MART 2018 GÜNLÜKLERİ


Bu da eski kullandığım resimlerden, büyük olasılık bir arkadaşındır, Mart ayına yakışır, Bahar canlanmak demek , tabi ki de ilk olanı, son olanı sonumuz gibi. Karşılaştırmalı Martlar bunlar, bir önce ve sonra aynı ay, aynı telaşlar, aynı ruh halleri mi acaba ???? değildir, her yılın bir önceki yılı kapatıcı özellikleri var, büyüyoruz, uslanıyoruz, olgun ve dolgun bir görüntü de cabası, saçlarda beyazlar, göbek çevresinde yağlanma … hayat her şeye rağmen yaşamaya değer! Tadını çıkaralım lütfen de kırktan önce bu duygu gelişmiyor.

01 MART

SERGİ, SİNEMA, TİYATRO, KİTAP
Gezdim, gördüm, izledim okudum, iyi de yaptım, şimdi tavsiye ediyorum;
Aksanat’da Garip Meyve diye bir sergi var, geri dönüşebilen her şey görsel olarak geri dönmüş, içinizdekileri dışa dökülünce nasıl değişir, dışımızdakileri içimize nasıl yansıtırız, ne gördük, ne düşündük, gerçek var da tanımı neye göre gerçek … bir anlamazlık, anlatamamaklık, anladım sanmalık halinde geziyor insan. “İnsan ve büyük bilinç dışı, insan ve ortak bilinç dışı, insan ve söylenleri, insan ve gerçeği: Garip Meyve!” Diye bir açıklama da var 😄
YKB de Sabahattin Ali sergisi var ve illa ki gidilmeli, çok güzel tasarlanmış, Sabahattin Ali’nin yaşadığı şehirler, şarkıları, şiirleri, resimleri, mektupları… hele tren kompartmanı gibi düzenlenmiş bölüm çok hoş, gidilesi, görülesi, şiddetle tavsiye edilir, ücretsiz sergiler 😊
Alyoşa oyununu izledim, Aliye Berger’in hayat hikayesi, Füreyya, Fahrinisa, Aliye, Cevat Şakir… yakın akraba olunca, hepsi de bildik, hem magazinsel, hem sanatsal aile, Devlet Tiyatrosu Tekel Sahne’de dekor için masraftan kaçınılmamış, güzel oyun tek perde, gidelim ki Yaşasın Tiyatro!
Beyaz da artı sahnede özel tiyatro, Deniz Çakır aynı Yaprak Dökümü’n deki gelin, hiiiiç gelişmemiş, hoş ve boş vakitlere göre
I, Tonya; gerçek bir buz patenci hikayesi, Amerikan tarzı gerçek, bayılmadım ama sıkılmadım da, başka sinemada
Hakaret; Bugün izledim, oscar adayı yabancı dildeki filmlerden, bir Orta Doğu Hikayesi, Filistinli, yahudi, Lübnanlı, iç savaş, adalet, insan olmak … güzeldi.
Resimdeki kitapları okudum, hepsi bir birinden güzel, alıp başını gidiyor, başka dünya geziyorsun da problemlerin insanı, toprağı değişik, konusu aynı.
Eeeeeeey sanat ve edebiyat; Besle bizi, doyur gözümüzü, incelt ruhumuzu, sevdir acılarımızı,paylaştır yüklerimizi … hatırlat insan olduğumuzu.

 

04 MART

Görmezden gelmek; Kaçış yollarının en kolayıdır, uygulama alanı geniştir, kendi içinde ikiye ayrılır, yok sayarak görmezden gelme, var sayarak görmeyi erteleme. Birincisi inkardan gelme de sayılır, muhasebenin temel ilkesi; para yoktan var olmaz, var ise kaybolmaz. Hayatta bir muhasebe olduğu için, sonuçlarını yaşadığımız bir şeyin aslını inkar etmek ne cemaatlere üye olmakla ne de günde 5 saat yoga ile … düzelmez, yani, iç huzuru sağlamak diyorum, bilmekten, kabul etmekten, çare aramaktan gelir. Var olana göz kapamak büyük vicdan savaşlarının sebebidir, vicdanın gözle görülmesi incelik işidir, göstere göstere vicdan olmaz, vicdanın resmi bulunmaz, kaç “like” aldığının sayısını eylem belirler, eyleme geçenlerin vicdanı red etmesi hakkı da vardır, buradaki vicdani red başka redler ile istenirse karıştırıla bilir, üstüne bir bardak limonlu ılık su içilirse,kara bulutların altında bir pencere önünde, pazar uykusu uyuyan, gündüz insan gece hırt gençlere tıkırtı yapmamaya özen gösteren annelere konu olur 🙂
Cümleten günaydın, dün gece Merkür ile Venüs kavuştu, Terazi Burcunda güzel şeyler olacakmış, gökten güzellik yağmasını bekliyorum, kötülük burnumuzun dibinde ilen iyiliği uzak yollardan beklemek de yaman çelişkiler arasında. Kış da bitti, kutuplara bile (-5) ile bahar geldi, Kuzey Avrupa cezalı, bizde de kısa süreli tuhaf sağanaklar var, tabi ki de dünkü tufanı kaçırmadım, arabada cama silecek yetişmedi, alt yapısız yollarda oluşan göller, buji ıslanmalarına yol açmış idi, sağa çekenleri hemen bildim 🙂)))))
Eski arkadaş grubunda yemekli bir toplantı vardı, mısır ekmekli, karalahana dipleli, hamsili pilavlı, kuru bamya çorbalı, profitrollü … eve tartılmadan girdik ama çıkarken bir fark hissettik, ev sahibi ev yapımı vişne likörünü unutmuş, ben de minik bir boşluk var diyordum, kendi kendime 🙂)) Eski arkadaşlıklar güzel, sohbet, anı, hatıra, güncel …derken güzel saatler geçirdik, her şeyin çok güzel olduğu nadir zamanlardan biri idi, hissettik de.
Hayatta yük olan şeyleri tespit edip hayatından çıkaracaksın, insan, eşya … hiç fark etmez, at gitsin.
Mızmızlanıp, şikayet etmek bir şeyi çözmüyor, baş ağrısı, karın ağrısı, can sıkıntısı yapıyor, ölümden gayri her şeyin çaresi var, neticede bir ömrümüz var, süresi belli değil, uzadıkca kalitesi düşme ihtimali yüksek, kısa ise de tadını çıkarmak gerek, “tad mı kaldı” diyenler de haklı, yine de kıyıda köşede bir lezzet buluna bilir, iyi bakmak gerek.
Gülmek, sevmek, iyi dileklerde bulunmak, hoş görü ekip biçmek bunları çoğaltmak gerek,amaaaaan, her işin başı sevmeyi bilmek, sevmek üstüne hesap kitap yapmamak, karşılıksız yaptık sanım, karşılığını beklemek de iç ağrısı.
Amaaaan işte her pazarın bir pazartesisi var, içinde ben varmıyım??? diye bilmeden, hayata yanlış yerden asılmalara boş verelim, elimizden gelenlerin güzel olması için çabalamak bile yeter.Bilmem anlata bildim mi, yanlış anlayanlar hiiiiiç anlamadım saysınlar, ben; “anlat, anlat heyecanlı oluyor!” diyenlerin peşinde miyim acaba ????? İnsanın canı arada mantarlı mantı pişirip bazı kişileri çağırıp yedirmek istiyor, suçumuz da iyi yemek yapmaktan öteye gitmez o zaman 🙂

05 MART

Her şey bir rüya olsa unutarak uyansak” ah olsa da diyemiyoruz, bir sabah unutarak uyanmak ihtimalimiz var ama iyi yönde değil, Unutmak beynin bir eylemi, keyfi gibi görünse de beyin çok seçici, bilinç altı ile iş birliği yaparak bizi kandırmaya devam ediyor, unuttum sandıkların hortlarken, unutmam dediklerin kayıplara karışıyor, bazı lüzumsuz görünen hatıralarım var, hatırlamak hiç bir işime yaramıyor ammaaaa ruhumun iç derinliklerinde bir yaraya tekabül ettiğinden hazar, her daim canlı.
Dün merkür ile venüs karşılaşmadı, bence çarpıştı, hatta merkür geri gitmeye başladı Aaaay berbat bir gün oldu, planlar ters bile gitmedi, alt üst oldu ki bu durumda bir hareketle eski haline gelmesi lazım ama planların hasarlı parçaları var, telafisi olmayanlardan desem de abartmış olurum ama olmadı, olanlar uymadı … bugünü istemiyorum, silelim, yeni baştan deneyelim! yapamıyoruz, yapılmış günleri yapılandırmak her yaşta zor, yaşlandıkça daha mı zor bilmem, yaşlanmak, kalabalıklaşmak ile beraber gelince, her kafadan çıkan seslere ancak Rap tarzı şarkı yazılıyor 🙂
Yani; kılıcını kuşanmışım da yel değirmenlerini kafaya takmışım da, yanıma bir de Panço uydurursam zafere doğru kaçar mıyım, yoksa zafer benden mi kaçar, bugünlerin yarınları da var mı, dünleri ne yapacağız … diye ipe sapa gelmeyen sorularıma un arıyorum, o iplere serip, göle de maya atmaya gideceğim, kürküm var, onu da yemeğe götürüp, bana damdan düşeni getirin, diye tutturacağım.
Bugünü güzel yapacak bir şeylere ihtiyacım var, proton bombası hapımı yuttum, midemi yola koyup, ardından evi yola koyup, kendimi de bir araya şıkıştıracağım hazar.
Günler gelip geçer, biter bir gün kabus geceler, bu daaaa geçeeeeer! Sen bana haberler ver, Neeee habeeeeer! daha daha ne habeeeeerli bir kahve içsek de kendimizi kendimize gelmiş saysak mı acep ??????
Yepyeni olduğunu iddia eden pazartesinin geçmiş pazartesiler artığıyım, başımın çaresine bakmak benim başımın işi,
Haydi o vakit, aşk ile günaydın diyelim, bi gayret olacak sanki, az yalan dolan, üç maymun, çok kırılsa da bir şey olmayan hayaller ile…

08 MART

Kadın olmak; çoook geniş kapsamlıdır, tarifi reçetesiz, çilesi düğüm düğüm, savunması aciz, sırtını yasladığı babası, kocası, abisi yok ise acayip yalnız, dul, müzmin bekar ise devamlı aranan, kanunlarda kurallarda toplu iğne başı kadar yer tutan, evde, işte her yerde her hizmeti veren, sana ne ile bana ne den sürekli nasipsiz, sırtında sopası, karnında sıpası olanı makbul, şişmanı alay konusu, yaşlısına ölse diye bakılan, yalnız yaşayanı itin kopuğun haklı gözetiminde, mirastan dine dayandırılarak mahrum, gözü yaşlı, hıncı içinde saklı, direneni cehenneme direk olandır!!!
Öyle, kızlarımıza öz güven neymiş öğretelim, hak arayışlarının önüne geçmeyelim, şiddet gördüğü zaman arkasında duralım, erkek nesline oğluna, kocasına, babasına, erkek kardeşine esir olmamasını öğretelim, okutalım, iş sahibi olsun, ekonomik özgürlük nedir bilsin ve onları gerçekten çok sevelim, kızlarımız hayatımıza renk olsunlar ve bu renklerin gökkuşağı gibi dünyayı sarmasında bir payımız olsun.
Günsüz kadınlardanım, her gün kutlama yapacak güzel şeyleri tüm kadınlar için isterim, eğitim şart! diyorum, bi de Günaydın, gün içine tam sayfa, çok renk olsun 💕💕💕💕💕

13 MART

Sabahlar da değişiyor, kalkış biçiminde fark var, “Ne giysemden, ne pişirsem” e oradan da “nerem daha çok ağrıyor” ağrıyor sabahlarına geliyorsun, kalkmadan kendimi etraflıca bir dinliyorum,sorular soruyorum, “kolum, bacağım iyi misin, gözüm kulağım iş başında mısın, elim ayağım hazır mısın, aklım başımda mısın…” Şimdilik cevaplar ikna ve tatmin edici 🙂 Sonra da radyonun kulağını bükerek güne başlıyorum, bazen en önce çamaşır makinesine el atmış da ola biliyorum, sıralama çok mühim değil, her şeyin ve herkesin sırası geliyor, sıra bekleyenler ile sırayı hayata geçirenler aynı özne değil, sıra bekleyenler her zaman canlı bile değil, sıra ile can verdiklerimiz var.
Amaaaan sabah sabah yine çarşafa dolandım, insan böyle işte, esas söyleyeceklerini söylememek için çevirmediği dolap kalmıyor, bunlar dilsel dolaplar, kalp ile çelişkili genelde.
Ne demiş Kenzaburo Oe; Kendini kandırma zehrini bir kez tadan insanlar, bir daha kendilerini asla kurtaramazlar …
Doğru demiş, kendine yalancı olmak ile başlıyor her şey, itiraf etmek ile af etmek arasında ne kadar fark var ????İkisi bir arada bir tek kendimize olur, kendine itiraf et, sonra da kendini af et, Zor ama zorunlu iş. Bunu yapmadan, yapamadan gidenler var. Küs ölmek ile pür barışık ölmek arasında ne fark ola bilir???? birinde ruh hafif, yağ reklamındaki gibi havalanıp bıraktığı dünyayı gezerken, diğeri ayağına taş bağlanmış gibi dip üstüne dip mi yapar ?????
Sabahın derin konuları bunlar, dünya derin olmaya değer mi, üstünden doğru yaşayıp gidenler ile hırs ile ihtiras ile gününe gün yüzü göstermeyenler arasında enerjiden öte farklar var, “ölümün tek gerçek olduğu bu dünyada:” deyip iki nokta üst üste koyup, çekilelim, devamı herkesin kendine özel olsun.
İnsan her gün kendine”bu günden itibaren hayatım için neler yapa bilirim” diye sormalı, hayat her güncellenmeli,ölüyoruz ve öldürülüyoruz, hem de isteğimiz dışında bi de öldürenler var ki onlar ayrı safta.Pet şişeler kadar uzun değil ömrümüz, aman olmasın da her şey yeteri kadar, bıkmayalım, bıktırmayalım.
Dün yerlere yapışarak temizlik günümdü, eşimde yıl başından beri evde, çoooook zor günler, dersem, zorluğu nerede diyenlere ne cevap verecem, isteyene uzuuuun uzuuuuuun özelden yazarım 😀
Yaşlandıkça annemin huyları canlanıyor üstümde, Rahmetli babam vakit namazlarına camiye giderdi, her geldiğinde rahmetli anam çoraplarını yıkar yenisini verirdi, eve gelinde ev üstü, doğru mu giydi, kontrol felan , uzun işer idi, öğleyi ikindiyi bir yapsın isterdi, “kendine arkadaş et, caminin bahçesinde otur, yürü …” diye adamı yönlerdirirdi, dün eşimi markete yollarken, biraz da yürüyüş yap! diye tembih edince kendi kendime çok güldüm.
“Hayat öyle ya da böyle, hatta şöyle bir şey” demekle şeyleri şey olmaktan kurtaramayız 🙂 “Şey” önemli, manası, işlevi kaçamaklardan kaçarken kazaya denk gelmek gibi bir şey 🙂))
Silah satışları son beş yılda yüzde 145 artmış,Ülkem pazar için bir fuara çıkarma yapmış, Satıyoruz yani, Sen insan haklarında Moritanya’nın bir altında, Bahreyn’in bir üstünde 130.cu sıra ol, ve silah üretmeye hız ver, Tuhaf diyemeyiz. Uyuşturucu günden güne artıyor, yaşamak için kafaların uyuşması gerek diye düşünenler ve bunu ticarete dönüştürenler her zaman var, 80 ülke de seri üretim varmış.
Kafaları uyuşturmadan kullanma yollarını bulmak gerek, illa hap atmak, cigara sarmak gerekmiyor, tv izlemek de bir uyuşturma tarzı, sinemaya gidelim, tiyatro seyir edelim, okuyalım, içlerinde en ucuzu okumak, kitap ucuz değil ama güzel kütüphaneler, ücretsiz etkinlikler var, kafayı dağıtalım ama kendimizi dağıtmadan, kafayı nerede nasıl, neyle dağıttığımı sonra toplu yazarım, geziyorum, okuyorum, seyir ediyorum yani 🙂
Darısı başınıza, Günaydın 

17 MART

 

Varlığı süreklilik arz etmeyen, yokluğu bunalıma düşürmeyen gelip geçici alışkanlıklarım var. Bir zaman alışıyorum, sonra bırakıyorum. Sıkılıyor muyum, modası mı geçiyor, güncellenince yenisi mi geliyor… bilmiyorum, istesem bilirim de gerek de duymuyorum, dünya üstüne felsefem; “ne esir düşeyim, ne de esir edeyim, öyleeee yumuşak yumuşak, en fazla tatlı sert, olmadı alıp başını kahretmeden git…”
İnsandan ilaç yapanlar hayatın içine tükürenlerin en önde gideni, onlarında önünde “baskın karakterler” var, gerisi sürü dersek kaç koyun çitten atlamıştır???? saya bilir miyiz 🙂))
Bir şeyi bir şeye bağlayıp, yokluğunda yok olacağını sanıp da yok olmadıklarını görünce kalmaya uyum sağlayamayanlar!!! Nedir sizden çektiğimiz, dünya oyun bahçeniz, insan oyuncağınız, fıtratınız; Kıskanç, karakterinin inkarcı baskın, huyunuz mantarlı, suyunuz aleni zehirli, havanız poyrazdan lodosa, gücünüz karanlık, desteğiniz sürünüz … aaaaay aaaaay say say bitmez, arada sözü geçen mantar bir filmden aklımda yer eden, aslında iki filmde geçen, geçtiği gibi de yol gösteren 🙂 Onu etkinliklerimi yazarken yazarım, Film hala sinemalarda, heves kırmayalım, ön yargı beslemeye sebep olmayalım yargı bağımsız olsun.
Her şey, herkes bağımsız olsun, bağımlılar ipi uzun tutsun, instagramda beni takip eden bir büyücü var, sosyal medyanın bu yanı menfaat üstüne, hiç tanımadığınız biri sizi takip ediyor, “aaay ne hoş, ne güzel havası!” ile nezaketen sen de takip ediyorsun, sonra o seni siliyor, ama sen takipçi kalıyorsun,bu da bir yöntem, artık tanımadıklarımı takip etmiyorum, onlar istedikleri kadar takipte kala bilir, “takibe takip” e sınır getirdim 🙂))) Aaaay çok da tın! Hayatta yaptıklarını sergiye koyanlar, çaktırmadan işlere müşteri arayanlar, egosunu basamak yapanlar, yalanarak yaşayanlar derken yalakaları besleyenleri kast ettim, siz var ya siiiiiiz, dünya batmadan batasınız!
Biraz da magazin; Trump’ın büyük oğlan boşanıyormuş, 2005 den beri beş çocuklu eş, medya baskısı ve seyahat fazlalığını sebep olarak sunmuş mahkemeye, şiddetli geçimsizlik bir yerde gizli 🙂 Doğan grubunu Demirören grubu alıyormuş, Hürriyet, Fanatik ve posta yayın hayatına başka mecralarda aynı şekilde daha da aşırı bağımlı olarak devam edecek hazar, “param olsa ben de gazete alırdım” demek için kaç şart gerek ???? Çin’de bir kadın 20 saat telefona bakmış, beyni bir şey olmuş, şimdi ona hastanede bakıyorlarmış.
Az da güncelle kararalım; ABD nin yeni dış işleri bakını, eski CIA başkanı, Ölüme en yakın işkence ağza buruna ıslak havlu koymada bir numara ama nasıl yaptığına dair belgeleri yok etmiş, İran’a düşman, genelde İslama düşman, En çok da iklime düşman, doğayı sallamıyor, Dünyanın eeeen zengin kardeşleri olan Koch ‘ların sözünden çıkmaz diyorlar. Ne diyelim bunun neresinde hayır var, görmeye ömrümüz yeter sanırım, bu arada en az kendi kadar kötü Bayaaaaan yardımcısı yerine başkan olmuş.
Artık ordan sallanan füzeler, buralara düşünce Yani İran’a mülteciye mülteci katarız, Karşımdaki lüks evler genelmiş, kapıda nikah, asansörden başlayan halvet, sabahlara kadar ışıl ışıl daireler, nur saçıyorlar caddeye, Buraları bekleyen ahlak bekçileri isterük! Metrobüsü, parkı bırakın badem gençler, günahın büyüğü buralarda, aaaah bi de gazetem olaydı, tanıdığım benden daha iyi olan biri ile, benden az daha geri başka biri ile neleeeeer yazardık, neleeeeer, aaaah aaaah elimize ne Seda’lar, Ne Serap’lar, ne Müge’ler su dökemez, aaaaay gizli potansiyel miyiz biz 🙂)))))
İçimize asılan kandilleri ılık limonlu su ve bahar güneşine emanet ettik, bir bir sönerler artık, gün ışığı ile aydınlanma ile yetinir miyiz kiiiii????

19 MART

Varlığı süreklilik arz etmeyen, yokluğu bunalıma düşürmeyen gelip geçici alışkanlıklarım var. Bir zaman alışıyorum, sonra bırakıyorum. Sıkılıyor muyum, modası mı geçiyor, güncellenince yenisi mi geliyor… bilmiyorum, istesem bilirim de gerek de duymuyorum, dünya üstüne felsefem; “ne esir düşeyim, ne de esir edeyim, öyleeee yumuşak yumuşak, en fazla tatlı sert, olmadı alıp başını kahretmeden git…”
İnsandan ilaç yapanlar hayatın içine tükürenlerin en önde gideni, onlarında önünde “baskın karakterler” var, gerisi sürü dersek kaç koyun çitten atlamıştır???? saya bilir miyiz 🙂))
Bir şeyi bir şeye bağlayıp, yokluğunda yok olacağını sanıp da yok olmadıklarını görünce kalmaya uyum sağlayamayanlar!!! Nedir sizden çektiğimiz, dünya oyun bahçeniz, insan oyuncağınız, fıtratınız; Kıskanç, karakterinin inkarcı baskın, huyunuz mantarlı, suyunuz aleni zehirli, havanız poyrazdan lodosa, gücünüz karanlık, desteğiniz sürünüz … aaaaay aaaaay say say bitmez, arada sözü geçen mantar bir filmden aklımda yer eden, aslında iki filmde geçen, geçtiği gibi de yol gösteren 🙂 Onu etkinliklerimi yazarken yazarım, Film hala sinemalarda, heves kırmayalım, ön yargı beslemeye sebep olmayalım yargı bağımsız olsun.
Her şey, herkes bağımsız olsun, bağımlılar ipi uzun tutsun, instagramda beni takip eden bir büyücü var, sosyal medyanın bu yanı menfaat üstüne, hiç tanımadığınız biri sizi takip ediyor, “aaay ne hoş, ne güzel havası!” ile nezaketen sen de takip ediyorsun, sonra o seni siliyor, ama sen takipçi kalıyorsun,bu da bir yöntem, artık tanımadıklarımı takip etmiyorum, onlar istedikleri kadar takipte kala bilir, “takibe takip” e sınır getirdim 🙂))) Aaaay çok da tın! Hayatta yaptıklarını sergiye koyanlar, çaktırmadan işlere müşteri arayanlar, egosunu basamak yapanlar, yalanarak yaşayanlar derken yalakaları besleyenleri kast ettim, siz var ya siiiiiiz, dünya batmadan batasınız!
Biraz da magazin; Trump’ın büyük oğlan boşanıyormuş, 2005 den beri beş çocuklu eş, medya baskısı ve seyahat fazlalığını sebep olarak sunmuş mahkemeye, şiddetli geçimsizlik bir yerde gizli 🙂 Doğan grubunu Demirören grubu alıyormuş, Hürriyet, Fanatik ve posta yayın hayatına başka mecralarda aynı şekilde daha da aşırı bağımlı olarak devam edecek hazar, “param olsa ben de gazete alırdım” demek için kaç şart gerek ???? Çin’de bir kadın 20 saat telefona bakmış, beyni bir şey olmuş, şimdi ona hastanede bakıyorlarmış.
Az da güncelle kararalım; ABD nin yeni dış işleri bakını, eski CIA başkanı, Ölüme en yakın işkence ağza buruna ıslak havlu koymada bir numara ama nasıl yaptığına dair belgeleri yok etmiş, İran’a düşman, genelde İslama düşman, En çok da iklime düşman, doğayı sallamıyor, Dünyanın eeeen zengin kardeşleri olan Koch ‘ların sözünden çıkmaz diyorlar. Ne diyelim bunun neresinde hayır var, görmeye ömrümüz yeter sanırım, bu arada en az kendi kadar kötü Bayaaaaan yardımcısı yerine başkan olmuş.
Artık ordan sallanan füzeler, buralara düşünce Yani İran’a mülteciye mülteci katarız, Karşımdaki lüks evler genelmiş, kapıda nikah, asansörden başlayan halvet, sabahlara kadar ışıl ışıl daireler, nur saçıyorlar caddeye, Buraları bekleyen ahlak bekçileri isterük! Metrobüsü, parkı bırakın badem gençler, günahın büyüğü buralarda, aaaah bi de gazetem olaydı, tanıdığım benden daha iyi olan biri ile, benden az daha geri başka biri ile neleeeeer yazardık, neleeeeer, aaaah aaaah elimize ne Seda’lar, Ne Serap’lar, ne Müge’ler su dökemez, aaaaay gizli potansiyel miyiz biz 🙂)))))
İçimize asılan kandilleri ılık limonlu su ve bahar güneşine emanet ettik, bir bir sönerler artık, gün ışığı ile aydınlanma ile yetinir miyiz kiiiii????

21 MART

Bugün günlerden İlkBahar Ekinoks’u, geceler kısalacak, günler uzayacak, Kuzey Yarım Kürede de Güney yarım Kürede de birbirinden farklı baharlar var, ekvatorda gölge sıfır,Kuzey kutbu 6 ay gündüz, Güney kutbu 6 gece, Güneş ışınları Ekvatora öğle vakti dik düşerken yakınlık derecesine nasiplenecek ülkeler, bu ekinoks’un benzeri hatta tersi Eylülde yine gelecek, Haziranda ise Gündönümü var,İşte böyle böyle dönen dünya içinde yaşaya bilenler harıl harıl mutluluk ararlar, sevdayı kuşun kanadına koyarlar, “hem pastam dursun, hem karnım doysun” diye savaşlar çıkarırlar, “rabbena hep bana!” diye türkü tutturanlara el çırpanları bir çarpan olur, çarpılanlar çarpı haline gelirken, çarpan parayı bitirene kadar “out” olur, sonra gelir az kılık değiştirir, yine çarpar, Son günlerdeki çiftlik Bank aslında çooook tanıdık ve bildik, kısa yoldan, emeksiz zengin olucam hayali kuran salaklar sağ olsun, Yakındaki bir Bankadan maaşımı çekiyorum, teyzeler, amcalar habire defter işletmeye geliyor, hazar kefen parası, artık nasıl bir kefen ise, kimseye faydaları dokunmaz, ama parayı poşete koyup balkondan atarlar 🙂 Eğitim şart da neresinden başlanacak bilemiyorum.
Bahar geldi, takvimlere göre yeni, erken açan ağaçlara göre epey oldu, arada gider gibi olsa da artık, bahar, kalbimize, gönlümüze, ruhumuza bahaaaaar!!!! olsun diye diliyorum. Her yerimizde çiçek açsın, çiçek olalım, kadınlar zaten çiçektir, çiçekleri ezmeyelim, üstüne basmayalım, gübreyi dibine koyarken aklımızdan üstüne işemek geçmesin di mi.
Aaaaay bu dünya ıslah olmaz, bu dünyanın içindeki insanlar dan hiiiiiiç bi şi olmaz da diyesim gelmiyor, olan var, olmayan var, olsun diye çaba harcayan, olmadığı yerde küsüp kaçan, “olacak, inşallah” diye umutlanan, umuduna filit sıkılmasına katlananlar var,varlar her zaman ağır basmaz, var ile yoktan denge kurulmaz. Yaaaa işte bunlar heeeeep mutluluk ve mutsuzluk hesabı, Yaşamak zaten bir hesap kitap işi, “sağlamcılar diye bir grup var” durumu tam ifade etmez, herkesin sağlam bastığı yerler var.,
Dün Dünya Mutluluk Günü imiş, biz bi kaç arkadaş bilmeden mutlu olduk 🙂Yemek, sohbet, sinema ile üçledik. Kaybedenler Kulübü Yolda gitmeye değer, şahane değilse de çekimleri güzel, Nejat yaşlanmaktan öte çökmüş, Daha da filmine gitmem, benden on yaş küçük biri benden 20 yaş yaşlı sanki, yaşadığı hayat, felan fistan ama bir oyuncu neticede, bir sene daha geçse, gözlüklü, değnekli, beli bükük olur, demek ki bu arkadaş yaş aldıkça hoşlaşanlardan değil, bir de öylesi var, yıllar geçtikçe yıllardan pay alanlar. Yine de güzel olmuş, Hayata Sarıl Lokantası da iyilik merkezi, evsizlere çorba için, yiyin için, askıya da çorba koyun, hoş mekan, yemekler güzel, yeri küçük ama sevimli, hizmet ağır ama kimsenin umrunda değil, mekanda iyilik enerjisi var,
Mutluluğun da mutsuzluğun da mimari insan, hayatı “höt” demek hem kolay değil, hem de gereği yok, hayat sana “höt” diyor ise şavaşa hiiiç gerek yok, on şartı bir araya getirip on dakika mutlu olacağına, her şart için ayrı ayrı on defa mutlu ol!!!, Budur, Sabah aforizması 🙂 Çok da şeyedmemek lazım, daha önce demiştim, ısrarcıyım,
Baharınız bahar ötesi olsun, artık nasıl olacak ise salladım cümleyi ama elbet bir yolu vardır. Kahvaltı bile mutluluk sebebi değil mi?????

23 MART

Bazı sabahlar kızımın yatağının üstündeki yastıkları dizerken bile yoruluyorum, hemen pencere önüne çökesim, uzun uzun binanın önünü çimenlere süpüren apartman görevlisini seyredesim, süpürgesinden geriye dönesim geliyor. süpürge eski zamanlarda gelinlerin çeyizinde bile vardı,hatta Edirne’ninki meşhur diye bilirim, evlere sarısı, sokaklara çalısı.
Evlerden çıktı gitti, sokaklarda tek tük, artık sokaklarda elektrik süpürgesi gibi çok sesli bişi ile temizleniyor, hele İstiklal‘de on dakikada bir.Süpürge deyince Tatlı Cadı ile Mary Popkins ‘ i de hatırlarım, ikisi de cadı, biri ev hanımı, biri dadı, biri kitap, biri dizi.
İşte böyle yorgun sabahların verimliği değil de derinliği oluyor, hatıra atına binip, bir kara ormana dalıyorsun, karanlıklarda el yordamı ile bulduklarını ışığa taşıma çabası, bir çeşit yüzleşme. Çünküüüü hatıra dediklerimizin izi vardır ama çoğunun izini sürmeyi canımız çekmez, canımızın acıdığı bir yerleri vardır. Neden insan; Onca çaba ile mutlu olup da onları hatırlama listesinde başa tutturamıyor, tutturanlara da “görmemişin bir mutluluğu olmuş..” diye kınıyoruz o da ayrı. Aslında mutluluğa giden yollara taş döşeyenleri unutmuyoruz, Buna bir çeşit kinlenme de diyebilir hemen arkasından inkar ederiz. Dünya insanların çelişki ve ilişkisinden ibarettir. “Neler oluyor hayatta, bir de şu rüya gerçek olsa, sabah olup uyanınca, her şey yine aynı kalsa” diye şarkılar söyleyenler dünün içine tükürenler,ya da dünden tükrük yağmurunda kalanlar. Amaaaaan pişmanlıklar, özlemler, keşkeler,bitmeyen beklemeler … işte bunlar kafayı sıyırma elemanları, eleman yok aslında duyguların askerleri var.kur ordunu, tak kafana, çat çat söyle,sinseralla ol planlar eyle, sonra da öl.Budur!
Peki bu burada mıdır???? Bunun şu ile ilgisi, o ile çelişkisi bizle sizle birlikteliği, onlara etkisi … beni neyler, neylerse güzel eyler mi, eylemek ile eğlenmek arasında ne fark var, çoooook diyenler şu yana, yooook diyenler bu yana, ben ortada, birbirinizi yedirme moderatörüyüm! Nasıl bir yeme içme dünyası, tüm sofraların ana yemeği insan, insanları toprakları ile yeme modası hiiiiç geçmiyor, midelerin işi kalmadı, doğrudan bağırsak gayri, ne yesen sıçtığına bok deniyor. Ziyan olmasın diye onu yiyenlerin yüzünden dünyanın iki yakası bir araya gelmez, amaaaan zati yuvarlak, zateeeen dönüyor, zateeeeeen eskiyor, zateeeeeen ….
Tam da yatağa geri dönüp, kafayı yorgan altına gömüp, karanlık ama sıcak bir dünyada renkli hatıra filmi izletip, kafaya takılacaklardan toka yapma sabahı ama “yapmamayı tercih ederim” dedim ve net konuştum, net yazdım, Nerde kalmıştık? kaldığımız yere işaret koyduk mu? Yoksa hep aynı yerden mi başlıyoruz? Kuzum, bu leveli geçelim artık! Neeeee!!! yardım için indirimli satışlar mı var?, Oyunda bile kandırılmış olmak, anlatıla bilir ve açıklana bilir bir şey,kiiiii kandırılmış olanlar kanmaya meyli olanlardır, kabahati başkasında aramak onların fıtratında var.Neyse
BON JOUR!

24 MART

Mart ayı, hatırımızda kaldığı gibi, bahar umutları zorluyor, hatta mart ayı umutların elenme ayı, sabahları sisli, yağmurlu soğuk, öğlenleri adeta yaz, ki çoğu zaman, akşamları soğuk kış havasında. Mart ayı derd ayı, derd üstü murad üstü, Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır, Mart insana papucunu ters giydirir… gibi çeşitleme yapmak mümkün deeee ne kadar çok okuduğunu anlamayan, anladığını yanlış anlayan, ters köşeden üstüne alınan, eziklik üstünden duygu sömürüsü yapan , bi tek kendini çok akıllı sanan, yete düşmüş çenelerini tanımayan … insan var.
Aaaaay kahrolsun WhatsApp grupları! Bildiğin yemekteyiz gibi olanları var. Bazı insanların kendinden akıllı telefonları olduğu da acı bir gerçek 😔
Aaaah aaaah atın beni denizlere!!!

