in France” yazan, bastırınca açılıp kapanan üstü fiyonklu tokası ile… O zamanlar kırklı yaşlardaydı. Heeeeeeep bildiğim kokulardan kokardı annem, başından çıkan son örtüyü poşetlere sarıp sakladım, kokusu gitmesin diye de bilirim ki ne arayıp bulabilirim ne de açıp kokusuna bakabilirim :((

Mezarlığa gittiğimde, basma namaz sabahlığı ile, başında yarım örtüsü ile, örtünün altından, kenarından gözüken saçları ile bir gençlik resminden bana bakar sanırım, hiiiiiiiç başımı yerden kaldıramam, hiç konuşamam, öylece tutuk orda kalırım, yüzünden korkmam ama unutmuş olmaktan, baktığımda yüzünün olmamasından korkarım…

Mutsuz değilim, şükür edecek çoooook şeyim var farkındayım, neşeli, yazarken güldüğüm satırları yazmayı daha çok seviyorum amaaaaaaaaa hüznün gölgesi her yere uzanıyor, hastalıkla, ayrılıkla, yaklaşan yıl dönümleri ile besleniyor kederim  Elinde değil, tutamıyorum kendimi, ben üzülürken bu satırları okuyan teyzem de üzülüyor, yandaki yeşil ışıktan harfleri birbirine karıştırarak bana hemen mesaj atıyor :))) Sonra ben ona telefon açıyorum, bir fasıl sesli ağlaşıyoruz :)) Sonra aklımıza komik bir şey geliyor, ağlarken gülüyoruz. Biliyorum bunları okuyup da üzülen annesizler, babasızlar var, onlarda sabah sabah gözü yaşlı oluyorlar  Şubatın sekizi de geçsin hep birlikte toparlanacağız, hem o zaman takvime göre kışın bitmesine de baharın gelmesine de az kalacak 

31 OCAK 2014

Hastalıklar, ayrılıklar, ölümler, dargınlıklar, ters giden işler… hayatın koyu renkleri. Sevinçler, bölüşülen mutlu anlar, kavuşmalar, göz yaşartan törenler… hayatın sıcak renkleri. Biz de bu renkler arasında gidip geliyoruz. Kah başkasının boyadığı renklerde, kah kendi boyadıklarımızla… renkler olmasa hayat tek düze sıkıcı kalırdı, renkten renge girerken, renklerin manaları ile gider gelirken, oyalanıyoruz işte…
Dün yine ateşlendim, yüzüm gözüm şiş, burnumun yanına doğru iltihap var, acıyor, ilaçlara yeniden başladık, hastalıktan dolayı mutsuzum diyebilirim ama demicem :)) Geçici bir şey, eninde sonunda iyi olacağım inşallah. Biraz yatıp, biraz kalkıp hayatın bir ucundan tutmam gerek, kara bulutlarımı başımın üstüne toplayıp da karardıkça kararamam  Hayatın herkes için zor yanları var, küçücük çocuklar sabahın karanlığında, ayazında mumyalanmış gibi sarılıp sarmalanıp anneleri babaları tarafından camları film kaplı minibüslere uzatılıyor  
Ateş, kırıklık, ilaçlar, ağrılar,sızılar… sizi geçici kabul ediyorum  Bir yerden, bir köşeden iç açıcı bir çıkış yakalayacağız :)))
Hadi bi gayret, hadi bunlarda geçecek, hadi karanlık bir günü aydınlatacak şeylerde vardır, hadi hafta sonu geldi, ocak ayı bitti, arkadaş paylaşmış içinde ben de varım “İlgilenin lan benim dertlerimle, bana iyi bakın” diye içimden geçirerek, en iyisi ben kendime iyi bakayım diye düşünüp gülerek :))… olacak, olacak, hadi bi gayret :))))

OCAK ORTASI GÜNLÜKLERİ


11 OCAK 2014

 

