36.İSTANBUL FİLM FESTİVALİ İZLENİMLERİ, BÖLÜM 1


Festival 36 yaşında, birlikte yaşlanıyoruz. Son yıllarda önceki yılların salonlarına, filmlerine, seyircisine, mekanlarına bir özlem var. Bu sene geçen yıla göre daha iyi, ben Beyoğlu taraflarındayım, gittiğim seanslar dolu idi, sessiz sakin, ilgili, bilgili seyirci, filmler de fena değil. Seviyorum sinemayı, ruhumun sınırlarını kaldırıyor bazı senaryolar, hislerime tercüman oluyor, ufkumu genişletiyor, elbette benim için yorucu, koşa koşa gidip gelip, entelektüel halimden soyunup, ev hanımı, anne oluyorum. Yemek, ütü, çamaşır, bulaşık, temizlik … festivali takmıyor, dermişim.

Programın yarısından fazlası bitti, aklımda iken yazayım, dedim, Bu bölüm 1, bitince Bölüm 2 yaparız inşallah. 3 belgesel, 8 film için izlenimlerim aşağıdaki gibidir. çok detaylı yazmadım, izlerseniz tadı kaçmasın, genel olarak hepsinden memnun ayrıldım.

GENÇ KARL MARX  ; Genç Karl’ın sürgünde geçen yılları, Engels ile tanışması,komünizm ve işçi hareketlerinin temelini atması, Manifesto’yu yazmasına kadar anlatılıyor, Almanca, İngilizce, Fransızca her dilin konuşulduğu, hoş bir film. İnsanların komünizm ile ilgili genel bir düşüncesi var, “Her şey ortak”, film de ona bir gönderme var, hem de hassas yerden, yazmıyorum, gidenlere sonradan soracağım, yakında vizyona girecek. Salon tıklım tıklım dolu idi, bi de sabah 11.00 seansı olunca, pek mutlu oldum.

PARİS BÜYÜSÜ; Filmlerin kategorileri var, dünya sinemaları, antidepresan, Mayınlı bölge … gibi. Anti depresan biraz komik, bazen de çok komik oluyor, “ruhuma huzur” kategorisi bana göre. Bu film de öyle idi, biraz modern Şarlo havası vardı. Tesadüflerin beyaz perdeye taşındığı rengarenk bir komedi. İzlene bilir, başrol oyuncuları bu dalda ünlü, ödülleri de var.

BEN MADAME BOVARY DEĞİLİM ; Gelenekler, bürokrasi, sistem üstüne Japon usülü taşlama, İnsan inat edince yaptığı savunmanın katmanları oluyor, en üstte duranı kullanırken eşeleyip, deşince alttan çıkanlara şaşıp kalıyorsun,çekimler sabit kamera ile idi sanki, çok anlamadığım için sanki, kameranın yuvarlağında geçti çoğu, bazen dikdörtgen, biterkende tam ekran oldu, bir yerinde bir sanat vardır mutlaka amapek fark etmemiş ola bilirim. Manzaralar güzel, renkler iç açıcı, sakin sakin hak arayışlar ile uzuuuun bir zaman dilimini işgal etti, erken çıkanlar oldu, ama ben direndim. Son sahnelerde vurucu şeyler oluyor, öyle de oldu, baş roldeki kadın ödüllü imiş.

KESİŞEN HAYATLAR; Sabah sabah bir organ nakli filmi idi, salondaki tüm anneleri ağlattı, hatta anne olmayanları bile. Sanki biraz eksik yanları var gibime geldi, çok film izleyince doyum noktası da yükseliyor, şekerim !

AMERİKALI ANARŞİST ;Güzel bir belgesel idi. The Anarchist Cookbook / William Powella yüzyılın kötü şöhretli kitaplarından. Çünkü içinde bomba ve uyuşturucu imal etme reçeteleri var. Powella iyi bir aile çocuğu, babası BM de sekreter, çocukluğunun büyük bir kısmı İngiltere’de geçiyor. Biraz asi, uyumsuz, 19 yaşında yazıyor, üç yıl sonrada ülkeyi terk ediyor, bir çok katliama ilham olmuş kitabı yüzünden bir yüzleşme bu belgesel, düzenli telif haklarını almış, en sonunda 2000 li yıllarda toplu bir para alıp, tüm haklarından feragat etmiş, toplatılması, basımı durması hakkında bir talimat vermemiş, kendince sebeplerini anlatıyor, uzun yıllar problemli çocuklar ile ilgili okullarda öğretmenlik yapmış eşi ile, hatta Türkiye ye de gelmiş, bulursanız izleyin, gerçekten çok bilgilendirici ve şaşırtıcı. Geçen yılda 65 yaşında ölmüş, anısına adanmış.

BENİ EVE GÖTÜR + ABBAS KİAROSTAMİ; Bu da kısa film ile belgesel karışımı, bir arkadaşın yerine gittim, giderken bindiğim dolmuş şoförü kavga etmiş, yol boyu o adamı nasıl öldüreceğine dair planlar yaptı, bunları bir sabah yazısına yazarım. Salona girdiğimde şekerim oynamaya başlamış idi. Kısa film Nuri Bilge’nin elması gibi merdivenlerden 16 dakika boyunca yuvarlanan bir top idi, sonunda sahibi çocuk alıp eve götürdü. Diğeri Kiarostami’nin çekim, yazım tekniklerini içeren, kendi sesi, kendi görüntüsü ile zenginleşen bir belgeseldi diyelim. Salon çok dolu idi, farklı mesaj alanlar illa ki olmuştur. Benim yorumum bu kadar.