26 MART

Eeeeeey Günlük!!!!
Ne haldeyim, biliyor musun ???? Ben anlatmazsam ne bileceksin, ancaaaak sana bilirsin, Karlar dünyaya yağmaz iken, dünyama yağmaya devam ediyor, Kira gelirlerinde Vergi indirimi %25 den %15 e bindirilmiş, vere vere kalmadı! Ne istediler de vermedik???? Verdiklerimiz yetmedi, daha çoğunu taahhüt edenlerin kıçına don olmaktan, bir tık daha fazla giyine miyoruz, Giydire giydire lokum dağıtacaklar ruhumuza, Yaaaa lokum da kötüye kullanıldı, yani şahsiyeti şahsi olarak zedelendi. Anadolu’da kutlama için lokum dağıtılır, iki püskevit arasında,” ağzımız tatlandı, sizin de tatlansın ” diye, en çok doğumlara yakıştırırım ben, Aaaah güzel olan her şey atına binip gidiyor mu, kovuluyor mu, kovalanıyor mu, Heeeer şeyi kattık tazzikli su ile gaz dumanına, arada kayboluyoruz, Bugün gökten toz bulutu yağmurla karışık yağacakmış, yağmasa da gaz olarak bronşlarımıza dolacakmış. Açık havayı az kullanın! diyor, çok bilenler.
Bugün pazartesi ama bana salı, sular 20 saat kesilecekmiş, tesadüf haberim oldu, dünden yere yapışıp temizleme işlemini, yaptım, Bugün temizim, Yani 🙂 Ama ama amaaaaa!!! ruhum ne olacak, ruhuma habire çamur atma eylemi var, “Şeker vatandır, vatan satılmaz!” iyi bir slogan ama şekerin eridiğine şahidiz hepimiz, Eylem eylem üstüne, en üstüne söylem, sonrasında gizli kapaklı işler, mesengere videolar, okunması gerekli aydınlamalar, zincir olacak selavatlar, çook gizli olan el altından yayılanacak bi şiler … Hiiiiiç açmıyorum, okumuyorum, gereksiz ve kifayetsiz buluyorum,
İnsan ne kendini ne de karşısındakini biliyor, daha doğrusu bilmek istiyor, Rahmetli anamın dediği gibi: Kör hafız ne bellerse onu söyler!
Göz açmak yetmiyor, gözü doğru baktırmak da gerek, Ayrıca 5 duyu bir bütün, tek tek kullanılınca bağımsız olmuyor, Ağzına atıığın lokmayı, görüyorsun, kokusunu alıyorsun, ağzına attığında çıkan sesleri duyuyorsun, emir geliyor, tadını alıyorsun.
Her şey hayatta zincir, hatta saadet zinciri 🙂)) İnternetten sağılan inekler telef olmuş, parasını içinde faiz geçmiyor diye kar payına yatıranların parası yattığı yerden kalkamamış, iyi niyetle “en az beş sene” diyor, yatakcı başı, o da yeni yatıranlar olursa, salak ağaçları bile varken, heeeer mevsim, zamansız güneşe kanarken, tekrar tekrar niye kanmasın insan.
Aaaaay çok okumak, araştırmak, sormak, bilgi … insanı yalnız bırakıyor, Kabuğunda kavruk kalmış fındık gibi oluyorsun, içini kabuğunu kıran görüyor, kabuk kırdırmak da zor iş, komple yem oluyoruz kurda kuşa, belki de ömrü bizden uzun kargaya.
genetiğimiz koyun keçi yemeğe uygunmuş, bulduk da yemedik mi? “Dana yemeyiniz!, bize de sıkıntı vermeyiniz!” Bugün ölmeme günüymüş, bence ölelim gayri !! Bunca saçmalığı kaç bünye kaldırır, Bizim genetiğimiz vermeye, kanmaya, çalıp çırpmaya müsait. Düşünün kiii fazlası olan bir bütçe, Aaaaay Ütopya gibi 🙂)
Bir sabah da şakıyamadım, kuşlar gibi, kendimden memnun değilim, An itibari ile Flaş Tv ye döncem, Sabah okuyacam,
Bu arada Twitter de takip ettiğim biri vardı, gayet akıllı uslu twitlerken, böyle düşünenler de var diye sevinirken, bir gün “Öğrendiğim her şeyi Adnan Hoca’dan öğrendim” diye yazdı.
Aaaaay atın beni denizlere, yalan dünya size kalsın, ama olmaz hep beraber olsun, “batsın bu dünya!”
Siz bana bakmayın, ben baktığınız her yerde de olmam zaten, hafta için elimizden geleni yapalım,BON JOUR da olsun 🙂

28 MART

Bugünlerde ters giden her şeyin sebebi gökyüzündeki ters açılarmış, düzelene kadar sabırla beklemek gerekmiş, kendimize ve çevremize zararımız dokunmasın diye.
Mayıstan evvel düzelmezmiş, Nisan ortasından itibaren yavaşlarmış.
Havadan haberler su gibi akmıyor, “sıkıntı yok ise sıkıntı var” diyenler sıkıntı var ise ne derler??? Bir tek zamanın engeli yok, her şekilde geçiyor, akrep ile yelkovanın kollarındayız, taşınıp duruyoruz, ikide bir de aynı yere gelip, geçtiğimiz yerleri tanımıyoruz, dünyada çok da değişik şeyler olmuyor, olanlar ve bitenler… ikisi de geçmiş zaman ama kafada neden şimdiki zamanın şimdisi bilemedim, yalaaaan söylüyorum! Aslında biliyorum, aslında herkes her şeyi biliyor da çok da şeyetmiyor.
Çok da şeyetmemek lazım ama kira gelirim ikiye katlanmadan vergim nasıl ikiye katlanıyor orasını şeyedemedim 😄 Mecbur gülüyoruz, deliye her gün bayram kontenjanında yer yok, dediler, bi torpil şeyeden olur mu ????

 

Reklamlar

2016 MAYIS AYI GÜNLÜKLERİ


13151443_10208192366020614_4641884958400369299_n

Böyle bir yaz gününde Mayıs ayı günlükleri, yazın bizi yakıp kavuracağı, bir gece ansızın şaşırtacağı, yanılmalar, yansımalar, mağdurlarla dolu olacağı hiiiiiiç mayıs ayından belli değildi. Bir takım tespit ve izlenimlerimiz var idi ama bu yakın beklemiyorduk doğrusu, meğer atı alan Üsküdar’ı geçtiği gibi alıp başını gitmiş. Ben bile Mayıs ayını unuttum, bakalım neler olmuş. ihmal ettim buraları, telafi günlükleri bunlar 🙂

01 Mayıs

“Hayat sürprizlerle dolu” kestirmeden aniden olanın bitenin özeti. Bazı olmuş şeyler günü gelince bitiveriyor. İnsan hayatları gibi. “Her şeyin bir sonu var” en çok ömürlere yakışıyor. Dün sabaha iki
ölüm haberi ile başladım. Dünürümüz Süreyya Teyze öldü. Aaaah aaaah birlikte ne güzel günler geçirdik, yazları komşu olurduk, Havuzun yakınında bir evi vardı, bahçesine, balkonuna çoook konuk olduk, ne güzel yemekler yapardı. El çantasını koltuğunun altına sıkıştırır, kasaba, manava, markete, Selimpaşa’dan İstanbul’a giderdi. Hafta sonları çocuklar gelecek telaşına düşerdi, geleni gideni, arayanı soranı çok olurdu, ne güzel bir büyüktün sen Süreyya Teyze. Bir düştü, bir kalça ameliyatından sonra artık eskisi gibi olamadı, bir iki bakıcı macerasından sonra çocuklarında dolaştı, hep evini özleyerek, en sonunda açık kalp ameliyatında masada kaldı denebilir, yoğun bakımdan hayatın yoğunluğunu terk etti, gitti. Tıpkı Kubilay gibi. Kubilay ben Konya’da otururken apartmana evlenmişti.Bizim küçüğümüz, İzmir’li bir kız sevmiş. İki çocukları oldu, Kırmızı saçlısından bir oğlan bir kız, eşi öğretmen idi, çocuk bakımı, ev işi, yemek … gibi hanım işlerini çoğu zaman üstlenirdi Kubilay, sonra kavga gürültü, daha bir sürü şey aile dağıldı, çocuklar babada kaldı.Araya giren ölümler, büyüyen çocuklar, işler güçler, hızlı hayat …bayra derken Kubi dün kafasına sıktı gitti. Birlikte çok yedik, içtik, gezdik, bizim küçüğümüzdüler aileyi tümden severdim. İnsan bir şekilde intiharın eşiğine geliyor, ayrıntıları bilmiyorum ama ne önemi var, ölümü seçen bir insan, kolay mı karar vermek, o aşamaya gelmek.
Menzilleri mübarek, mekanları cennet, kabirleri pür nur olsun !
Şimdi oturduğum apartmanda da bir aile dağıldı, dün kadın çocuklarını aldı, taşındı, ne güzel bir çift idiler, iki kız burada doğdu, yaşlandıkça insan, “suçlu budur, sebep şudur” deyip işin içinden çıkamıyor. Kimse kimseyi dinlemiyor, kimse de kimsenin içinin bilmiyor, önemli olan insanın kendi içini bilmesi, hayat dayatmalara, inatlara, küsmelere, sitemlere … yetecek kadar uzun değil, bir şeyi isteyip istemediğinden emin olmak gerek. Sonuçta isteklerle, imkanların çatışması hayat. Dün ölülerin yanında bir fasılda diri ayrılığa ağladım.
Cenazeden önce nikaha gittim, hayata umutla bakan, en mutlu günlerinin birinde olan gençler ruhuma iyi geldi, Nikah Beşiktaş’da idi, orası da bu tip törenler için kör nokta, gitmesi gelmesi sıkıntı, neyse bu sefer törenden 45 dakika önce orada oldum, damadın halası ile yan yana oturup muhabbet ettik 🙂 Çıkışta çarşıyı dolandım, akşama maç olunca formayı giyen çarşıya gelmiş, bağrış çağrış, kalabalık, sokağa taşmış lokantalar, yiyenler, içenler, bayraklar, duman yapan bi şiler, etrafı gezenler, cumartesi pazarı için gelenler … daha neler neler. Beşiktaş’ın ara sokaklarında hayat var !!! severim bu semtimizi 🙂 Karnımı fast food ile doyurdum, tuvalette makyaj yapan kızlar için üzüldüm, keşke evden yeterince izin alabilmiş olsa idiler, makyajlarını çıkmadan yapabilselerdi. Bu da ev içi eğitimin ayrı bir kolu, yasaklar ilgi doğuruyor ve yasaklar nereye kadar ?
Yediğim yemeği eve gelmeden hallettim sanırım. Ataköy 9.cu kısımdan beşdeki camiye kadar yürüdüm, internetin tarifi çıkmaz çıktı, program tel örgüyü göremiyor şekerim :)))
Eve akşama doğru ruhum ruh değil gibi geldim, biraz kıza uçurtma yaptık, biraz boş boş aptal kutusuna baktım, aklımda; “Şöyle küçük bir Tekel Bayisine kendimi kapatsam da dükkanı tümden içsem, unutur muyum acep, bir faydası olur mu ?” vardı, faydası olmayacağını bildiğim için meyveli bitki çayımı içip, yatmaya gittim. Bir sürü rüya gördüm, şimdi birazı aklımda bile. Unutmak istediğimiz şeyleri unutmak mümkün değil, sadece biraz saklaya biliriz, en iyisi güzeli güzel, çirkini çirkin kabul etmek, güzeli baş tacı ederken, çirkine kendimizden gayri bahaneler aramamak.
Bu hayatta çok tarif var da bize uyanı bulup seçmek zor, amaaaan en iyi tarifler kalbimizde var, kalp okumasını bilmek biraz zaman alıyor ama imkansız değil.
Hadi günaydın olsun bakalım, daha neler neler olacak bu hayatta, hazır mıyız, değiliiizzzz ama sürprizlere mecbur açığız

02 mayıs

“Gündüz insan gece hırt !” tam çıkaramadım ama bu Gırgır’dan bi şi idi, yazı mı , çizi mi bilemedim, ama içeriğini biliyorum, aynı ben. Gündüz ayılıp bayılıyorum, “şunu da yapayım, bunu da yapayım, akşam erken yatayım, yatsıyı müteakip yatmış olurum …” diye günü indiriyorum, sonra bi açılıyorum, yarın oluyor da mecbur yatmaya gidiyorum, sabah da yatakla bütünleşmek istiyorum, kalkmak istemiyorum, kalkarken yan yan bakıyorum da ne fayda, kalkıyorum işte, hatta çok şükür kalka biliyorum. Sonra da gerisi geliyor, yaşama sevincimi kuşanıp, hayatın dikenlerine karşı zırhıma bürünüp, “hazırım eeeeeey hayat, hadi Bismillah !!” diye başlıyorum. Dünya durup dinlenmiyor, dün gece Pelikan Dosyası açılmış. Uzun Adam ile Kısa Adam madde madde kapışmış. Bu durumda vezirin boynu gidici. Saray, sultan … felan fistan olunca herkes bir birinin altını gizliden oyuyor, sonra gelsin kelle avı. Hemen ağ haritası çıkmış, Cemil Barlas diyolar, Barlas’ların şaaaneee yavruları. Bekleyip, göremiyeceğiz, öğlene icabına bakılır, gerçi kusurlu taraf öte taraf, dosya kalır da vezir kesin gider. Ha bugün, ha yarın, muhtarlara havale etsinler işi, dermişim :)))))
Aaaaah aaaaaah yer çekimine bağlı füzelerin artarak düştüğü, ölümlerin bitmediği, polisin en başarılı olduğu zaman Taksim’e çıkanları dertop etmek olduğu, yalanların yılan olup sokamadığı, kötülerin, çalanın, çırpanın kazandığı, “kula kulluk etmek” şirk sayılırken kulun orasına burasına, yatağına, yorganına talip olanların alkışlandığı, oy verdiğine neler neler verdiğini çooook geç fark edenlerin, vermeyenlerle düşman olduğu, bu arada hiç bir şeyin farkında olmayanların olduğu, bunlara cahil demek bile yetersizken … Mayıs gelmiş, memleketimin dağına taşına, hoş gelmiş, bize neler getirmiş, çok umutlu değiliz ama yine de sakladığımız bir iki umut var.
Dünü bir emekçi gibi idrak ettik, bugün yoğun hafta gündemine yoğunlaşacağız inşallah. Bu son etkinlik ayı, Haziran kutsal ay Ramazan olunca, biraz ibadet yoğun olacak, uzun gün oruçlarıni evden çok uzaklaşmadan, tutacağız inşallah.
Bu ayda Tiyatro festivali var, bir yabanci, iki yerli üç biletim ile bir de okuma tiyatrosu rezervasyonum var, akraba pikniği var, bir şehir içi tura niyetim var; arkadaşın konseri var, Ada’ya gidelim dedik, Doğum günleri var, çarşı pazar işleri, yazlığa da gidip, bi bakıp gelmem lazım, bunlar planlı olanlar, bi de ne zaman olacağını bilmediğim beklediklerim ile aniden gelişenler var, 19 Mayıs da tatil var diyolar, bu gelen giden demek olur, kızın kursu başlayacak, okula gitmem de gerek, okunacak kitaplar dergiler var, indirilecek filmler de olabilir :))) Bizim niyetler bunlar, bakalım kaderde ne var, eskilerin dediği gibi “Allah ne diyecek”, yarın kandil var, daha neler neler var, günler gösterecek. Bir yerler de patlamadan, facia haberleri almadan, barışa hasretin biteceği bir ay olsun, hadi inşallah
Kızı gönderdim, bir pazartesi klasiği olarak ütünün başına gidiyorum, bugün yemek yapmıyacam, dışarıya çıkmayacağım,çünküüüüüüü Kargo bekliyorum 🙂 Kargocu benim paketi kesin ayrı yere koymuştur, “Aaaaay gene o bilmiş kadın !!!” demiş midir, bildiyse demiştir, hakkını aramak ukalalık ise, evet, öyleyim. İyi olduğum konularda mütevazi oluyorum genelde, aile terbiyesi gereği :))))
Hepimize kolay gelsin, Barış her yere gelsin ama bizim ülke acil, doğudan başlasın çabuk gelsin, olabilecek en iyi hafta olması dileğiyle, cümleten Günaydın

03 Mayıs

Kızımın bir şeye niyetlenip de onun peşinden azimle gitmesini seviyorum. Bir haftadır uçurtma ile uğraşıyor, pek bir yardımın olmadı, olan da ucundan tutma, eksik satın alma, şahsi fikirlerimi uzaktan sallama şeklinde idi. Bir yaptı idi, dün akşam yeniden yaptı, bence oldu, uçar ise not alacak. Uçmasa da çok emek verdi, emeğinin hakkını alması lazım, yine de “annem okula gelecek !!!” diye hocasına bi hatırlatma yollama gereği hissettim :)))) Aaaaay ne günlere kaldık, tehdit, şüphe, menfaate uygun beyan … huyumuz suyumuz oldu.
Uykumu aldım, dinlendim, bugün daha iyiyim, kalbimde şakıyan geveze bi kuş var. Değişen gelişen bir şey yok, memleketimde yani olumlu olarak, olmayanları neşemize meze yaptık, yalan dolan içiyoruz. Ankara’ya havuz, hayvan ve soyut heykel ihalesi açılacakmış, heykeller arasında Deniz Atı var da niye Kobra yok diye haykırıyor Ankara, Büyük Vazo da alınacakmış. İçine yağmur suyu toplanacak olabilir mi ?
Anneler günü bu hafta sonu, annemizi ne kadar sevdiğimizi anlatmanın yol tarifleri reklamlarda. Pırlantadan, el mikserine, çarşaftan, ayakkabıya kadar yolu var. Bu anneye hediye ilginç, çoğu hediye anneye “al bununla daha başarılı üretimler yaparsın” imajı veriyor, boynuna, eline, koluna hediye de pek bir maddi duruyor, “beni bu kadar seviyorlar” gibi. Aaaay bu annelere de yaranmak zor !!! :))) Aaaah anneler ne ister, anneler mutlu evlatlar ister, kendi kendine yeten başarılı evlatlar ister, evladının evladını ister, tüm bunları gözü ile görmek ister, hediye ile gün gelip gitmeyen evlatlara bahane. Maddiyatçı anneler de var illa ki ama çoğunluk bir sıkı sarılmaya, iki üç öpücüğe tav olur Ben de evlendiğimden beri anne olduğum için her çeşit hediyeyi tatmış bir kaç senedir, “Yeteeeer !!!!” demiş biriyim. Çocuklar sağ olsun, varsın eli boş ama gönülleri anne sevgisi dolu olsun, annenin de kendini sevdirmesi önemli, çoğu anne başarır bunu, satın alınan çocuklara satın alınan anneler olur, o da başka.
Hediye vermesini severim, almak da zaman zaman hoşuma gider ama beklenti içinde değilim, birine bir şey verip unutanlardanım, benimki snapchat gibi (her şeyi de bilirim, henüz hesabım yok, olsa mı bilmem :))) ) Zaten hediye işini çözeli yıllar oldu, gerekirse kendi kendime hediye yapıyorum, valla 🙂 Değiştirme kartına da gerek olmuyor, vereceği mutluluk kesin. Bu hafta sonuna da iki günlük planım var, bana her sene illa ki hediye alan ablama yıktım birinin maliyetini. Ben kitap, kitap ayracı, muhtelif bilet, değişik yemek, daha önce gidilmemiş yerler, kağıt, kalem … seviyorum. Kızım uzun yıllar resim yaptı mesela, bak onların bazılarını saklarım, çocukların yaptığı kartlar filan da var. Amaaaan geçelim bu suni mutluluk oyunlarını,
Bugün Kandil, tüm dünya için iyi dileklerimi tekrarlıyorum, zaten hep herkes için iyilik isterim, Barış ve Huzur’u illa ki istiyorum, haklının hakkını almasını, ölümlere “pardon” yapılmamasını, gençlerin ne istediğine iyice bi bakmasını, herkesin çok okuyup, çok merak edip, çok sormasını, altını deştiği şeylerin özel hayat değil genel yaşam koşulları olmasını, ön yargılı nefretin son bulmasını … istiyorum. Füzeler düşmesin, insanlar evinden yurdundan edilmesin, koltuk kimsenin kıçına yapışmasın, çocuklar gülsün, şeker de yiyebilsin istiyorum. Gerçi şeker işi Canan Hocamı üstümüze salar ama “Hocaaaaam , biraz yesinler, sonra bırakırlar, bak biz yedik, şimdi bıraktık, şeker sadece Candy oyununda dolanıyor, ama hocam çaya tereyağ önerisi hiç olmamış, Kandiliniz Mübarek olsun, son ikiliyi bi daha düşünün, en iyi tereyağ, en iyi çay ile en iyi ikili olmazzzz !!!!” diye bi mesajı da evrene saldık, Canan Hocam alır mı görecez, olmadı snapchate geçicez artık.
Aaaaay bu sabah da böyle, helva yapıcam inşallah, dualarım hepimiz için, tek tük insan iyi olmuş, olmuyor, hep beraber iyi olalım inşallah, Cümleten Günaydın

04 Mayıs

Ülke bir çay partisinde buluşanların konuşması gibi. Hani kadın kısmına çok yakıştırılır ya erkekler hiiiiç yapmazmış gibi. Dedikodulu toplantılarda süslü püslü, vitrini sağlam içi boş ama ilk bakışta anlaşılmayan, adam gibi adam olmayanlar kaynatıyor. ” o demiş, bu söylemiş, o yapmış, bu olmamış …” Kazan kaynatma ülkesi burası. Kulağımın biri radyoda, biri arka planda Medyaskop TV de gözüm oyundaki taşlarda, hepsi bir arada oluyor. Hatta oyunlar daha çok dikkat istiyor, gerisi teferruat gibi. Uzun adam, Kısa Adam’ı hedefe koydu. Emanet geldiğini biz biliyoduk zaten. Nedir bu “kol kırılır, yen içinde kalır” zihniyeti. Bu zihniyet komple hayatların içine tükürdü, yanına bi de “elalem ne der” desteği aldı mı, kararmış,zindan hayatlar, insan çilehanesi oluyor. Her parti kendi içinde kaynamaktan faydalı bir iş yapmaya fırsat kalmıyor, Kilis’e yeni füzeler düşmüş. Şimdi yeni haber geçtiler, nedir bu olanlar bitmeyenler, bitmeyecek gibi görünenler.
Bir de buradan sallayanlara şaşıyorum. Facebook orta yaşa hitap eden, arkadaş sınırı konulan, arkadaşını seçme hakkı bulunan bir sosyal kurum. Gençler buraları terk etti. Biz kendi halimizle hallenirken, tehdit dolu, nefret dolu bildirimler ne işe yarıyor acep ? Ya da onlardan ne umuluyor, Misal benim arkadaşlarımın çoğu benim gibi, onlara ulaşabiliyor muyum, hepsine değil. Ama resimler iyi oluyor, onlar çok yere ulaşıyor, hatta “bunlar belki yazılara da ulaşıyor diyebiliyoruz ” bi de gizli saklılar var, bi bakıp çıkanlar. Valla herkes nasıl kullanırsa kullansın da sövüp, saymadan kullansın. Eğiteceği insanlar varsa onlara grup açsın. Eğitim orta yaş için geç ama umut da kesmemek lazım. İkinci Baharda çiçek açan arkadaşlar var, biz onları kutluyoruuuuz :))))
Yani, söylecek çok şey var, hele benim gibi çeneli birisi için vakitler dar gelir. Fakaaaat gönlümüzde bir program var, elimizden gelenlere bakıcaz, yağmur da var diyorlar, yol üstü şemsiyeleri artık 10 lira olmuş, tek tasam yanıma şemsiye mi alsam, kolaya on lira mı koysam. He valla, bugün böyle, “Dertleri zevk edindim, ben de neş’e ne araaaar” diyenlere ithaf olunur :)))))
Günaydınlar olsun, Metrobüs duasına amin diyelim de sırt sırta olmayanlara denk gelelim, yoksa bu gezme işlerini bırakıcam dermişim. Bu arada vizesiz seyahat için ilk mani çıktı, ayrı bi pasaport ona da ayrı bi sayfa gerekmiş, onun ihalesi de yıl sonuna yapılacak mış, mış mış da muş muş. Dayan eşşeğim, dayan yaz gelecek yonca yiyecen, Nasa’yı takma kafana, yok kuraklık, olmazsa sana ithal yonca alıcam diyebilseydim ama maaşım arttıkça azalacak, malum gelir dilimi, Allaaahım , Allaaaahım ateşlerde yancaz mı ne, önce “bu ne yaman çelişki anneeee”
Tam gidiyordum aklıma geldi, Kısa Adam ne dokunaklı konuştu dün akşam, omzumuzdaki melekler felan karıştı, bu bir veda sinyali mi acep, amaaaaan bize her yer Trabzon :))))

05 Mayıs

Faideli Bilgilere ek ; Bizim ev yönüne doğru trafiğin az yoğun olduğu bir zaman yok. “Saat 16.00 ile 19.00 arası oyalanayım da biraz rahatlasın ortalık” diye bir düşünce saat 20.30 olduğunda bile doğrulanmamış oluyor, bizzat dün akşam test ettim. Değişen gelişen bir şey yok. Bu arada bir metrobüs cümleleri diye derleme yapma çalışmasına başlayacağım. Dün akşamdan elimde iki cümle var; “Teyze beni itti, 95 kiloyum ve teyze beni itti !!!” ki o teyze ben değilim, söyleyen pehlivan kıvamında, teyze ise illa ki oturmak isteyen bir Safinaz modeli, yürekten isteyince engel tanımaz arzulara örnek. “Tam olarak nereye ilerleyeyim, bir işaret etseniz de yönümü belirlesem !!!!” söyleyen telefon konuşması yarım kalan sinirli bir genç, söyleten iki kişilik yer kaplayan yorgunluktan ayakkabılarının arkasına basmak zorunda kalan bir hanım. Bunlar günün sonu idi, günün başları var bide :)))
Risk alarak evden çıktım, yani yanıma şemsiye almadım, nispeten rahat bir ulaşım ile Kapalı Çarşı Fes Cafe’ye ulaştım, sunumu pek afilli ki parası da ona göre bi sade kahve içip, hararetli konuşmalar yaptık, eeee epeydir görmedik bir birimizi, teeee liseden, mahalleden tanışıklık. Şef arkadaşın Tarihi mekanda konserine niyet, az da gezelim, öğrenelim yapıcaz, iyi bir yemek ki. Çarşı içinde Havuzlu Restoran’ı tek geçeriz. Öyle de yaptık.Beyazıt Külliyesinin hamamı müze oldu ya o tarafa kimle gitsem götürüyorum, bu sefer sergi salonu da açılmış, içinde eczacılık ile ilgili bir sergi var, ilk diplomalardan ilk haplara kadar, gidelim görelim 🙂 Bu arada güvenlik beni tanıdı, “daha önce de gelmiştiniz” dedi, yeni güvenlik gönüllü rehberlik yaptı. Bayan tuvaletine girmemizi önerdi ki, giderseniz siz de girin, orada orijinal tavan var. kendini eğiten güvenliklere sonsuz sevgi ve saygımız var. Ragıp Paşa Kütüphanesi hala açılmamış, hatta çalışma durmuş gibi, illa ki bi de Bodrum Camii yaptık, imamı göremedik ama ben bir çırpıda gerekli bilgileri verdim, Beyazıt meydanı benim üniversite öğrenciliğimin geçtiği yerler, çarşıda Şark Kahvesi, meydanda Çınaraltı, sahaflar favori mekanlarım idi. Çınaraltı artık yok, meydan da orta yerlere kondurulmuş, çadır kahvelerle dolu, çirkin bir kalabalık var, Beyazıt Camii restore edilmekte, Laleli çok renkli, her yer abiye mağazası, ayakkabıcı, derici, çok dil bilen çığırtkanlar yoldan adam çevirme derdinde, kızlara rusca bana arapça düştü :)))) Konser saatine kadar gezdik, vaktinden önce şef’e merhaba demek için salona geldik. Avrasya Enstitüsü külliye binalarından biri, küçük bir salon ama mükemmel bir akustik, hiç mikrofon yok idi. Koro üniversite öğrencilerinden kurulu ki çalanlar da dahil, bir klüp. Biz de protokolde yerimizi aldık, Şef benim büyüğüm ki yaşlandıkça bir yaş bile çok önemli oluyor, fakat onda at kuyruğu bende baş örtüsü olunca, ben kafadan Hacı Anne oluyorum, neyse ki resimler hakkı ile çıkmış :)))) Konser bina tarihine yakın şarkılar ile başladı ama sıkılmadık valla, o derin manalı sözleri gözleri ışıldayarak söyleyen gençler içimizi açtı zati Dede Efendi’nin Ey Büt-i nev eda olmuşum müptela’sını hem tanıdık, hem söyledik, valla. İkinci bölüm tamamı ile bildik olunca ben tümünü söyledim, Sanırım Bendir çalasım var 🙂 Konser sonrası, hemen yanında bir Gönül kahvesi var, akşam kahvesi içtik, bana ağır geldi ama sunum ve tad çok güzeldi, arkadaşın ikramı oldu, her buluşmada olduğu gibi mutluluktan yeni planlar yaptık, “Dünya fani, ölüm ani” dedik, sözleştik, aaaay hadi inşallah
Biz gezerken görüşmeler yapılmış, havada kongre kokusu var, saltanat damada geçecek diyorlar, bir gün adalet herkese lazım oluyor, vakti ile hak hukuk bilmeyenler demeyelim de görmezden gelenler gün geliyor, mağdur oluyor, iki yabancı dil bile kurtaramıyor adamı, melekler günah sevap yazıyor o başka. Bir zamanlar tarihler öne alınmıştı, birileri aday olamamıştı, kurucular sınır dışı edilmişti felan filan. Tabi tüm bunlar “zaten bir başkan var” dedirtiyor insana da kıvrak oyunları kıvırarak oynayanlar var. Denecek çok şey var da kim kime ne anlatacak ?????
Mühim meseleler var, Tarkan evlendi !!!!! , çoluğa çocuğa karışacak, ısrarcı hayranı kazandı, şöyle, böyle durumları yok imiş demek :)))) Bu arada The Danish Girl ‘i izledim. Çok beğendim. Oskar yanlış yere gitmiş, gerçi daha çıplak ayaklı erkeklere alışamışken, tümden çıplak halleri ara ara gözümü kapamama sebep oldu ama yine de güzel bir gerçek hikaye idi, Brooklyn’i daha izlemedim, hem başka sinemaya, hem festivale, hem de sinema salonlarına geldi ama ısrarla evdeki tv ye gelmesini bekliyorum, yeni kitaplarım geldi, Nusayri Alevilik okuyorum, ilginç bitince yazıcam, Hakan Günday’ın “Daha” sı da okuma isteğimi kamçılıyor, arka kapaktaki çarpıcı cümleler var, “Doğu ile batı arasındaki fark Türkiye’dir., Hangisinden hangisini çıkarınca geriye Türkiye kalır, bilmiyorum ama aralarındaki mesafe Türkiye kadar, ondan eminim” diyor ki ben de eminim ki öyle.
İncecikten bir yağmur yağıyor, dünkü kahveler mideme dokandı, uyku ile küs düşmedim ama, kendimi bugün evde sanıyordum da değilmişim :)))) Civardayım ama. Okula gidicem, eğitim ile ilgili önerileri varmış, onun için sınıf öğretmeni çağırmış, artık kim kime ne önerir bilmiyorum :))))) Uçurtma hak ettiği notu aldı, o mevzuya girmeme gerek yok.Başka işlerim de var, enerjimi kuşanıcam, hatta başladım bile .Kulağım radyoda ama abartmaya gerek yok, kararlaştırılmış, görenlerin gördüğü her şey görmeyenlere şırınga edilecek, hazım eden edecek, etmeyen şikayet edecek, ama eylemsiz, gündem değişecek, kaos … felan fistan
Gönül gözü olup da bakmasını bilenlere günaydınlar olsun, sonra ne olursa olsun , “olduğu kadar olmadığı yerde kader” bu bir ihtiyaç cümlesidir, bir gün herkese lazım olur Hasbilik teeeee tepeden öneriliyor. Öneren de harbi hasbi dermişim :)))))

06 Mayıs

Sabah sabah bir okul tişörtü krizi yaşadık. Bir an panikledim ; “Acaba yedeklemedim mi ” diye. Sonra “olmaz, olamaz, bu işte bir iş var” diye dolabı döktüm ve buldum. Şu anda bir ufak dağ var odanın ortasında. Benim “Poker suratlı” kız, “noldu aşkım, niye büyütüyoruz olayı” diye içime su serpmekle meşgul. Ben de yelpazemi aldım, masaya geldim, bugün yazmayacaktım ama bi içimi dökeyim dedim. Aaaaah aaaaah başbakanın bile iş garantisi olmayan bir ülkeye evlat yetiştiriyoruz. ruhen bedenen olacakların en iyisi olsun diye de çevre faktörünü göz ardı ediyoruz. Dün malum okula gittim, bahçe parmaklıklarına pet şişelere çiçek ekip bağlamışlar, hoş olmuş, bahçede top oynayan gençler var idi, Koridorlar çok tip, çok renk, kim öööreeetmen kim talebe belli değil. Gözlerim bizim gözlüklü, diz altı koyu renk etekli, sabahın köründe kabartılmış saçlı gülmeyen hanım hocalar ile, aralara serpiştirilmiş, full aksesuar bey hocaları aradı, göremediğime sevindim, dermişim :))) Konu üniversiteye hazırlık imiş, biz hazırlanmaya başladık zaten, dün de koştur koştur geçti, çok şükür. Bugün Hıdırellez, Pagan Adeti diyenlere inat akşam yaptık çalışmaları, Hızır ile İlyas buluşunca illa ki bizden bahsetsin istiyoruz, konuyu ve katılımcıları geniş tuttuk. Rahmetli annem de yapardı ama Kayın annem bu işin piri, her sene balkona sergi açar, torun torba, evlat … kesin beni de isteklere katar :)))) Bu arada perşembe günü bir yaş daha aldı, kayın annem, facebook dan resmini beğendim de görümcem aracılığı ile görüşmeyi pazara sakladım. Zaman bir taş at çok kuş havalansın zamanı.Henüz facebook hesabı yok ama isterse açabilir meşaaaajlaşıyor zira 🙂 Kayınvalidem iyidir, sağlıkla, mutlu yaşasın, ben de iyi bir gelinim !!! noktaaaaaa!!!! :)))))
Eskiden minik çocukların eline mendile sarılmış para verip mahalle bakkalına yollarlardı, yol boyu o yavru, “Bir ekmek, bi gazte” türü ezber yapar, yolda düşer, şaşar görevi sonunda tamamlardı, Bende “Bugün Cuma, Bugün cuma” diye ezberdeyim, çünkü dünü cuma hissettim, benim küçük oğlan eve gelince otomatik olarak hangi gün olursa olsun,o güne cuma muamelesi yapıyorum, üst üste cumalar, olamayan pazarlar, sendromlu ertesiler … yoruyor beni ama “bi gayret bi cesaret !!!” genlerimde var,oğlan dayıya kız halaya derler ya he valla :)))
Güllük gülüstanlık olan ülkemde bir gül ağacına umut ekmiş biri olarak pozitif beklemelerdeyim, yemişim Merkür’ün geri hareketini, dilimi tutup, kulağımı tıkayıp, gözümü kapayıp hayata balıklama atlayacam dermişim, pazar günü için “Denizde kararti var, bu gelen kayık midur , ben özledim annemi ağlasam ayip mudur …” eşliğinde hazır olucaz , Yarın bugünün Bizanslısı halleri var, inşallah, program program üstüne, yapamayan, taş koyan utansın :)))
Cümleten Günaydın, Happyyyy Hıdırellez !!!!!