Hep acelem var, saat çalıyor,hiç oyalanmadan, yüzüğümü takıp kalkıyorum :))) Yıllardır kolye ve küpe ile yatarım ama yüzükle asla :)) Neyin psikolojisi bilemedim, bazen gecenin bir vaktinde aklıma geliyor, bakıyorum parmağımda kalmış, gözüm kapalı çıkarıyorum :)) Kitaplarda okuyup,filmlerde seyir ediyorum, arkadaşlardan duyuyorum, oyalana oyalana kalkış şekilleri var, bundan bir dram çıkarmıcam amaaaaaaaaa ölmeden önce yapılacak 100 şey listesine yazdım:))) Bir sabah sağa sola gerinilenecek, sonraaaaaaa gözler tavana kilitlenip, uzuuuuuun, uzuuuuuuuuun bakılacak, göz kapaklarının tekrar tekrar kapanmasına müsaade edilecek, gerekirse uykuya hiiiiiiç ara verilmemiş gibi devam edilip, sersem sepet olana kadar, “Aaaaay bi kalkim, daraldım yeminlen”diyene kadar, halinden iyicene bezginlik gelene kadar, tekrarını istemeyecek hale gelene kadar durum muhafaza edilecek :)))
Yorgunum, yoruluyorum…, bir yorgunluğun dinlenmesini gelecek sorumluluğun yorgunluğunun gölgesine bırakıyorum. Üst üste yığmıyorum ama hafif bir birikme hali de var yani :)))
Neyse, sabahın bu saatinde, aklımdan geçenler bunlar, önümüzde yaşanacak, bir daha aynısı olmayacak bir cumartesi var, Hadi; ziyan etmeyelim, Hadi; hakiki kışların yalancı baharına, Hadi; güzel bir gün olacak umuduyla, Hadi; Bunca kötülüğe rağmen iyilerin hatırına, Hadi; günde izi kalacak bir şeyler yapmaya, Hadi; Kuşlar konsun omzumuza, avuçlarımıza, yollarımıza…
12 OCAK 2014
Günü kızlı erkekli, küçük çaplı, büyük muhabbetli akraba toplantısı ile sonlandırınca yorgunluk filan kalmadı :))) Halaaaaaa aklıma gelenlere gülüyorum 
Toruna büyük anneden ergenlik dersi ; İki hafta sonu içeriyor, torun erkek, anası babası doktor :))
Telefon defteri ; Küçük beyaz kağıtlarla destekli, Kiracı Mustafa “K” harfinde, Perihan teyze “T” harfinde :)))
Balkondan görülen, aşağıda araba kurcalayan hırsıza beş kat yukarıdan “Utanmıyormusun sen” diye
seslenme :))))
Oğlana yol tarifi; “Otelin ışıklarını görüyor musun, oraya gel, orası, Elmadağ, aşağıya doğru Taksim, yukarısı M.Köy”:)) Çocuk onaltısında, ilk kez İstanbul’da, gece yarısı Küçükçiftlik de metal konseri çıkışında :)))
Ama o benim arkadaşım gibi denen bir türlü vedalaşılamayan eski terlikler, atılamayıp parça parça kesilerek toz bezi olarak birlikteliğe devam eden elbiseler :)))
Geniş aile problemi, kızlar ve gece izinleri :))
Benzer gençlikler, benzeşmeyen eşlemeler, yaşlanmayla gelen çocukça gibi gözüken de yetişkin alameti de taşıyan davranışlar, savunmalar, kayırmalar… bunlar konu başlıkları açılımlarıyla gülmekten gözümüzden yaş geldi valla :)))) Kendimizle dalga geçmeye de bayılırız, yukarıdaki konu başlıklarından biri de benim :))))))
Genelleme “Karadenizli” olunca, rengi havaya göre değişen, dalgaları kıyıları döven, durmak, durulmak bilmeyen, hem korkutan, hem de gel diye çağıran suyumuz gibiyiz :))) hep çoşkulu, hep enerjik, hep yorulmaktan uzak… kedere, kadere, hüzne, neşeye hep bir çok seslilikle yaklaşırız. Bir arada olmaların tadına doyamayız :))) Bunlar ne ki, eskiden daha şendik, çalar söyler, plaktan yayılan kemençenin sesine sesimizle, bedenimizle eşlik ederdik… Kayıplarımız çoooooooook, amaaaaa dün onları bile heeeeeep kahkahalarla yad ettik…
Hayat işte her şey iç içe ;
“Ben denizde bir gemi, dalgalar vurur beni,
Ben ağaçta bir yaprak, rüzgar savurur beni” Öyle, bazen kulağına gelen, bazen gözünün önünden geçen iki satır seni böyle özetler… 
13 OCAK 2014
Pazar pazartesine yeni dönerken telefon çaldı, ara sıra olur ya hissettim; “trafik kazası, durumu iyi, ama sen acil gel, çocuğu getirme, yarına uçak ayarladık, biletini değiştir…” Bir gün sonraya zaten dönüşüm varken, bir gün önce, telefondan 5-6 saat sonra kendimi havaalanında Kahire-İst.-Roma-NY uçuşu için sırada buldum, kardeşim bir değişik sarıldı, cenaze almaya mı gidiyorum diye korktum. Geceden inandığım tüm yalanları sorgulamaya başladım. Vücudumda su niyetine ne varsa hepsi gözümden geldi.Roma’ya kadar ağladım. Uçak değiştirene kadar, para bozdurup telefonlar ettim, kahve içtim, TWA ‘in malum orta doğulu sorgulamasından geçtim. Atlantik uçuşu için yeni uçağa bindim. 9-10 saat sürecek yol boyunca yorgun, ağlamaktan tükenmiş halimden çıkmak istedim. Yemek yedim, bir ağrı kesici içtim, kendi kendime karar verdim;” Böyle ağlamakla bir yere varamam, en kötü ihtimal ölmüş olması, o zamanda ortalığı toparlar, cenazemi alır dönerim”, çocuk bir yaşında, evlilik iki,eşim 32, benim de otuzuma sayılı günler var. Böyle yazarken kolayda düşünürken hayat insanın omuzlarına bir çöküyor, seni derinlere karanlıklara çekiyor, ciğerlerin sökülürken, sözcüklerin cümle olup dökülemiyor.