RİCHARD III; Bir çok ödülü olan, 95 yapımı, Sheakespaere esintili, Hitler motifli, pek çok ünlü oyunculu, baş rol oyuncusu Ian Mckellen katılımcı, güzel bir film idi. Dünya üzerinde kaç tane şövalye var, Sir var, olanları da görme ihtimalimiz nedir ??? Bi gidip görelim dedik, gördük, pişman değiliz. Hatta mutlu olduk, “Tapınak Şövalyelerini nasıl bilirsiniz ?” , “iyi biliriz !” Mckellen’ın da şövalye’liği hak eden illa ki bir çok yanı olmuştur, tek farkı yolda bulduğu kadını kızı kaldırıp gitmiyor, yani aşk hayatı farklı,onu da iyice bir vurguladılar, herkes nasıl mutlu ise, öyle kalsın, bi sözümüz yok, film güzelmiş ama, değişik bir bakış açısı ile iyi işlenmiş.

BEDEN VE RUH; Çok ilginç ve güzeldi, aynı rüyaları gören iki sorunlu insan, bir mezbaha da denk geliyorlar,ben çok beğendim, karakterler çok iyi verilmiş idi, Macar filmi, Berlin’de ödülü var. Vizyona girecek.

BODOSLAMA; Antidepresan kategorisinden, israil yapımı,”Yürekten istersek olur”, “İnancımızı kaybetmeyelim”, bu yolda kendimizi kaybedersek illa ki bir bulan olur. Mıchal evlenmeyi kafasına koyup, her şeyi tamam ediyor, en sona damadı bırakıyor, onu da Tanrı versin, diye. Verdi valla. Daha komik işlene bilirmiş, diye de ukalalık yapmasam olmaz. Dünyanın her yerinde bir evlilik sıkıntısı var, yuva kurmak şart ! “Bir evlenen, bir de evlenmeyen pişman” derdi, Rahmetli anam.

MANİFESTO ; Bugünün vurucu filmi. “Sanat sanat içindir, dayatması, Sanatçı taraflıdır, ön yargısı, kapitalist sistemin yozluğunu, adaletsizliğini, çirkinliğini örtmeye yönelik şeylere sanat diyemeyiz”, “Sanatçı içini dışına yansıtırken bir takım kurallara kanunlara takılır ise bu sanat sahte, sanatkar da sahtekar olur” Cate Blanchett 13 farklı karakter canlandırmış, hepsi de çok iyi, ilk olarak bir müze için yapılmış, 13 kare de aynı anda yayınlanmış, sonra kurgulanıp film olmuş, güzel de olmuş, çok severek izledim, ince ayar dalga geçmeler, laf sokmalar … çok yerli yerinde. Son söz de “sizin yargıladıklarınız, bir gün sizi yargılar ” gibi bir şey idi. YÖnetmeni de vardı, biraz soru cevap yaptık.

POLİTİKA KULLANMA KILAVUZU ; Ekonomik kriz ile birlikte üç yıl önce ortaya çıkan siyasi hayata değişimler getirip, meclise giren Podemos (yapabiliriz) partisinin seçime kadar geçen adım adım hikayesi, iyi bir politik belgesel, yarı dolu bir salon çıt çıkarmadan, iki saat izledi ve hiiiiiç şaşırmadı, ülkeler ayrı, politikalar benzer, koltuk tutkallı, bulursanız izleyin şiddetle tavsiye ederim. Bu arada ülke İspanya.

 

Reklamlar

SİNEMA GÜNLERİ, FESTİVAL GÜNLÜĞÜ (1)


PhotoGrid_1460310113905

Bu sene otuz beşincisi düzenleniyor. Otuzbeş sene evvel ben yirmilerin başında, sinema çıkışı muhabbete kalan, gezmekten yorulmayan bıkmayan, usanmayan bir genç kız idim. Şimdi ; Elliyi ortalayan, sinema çıkışı “Ay beyim geldi, çocuklar da tabi ki, eve gitmem lazım” diyen,trafiğe sinirlenen, yollarda eni konu yorulabilen biriyim.Yıllar içinde bir sürü şey değişti, değişmeyen başka dünyaların bir sinema filmi olarak, iz bırakarak hayatımıza girip çıkmaya devam etmesi. Sinemada film izlemeyi seviyorum, festival seyircisini seviyorum. Bu seneki festival tanıtım filmi iz bırakan filmler ve onları dövme olarak vücutlarına kazıyanlar. “Akla kazınanı vücuduna kazıyanlar, bir film öyle iz bırakır ki ruhunda, kazırsın onu vücuduna” herkesin tercihi farklı, yaraları farklı, söylenmemişleri farklı. İzlediklerimiz onların kalbimize dokunan, aklımızda yer eden parçaları. Hayatımızda bir film gibi değil mi ? Peşinden gittiklerimiz, gidemediklerimiz sinemalarda 🙂 Filmleri kendim seçtim, kategori başlıkları var, her sene bir belgesel de izliyorum, Mayınlı Bölge, Antidepresan seviyorum, Dünya sinemaları favorim, bir kısmı Başka Sinemaya gelecek, bir kısmı DijiTürk’e. Bir kısmı da burada izlendiği ile kalacak. Meraklısına DVD de var, en popüler olanı indirme, onda da alt yazı sorun olabiliyor, bazı filmler geçici olarak alt yazılı oluyor. An itibariyle izlediklerimi paylaştım, Buyrun bakalım 🙂