08 Mayıs

“Bastığın yerleri toprak deyip geçme tanı, düşün altında yatan tarih yazanları” çerçevesinde Bizans tarihini dolanmış yorgun anne olarak yattım, mutlu, neşeli anne olarak kalktım, çok şükür. Evi çilek, çay, krep kokusu ile doldurdum. Kızı yollayıp, kalana geniş kahvaltı,çamaşır , bulaşık gibi … mini dokunuşlar ile devam edip günü tiyatro ile sonlandırmayı düşünüyorum, hadi inşallah
Önce dünden bahsetmem gerek, neler neler öğrendim. Dünkü gezi Mozaik sanatı, Kiliselerde mimari yapı, din ve siyaset kapsamlı ona göre seçilmiş mekanlı eğitici öğretici, güzel katılımcıların olduğu güzel bir gezi oldu, Okuma yazmanın olmadığı zamanlarda İncil hikayelerini resim ederek anlatan dine davet, Meryem’in annesinden başlayarak, İsa’nın doğumuna, onun mucizelerine, etrafındaki meleklere, ruhunun yükselişine kadar … pek çok şey.Ayakta resim edilmiş iki İsa’dan biri Kariye Müzesinde görünmeyen salonda imiş. çocuk isa ama yetişkin suratlı, Monalisa’dan önce de var sizi izleyen gözler, akan su, ağaçları sallayan rüzgar, kolları sıvanmış köleler, hem çatısı hem içi görünen evler, (Biri tanrısal bakış), dört İncil yazarı var, ortak nokta bir yere kadar, ilk yedi adım, meleklerin su ve ekmek ile besledikleri Meryem, 12 asalı eş seçimi, yeşeren asanın sahibi Marangoz Yusuf, İsa’nın abisi, kırmızı acıların rengi, Mavi mutluluk, yeşil umut, genç, orta yaşlı, yaşlı Müneccim Krallar, Katolik Kilisesindeki gözü bantlı resimler, para olunca mozaik, yoksa fresko, mermer şart yoksa onu da damarlı çizmeler, en iyi mozaikler Ayasofya’da hem de dünya çapında zira imparator işi. Bazilika planlar, şapel aileye özel, kiliseden cami dönmeler, Çan kulesi Emevilerin cami minarelerinden esintili, yuvarlak minare Türklerde köşeli Araplarda, haç kullanılmaz iken kuzu ya da balık var idi, bir ara haçlı kuzu, çift başlı kartal, Hititlerde, Rusyada, Bizansda, Patrikhanede kapalı kapı asılan din adamının anısına, Haçlı seferlerinde gidenler yavaş yavaş özür manasında geliyor, en son gelen Aziz kemikleri, Doğu ile Batı ortaklık etme niyetinde, Eflak Boğdan Beyi Dimitri, aslında oğlu kendi olamamış, Ruslarla anlaşınca kayıp edilen tarafta olmuş, oralarda vals yazmış diyolar 🙂 Buralara da pek çok eser bırakmış, hem tarihçi hem müzisyen, şimdi bize kalan çay bahçesi 🙂 Gezinin üstüne sohbet ederken Hayri Bey Müzik yayını da yaptı, Rehber çok bilgili, esprili, sorulara cevap vermeye istekli, katılımcıların da mekanlara bilmem kaçıncı gelişi olunca iyi oldu. Şiddetle tavsiye edilir Gidilince daha bi bilgli, daha bi büyümüş dönülür, misal ben :))))
Evet, gelelim günün anlam ve önemine, Anne olduğum için mutluyum, kendimi tüm çocukların annesi gibi hissediyorum, acı çeken, istismar edilen, imkansızlıklarla mücadele eden, yüzümüzü güldüren, gidişleri ciğerimizi dağlayan tüm çocuklara anne hisleri duyarım, söz konusu çocuk olunca.elimden geleni ardıma koymamaya gayret ederim. Dün sabah Metrobüs durağında resim boyayan mendilci çocuklar gördüm. Onları akşam toplamaya gelen kadına da bi tesadüf etmişliğim var, onları doğurup sokaklara salan da ana, biyolojik olarak çocuk doğurmamış, başkalarının ziyan ettiği çocuklara sahip çıkan da ana. Kutlanacak bir şey var ise cümleten kutlu, mutlu olsun. Annelik geniş kapsamlı olduğu için sınırları çizilemez, terli terli su içen, terliksiz gezinen … hayırsız evlatlara bugün bir fırsat olabilir :))))) Varsa anne her zaman aranmalı sorulmalı, yoksa anne yapacak bir şeyler bulunabilir. Benim gibi annesi olmayıp da kendi anne olanlar da var. Amaaan çeşit çok, olan var olmayan var, önemli olan şefkat mermahet hisleri taşıyan herkes herkesin annesi … dedik ve kestik. Olsa da olmasa da Günaydın olsun

09 Mayıs

Hepimize güzel bir hafta olsun, güzel haftanın başlangıçı güzel bir “Güünaaaydıııın !” olsun. Her şeye rağmen gönlümüzden bahar geçerken, umutlarımız yeşersin, umutlar için hep bi umut olsun. Nasıl yapıcaz bilmiyorum, içimiz düzelir gibi olurken dışımız doğal afetten çıkmış gibi olmaya devam ediyor. Dün akşam sokaklarda bir birlik ve beraberlik ruhu var idi. Tüm İstanbul trafikte buluştuk, hem de sabahtan gece yarılarına kadar, annesi olan, anne olan, havayı güzel bulan, etkinliğe bileti bulunan … sayısız sebep bizi metrobüsde metro da buluşturdu, hatta samimi etti. Sarmaş dolaş, kokularımızı içimize çeke çeke gittik geldik. Ben UNIQ HALL’e gittim 🙂 Belçika Hollanda yapımı aslı Flemenkçe, Türkçe alt yazılı , Tiyatro Festivalinin yıldızlılarından, “Merhametliler” i izledim. 180 dakika ki ara hariç, II.Dünya Savaşına bir SS subayı gözü ile bakış eyledik. Oyunda sıkılmadım, beğendim, sonuna doğru dizlerim kilitlenmeye başladı, fakaaat arada dolaşmış idim, yine de rahat izledim sayılır. “Sıradan insanlar toplum için en sakıncalılar, çünkü günün birinde ansızın sıra dışı olmaya kalkıyorlar, alt yapı olmadığından üst yapıyı etraf ile şekillendirince, ortaya manyaklar çıkıyor, tabii içine bastırılmış duygular da katılıyor, karanlıktan aydınlığa çıkış, kimse için kolay olmuyor” diye benim ana fikrim 🙂 Çıkışta maçın dağılımına denk geldik, hem renkli, hem sesli, hem daha da preslenmiş halde yarın olmadan eve geldim. Oturunca bile üstüne en az beş sarkıyor, bu toplu taşımayı bana versinler adam edicem, hatta hanfendi yapıcam da vermezler, Ben de düşük profil ne gezer 😦 Kesin bunun başında hiç toplu taşınmayan biri vardır. Günahını almayalım ama, dermişim :)))
Günlerden pazartesi ve ben çarşamba ruhu taşıyorum, kendimi teselli için sırayı by pass ettim, ben yaptım oldu :)))
Hafta etkinlik dolu, hatta bi de çılgın proje var, gönlümüzden geçenler ile elimizden gelenler arasında bir uyum sağlayacağız, inşallah. Allah kimseyi plansız programsız, eşsiz, dostsuz, zorunlu yalnız bırakmasın. Dün çokça aranıp, soruldum, hasılat da iyi :))) Kızı gönderip hızlıca haftaya evden giriş yapma niyetim, bu hafta ev girip çıkma ile çok alakalı olunca detay yapamayacağım, bastığım yerler, gördüğüm yerler, amaaaan o da yeter. Çok temiz olanı ayrı bir yere koymuyorlar, hepimizin sonu kara toprak, o bile herkese nasip değil.
Amaaaaan asıl kalbimiz temiz olsun ki benim kalbim temiz demeyle olmuyor, başka diyenler bulunmalı.
Önüm arkam, sağım solum, saklanmayan soooobeeeee !!!! Haydin, kuşlar da konsun haftanın yollarına …

10 Mayıs

Bu sabah erkenden kalktım ve geri yatmadım, kendimi zinde hissediyorum. Açık pencereden iğde kokusu geliyor, havanın ne olacağı belli değil gibi, sonra birden netleşecek. Her yer birden yeşillendi, dün sabah bi bakan haber etti, şehrimizin barajları %85 dolu imiş, “suyu istediğiniz gibi dökünün” dedi. Demek ki yaz boyu güneş suya sabuna ilişmeyecek, buharlaşma yok, yağmur da yağacak, dünya nemli ve ıslak bi dünya olacak, olmazsa tez bi sebep bulunacak. Dün buzullarla ilgili bir yazı okudum, buz katmanları da tek tek okunuyormuş, ölçülen şeylerin sınırı yok, Mesela buzdaki kurşun oranı normalde sıfır iken teee 2000 yıl öncesinden başlayarak aralıklarla artmış. Benzin ile kurşun birlikte kullanılmaya başlanınca ciddi bir düşüş görülmeye başlamış kiii bu ölçümlerin yapıldığı yerin en yakın trafik sıkışıklığına uzaklığı bir kaç bin kilometre. Medeniyet iklimleri bozuyor, İstanbul’un Kuzey Ormanları tarafına büyümesini çok sakıncalı gören raporlara rağmen İstanbul Kuzeye doğru gidiyor, yeni köprü, havaalanı yeni yerleşim yerleri ve yeni yollar demek, bana kalsa bu kalabalığı bu toprak kaldırmayacak, şehir içine doğru göçecek gibime geliyor. Durmadan yapılan evleri kim alıyor, yoksa alamıyor mu bilmem, bahçesi Sincaplı ev reklamı bile var. Azcık deniz görüyorsa onun bahçesine de Palmiye dikiyorlar, yakında bench (Bu da sööörvayyyordan yarışmacılar oturdukları banka ingilizce sesleniyorlar, gerçi bank da türkçe değil sanırım” de oturup dalından hurma yenecek rezidanslar da inşaa edilir artık,
Sonuçta iklimler bozuluyor da demeyelim de değişiyor, Buzullar eriyor, okyanuslara tatlı su karışıyor, tatlı su tuzlu su yoğunluk meselesinden yer değiştiriyor, bu durumda Ekvator aşırı ısınırken, Kuzey yarım küre anormal kışlar dönemine giriyor, imiş ki öyle de görünüyor.
Dünya elimizden kayıp giderken, elinden geleni yapanlar yüzünden, bir çok şey resimlerde kalacak, belki de yüzyıllar sonra eski dünya resimleri müzesi olacak. Bunlar kafa karıştıran, kafanın ayarını bozan düşünceler gibi görünse de kafanın takıldığı lüzumsuz yerler var. Takıntıları ev içi, ev dışı diye ayırırsak başlık az olur. Esas ruhun takıldıkları var kiii çoğu açıkça ifade edilmez. Mesela kuşlara takanlar var; pencere önlerini pisletiyor diye, çocuklarına takanlar var; alim olamıyorlar diye, dünya malına takanlar var; eskimesin, daima en güzeli olsun diye, insana takanlar var ; devamlı takip altında tutup, kendine malzeme olsun diye … Bir de kafaya bir şey takmayanlar var kiiii mümkün değil, onlarınki belki de bariz değil :))))
Aaaay bi yerde konuyu toplamak lazım, kızı kaldırma saati geliyor, kahvaltı hazırlayıp, sabah şakımaları yapcaz biz Bu arada uçurtma uçtu, hatta çekmece sahilinde uçarken videosu bile var ama paylaşmıyoruz. Şimdi güneş sistemi yapıyoruz, ben malzemeciyim, kız akşamları, kesip, biçip, boyuyor, onun resmini izin alıp paylaşasım var. Bunlar kızımın not yükseltmek için yaptığı performans ödevleri, daha iyi bi karne hedeflemiş, Aaaaay hadi, inşallah, diyoruuuuum veeee telefonu şarjdan çekip odaya doğru, “kuuuuzzzzuuuuuum !!!” diye seslenerek gidiyorum. Size de günaydın, dün geceyi Merkür güneşin kucağında geçirdi, bir yüzyılda onüç kez olurmuş, evrenin kapıları iyilik ve güzellik saçmak için açıldı diyolar, bugün için beklentimiz yüksek, biraz da gayret edicez elbet

11 Mayıs

Bütün sıkıntı inandığımız şeyler uğruna. İnanmak önemli, inandıklarımıza sil baştan yapmak zor, hatta imkansıza yakın. İnandıklarımızı olumlu bakış açıları ile besliyoruz, destekliyoruz, savunuyoruz. Karşı görüşlere savaş açıyoruz veeeee bu açtığımız savaşta aldığımız tüm yaralara, kayıp ettiğimiz tüm saflara rağmen ölene kadar inandığımız oluyor. Tüm bunlar inançlarımızı sorgulamadığımız için, nasıl biliyorsak öyle kalsın istiyoruz. Bu nu her çeşit insanda görüyorum, savunma sistemi diye bir şey var kiiii karşı taraf sözünü bitirmeden harekete geçiyor, lafı daha önce kim diğerinin ağzına tıkarsa, o kazanıyor ya da kazandığını sanıyor, kazanan zaferinden emin olamıyor ama bir düşman kazandığı kesin oluyor, kaybeden bir bakış açısına göre ezik, hatta mağdur, kaybeden daha da bi bileniyor ya da sonsuza kadar susuyor.her şeye inanmak kadar, her şeyden şüphe etmek de zararlı, bunun bir ayarı olmalı da tutturan var mı acep ? İnandıklarımız hep bize daha önceden tanıtımı yapılmış fragmanları seyredilmiş, beynimize yer etmiş şeyler. İnanmak mutluluk sebebi. Bu sabah uyandığımda göğsümü gere gere kötü giden her şeyin, ölenin, biçare kalanın sebebi içeriden paralel yapı, dışarıdan İsrail diyebilseydim, mutlu olmam kaçınılmazdı. Gel gelelim diyemiyorum. Suçlu bulmak insanı rahatlatıyor. Vicdan yükünü azaltıyor. Suçlunun suçlu olduğundan emin olmak zor ama.
Yıllar yılların üstüne eklendikçe tartışma harareti düşüyor, çok dinleyip, az söyleyesi geliyor insanın, bazı insanlarda tersi de olabiyor. Sabah sabah bi sıkıntı var üstümde, “havadandır”, diyesim, Alçak Merkür’e yüklenesim var 🙂
Sabah kahvaltısına patates mi kızartsam, yoksa onu kızın öğle yemeğine sandviç mi yapsam, çay mı demlesem, sabah kahvesi mi içsem, gün daha yeni başlıyor, ikisi de olur, bugün yemek yapmak gerek, çarşı işleri de var, en iyisi başlangıç için kahve çikolata, birinin tadı, birinin kokusu , ooooh miiissss !!! Radyonun kulağını bükelim, kahve kokusu yayılsın eve, kızı kaldırayım sonra da başlarım. Bu gençler insana enerji veriyor, dün akşam kızın arkadaşı bana bi caps yapmış, gül gül bayıldık, kopyala yapıştır, ortaya tablo çıkart şaaaneee olmuş, ne de güzel bir gelin olmuşum anlatamam, caps’i de paylaşamam dermişim. Güneş sistemi de bitti, ellerine sağlık çok güzel oldu, Bugün döküp saçmadan götürürse 100 numarayı kapacak inşallah. Hayatın güzel yanlarından biri kız çocukları, rahmetli dedem “göğe 9 sancak çekilirmiş, kız doğduğunda” derdi
Hayatın pek çok yanı var, birine bakarken diğerini kaçırmamak dileğiyle, Güüüünaaaaaydııııın !!!! Kendimize bir dünya kurmakla olmuyor, kurulmuş dünyanın içinde olmak gerek.

12 Mayıs

Yakın gözlüğü ile yiyecekler canavar gibi gözüküyor, yani o kadar büyük dokular değil ama insan yine de ürperiyor, ekmekteki gözenek az önce bi şey yutmuş gibi, Ben onu yemeden o başka bir şey yemiş sanki. Yakın bakış dedikleri bu işte. Hatta derinlemesine bakış bu da, aaaah aaaah vakitlerde sınır var. Takılıp kalamıyoruz, kalanlara da sapık muamelesi yapıyoruz :))) Hayat çelişkililerle dolu hem ince detay isteriz hem de didiklemekten kaçınalım diye tavsiye veririz. İşte her şeyin bir orta yolu var, hatta ortalık uzmanları var, var da aradığımız içselliğe ulaşamıyoruz, hattlar dolu, kapalı, “amaaan işte yaşayıp gidiyoruz !” bazen çok yerini bulmuş kestirme cevap oluyor. Hele bi de içinde huzur kırıntıları var ise, o zaman “Oleeey!!!” Mutluluk da yumurta tavuk gibi, mutlu edilince mi mutlu olunur, mutluluk verince mi ?
Sabah sabah kafayı dinç tutmak lazım, benim radyocu yine bi yere gitmiş, program şarkı türkü. Şimdilerde yüksek sesle müzik dinleyen yok, herkes kendi kulağına çalıyor. Devamlı radyocu olduğumdan yeni şarkılardan haberim oluyor. Ortalık yine aşk şarkılarından geçilmiyor 🙂 Bizim kuşak şarkı sözlerini hislerine tercüman yapan bir kuşak idi. Şimdi hisleri anlatan emojiler var. “Alem yansa da, dünya dursa da aşıklar ölmez” Bu her konunun aşığına uyar mesela, bi de soru cevaplı olanlar var. Ben dünyanın en büyük aşığı olabilemem, kimsenin koynunda yüz sene bin sene duramam, amaaaa Bağdat’a gitmek şart ise illa ki giderim, gerekirse iki gözüm kapalı 🙂 “Yine seni sevmekten başka hiç bir şey yapmadım bugün ” diyen Ayla Çelik’e cevabım :)))) Güzel şarkı yumuşak yumuşak söylüyor, bir zaman aralıksız dinlene bilir, tabi ki de ruh haline bağlı olarak.
Bugün kahvaltıyı önden hazırladım, kızı bekliyorum, “Pıtırcığım, pirensesim” diye çağrılan ev kölesiyim ben :)))) Hatta gönüllü mutfak hizmetlisi, seviyorum, yemekler yapmayı, sevdiklerimle yemeği, bu arada diyetten çıkmadım, az gevşettim, o da Ramazana hazırlık, bu sene günler uzun ve orucu yatıp yuvarlanıp tutmuyoruz, hayat devam ederken arasına koyuyoruz. Metabolizma savaşlarını biraz yazıcam inşallah :)))
Müzik eşliğinde mutfağa gidiyorum, çağrıldım, aaaaa sakladığım çorapları bulmuş alçak kız :)))) Ana kız olmak biraz ortaklık gerektiriyor, biz de çantada, çorapta, bir takım üst baş da buluşuyoruz, genelde ben kandırılmış oluyorum, olsun bakalım, kızlarına kanar anneler zati, onlar geride kalan yılların çıkıp çıkıp renkli olarak gelmesi gibi
İçimden geldi, cümleten öptüm sevdim, günaydın dedim

14 Mayıs

Bahar aylarının sonuncusunun da sonu gelmek üzere. ne çabuk geçti. Hatta baharı görmeden yaz geldi. O da acele ile geçer mi bilmem. Sıcakla aram yok, nemli havayı, halsiz bırakan sıcağı sevmem. Dün sabah çantamı hazırlarken, yaşlandığımı hissettim. Ruhen değil ama 🙂 Evden çıkıp gittiğim her yer “çılgın proje” sayılır. Hele Adalara günü birlik gidip gelmek. Çılgın ötesi. O yüzden özenle çantamı hazırladım, dermişim :)))) Bir adet yelpaze, sıcak basar diye, Bir adet şal, yel vururunca tutulmasın boynum boğazım diye, okumalık bi dergi, yol uzun, yazmalık bi mini defter, aklıma gelen bir şey olursa, gerçi telefona da not alıyorum ama kağıt kalem başka. Naneli sakız, ferahlık versin diye, ıslak ve kuru mendiller, olmazsa olmaz, bir iki mini şeker, çikolata filan, gördüğüm ağlayan çoluk çocuğa, yakın gözlük, güneş gözlüğü, bir adet katlanmış bez çanta, naylon poşet almamaya gayret ediyorum, çok amaçlı büyük cüzdan, emekli kimliğim, anahtarlarım … doldu çanta. Sonuçta kola asmalık, bir kapasitemiz var. İçinde kadın olduğumu belirten hiç bir şey, tarak, ruj, kalem, parfüm … felan. Eskiden olurdu ama şimdi yer kalmıyor. Hatta bir ara lodos olur ise adada kalma ihtimaline karşı” bir kat da çamaşır ile bir mini havlu da atsam ” diye düşünmedim değil. Sonradan kırk yılda bir Ada da mahsur kalma ihtimalim olsa çabucak “B” planı yaparım dedim, kesin yapardım, evden çıkarken evin yemeğini, ekmeğini , iki günlük temiz kıyafet stokunu yapmış, çıkmadan yatakları toplamış, kahvaltı edip, ettirmiş bi anne olarak huzurlu idim. Güzel bir gün oldu, daha çok muhabbet ve yeme içme içerikli. Pek çok bilgi paylaştık. Kitaplar, filmler,festivaller,otlar, çöpler, seyahatler, geriye dönük sorgulama, ileriye dönük planlar, tavsiyeler, öneriler … vakit nasıl geçti bilemedim. Fakat trafik ömür tüketiyor, havada, karada, suda her yerde trafik var. Yer gök Arap Turist. Vapurdakiler insanı zorla ırkçı yapıyor, yediler içtiler, çöplerini yerlere serptiler, bi de rahatlar, el kol, hareketleri ile sohbet, şapur şupur sesli öpmeler, içimi daralttı, neyse ki deniz havası vardı. Burgaz Ada nispeten daha sakin. İlk önce İngiliz Kahve, sonra Sait Faik Müze, Limon’da yemek, Sinem’de dondurma tavsiye edilir. Bizde tavsiye üstüne gittik zaten. Tuvalet ihtiyacınız olursa Müzeye güvenmeyin, tuvaleti saygısız bir güvenlik tarafından kapalı tutuluyor, Bahçeler müsait ama biz medeniyet gördüğümüz için tuttuk, En acil olanı girdi, öbürü paralı bir yer buldu, küçük 2 lira. Bu aslında hiç komik değil, bazı ilaçları içen insanlar var ki onlar için tuvalet çok acil ihtiyaç oluyor.
Bugün nikah bölgemizde olduğu için, evdeyiz, yolları 6.000 davetli ve korumalar tutmuş olacak, dün de 8 kişi şehit olmuş, Bir de patlama varmış, 20 kişi kayıpmış … felan ama yas tutmayı gerektiren bir durum yok. Düğün dernek hayırlı iş ertelemeye gelmez. Kep giyen akademik muhtarları şahit yazarlar mı acep, bu arada 5 İşidli hapisten kaçtı, kimler duydu bu haberi, neyse Kilis’ten doğru sınıra giderken vururuz onları artık. Kendimi mutfağa kapatmaya gidiyorum, aklımda denenecek tarifler var, şekil verdiğim ürünler “elimden bi güzellik çıktı” diye beni mutlu edecek, ama ruhumun iç derinlikleri çok bilinçli ve çok farkında,bir şekilde yaşamak gerek, Gayret bizden, ilahi adalet beklemede, umutlar ekildi, yeşercek inşallah … Mümkün olan en iyi hafta sonlarından biri olsun dileğiyle, Günaydın

16 Mayıs

Çekirdek ailenin beşte üçü BJK lı beşte ikisi GS lı. Ben; “Tencerem var, tavam var, UEFA dan kupam var, CİM BOM luyum havam var” olan taraftayım 🙂 Futbol ile ilgim mecburiyetten, eş, çoluk, çocuk, baba, kardeş bağlantıları. Fakat sol açığın 10 numaralı formayı giydiğini (acaba sağ mı, numarayı da 1 den 11 e kadar düşünelim), ofsaydın rakip ceza sahasında toptan önce mevzilenen futbolcu olduğunu bilirim, arada Derin Futbol Programına magazin niyetli bakarım 🙂 Pencereye bir bayrak asacağım ama, azzzz sonra. beşte üçe ceessttt !! olsun.
Kutluyorum BJK yı ve çileli taraftarını, özellikle de eşimi, çocuklarımdan bir kısmını, formayı kapan yola düştü dün akşam. Gerçi gündüzden başlamışlardı. Dün bir sıcak hava, bir yoğun trafik vardı kiiii, tahminim bundan sonra böyle olacak. bu İnsan ve araba yoğunluğu içinde biz de geleneksel akraba kahvaltısını yaptık. Bir kaç yıldır yapıyoruz. Henüz yolu bilen taksiye rastlamadım, CPS de bir yere kadar. Dün de geleneksel buluşmaya geçmişe göre daha aza indirgenmiş olarak, geleneği bozmadan kaybolarak gittik :))) Özlem ve hasretle beklediğimiz buluşmaya el emeklerimle katıldım.. İlk deneme olarak ; Burmalı, Oklavadan çekme, Yaşlı gerdanı … da denen tatlı yaptım. Beze sayısı çok olunca yarısını tuzlu yaptım. Rahmetli annem ; “Baklava yufkası yaşmak gibi olacak, bir yanından bakınca öte taraf görünecek” derdi, açıp açıp yufkayı gözüme tutup karşılara baktım, inceliğinden değil ama deliklerinden görüntü almaya başlayınca bıraktım. işin ustası halam “ilk deneme için fevkalade, denemeye devam ” dedi. Tuzlu daha başarılı olmuş, bol derin de kızartma yaptım. Ne kadar yedi isem, hala acıkmadım, ipin ucunu kaçırmamış, fezaya salmış gibiyim. Neyse telafi edeceğiz, akşamki yağmur camları “Allahaşkına beni sil !!!” haline getirmiş, malum pazartesi, evin içi evin dışına benzer durumda, an itibari ile boş bir pet şişe, çubuğu ve kağıdı ile takım dondurma çöpü, geniş bir alana yayılmış kuru yemiş tabağı ile bakışmaktayım. (tabak dışına taşmış da denebilir) Her yer her yere karışmış, ev sporu zamanı yani, gerçi uzmanlar ev işini hareketten saymıyor ama bizim ev konu dışı bence. Uzmanların uzman oldukları konuları genelleştirmemek lazım. Arada özel durumlar çıkıyor. Ama halkımızın genel özellikleri çok var. Dün az bir yeşillik bulan üstünde mangalı tüttürür vaziyette idi. “Aklına geldikçe mangal yap (zaman, mekan önemli değil, tamamen arzu meselesi), ev aldığında mutfak balkonunu kapat !!! ” işte biz buyuz :)))) Aaaay aklıma geldi ; New York ‘da ikene, bir kurban bayramında Türklerden biri küvette kurban kesmiş, kan aşağı daireye sızıntı yapmış, (orada evler kağıttan az hallice olunca, ben hamile iken gece kalktığımda evde bir tur atınca büfedeki tabak çanak zangır zangır titrer idi, benim heybetimden değil, malzeme ince :)))) ) Komşu da Türk karısını kesti diye polis çağırmış. Konu hem komik, hem trajik, saat ilerledi, derin derin irdeleme zamanı yok.
Bu arada Hakan GÜnday’ın Daha’sını okuyorum. Yine güzel, yine akıcı, yine çarpıcı, İsa ile on iki havari, kutsal kase, Afganistan’daki Buda heykelleri insan ruhu ile bi güzel birleşmiş kiiii sonra anlatacam. Arada ağır sahneler var, insan kaçakçılığı üstüne ödüllü bir kitap, ödülü hak etmiş. Bazı zamanlarda gözümüzü kapayınca korkumuz kaybolacak sanıyoruz da o öyle değil, Devekuşu misali oluyoruz, korku yüreğimizde bekliyor, unutmak isteğe bağlı değil beyin işi, unutmak, unutmayı istemekle ters orantılı, unutmaya çalışmak aslında olayı iyice beyine kazımak, napcaz peki ?????
Yeni bir çay karışımı içiyorum, otçu çöpcü arkadaş getirdi. Bir uyuyorum, bir uyanıyorum resetlenmiş gibi oluyorum :)))) Gerçi uyku ile çok şükür problemim yok ama kalitesi arttı sanki, az ve öz oldu :))))
Vakit gelmiş, kızı kaldırma ve güne başlama zamanı, aslında ben başlayalı çok oldu da daha aktif olma zamanı, hafta ortasından itibaren yoğun bir hafta, yapılmış planlar var kısmet faktörü ile değerlendireceğiz inşallah. Cümleten iyi ötesi bir hafta olsun, Cümleten kalbimize genişlik ferahlık dolsun, tabi ki de yollarımıza müjdeci kuşlar konsun, Cümleten günaydın
Önemli not ; Adaya gittiğimde leyleği değil, leylekleri havada gördüm. Sonuçlarını bekliyorum inşallah :))))

17 Mayıs

Sabahları hava kış havası gibi oluyor, güneş nazlanmaya başladı. Öğlene ısıtıyor, hatta yakıyor, sabahlar kandırıkçı, sabaha göre giyinip, öğlene pişman olanlar var ama geneli öğlene göre giyinmiş oluyor, eni konu yaz geldi sayılır. Şortlar, sandaletler çıkmış, ben henüz kısa mesafede parmak arasındayım, ama çorapla vedalaştım, ayakkabımı çıkarmayacaksam giymiyorum, dermişim :)))) Dün Azeri Tv sinden bir hava durumu paylaşmışlar ;”Verdiğim melubetlere de ö gader inanmayın.Burnunuz girmeyen yere de başınızı sokmayın,Yer onun, gok onun özü biler ” Aynen, şu aralar tahminler dalga geçer gibi, ansızın yağmur çıkıyor, lodos çıkmıyor :)))) Zaten bu ülkede tahminlerde isabet yok, bakınız metrobüs 🙂 Kulağım radyoda Bireysel emeklilik hazır imiş, maaşlardan 600 tl kaynak olacak ama bakalım nerelere, bakınız, ÖTV, işsizlik kesintisi. Ülkenin bir yanı kırılmaya devam ederken, bireysel silahlarda can alıyor, çoğu havaya açılan sevinç ve uyarı atışlarından. Helalleşme de aldı başını gidiyor, iki dudağın arasında mı zulümleri bağışlama. Ben özür dileme ile aynı tutuyorum. Yap yap helallik iste, özür dile, neymiş fıtratımda fevrilik var. Benim de var ama Allahtan korkup, kuldan utanıyorum. Bi de tersine döndü, mağdur özür diliyor, bakınız Bakan dayağı yiyen güvenlik, bu arada bakanın eskisi olmuyor, demek, devamlı bakıyor bakan olan.Ankara Belediyesinde kayıp para varmış, Genelkurmay şahitliğini merkeze bildirmemiş, bildirse ne olacak ki, bugün bıyıklı birine şans gülecek, hatta kahkaha attıracak,
Dün işimi bitirip soluğu çarşıda aldım, kızım bana bi hırka al dedi, yani ince bir üst, favori mağazalarımız var, tek tek dolaştım, birinde bulup aldım ammaaaa zorla beğendi, kızı alış veriş listesinden sildim :))) İki de bir gelip gelip öpüyor, “alma ama beni yine seviyorsun di mi ” soruyor, “sevgiyi bi barem düşürdüm” diyorum ben de , Aaaaaah çoluk çocuk işleri yaman, tabi ki de ortak zevklerimiz var, ayrı düşenler daha çok. Sevgi azalmaz bence, sevgi insanın özünde var. Yani bazılarının, benim var misal sevmek on yüz milyon bin baloncuğu evrene salmak gibi, ışıl ışıl ömürleri kadar,sevginin ömrü var, azalmaz ama ölür, ama çoğaldığı doğrudur Amaaaan neyse hiç inandırıcı değil ama ben alış veriş sevmem, sadece ihtiyacımı alır gelirim, Gelin alış verişini tepeden tırnağa öğlene bitirmişliğim var kiiii tarih yazdı beni dermişim. Bu arada her şeyin fiyatı daha bi artmış, taksit yapma miktarı bile mecburen değişmiş, değişik diyaloglara şahit oldum.
Esas size bi şi dicem ; Yarın 18 Mayıs çarşamba Avrupa Müzeler Gecesi , etkinlik boyunca saat 19.00 dan 23.00 e kadar müzeler hem açık hem bedava,Yurt çapında 30, il içinde üç adet açık yer var. Ayasofya, Arkeoloji ve İslam eserleri açık. Bilginize, geceler yaz gecesi gibi oldu 🙂 Benim bütün biletlerim bu haftaya yarından gayri “şşşşıııııııııııışşşşşşşştttt !!!! Annenin ŞŞŞanaaaat Etkinlikler var ” moduna geçicem inşallah.
Hayat Kayseri pazarlığına benzemiyor, kazananı yok, zaten o pazarlik yanlış yerlere de gidiyor, birikmiş mültecilere Pakistan örneği var, 79 da gelen Afkanlılar’ın sosyal hayatı zedelediğini görmek 30 yıl sürmüş, şimdi de geri gitsin istiyorlar.
Amaaaan “dünya dönüyor, sen ne dersen de yıllar geçiyor, fark etmesen de”, “sen ne dersen de değmez bu dünya, yıllar geçermiş geçsin sonunda ölüm var ya” Kesin bilgi, ruhu genç tutalım, ha di bi gayret , günaydın

18 Mayıs

“Delilik” güzel mazeret, kendine yakıştırmak mı etiketlenmek mi daha etkili bilmiyorum. Yakıştırmak bilinçli olmak özelliği, kendini tanımak, etiketlenmek işine gelmemek. Sonuçta bir sığınarak sıyrılma yolu. “Hangimiz deli değiliz kiiiii !!!” Kesinlikle delirten şartlar var, insan insanın delirmesine sebep, emeği geçenlere teşekkür edip, ruh hali ile kanka olanlar var. Ben bu deliliğin neresindeyim, ne içinde ne dışındayım, konuya yabancı değilim, var ben de de bi şiler. Emeği geçenler sağ olsun, hatta hakkını helal etsin, dermişim :))))
“Tecavüze uğrayan tecavüzcüsü ile evlensin, beş yıl her şey yolunda giderse, suçu af edilsin !” Bu bir akıllı deli cümlesi, gerçek ve doğru, demişler hakkaten. Bu ifade eş cinsel evliliklerin önünü açmış olabilir mi ? Yoksa mağdur kız ise evlensin, erkek ise cezaevinde halledilsin diye alt başlık var mı ? Kanunların, kuralların başka bakış açılarından gözetlenmesini seviyorum, aslında bu ülkede yaşamayı seviyorum, “vatandaşı olmasan çok eğlenceli, valla !!” Gırgır şamata, neremizle güleceğimizi bilemiyoruz çoğu zaman. Bkz, dün geceye dair Bahçeli, T.türkeş görseli Davutoğlu hareketi.
Dün öğleden sonrayı yarı baygın geçirdim, arada oluyorum, düşük tansiyon eşliğinde toplu yorgunluk atmak benimki. Yatıp yuvarlanma süresi uzayınca bunalıyor insan, Allah kimseyi yatırmasın. Birazdan hayata dahil olmaya başlayacam, inşallah. Dahilim zaten de sınırlarımı genişleticem :))) Hazar gençlik bayramı arefesi, ruhu genç olanları temsil ediyorum :)))
“Heeeey gidi gidikoca dünya gam yükü müsün, söyle fani fani dünya dert küpü müsün, dünya handır, han içinde yaşar o ruh can içinde, rüya gibi gelir geçer insan gam içinde, dertli ağlar, dertsiz ağlar dünya içinde”, “Bugün gelen yarın gider dolup boşalan handır” Heee öyle, bazı şarkılar türküler aç aç bitmiyor, o da bir yere kadar, ne demişler ; Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az” , üflemeliler sözün neresinde diyenlerin kulağına üfledim, “Günaydın ”

20 Mayıs

Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilmediğim bir sabah. şaşkınlığım kişisel felaket değil. Şaşkın da değilim aslında, sadece hızla akan hayat nehrinde dolanan yaprak gibiyim. Bazı yerleri çok hızlı geçiyorum, bazı yerlerde lüzumsuz oyalanıyorum, ama akışa kapılmışım, dümen elimde değil. Bazı sabahlar böyle, hayatın dümeninde kimin olduğunu, dümeni bilerek, isteyerek mi yoksa cebren ve hile ile mi kaptırdın bilmiyorsun. aslında gayret etsen, dürüst olsan bileceksin de, insanlar ; anlayanlar, anlamayanlar, işine gelmeyenler diye üçe ayrıldığından ilk üçte misin yoksa değil misin bilmiyorsun, amaaaan bilmek istemiyorsun. Budur ; bilmek istemediklerimiz, bilmeye dayanamayacaklarımız yüzünden yaprak gibiyiz. Her şeyin illa ki bir sebebi olmalı,en basit kalp hareketi sevmek bile bir sebebe dayanırsa ömürlü oluyor. Bu sebepler canımıza okuyor, bir cümle kurup altında eziliyoruz, Bir dakikalık cümleyi yanlış anlaşıldı sanıp saatlerce açıklama yapıp, sonra da üstünde “acaba, eğer, belki” ler eşliğinde üç gün de düşünüyoruz, sonra küçük pembe ilaçların eline kalıyoruz. Ruh bilimciler, kişisel gelişimciler, muhtelif koçlar hayatımızı parmaklıyor, bizim yapamadıklarımızı onlar yaptırsın da mesulü olsunlar diye, para döküyoruz, “günah bizden gitsin !!” misali.
Bildiğim bir şey var, bugün evdeyim, inşallah. Burnumu bile çıkarmıcam dermişim :))) Ev içi etkin olmak niyetim, önümüzdeki üç gün, günlerim trafikte ve tiyatrolarda geçeceği için. Ev içi zorunlu hareketleri tamamlamalıyım. Yakama yapışan kişi ve kişiler yok ama sorumluluk duygum var, bir anne olarak yapmam gerek, yemek, çamaşır, ütü, temizlik, yavrulara terapi … angarya değil ama seviyorum, evimi, ailemi, onlar bana layık mı, ben onlara layık mıyım, gerektiği kadar taktir ve teşekkür alıyor muyum, ürünlerimin piyasa hali nasıl … hiiiiiiç umrumda değil, karşılıksız seviyorum, yapıp olmadı denize atıcam dermişim :))))
Dün kardeşlerimle buluştum, daha önceki gün, Taksim, Beyoğlu yaptım kiiii o taraflara mecburiyet dışında artık gitmem, iğrenç ötesi, bütün hatıralarıma filit sıkılmış, zehirlenmiş, ruhunu kayıp etmiş gibi, bi tek Hazzapulo Pasajı içine girince eski halde gibi kalıyorsun, gerisi fakir ve pis turistler, (Allahım beni ırkçı yapma, sadece dilimde kalsın, amin!!!), ranta dayalı mimariler, ve vee estetik olmayan bir sürü şey. Pera’daki sergiye yetişemedim ama akşam Akbank Sanattaki “Kahramanlar Hep erkek” Can Bonomo’lu, Duygu Asena anmalı ücretsiz gösteriye bilet buldum, Kısa ama güzel idi, okuma tiyatrosu deniyor bu gösterilere, D.Asena bildiğimiz ilk ve en kısa ömürlü feministlerden, “Kadının adı yok” demişti, valla, doğru, kadının konmuş bi adı var ama toplumda yeri hala aşağıdan yukarıya çıkmaya çalışıyor. Gençlerin katılımı yoğun idi, Can Bonomo severim, şiir de yazar, diğer çocuklar daha iyi idi ama o da fena değildi, sevdiğim için, işini de sevdim dermişim.
Bi de günaydın deyip kaçayım bari, mutfak sabahları serin iken oradan başlamak niyetim, sonra, sonrası bir birinden bağımsız, keyfi, Kuğu Gölü Balesi’n de gibi kalktığım yataktan, ev içinde favori halayım “Antep’in hamamları, sallanır külhanları …” ile devam edeceğim, “Yine seni sevmekten başka hiç bi şey yapmadım bugün” özlemi içindeyim ama olmaz,” hem sevip hem de hayatın içinde olmalıyım diyenlerdenim,” bir çok şeyi bir arada yapmak gerek, bi duygu bi faaliyet en iyi karışım mı acaba?