Günlerden pazartesi, uçak toplamda 12-13 saat sonra NY’ a indi hala pazartesi… Yoğun bakımda, 48 saatin dolmasına, 5-6 saat var, çıkarsa sabaha kadar ameliyat olacak, Papaz kapıda dua okuyor, hiç tanımadığı, hortumların, makinelerın arasında yatan genç adama. Doktorlar bekleme git dedi, eşi olduğum için istediğim zaman ameliyathaneye bağlanıp bilgi alabilirmişim.Gereken imzaları attım, başlarken haber alacağıma dair söz aldım, eve geldim, ne yanıma kimse istedim, ne de kimseyle gitmek.Günlerden hala pazartesi. Gün salıya dönerken ameliyat başladı, sabahı bulur dediler, tümden cam olan balkon kapısının önüne oturdum,hiç ışık açmadım, saatin, telefonun yanında, “Eğer bu geceden çıkarsam, bu gece biterse…”diye dünyanın farklı yerlerinde, bildik insanlarla aynı şey için birbirimizi görmeden bekledik, son haber geldi, “operasyon tamam, durumu iyi diye”, gün aydınlanırken, yeşil çimlerden kızıla kuşlar havalandı, bilmem gerçekti, bilmem gözüme öyle geldi, kanat çırpmalarının rüzgarından ateşler söndü, her kuş havalanırken, içimden bir de ağırlık alıp gitti.
Uzun yıllardır kıyamam günlere, insan bir kez kendini ipten aldı mı daha çok inanıyor, günlerin geceye, gecelerinde yeni bir sabaha döneceğine, her günün adı da değişik, tadı da, ortak özelliği içinden geçiyor olmak 
Pazartesi zor olsa da en geç salı sabahına kuşlar uçar  Kesin bilgidir inanalım, eeeeeeeen uzun pazartesilerden salı sabahına çıkanlar anlatırlar 
Hadi hep beraber güzel olacağına inandığımız bir haftaya, hadi, kuşlar konsun yollarımıza…
14 OCAK 2014
Veeeeeeee kış mevsiminin ortasında güneşli bir salı sabahına uyandık  Diyoruuuz ama “ortalık kuruyor, ne olacak bu havaların hali” diye de adamakıllı sevinemiyoruz  Bu büyümek dediğimiz şeyin kaynağı mutluluğun üstüne şraaaaak diye düşen gerçeklerin gölgesini görmek olabilir mi acaba :))) Çocukları uyutarak, içinde “uyusun da büyüsün” geçen ninnilerle, kendimizi de karanlıkta bitsin diye beklediğimiz gecelerde büyütüyoruz.İnsanın kimseye açamadığı daha doğrusu açmak istemediği yaşanmışlıkları var. Bunları utanç duyduğumuz için değil (Çoğu zaman) tekrar yaşamaya dayanamadığımız için üstlerini güzelceeee örtüp sarıp sarmalıyoruz, unuttuk sanıyoruz. Aniiii bir gelişle aklımıza geldiklerinde, tam da yerine rast geldiyse, paylaşıyoruz. Hatta paylaşan bensem, yıllarca kimseye anlatmamışken, kimse bilmezken, kainat bilmeli tarzında yazıyorum :))) Her zaman değil, arada yarası yarasına denk geldi durumları oluyor, o zaman ne yazmaya, ne de anlatmaya gerek duyuluyor,aynı noktaya bakarken, aynı şeyleri hissettiğini bilerek anlaşıyor insan :))) (Nadir durumlara girer:)) )
30 ile 40 arasında bende hayat bilgisi yoğun :))) Girip ve hepsinden illa ki çıktığım pek çok sınavım var, hazırlıksız yakalandığım var, amaaaaaaa boş kağıt vermişliğim hiiiiiiiiiç yok :))
Her şeyin özeti; Hayat devam ediyor, dünya dönüyor, günler gecelere, geceler yeni sabahlara gebe… kalanın hepsi sana bağlı, senin içinde…
Dünden beri “Allah diyen çam ağacı, askerliğini yapmış türbanlı, önü kesilen bacılarımız ve onların arkasındaki millet” esprilerine gülüyorum :)) Gündem de iyice fıkralaştı artık, güleriz ağlanacak halimize olduk…
15 OCAK 2014
Ve zaman geçtikçe anlıyoruz ki, insan kendisine bir şey veremediği zamanlarda kendi kendine yabancılaşır. Sahip olamadığımız her şey bize sahip olur. Bu yüzden bir armağan, bir tebessüm, bir mutluluk vermeli insan kendine. Ruhuna, vücuduna, zihnine iyi bir şeyler vermeli. Yol boyunca durmayan gezgin çabuk yorulur… İnsan bazen kendisini köşeye çekip dinlenmeli, ruhunu hissetmeli.’