VİCDANIN SESİ (CHAHARSHANBEH, 19 ORDIBEHESHT| WEDNESDAY, MAY 19 ) İran sinemasından. Coğrafyalar ayrı, dertler, çaresizlikler aynı dedirten bir film. Kayıp sayılan paraya yeniden kavuşan, bununla gazete ilanı verip de hayır yapmak isteyen bir adam, kucağında ölen bir çocuk, eski nişanlı, çaresiz hamile bir kız, toplum baskısı, hayata farklı bakış acısı, güzel bir film idi, zevkle izledim. İran sineması her yıl güzel filmlerle katılıyor, gelişmiş bir sektör zaten. Hem de onca imkansızlığa rağmen. 2015 Venedik’ten ufuklar ödüllü. Kategorisi Dünya Festivallerinden.

11 DAKİKA (11 MINUT )  Polonya sinemasından.11 dakika içinde bir araya gelen insanlar ve onları bekleyen ortak bir son. Yerinden oynayan bir  küçük çivi ile başlayan, domino taşları gibi yıkılan hayatlar.Bir sosisli sandviç satıcısından, bir film çekimi için anlaşmaya yapmaya hazırlanan ve araya sıkışan bir çok karakter hep birlikte bir felakete sürükleniyor. En iyi film ödülleri var. Hızla akan ve bu kadar insan nasıl bir araya gelecek diye düşündüren bir film. Güzel 🙂 Yıllara Meydan Okuyanlar kategorisi.

FLORİDA  Fransız filmi, dram ile komedi yan yana, yaşı sekseni bulan, bazen unutan, bazen de en olmadık şeyleri hatırlayan bir baba, gelip geçen bakıcılar, ondan sorumlu bir kız evlat, ölmüş ama öldüğü hiç konuşulmayan bir kız kardeş, yeni kuşak torun, yaşlılığın son noktası huzur evi. Çok duygulanarak izledim. Babam da alzheimer hastası idi, evre evre hatırladım izlerken. Kategori Antidepresan.

BELGİCA  2016 Sundance en iyi yönetmen ödüllü. Belgica bir bar adı, olay Brüksel’de geçiyor. İçki, müzik, uyuşturucu ve uyuşarak hayatlarını unutmaya çalışan çılgın dediğimiz insanlar. İki kardeşin ortaklığı, son noktalarda gelen ayrılıklar, büyüyen gelişen iş. Bir anda kendinizi o barın içinde buluyorsunuz ve bir köşeden belki de hiç bilmediğiniz, bir dünyayı izliyorsunuz. Barda canlı performanslar var, hatta Türkçe çalıp söyleyen bile gördük. Uzun ama hareketli bir film. Eliniz ayağınız tempo tutarken aklınız gidip geliyor. sanırım daha sonra vizyona da girecek, her yaştan seyirci izledi, seçtiğim filmlerin en uzunu idi ve zaman hızla aktı, film iz bıraktı mı ? bıraktı sanırım 🙂 Gençleri anlamaya çalışmak gerek, yaş aldıkça dünyamızın sınırlarını çok genişletemesek bile arada ufak tefek pencereler açmak gerek 🙂 Kategorisi Uluslararası Yarışmalar

YILANIN KUCAĞINDA (EL ABRAZO DE LA SERPIENTE ) Kolombiya sinemasından, bu yılın oscar adaylarından, siyah beyaz, belgesel niteliği de olan, Amazonu, yerlileri, kaybolan usulleri adetleri anlatan, sömürgecilikten dem vuran, kauçuk plantasyonları, misyoner Frankisken’ler … son şaman ve şifalı bitki arayışları, bir türlü uslanmayan Beyaz adam’lı bir film. Beş yılda çekilmiş, bir gezginin günlüğünden uyarlanmış, kendi ülkesinde 11 ay oynamış. Yönetmeni ve yapımcısı da var idi, açıklamalı, soru cevaplı, hoş bir etkinlik oldu.Kategorisi İnsan Hakları.

SUSUZLUK (JAJDA/ THIRST) Bulgar sinemasından. Uluslararası Yarışmalar kategorisinden, Bu gittiği otuzuncu festival imiş. Yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi, gösteride yönetmen, senarist ve yapımcı da var idi. Filmden sonra soru cevap yaptık. Çamaşır yıkayarak geçinen üç kişilik bir aile, kuraklık var, kuyu açmaya gelen bir baba kız ailedeki dengeleri alt üst ediyor, En iyi film ve görüntü ödülleri var, susuzluktan yola çıkıp aşka susuzluğa kadar gidiyor mevzu.