21 Mayıs

Yoğun bir gün, helvayı kavurması benden, dağıtım evin genç kızından , evin kızı var, bilin diye değil valla, eli alışsın, dini duyguların din tüccarları tarafından şakır şakır istismar edildiği bu günlerde, inanan, inançlarını sorgulayan, Kamil İnsan olmaya gayret eden biri olarak bazı gelenek ve göreneklerin çoluk çocuk tarafımdan taşınmasını istiyorum. Ömürlerin hesap günü diye bildiğimiz bu gecede zulüm eden zalimlerin günü de gelmiştir diye ümit ediyorum. Cümleten hayırlı kandiller olsun, gelecek senenin daha güzel olduğunu görmek dileğiyle …

 22 Mayıs
Rivayete göre ; Kadın ruhunu şeytana satmak istemiş de şeytanın parası çıkışmamış :))) Şeytanı geride bırakan çoğunluğun kadın olduğuna inanırım, sırf kadınlar diyemem ama. Var, duruşu içini yansıtmayan ama çok ikna edici işi bir yere kadar rast gidenler. Yalnız o yer gelene kadar yerle yeksan ettikleri adam sayısı oldukça yüksek oluyor. Her tür adalet kör ve topaldır, sonra birden açılır dermişim. Eski Türk filmleri gibi, körler görür, kütürümler yürür, fakir kız zengin oğlanı kapar, kül kedisi saraya gelin olur.
Dün kitabımı bitirdim. Çok beğendim, sevdim, hala düşünüyorum içinden geçenleri. Misal Irak’da gayri resmi bir esir borsası olabilir mi ? Kaçırılan bireyler, satılıp, ülkeler arası sessiz sedasız pazarlık konusu olur mu ? Hooop ordan geliyorum, İşidliler hapisten kaçtı, Kilis’e düşen bombalar durdu. Daha bir sürü deli sorum var, Sorup sorup duruyorum gayri 🙂 Kitap dört bölüm. Rönesans resminin dört temel tekniği başlık olmuş ve insan ruhuna uyarlanmış. Hayatta bi söylediklerimiz, bi söyleyemediklerimiz var. ikisi arasındaki uyumsuzluk ruh dünyamızda dalga yapıyor, Dalga boyu boyumuzu aşınca boğulup gidiyoruz. Morfin Sülfat da bulursan bir yere kadar, bulamazsan seni uyuşturacak Linç Yasası var ki Tarih Charles Lynch ‘i bu yasanın babası olarak yazar, ülke ABD, linç edilenler İngilizler, Sene 1850 den evveli, tarih resmi olarak sözlüğe geçtiği tarih, Yasa tarihte kalması gerekirken günlük hayatta yer buluyor olması korkutucu ama gerçek. Halkın suçluya ceza verirken suçlu duruma düşmesi, destekçisi çok.
Mozambik bayrağı ilginç, Kitap, çapa, ve AK -47 ( kalaşnikov) sanki işe silah tüccarları karışmış gibi. Afganistan ile ilgili kitaplarda geçer Bamyan vadisinde kayalara oyulmuş biri 53 diğeri 36 metrelik Buda heykelleri, tapılacak putların canlı olması gerektiği için Taliban 2001 de havaya uçurdu onları, Altıncı yüzyıldan ömürleri o güne kadarmış. Veeee Afyon tarlaları, Afganistan halkını esir alan, başta Taliban’a ve diğer tacirlere sınırsız para kazandıran uyuşturucu ticareti. Anlamadığım şeylerden biridir, kara paranın aydınlık müminlere gelir kaynağı olması, hatta o paranın fakir fukaraya bir miktar yardım ile aklanmış sayılması.Bir yerden düşünmeye başlıyorsun, dönüp dolaşıp kendini buluyorsun da bulamayanların işi bunlar.
Neyse, Hakan Günday’ın Daha’sından geriye kalanlar bunlar ve yazılmamış bir çok şey, okuyun anacım :))
Yazıya geç kaldım ama ev çalışması yaptım, çamaşır, kahvaltı, yemek için ön çalışma … Bugün de tiyatro var, sonra onları toptan yazıcam inşallah.
Hava parlayacak gibi, pazar günü parlak hava iyi olur, olsun işalla, cümleten günaydın, şaaaaneeee pazarlar dilerim …
23 Mayıs
“Biz ne günler gördük, hem güldük, hem öldük, yandık yandık söndük, heyy maşallahhh !!!” Heee valla, aynen öyleyiz. Hayatın şifrelerini çözdük bizzzz !!!! Tüm kuşak başarılı değil, kayıplarımız da var elbet, kimini tümden kimini aklen kayıp ettik, kalan sağlar ansiklopedi gibi, sayfa sayfa engin tecrübe dolu, kahin olduk şekerim, gerçi “Tarih tekerrürden ibarettir” derler de biz bunun farkında olanlardanız. Haberler, gelişmeler, yazılanlar, çizilenler, dedikodular … “Biz bu filmi daha önce gördük !!” dedirtiyor, kimini yabancı sinemada, kimi yerli yapım.
Kahvaltıyı yaptık, sabah haberleri teeee yıllar önceki sabah haberleri gibi, reklamlar değişik ama :))) Bi de tuhaf haber sayısı arttı, ama normal haber gibi sayıyoruz, ne çay toplayan yasama, yargı, yürütme ne de iki ucu bitişmeyen üst geçit bizi şaşırtıyor. Biri ar, namus duygularını çalarken yanında şaşırma duygusunu promosyon olarak götürmüş hazar. “Vakit yok gemi kalkıyor …” Çalarken kızı uğurladım, son eksikleri ayağı asansör kapısında tamamladık, Aaaaay Allah iyi yönde ıslah etsin bu gençleri, dicem de kıyamıyorum, hayat çok zor olacak onlar için. Aklı başında olanları kast ettim, aileden trol olarak yetiştirilenler için dışardan kolay olacak ama onların da iç dünyalarını tahayyül bile etmek istemiyorum, kendi denizlerinde kendileri kazaya kurban giderler inşallah desem, beddua gibi olur mu ? Olur belki, kimsenin direkt olarak kötülüğünü dileyemem, hiç bir suç cezasız kalmaz, bakınız ; Suç ve Ceza kitabı :)))
Yorgunum diyemediğim için, sırtım ağrıyor diyorum, hatta onu da dememiş sayın, neden sonuç ilişkilerine vakıfım. Bu sabah nedense ana oğul ilişkilerine takık olarak uyandım. Beklediği kocayı bulamayınca, bulduğu erkek çocuğunu kocasına yakın duygularla taparak, tapınarak yetiştiren anneler, bunun farkında olamayan oğullar, kaç kişinin başını yakıyorsunuz, saydınız mı ? Kayınvalde ayak oyunları yüzünden ruh sağlığı hasar alan arkadaşımı düşünüyorum günlerdir. Koca aydınlanana kadar koca koca yıllar geçti gitti, giderken götürdükleri de var maalesef. Antidepresanların son dokuz yılda kullanım oranının yüzde 160 artmış olmasının hükumet politikaları ile bir ilgisi var mı diye merhum kısa adama sormuşlardı da cevaba ömrü yetmedi.Bir de farkındalık tedavisi diye bir şey var, depresyona girmeden çıkmaya çalışmak için. Gelmeyin oyunlara demek isterim de iyi insanlar, kötü insanların niyetini çözene kadar atı alan uçağa binmiş oluyor. O kadar hızlı yani demek için özlü sözü şeyettim :))))
“Kolla kendini sıra bana geldi, gezeceğim, seveceğim, görürsün sana edeceğim, bir yeminle, bir ceza ile hakkından geleceğim senin” diye Ajdaaaa dan destek alınabilir, şarkı bizi push etsin yeter :))) Dedim, Araya İngilizce Türkçe salak karışımlı cümle de koyup kaçtım, Hayatı ittirmeye gidiyorum, Mecbuuuuur !!!! Günaydın
24 Mayıs
Bir festivalin daha sonuna geldik 🙂 Geçen yıl leyleği nasıl gördüğümü hatırlamıyorum ama kesin görmüş idim, Bu seneki daha net, yani yeni sezonda beklentim daha yüksek. Elini sallasan festivale denk gelen şu günlerde beni sinema, tiyatro ilgilendiriyor, Caz’ da gönlümden geçiyor ama tarihleri zor, du bakalım, Allahtan umut kesilmez 🙂 Bu hafta sonu da bir şeyler var. Sonra sezon kapanıyor. Tiyatro festivalinde 3 oyun bir de okuma tiyatrosu izledim, daha çok izlemek isterdim, yabancı oyunların fiyatı yüksek,
Bi de yer sorunu var, verdiğin paraya değer yer alamıyorsun, yani bazen, Merhametliler’i daha önce yazmış idim. Sonrakileri döküyorum ;
Kardeşlerimi Arıyorum; On üç karakter canlandıran dört oyuncu, Okuyanlar arasında Rıza Kocaoğlu ki Kuzey ve Güney’den, adını unuttum, Güllerin Savaşı’ndan Cihan vardı. Oyuncuları daha çok tv den tanıdığımız için, rolünü yazmak, adını yazmaktan kolay. Radyo Tiyatrosu tadında güzel bir sunum idi. Ben okuma tiyatrosu ile bu sene tanıştım.
Vanya, Sonya, Maşa ve Spike ; Amerikan edebiyatından çeviri, Çehov göndermeli, bir aile içi sorun halletme oyunu, kız kardeşler, abi, sevgili, hizmetçi , evlatlık, yaşlı ana baba, yan komşunun genç kızı … süresine göre hiç sıkmayan, çok severek izlediğim bir oyun oldu. Sonunda oyuncularla söyleşiye de kaldım. Tilbe Saran, Nesrin kazankaya, Şefik Erol çok bildik isimler, sezonda oynayacak tavsiye ederim.
Baba ve Piç ; Oyun sayesinde ilk defa Zorlu Center’a da gitmiş oldum. Neyse ben gidene kadar saksı bitkileri büyümüş, her kesime hizmet veren bir AVM olmuş, halk tabakası alt katlarda vakit geçirebilir :))) Salonları güzel ama, Drama salonunda Hande Ataizi’li, Serra Yılmaz’lı, Nihal Koldaş’lı çok iyi bir kadro,sahnede mini bir orkestra, adını yazmadıklarım bile dizilerden bildik, dekor göze hoş geliyor, okuyanlar kitaba sadık kalınmış dedi, Elif Şafak edebi değil de ticari bir yazar olduğu için, konu prim yapacak şekilde, Ermeni Diasporası, ensest, Milan Kundera, Arizona çölleri, erkek evlat meselesi, asi genç kız (ki tabii ki de bu rol Hande’nin idi, bir miktar vücut sergileme fırsatı buldu,şaaaneee değil, dermişim ), Simge olarak Nar, Aşure tarifi, yiyeceklere katılan kalp krizi ile sonuç veren anlaşılmaz zehirler, iki satır da ezan okudular, her yere suya sabuna dokunmadan üstten üstten çakmalar, tam da yazarın en iyi yaptığı şekilde. 90 dakika idi sonradan uzatmışlar, ara ile 45 dakika fark edince eve geldiğimde yarın olmuştu. Gereksiz uzamıştı diye düşünüyorum. Edebiyatta çok laf sevmiyorum, bir okuyup üç hayal etmeli, en az iki de düşünmeliyim 🙂Neyse sezonda da oynayacak, en azından kadroya gidilecektir diyorum. Bu arada Hande’nin film oyuncusu ve ödüllü olduğunu biliyordum, ama devlet tiyatrosundan geldiğini yeni öğrendim. Daha önce de Cihan Ünal ile Özel Hayatlar oyununda izlemiştim, hatta kızımız tüm oyunu şort gecelikle oynamış, tacize uğradım diye de bırakmıştı. bu oyunu da bırakır diyorlar, gişede kayıp olur ama sanatta hayır !!!
Arkadaşım ile önden biraz kahve içip kaynattık, kendisi reklamcı olduğu için kulağı pek deliktir, bana yine okuyacak şeyler getirmiş, hatta bir kutu da çikolatalı pişmaniye :))))
Bize yakın bir AVm de Bülent Ersoy ile Nur Yerlitaş’ın imza günü varmış, ne imzalayacaklar pek merak ediyorum 🙂, belediyenin korulukta üç gün süreli açık hava klasik konserleri varmış, piyanoyu korunun neresine koyacaklar merak ediyorum,metrobüs üst geçitlerinden birinin bacaklarına saksıda kökü olan sarmaşıklar sardırmışlar, bu E-5’e yapılan düzenlemelerini, otoban pejzajını kimler doğa sanıyor ? meraktan çatlıyorum :)))
Merak kediye zarardı di mi ? Cümleten meraklı günaydınlar olsun, o vakit 🙂
25 Mayıs
Umut Kaya’dan Mor Yazma, Barlas’dan Küt Küt, Athena’dan Çilek Bunlar aile şarkılarımız 🙂 Çocuklarla bir ağızdan hoplaya zıplaya söylediğimiz şarkılar. Bu sabah kahvaltı masasına taşıdık, elimiz, kolumuz, dudaklarımız kıpır kıpır, ben araya “Peynir de al, ekmekten de kopar” diye replikler kattım. Güne bi hoş başladık inşallah, çünkü bugünlerde sadece hoş başlanıyor, günün gerisi nahoş hadiselerle dolu oluyor. Tek derdimiz aslında en son derdimiz ama bizde sıralama sorunu var, sıraya bi koyan var, bi de sırayının başını sonuna çeviren, ortayı kaosa döndüren var.
Yaaaa bizim kuşak iyi bilir, sıralamanın Üniversite için önemini, puanın gelir, gönlünden geçenleri açıkta kalmayacak şekilde dizersin, hatta araya gönlünden geçmeyeni ısrar üstüne sıkıştırırsın, sonraaaa sürpriizzzz !!! gönlünün tahtına tanış olmayan kurulmuş.
“Şu beyaz sayfa işi mümkün olsa, ne güzel olurdu” demek bile mümkün değil benim için. Hem olmayacağını biliyorum, hem de olabilseydi çığırından çıkacağını. İnsanın fıtratında eline yüzüne bulaştırmak, bunu da başarı saymak var. Bakanlar açıklanmış, bir insanın bu kadar çok işten anlaması ne güzel :)))) hadi bakalım eğitim şaha kalktı, sıra turizme geldi. Şehit haberleri durmak bilmiyor, her güne bi avanta lavanta hikayesi var, market alış verişi “hiç bir şey yok 20 liradan, 100 liraya dayandı” , aba altından sopalar gözümüze görünmekten öteye geçti gayri. Daha bir sürü şey varken insan ancak güne hoş başlayabiliyor, sonrası meçhul ama illa ki sürprizler oluyor. şaşırtmayan acıtan, anlayanı az anlamayanı çok olanından.
Dünden bir düzeltme var; Hande Ataizi devlet tiyatrosu sanatçısı değilmiş, ama İstanbul Devlet Konservatuvarı tiyatro bölümü mezunu, Kenterler’de başlamış işe. Bir mimar baba ile prof annenin kızı, Magazin dünyası sayesinde onu Sevda Demirel’den yediği tokat ve tuvalet camına sıkışması, Cihan Ünal ile mobing hikayesi ve eşleri, sevgilileri ile hatırlıyoruz 🙂
İsabel Allende ile tanıştım, kendisi Salvador allende’nin kızı değil ama yeğeni, Latin Amerika ilgi alanım içinde dün Eva Luna Anlatıyor’dan bir öykü okudum, tamamına heves ettim. Ruhlar Evi filminin kitabını o yazmış. Notlarımı aldım, bi de Virginia Wolf’un Orlano’su okunacak sonra da filmleri izlenecek. Filmden sonra kitabını okuyamıyorum. Önce aslını bilmek, sonra neye dönüştüğünü görmek isterim.
Elimde okunacak epey kitap var, yazı okuyarak geçirmeyi hayal edebilirim de pek olmuyor, yazın daha yoğun oluyorum, malum yazlar annelere tatil yapmak için değil, tatil yaptırmak için var. Bu sene oğlan yaz okulundan ders almış, kız sınava hazırlanacak … hayata dair planlar, niyetler var, sonuçlara dair umutlar var, bi geleceği uzun zamana yaymıyoruz, onu eni konu öğrendik de ” Kul hakkı” kapsamı hala sıkıntılı benim için bildiğim her doğru yalan oluyor bu konuda dermişim. Yine de yakama yapışmış olması muhtemel eller için kaygı duyuyorum, bence ben doğruya daha yakınım diyebilir miyim ? Bilmem artık, geldi fetva ayları, bakalım neler öğreneceğiz, bi de sakız ile deniz, bi de diş fırçalamayı geçebilseydik :)))
Aaaay sıkıntı ile günaydın demiyorum, bi gayret bi cesaret ile günaydın …
26 Mayıs
Kendini eğitiyorsun ama bir yere kadar, her beklentiyi silip yeni halini koyamıyorsun yerine. Misal; Nisan Mayıs ayları, Nisan Mayıs gibi Mayıs Nisan gibi geçiyor, sebebi malum, çölleşen dünya ve onu hoyrat kullanan insanlar. Bazı şeyler ileriye doğru uçarken, geride hızından hasar almış, hatta hasar raporu anlaşılmamış, ya da çok sonra anlaşılmış şeyler bırakıyor. Sonuç da Mars’dan ev alsak ilklimi yadırgamıyacak hale gelicez. Neyse karışık gibi görünen ama gayet net olan konular bunlar da “Halkın gözüne gözlük” takanlar, üç boyutlu dermişim, olanı olmayan gibi gösteriyor.
Dün akşam piyanoyu koruluğun neresine koymuşlar, kız ile gidip baktık. Ağaçların seyrek olduğu yere platform yapıp, etrafına sandalyeler dizmişler, hatta ışıklandırılmış ağaçlar, yıldızları yere indirmiş gibi idi 🙂 başkan gönlümüzün başkanı zati, bi de hemşerim, kafadan bir numara :))) Güzel bir konser dinledik, bilgilendik. Geveze Piyanist Emir Gamsızoğlu, hem çaldı , hem anlattı, hatta o çalarken notalarda yazmayanlar bir ekrana yazıldı. İstanbul, Paris , New York ve final bölümleri vardı, Kontrpuan’ı öğrendik, müzikte olanı hayat için diledik. Konsere geldik, yağmur da peşimizden geldi, hiç aklıma gelmedi oysa, Mayıs ayında yağan Nisan yağmuru altında izledik valla. Bu arada görevliler yağmurluk dağıttı, bir ara “tepemize yıldırım düşer mi ” dedim, sonra konuyu var olan yıldırıma çevirdim, biraz üşüdük ama ana kız ruhumuza iyi geldi.
Yeni kitabım ; Tarçın Dükkanları / Bruno Schulz. Polonyalı, yazar, mimar, ressam. Geç keşfedilmiş, Kafka’nın unutulmuş rakibi, Dava’yı lehçeye çevirmiş. Ekmek almaya giderken Yahudi Yıldızı takmadığı için bir Nazi subayı tarafından öldürülmüş. Yazdıklarını okumak, anlattığı incelikler arasında eriyip gitmek gibi, kitap sakin kafa, sakin ortam ve ruha huzur. Bu arada o kadar az bilgi var ki internette, arayınca karşınıza aynı isimde bi de hakem çıkıyor.
Bu arada Prag’da Tarçınlı Çikolata Dükkanı varmış, tarçın önemli 🙂
“Ne yapsam ” diye düşünmeyeceğim bir güne niyet ettim, yani plansız demek istedim, tüm B Planlarına gün yüzüne çıkma imkanı vericem inşallah, Zihnimde yer tuttuklarına göre hayata geçmek onların da hakkı, B şıkkından Günaydın 🙂 
27 mayıs
Bir çırpıda Cuma gelmiş. Bugünlerde hayatımızda ortak olan nadir şeylerden biri günler. İsim olarak hepimiz aynı günü yaşıyoruz. Günün yaşattıkları, dayattıkları farklı farklı. Bu sabah yağmur varmış İstanbul’da, bazı semtleri su görürmüş diyorlar, buralarda koşuşan bulutlar var. çay kokusu ile kendime gelmeye çalışıyorum. bakalım yağmur kendimi geçebilecek mi yoksa ben yağmuru geçer miyim ? Yeniçeriler Tahta surlara saldıracakmış !!! Şehrin kurtuluşu muazzam kutlanacak diyorlar, bir milyon kişi taşınacakmış miting alanına. O gün kaç kişi ölürse ölsün, program programlanmış, Gövde gösterileri, tüm memleket temsil edilmiş olacak, ya da sanılacak. Aaaaay sabah haberleri içimi daraltıyor, yayında zırt pırt gidiyor. Amerika’dan savcı Bharara dudak uçuklatan rakamlar haberi veriyor, yiyen tıka basa yemiş. Dünya böyle işte, paranın adı var, kendi de yatırılmış olarak var 🙂 Kendimi bildim bileli sokaklarda yaşayanlar var. Hatta yatıp kalkanlar var. Koltuğu kapan dünyalık yapmaktan başka işe bakamıyor. O kadar çok işten çıkarılan var ki, firmalar bi kişiye az zam yapıp üstüne iki kişilik iş yıkıyor. Sınavlar şaibeli, elimizdeki paranın satın alma gücü düşüyor. Yollarda günlük olarak kiraya verilen ev afişleri görüyorum, ufak ufak yerlere yapışıyor, derken saatlik olanını da gördüm. Bu evler cami olmayan yerlerde namaz vakti geçmesin hizmeti olabilir mi ? Bu evleri kiraya verenler, bu evleri fuhuş amaçlı tutanlar, kimler acaba ? Ekonomiye kayıt kuyut var mı ? Muta nikahı ücrete dahil mi ? Aziz Yıldırım’ın şekeri çıkmış diyolar, Kupayı Cim Bom kucaklamış da, bir yılda suya 11 kere zam gelmiş, Can güvenliği yok, kalabalıklardan korkuyoruz, seslere duyarlıyız …
Aaaaay” bi tek ikimiz, bi de kedimiz, kıyıda köşede duran biraz birikimimiz, hazırız, gidebiliriz, nereye dersen amenna !”, ihtiyaç anında kırılan kalplerimizi de alıp gitsek, diye düşünebiliriz de gitmekle gidilmiyor, kalıp direnmek gerek, kaçışlar sonunda çıkmaz bir sokağa, aşılamayacak bir duvara rast geliyor, yüzleşip, kabul edip, kurtulma planları yapıcaz 🙂Sorumluluklarımız var, en başta kendimize, canımız bize emanet ise emanete ihanet olmazzz !!!
Bu sabah bana da şiddetli bir terapi lazım, elimden geleni yapıcam da program da yoğun çok şükür. Bakalım gönlümüzden geçenlerle, elimizden gelenler nereye kadar ? Önce mutfak ama “Bu sevdalar boşuna, bu sevdalar boşuna …tey tey tey !!!” Ayak oyunları ile Günaydın :))) Benimki halay için
28 Mayıs
Aaaay dün çok yorulmuşum ama gönlümden geçenleri hayata geçirdim çok şükür. Yağmura doğru öğle vakti yola çıktım, sanırdım ki idari profiline bakınca herkes Cuma’da, değilmiş valla. Tıklım tıkış yollar, araç içleri derken yol ortasında yağmur başladı. Bu arada araç içindeki çocuklar yer yüzünden kavga ettiler, bu bacak kadar veledler, büyükleri dururken, analarını babalarını ayağa dikip koltuk sahibi oldular, bu koltuk sevdası el kadarken başlıyor, mesulü ana ve babalar mı acep ? Neyse ben, yağmur damlalarını ve reklam panolarını seyir ettim, “Lii liii liii limona reklamında Kibariye onaltısında,!” plajdan bakıyor bize, yaşlandıkca geriye dönüş isteği ve dursun zaman, geçmesin yıllar, estetik cerrahi var diyen kadın ve erkekler, olamıyor valla, direnmeyin zamana, bir yeri yaparken, bir başka yer, “yalaaaaannn !!! ahanda şuralarda yılların izleri var!!!” diye bağırmakta. Kadınlardan yüz bulan devlet, hükümet beşyüz küsur sene geriden işlem yapmaya gayret ediyor. Bkz; yarınki fetih kutlamaları.
Boğaziçi’ne geldim, yağmur arttı, sinirli sinirli yağarken, güvenlik “servis geliyor, bekleyin” dedi, bindim, gittim ama, 50 metre bile olmayan yolda 50 litre ıslandım, şemsiyeye rağmen, Şeyh Bedrettin Konulu bir programa gittim, önce 52 dakikalık bir belgesel seyir ettik, sonra üstüne konuşma. Konu derin, üstünden 600 sene geçmiş ama izleri ve müridleri var. Şeyh Bedrettin hem dini hem de siyasi, asılma sebebi ikisinden de kaynaklanıyor olabilir, üstünde çalışılıyormuş. Cemal Kafadar Ortadoğu tarihi uzmanı, Harward’dan. Şeyh Bedrettin’in Fıkıh yönü, hukuk yönü var, kitapları medreselerde ders olarak okutulmuş, komünist, isyancı, alevi yakıştırmaları var, Kerametleri olan bir veli, tam olarak hangisi, Varidat’ın çeviri sayısı sayısız. Esas yerleşim yeri Balkanlar, ülkemizde de yaşayan, gelenek taşıyan müridleri varmış,ama onlarda yaşlı olanlar, gençler pek ilgilenmiyorlarmış, bi de kendilerini Bektaşi’lerden ayrı tutuyorlar, hem de gizli. Güzel bir bilgilendirme oldu, durmuş yağmurun biraktığı kokulu izleri yanıma yoldaş olan bir it ile kapıya kadar yürüyerek takip ettim. Yani servise binmedim. Bitti mi, bitmedi, bacımla buluşup yemek yedim, arkadaşımla da buluşup Eski Şafak sineması yeni Mekan Artı tiyatrosuna gittik, oyunun adı “Burada Bugün” iki kişilik, intihar temalı, bunalımla bunaltan, genç işi konulu bir oyun, konunun ağırlığı bir ara uyuklamama sebep oldu, dermişim :))) Güllerin Savaşı’n daki Cihan buradada vardı, güzel oyuncu, mimikleri hakiki, gerçi kız da iyi idi. Sonuç ; iyi oyunculuk ama konu beni sarmadı, bi sonuca varmadı. Sonra da aynı kalabalıkla eve döndüm, Yine Akbil’ini kayıp etmiş olan kızı yolcu ettim, hatta dilimi de tuttum sayılır, odasını adam etmeye niyet ettim, ben temizleyim de o da yerleştirsin, daraldım artık, bu gençlerin dağınıklık tutkuları da bir yere kadar … Dağınık ama umut verici ve günaydın olsun, umut önemli
29 Mayıs
Gelip geçti sandığımız bazı şeyler hayatımızda sonradan derinleşiyor. Üstüne düşününce mi, yokluğu hissedilince mi, hasar tespiti sonraya kalınca mı bilmem. Bildiğim zamanın geçmiş zaman izlerini özenle sakladığı, gün geliyor şak diye önüne sürülüyor. tabi her şey uzunca bir zaman beklemiyor, sıcağı sıcağına anlaşılmayan yorgunluklar en geç ertesi güne, ölüm acıları üç beş seneye, yokluklar ihtiyaç duyulunca tazelenip canlanıyor. Yalnız acılar değil sevinçlerde sonradan ne kadar değerli imiş anlaşılıyor. Aslında gördüğümüz acılar, yaşarken o kadar acı değil. Ben ölüm korkusunun ölmekten daha zor olduğuna inanıyorum. Bir kaç kez yanına yaklaşmışlığım var ki insana acı sıcaklık gibi yayılıyor. Kurşun yarası alanlar ilk anda hep bi sıcaklık duyduklarını anlatırlar ya o anda insan öldüğünü bilemez gibime geliyor. Gidip gelen pek olmadığı için (olduğunu sanan hikayeler okumuşluğum var, yine de bir ip ucu gözü ile bakıyorum ) konuyu bilemiyoruz, hissettiklerimizi de kelime karşılığı zor, anlayıp da anlatılamayanlar kategorisinde durum 🙂
Buraya nerden geldik ; Dünden geldik, kızı yolladım, kayıp Akbilin peşine düştüm, netekim buldum da 🙂 Ammaaaa odayı yeniden oda yaptım, eşyaların yerlerini bile değiştirdim, üst üste konmuş kitaplarla ağırlık çalışması yaptım, yerleştirmenin bir bölümünü beraber yaptık, ne de olsa özel alan, izinsiz bir şey atmadım ama farkında olamadığım bazı şeyler olabilir :))) neticede ben de bir anneyim, annemden taşıdığım izler var :))) Akşama mutlu ve enerjik yattım ama sabah öyle kalkamadım, an itibari ile üç aşamada eğilip, üç aşamada kalkıyorum, kolumdaki bacağımdaki morları ve kırmızı çizgileri saymıyorum, boynumu elimle çevirsem olacak sanki, ama en kötüsü omuzlarım olabilir, oralarda unutulmuş yükler var … Yaaa işte yorgunluk bugüne kalmış, her şeye biraz biraz sonraya kalıyor hayatta, bu sonraya kalanlar içsel mevzularımız olunca içten içe bizi oyum oyum oyuyor. İnsanda algı geriliği var dermişim, ruhsal bunalımın sebebi sonradan algıladıklarımızı masaya yatırma üstünde halamın bıyığı olsa idi amcam olabilirdi tarzında çalışma, diye de bilimsel olarak salladım, tamamen şahsi bilimimdir :))) Hayatın en büyük özelliği her şekilde sürdürülebilir olması, kas ağrılarım sabah çayı koyup, kahvaltı hazırlamama engel olamadı, çok şükür kızı yolladıktan sonra, verdiğimi hatırlamadığım bir söz üstüne algımı masaya yatırıcam :)))) Eve uzak, hiç gitmediğim, bir lunapark Avm ye gidiş izni vermişim güya, hatta daha çok olur gibi bakmışım, iddia budur, akşam kaçak güreştim, bugün konuyu bağlayacam, konunun kız gelene kadar masadan kalkması dileğiyle cümleten günaydın
Bu arada memleketi komple kurtaranları yok sayarken 500 sene evvel güç kayıp etmiş Bizans’ın elinden kurtulan şehrimizin kurtuluşunu şölene çevirenlere o paralarla neler neler yapılırdı diyorum, kasabın yağı çok olunca paylaşsın taraftarıyım, konu ile ilgili paneller, sempozyumlar düzenlense kaç kişi gidecek, bilecek o da var, şimdi bir piknik havasında yenip içilecek, gaza gelinecek,
yarın kaldığımız yerden devam, sonra tvlere “geçinemiyok, devlet bize baksın demeçleri” Devlet de hangi birine yetişsin, artandan ancak bu kadar oluyor, Bizim buradan gemiler kalkacakmış, namazı müteakip cami önüne bekleniyor halkımız, gemilere minübüslerle taşınacaklar,gün içinde her şey dahil, beni de ısrarla çağırıyorlar :))))) Allahın işi mesaj kumarhane mesajının üstüne gelmiş, aklım karıştı, dermişim. Telefon numaram hala satışta, ne isterseniz o hizmet ile ilgili numara bulurum, bugün olmazsa yarına,
Şaaaneeeee pazar bi olsun, hadi işallah
30 mayıs

Facebook her sabah dayatıyor, anıların var, paylaş diye. bu sabah , bir yıl önce yazdığım yazıyı kırmayavacam paylaşcam, ben okurken yine sevdim 🙂 Günlerden pazartesiye denk gelmemiştir muhtemelen ama, ne önemi var gün isimlerinin, içini nasıl doldurduğun önemli, bugün bir yıl önceki benim, yarın kendim olarak gelirim, hadi işallah 🙂

“Yattık, kalktık, hayata önce evdeki pencereden, sonra da telefon ekranından baktık 🙂 Sonra gözleri içimize çevirdik, “sorun alçak Merkür de imiş ” dedik, yine geri geri gitmiş 😦 bi uzaya çıktığımızda ye feth edelim ya da yok edelim diye ruhumlan kavilleştik :))))
Eeeeeeee “Bebeğim mutlu değilse, uyanır gecenin dördünde, sorun aklıma gelip de gitmeyenlerde …” diye bi ninni söylecek, dizinin üstüne yatırıp de “Nen var kuzum ? ” diyecek, teselli edip, akıl verecek bi annemiz yok 😦Haaaa olsaydı da ne kadarını yapardı o da ayrı bir soru daaaaa, varlığı yeterdi, bacıııım !!!
Mecbur kendimizi, kendimiz teselli edip, mutlu edeceğiz, zati doğrusu da bu, tırnağın varsa ki var çok şükür, başını kaşı modeli.
Çocuklar yatarkene ,sessizcene yapılacakları yapıp, mevsim kızartması yapmaya gidicem, işalla :))) Bol soslu, sarımsaklı, patlıcanlı, biberli, kabaklı, bi de çikolatalı, üzümlü kek, bi de yeni öğrendiğim kremşantili şaaaaaneeee poğaça … ooooooooh miissss alıcam bi dal :)))))
Diyetin içine tükürmiyecem tabii ki de başkaları yesin diye yapıyorum :))) “Sizin mutluluğunuz, benim mutluluğumdur !!!” formatı :)))
Valla attık formatı hayatın tümüne :))) Yeniden, yeni baştan olmasa da bir tazelenme olacak işallah :)))) Umutlarımız bayrağımızdır, dalgalandıkca evrende varlığımızı hatırlatır bize, sahip çıkalım umutlarımıza, oy verelim Merkür’e gitsin :)))))
Cümleten Bonjuuuuuuuuuuuuuur milleeet !!!!! Bi müddet hayata Fransız kalalım, biraz da böyle 🙂
Cümleten günaydın, gönlümüzü hoş tutacak bir hafta olsun, zira sinir stres de kas ağrısı yapıyor.