Deli Çocuğun Güncesi / Özgür Bacaksız

Sağımıza, solumuza, önümüze, ardımıza kuvveeeeeeetli bir GÜNAAAAAAAAYDIIIIIIIIN deyip, yukarıdaki satırlara aynen katılıyorum diye ekliyorum. Bugün kendimi armağanlara boğmak niyetim :))) İnsan başkalarını mutlu edince de mutlu oluyor, hem kendini hemde başkalarını mutlu etmenin ise değeri paha biçilmez. Bunlar zor şeyler değil, bir içten gülüş, taaaa uzaklardan yanındayım mesajı, geniş kapsamlı günaydın, gerçek bir hal hatır sorma… filan diye devam edilebilir :)) En doğrusu içten geldiği gibidir. Kime ne şekilde gelir bilemeyiz 
Az evde çalışıp, çoook sokakta olacak bir program benimki, Sabah sabah sessiz sakin bir AVM işleri, Kurban’dan beri görmediğim Titiz Oğlum’ u özledim, ona da bir hediye alayım  Paketim var diye bakarsın erken gelir :)) Geçen akşam malum besinlerin son tarihi ve saklama koşulları ile bana danıştı, “Şu ara hem iş, hem okul çok yoğun, zehirlenmem di mi” :)) Nasıl da pirpiriklidir, ayrıntı delisi :)) Fakaaaaaaat anne geniş , bir keresinde de yurttan aramıştı da yine zehirlenme üstüne, “Bi şi olmaz, yatın uyuyun, güvenliğe haber verin ara ara kapıyı açıp baksın” demiştim  Eveeeeeet, özledim 
Hadi kışın ortasında tedirgin eden bahara, hadi mutlu olalım, mutlu edelim ana tema, hadi çoooooooooook şey elimizde, hadi kasmayalım kendimizi , önce mutlu olalım sonra dinleyelim içimizi…