 

  

İstiklal Caddesi


227932_1925191563242_6337596_n

İstanbul dünyanın en kalabalık yerlerinden biri, kenti yedi tepeden seyredersiniz ; Mavi Marmarayı, denizin ortasına serpilmiş adaları,  Çanakkale’den girişi, Karadeniz’den çıkışı… Tarih kokar İstanbul.  Her ne kadar mavinin en mavisi, yeşilin en yeşil artık kucaklamasa da bizi, denizden gelen esintisi, Erguvan mevsimi, hala ayakta kalabilen tarihi güzellikleri ile büyüler bizi. Benim için İstanbul her haliyle hala güzel, hep güzel, her şeye rağmen ölene kadar güzel.

Bir zamanlar bey oğullarının saltanat sürdüğü Beyoğlu ile onun içinden geçen, Taksim Meydanı’n dan Tünel’e kadar uzanan, ortası Galatasaray sayılan, rakamsal değeri 1400 m olan İstiklal Caddesi’ne şehirde yaşayıp da yolu düşmeyen, Şehre gezmeye gelip de aklından geçmeyen olmaz. Ekşi sözlükte “Uygarlığın en önemli caddelerinden biri, sanat, ticaret, yankesicilik, özgürlük, uyuşturucu, kıroluk, yalnızlık, aşık olma, kavga, dövüş içerir, adamı anı sahibi yapar” yazıyor. yalan da değil. Bu caddeden her şey geçer.

İstiklal Caddesi 1927 den önce Cadde-i Kebir olarak ün salmış. O yıllarda çok sayıda dilin konuşulduğu, Osmanlılarda var olan bütün etnik toplulukların, pek ulustan Levanten’in yaşadığı, gezdiği, eğlendiği inanılmaz derecede kozmopolit bir yer. Zaman zaman uygulanan Türkleştirme politikasına rağmen uzun yıllar canlılığını korudu ama kuşaktan kuşağa Levantenler azalmaya başladı, yabancılar ülkelerine döndüler, 1955 de ki 6-7 Eylül olayları sonrasındaki göçlerde eklenince, gidenlerin yerine aynı zanaatler, beceriler, ilgi alanları ikame edilemedi, istiklal Caddesi yeni bir kimlik kazanamadı, tersine eski kimliği dejenere oldu, kültürel dokusunun içi boşaldı. Yavaş yavaş köhneleşmeye, fakirleşmeye, zevksizleşmeye terk edildi. Binalar bakımsız ve boş kaldı, yıkılıp yerlerine ucuz ve çirkin yapılar inşa edildi. 1950 ler de başlayan büyük göçlerden cadde de nasibini aldı.Anadolu’dan gelenlerden işçileşenler gecekondu semtlerini oluştururken, lümpenleşenler de İstiklal Caddesi’nin yan sokaklarını mesken tuttular. Sayısız kahvehane, aşhane, batakhane erkek olsun, kadın olsun lümpenlerin barınağıydı ve hepsi de İstiklal Caddesi ekseni etrafında toplanmışlardı. Bunun sonucu 1960’lı, 1970’li ve 1980’li yıllarda İstiklal Caddesi çok kötüledi, alışveriş Osmanbey, Nişantaşı, Etiler’e kaydı.

Benim kuşağım Caddeyi yetmişlerin sonunda tanımaya başladı.Henüz araç trafiğine açıktı ama tramvay kalkmıştı. Taksileri, boynuzlu troleybüsleri biliyorum. Ama trafik iki yönlü mü idi, onu hatırlamıyorum. Bizim için bir buluşma ve eğlence yeri idi.Şimdiki çevik kuvvetin durduğu yerde bayramlarda duvardan DSİ nin renkli suları akardı. Fener alayı tam da oradan başlardı. Buluşma yeri Atatürk heykelinin önü, girişinde muhallebiciler; Sahanda yumurta, pilav üstü tavuk, su muhallebisi menü. Sonralarda tatlı çeşitleri arttı, kızarmış sosis ve patates listede yer aldı. Yolun iki yanında ağaçlar, meşhur iki eczane Pamuk ve Rebul,  Pamuk’ta ithal ecza, Rebul’de çeşit çeşit, bir çeşit de ismi ile kolonya. On altı tane sinema vardı diye biliyorum. Eskiden yabancı filmler geç gelirdi. Dergilerden okur, beklerdik. Günler öncesinden bilet aldıklarımız olurdu. Tess’i , Grease’i Emek Sinemasında seyrettim. Koyu kırmızı ya da bordo kadife perdesi vardı. Gong sesi ile perde açılır, içindeki dore perde yukarıya doğru katlanır ve önce reklamlar başlardı. Arada tahta kutu içinde frigo, koko diye sesli satış yapanlar. İnci geçen yıla kadar hep vardı, tatlı, limonata, ince uzun dükkanda küçük masa sandalyeler, duvarı biri yarısına kadar ayna. Hacı Abdullah’ı  anmasam olmaz. Kavanozda resim gibi turşular, kase de renkleri birbirine karışmamış, lezzeti harmanlanmış  soğuk hoşaflar ve ev yemekleri. Midye ve kokorecin kokusu yerini tarif ederdi. Sepetlerde lavanta satan kadınlarla, Çicek Pasajı’n da akordeon çalan Madam Anahit yok artık. Tünel’e doğru fotoğrafçı dükkanları, vitrinde siyah beyaz eski solmuş resimler, Narmanlı Han’a Narmanlı Yurdu derdik. Orada çalışan bir arkadaş, tanıdık gerçek bir Narmanlı, resim galerisi de yoklar arasına karıştı.