31 Mayıs

Kitabımı bitirdim, camların büyük bir bölümünü sildim, ütü yaptım … verimli bir gün geçirdim yani 🙂 Verimli gün aklımdan geçenlerin hayata geçmesi demek benim için. Dün akşam Barış Bıçakcı’nın Sinek Isırıklarının Müellifi’ ne başladım. Bir öncekine göre çerez sayılır. Bruno Schulz okumak ; Bulutların üstüne yüz üstü yatmak, ayaklarını dizden büküp, ters yönde havada sallamak, parmağınla açtığın bir delikten arada sırada dünyaya kuş bakışı bakmak gibi 🙂 Bu arada kendini kuş gibi hissetmek de var. Tabii ki ben yeryüzünde ve bir çok yol ayrımında, kafası dolu, bedeni ağrılı olunca zor oldu, metaforlar başımı döndürdü, tüm öykülerin bir arada olması, kitap bitirmek prensibim olunca zor oldu belki de. Fakat öyküler arasında kuyruklu yıldız, böcek, ayarlanmış saatlere rastlamak hoş oldu. Muhtemel birbirinden haberi olmayan yazarların aynı konuyu farklı incelemesi ilginç. Yalnız Kafka Bruno’yu etkilemiş diyolar, o doğru gibime geldi.
Ben gerekli izini vermeyince kızla ilişkimiz hasar gördü.Normal olarak bir takım triplere maruz kaldım. Kin ve nefret kankalığını taşımak istemediğim için, biraz sessiz kalacağım, hizmette kusur etmiyorum ama, sessiz kalmak, etki altında kalmadan düşünmeyi de tetikliyor, arada iyi oluyor. Anneye bir soruluyorsa, o cevap olumsuz ise elbette annenin bir hatta bir çok bildiği vardır. Hem kız hem erkek çocuklar büyüttüm amma kız biraz daha zor. Fakat çok renkli ve çok da eğlenceli olunca dayanma gücü buluyoruz, dermişim. Allah acılarını göstermesin.
Ben bazı konularda rahmetli annem gibi olmak istemiyorum, Rahmetli kızdığı zaman bir söylenmeye başlardı, konu konuluktan çıkar, gelmiş, geçmiş bir birine karışırdı. Ana tarafımın genetik özelliği, bir konu hakkında günlerce söylene bilirler ve asla unutmazlar, çakacak lafları varsa yerini bulana kadar içlerinde tutarlar, yaptıkları iyiliklerin asla unutulmasına müsade etmezler … felan fistan. Haklarını da helal etmezler, rahmetli annem de bazı kimselere hakkım helal demeden gitti, konu üstüne çok çalıştık ama olmadı 😦 Ahirette bir itiş kakış, kalabalık varsa anamgiller hesap görmek, helalleşmek için oradadır dermişim :))))
Hem inanıp, hem varlığını tekliğini kabul edip, hem kulların iyiliği için en iyisini yaptığına iman edip, sonrada beddua ile reçete göndermeyi anlayamıyorum, o yüzden bende sıfır beddua, tamamı helal haklar mevcut. Allaha havale ederim ve beklerim, canımı yakanın canı yanar, bilirim.
🙂 🙂 🙂 sarılıp, öpüştük kızı yolcu ettim, bizimki bu kadar, mendil en fazla kurur gibi olur Salonun camı kaldı, onu da sileyim, yemek işi var, küçük oğlan bugün eve dönecek inşallah 🙂 Yazlığa bi gidip gelmem lazım, hafta sonu etkinlik, Ramazan için tedarik ve stok gerek, havalar da 32-33 derece gidecekmiş, yazı sevmem, nem beni halsiz bırakıyor, ağız tadıyla gelip geçmesi dileğiyle Günaydın.
Aaaaaah yalan dünya, Polis gücünü her zaman devletten alır, gülme komşuna gelir başına, Eeeeey Fransaaaaa !!!! orantısız güç kullanma ! da kendini görmeyenlerin başkalarını görmesi ilginç ötesi entresan :)))) (Dilimi zenginleştiriyorum, dermişim :)))) ) Bunlarda radyodan kapanış için.

EKİM SONU GÜNLÜKLERİ


12187740_10153798951218159_5719518275402829569_n

Ekim’i de yolcu ettik, sonbaharı yarıladık, hatta son parçasına geldik, yarısı kış yarısı yaz kasım’ın. Sonbahar renkleri denizde, karada boyanmaya başladı. Arada balkonuma kuru yapraklar uçuyor, ama sonbahar aklımızı uçurmuyor, hatta aklımızı iyicene yerine getiriyor, bir hüzün var bu mevsimde,sanki ölenlerin sayısı artıyor, bi ölüm ürpertisi dolaşıyor yanımızda yöremizde, içler bi buruluyor  ,” kışa hazırlık zaar ” diye avunuyoruz, her sonbahar geliyor ve izi kalıyor, içimize yer ediyor sonbahar. Aaaaah hayatımızda artık daha çok kabullenmek var, yeldeğirmenlerine karşı yaptığımız savaşlardan yorgun düştük. Yine de öyle her şeyleri kabullenmiyoruz ama 🙂

Fotoğraf, gün batımı, Erdal Kocaman’dan. Bir karede bulunabilecekden çok fazlası var. renkler hisler, dans ediyor, mevsim sonbahar …

21 Ekim 2015

“kızı yolcu edicem, pencereden bakıyorum, kafamı bir kaldırdım, deniz manzarası ; Uzaklarda yağmur var, lacivertler koyu griler çırpınıyor, yakınlar ressam elinden çıkmış gibi renkler çoğalmış, fırça darbelerinde kırmızılar, sarılar, yeşiller,ton ton sıcak renkler var, üstünde gemiler, kağıttanmış gibi sallanıp, ama sahici dedirten, sonra gözümü en kıyıya,koy gibi bir yere soluma çeviriyorum, orada durgun dupduru bir deniz, pırıl pırıl, üstünde bembeyaz kuğular, kıyıya doğru yüzüyorlar, yiyecek bulacaklar, yerin i bilip de gelir gibiler, sonra gözlerimi tüm manzarada dolaştırdım, “hiç fark etmemiştim, deniz görüyormuş evim” dedim” ve saatin zili çaldı, önce nerde olduğumu bilemedim, sonra “Rüyasına inanmayan külli kafir, yedi sene süren rüyalar var !!!” diyen büyüklerimi andım, kısa bi yorum yaptım, huzur veren tüm rüyalar içim “Bir dua aldım herhal” derim, kötü rüyalarda da günahta kaldığıma inanırım, Fazla düşünmem üstlerinde, çok düşünmek insanı yoruyor, analiz sentez sonucu çok iyi insan çıkma ihtimalin var, devamlı haksızlığa uğramış gibi hissedebilirsin kendini, neticede iç sesinle konuşuyorsun, olmadı anlatıp tastik istiyorsun, tastik edilene kadar da kendini anlatıp savunuyorsun, sonra, sonra beklentiler yeryüzüne yükselirken, gerçekler yer altında kalıyor.Kin ve nefret derecesi yükseliyor, yalnızlaşıyor insan, bu durumda bedduaya sarılanlar var. Bu benim inançlarıma ters, çok düşünmekte, ah dilemek de. İnanıyorsak, tevekkül edip, elden gelen gayret gösterip beklemek gerek, diğer türde kötülük için Allah’a yol göstermek oluyor, “Beni yakanları yak Tanrıııııım !!!!, onlar yanarken beni de ateşe odun atanlardan eyleeee !!!” Kamil insan için uygun bir yakarış değil, hesap günü, zamanı illa ki var, illa ki hak yerini bulacak ama kötülük için yakarmak, yapılan tüm ibadetleri ateşe atar, derim, hatta ısrarcıyım. hakkım herkese helal, kalp kırıklıklarını ahirete bırakanlardanım.
Panik atak çok yaygın, arada beni de yokluyor, geçen sinemada boğulacak gibi oldum, sonra “dedim ki çıksam gitsem, her seferinde aynı şey olacak, her olduğunda olduğum yere sığamayacağım, bir sürü insan var etrafımda, elim ayağım oynuyor, iyi kötü de nefes alıyorum, hemen kısa surelerden bir hatim yaptım :)))) sonra da feraha çıktım, telkin ile.
Kafayı dağıtmak, hatta zaman zaman tamamen boşaltmak lazım, bir ara puzzle yapardım, zamanın nasıl geçtiğini anlamazdım, küçük parçaları ararken sonra da “aaa ne güzel hiç bir şey geçmemiş aklımdan, uygun parçalar aranırken. Şimdi de oyun oynuyorum, hayvanları kurtarıyorum, aaaay kutulunca bi seviniyorlar :))) Bu oyunda kimseye ihtiyacım yok, oyun istekleri benden gelmiyor yani, arada bir mola anında, telefonun ekranında, parmak uçlarımda, mutluluk dağıtıyorum, renkli kutular arasına sıkışmış hayvanlara :))))
Bu da benim ferahlama yöntemlerimden biri, gün 24 saat, her şeye zaman var, hayat benim rüya gibi, tüm bölümleri aynı anda izleme imkanı veriyor bazen, yani iyi düşünelim, iyi bulalım, iyiliklerimizi sorgulamayalım, olmadı yaptık bi güzellik, denize atmış sayalım, Balık bilmezse, Halik bilir,
Uzatmışız, cümleten günaydın

22 Ekim 2015

“İstisnasız mevsimsizim, nereye istersen gelirim …” en son dinlediğim şarkı sözlerinden, sabah haberlerini şarkı türkü eşliğinde radyodan alıyorum, akşam uzuuun uzuuuun elektriksiz kalınca haber alamadık, tarafsız kaldık, Gerçi Kanada Başbakanı ile Hırvatistan Cumhurbaşkanı’nı görüp bilince insanın haber malzemelerine küsesi geliyor, hatta görmek, duymak istemiyor, hasetleniyoruz kadın erkek, “neyimiz eksikkk !!!” diye aslında biliyoruz nelerimiz nelerimiz eksik de hep görmezden geldiğimizden bunlar.
Sonbahar eni konu geldi, yağmur, bulutlu hava, yerde kurumuş sararmış, ıslanmış sarı yapraklar, çöpçünün süpürge sesi, göç eden kuşların veda çığlıkları veeee mevsime göre giyenemeyen, evin içi ile dışını bir sanan evlatlar, gerçi çorapsız, kolsuz fistanlı anneler de var ama onlar hiç olmazsa üstlerine bir ayar çekiyor, ayaklar henüz serbest :)))) Bu kişiler kızla ben tabiki .
Günlerden misafir günü, ikinci parti aşure, gezinen “Altın kızlar” azzzz sonra yollara dökülecek, yeme içme, bölge tarihi, tanıdık bildik hakkında gelişmeler, gelişmelerle ilgili tahminler … “çok laf var burda!!” misali. Ev sahibi yüzde üzerinden %50 hazır, yazıp çizip, devam edecek inşallah. seviyoruz misafirlerimizi, aldığımız talim terbiyeye sadığız, “misafir dokuz rızıkla gelir, birini yer sekizini eve bırakır, oruçlu olsan bile bozacan misafir geldiğinde, misafire hizmet ve hürmet kat kat sevap demektir, herkesin evinde yiyecek bir parça ekmeği var, gelenler tatlı dil güler yüze gelir, yemicen yedircen, hatır sayacan, hatır bulacan …” bunlar büyüklerden kulakta kalan misafir özlü sözleri, aklımızda, kulağımızda. Yüzümüze gülümsemeyi kalkar kalmaz koyduk zaten, sevgi ile muftakda çalışmaya gitmeden bi günaydın dedim, bi de misafir candır, buyrun gelin dedim. Yatılı gelenler, hiç uyumadıkları uykuları uyurmuş bizim evde,yol uzak diyenler, aklınızda olsun ❤

23 Ekim 2015

Hayat bizi evirip çevirip yola koyuyor. Koyulduğumuz bu yola “Hayat Yolu” derken, yola koyulmuş halimize de “Kendimle Barışma” diyoruz. Gün geliyor, iç ve dış savaşlardan yorgun düşen ruhumuz pek çok konuda teslim bayrağı çekiyor, kapasiteyi kabulleniyor, faydasız uğraşlara ayrılan zamanları faydalı işlere yönlendiriyoruz, bunun da adına “Hobi” diyoruz, hobilerle üretken olurken, fobilerden uzaklaşıp, “KOBİ” masallarına malzeme olmayı ümit ediyoruz, bi gayret ve bir cesaretle de ümidin ötesine geçiyoruz, yani çoğu zaman kadınlar geçiyor. Bu konuda ısrarcıyım, dünya kadınların parmak uçlarında döner, eğer kadınlar niyetlerine almış iseler hedef dünyaları cennete çevirdikleri gibi uzayın derinlikleri bile diyemeyeceğimiz yerlere de gömer, tarih boyunca hikayesi dolanır izi bulunmaz.
Dünümü üretken bir çok kadınla geçirince, sabaha böyle oldum. Üretmeyen, kendine sahip çıkmayan, kendine sahip arayan, problem çözmeyen, problem üreten, kendini çoooook beğenen, yeterli gören … bildikleriniz varsa da ki arada çıkar, onlardan da uzak durun, derim. Sabah sabah yine üstümde bir çok bilmişlik hali var, “KADIN !!!” diye bir başlık açıp sayfa sayfa hoplaya zıplaya suya sabuna dokunarak gidesim var, malzemeyi oldukça iyi tanıyorum, “Malzemenin iyisine hastayım” , malzemenin adını kötüye çıkaranları da Allaha havale ettim :))) de bugün mübarek bir gün, iyilikler için dua edip, kabul olacağına inandığımız bir gün, tıpkı AŞURE gibi, evde olan tüm malzemeden bir ağız tadı yaratmak, o tadı kılıcı kılmak, örnek olarak kullanma günü, evlere bereket yağacak, dertliler deva, hastalar şifa bulacak, dünya daha iyi bir dünya olacak diye inandığımız bir gün.
Bana mutlu saatler armağan eden, sürpriz partiler düzenleyen, pastayı kilometrelerce öteden taşırken, altının tabağını bile ihmal etmeyen, hediyelerle yüzüme gülümsemeler yerleştiren, ince ince düşünen, beni onbeşimdeymiş gibi hissettiren tüüüüüüm kadınlar, arkadaşlarım, akrabalarım, eşim, dostum, evlatlarım, komşularım, yüzünü görmediğim, hissederek sevdiğim face daşlarım … iyiki varsınız, bu yıl kutlama tavan yaptı, bu yıl hep aklımda kalsın diye doğum tarihimi M.Ö. 540 olarak değiştiriyorum :)))))) Tarihe gömdüm yani,
Cümleten günaydın, sağlıklı, mutlu, huzurlu, hayır dualı, gönlümüze göre bir gün olsun, keyfimizi kaçıracak hiç bir şey bulunmasın inşallah …

24 Ekim 2015

Bizim nesil kitaplarla haberleşti, okumayı sevenler, sevmeyenlere uzattığı kitaplarla sevdirdi, doğum günlerinde içi dilek yazılı, tarih atılı kitaplar en değerli hediyeler arasındaydı, kitapların içinde okuduğumuz kitaplar, elden ele dolaşan mühim kitaplar, ekonomi olsun diye değişilen kitaplar, yakılan, toplanan, saklanan kitaplar…
Bizim nesil teksir kağıtlarını da iyi bilir, mürekkep kokulu, arada silik yazılı, kalemle geçerdik üstünden, arada mürekkep bulaşmış, mürekkep uzantısına bulanmış cümlelerle dolu, onların da arka sayfaya okunmayan yerleri düzeltip yazardık, arada kayıp satırlar da olurdu. Teksirler ; sınav soru kağıdı, kitaplaşmış ders notları, sağın solun eylem haber veren, bilgilendirme olan, dağıtılan, toplanan, elden ele dolanan… saman kağıtlar. Bunun makinesi ve bir daktilo bi de basılmış teksirler Bieanel kapsamında, İtalyan lisesinde var, ilgilenenlere. Bunları yazınca aklıma sarı matematik defterleri geldi, neden öyle seçilirdi bilemedim, bildiğim ilk isyanlarımdan biridir, sayfaya yazdığım, çatısını üstüne kapatmayıp, yana açtığım “4” ler, ilk öğretmenim, baba tarafından dedem, “Bu benim hem torunum, hem öğrencim, şimdi buna sinirlendim ben !!!” deyip, kolalı kurdelalı kuyruklarımdan birini yakalayıp, 360 derece bir döndürmüştü kiiiii karşılığında üç sayfa çatısı çatılmış “4” yazmışlığım vardır :))) Nur içinde yatsın.
Buralara nasıl geldim bilmem, esas Çetin Altan diyecektim ben. Lise, üniversite bende 75 – 83 arasında, yani karışık gençlik yılları, taraflar kitap dağıtıyor, ortada kalanlara, bir sağdan bir soldan okudum ilk siyasi kitaplarımı, sağdan yabancı bir yazar, konu aklımda kalmış, devrime karşı yazılmış, soldan Sosyalistlerin El Kitabı, yazarı çetin Altan, sonra başka yazılarını, hayatını TİP yıllarını, yediği dayakları, sonra da Büyük Gözaltı romanını, bir zaman da köşe yazılarını okudum, sonra bir zaman oğlu Ahmet’i, bir zaman oğlu Mehmet’i, spor yazarı gelinini … yani aile boyu okudum Altan’ları, epeydir de okumadım, okuyasım da gelmedi. Köprünün altından sular akıp geçerken, köprüde durur iken, hep suya baksak bile, aynı su değil geçen, İşteeee ben bu bilinçteyim, ne illa ki eski suları isterim, ne de illa ki geçmişi sillip de temiz sayfalar açalım derdim. Geçmiş de iz var, gelecekte umut, ikisini de bir arada tutmak gerek ama saplantı haline getirmeden, saplantı şirket CEO olsan bile, savunmasız çocuklara plan yapıp kezzap atmayı engellemiyor, Allah cümlemizi tanıyamadığımız manyaklardan korusun.
Hava tam sonbahardan az öte ama pastırma yazı kasım başında, hani aklımızda olsun, cümleten günaydın, ev içi aktivitelerin çok olduğu, evin odalarında çay kahve kokusu dolandığı, koltuk üstü, battaniye altı, kitap gazete aksesuarlı, film katkılı, illa ki telefona da bakmalı, hayvan kurtarmalı kiiii 1035 inci leveldeyim, yatma yuvarlanmalı bir hafta sonu olsun, önümüz uzuuuun tatil, hani hazırlanmak babında dedim 🙂

25 Ekim 2015

İki ismi taşıyamayan, saatlerine ileri geri ayar yapamayan insanların sayısı çok olan, her daim tepesinde, en açık rengi gri ton olan bulutlar dolanan, her şeye rağmen sevgi, merhamet, vicdan, saygı,,, hislerini taşıyanlar bulunan, hakkıyla bir sonbahar yaşayan hala güzel kalabilen ülkemin güzel kategorisindeki tüüüüümmmm insanlarına günaydın, Fikir ayrılıklarına, etnik köken ayrılıklarına, din, dil ayrılıklarına bulaşmadan seviyorum sizi,
pazarı hoş tutacağız kiiiiii, pazartesiyi hort zort etmeden yaşayalım. Benim program her zamanki gibi Kasımın ikinci haftasına kadar dolu ,Valla yapcak bi şi yok, Cumhuriyet tarihinin en uzun tatilinde bir aileye bir Cumhuriyet yemeği yapcaz inşallah, babaevinde, oy vermeye gelip kalacaklar, gelip oy vermeye gidecekler var, inşallah, sonra az kendime gelir gibi olunca, kısmet olursa bir İzmir’e gidiş geliş var, sonrasın da Altın Günü’m vaaar !!! Bak onu unutmuştum, gitti kasımın ikinci haftası da,
Hayatta her şeye zaman var, bazı şeylerin zamanda önceliği var, zamanda sıra var ama sırada esneme var, gelsin diye beklediğimiz, geçsin diye dua ettiğimiz zamanlar var, zamanın bize sevdirdikleri, unutturdukları, el sürdürmedikleri, dile getirtmedikleri var, zamanın sihirli değneği var kiiii bazı insanlara hiiiiiç dokunmuyor, canlı cansız zamana yenik düşenler var, kalbimiz var ya kalbimiz, hah işte orda zaman odalarının kapısını açan anahtar var, geçmiş zaman, gelecek zaman, şimdiki zaman.
Şimdiki zaman pazar günü için kahvaltı, çamaşır, arkadaş mevliti,
ütü, “akşam ne yicez !!!!” sorusuna cevap ama var. Geçmiş zaman cumartesi idi, geçti, iyi geçti çok şükür. Gelecek zaman pazartesi, onu da geldiğinde konuşalım.
Olabilecek en güzel pazarlardan birine başlamış, ya da başlayacak olmanız dileğiyle efendim ❤

26 Ekim 2015

Güneş var bu sabah, kuşlar ötüyor, veda edenler mi, burada kalıp kahır çekenler mi bilemedim ama “Bütün dünya buna inansa, bir inansa, hayat bayram olsaaaaaa !!!” diye çığrışanlar geldi aklıma, inandırıcı olduklarına inanıyorlar mı acaba ? dedim, kendi kendime. Metrobüsle üç dört durak gittin mi, panaroma önüne açılıyor. Memleket manzaralarının tümüne hakim, Beylikdüzü, Söğütlüçeşme hattı ; Her yaştan gezgin ya da vazifeliler, uzun bir aradan sonra topuklu ayakkabı giyen, kokoş, inci kolyeli, kırmızı yılan derili çantalı, şık hanım efendi, ana baba eline yapışan, burnu sümüklü çocuklar, terlik içine kat kat çorap giymiş, boş yere oturma hakkını bile kendinde görmeyen ezikler, uçağa, otobüse gidenler, durakta buluşup birlikte binenler, tüm kışlıklarını giyenler, hala yaz havası estirenler, arabayı park edip bir kaç durak için binmiş elitler, öğrenciler, her şartta kitap okuyanlar, her şartta telefona bakanlar, yayıla yayıla oturan gençler, onların başında mahzun bekleyen yaşlılar, oturduğundan biraz utanan başını öte yana çevirenler, kızgınlar, hemen sinirlenenler, o kalabalıkta bile samimi olamayan birbirine dik dik bakan, kılıktan kıyafetten yorum yapan, kin kusan, kendi ile bile barışmayan insanlar … yolda çalışmalar, mitinge gidenler, maça gidenler, kalabalık merdivenler, tenha iç yollar, kalabalıklar ve o kalabalıkta yalnızlar. Gittiğim yerde arkadaşın kızı doktor oldu, tayini Van’a çıktı, babası ile gitti, İsyan etmiş ; keşke gelmeseydim, keşke gerçekleri görmeseydim, bende duyup da “Hadi canım olmaz o kadar!!” diyenlerden olsaydım, kadının adı yok, sokakta kadın yok, bir tek çocuk hasta geliyor, onu da 15 kadın bir arada getiriyor, bu arada sosyalleşmiş oluyorlar ” diye Metropol İstanbul’a haber yollamış,Dönüş yolunda duraklarda tvlerden miting canlı yayını vardı, geldim meydanda üç parti bir arada çadır kurmuş, bi de katliamı kınama toplantısı vardı, ortalık sakin derken baktım ki, çadırların arkasında toplanmış işaret bekleyenler, daha ötede de belediye bahçesinde çevik kuvvet, çevik olmak için bekliyor. Sonra dedim kiiiii, kılık kıyafetle uğraşan, fikir beyan edeni panzer önüne katan, birbirine tahammülsüz, sevgisiz, saygısız, vurup kırıp kendini rahatlatan, tutukları takımla bile birbirinden ayrılan … insanların çokca yaşadığı bir dünya nasıl bayram vapar ki, bizde hep muhabbetler geçmişe sorgu sual, geleceği konuşmaya zaman kalmadan süre doluyor.
Biraz karışık haller var ama pazartesi sendromu yok, çok şükür, 48 saat sonra tatil başlıyor, yine yeniden. Cumhuriyet bayramı, bayram oldu olalı bu kadar bayram edecek zaman bulamamıştır, ben de bugün dinlenip, yani hafif ev işleri yapıp, ailenin Cumhuriyet Yemeği’ ne odaklanıcam, inşallah smile ifade simgesi
Hayat tümden bayram olmaz ama olduğu gibi zamanları kaçırmamak lazım, cümleten öptüm sevdim, bayram yapalım, tatil yapalım, oy verelim, sonra boy verirken yanlış suçlamalar yapmayalım , cümleten hoşgelen, hoş bulduran bi hafta olsun.

27 Ekim 2015

Akşamdan yattığı gibi kalkamıyor insan, yatışta sorun varsa, kalkıştan da hayır olmuyor, insan kendine sorduğu soruları kendi cevapladığı için ne kadar yeterli daha sonra belli oluyor, bir de bizi bizden alan ihtimaller var kiiiiii, üredikçe ürüyor, bu üremeden de pek hayır çıkmıyor, Yani kafa yordukça ruh yoruluyor, ruh bedeni yoruyor, beden yayılıp kalmak, gözünü kapamak istiyor, bedene istediğini versen, dünya saatin geri kalıyor, saat geri kalınca sinirler öne geçiyor, öne geçen sinirler içe dışa hasar veriyor, hasar raporu bazen özürler gerektiriyor, pişmanlık, “tüh tüh” ler , “vah vah” lar deeeeerkeeeen geçiyor zaman.
“Salı sallanır !!!” diyenler bugün salı mı sallanır, ben mi salıyı sallarım görcez, bakalım, tatil kapıya dayandı, hizmet sektörünün yegane çalışanı olarak hazırlanıyorum, az da gerginim, Banka da işim var onun için daha gerginim, tüketici haklarından anladığımız gerçek, “ne kadar şirret olursan o kadar haklısın” mantığına dayandığı için, kapıdan içeri şubeyi bir birine katacak gibi girmem gerek kiii %100 haklıyım, dün araştırmasını yaptım, bugün hırlamaya gidicem işallah :))) Düşündükçe kendimi gözümde canlandıramıyorum, kendimi yeterli bulmuyorum, en iyisi bildiğim duaları okuyim :)))
Aaaah işte bir gün daha, oturduğun yerden bakınca bahar, cama yaklaştığında aşağısı sonbahar, gönüllerden geçen ılık bir yaz günü, ılık yaz gününden kasıt güneşin yakmadan uzuuuun uzuuuuun kalabilmesi.Her şeyin hayırlısı, biraz hayvanları kurtarayım bari, ruhuma iyi gelir, sonrasına da bakıcaz artık, niyetimiz iyi, amelimiz de iyi olsun işallaaah !!!

28 Ekim 2015

“Ankara’dan oğlum geldiii !!!!” derken, ağzım kulaklarıma doğru yayılır, gözlerim nemlenir, kalbim pır pır eder, sayısız kuş havalanır içimden, kanatlarını çırptıkça yeryüzüne renk renk hisler dökülür, aydınlatan, ferahlatan, ısıtan, huzur … veren hisler.
Bu sabah aynen öyle, hatta gece yarısından kalmayım, Saatleri saya saya kuzumu bekledim, şimdi Bolu’da, İzmit’i geçmiştir, Köprüye gelmiştir … aynı anam kılıklıyım :)Zil çalınca koşa koşa kapıyı açtım, öptüm, sevdim, kokladım, “açlığın var mı ?” diye sordum, sevdiği yemeklerle karnını doyurdum, sonra ayak ucuna oturdum, gözleri kapanana kadar sorgu sual ettim, ama bunaltmadan, yavaş yavaş, tatlı, tatlı,
Sekiz yıl oldu büyük oğlan evden gideli, uzun bir zaman uçakla, trenle, otobüsle yolcu ettim, el salladım, arkasından ağladım, sonra sonra gelmesine gitmesine alıştım demeyelim de kabullendim. Artık kendi evi, geliri, arabası var. Ayrı evler olduk biz, Doğrusu da bu çocuklar uygun şartları bulunca evden gitmeli, “kendi ayakları üstünde durma !!!” fırsatı geyik olmaktan çıkıp, fırsat olarak çocuklara verilmeli, hatta yardımcı bile olmalı. Yoksa nereye kadar, ana baba evinde yayılma, Herkes evini barkını bilecek yaşa geldimi, bilmeli, hayata karşı savaşlara bireysel katılmalı, safını kendi seçmeli, sebepleri sonuçları değerlendirmeli, biz Atalar olarak takıldığı yerler için buradayız inşallah,
Eşim henüz gelmedi, kız da yarım gün okula gidecek, diğer yarısında gezecek, programın ana hatlarını biliyorum, ayrıntılar SMS olarak cebime gelecek, yarın Cumhuriyet Yemeği var, ona çalışıcam, evin şirazesi akşamdan kaymaya başladı, derin derin nefesler alıp, gözümü aralık tutup, “amaaaan ne olacak sayılı günler !!!” diye gizli gizli gün sayıp, hizmette kusur etmemek için gayret edeceğim, inşallah.
Mühim olan aklımızın şirazesi kaymasın, Allah dermansız dertler vermesin, zamansız acılar yaşatmasın, ruh yorgunluğu vermesin, bedenin tedavisi kolay, bi kas gevşetici ile gevşer, elini ayağını uzatırsın geçer. Şekerim tatil yaptırma moduna geçtim ben, Ama Aşk ile, ama Sevgi ile, ama “Dem bu demdir, dem bu dem ” diye diye, ama “Helal olsun emeklerim, aileme” düşüncesi ile …
Cümleten Günaydın, Huzurlu, mutlu, sağlıklı …bir tatil olsun, tüm dileklerimin başına “Çoook” yazabilmeyi çoook isterdim, ama olduğu kadar güzel olacağız, mecburen 🙂

31 Ekim 2015

Ev mi çok küçük, biz mi çok yetenekliyiz, bilemedim. Bildiğim ev halkının evin tüm gizli saklı, aşikar bölümlerine nüfuz edip iz bıraktığı, Biraz edebi ifade etmeye çalıştım, halk dilinde “her yer, her yerde !!!” denir, Valla, eskisi kadar tahammüllü değil miyim, yoksa az insan, derli toplu ev modeline mi alıştım, kendimi sorgulamıyorum, çıkacak sonuç ruhuma hasar verebilir kiiiiii depresyondan yola çıkıp, panik atak da takılı kalabilirim, “elleşmiyorum”, idare edicez artık, dün hızlı bir temizlik ve derleme toplama yaptım,arkasından eşim sen kalk yemek yap, hemde balık, fırında olsa bile yeterince dağıtıp, karıştırmaya muvaffak oldu, ikimiz aynı anda mutfak çalışması yapmıyoruz, yok öyle “ben salata yapayım, sen de ana yemek ” halleri, müdahale kaldırmıyor bünyeler, herkes kendi eserini sergiliyor, herkesin notu kendine, çocuklar, misafir jürimiz :))) neyse ara ara çaktırmadan yıkadığı bulaşıkları tekrar yıkadım, yerleri viledaladım, eşimde tertip düzen, hijyen biraz zayıf, bana göre yani, hani ben de çok ileri değilim ama bir arada çok durursak master derecesinde gelişmeme yardımcı olabilir :))) tam mutfak işi tamam oldu, çayı elime aldım, adam kayboldu 🙂Sen kalk, narlı dondurma yap, artık bir müddet, mutfakta ışık yakmadım, girer çıkarken görmeyim diye, oğlanla maç seyretmeye gidince ben de ruhen hazır olunca girip nar ve türevleri temizliği yaptım, bu arada koltukta uyumuşum, sonra onu uykudan saydım,yatmaya gitmek için çocuklardan bile arkaya kaldım, şimdilik iyi gibiyim, du bakalım :)) Pastırma Yazı her sene olmazmış, başka ülkelerde başka adları varmış, biz de pastırma kurutma havaları olduğundan bu adı almış, bu sene sanki var gibi, ben henüz kalorifer yakmadım ama etraftan çıkan dumanları görüyorum, yanıyor, bazı yerler, 29 Ekim’ den sonra zamanı sayılır, yaz bitti, sonbahar sayılı günlerde, kış kapıda, seçim yarın, düğüne bir hafta kaldı, kanımca kilolar da üstümde kaldı, hafta içi korse almaya mı gitsem, aaaaay yazarken bile daraldım, zannımca alamam :))) Oğlan akşama yolcu, oy verecek inşallah, eşim yarın akşama, öğrenciler pazartesine, gelenler gidiyorlar, veda zamanları gelecek, evinannesi kendini, “evim evim temiz evim, tertipli evim !!!” diye teselli edecek,aslında biliyor ki evi ev yapan içinde yaşayanlar, eve gelip gidenler, mutfakta pişenler,bir araya gelişlerde akılda kalanlar … yoksa her gün parlayan bir ev sadece gözümüze hoş gelir, ruhu besleyen ; sesler, kokular, duygular, hisler, tadı damağımızda kalan anılar,
Haydin tatile devam, anı biriktirmeye devam, “Akşama ne yiceeez !!!” sorularına cevap bulmaya, cevapları sergilemeye, bi taraftan yıkamaya, ütüye devam, ayın elemanı bulaşık makinesi zati :)))) Elektrikli süpürge ile çamaşır makinesi başa baş gidiyor :)))
Evin halleri bunlar, hal sayılır bu haller, halemizle hallenmeye devam inşallah, Ağız tadıylan günaydıııın milleeet …

EKİM ORTASI GÜNLÜKLERİ


12003881_10153667846223159_2835666803992644769_n

Bir bulut bir buluta; Takvime göre sonbaharı ortaladık, hadi artık iş başına demiştir. Sonra gökyüzünde bir kovalamaca başlamıştır, ter içinde kalan bulutların terleri yeryüzüne düşerken mutlu olan insanlarla mutsuzlar hemen ayrılmışlar, yarı mutlular ise arada kalmıştır. Yağmur bazı yerlerde önüne kattığını süreklemiştir, zarar vermiştir, buna sebep yağmurun şiddeti değil, yanlış yapılaşma, yeşile düşmanlık, belediyenin kiii parti ayırmıyorum, hemen hemen tümünün, şehrin alt yapısını yapılacak işlerin eeeennn altında görmeleridir. sevilen, ihtiyaç gideren yağmurlar zamanla felaket getiren olmuştur. Bu durumda insanlar bi yağsın, bi de yağmasın diye dua eder olmuşlardır, fakaaaat verilen dersleri alan olmadığı için kabak küresel dünyanın küresel olan dönüp duran havasının başına patlamıştır. Yazıya başlık diye giriş yaptım, yağan yağmura destan yazdım 🙂 Eeeeee mevsimi artık, yağacak, ne kadar yağacak bir tahmin var ama zararlarla faydaların oranı tahmin edilemeyecek durumda, cümleten sürpriz severiz, haberlere bi bakıcaz artık, arada da evin annesinin hallerine bakalım bari …

12  Ekim 2015

Baharın sonu, yazın başı idi. Geip geçerken gördüğüm askerleri bir posta gününde gördüm. Açık havaya bir masa kurulmuş, bir oturan, iki yanlarında ayakta duran, bekleyen erler muntazam bir sıra halinde yere oturmuş, ismi çıkan, selamını çakıp, tekmilini verip mektubunu alıyor, aynı oturma pozisyonunda okumaya başlıyor, “Er mektubu,Görülmüştür” bu damga ile haberleşmeler, yıllarca espri konusu olan mektuplar ; sevgili diye başlar, tüm sevgilileri sıralar, en sevdiğini satır arasına saklar, ortasında şükür eder, “iyiyim, merak etmeyin !!!” der, sonunda yüce Tanrıdan niyaz eder. uzunlamasına ikiye katlanmış, çizgili dosya kağıdı, göz değe değe haber taşır, inanır okuyanlar, bilirler, dayaklar, manyak kurallar … var ama “iyiyim !!!” diyen mektuba inanırlar, gün saymaya devam ederler.
Büyük oğlanın bir evrakı eksikmiş, okul açılmadan iki gün evveldi, eksik tamamlamaya gittim, eksiklerek geldim. Bahçede bir küçük aile, yatılı getirmişler, oğlan anasının kolunun altında, ananın gözünde yaşlar, baba rolüne uygun, ayrılacaklar, son tembihler, son sarılmalar, sonra aralarına demir kapı girer, anne, görevlinin “merak etme, yenge !!!” cümlesine inanır ve gider, Biz o çocukları el örgüsü kazaklarından, baba modeli ayakkabılarından biliriz de ne kadar yalnızlar bilmeyiz. Onlar da hep gurbetten sılaya “iyiyim !!” mesajı yollarlar. yatılı eziyetinden, üstlerine gelen yabancı şehir den, parasızlıktan, bahsetmezler, hep iyi notları söylerler.
İyiyim dediğimizde iyi değilsek, ağlamamız zaman alır, arada geçen zamana da travma deriz. Travmalar geçebilmez, izleri silinmez,
Daha bunun gibi bir sürü şey ; inanmak kolay iş, zor olan neye inandığını sorgulamak, o inançtan arada şüpheye düşmek,aklımızda kalanlara, kulağımıza dolanlara inanmak kestirme huzur,kısa ömürlü olanından.
Yastayız, sebeplerine, sonuçlarına inandık mı ?, sorularımız var mı, sorduk mu, cevap aldık mı ? ” Kader ” deyip geçecekmiyiz, bundan nemalananları sonradan görüp duyacak mıyız, Beddua edip sonuçlarını mı bekleyeceğiz, “Ne işleri vardı orda, ananrşist bunlar !!!” cümlesi kaç yöne kaçar, kim ne kadar üzüldü derecelendirme yapılsa birlik beraberlik olur mu … bir sürü soru, aklıma hemen gelen, daha sonra gelebilecek olan, hiç gelmeyen … sorular varsa en azından bir adım atılmış sayılır, yastayız !!!