16 OCAK 2014

 

Yaşlanmak, tamam kızmayın  Yaş almak, hadi bi güzellik yapalım  Yılları geride bırakmak ;
Karşılaştığın heeeeeer konuda analizli, çözümlemeli kitaplar yazıp, onları hafıza kütüphanesinde saklamaktır 
Koşarak geçtiğin yollardan ağır sakin, bakına bakına geri dönerken karşıdan koşarak gelenlerin nerelerde düşeceğini bilmektir 
Bilgelikle çok bilmişlik arasında,kendini iyi bildiğin bir yerde olmaktır
Bugünkü arızalarının geçmişine dönebilmek, kendine itiraf edip, arada da arkadaşlarla “Ben de de bunun bir benzeri var” diye üstü yarı kapalı paylaşmaktır 
Seçmediğin savaş alanlarında, hasmının söylediklerini dinlemek ve çok da gerektirmedikçe savaşmamaktır 
Evet ve hayırları tam da yerinde kullanmaktır 
Yastığına sinen yeni şampuan kokusu ile aniden “Güzel kokuyor” diye uyanacak kadar hayatın farkında olmak, kalkmaya az zaman kalmış sa, “Boşa koysam dolmaz, doluya koysam almaz” larla uğraşacağına açıp bir iki sayfa kitap okumaktır 
Haftanın kitabı “Sırça Fanus” yazarı Sylvia Plath ,elli küsur sene evvel olduğu kadar bugünün insanının da metropol yaşamındaki yabancılaşmasını anlatan modern bir klasik diye tanımlanan bir baş yapıt diye arkasında açıklama var. Okuyorum az kaldı, aynen öyle :))
Hadi hava aslına dönüyor, hadi cumaya ne kaldı, hadi burnuma deniz kokusu geliyor :))
hadi kuşlar konsun avucumuza, müjde getirenlerden olsun… 
17 OCAK 2014
Günlerden cuma, hafta sonu kapıda, hava bulutlu, yağmur kokusu var ama, Havayı koklayan adam güneş gelecek diyor , Sağ ayak bileğimde şiş var, ağrı var, Aylak arkadaşlarla buluşma var, çıkmadan illaki yapılacak işler var, radyo açık, Cem Aslan’dan kendi usulüne göre okunan gazeteler var, durum kaç sabahtır olduğu gibi karışık, kabuller, yükselenler, inenler, her yerde haşhaşiler, altta bir paylaşım “Aşk kutsaldır; Kirli gönüllere yuva yapmaz” Hz Yusuf demiş, bunlara hiiiiiiiiç inanasım gelmiyor :)))) Arada bakıyorum adamların kitaplarını okuyoruz, az çok tanıyoruz, üstünden yıllar geçmiş bir de bi laf etmiş :))) Akıllara zarar  Şüphem var, kendilerini başkalarının arkasına saklayanlar var. Saklanmak çoooooooook erken öğrendiğimiz bir şeydir. Birinin bir şeyin arkasına saklanmayı severiz, tercih ederiz. Saklananları arayıp bulmayı da çok ciddiye almayız, öyle ya genelde ortada olanlar varken, çeşit de zenginken, sağı solu deşmeye ne gerek var  Yaşanacak bir gün, içinde türlü çeşit hoşluklar var, yazılacak, söylenecek, gezilecek, görülecek, zamanı gelsin diye beklenecek çooooooooooooook şey var, ömür hepsine yeter mi diye kuşku var.
İçimden güzel şeyler geçiyor, Ara Güler yoğun bakımda, yoğun bakımlarla ilgili çözülmemiş sorunlarım var  Galatasaray’da bir Ara Güler kafesi var. Hayatımda yoklukları ezip geçen bir sürü var var :))) Bu da beni her sabah daha güçlü kılıyor, yokluklarım aynı kalırken, artan varlıklarım var :))))