Vakko Mağazası ve onun yanında ayakkabıcı Goya. Birbirini tamamlayan parçalar, yan yana dükkanlar. Vakko kumaş ve eşarp ağırlıklı, vitrin yaptığında gidip bakılırdı. Yılbaşında ışıklandırılır, ona da ayrıca bakılırdı. Seksenlerin sonunda caddeye tümden yılbaşı için ışıklı taklar kondu. Genç kız kısmı Beyoğlu’n da  pek akşama kalmazdı. Grup halinde sinema, tiyatro, belli bir saate kadar Çiçek Pasajı olabilirler arasında, sabahlamak asla olmazlar arasında idi. Yüksek Kaldırım, Kuledibi, Tarlabaşı bize  gece gündüz yasak, hikayeleri iç karartıcı ve korkutucu. Buralarda pavyon türleri, onların caddeye yansıyan ışıklı reklamları, “Anadolu’dan gelen cebi paralılar, sabaha sıfırı tüketir” diye şehir efsaneleri.

Caddede şimdi hala oturan var mı? bilmiyorum ama Mısır Apartmanın da artık sanat atölyeleri ve sergiler olduğunu, tepesine çok meşhur, çok pahalı, çok manzaralı bir restoran konduğunu biliyorum. Girişleri, basamakları mermer döşeli, demir parmaklıların arkasında camlı kabinleri olan asansörlerin olduğu, yüksek tavanlı, illa ki bir köşeden denize bakan evlerin büro olmuş hallerine denk geldim. Paşanın yaptırdığı Anadolu, Rumeli, Afrika hanlarına yolum düştü, bir vakitler, Afrika Han ile Hazza pulo avluya açılan hanlar. Aynalı pasaj, Avrupa pasajı içinde eskiden düğmeciler, kemerciler vardı. Şimdi çok şükür yer gök takıcı, oyuncakçı.

Caddede değişmeyen şeylerden biri de Galatasay Lise’sinin önünde toplanma ve itiraz eylemi. Yürüyüşler ya oradan başlar, ya orada biter, imzalar halka oralarda açılır.Benim gidip gördüğüm üç kilise var cadde üstünde, daha fazlası olabilir ara sokaklarda. Azınlık okulları var. Birinde üniversite sınavına girmiştim. Aslında Beyoğlu’n da olmayan ne var diye düşünmek lazım. Araç trafiğine kapandığından beri insan yoğunluğu hep beraber toplu taşıma aracında gidiyormuşuz hissini veriyor. Kitapçılar, kütüphaneler, konsolosluklar var caddede. Meşhur Olgunlaşma Enstitüsü ve Anadolu Ticaret lisesi de caddenin eskilerinden.

Bir ara birahaneler ve seks filmleri furyası vardı. Çok da uzun sürmedi geldi geçti. 33 sene evvel Sine pop da Rüya da festival filmlerine gidenlere “Tövbeli sinemaya mı? ” diye takılırdık. Her zaman renkli, her zaman kalabalık, her zaman her şeye hazır bir cadde İstiklal Caddesi, ne kadar yazsanız illa ki bir yeri eksik kalıyor.

Eskisinden daha çirkin, eskisinden daha güvenli, eskisinden daha da hareketli, eskisinden daha daha kalabalık, kimsenin kimseyi umursamadığı, sokak müzisyenlerinin her türlü müzik aleti ile köşe başlarında çalıp söylediği,  24 saat yaşayan,zaman zaman  insanın insan olmaktan utandığı, insanı insan yapan değerlerin seslendirildiği çelişki merkezi, her şeyi ile iyi ki var…

MART SONU GÜNLÜKLERİ


1779877_10202269069581905_1702926342_n

 

21 Mart 2014

Erken de yatmadım ama sanal aleme bakmadım  İki dünyaya ait okumalarım vardı. Onlara alaka gösterdim. Biz sınavlardan önce okunmuş pirinç yutan bir nesiliz, sonrasına sular, kesme şekerler geldi. Şimdi empati zamanı :)))
Sabah ne var ne yok diye açtım kiiii, twitter yoklar arasına karışmış. Sonra bir iki uğraşınca demeyeceğim ama linki değiştirince girdim kiiiiiiiiii “yıkılıyoooo” muş akşam :))) Çalışıyor mu diye bir iki retweetle yaptım oldu valla :)) Okunmuş benimki :)))) Baktım facebook’dan birbirine yardımlar, eve servis garantileri, adresler… filan, başarmış arkadaşlar. En son”girmeyen kaldı mı? ” diye yoklama bile almışlar :))))) Bu arada Başbakan kapatıyor, İ.Melih Başgan DNS değiştirip twit atıyor. Allahım Allahım daha hangi filmler gösterecen bu Şubatlar, martlar, mayıslar, haziranlar, eylüller… görmüş kuluna ?
Aklı başında olanlar düşünecek “Hangi büyük suçlar, iletişimi yasaklar”. Olmayanlar da “Günaha girmekten kurtulduk” diyecek. Hafta sonu mitingine yapılacak taşımalı, kumanyalı, cep harçlıklı katılımcıların çokluğunu, dünyanın öbür ucundaki rock konseri resmi olduğunu görmemiz biraz zaman alacak bu durumda :)) “Güneş balçıkla sıvanmaz”
Eskiden ara ara bakardım, şimdi illaki oldu :)) Sabah sabah yazılanlar orantısız zeka ürünleri. Valla kalite de yükselmiş :))) ” Bütün dünya duble yollarımızı konuşuyor şu an” (Alıntı)
Hayırlı bayramlar, hayırlı cumalar, hayırlı mutlu sonlar … 