14 Ekim 2015

Sosyal medyayı okudum, şimdi de yazıyorum. Çok bariz kiiiii paylaşımlarını anlayanlar ile anlatanlar arasında fark var. İfadeler yerini bulmuyor. “Eksiliyoruz” yazısını “Eskiyoruz” okuyup anlayan, altına bide itirazlı yorum yazan var. Küfürler gırla, bir de durumu kurtarma paylaşımları var, paylaşınca çoğalacak sananlar var. Burası gizlilik ayarları olan, sınırlı olarak, arkadaşın arkadaşına uzanan pek azı da kamuya açık olan sayfa. Benimkiler herkese açık mesela, bir iki aydır öyle, yazılarımı paylaşanlar var, hani onların çabası bir işe yarasın diye. Yine de sabun yapıp satan, fan klüp gibi davranan sayfaları geçemedim, 400 arkadaşımın 150 tanesinin “evin annnesi sayfası” n dan haberi var. yani demem o ki bilgiler kendi etrafında dönüyor, bazılarımızın arkadaşları arasında bir iki aykırı ses var, diğer sayfaların ona bile tahamülü yok, gördükleri yerde ağız dalaşına giriyorlar, olmadı siliyorlar. Yok etmenin bir çözüm olduğunu sananlar olduğu gibi, terbiyesizliğin sınırı olmadığını sananlar da var.
Böyle karışık bir dünya, dünyanın yaşayanlarının ruhları karışık olunca durum normal. Milyonlarca kişi maskelerini taktı, güne başladı, menfaatin olduğu yerlerde vicdanlar tatilde, vicdanın olduğu yerler ise “yetersiz bakiye”. Ders almayan insanlar ders vermeye kalkarsa olacağı bu olur. Huzur için kaç dünya gerekli ? Dünyalardan biri tatil, biri sürgün, biri de iş yeri, Sosyalleşme için süzgeçten geçenlere tahsis edilmiş, rafine dünyalar için parmak izi gerekli. Bunu mu hayal ediyoruz ? herkesin yeri ayrılsın, tıpatıplar bir araya toplansın, sıkıntıdan patlayalım ya da tıpkısının aynısında ayrıştırılacak yerler bulalım.
Kafalar karışsın diye mi çabalar, düşünce sistemimiz düşünemesin, akıl, mantık … kullanılmasın, sürü sürü dolanalım, huzur bu mudur ? Yoksa huzur; sevgi, saygı, sabır, vicdan, merhamet … gibi duygu baharatlarının kullanıldığı ana yemeklerle mi gelir. Bize henüz gelmediği kesin, geleceği şüpheli, kabahat kimde peki ? Bu soruyu herkesin önce kendine sonra da etrafına sorması gerek, cevap için algıda seçicilik gereksiz.
Filmler bitti, Bienal bitmedi ruhumu biraz onarayım da yazacam inşallah, geçmeyen, kabuk bağlamış, arada kaşınan, kabuğu düştükçe kanayan yaralarım var. Kendime dair olanları bir şekilde tedavi ettim, ediyorum amaaaa ülkeme dair olanlar her dem tazeleniyor. Bugün Hicri Yılbaşı Yeni bir yıl başladı, ben yılbaşılarını ayırmam, hangisini nasıl kutlamak gerekirse kutlarım, yıllardır da böyleyim, Bu yılbaşı oruç tutarım, öbür yılbaşı çam ağacı yaparım. Ne, nasıl gerekiyorsa, içimden geldiği gibi, içimizden gelenlerin iyi şeyler olup dışarıya daha da iyi yansıması ve iyi bir sene dileğiyle, iyi insanların kötü insanlardan çok olması isteğiyle, her şeye vakit bulunabilir, bulduğumuz vakitleri gerçekten yaşayalım, okuyalım, anlayalım, dinleyelim temennisi ile, barış ve Huzur içeren bir yıl olsun

16 Ekim 2015

Yarı aydınlık gecenin, kapkaranlık bir vakte dönüştüğünü görüp, tepedeki parlak yıldıza gözlerini dikip, şükür ile isyan arasında gidip gelip, tefekkürle hayret edip, sonra da doğan güneşin renkleri ile hayata sarılmak ihtiyacı hissedip,” yazacak, söyleyecek çooook şey var kii, nereden başlasam acep ?” derkeeeeen en kolayı “Bu sabah serin, ben bile üşüdüm !!!” olur.
Evet, bu sabah serin, içimiz de serin kalır inşallah.
Tüm kasları ve kemikleri Şanaaat yolunda ağrımış biriyim ben. Biraz daha iyiyim, dün akşama göre. Bianel ‘de bitti, yani benim için bitti. Daha gezemeyeceğim, Beş turun beşini de yaptım, otuz küsur mekana dağılan Bienal’i daha çok mekanları için gezdim desem yalan olmaz. Çünkü bazı binalar yıkılacak, bazıları otel olacak, bazılarına bir daha hiç giremeyeceğiz, bazılarınında yerini yeni öğrendik. Gezdiğim, gördüğüm her şeyi “Tuz neresinde, su ile ne alaka ? ” süzgecinde sallayarak , kimini çok anlayarak, kimini anında unutarak, gözlerime şölenler yaşatarak anı dağarcığıma kattım,
Dünkü yolculuk sıkıntı dolu idi, her sabah aynı yolu gidenlere Allah kolaylık versin, kırkbeş dakikalık mesafe bir saat kırkbeş dakika sürdü, metrobüsten bahsediyorum,Bu arada halkımın %75 i ayakta uyuyor, yastık ve örtüsü olanı da gördüm, Bu şartlar altında işe, okula gidenler ne verim alır ya da verir, herkesce malum, bu yüzden bile birbirimize sabırlı olmak gerek “Kim bilir buralara nerelerden geldi ?” diye çok yönlü düşünmekle bile sakinleyebiliriz.
Şekerim; gelecek yıl, Yunanistan’da, Bulgaristan’da sosyalleşmeyi düşünüyorum, yolda geçen zamanım hem aynı kalır hem de Avrupa görmüş olurum,
Bu hafta eve niyet ettim, aşure işleri, gelen giden, yatak yorgan düzenlemeleri, kışlık arama bulma, ayıklama … tabii ki de silme, süpürme de var, inşallah. Haftanın kitabı ; Haruki MURAKAMİ’den Zemberekkuşu’nun Güncesi, kalıncana ama akıcı, severim, Murakami , Keşke tüm çeviri kitapları çevirilmeden okuyacak kadar yabancı dil bilebilsem,
Fani olduğu kesin olan, ölümün toplu toplu kol gezdiği, kardeşin kardeşe kırdırıldığı, tüm topraklarının huzursuzlukla kaynadığı yalan dünyada sahici olan bir gün daha,olmuşla ölmüşe çare yok ama ihtimallere iyi bakmak lazım, her yana bakabildiğimiz, ayırmadan sevebildiğimiz, ötekileri ötekileştirmediğimiz bir günümüz olsun, illa ki tadını çıkaralım, illa ki güzel yanları olacaktır. Cümleten günaydın …

17 Ekim 2015

Rahmetli annemin deyimi ile “Elektrik idaresi bizi soyuyor !!!” Tüketim bedeli kadar da ayrıcana ödeme yapıyoruz da bir yolunu bulsalar şarj aletlerinin çektiği elektriği ayırsalar, hani ona ayrı bir fiyat uydursalar, donumuza kadar alacaklar, Sabah ilk iş olarak fişleri kontrol ediyorum, dolanları çekiyorum, varsa sıra bekleyenleri takıyorum, Bu da hayatın yeni yüklediği güncel işlerden.
” Hayaaaaat çooooook pahalı !!!” ama ölümler ucuz. Bilinçli bir tüketiciyim, gözlükle alışverişe giderim. Bu arada “Eeeeyyy cemaaat YURT İÇİ KARGO yu nasıl bilirsiniz ? !!!” genelde iyi bilinmez ammaaaa artık çok kötü bilin. Hizmet sektörü olup da hizmet ettiklerini sallamayan nadir firmalardan, dün gerekli şikayetleri yaptım ama daha çok Allaha havale ettim. Şubesi ne ki şikayet mercileri ne olsun, kesin bilgi,
Bugün ki konumuz gördüğüm filmler, küçük notlarla değineyin, bir kısmı “Başka sinema” ya gelecek ama çoğu kendi ülkesinde kalacak, belki festival kanalına düşecek, belki internetten inecek, belki de CD si bulunacak, bilmem artık onlar meraklısının gayretine kalmış.
BABAM ; Bir çok ödülü var, Kosava filmi,Anne bırakıp gitmiş, savaş yaklaşıyor, baba kendi derdinde, büyük aile
İNATÇILAR ; Bununda bir çok ödülü var, izlanda yapımı, Yan yana çiftliklerde yaşayan, 40 yıldır küs iki kardeş ve koyun sürüne dadanan bir hastalık, ıssız vadi, soğuk hava veeee kardeş kardeşin ne onduğunu, ne öldüğünü ister teması.
EMANET ; Bununda ödülleri var, Kore yapımı.10 numaralı emanet dolabında bulunan br kız çocuğu, acımasız ve sert organ mafyası, tefecilik, ana kız karşılaşması ve acımasız dünyada acınası olamayan kadınlar.
KÜÇÜK KIZ KARDEŞİM ; Sıradan bir Japon filmi, üvey kardeşe sahip çıkan ablalar, bunu gelenek, görenek ve duygular açısından seçtim, seyretmesi zor değil
GÜNEŞ TEPEDEYKEN ; Bu da bol ödüllü, ay sonunda vizyona girecek, Hırvatistan yapımı, Üç farklı dönem, üç aşk hikayesi ama aynı oyuncular, 1991, 2001, 2011 dönemler, içerikleri açısından o içeriklerin insanı ne hale getirdiği açısından önemli.
IXCANUL ; Bunun da ödülleri var ve Guetamala filmi, anne, kız, baba küçük aile, kahve tarlaları, yanardağa adak sunma, kızı isteyen çocuklu dul kahya, kızı bırakıp giden “it oğlan” , dil bilmezken, yol bilmezken kaybolan bir çocuk … dünyanın her yerinde benzer dertler. Güzel film ben sevdim.
ARJANTİN ; Belgesel idi, Carlos Saura yapımı, biz Carlos’u Carmen den, Kanlı Aşk dan gencecik, incecik, dans ustası biliriz, Hala usta ama az yaşlı, az kalın,Şarkıların, dansların hikayelerini anlatmışlar, içimizi titreten her şarkı aşk şarkısı ama her aşk aynı değil, vatana olanı var, lidere olanı var …
ANNEMLE GEÇEN YAZ ; Bunun da ödülleri var, Brezilya yapımı, hizmetçi annenin yanına yıllar sonra sırrı ile dönen kız, hoş filmdi, kafa yormayan ama alternatif sunan cinsinden.
DHEEPAN ; Hep adını duyduğumuz, “Ayrılıkçı Tamil Gerillaları” nın Fransa’ya bağlanan, İngiltere’de mutlu son yapan hikayesi, Altın Palmiye’li. İç savaştan kaçmak için birbirini hiç tanımayan üç kişi aile oluyorlar, anne, baba ve kız çocuk, aiile olmanın sorunları, mülteci sorunları, göçmen mafyası, polisin girmediği yerler ve oralarda yeşeren yerel polisler. Yazar yaşadıklarından romanlaştırmış, akıp gidiyor film, bu da vizyona girecek.
Tüm filmler yokluk, özlem, daha iyi bir hayat, araya sıkışmış yön bulamayan nehirlerde akamayan sevgiler, ölüm, yaşarken öldürme … yani bildiğimiz ama kullanmadığımız, ya da kullanırken ifade edemediğimiz duygular, onları saklarken ya da yayarken yaptığımız yanlışlar, hani bir ders alırsak diye bu gidilen filmler, ben bu kadarını görebildim, gördüklerim güzeldi tavsiye ederim.
Hayat film şeridi, çekilen bölümleri hafızamızda rulo rulo sarılan ama sarılmış ruloları açılmaya gelmeyen, çekilecek bölümleri için tasarı olan ama mekan, zaman, oyuncu seçimlerinde tesadüfler yatan …
Ne diyelim, cümleten günaydın

18 Ekim 2015

Saatler sabahı gösterirken gökyüzü “daha değil” diyor. Güne başlamak bile bir iç savaş istiyor. Karanlıklar tam olarak aydınlığa çıkamadı, yağmur da getirmez bu bulutlar, bu sabahlar, bu havalar depresyon havası, umutlar sis altında, vücut dengeleri dengesiz, üşüsek mi, yansak mı, yoksa biraz nezle gribe mi bulansak … diye abuk sabuk düşünceler, elbette gelir geçer, geçenlerin nasıl geçtiğini öğrendik. Kırkbeş derece dar açıda ısrar edenler, doksan derecede inatla dik duranlar, yüzseksen derecede yayılıp yatanlar yüzünden, hayatlar hep üçyüzaltmışa mahkum. Allanıp pullanıp , hooop başlangıç noktasına geliyor, gelişemeden gelişmeler. Başarıyı paylaşmak çoğu insan için korkunç bi şi. “Ya benim daha çok emek verdiğim anlaşılmazsa, ya benim adım anılmazsa, ama her şeyi ben yaptım …” bir türlü içine toplum olarak tüküremediğimiz “cümle dağları, özellikle de yüksek dağları benim eserim !!!” egosunun esir aldığı insanlar diğerlerinin hayatlarını tükürük yağmuruna tutuyor. “Yarabbi şükür!!!” lüklerin yüzünden de halimiz hal olamıyor.
Bu havalar, memlekette olanlar beni asabi yapıyor. Okuduğum kitaptaki adam Bay Toru ; üç öğün yemek yiyor ve ara öğün de yapıyor, üstelik işsiz evde yatıyor, bana kötü örnek oluyor, okudukça mutfaktan çıkamıyorum, daha 500 sayfa var kiiiii benim önümde kısmetse gidilecek bir düğün var, veeeeee bir gram dahi verememişken kaç gram aldığım belirsiz. Önümde elime bakan iki hafta var, gelenler gelenler, yemekler yemekler, silmeler süpürmeler temalı. Bugünü de sallayıp, pazartesi ile yeni başlangıçlar yapmak niyetim, akşama kadar tüm yenecek zararlı şeyleri tüketim, hafta başına bir şey bırakmama gibi bir planım var. Fakat gece olunca da “ne yediyse dokandı, hık hık dedi tıkandı” durumu var. Yani değnek yine iki ucundan da tutulamıyor.
Neyse bakıcaz artık, bi pazartesi olsun da.
Şaaaaaaneeeeee bir pazar dilerim ama olmaz onun bilincindeyim. Olabileceklerin en iyisi olsun o zaman, cümleten günaydın

19 Ekim 2015

“Kalktım, duşumu aldım, saçlarımı fönledim, belime kadar serbest bıraktım, sırt dekolteli, belden oturtmalı, kloşa yakın havalı, mutfak çinilerine uygun renkteki elbisemi ve onlara uygun bir karış yükseklikteki stilottalarımı da giydim, güne kahvaltı hazırlamakla başladım !!!” desem bilmeyenler, “Aaaa ne içti bu kadın !!!”, Bilenler; “Aaaaay içmez o kadın, ne yedi acep !!!”, çok iyi bilenler de “kahvaltı hazırladığı doğrudur” derler. Aslında ben bu sahneyi yerli, Karadeniz etnik kökenli bir mafya dizisinde gördüm, evin annesi, hatta babannesi, bebeleri, eve gelen giden tüm kadınlar, vitrinde duran taş bebekler gibi, eskiden kıymetli bebeklerle çocuklar oynamaz, vitrine konurdu, böylece hem ömrü uzar, hem de gelen giden misafir çocuklarının aklı kalır, travma sayısı artardı. Sözü geçen kadın, kalemle çizilmiş gibi bir eş, fakaaaaat adam onu aldatıyor, bi de öbür kadından çocuk yapmış, kadınların %80 ni adamı geri almak için plan program yaparken, %20 si öbür kadının yanında, erkekler bizimde başımıza gelir, gelmiştir babındaaa sessiz. Diyorum ki ; aldatan eşi aldatılan eş neden ısrarla geri ister, tercih yapmış birileri ne kadar tövbe eder, çatlakları yapıştırınca su sızmaya devam eder, o da ayrı konu. Aldatılmak eksiklikten mi fazlalıktan mı doğar, aldatma aldatanın fıtratında mı var, onlar geniş konular, Yalan dünyaya yalan diziler, hayatı sunuş şekli gerçek hayattan o kadaaaaar uzak kii, müptelası değilim, arada bakıp bakıp,” batsın bu dünyaaaaaa !!!!, yansın bu dünyaaaaa !!!” diye efkarlanıyorum, yıllardır yanlış imajları doğru diye kakalamaya gayret edenlere isyanım.
Şekilde görüldüğü gibi sendromsuz gül gibi bir pazartesim var, aaay hadi inşallah, Çünküüüü dün hiç yayılıp kalmadım, çamaşır, ütü, yemek, derme toplama … tüm gün ev içi hizmet bölümünde mesai yaptım, bugün de aynı, gün isminin önemi yok, hepsi birbirine benzediğinden değil, canım sıkılacak kadar zamanım olmadığından, Bay Toru ne yedi ona bile bakamadım, ama ben evdeki kalan zararlı besinleri yedim ve gece yarısından sonra tövbe ettim :))) Gerçi iç sesim, “dolapda bir siyah elbisen var, onu da giyebilirsin, o da kamujlajlı bir model, ilahi kadın hafta içi misafirlerin var, sayı ile mi ikram yapıcan …” gibi şeytani söylemlerde bulunuyor ama, uymayacağım şeytana inşallah,
Cümleten hayırlı haftalar olsun, her yerden iyi haberler gelsin, kimse ölmesin, öldürmesin, gençler tükenmesin, ara ara da gökyüzüne güneş gelsin, küsmüş gibi, bulut altından çıkmıyor, aaaay ne olur kimse küsmesin, “ömür dediğimiz şey küsecek kadar çok muuu ?” Haydin günaydın

20 Ekim 2015

Haftanın ilk misafiri geldi, gitmek üzere, kızlar kahvaltı ediyor. Genç iken biz de pek severdik, yatıya kalmalı arkadaşlıkları. Rahmetli annemden her türlü izini almak çoooook zor idi ama imkansız değildi. Zaten olmazlara meylim vardır. Bir şekilde gönlümden geçenlerin en az %50 si için izin almışımdır. Biz çocuklara aynı disiplini uygulamıyoruz, kendimiz çok bunaldığımızdan, neler hissettiklerini anladığımızdan, biraz geniş duruyoruz ama arada coştuğum da doğrudur. Bu da anneliğin şanından gelir kiiiii ne kadar iyi anne baba olduğumuza örnek teşkil eder.
Kızları kıkırdarken bırakıp, erken yattım, yatmadan fiilen kırdığım fındıkları, uyumadan bi de zihnimde kırdım ; Kabuklu fındıktan acı tatlı bir şey çıkar, belki de çıkmaz, çıkarsa da çıkmazsa da bir şeyler bir şeylere kapı açar, o kapılar cereyan yapar, üşürsün yanarsın, adını mazi de gezindim koyarsın, sonra nerde kaldığını hatırlamadan uykuya dalarsın, yani ben öyleyim, tur esnasında uykuyu toptan heba edenler de var, çok şükür şimdilik turu yarım bırakıyorum.
Bugün günlerden benim takvime göre Aşure günü, yanına apartmanın yaşlı ve çocuklularını da çağırdık, yetişecem inşallah. Bir komşum var, kayın anne yanında hem hırpalanmış hem de iyi eğitilmiş. Bayılırım onla pazara gitmeye, yol boyu yürürken ; ağaçları tanır, ne nedir, ne değildir, meyvesi var mı, yok mu, yenir mi, yenmez mi taze mi, değil mi, … her şeyi bilir, çekirdeksiz patlıcanı beş tezgah öteden tanır.Hatta sarı arı ile, ayva çok olunca kış çok olur der. ki bu sene çokmuş. aşureye son dokunuşlar için gelecek birazdan, ben hububat haşlama aşamasındayım,
Çok bilen, ama hayata faydalı şeyler bilen kadınları çok severim, bitkisel ilaçlar, artık değerlendirmeler, eskiyi yeniye çevirmeler,yuva kurtarma tavsiyeleri, yenilerin eskiden ki halleri … hepsini bilen, yüzünde hayat çizgileri taşıyan, şikayetten çok, iç çeken, uzun uzun susan, konuştuğunda illa ki dinlenecek şeyler söyleyen kadınlar … bunlara aile büyükleri derdik biz, şimdilerde sayıları yok denecek kadar azaldı, tahtlarına oturanlar da Google destekli,Aaaaah aaaaah dedim, Babaannem yaşasaydı da, onun aklı başında, ben de genç ama bugünki aklımla bi muhabbet bağına girebilseydik, Benim büyük anneler kardeş ama ikisi de farklı idi, Anneannem temiz titiz, mükemmel aşçı, biraz fevri, Babaannem geniş bakışlı, sabırlı, çok hikayeli, mükemmel aşcı. Yemek ve mutfak bir araya topluyor, kazan kaynarken içinde kaynayıp gidiyor farklar, o yüzden güzel oluyor evde kurulan masalar, Gücümüz yettikce gelen giden oldukça, mutfak ile kankayız, tencerelerde kaynayan yemeklere içimizi lezzete çevirerek kattık, “aşure yaptık, acıyı bal eyledik !!!” deriz inşallah, aaaaaazzzz sonraaa

EKİM BAŞI GÜNLÜKLERİ


12088300_10153763074573159_254711315359368950_n

Akşamı ettik, Ekimin yarısını geçtik. Fotograf Erdal Kocaman’dan, tema Saros’da akşam. Ömrümüzün geçen zamanlarına benzer akşamlar, olmuş bitmiş, olurun üstüne karanlık inmiş, bir durgunluk, bir sakinlik, belki geçici … akşam bir ara verme vakti, durup, dinlenip, soluklanıp düşünme molası, kötüler bunu plan ve programla geçirir, uyuyamazlar, iyiler ve tevekkül edenler, Konya’lıların deyimi ile “Akıttığı ile yata giderler” 🙂 diye salladık ama kafayı çok yormayanlar, ince hesap peşinde olmayanlar uyurlar, bir hastalıkları yoksa. Şimdi dizilerde filmlerde geçen zamanı anlatmak için hızlı çekim denizde gemiler gidiyor, ışıklar yanıp sönüyor, olayların üstünden zaman geçti mesajı veriliyor, ben de bir akşam mesajı yaptım, inceden, tükenen ömürlere gönderme cinsinden 🙂 Bakalım evin annesi Ekim başlarında neler yapmış …

01 Ekim 2015

Bir masal vardı ; fakir ayakkabıcı ve karısı ve de iyilik perileri, bu periler cüce idi, yada peri cücelerdi, akşamdan kalan her şeyi tamamlar, sabaha satılacak ayakkabılar raflarda olurdu, gerisini pek çıkaramadım, Kral müşteri mi oldu, prensese hediye mi yaptılar, bu ilişki sonsuza kadar sürdü mü, yoksa kibir ve şımarıklık yüklenip ceza olarak kayıp ettiler mi … oralar sis altında, ama sonunda illaki bir mesaj almışızdır, tabii kiii de mesajda değilim, “Ben mesaj almam, bizzat mesajı yaşarım !!!!” diye de bi sabah geyiği ekledim, hadi, devam :))) bunlar gece “tık tık” diye sesler duyardı, atölyede çalışma var diye heyecan yaparlardı, ben de bu gece bi “tıp tıp ” sesi duydum, bir an heyecan yaptım dermişim, sonra baktım, musluk imiş,Sabah yine de bi ihtimal, ütü selesine baktım ama, yok bir hareket, haraket önümüzdeki saatlerde olcak inşallah. Karatay Hoca’m dan izler taşıyan kahvaltımı ettim, aaaay ekmekle yine ayrı düşemedim, kızı da yedirdim, son lokmayı bekledim, biraz da sabah muhabbeti ettik, sınıf çok sessizmiş, “Allah Allah !!!” dedim, “Annecim, Matematikçi, disiplin kurulu başkanı, İnkilapçı müdür yardımcısı, daha ne olsun, çoşturmuşlar listeyi !!!” deyince “Allah razı olsun o makamlardan” diye bıyık altı tebessüm ettim. Mevki sahipleri manyak olmazsa faydalı olur da bilmem, psikoloji bilimi, ilimi bizim memlekete görünmeden ilerliyor, hatta hastalar burada birikiyor ”
Allaha emanet ol, Allah zihin açıklığı versin” diye yolcu ettim, İşte geldim, burdayım.Radyo kanalımı değiştirdim, ben öyle “yıllaaaardıııır hep aynı kaldııııı !!!” hallerini sevmem, renkler soluyor, bacım, renk değişikliği ruha iyi gelir, bağlılık, bağımlılık haline geldimi, duruma göre psikopat üretir, Aaaaay aman Allah korusun. İnsanların insanlara verdiği zararlar konusunda ısrarcıyım, en tehlikeli canlı insan, bu tehlikeyi yaratanlar var yaaaa, çocukluk, gençlik travması yüklü, en kötüsü de ne biliyor musunuz, kendilerinin ne olduğunun farkında değiller, eşip deşmeye gelmiyorlar, kendileri eşip deşip etrafa zehir saçıyorlar. Yılların birikmesi bu bakımdan iyi oluyor, adına tecrübe dediklerimizle, gelişen öz güveni çarpıp onlara çarpmadan geçebiliyoruz, onlar kendi kuyularında nefessiz, kendi dehlizlerinde yol kaybetmiş, onlar yalnız, onlar kuşkularının kuşu olamamış, uçamamış, konamamış … daha bir çok haller de olarak, varsa esir aldıkları eziyete devam ediyor, korunmayı bilenler ufak tefek sıyrıklarla durumu kurtarıyor.
Allah cümlemizi kurtulanlardan eylesin, oyun kurup da kendi oyunlarının tek oyuncusu olanlardan muhafaza etsin.
Aaaay hava karanlık, satırların bazısı karanlık, içimizi karartmayalım,akü reklamının göbek attırdığı bir ülkede yaşamak sanat işi. haydin “Mutlu aküü bir numara, bir numara mutlu akü …” yandan yandan çeviriken, ortaladık ve günaydın ❤

02  Ekim 2015

“kabahat samur kürk olmuş da, kimse üstüne almamış” derdi annem, annem daha bir çok şey derdi de, o anlatamadığı için, ben de dinlemediğim için bir birlik beraberlik ruhu olmadı aramızda, yani çoğu zaman, o vakitler, ergenlik, depresyon … gibi mazeretler yok idi, bir “Deli zamanlar ” biliriz, o da çok kullanışlı bir şeydi, yetersiz kalınan her yere monte edilirdi, Biz de baskı, biz de izin sorunu, biz de abi abla sendromu, biz de elalem ne der mevzu, biz de … aklıma gelmeyen daha neler neler vardı, taş devrinin soğukluğunu ezile ezile yaşadık da şimdi iyiyiz çok şükür :))) Kendimize doktor olduk, şifacıyız çoğumuz.Aaaaah hayattan bıkanlar tentürdiyot içip intihar ederdi. Mirat Abla içti idi, sonra evlendi ama boşanıp geri geldi, “annelerin bir bildiği varmış demek” dedik ama anlatamıyorlar diyemedik. Sonra biz rahmetli annemle kanka olduk, kahvemizi içerken çocukları, kocamızı çekiştirir hale geldik ama, o bunların tadını çıkaramadan öldü, şimdi rüya ile idare ediyoruz, ama annem gözleri ile konuşuyor, aaaaah aaaaah rahmet olsun tüm giden sevdiklerimize.
Buralara da nerden geldik, demek istediklerim, diyeceklerim, aklımdan geçenler krışmış yine. Aaaaah bu dönen dünya da fırıldak olmuş insanlar var. Adamı trafikte 20 km takip edip, ağzını burnunu kırıp, “trafikte yanlış yaptı !!!” diyen ler var, izah edilemeyen ihmal kokan kazalar var, durağa dalan otobüs mü arızalı, şöför mü arızalı diye aklımızda sorular var, bizim esas sorunumuz sorulmayan ya da sorulup da cevap bulmayan sorular, takipçi farklı, sürüde olmak farklı, farkındalık çok gerekli de “Biz bir ceviz ağacıyız, Gülhane Parkında, ne biz bunun farkındayız, ne de polis farkında !!!”
Bir hafta sonu daha, ağaçlar soyunmaya başladı, ben hala yazlık moddayım, giyinemedim, ama arada bir üşür gibi oluyorum, bana da gelecek kışlar, gününü bekliyorum, Haftaya kültür haftası, yarın başlıyor, “Film Ekimi” , hafta içi sabah biletlerim var, malum ev her yere uzak, gidip gelmek, arkadaşla takılmak derken akşam olur, yazarım, yazamam, geç yazarım, az yazarım bilemem, Ama izlediğim filmlerden bahsederim bir şekilde, iç sıkıntısının, dünya ağrısı olduğu bir hayatta, başka ülkelerin, başka hayatlarına bakıp, ya şükür edeceğiz, ya da cennetin kıyılarında gezeceğiz. Hadi inşallah, kimsenin kaderini başkalarının yazdığı ölümlerden ölmemesi dileğiyle, vicdanları kuş olup uçuralım, bi farkındalıkla vicdan temizliği yapalım bakalım, sonrası kolay da öncesi zor.

05 Ekim 2015

İnsanın çok işi olması güzel bir şey, çok iş, çok plan gerektirir, çok plan zihin açar, açılmış zihinler etrafa ışık saçar, bu ışıklar ruhumuza aydınlık yapar, kendimizle uğraşırken, zamana karşı yarışırken, etrafı unuturuz mu acaba ? Görüldüğü gibi pazartesiye yıkama yağlama yapıyorum :)))) Parlatıp, pırıldatıp sunucam kendime, Sanat etkin bir hafta fakaaaat sorumluluklar da peşimizde, öyle kapıyı çekip çıkamıyoruz, gelince de “Aaaaay çok yoruldum !!!” diye üçlü kanepeye çökemiyoruz, Ev her yere uzak ama bir yere gidilmediği zamanlarda huzur beldesi,filmler ağır, anlamak gayret istiyor ama güzel, ama gönül telimizi saz edip eline alıyor, başka memleketlere gidip kendimizden görüntüler görüyoruz, hislerimizi tekrar ediyoruz, sonuç ; İnsan insana benzer özellikler taşıyor ama taşıma şekli farklı, çocukluk, anne baba, aile, eğitim, çevre koşulları önemli, takmak takılmak ömür törpüsü, her şeyin mutlu sonu yok, ölümü hazım etmek çoook zor, para her kapıyı açar, kaynak önemli değil, sevmek ince sızı gibi, ince akan sular gibi, birikmesine izin vermek, biriktirmeye de gönül vermek gerekli … daha bir sürü ders var, Film Ekim’i filmlerinde, fakat en önemli sonuç ; insan insanın açtığı yaralara insan basmayacak, insanla pansuman yapmayacak, iyi gelmiyor her iki tarafa da
İşte böyle, “dersini almış da ediyor ezber”, pozunda, elimizden ayağımızdan gelenleri buluşturup, içine akıl da katıcaz inşallah 🙂
Sonra filmleri yazıcam, şimdi çıkana kadar evin annesi olmam gerek kiiiii Beyoğlu girişinde bir sanat severe iç huzuru ile dönüşebileyim, haaaa arkama düşen yok şükür, yapmasam “nedeeen !!!, Nedeeeeennn!!!” diye çığıran olmaz da annelik çooook derinden geliyor bende, yapmasam olmaz, ben mutlu isem onlarda olsun di mi, uykudan kestim şekerim, bugün itibari ile boğazı da kestim, bir ay sonra düğün varmış, akşam haber ettiler, “eeeee ne giyceeeeeez !!!” tasası beni aldı :))) Romalılar gibi, taşlı tuşlu bir çarşaf da işimi görür ama du bakalım, bi gayret edelim, dolapda olanlarla bir kaç kombin yapılıyor da el de taşımalık, giyilecek olana kadar çalışcaz inşallah :))))
Cümleten günaydın, Sonbahar gözümüzde, ilkbahar içimizde olsun, haftanın konsepti bu uyalım arkadaşlar

06 Ekim 2015

Kahvaltı hazırlarken sabah radyomu da açtım. Pek düzgün bir ifade olmadı, tam diyemedim ama siz anladınız onu 🙂
“Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur …” Bizi izleyin reklamları, kamu spotları, hava durumu, yol durumu, ruh durumu … eveeet bir kişisel gelişim uzmanı da mutluluk için ruhunuzu eğitmelisiniz tüyoları veriyor. Bugün sınır dedi, sınırları çizmek, sınırı geçmek, sınırları kaldırmak, yeni sınırlar koymak … bunlar ruhumuzun fıtratında var, sınır elbet gerekir de doğru yere, doğru kurallarla çizilmesi mühim.
Kızı yolcu ettim, Nazan Öncel söylüyor, “yanalım, yanalım , beraber yanalım, aşkısııııı” eşliğinde yazıyorum 🙂 Dün ki filmden gerginim, Kore malı, bol ödüllü, dehşet, şiddet, aşk, acı, organ mafyası, mafyanın ta kendisi, hayatın çapraza bağladığı yollar … bu şarkı bana “bu bir mafya şarkısı mıdır ?” dedirtti, kendimi kendime tebessümden az öte güldürdü.
aşk mühim mesele ammaaaa bunun tensel bölümünü geçmek gerek, aşk sahipliğe giden yol değil, uzaktan bakarak, elinden geleni yaparak, paylaşarak, her şeye yakınlaşmak, aşk hapis etmek, elinden gitmesin diye korku ile beklemek değil, aşk coşarak sevmek, günden güne de azalmadan gitmek demek.Sevdiğimiz şeyleri daha sevimli hale getirmek de aşk ile mümkün, sevmediğimiz şeylerin de illa ki bir sevilecek yanı vardır. Hayatımızın kahramanı Pollyanna, der ki “Ben misyonumu tamamladım, küçük Prens’i okuyun, “Gerçeğin mayası gözle görülmez !!!” ” Yani o bile kendini güncelledi :)))))
Bu durumda yerimizde sayarak, sınırlarımıza sınır katarak, başkalarının sınırlarını hiçe sayarak, bir yere varamayız, ben de buraya nerden vardım, bilemedim, bildiğim, önce anne, sonra sinema sever olmam, arkadaşlarla bir kahve molasında buluşmam, uzuuuuuun yolculuk için durakta yerimi almam için sayılı saatlerim var, Ayooolll !!! tutmayın beni, yarın boş günüm, uzuuuun uzuuuuun görüşelim :)))
mutlu muyum ?, eveeeeet !!! neden mutluyum, sevdiğim, zevk aldığım şeyler için zaman ayırdım, ama yorgun olduğum doğrudur, ama ama her şeyin bir bedeli var, bedelini kendimiz tayin ediyorsak, güzeldir, Haydin, hayatımız kendi filmimiz, sansürsüz bize, birazı da açık sizlere, iyi seyirler …

07 Ekim 2015

Sanchez’in çocukları diye Anthony Quinn ‘in bir filmi vardı, Meksika’da bir dul kadın, dört çocuk ve sefalet, çok da sosyal mesajı vardı, Hiç unutmam bir repliğini “O kadar fakirler kiii, ekmek arası patates yiyorlar !!!” , Ekmek zaten patates unundan. Her ekmek arası patates kızartması yaptığımda hatırlarım, Şükür ki bizim ekmek, genetiği bozulmuş buğday unundan, çavdar, kepek gibi alternatifi de var.
Sabah sabah öğlen yemeği için, kızıma ve kankasına patatesli sandviç yaptım, “Patates kızarması; candır !!!” dediğimizde söylenecek sayfalar dolusu söze giriş yaparız, herkes sever, kızartmasına bayılır, zamanla yaşlandıkça, kronik hastalıklar arttıkça, kızartma bizi bayıltır, Canan Hocam çoooook kızar, kızarmış her şey de bir lezzet var, kızaran insan yüzünde umut var, “Amaaaan yesinler, zamanı geliyor, yiyemiyor insan !!!” diye konuya anne savunması var, okul yemeğini yemiyorlar, kantine kin tutuyorlar, evden de olduğu kadar, ammmaaaa kahvaltı ve akşam yemeğine özen gösteriyorum, her sabah bol süt, az kahve, no şeker bi içecek ile bir dilim tereyağlı kızarmış ekmek, haftada iki gün yumurta, bir top, bir omlet, bir dilim erimiş kaşerli ekmek … “yemeden olmaz, valla zihnin açılmaz, metrobüse binemezsin, dersde uykun gelir uyanamazsın …” gibi anne replikleri ile de harman, yapıyoruz kahvaltıyı, kahvaltısız kapıdan salmam, anam da beni salmazdı ki.
Bugün ev günü, ertelenmiş, sevilmeyen işler yapılacak, eksik tamamlanacak, üstümüzdeki yükler kalkacak inşallah. Önümüzdeki iki gün filmler sabah, hafta sonu da yoğun, arada bir iki kez yazışmaya gayret edicez, seviyorum sizi, beklemelerinizi, desteklerinizi, okuyan gözlere, like eden parmaklara aplanız kurbaaaan oluuuurr !!! Bülent Hanımbeyi ‘de andık, kulaklarııın çınlasın kıssss !!!
Ben yazıyorum, siz de bana yazıyorsunuz, bu güzel bir şey, içimi çoşturuyor  valla, ” Kitap, Kitaaaap !!! sesleri geliyor, niyetimde var inşallah, burası benim antrenman saham, bu yazdıklarımla kitap olur da benim gönlüm olmaz, ben büyüyünce öykücü olucam inşallah, Malzeme için çok okuyasım, çok gezesim, çok da bakınasım var, Yapıyorum da, hayatım boyunca bir çok şeyin azına razı oldum ammaaa bu konuda olmaz, bir kitapla ortadan kaybolamam, arkasını getirmem, kendimi tekrar etmemem gerek, bu sene daha bi niyetliyim, anneliğin bir kısmını kolayladım, çocuklar bir bir kuş olup uçmaya başladılar, yuva bana kalınca, kafayı yememek için, kafayı kullanıcam, yazdıkça yazacam, aaaay hadi işalllaaaah !!!
Hepimiz kendimize iyi bakmak lüksüne sahibiz, erteme, öteleme, kaçmak, kovalanmak … çözüm değil, çözüm kalbimizin yalanın her renginden uzak esas sesi, haydin kendimize iyi bakalım, kalbimizin sesini dinleyelim ❤ eeee hadiiii !!!!