Metrelerce süren maillerden sonra Galatasaray’dan başlayan , yokuş aşağı denizi sağımıza alarak Kabataş’a kadar uzanan içinden sergiler, kafeler, kiliseler, camiler, okullar, depolar geçen, yeme içme ile takviyeli evden çıkış saati belli dönüşü açık güzel bir program var :)))
18 OCAK 201
İnsanın kalkar kalmaz yapacağı ilk iş kendine çok içten, samimi,sahici bir “GÜNAYDIN” demek olmalı. Güne kendini selamlayarak başlamalı :)) Sonra pencereden bakmalı, sokağın, havanın kokusunu almalı, benim gibi erkenci ise sessizliğin sesini dinlemeli demek isterdim amaaaaaaa artık öyle sessiz sokaklar, uzun uzun uzaklara baktığımız manzaralar yok  Yine de ben bunların bir kısmına sahip sayılırım :)) Bir parça uzaklara bakıp, sabah kuşlarının sesini alıp, rüzgarın sesini dinleyip, ıhlamurun, yaseminin kokusunu duyabileceğim bir yerdeyim 
Tabii ki de gezmek zor oluyor, bazı zamanlarda Bulgar sınırına gitmekle, buluşma yerine gitmek arasında çok da bir fark olmuyor :)))))))
Seviyorum, sokakları, sokaklarda gördüğüm heeeeeeeeeeeer şeyi  İnsanları, binaları, ağaçları, taşları, yürüdüğüm sokakları, soluklandığım mekanları… hava ile birebir ilişki kurmalıyım, tiryaki değilim ama titreye titreye sokaklara taşan masalarda oturmayı severim  Gelene geçene bakmayı, aklımdan hikayeler yazmayı severim 
Taksimden Eminönü’ ne uzanan Tophane, Karaköy civarında sağa sola dallanıp budaklanan dünden geriye hoş anılar, ağrısı biraz daha artan bir bilek kaldı 
On kişiden sekizinin ayakkabısında “N” harfi , elinde de mendil var. Onunun da elinde telefon, sekizinin ki faaliyette  kimsenin telefonu çalmıyor artık, avuçlarında, ceplerinde titriyor Kızların boyu kısalmış  Platform topuklu çizme üretiminde sanırım kota var :)))) kılık kıyafet serbest her mevsime uygunluğu var. Kapalı alanlardan çıkan on kişiden beşinin elinde yakılmaya hazır bekleyen sigara var. Dolaşanlar ya yalnız ya tüm erkek ya da tüm kız, kızlı erkekli sayısında azalma var :))))
Eeeeeeeeeeen önemlisi herkesin gözünde bir donukluk var Endişeli, sıkıntılı, düşünceli bakışlar… ilişkilerin arasında filtre var, muhabbetler kısa mesajla sınırlı, her kesin üstünde “ben iyiyyim, bir şeyim yok” hali var. Ne onlarda anlatma, ne de onları anlama isteği var…
19 OCAK 2014
Yaşanmışlıklar artınca onları zihnimizde bir dosya altında toplamakta fayda var :)))
Örneğin bende “Bi cesaret… ” Dosyası var :)))