22 Mart 2014

Yaz erkenden geldi. Mahallede ıhlamurlar, şehirde Kadir Ağbi’ nin laleleri açmış.Yollar gündüz çok kalabalıktı. Şimdi öğrenciler ve veliler evde sabahı bekliyor. Biraz heyecan biraz da gerginlik var. Malum çocukların karşısında bildiği soruları soracak bir Ekrem, bir Akif, bir Fatih yok. Bu sene kim hazırladı bilmiyorum, bilsek de bize faydası yok Çalışan, hak eden kazansın  Hak eden bölümü şüpheli 
Twitter ben de hiç kapanmadı. Akşam yemeğini eşim hazırladı. Sıcak sularla, prillerle mutfağı ancak temizledim :))) Yarın kahvaltıda oğlan “Bal ve tereyağı yesin,akşam da erken yatsın” diye Kayınpeder aradı. Başarılar dileyenlerin sayısı bir hayli çok  Bu ikinci YGS sınavım. Değişen bir şey yok, aynıyım. Yılların hesabı iki saat kırk dakikada sorulacak. Uykum hiç gelmeyecek gibi  “Yarın tüm okul bahçeleri Yeni Mahalle kuran kursu gibi olacak” bir tweet okudum :)) Katılıyorum :)) Bu sınav lobisi geniş etkili :))))
İyi şeyler, şüpheliler, gerginlik veren haller… hepsi bir arada. Ne olacak bu hallerimiz diye soranlar, bir gayret ümidini kesmeyenler var. Sabah zili çalmadan kapıya şık bir poşet içinde AKP ile ilgili broşürler, üstünde adayın resmi olan kahve paketi ile adayın ismi yazılı iki de kahve fincanı bırakmışlar.On yılı geçti, bir otuz daha ister gibiler.
Hayat içinde bulunduğumuz anların toplamı  Farkına varmak, sapla samanı ayırmak temeli. Kafası karışık, duyguları daha da karışık bir anne olarak sınava girecek, gençlere ve de kendi kuzuma başarılar diliyorum. Gerçekten iyi olan kazansın ve hayırlısı olsun. Bu kadar 

23 Mart 2014

Aaaaaaaaah aaaaaaah kalabalıklar, içleri boş, kuru kalabalıklar ve onlardan medet umanlar, o kalabalıkları bir şey sananlar… maalesef varlar.
Çoooooook üzgünüm ki, cahili çok bir milletiz. Çocuğunun tek hakkı olduğunu bildiği sınava, nüfus cüzdanına resim yapıştırmadan gelenler var. 14 ya da 16 yaşından sonra resim mecburi. Sınav kapısından dönüp, nüfusa koşturup, geri gelip yetişemeyenler var.Veeee bunlardan dolayı sınav günü nüfus idareleri sabah yediden ona kadar mesai yaparlarmış. Demek ki yalnız değiller  Koyun gibi güdülmekten, cebini düşünmekten başka bir şey düşünemeyen ama her sene çocuk sahibi olmayı ihmal etmeyen, bedava her şey için ihtiyacı olsa da olmasa da kuyruklara giren, fazlasını ziyan eden, satın alınabilen, ne sattığını bilmeyenlerin oluşturdukları kalabalıklar… Daha düne kadar beraber yürüyenler kanlı bıçaklı oldu, eski halleri aklında tutamayan kalabalıklar, sizden kimseye fayda gelmez, kendinize bile…
illa ki bir yerde bir adalet var, ilahi, adli var inanıyorum. Hak yerini mutlaka bulacak.
Düşen uçak konusu ne kadar inandırıcı ? Bu haberi zaytung yapmış olabilir mi ? detaylar pek üstün körü olmuş  İğrenç bir espri ama yapıcam  “Kim inanır, Kadir İnanır ” İnanacak Kadirler gitsin savaşa !