10 Ekim 2015

Teşekkürle, tefekkürle hoş bir günü geride bırakıp yeni güne, yeni yaşın ilk gününe başladım 🙂
Gökyüzünün bir köşesinde güneş kızıllar arasından dans ederek yükselmeye çalışırken, ay ince haliyle kalın gölgesiyle tepede ışıldarken, parlak bir yıldız tüm bunlara şahitlik ederken, kuşlar uçarken, hayatın sesleri kulaklara gelmeye başlamışken ne kadar kötü olabilir ki insan, nefes alınan bir gün daha var önümüzde, tabii kiii de engelleri, zorlukları, güzel yanları ile, eee hadi o zaman başlayalım, anlaşıldığı gibi ben başlayalı çok oldu bile, Bugün güneşli günlerin sonu imiş, yarın yağmurlar başlayacakmış, kış çetin olabilirmiş, Rusya doğal gazı keserse cümleten duman olurmuşuz, yolda satılan şemsiyeler 5 tl den 10 tl ye çıkmış, sınırlarda durum karışık, doğumuz, hatta güney doğumuz daha karışık, seçim kapıda, ölüm haberlerinin sonu gelmedi, hayat eni konu pahalı, borçlu sayısı, hasta sayısı, doğan çocuk sayısı artmakta, sarayın altında çift şerit hava alanına yol varmış, eğitim sistemi sistem olmaktan çıkmış, gençler Allaha emanet … neyse önümüzde daha yaz var, pastırma yazı gelecek.
Böyle karman çorman, çivili dünyada kendime bir gün ayırdım, dünden, özeti budur ;
Sabah kalabalığına karışıp, kendimi 11.00 seasına sinemaya attım, film güzeldi, “dünyanın her yerinde kadın yazgısı aynı” dedirtti. Çıkınca SALT Beyoğlu’nda bir sergi gezdim, bugüne nasıl geldik, resimler, haberler, kitaplar, videolar … tam da benim kuşağın geride bıraktım sandıkları, resimlerim karşısında değildim, içinden bana baktım, çıkışta bir tehlike atlattım, Erkek tuvaletine girmişim, ikisi yan yana iyicene de baktım ama uzun çeketi, etek sandım hazar, elimi doğru yerde yıkadım, bir manyağın hediyesi olmaktan beni Allah korudu :))))))) diye de bir zaman gülümsemeli olasılık ürettim. Öğlen adam gibi, tabakta porsiyonlu ana yemek, üstüne sufle, üstüne kahve, yanında soda … “Ooooh missss !!!” orta halli bir lokantada konakladım, saat 14.00 de ARTER, Pera Müzesi, Adahan Otel,SALT Galata, Vault Hotel, Kasa Galeri içeren Bienal turu yaptım. Üç saate yakın sürdü, Sanat anlatamamakla anlamamak arasında bir yerde, rehberli tur iyi oluyor, ip uçları ile düşüncemize yön verdik, Aklımda sarnıçdaki video, piyanolu otelde kukla gösterisi, İznik çinilerine senaryo ile incirli oda kaldı en çok, oda da cennetten kovulan Adem ile Hava resmi vardı, Bir melek önüne katmış kovalıyor, Hava edep yerlerini kapamış, Adem ise gözünü. Yoruma açık, “Kapanmak kadının fıtratında var” mı dersiniz, “bu Adem Tayfası, zora geldimi gözünü kapar, Haava’yı bekler” mi dersiniz, “Aaaay hani incirle örtünmüşlerdi, bu yorum yanlış” mı dersiniz bilemem, ben biraz Adem’e yüklendim :)))) Sonra cuma trafiğini kıl payı ıskalayıp, “çok şükür bir evim var, ben de evime geldim” ruh haliyle yunanıp yıkanıp, kendimi üçlü kanepeye attım, ağrıyan ayaklarıma buz yaptım, sonra komşular geldi, “iyiiii kiii doğdun, iyiiii kiiii varsın !!!!” halleri hislerime yoğunlaştırıp tuzlu su haline getirdi. Sonra da gün bitti, işte yenisi.
Bu arada yolda şarjım bitti, gençleri anladım :)))
Arayanlar, soranlar, yazanlar … bir şekilde iletişim kuranlar, sağ olun var olun, sağlıkla mutlulukla, huzurla geçecek yıllarımız olsun, hep beraber olsun inşallah, Cümleten sevgi ile öptüm, kucakladım, Şaaaneeeee bi hafta sonu olsun hepimize

EKİM SONU GÜNLÜKLERİ


1920295_10202631339558428_1378362929_n

 

Hayatın bilmece olduğunu söyleyenler de var. Doğrudur, hayatın bilmece gibi olduğu zamanlar olsa da, hayat elimizde olanlarla, gönlümüzden geçenlerin çarpışmasıdır 🙂 Bilmece olması; farklı anlamaktan ve yeterince anlatamamaktan kaynaklanır. Öyle ya da böyle, hayat güzeldir, en azından illa ki güzel yanları vardır. Kısacıktır üstelik 🙂 saatler, günler, haftalar, aylar, mevsimler, yıllar… tren olup geçerler, ekim de bitti, sene de biter yakında…

23 Ekim 2014

Genel olarak temizliği yeni bitirmiş ev kadını havasındayım Kimseler silinmiş yerlere basmasın, dolaplardan bir şey almasın, temiz yataklara yatmasın, musluklardan parlayan lavobalara su akmasın, ocak yanmasın… Elimin değdiği her yerde emegim var, çoooooook yoruldum, çarptığım yerlerim acıyor, avuçlarım sızlıyor ,şu an oturuyorum, kalkıp yürüyeceğimden emin değilim :))) O derece yani, bir tatil arefesinde olmasa iyi idi, ama oldu işte:) Şekerim ; tatiller bitmiyor zaten, geliyorlar temizlik, gidiyorlar temizlik, hayat temiz temiz geçiyor :))) Ben evi parlatırken Pastırma Yazı mı gelmiş ne ?

24 Ekim 2014

Aaaaaay hadi günaydın Bu sabah hizmetçi ruhumu, aşçı ruhumla degistiriyorum. Ankara’dan oğlum gelecek gibi bu hafta su ile sabun haftası olunca mutfakta faaliyet yapamadık. Evde de yerler bitti ama gökler duruyor, avizedir, perdedir, camdır, kapıdır elimi öpmek için sıralarını bekleyecekler artik :)))) Bir sonbahar sabahında, yaz havasında, içimde güller felan açarken,aklımdasın Gül Yelmen , birazdan arayacağım :)))) Yapcek bi şi yok, hayatı olduğu gibi kabul edip, bizim istediğimiz gibi olabilir mi, acep ? diye plana programa devam. Illa ki yüzümüzü güldüren bir yanı olacak, Umut kalbimizde susmak bilmeyen geveze bir kuştur, hayalleri olmayanlar yaşıyorum diyemezler, bir kapı kapanırken, bir kapı açılır… sabahın motivasyon cümleleri :))) Hadi bir kapı aralığından diktik gözümüzü yollara, hadi bi gayret, hadi bi cesaret, hadi kuşlar konacak yollarımıza, hadi cümleten hayırlı cumalar, arkasından hayırla gelecek bir hafta sonu var, inşallah…

25 Ekim 2014

Hicri yılbaşı geldi, aşure ayı geldi, yağmur geldi, kış sinyalini verdi,veeeeeee Ankara’dan oğlum geldi Malum, evde bir bayram havası :)))) Gelişi bayramlara denk gelse de gelmese de her gelişi bayram kuzumun Çocuklar kardeş sayısı çok olunca anne sevgisinin derecelerininden şüpheye düşerler, az sevilen, çok sevilen, kayrılan, korunan, kollanan, ayrı tutulan… evlatlardan bahsedilir. Doğrudur. Çünkü anne açık kapatıcıdır, eksik tamamlayicıdır, orta bulucudur. Yoksa normal hiç bir anne bir evladını diğerine feda etmez. Yani ihtiyaça binaen ilgi, eşit sevgi
Cennet annelerin ayakları altında, barış da sevgi ile büyüttüğü evlatların elindedir Dünyaya yön veren anneler neticede :))) Aaaaaay dağıldık yine şekerim
Sevgi insanın yüzünde güller açtırıyor, valla :)) Kalbini ısıtıyor, göğüs kafesi genişliyor, içinde nehirler akıyor, kuşlar cıvıldıyor, renkler dans ediyor… hele ki de evlat sevgisi :)))
Hadi kaçtım, hadi çay koyucam, ağır kahvaltı sofrası kurucam, yemek yapıcam, oğlanı çaktırmadan sorgulayacam :)))) çoooook işim var
Hadi uyuyan çocuklar her yaşta güzelmiş, hadi ekimin son hafta sonuna, hadi yeni bir yılda her daha iyi olacak umuduyla, hadi on güne kadar aşure yapacağız inşallah :)) 

26 Ekim 2014

Az biraz serin,saatler geriye alınmış ama durmamış Merkür halaaaaaaa geri geri giderken, memleket gerilemeye devam ederken, arap saçı ve kördüğüm bazı olaylari ifade etmek için yetersizken, bir tek günler isim isim rutin ilerlerken, insanlar gamlı gamsız, vurdum duymaz, vurmadan duyan diye ayrılırken… içinde bulunduğumuz pazar sabahı için elimizden geleni yapacagız kiiiii hoş bir şeyler kalsın aklımızda
Tereyağında dans eden yumurta, kızarmış ekmek, ev yapımı sos, bir iki çeşit peynir, yaz havası estiren reçeller, bebelere sağlıksız sosis, salam :))) Belki de tavada sucuk, dün yaptık oldu,waffle tekrara mı düşer, yoksa gözleme mi yapsak, zeytin koymayı unutmayalım, biraz yeşillik, biraz da salkım domates, sızma yağa kekik, ve pul biber de sofrada yer bulmalı, takım tabaklar, çatallar bıçaklar, ince bellide ev harmanı çaylar, radyonun kulağını da bükelim, neşeli sesler versin… sofraaaaaa hazııııır!!!!! diye ünledim miiiiii en az üç daire duymalı :)))))))
Benim elimden gelen bu sabah için budur ıçine sınırsız sevgi de katıcam, hoşgörüyü unutmuyacam, maksat yüzde bir tebessüm, kalpde bir sıcaklık, akılda güzel anısı kalsın
Hadi bi gayret, hadi günaydın….

27 Ekim 2014

Okurum :)) Günlük burçları, Güzin Ablayı, Haydar Abiyi, bazı köşe yazılarını, ölüm ilanlarını, magazin sayfalarını, ikici sayfa haberlerini, yemek tariflerini, spor sayfasının iri yazılı haberlerini, tüketici köşesini… Ama hiç birinde takılı kalamam, aklımda yer eden eder, etmeyen etmez

“Öyle bir hayatınız var ki, yönetici gezegeninizin “üstüne mont alsın, bu hafta hep yağacak” dışında size verebileceği herhangi bir tavsiye yok. Koca Gezegen, sıkıntıdan kendini ahşap boyamaya verdi… Zaytung/ Terazi”
Dün akşam gördüm, nereye çeksem oraya uzuyor :))))) Hayatım çok sıradan da olabilir, takibi zor olacak derecede hareketli de :))))) Hayatım hayat gibi, ben de Rahibe Teresa ile Lady Gaga arasında bir yerdeyim :)))) Hayat bilgisinden ödevlerimizi yapıp yaşıyoruz işte, herkesin cenneti kendi ellerinde diyemeyiz ama bazen elimizde. Dış mihraklar huzur vermese de. Üzülüyorum, üzgünüm, olanlar için, olabilecekler için, doğurduğum çocukların geleceği için, tüüüüüüüm gençlik için…
“Kadınlar, kuşlar ve yıldızlar…” henüz sergiyi gezmedim ama bu kelimeler umut ışığım Kadınlar; Her yerde her zaman varlar, dünya onların parmak uçlarında dönüyor kiiii bu konuda hiiiiiç mütevazi olamam öyledir Kuşlar ; hürriyet, özgürlük, dayanma gücü veriyor. Göç için dünya çevresinde iki tur atacak kadar gidip gelen kuşlar var. Sanırım bir tek bizim memlekete gelenler, sıkıntı çekiyordur :))) Bıraktıkları gibi bulamayınca
Veeee yıldızlar; Uzaaaaklardan gelen ışıklar, var olan başka dünyalar, ansızın ortaya çıkanlar, yaz gecelerinde dileklerimiz olup kayanlar…
İnsanın içinde umut olunca beslemesi kolay Hadi yeni haftaya yenilenmiş, ya da yep yeni umutlarla, hadi kış da geldi demeyelim, pastırma yazı daha gelmemiş :))), Hadi kuşlar konsun yollarımıza, yıldızlar parlasın en karanlık anlarımızda, kızımız, anamız, karımız …, çooook yakınımız bir kadın hep olsun hayatımızda …
Haydiiii Günaaaaaaaydın

28 Ekim 2014

Hava kapalı, hatta soğuk bile sayılır, sabah haberleri her sabah ki gibi, olan biten iç açmıyor, herkes yine kendi içini açacak, o da zor oluyor. Bir kaç gün sabahın köründe metrobüsle şehrin öbür ucuna gittim, akşam da en kalabalık zamanlarda döndüm. Kahvaltı yapmamış, uykusunu almamış, dünkü yorgunluğunu atamamış, siyah ya da beyaz ince kablolarla yaşam ünitesi telefonuna bağlanmış, gözleri kapalı ya da yerde, her an patlamaya hazır insanlar… iş için, okul için yollara düşüyor, akşama daha beter bir halde geri dönüyor, Sabah bir mahmurluk oluyor da akşam komple sinir küpü Her gün her gün yıpranıyor ruhlar bu manzarada
Hayat herkes için zor, küçükten büyüğe fark etmiyor. Mühim olan insanlık , mücadele gücü, dayanma kuvveti .” Eski günler daha güzel di” gün gelip herkesin kullanacağı bir cümle Öyle, geride bıraktıklarımız, geçmiş oluyor, Belki de her şeyi tam hatırlayamadığımız için güzel
Aaaaa hadi bunalmayalım, daralmayalım, Merkür’ün gerilemesi bugün bitiyor, oleeeeeeey, yuppiiiiiii :))))) Kafamızı; geri gittiği yerde mi kalacak, oradan ışık hızıyla başlangıç noktasına mı ışınlanacak, bir ok gibi gerilip atlama yapıp yeni bir başlangıç noktası mı bulacak ? diye yormayalım :))) Nerden başlarsa başlasın, biz kaldığımız yerden devam edelim,”Zaten bu gezegen huy etti bunu, ara ara gidip geliyor” eeeeeeen kestirme ve kesin görüş bildirgesidir.
Takmayalım, takılmayalım, bir buçuk gün tatil var, ev içi toplaşalım, güzel yemekler yapalım, eski Türk filmlerine bakalım, birbirimizin gerçekten nasıl olduğuna ruhen nasıl durduğuna dair meraklanıp, usulüne uygun merak giderelim
Hadi her gün geliyor ve sıra sıra geçiyor, bu tren olmuş günlerin içinde var olduğumuz sürece yaşamak ve yaşatmak boynumuzun borcu Hadi borçlu kalmayalım, hadi günaydın…

29 Ekim 2014

“Bugün pazar değil, yarın da pazartesi değil.” diye tekrar ede ede geldim masama Sabah haberleri karşımda. Özeti ; “Endişe, hüzün ve isyan” sonuç diye bir şey yok, her şey birbirine bağlanıyor, menfaatler gözlere pembe gözlük olmuş Çıkarlar sırt sıvazlıyor, ne zaman bunlara bir uç dokunuyor, o zaman “endişe, hüzün ve isyan”
Kesinlikle inanıyorum, suçların cezasız kalmayacağına ve bugünlerin geçeceğine, amaaaa nasıl geçecek bilmiyorum. Cehalet baş edilmesi gereken en büyük sorun ve bu benim ülkemde hep sorun
İçinden bayram geçmesi gerekirken, hüzne dönen, sel alması mümkün gibi görünen, pazar kılıklı çarşambadan güne günaydın dedik ve kahvaltı ile başlayacağız. Yemek bana mutluluk veriyor ; özenli sofralar, yiyenlerin “Biraz daha alayım” diye uzattığı tabaklar, masa başına toplanan kalabalık, daldan dala muhabbetler, eskiler, gelecekten haberler, tarifler, tavsiyeler… seviyorum Hazırlamasını, sunmasını, paylaşmasını seviyorum Bir şekilde oyalanıp, havayı bir an için, en azından aklımızda dağıtacağız. Yemek bu konuda iyi bir alternatif Ağrıyan yerlerime, hasarlı ruhuma, soğuk havaya, iç karartan gündeme… ilaç yapmaya, haydi mutfağa…

30 Ekim 2014

Bugün pazartesi değil, kış da henüz gelmedi… diye kendimi ikna etmeye çalışıyorum. Uyandığımız havada umuda dair bir şey yok gibi, amaaaa didiklemeye devam valla Kökü derine gitmiş, dış kabukları sertleşmiş, hatta yaşlı mı, eski mi diye üstünde düşünülebilecek ağaç gibiyim, dallarım gökyüzüne yol bulmaya çalışıyor, rüzgara, yağmura kara dayanıyorum, dallarıma konan kuşlar dünyanın dört bir yanından haberci, gölgemde dinlenen insanlar, sarılıp oturan aşıklar var. yerden ayrı gördüklerim, gökten ayrı gördüklerim var. Fakaaaaat bu arada öküzün de biri var, buduyor, yanlış dallarımı, taze sürgünlerimi, kırıyor kolumu, koparıyor yaprağımı, nefretle, saygısızca, canım acıyor… amaaaaa küsmüyorum, direniyorum, kendi gücüme inanıyorum, ben gibilerin toplanıp gücüme güc katacağından eminim
Bir gün mutlaka, biliyorum ve bekliyorum…
Hadi günaydın, illa ki olacak, Merkür saf dışı kaldı Hasarı da büyük ama telafisi olacak, Merkür bozduysa başka gezegen yapacak, illa ki bir yıldız kayacak, avuçlarımızda parlayacak, kesin bilgi yayalım ve inanalım :)))))

31 Ekim 2014

Ev hanımı sıfatı ile eve kapanma ihtimalim çok yüksek bir gün, çoğu çalışan da evde oturana imrenir de, amaaaa kazın ayağı öyle değil. Çalışma hayatından sonra çoluk çocuk ve şartlara bağlı ev hanımı olunca anladım kiiiii hayatımı ayrıntılar yönetiyor daha çeşitli yemek, daha çok ve sık temizlik,çamaşır ve ütü selesinin devamlı dibine yönelik çalışma evin eksiklerini tam tutma… böylece uzayıp gidiyor, ev kadınının üstüne yıkılan vazifeler ve hepsi de görev bilinci istiyor Evimi, ailemi seviyorum, çok da şikayetci sayılmam ama yoruluyorum, erteleme yapmayı da sevmem, hava koşullarını engel görmeden ne gerekiyorsa ona devam
Dünkü havada gerektiği için çıktım, bugün de çıkıcam Yağmur bazılarını sevindirirken bazılarını üzüyor. Merdiven altlarında ayakları çıplak küçücük çocuklar gördüm kiiii üstleri de çıplağa yakın, naylonlardan kendilerine korunak yapmış, ateşin başında ısınan evsizler, ayakkabısı su aldığı için annesine söylenen küçük kız, bir an önce eve ulaşmaya çalışan insanlar, yağmura aldırmayan öğrenciler… daha bir sürü şey hepsi şehrin orta yerlerinde benim gibi herkesin gördüğü şeyler. Aklımda yer eden en son gördüğüm ; eve yakın AVM de indim, belki tenhadır, hem siparişim vardı (84 lük komşu teyzenin çatlak topuklarına vazelin :)))) ) hem de hediye alacaktım. Neyse jet hızıyla işimi gördüm, yağmur da yavaşlamış, yolun kalanını yürümeye başladım,Yol üstünde metrobüs manzaralı, suni bir park yaptılar, halı çim, spor aletleri, saksıda ağaçlar, kamelyalar… baktım birinde bir genç kız katıla katıla ağlıyor. Önce geçtim, sonra geri döndüm, derdini sormadan, devaları sıralamaya başladım :)))) Bu konuda da mütevazi olamam, iyi dinlerim, kesin çözerim :))))) Bir gün Marko Paşa bile kabirden kalkıp gelebilir, o derece yani :))))
Faydası oldu mu bilmem ama o halleri bilirim. Hayatımızda vardır; Bitmeyen geceler, sona ermeyen günler, tükendi sandığımız çareler…
sonuçta her şey gelip geçiyor, tabii ki de iz bırakıyor, kimini kalbimize gömüyoruz, kimini unuttuk sayıyoruz, kiminden tecrübe çıkarıyoruz.
Hadi her şey, biz bile gelip geçiciyiz, hadi “her şey daha iyi olacak” cümlesi bizim bastonumuz , Dünya da ne dertler, ne hüzünler var… Hadi her şeyin yeri ayrı hayatımızda her şey için yer var, hadi kayıt yapmadan, üstüne çok basmadan,olabileceklerin en iyisi ama olduğu kadar
Çok uzatmışım, hadi kestirmeden, hadi içimizin aydınlığı ile, hadi günaydın

EKİM BAŞI GÜNLÜKLERİ


10329260_10203098091426933_763007633528681770_n

Eylül nasıl geçti anlamadık derken, korkarım ekimi de anlamayacağız 🙂 Hayat işte su gibi akıp gidiyor. kah peşinden sürükleniyoruz, kah akıntıya doğru yüzüyoruz, kah durgun sularda mehtap keyfi yapıyoruz. Ne diyelim ki ? olacak işte doğmak bize verilmiş bir seçim değil ama yaşamak elimizde, yani sayılır 🙂 Kelimeler kelimeleri çekiyor ve sürüklüyor, okuyanın anladığı yöne. yazanın anlatmak istedikleri ile örtüşmüyor her zaman 🙂 O zaman güzel düşünelim, güzel anlayalım, haydiiii hep beraber annenin ekim başı günlerine bakalım 🙂 Buyrun, okuyalım… 🙂 Araya bayram da girdi, kısa olmuş 🙂

01 Ekim 2014

Akıllı defterler çıkmış. Mitoz bölünme, kıyı şekilleri, yamuk, fonksiyon, bölge haritaları… elimizle çizip, boyadığımız, yaparken de öğrendiğimiz her şey bu defterlerde hazır. Tahminimce öğrenci “gördüm” diye imzalayacak, daha ciddi olsun diye belki tarih atmak da mecburidir. Anaokullarından başladım, heeeeer kademeye öğrenci hazırladım. İçlerinde üniversite bitiren, üniversiteye giden, lisede mücadele veren var. Aynı sisteme asla iki kez üst üste rast gelmedim. Yıldan yıla kötüleşiyor Hatta bu sene feci berbat :)))) Bir bakıma bu sistemlerle yetişenleri başımızda göremeyeceğim için seviniyorum amaaaaa yazık kuzularımıza iyi okul dediklerimizde büyük bir mücadele var. Sınavla alınan öğrenci sayısı düştü. Araya nakille kaynak yapma gayretindeler. Yazık değil mi, emek çeken gayret eden, yıllarca ders çalışan çocuklara Ooooooof ki ne ooooof diyorum başka da bir şey demiyorum.
Hepimiz mutlu bir hayat yaşamak istiyoruz ama unutuyoruz kiii hayat tek kişilik değil, birlikte mutlu olmanın yollarında yürümemiz gerek. Menfaat düşkünlüğü, paraya tapınma, kibir, gurur, cehalet, saygısız davranışların ödüllendirilmesi, yanar dönerlik halleri… daha bir sürü bi şi bozuyor bizi, birlik ve beraberliğimizi Tam birlik ve beraberlik tabii ki söz konusu olamıyor ama “asgari müşterekler” diye de bir şey var.

“Ahlak, insana kendi kafasının içinde olup bitenlerden bile rahatsızlık duyabileceğini hatırlatan zalim bir hesap uzmanıydı” okumaya başladığım kitaptan bir cümle. “İyi geceler öpücüğü / NUrdan Beşergil” Öykü
Hadi ekim de geldi, bu gidişle bayramdı, pastırma yazı, yılbaşı derkeeeen yıl biter Hadi yıllar geçiyor “gün doğmadan neler doğar… ya da gün doğmadan neler doğar” Hadi “Algıda seçicilik . zamanda geçicilik esasdır” Hadi bunlar da kitaptan Hadi benden sade gibi gözüken, içi dolu, renkli, turkuaz desenli, ilaç gibi bi GÜNAYDIN

02 Ekim 2014

Küçük sıkıntılar, küçük mutluluklar, kısa anlar.. Boyutunu küçük olarak tanımladığımız her şeyin üstümüzde büyüüüüüüük izlerini taşıyoruz. Silmiyoruz, silemiyoruz. Biriktiriyoruz, altında kalıp ezilmek için Ne çok şey var hayatımızda küçük küçük birikmiş, anlatmaya kalktığında anlam taşımayan, anlatmadığında içinde ağırlık yapan. Yaşıyoruz işte. Bir şekilde galip gelmesekde zaferin soluğunu ensemizde hissederek, yenilsek de zar zor olsa da hazmederek, kırgınlıkla, kızgınlığı birbirine karıştırarak…Hep bir mutluluk peşinde, hep bir özgür olmak dilimizde…
Sabah sabah karışık bir ruh halinde, kafamın içinde binbir düşünce cirit atarken sanki hiç bir şeye yetişemeyecekmişim gibi, sanki zaman önde ben arkada gibi… oluyor bazen, hayatta önlenemez gelişler, önlenemez gidişler var
Yazdıkca durum vahimleşiyor, en iyisi yüzümüze zoraki bir gülümseme yerleştirmek, “Her şey tabii ki de iyi olacak, yoluna girecek, hesapla çarşı her zaman uyumlu olmuyor” diye bazen kendimin bile inanmakta zorlandığı satırlardan karalamak Bir ufak zorunlu ve gerekli dış mekan etkinliğini yapıp eve mutfağa kapanmak, yemek pişirmek iyi gelecek ruhuma. Sevdiklerine sevdiği şeyleri hazırlamak , onları yemek yerken mutlu etmek yemiş kadar insanı mutlu ediyor Ben de zaten yiyorum kiiii
Hadi Bayram geliyor evimize, elimize inşallah Hadi bana müsade günleri geldi Hadi bu erken kutlama, Bayramınız bayram gibi , bir sonraki bir öncekinden daha iyi olsun Hadi zeytinyağlılar, bayram tatlısı beni bekler,Hadi bugün ne kötü haber duyasım ne de olmuşları aklımda tutasım var, Hadi sağlıkla, sıhhatle, huzurlu, mutlulukla nice nice bayramralara…Bi de GÜNAYDIN …

03 Ekim 2014

“Bi tek ikimiz,
Bi de kedimiz,
Kıyıda köşede duran biraz birikimimiz,
Hazırız, gidebiliriz, nereye dersen amenna ” Sabahtan dilime takıldı, Bi gidesim var ki anlatamam Ruhum yorgun, bedenim yorgun, savaş kapımızda, ilaç zamları, ertelenen tedaviler, cebime gelen mesajlar :))) Pokerle ruletten ümidi kestiler, şimdi illa ki bahis oyna diyorlar, Fatih Belediyesi Boat Show’a çağırıyor, yeni açılan fast foodlar, bizden kredi al diye yalvaranlar … bi de bi yerden yirmi bin tl kazanmışım, telefon numaram en şanslı dokuz numara arasındaymış… :)))))) Beni satanları Allaha havale ediyorum. Bir bunaldım, bir daraldım, bilmiyorum artık nasıl feraha çıkacağım, Bu arada kapı düzensiz aralıklarla çalıyor, aile toplanmaya başladı, aile toplandıkca ev dağılıyor :))) Mutluluk yanı başımda , ayak ucumda, önümde, arkamda… ara ara bulup kaybediyorum Neyse bi şekilde bu ruh halinden çıkacağız, A.Batman’ın dediği gibi “Geç kalma huzurum, bekleyenin var”
“Bi tek ikimiz, bi de kedimiz, kıyıda köşede duran biraz birikimimiz, henüz hazır değiliz ama olunca gitcez” :))))

7 Ekim 2014

Herkes geldi, herkes gitti, bayram bitti Bir dahakine ya kısmet. Az biraz huzurlu, zaman zaman da mutlu oduk, unutacağımız, unutmayacağımız anılar yükledik hafızamıza. Bu da eski bayramlar arasında yer alacak, özlem ve hasretle anılacak yanları olacak, tadı belki damakta kalacak, illa ki tekrarı olacak ama benzemeyecek gelen bayramlar geçenlere…

8 Ekim 2014

Evin içi oda oda , evin dışı sokak sokak karışık, kafada düşünceler karışık, iç dünyamız da dış dünyamız da karma karışık. Bilmek, anlamak, doğru tahminlerde bulunmak… gibi aklı selim unsurlar insanın hayatını hallaç pamuğu gibi atıyor, savrulup duruyorsun. Ruhum bedenimden az müsaade istemiş de havalanmış da aşağılara bakarmış gibi Döndüğünde “ya evde yoksam” diyemiyoruz Bulutların üstünde ruhum,” aşağılar çok karışık, ne gelesim , ne de yol gösteresim var” mesajını alıyorum
Böyle karışık, böylesine anlamsız görünüp de içinde binlerce anlamı olan, o anlamları sıraya koyamayan, hizaya sokamayan bir ekim sabahında, bir bayram ertesinde, ” sel alsın, gayri” diyebileceğimiz pazartesi görünümlü bir çarşambadan “güüüüüüüüüüünaaaaaaaaydıııııın” diye olanca gücümle seslendim. Hani bir faydası olur belki :)))) Bu arada olan gücümü harcadığım için hiç bir şey yapamıyor muşum Mazeretim budur :))))
Hadi kendi kendimizin dermanı olacağız, mecbuuuuuur, hadi bi gayret, hadi her şey güzel olacak ama çooooook zaman alacak
Hadi siz bana bakmayın yaşlanıyorum :))))) Hadi başlayalım …

9 EKİM 2014

Bugün benim doğum günüm ” Aaaaaah bir onsekiz olsam” dediğim günlerin üstünden iki onsekiz geçmiş, üçüncü de geçmek üzre “Nasıl geçti ? Neyle geçti ? bilemedim! ” demiyorum, çünkü biliyorum :))) Sular gibi geçti, kimi yerden su çekildi, kiminde izi kaldı, kiminin sadece adı kaldı, mutlu günleri de olan, arada gamı kederi tavan yapan, anısı bol… her yanı insan kaynayan günler, geeeeeldiiiii ve geçtiiiii İş güç sahibi olup, emekli durumuna geçtim, hayat okulunda tamamlanamayan doktora tezim olan kocamla evlendim :))))) “Komşu kavurma getirmiş, tabağına kek yapıp koyarım ben de” diyen bir müyendisss büyük oğlan, saçlı sakallı, devamlı siyah giyen müyendiss olma yolunda bir ikinci oğlan, kırka bir adım kala doğurduğum, bunun içinde kendime çooooooook teşekkür ettiğim stres ve eğlence sebebim kızla hayat renklendi Ülkeler, şehirler, oralarda açılan evler, komşular, dostlar, uzun uzun yollar … geçti hayatımdan.
Epeyce bir büyüdüm Hem enine hem de ruhen :))) Yoğun bakım, ilk evimin dağılışı, manen çooook gariban olduğum ilk doğumum… gibi bir iki geçemediğim travmalarım var Siren seslerine karşı hala çok hassasım. Mükemmel değilim, olmak gibi bir niyetim de yok. Ama bir lokma bir hırkacı da değilim, olabileceklerin iyisini gücüme göre isterim. Tutku, hırs, nefret, birine sorgusuz sualsiz itaat barınamaz bende. Nefret ettiğim şeyleri sayamam ama sevdiğim şeyleri sayma ile bitiremem. Yaşamak ve bu yaşlara gelmekle geliştiğime inanıyorum amaaaaaa bitmedi göreceklerim, öğreneceklerim.
Doğa ile samimi, beş altı odalı, yemeklerini kendimin yaptığı, konuklarla beş çayı içebildiğim, basit ama temiz, küçük ama verdiği mutluluk büyük olan, çiçekten, meyve sebzeden, kedi köpek ve tavuktan nasibini alan bir pansiyon işletme hayalim var

Düne göre güneşli, yataktan salona kadar kızımın yazdığı yazılarla yön, yönün sonunda hediye de bulduğum, takvimde fırtına yazan bir sabahtan, içimdeki fırtınaları da; “yok artık yelken melken, hafif dalgalı bundan gayri” diye dizginleyerek, ülkemin üstündeki kara bulutların da bir an önce güneşli havaya dönmesini yürekten temenni ederek, “Güüüüüüüüünaydıııııın!!!!!! ” diyorum
Bir sürü insan sağlık ve mutluluk temenni ediyor, illa kiiiiii birinin duası kabul olacak, umutluyum ama hep beraber olsun.