Yaşım kırka doğru yol alırken, evlilik on yılı tamamlamış, az biraz sallanırken:))) Bi evin bi oğluyla evli, İç Anadolu’ya gelin gitmiş, erkek çocuk, en az iki çocuk levelini atlamış,çocukların yaşları 9 ile 5 e ulaşmış,hiiiiiiiiiç planlamamış, programlamamış, aklımın köşesinden bile geçmezken… üç nolu çocuk ihtimali ile karıştık :))) Düşündük taşındık, kimseye danışmadan, kendi aramızda doktorun yolunu tuttuk. “Bu çocuk kız, ben bi cesaret doğurucam” dedim, kapıdan dönüp geldim. 3-4 ay kimseye söylemedim, özellikle annemlerden itina ile gizledim, üzülmesinler diye :)) Çoooook ağır bir hamilelikle kıştan bahara çıktık, gününden önce sinyal geldi, eşimin eli ayağına dolaşınca konu komşu ile bir apartman doğuma gittik :)))
Sabah kendime gelince, pembe beyaz, kiraz dudaklı, 3.250 kg ya 56 cm, yalanıp duran kızımı kucağıma verdiler, Bi cesaretle doğurduğum ,bugün 14 ünde ayın ondördü gibi bir kızım var:))) Bütün çocuklarımı çoooooook severim, Onları kolumun altında, gözümün önünde tutarak değil, yüreğimin taaaaa içinde, burnumun direğinde, gözümün kenarında severim de kız bir başka sanki :))))
İstanbul Gezginlerinin etkinlik duyurusunu sayfa kenarında gördüm, baktım bir kaç gün sonra, “katılıyorum” u işaretledim, hiiiiiiiç bir şey sormadan, kimseyi tanımadan, bir pazar sabahı;Bi cesaret..; “kendimi Arkeoloji Müzesi”nde buldum :)))
Bi cesaret girişimlerimin sonuçlarından pişman değilim :)))
Bu sabah bi cesaret doğurduğum kızı yanıma alıp bi cesaret aralarına karıştığım gezginlerle “Topkapı Sarayı Etkinliği”ne yolculuk :))) Saray bahçesi pikniği için yanında kek (Çikolatalı, fındıklı) ve Börek ( maydonuzsuz, dere otsuz) var :))
20 OCAK 2014
Bir küçük çapta ateşlenme, vücutta direnme, mikrop, bakteri artık her neyse ona karşı aktif bir mücadele var  Akşamdan belli idi, duş alırken buharların arasında yitip kaybolmuşken, sıcak suyun değdiği heeeeeeer yer üşüyordu  “Etlerim lime lime dökülecek gibiyken, halim yokken, başım ağrırken gidip geri yatmakta fayda var da yatar mıyım acaba :))
Sabah bir portakal mandalina yeme, suyunu içme isteği ile uyandım :)) Hem çocuklara hem kendime sıktım, uzuuuuuuuuuuun uzuuuuuuuuuuun elimdeki portakalın kokusunu kokladım. Nasıl güzel bir koku, insan kendini turuncu ile yeşilin kaynaştığı, ağaç dallarının yere sarktığı, yerde kuru toprak, gökte mavi üstüne yer yer beyaz pamuk yığınlı, azıcık esen, burnuna burnuna koku getiren bir bahçede gezinirken hayal ediyor :))) Portakal çiceği de çoooooooooooook güzeldir :))
Aaaaaaaaaaaaaaay iyileşiyormuyum ne :))) Önce evi biraz yola koyayım, hastada olsam, ya da olmasam “kadın dediğin dipli bucaklı, derli toplu olmalı.” (Anne dersleri, her konu başlığı illaki buraya bağlanır :))) )
hadi; “gerçekten yok bi şeyim, ben iyiyim” diye kendimizi inandıracağımız pazartesi ile hafta başına, hadi her şey gelir ve geçer, takmayalım, takılmayalım, hadi vücut yorgunluğu nedir ki, bir ağrı kesici ile bir deliksiz uykuya bakar, Allah gönül yorgunluğu vermesin :)), hadi bi gayret, hadi bi cesaret…hadi kuşlar konsun yollarımıza…   

 

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