25  Mart 2014

Hayatta yepyeni başlangıçlar değil ama eskilere yeni başlangıçlar istiyorum, bıraktığım yerden, ardıma bakmadan, önümdeki yılları hesaplamadan.Mesela eski arkadaşlarla yeni buluşmalar gibi 
200 gr kıymadan kaç tane biber dolması yapılır diye sordu oğlum  Onda karar kıldık, “korkarım bu oğlan yaza da tarhana ile salça yapar” diye düşünüp güldüm  gözümün önüne dolma doldururken ki halleri geldi, hayalimden ellerini sevdim.
Kendine ev işi öğrettiğim kızıma “Nasıl genç kızsın sen , bunlar olmamış” diye fırça atarken “Benden genç kız olmaz anne, bırak peşimi” cevabını aldım :)) Kırkından sonra bir kızı olması çoook güzel bir anne için  Güldürüyor ve enerji aşılıyor, geç yaşlara ikinci, üçüncü çocuk tavsiye olunur :)))
Seyrek bıyıklı, uzun, asabi şahsiyet saydırmaya devam ediyor  Biat etmiş halkı eteklerinde, neden, niçin, ne hakla soruları vicdanlardan silinmiş, ona isnat edilen her şey için insan “neden olmasın” diye düşünüyor.Sanki kopya seçmenler var, düşünmeyen, mukayese edemeyen,
Sabah karanlığında uyanınca camdan ilk baktığımda korktum valla. Doğal bir afet mi oldu acaba dedim, sonra anladım ki gönüllüler, ağaç, direk ne varsa aralarını uzun bayraklarla donatmışlar. Rahmetli annemin dediği gibi “Kuş gözü kadar boş yer kalmamış” Bu bayraklar olmasa, bu şarkılar çalmasa kime oy vereceğimizi aklımızda tutamayacakmıyız 
Festival biletlerim geldi, sağ olsun Lale kartlı arkadaşlar  Akbank’ın bilbordlardaki reklamları çok güzel  ” Boş otel koridorlarında bisiklete binen cesur çocuğu seviyoruz, çünkü sinemayı seviyoruz ” :))
Gün başlarken umutlar, beklentiler var. Gün biterken yaşanmışlıklar, omuzlarda kalan ağırlıklar var…

26 Mart 2014

İşi biten “ay” ı uğurlayan bulutlar üstünü ince bir örtü ile örtmüş, onu uykuya hazırlar gibiler  Ninnisi uçak seslerinden :)) Güneş evlerin arasından hazırlık yapıyor, biri giderken biri geliyor ışık kaynaklarının. Kuş sesleri, sabah yeli iş başında, yollar doldu bile erkenciler le, spora gönül vermiş aylaklar çamlığın yolunu tuttular. Belki güzel bir gün olur  Aslında her gün güzel bir gün adayı da onu kötü yapan kötü insanlar var. Eveeeeet her şey onların suçu 
Tapeleri dinlemiyorum, kızıyorum, tiksiniyorum. Bunları yapıp çekenlerde, bunlara malzeme olacak işleri yapanlar da bana göre aynı tavanın balığı  Çıkar için birbirlerine göz yumanlar, denge kuramayınca birbirlerine düştüler. Bu nefret, bu kin, bu hınç… kutsak kitabın neresinde ? Hangi sure ? bir bilen varsa bana da söylesin. Bir tanesi dedikoducu kadınlar gibi, pencere camında sarkar gibi habire yakıştırıyor, yapıştırıyor  Başbakan devlet yönetmeyi bıraktı, yerine kim bakıyor acaba ? Her şehirde meydanlarda amaç belediye seçimleri, belediye ile ilgli bir tek boynunda atkı var. Konuştuğu yerlerde kim aday onu bile anlamıyoruz. Muhalefet tapelerden medet umuyor, bir büyük bir şey patlasa da faydalansak diye  Namus uğruna twitter gitti. Bu namus bekçileri, tecavüze uğrayan özürlü kızın tecavüzcüsüne “olay sırasında kız bağırmamış” diye ceza indirimi veren hakim için ne yaptılar, o sesler oralardan duyulmadı diye mi sustular 
Aaaaaaaaaaah aaaaaaaaah, oooooooooof ooooooooof böyle işte, haller bizi kötülerin iyisine mecbur etti, bu seçimlerde 
Dışarısından görünenler bunlar. İçeri de sabahın erken saati, okula hazırlanan bir öğrenci ile biraz daha uyuyan bir başka öğrenci var. Çay kokusu, tost kokusu hakim havada  Evin annesi çocuklarından aşağı kalmayan bir masada, hem de salonun ortasında, yakın gözlükleri gözünde, kalemler, kağıtlar, okunacak ve okunan kitaplar,dergiler, festival kataloğu, tarih sırasında bu senenin filmleri, kol saati, dünkü yüzükleri, kulaklıklar, şarj aletleri arasında, hırkalar ve eşarplar da var sandalye arkalarında tam da bunların ortasında içini döktü sanal sayfaya 
Hadi gün aydın olsun … 

27 Mart 2014

Veeeeee you yube da twitterin arkasından gider  Ansızın giden ama gideceğine önceden hüküm verilen twitter gidişi ile bir çok kişiyi mutsuz etmiştir ama çareler tükenmemiştir. Gizli kaçak, diğer ülkeler üzerinden görüşenler, görüştükleri konularda görüşemeyenleri aydınlatanlar sağ olsunlar  Gerçi geri dönmelidir diye bir yargı kararı da var ama onun uygulanmasına daha 28 gün var  Twitter sıkılmasın diye yanına bugün de you tube gitti. O zaten daha önceden de gidip gelmişti. Facebook da gün sayıyor kanımca.
Şekerim; görmesek, duymasak ne olacak ki ? Unutacak mıyız ? Haber alamayacak mıyız ? … bizler kağıtların teksir makinasında çoğladığını biliriz, el yazmalarına şahitiz Fotokopi makinesinin tüm evrimini yıl yıl izledik. Bilgisayar çağına çocuklar doğurduk… hangi çılgın bize zincir vuracakmış ? Şaşarım 

28 Mart 2014

Biz çocukken arkadaşımıza uyup da suçlu durumuna düştüğümüzde “senin aklın yok mu” diye ekstra ceza alırdık. Yani çoooook küçükten öğrendik suçu başkasının üstüne atmanın bir mazeret olmadığını. Allahım bu nasıl bir seçmendir ? Bu nasıl bir tapınma şeklidir. Hala savunuyorlar adamı, iftira, montaj diye yıkılıyor ortalık  Bu iftira ve montajlar bir orduyu, yazarı çizeri hapse tıktı da başkalarının yüzü suyu hürmetine çıktılar, o zaman nasıl inandılar acep ? Hiç mi sormaz insan, hiç mi mukayese etmez insan. Aslında dini bütün, sıkı sıkıya örtüsüne, camisine bağlı gibi duran bir topluluk var. Bunlar ampul giderse karanlıkta kalıcaz, namus ortaya düşecek, karımız, kızımız, bacımız kötü yola düşecek sanıyorlar. Namaz kılıp, başımızı örtünce cennetlik oluyoruz ya bunlar günaha batmaktan, cehennemde yanmaktan korkuyorlar  Bu asabi bir gülüş işaretidir. İnsan 23 Nisan gelse de koltuklar hakikaten çoluğun çocuğun eline kalsa diye aklımdan geçiriyor.Ülkeyi İsmail Y K mı yönetiyor diye şüpheye düşüyorum valla :)))))))
You tube kapandı, ama bize kapandı, tüm dünya ulusal güvenliğimizi sarsan belgeleri okuyor, iki milyon çocuk YGS ye girdi matematik sorularını gördü. Aklında kalanları paylaştı, şimdi onlar mahkemelik. Çünkü sırmış  Biz de iki kişinin bildiği sır değildir diye bilirdik meğer iki milyonun bildiği sırmış…
Tüm olana bitene neremizle gülsek acaba, zaman zaman ağzımız kifayet etmiyor valla :)))) Facebookun kapanması da hafta sonuna yetişecek gibi, gerçi yasaklar bana geç geliyor :))))
Belki bu sondur  “Sürç-i lisan eylediysek affola, Faşizm bittiğinde görüşmek üzere eyvallah…” Arkadaşın duvarından hislerime tercüman bir alıntıdır :))
Hadi günaydın, hadi bi umut, hadi kuşlar konsun yollarımıza…

30 Mart 2014

Seçmen kağıdımızı, nüfus cüzdanımızı ve vicdanımızı da yanımıza alarak yakındaki okula giderek oyumuzu kullandık  şeffaf sandıktan görünen oydu kiiiiiii ilk on zarf arasına girmiştik.

“Şekerim, bu nasıl iştir, bilimsel bir açıklaması var mıdır ?, hiç alakası yokken aldığımız kocalar zaman içinde babamızın modeli oluyor :)))) Bu bir yaşlanma süreci midir ? Birbirini tanımayan bu adamlar zaman içinde hem kayınbabalarına hem de bir çok açıdan birbirlerine nasıl benziyorlar ? :))))”

Sevgili eşim kör karanlıktan hemen sonra hazırlanıp, saate bakarak beni ve ilk kez sandığa gidecek oğlumuzu “Hadi, hadiiiiiii” diyerek tacize başladı :))) Babamda rahmetli aynı idi, kayınpederim de aynı kopya :))) Birimiz su kenarından, birimiz Anadolu ‘nun bağrından üç erkek nasıl aynı bilemedim valla :))) Yıllarca annem babamdan bağımsız oy kullandı, hele son yıllarda aynı evden çıkan farklı yönlere hareket eden trenler gibiydiler :))) Birbirlerini hiiiç ikna edemediler, hep biri diğerinin “kandırılmış” olduğunu iddaa etti :)))))

Biz bugün aynı konunun ana temasında anlaştık, muhtarı resmine göre, meclis üyeliklerini de hisse göre serbest bıraktık. Ankara’da oy kullanan oğlumuzu da konu ile ilgili bilgilendirdik :)))) Memlekete hayırlı, uğurlu olsun 

Bu arada telefonuma yağan mesajlar neşe kaynağımız oldu. Seçmen kalitesi belli olan parti, mühür bastıktan sonra başka partilere “çarpı” koymayın diye dört kez, muhtarın kağıdını aynı zarfa koymayın diye üç kez uyardı, sevgili seçmen kardeşleri :)))

Eeeeeeeeeerkenden kalkınca bazı saatler bir saat ileri gösterse de, gün hala uzun bir gün :)) Akşam yemeği için aklımda tuttuğum bir planım, çamaşır makinesi ve ütü ile samimi ilişkim var  Tv de devamlı film kanalı açık, sağlıksız beslenme had safhada, güneşin vurduğu yerlerde kayıp kuru yemiş taneleri parlıyor :))) Küçük mutlulukların tadını çıkarıyorum, okul tişörtlerinin birini eksik yıkamışım, zaten okul da bir gün eksik :))) Festivale 21.30 biletim var, eşim o gece evde olacakmış, ben olmasam olacak yani :)))))) Bi de yarın da tatil, pazartesiyi idrak edemeden salıya geçiş mümkün :)) Daha ne olsun 

Oleeeeeeeeeeeey valla :))))))

 

 

 

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