10 Ekim 2014

Bu mevsimde akşamları seviyorum, hava tam vaktinde kararıyor, Bir çok insan evine ulaşmış, ışıklarını yakmış oluyor. Yemek telaşı, okuldan gelen çocuklar, işten hala dönmemiş olanları bekleyen sofralar, çocukların ödevleri, açık tv lerden gelen sesler… daha bir sürü tahmin. Duvarların arkası görünmez, bilinmez Dün gece biraz oturdum, geceyi seyrederek, uzaklardaki evlere baktım, yakın yakın hissederek, sonra bulutlu havada bir yıldız parladı! Bende bir heyecan, bir sevinç…sanki avuçlarıma düştü. Bir kez daha dedim ki “umutlar böyle işte, ansızın parlayan yıldızlar gibi Varlığı bile yetiyor.”
Yolun karşısı Esenyurt, okuyorum, dinliyorum, ne yazık ki anlıyorum, anlam verebiliyorum ve gelecek günler için hem üzgün hem de endişeliyim. Ben pencerede otururken “arka sokaklarda neler oluyor ?” diye düşünüyorum. Sonra Hittler’le ilgili okuduğum kitaplar geçiyor aklımdan, ne çok benzerlik var diyorum
Bir yanımız daralırken bir yanımız ferah olacak mecbur. Dün için “Doğum günümde bile iyi ki doğdun demedin” diyecek kimse kalmadı kanımca Güzel dilekler, mailler, telefonlar, yorumlar… ayaklarımı yerden kesti valla. Akşam da kızla yemeğe gittik, gelirken pasta aldık, Mumu üfledikten sonra ortamıza koyup, kesip, kesip yedik, yanında çay da içtik :))))))
Yıllar içinde öğrendim kiiii sevginin ne sebebi, ne belli bir nedeni ne de mesafeleri var. Sevmek içimize yayılan bir sıcaklık, kalp çarpıntısı, gözlerde parıltı, sıkıca sarılma, sorgusuz paylaşma, sana ait olmayanlara dertlenme, sevinme. Nasıl desem sevdikçe göğüs kafesin genişliyor, kuşlar konuyor, yıldızlar içine içine kayıyor, renkler hep sıcak, bir gürültü de oluyor ama iç açanından :)))

Hadi sınırsız sevmeye devam, hadi sevmekten kim usanır ?, hadi tarih bugünleri de yazacak, hadi benim tarihimde dün aklımda çoooook güzel kalacak, “ciğerden seviyoruuuuuuuuuum sizi!!!!!!”, hadi günaydın

 

EKİM SONU GÜNLÜKLERİ


21 EKİM 2013

Çoooook güzel bir sabaha “Bendeki sabrın yarısını gösterene evliya diyolar, sen de biraz gayret et bana da geldi geliyolaaaaar” diye dünden kalma bir şarkı nakaratı ile başlıyoruz. Şarkı sözleri de bir mesajdır kimi zaman, benim de bu nakaratla bir mesajım var tabii. Adres belirtmiyorum, hedef kitlemi geniş tuttum :)))))
Çooooook yoruldum, hala 212 kemiğim varsa hepsi ayrı ayrı ağrıyor Bitmedi, yıkıyorum, asıyorum, ütü için biriktiriyorum Yemek yapıcam, dışarı çıkıcam, para pul işlerim var, evi akşama kadar ancak toplamıştım, yine şirazesi kaymış :)) Hepsi ve her şey beni bekliyor dersem abartmış olmam, amaaaaaaa umutsuz bir durum yok, halledeceğiz inşallah Biraz gayret biraz çaba, düşmeden bunalıma, dura dinlene olacak, hayat hakkaten güzel, olumsuz olumsuz bakmakla herkes kendine eder, bildiğiniz üzre hayat gelir ve geçer Tecrübe ile sabit, acı da da tatlı da da bekleme yapmaz, bekleyen kendini bekletir :))))
Dün o kadar işin arasında bir de veli toplantısına gittim. O veli profilleri karşısında kendi kendime bir güzel şükür ettim. Yazık o çocuklara, o ne hırstır, o ne çocuğuna tapınma şeklidir… Sanırsın her aile sipariş aldı, taahhütte bulundu, ona çalışıyor :))
Benim çocuklar başlangıçta ortalama çocuklar :)) Oğlanlar orta iki de açıldı. Kız da bu sene olacak gibi. Hiiiiiiiiiiiiç masaya oturup da birebir ders yapmadım, performans ödevlerine bulaşmadım. Her gün okul dönüşü kapıyı ben açtım, pasta börek sunmadan önlerine sıcak yemek koydum, isteklere hemen ne evet ne de hayır dedim, Liseye başlayan büyük oğlana “Bu yıllarda okuldan kaçmalar başlar, sen de kaç ama haber ver, bir yerde başına bir şey gelir, ben de benim oğlum okulda der inanamam” diye bir girişle her kaçışta “Anne biz okuldan kaçıyoruz sinemaya gidicez” diye telefon etmesini sağladım :))))) Ayrıca ilk okulda; Sonu “Bu konuda bir örnek verebilirmisiniz” diye biten soruya, “Evet, verebilirim”, sene başı klasiği “Tatiliniz nasıl geçti?” sorusuna “İyi geçti”, “Doğal kaynak kullanımına bir örnek verin” sorusuna “Doğal gazla elimizi yüzümüzü yıkarız” diyenler heeeeeep benim yavrularım :)))
Çocuklara insan olmayı, sevmeyi, merhameti, saygıyı, paylaşmayı… öğreticen önce, sonra matematik gelecek. Herkesin bir kapasitesi var, herkesin kendi hayalleri var, kimse kimsenin üstünde deneme yapma hakkına sahip değil

22 EKİM 2013
Mevsimde bir karanlıktan bir karanlığa uyanma zamanları Yattık karanlık, kalktık karanlık, içimiz nasıl olacak aydınlık :))))) diye kendi türkümüzü çağırsak da netice mecburiyete dayanıyor. Pencereyi acar, havayı koklar, seslere kulak veririm, ilk iş her zaman Kendimce bir hava tahmini yaparım, beyhude bir davranış olarak çocukları uyarırım. Tabii ki de dinlemezler :))) Telefonu burnuma doğru uzatarak, ” Senin gözlerinle, uydu uyumlu değil” derler, kendimi biraz ezik hissetsem de zaman zaman haklı olduğu hatırlar, bir sonraki için bilenirim :))))))
Herkes gitti, cereyanlar kesikti, ödevimi yapamadım, bu saatlere kaldım :)))))))))
Fırsattan istifade yatakları topladım, pırasayı ocağa koydum, semiz otunu ıslattım. Dün aldığım tüm sebzeleri pişiricem, sırayla yiyelim :))) Ana yemek için de bir planım var, aaaaaaz sonra çalışmaya başlıcam, bugün çamaşır yıkamıcam, çünküüüüüüüü kurumuyor, biraz ütü yapıp, yerlerine kaldırıp, göz temizliği yapmak gerek.
Apartmanın yaşlıları ile bayramlaşamadım, bugün yapılacaklar listesine yazdım, dişçi kardeşime de gitsem mi bilmiyorum :)) Henüz hafif ağrıdan, şiddete geçemedi. Sebze ayıklarken de gözlük takma zamanım gelmiş, gözcü damata bir görünsem iyi olacak.
Yukarıdan aşağıya okuyunca aynı annem gibi olmuşum :))) İçimde bir annelik, ev kadınlığı potansiyeli her zaman vardı zaten demicem, ben sonradan oldum valla :)))
Kendimi kıvamımı tutturmuş gibi hissediyorum, halimden zaman zaman, hatta çoooook zaman memnunum :))))
Amaaaaaaaan insan biraz iş kadını, biraz ev kadını, biraz genç, biraz yaşlı, arada anne gibi arada başka biri… yani insan dediğin her boyaya boyanmalı, sona bir tek fıstiki yeşil kalmalı :)))))))))) Her rengin tadı var, kokusu var, anısı var, renkler arasında geçiş var, soğuğu var, sıcağı var, arası var, karışmışı var… diye uzattıkca uzatmadan, GÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜNAAAAAAAAAAYDIIIIIIIIIIIN Kalbimin taaaaaa derinliklerinden, sıcacık kırmızı az da yeşil renginden

23 EKİM 2013
Hayat bir romansa kahramanları da etrafımızda ise; Bayan Rotenmaier annemiz , bizden beklenen rol Pollyanna, gönlümüzden geçen Ayşegül. (İkisi de aynı kapıya çıkıyor ama, birinin mücadeleci ruhu var, birinde de lüküs hayat :))) ), etrafta kolonlanmış Frankeştayn’lar, medeniyetin tam ortasında ayılar, çakallar, Madame Bovary, Anna Karenina, Nana aşk mağduru kadınlar, kanımızı emen vampirleri kaç diş sarımsak defeder :)))), manzara hangi pencereden baktığına bağlı, Savaş ve Barış’ı bir oku hele, pencere pencere bölünürsün, mutsuzluğun kavuşamamanın tarihi ne kadar eski, “felaketler bir zincirdir” çooooooook doğru bir tümce… derken benim rolüm hangisi, “Ayol buraya yazılmamış benimki” diye de devam ederken, romanımızın bir sayfası daha güneşle açıldıııııııııı, boş sayfalar elimizde, isteyen iki satırla geçer kiiiiii hiiiiiiiç tavsiye etmem, isteyen sayfalar doldurur, bu da çok olur :)))) Arasını bulalım :))
Yazalım bakalım ama biz yazarız kader de güler lafını da unutmayalım, kader son nokta amaaaaaa oraya gelene kadar doldurulacak boşluklar var, elimizden geleni yapalım, gelmeyene de mazeretli, kader yolları kesti diye arabesk arabesk yaklaşalım.Burada arabesk; 80 li yıllarda şehre göçün sonucu ortaya çıkan yaşam tarzı ve dünya görüşünü yansıtan alt kültür olarak kullanıldı :)))))))))))
Dün akşam öğrendim ki noktalama işaretleri ilk kez Tanzimat döneminde kullanılmış, romana masala çeki düzen de o aralarda verilmiş. Bunlar bizim evin ” Annee biliyo musun” diye çoluk çocuktan gelenleri :))) Bazen biliyorum, bazen bilmiyorum, bazen de bildiklerimi unutuyorum. “Hafıza-ı beşer nisyan ile malûldür” :)) Yıllar sonra bakıyorsun; Manzara net, renkler sıcak amaaaaaaaa biraz ordan, biraz burdan ortaya karışık var, ne ne değildir derkennnnnn, sıra ağrıyan yerlerine geliyor :))) Ordadan da torunlara geçilecek elbet ama o bölüme henüz gelemedik :))))) Buradaki bakma için de en az iki kişi gerekli :)))))))
Biri bana dur desin, bu sabah kendi çapında bir Google gibiyim :))))))))))))))) desem de inanmayın, ben beni heeeeeeeeep bilirim :)))

24 EKİM 2013

Firari uykulardan firar etmemesi gereken akıllara mukayyet olarak sabaha çıktık ve kendi kendimizi bir kez daha sorguladık, Her pazartesi gerilme, her cumaya sevinme nasıl bir alışkanlık ya da psikolojidir ? Bunun modası geçmez mi ? Yeri değişmez mi? Cumaları gerilen, pazartesi sevinen var mıdır ? Yaşla ilgili bir oran yok mu dur ? Her yaşla ilgili olan bir durum mudur ? Ununu elemiş, eleğine bir yer beğenmiş, oradan doğru elekle bakışanlar bile “Biz de valla, siz gibiyiz” derler mi ? diyereeeeeeeek havaya uygun bir ruh haline bürünerek, gelmiş olan cumaya rağmen, yan yan baktığım, tüm gün bana kalan üçlü kanepede iki polar battaniye arasında kaybolasım var. Gözlerim yarı açık, yarı kapanık, kulağım seste, aklımda bin bir düşünce, “kuyruğu birbirine değmeyen kaç tilkili kombinasyon yapılabilir ?” diye lüzumsuz bir ev ödevi ile baş başa kalasım var :))) Zaten cuma da işlevsel olarak başlamadı, mesai bitmedi, okullar dağılmadı :))) Ben erkenden dağılsam, erken toplanır-mıyım ? diye de kendi kendime sorsam, sonraaaaa kendimden bunalsam, “Yeter gayri bi kendine gel, akıllı ol, uslu ol” diye kendime fırça atsam, sonuçlarını almadan, kaldığım yerden başlasam, nerde kalmıştık ki :))))))
Bir tuhaf ruh haline rağmen, gülümseten, içinden file çorap geçen bir hafta sonuna başlama durumu var :)))) hangi işi yarım bıraktık ki? diyerek, öz güveni tazeleyerek, başlayacağız, haydiiiiiiiii hep berabeeeeeer :))))
Kış geldi malum, kışın uzun çorap, yazın kısa çorap krizi yenilendi. Alt geçitler üst geçitler beni bekler :))) Amaaaaaaa gözlükle alış veriş zamanı da gelmiş. Benim iri kıyım, saçlı sakallı, kıl kılçık durumu ortalamanın üstünde, ayakları 44 numara olan tarifi büyük kendi küçük oğlana rengi siyah, logosu sportif, kendi file bir çorap almışım, sabahın kör karanlığında, bir cığlıkla ayağında görünce bi hoş oldum valla :))))) Eeeeeeeh biz de konuyu geliştirdik, epeyce bir güldük söyledik :)))))
Bunu aklımda tutarak, koltukla bakışarak, düşünüp taşınarak, yapcaz bir şeyler :)))

25 EKİM 2013

Kendi kendime kocaman bir GÜNAAAAAAAAYDIIIIIIIN çekip, “Tanrım ne kadar güzel bir gün” diye söylenerek, fırlayıp kalkmadım Hatta biraz zorlandım, Her güne yeni bir başlangıç yapamadığın gibi, eskileri de tekrar edemiyorsun bazen Gün günü aratıyor.
Eğer dünya bir oyun bahçesi ise ben de oyunda bir küme elemanı isem, sıklıkla değil, her zaman hiiiiiiç değil, ara sıra bazı bazı küsmüs ya da küstürülmüş bir çocuk olarak uyanıyorum. Oyun bahçesi arkamda, ben bir uçurum kenarında, arkam ışık, önüm karanlık, çağırılsam geri dönecek gibi, bir adım daha atsam atlayacak gibi, sorsalar söyleyecek gibi, sorduklarında söylemekten vazgeçecek gibi, biraz ilgi alaka ister, şımartın beni der gibi, beni tutan bir el var “geri dön, gel” dediğini duyar gibi, sonunda döneceğimi biliyor gibi… oluyorum ve dönüyorum :)))))))
Biraz bocalamadan sonra an itibariyle dönmüş bulunuyorum :))))))” Nerde kalmıştık” tan çok yeni başlangıçlara ihtiyacım var sanki :))) Prensip itibariyle pazartesi olmadan olmaz dermişim, tatil günleri çalışmam, plan program yapmam, varsa yapılan, bana uyan dahil olurum dermişim :))) Bu arada köşeden İstanbul Gezginleri dernek toplantısının saatinin 14.00 olduğunu gördüm, aklımda 15.00 kalmış, yanlış kalmış, sürem bir saat daha kısaldı :))))) Ben beni tutmayım, hızlandırılmış sorumlulukları yerine getirme programını başlatayım :))) Hava güzel, bu güzel havalar bırakın bizi mahvetsin, arkası kış yardımlaşır, toparlanırız :)))))

26 EKİM 2013

O son kahveyi içmeyecektim Yorgunluktan uyuyabildiğim kadar uyudum, aklıma takılan olayla ilgili puzzle yaparken, cafein desteği ile de gecenin bir miktarını uyurmuş gibi yaparak geçirdim Aslında fena da değilim, tahminimce günü tamam edebilirim :)) Az evvel “Anneeeeee ne giyim ?” diye soran seçtiğim renk uyumuna “Bana da sen renk körüymüşsün gibi geliyor” diyen oğlana sinirlenip iyicene açıldım :))))) Sınav çocuğu diye gönlünü hoş tutuyorum, yazdım kenara, sonra toptan hesap görücem :))))) desem de yalan. Hiiiiiiiiç ince hesap adamı değilim, hiiiiiiiiiiiç ilişkiler konusında plan program yaparak ilermedim amaaaaaaa çok da alet olmuşluğum var :(((
Ne mutlu bana ki unutuyorum Doğaçlama yaşadığımdan, aklımda tutmak, karıştırmamak, ağzımdan kaçırmamak… gibi dertlerim hiiiiiiiiç olmadı. Görüldüğü üzere hafiften yeni farkına varma ile ilgili bir sıkıntı var :))” Amaaaaaaan boşveeeeeeer ” dedim kendime , öğlene doğru anamgil tarafının toplu duasına gidicem, hoca üflerken açılırım :))) O kadar çoooook ölen oldu ki, tek tek anamıyoruz bile :(((
Zaten pazarı geçirelim, pazartesi heeeeeep beraber kelebek uçuracağız, salı kuş kondurup, çarşamba tüy dikip, perşembe sürpriz, cumaya da tutarsa belki diye tövbe ederiz, cumartesi, pazar tatil, pazartesiye bir çıkalım hele :))) diye kısa vadeli bir plan da yaptık sayalım :)))) Pazar için keyfimize bakalım, bu güzel havaların bizi mahvetmesine izin vermiştik ya dün Bugün kaldığımız yerden devam
Bi de bunu sabah sabah çoooooook sevdim, gözünüze takılmadıysa bir de siz okuyun isterim
Yalnız, tek tabanca’dır..
Her gördüğüne “daan!” diye vurulur.
Yalnız’ın toplu fotoğrafları bile vesikalıktır.
Yalnız’ın hayatını kalabalıklar yaşar.
Yalnız ölünce, nüfus eksilmez.
Yalnız iğneyi de çuvaldızı da kendine batırır,
yetinmez minare hatta bayrak direği arar.
Yalnızlar kendi aralarında ikiye bile ayrılamazlar.
Yalnız çok tutumludur; düş’ünden tırnağından artırır, hep içine atar.
Yalnız hiçbir şeyin devamını getiremez..
Her şeyin ortasını yaşar.. yalnız ortalıkta şaşar..
Yalnız orta malı’dır, herkes onu bir defa mutlak kullanmalıdır.
Yalnızın üzerini geceleri martılar örter…

Metin Üstündağ

27 EKİM 2013

Önü, arkası tatil, kendisi yarı tatil, daha öncekilerine benzemeyen bu “Değişik Pazartesi” den cümleten günaaaaaaaaaaaydıııııııın :))) Hemeeeeeeeeen “B planı yaparım ben de o zaman kendime, bulurum bir yerde bir şeyler, yeter ki gönlüm sen üzülmeeeeee” diyenler bir araya gelip demeyenleri de ikna ediyoruz, bu tren olmuş tatil günlerini değerlendiriyoruz.
Bugün kelebek uçurma günü Ömrü bir günlük, tadı ömürlük, bir güzellik yapmak için fırsat Herkes neyle mutlu olacağını bilir, az çok kimi nasıl mutlu edeceğini de bilir kiiiiiii buradaki az çok lafın gelişi, sevdiklerimizi mutlu etmenin yollarının iyi bilinmesi gerekir diyenlerdenim :))) Hatta bir taşla iki kuş vuralım dersek de olmaz kuşları vurmayalım :)) En az iki kişi mutlu olalım. Hediye alalım, telefonla arayalım, sinema, yemek, üstüne illa ki kahve yapalım, hiç yapmam dediğimiz bir şeyi yapıp kendimizi şaşırtalım, sınırları zorlayalım, hatta biraz aşalım… korkmayalım, korkunun ecele faydası yok unutmayalım :)))) Allayalım, pullayalım kelebeği uçuralım, gözlere gönüllere değsin…
“Bir canda iki can yaşamak, mutlak bir çözüm yolu var bunun. Anlat bana. senden bir şeyler ummak…umutların en olmazı da bu belki” diyen Leyla’sına seslenen (Biz de bu şiirler memleket için yazıldı sanırdık diyen arkadaşa katılıyorum :))) ) A.Arif’e, “Bir mısra daha söylesek, sanki her şey düzelecek” diyen C.Süreyya’ya, “Elinde değildir akşam serinliği üşürsün, Eylül’den itibaren geceler hazindir, uzundur” diyen A.İlhan’a , bizi köşelere sıkıştırıp, bunaltmaya gayret eden hayata tek cevap; Rahat ol hayat, biz seni her türlü yaşarız :)))
Eeeeeeee o zaman ne duruyoruz, haydi başlayalım Gönlümüze göre, gönlümüzce bir hafta hepimize…

28 EKİM 2013

Bayram, tatil, salı, sisli, soğuk gibi… geniş kapsamlı bir sonbahar sabahından GÜNAYDIN herkese derken aklıma Sezen Cumhur’lu radyo programları geldi. Bir şarkıyı takdim etmek için şarkıdan uzun sözler söylerdi, önce sesini duyduk sonra yüzünü gördük de hayal kırıklığına uğramıştım :)))
En çok herkes uyurken uyanık olmayı severim Alışkanlık işte hep saatlerce sabah uykusu hayal ederim, fırsatım olsa bile uyanınca uzatmadan kalkarım.Birazdan çay koyarım, fırına bir şeyler atarım, fazla takırdamadan kahvaltı için hazırlanırım. Aklımda “O evde bir yerlere kıvrılıp yatasım var”diyen arkadaşın dünden kalma cümlesi var Evim güzeldir benim :))) Her yerden İstanbul’a dönesim, İstanbul’da da her zaman evime gelesim gelir. Bir sürü evde oturdum, bir tek burayı bir de yazlığın çatı odasını sevdim, benimsedim. Ev içindekilerle , seslerle, kokularla güzel. Kapıyı açarken sevinirim, ilk terliklerim beni karşılar, tüm eşyanın da “Hoş geldin” dediğini, beni görünce sevindiğini hissederim Yemek kokularını sevmem ama biber ve domates kokusu bana geniş kapsamlı gelir, kuruyan çamaşırın, çayın kahvenin, sabunun, dışarıdaki ağaçların , yeni yıkanmış çocuğun, fırından çıkmış böreğin, kekin, soba da yanan odunun kömürün, üstünde kaynayan sudan yayılan buharın… eve hayat veren her şeyin kokusunu, yerini, cinsini… heeeeer şeyini, Dağıldığı zamanı da derli toplu halini de, kalabalığını, tenhalığını…severim. Küçük evlerde ev halkının sık sık karşılaşmasını, banyo sırasını, “Anneeeeee nerdesin”, “Annem yok mu?”, “Siyah kazağımı bulamıyorum”, “Kotumu yıkadın mı”,”Yemekte ne var?”, “Bil bakalım bugün ne oldu”, “Bak sana ne anlatıcam”, “Akşama geç gelicem”… beni muhatap alan başlıkları severim
Aslında gözümün değdiği, gönlümün titrediği her şeyi severim, ama dereceli severim :))) Belli ederim, hissederim, çoğu şeyleri gözümle, kalbimle bir tek çocuklarımı elimle dilimle aynı anda severim :))))))) Kokularını içeme çekerek, saçlarını karıştırıp, öperek, hepsine özel cümleler söyleyerek severim sabah kalkmak hiç sorun olmaz bizim evde, hazır kahvaltı kokusuna, anne seslenişleriyle kalkar çocuklar, mutlaka kapıdan geçirir, görüyorlarsa arkalarından el de sallarım Öyle gördük çünkü.
Burnumun direği sızladı, gözlerim doldu, boğazıma bir yumru oturdu Annemi özledim…

29 EKİM 2013

Haftanın ortası da başı gibi, uzuuuuuuuuuun uzuuuuuuuuuuun tatiller geçmiş ama geçmemiş ,iki güne arkası gelecek gibi, sisli puslu, hafiften iç titreten ardından güneşin geleceği bilinen, “pastırma yazının son günleri” bunlar dedirten , sıradan mı, değil mi çok da bilinmeyen bir günün sabahındayız da ben orda mıyım acaba :))) Sanki yoklama fişine başkası adımı yazmış gibiyim, “idare edin belki gelirim”, “tamam , tamam kesin gelirim” der gibi miyim, bilemedim :)))
Tatilden öte bir ara pazar geçirdik sanki :)) Oğlan gelmedi “Yeni görüştük, özlemedim, başka yere gideceğim” dedi Eşim geldi, o da yazlığa usta götürdü. Küçük oğlan kursa gitti, kız, ablam, ben içeri dışarı yaptık da evi ne ara bu hale getirdik acep, 05.30 itibariyle ayaktayım, gidip gelip topluyorum, henüz bitmiş bir şey yok. Çamaşır yıkama hızı ile kuruma hızı arasında da doğru bi orantı yok :))) Dün bi sürü yemek yapmıştım, hepsi bitmiş :))) Bi de hafiften canım sıkkın, belki de hafif ötesi. Sevgisiz büyümüş, sonra yanlış birini sevmiş hatta onu da sevdiğini zannetmiş, o duygu da her ne ise bitmiş, kendi gibi çoluk çocuk yetiştirmiş insanlar var yaaaa, siz ,siz bu dünyanın canına okuyan sizsiniz. ne yazık ki sayı olarak da az değilsiniz, bir yerin birinde karşımıza gelirsiniz, size gücümüz de yetmez sanmayın, siz uğraşmaya değmezsiniz de yine de iç karartmak için bire bir siniz … deyip gitmişim :)) kızı kaldırıp, kahvaltın, sandviçin hazır dedim, yetmedi yanına bir iki şey daha ekledim, biraz açılmış olarak geri geldim :))
Dünya üzerindeki her üç insandan ikisinin diğerlerine hayatı zehir etmek gibi bir projede yer aldığını düşünüyorum :))) Nedir bu hırs, nefret, intikam, kendini ispat etme, öne geçme, ukala, çok bilmiş halleri, dünyayı ellerinin üstünde çevirme isteği… hem kendinize hem de etrafınıza zarar veriyorsunuz, mutluuuuuuuumusunuz ey huzur nedir bilmeyen, bildirmeyen insancıklar, üzdüğünüz kadar sevinebiliyor musunuz ?
Pazartesi uçurduğum kelebeklere bi göz atayım bakim :))) İçlerinden biri bana yeni başlangıçlar işaret etti sanki, haftanın son üç günü bi geçsin hele, bakıcaz duruma :))))
Sade bir GÜNAYDIN dedim ama içine bir sürü bir şey gizledim, o da görebilene

30 EKİM 2013

Yarı karanlık, tek tük ışıklar her yer sessiz değil. Ağaçların hışırtısı var, sesleri yükselmeden, usul usul söyleşir gibi ama hep aynı şeyleri söylemiyorlar sanki, birbirlerinin sözlerinin bitmesini bekleyerek , sıra sıra konuşuyorlar , arada yerde sürüklenen sarı yapraklar var, acele ile bir yerden ayrılmış da bir yere yetişecek gibiler, tek tük kuş sesleri aynı fikirdeyim der gibi… sarı sonbahar kızıla çalarken, tüketiyor elindekileri, son yapraklar, son kuşlar bunlar, uzun bir zaman kuru dallara, aralardaki tek tük çamlara kalacağız, yaprak dökmeyen, bezgin, yorgun bir köşede dikilen ağaçlara, yerli kuşlara kalacağız, Eylül geldi geçti, ekimin de son günü, kasımın en fazla ortasına kadar yakmayan ısıtan güneş var, sonrası kış…
Mevsimde kış, ömrümüzde kış demicem tabii ki de :))) Mevsimler gelir geçer engel olmayız amaaaaaaa ömrümüzün kışı baharı elimizde, hatta bahar içimizde bilindik o yerde Ekip, sularsan ürün alırsın. Hatta “Ne ekersen onu biçersin” diye bir ulu söz ile destekleyebiliriz :))))
“Yaş dediğin kırkı geçmeli, dostluk dediğin en az otuz sene devirmeli” diye bir cümlede benden. O güzel insanların hepsi atlarına binip gitmemişler, kalanlar var valla :))) Ara ara ama tam zamanında çıkıp geliyorlar. Dostlar birbirini hissediyorlar. Eskimiş dostluklar her daim göz önünde değiller, olamıyorlar, olmasınlar da zaten
Sevginin ne sınırı ne engeli var, hoş görüsü var, tesellisi var, türlü türlü renkte hissedilecek duyguları var, sevgi en çok da dostluğun içinde var. Dostluk bizim gizli hazinemiz, sözle beyana, şahitle desteğe gerek olmadan yanımızda yanı başımızda …

31 EKİM 2013

Tam da cuma günene uygun bir haldeyim, gerçekten cuma mı diye de şüphedeyim Günleri ikram edildiği şekilde yaşadık, başını sonunu karıştırdık, takipte zorlandık desek de olur. Haftanın son gününe yapılmış yüklemeler gözlerimin önünde bekleşirken ben de bekliyorum, aaaaaaaaaz sonra başlıcam da, artık ayaklarımın götürdüğü yere ki muhtemel ilk adım mutfağa :))))))) Bugün misafir var, yarına öbür güne de bi şi ler var :)) Hazırlandım sayılır amaaaaa son dokunuşlar var. Saatler sabahı gösterirken, sabah olmamış hissi veren karanlık içimi daraltıyor. “Hep karanlık, hep karanlık yeter, yeter artık” demek bizi iyicene bunaltır, çünküüüüüüü epey bir zaman karanlık. Takvim mevsimleri üç aylık ayırmış ama sarkmalar oluyor maalesef :))))
Üstümde iyi bir enerji var, kendimi dünya dönerken bir el atıyormuş gibi hissediyorum diyebilir miyim bilmiyorum :))) Desem iyi olacak diye düşünüyorum, buralarda ne işim var gitsem, hafifçe radyomu açsam, kulağıma gelen müzik sesleri ile ruhumu dolaştırırken, ellerimde iş görse, bu arada yan pencereden gelen mesajla salı günü de doldu :))) Gelecek 12 adet perşembenin akıbetine yarın karar vericem :)))
Böyle işte hayat her şekilde devam ediyor, içimiz dışımız ayrı tellerden çalarken,dışımız baksan Roma’yı bile yakacakken, içimiz bir kibrit bile çakamazken, bu ne yaman çelişki böyle diye diye… hayatımızda ki değişen, gelişen, çelişen her şeyle devam devam…

EKİM BAŞI GÜNLÜKLERİ


960002_10201408741474240_1723226111_n

İçinden doğum günü geçen, sonbaharın ortasının başını anlatan, bayrama yakın günler..

01 Ekim 2013

“Ekim mi bize gelmiş, biz mi ekime geldik ” Amaaaaan ikisi de olur deyip ” Hoşgeldin, günaydın ve de hayırlı olsun içeren ” ortaya bir karışık bırakarak başlıyorum
İçim karanlık, dışarı karanlık yarab bize bir ışık arayışında, enerjisi varla yok arası, facebook ilk açıldığında, teeeee 35 sene evvel çekilmiş, ip ince resmi ve paket yazışmaları ile karşılaşmış, farkındayım ama havamda değilim, havaya nasıl girerim diye düşünürken, herkes gittikten sonra yatağa geri dönsem, yorganın altına saklansam, ses yapan her şeyi kapasam, gözüm kapalı, bilincim açık, uyusam, uyusam ve de “Her şey bir rüya olsa, unutarak uyansam” diye aklımdan geçirip, eyleme dönüştürmeden başımı üçlü kanepeye çeviriyorum ve diyorum ki; Sırtıma bir yastık, üstüme bir polar battaniye, yakınımda telefonlar (ama çalmasın duasıyla), bir kupa bitki çayı, limonlu, okuduğum kitap ruh halleri ile ilgili, “kendi ruhum çalkalanırken, başka ruhların halini çekemem ben ” deyip, on gün evvel elime geçen bir adet Beyaz Dizi kitabına yoğunlaşsam, olmayacak her şeyi olduran, sonunu mutlaka mutluluğa bağlayan bu kitapla, Alice gibi bir kapıdan girsem, “Her şey çoooooooook güzel olabilir” diye inanarak geri gelsem:))))
Ya da kalkıp evimi derip toplayıp, yemek yapıp, markete gidip, sıradan davranışlar sergileyip, sıra dışı ne yapabilirim diye aklımdan geçirebilirim :))
Bir bakıyorum elimde çooook şey var, bir bakıyorum hiç bir şeye yetmiyorum :((
Böyleeeee böyleeeeeee gidip gelerek, bir şekilde normale döneceğiz, olmadı normalin tanımlarını değiştireceğiz, Geniş kapsamlı sonbahar halleri bunlar, uzuuuuuun kışa ön hazırlık, fazla uzatmadan, bunun bi de kışı var, içinde çoook az güneş olan günler var, zamana yayalım, bugün de böyle geçsin, cuma ya kalmadan çaresine bakalım…

02 Ekim 2013

Nihayet yağmur mu yoksa eyvah yağmur mu demeliyim bilmiyorum Bildiğim artık bunalmış halde değilim :)))) Tam kara bulutları tepeme toplamış, içimi kendi kendime, dışımı da Balkanlar’dan gelen soğuk hava dalgası karartmışken, memleketimin paketi açılmış ama ortada Pandora’ nın kutusu açılmış havası varken, durum pollyanna için bile zor görünürken, daha bi sürü bi sürü şeyleri bir araya toplamış aklımda tutarken… sen kalk kız hastalan :((( Dün akşama bile kalmadan kuşluk vakti terk ettim bunalmış halimi :)) Çoluğu çocuğu, eşi dostu, pencereye gelen kuşu, gelişmiş sorumluluk duygusu olanlar, kendilerine fırsat kalmadığından zooooooooooor bunalırlar :)))))
Kızım evin ışığı, neşesi, cıvıltısı :))) Kapı açma, telefona bakma, su getirme, bakkala gitme, tv nin bilgisayarın düğmesine basma, ihtiyacı olan aletleri şarja takma, ocağın altını yakma, fırını kapama… gibi tüüüüüüm hizmetleri, papuç kadar dili ile söylene söylene yapar, ama kesin yapar :))))) O hasta olunca benim bir yanım ışık almıyor :(((
Hafif bir kırıklığı, manen ve madden hemen tedavi ederim, ilaca kalmadan, meşhur tavuk suyuna yayla çorbamı yapar, içine sevgi katar, bir eksiğini tamamlar, geri dönmesi için acil gayret ederim :)))
Daha kalkmadı ama iyidir diye düşünüyorum, hasta çayı ballı, nane limonu içirdim yatırdım kiiiiiii bu da mucizevi bir çaydır, heeeeeeeer şeye iyi gelir :)))
Hava karanlık, içim aydınlık :))) Eve kapanıp, kitap okuma, sıcak bir şeyler yudumlama, ara ara camdan bakıp, “kış geliyor” diye tekrarlama havası ama, dışarı çıkmakta fayda var. Azıcık yağmurda ıslanma, hem hafta içi, hem de hava uygun değil şartları göz önüne alınarak boş AVM de dolanma, bayram için çocuklara ufak tefek bir iki hediye alma, Kadın ruhunu en iyi anlayan Woody Allen filmine bir bilet, eline sıcak bir çay… olsa iyi olur :))))
Ben haftayı tam ortasında yakaladım, hadi sizde davranın, günler hızla geçerken,biriken günler bir çırpıda yıllara dönerken, geçen yıllar yaşımıza artı, yaşanmışımıza eksi diye eklenirken, bir gün bir gündür ziyan etmeyelim …

03 Ekim 2013

Kış geldi, denebilir ama demeyelim :)) Güneşi görür görmez baharın eeeeeen başında soyunmaya başlayan ben; Hava soğudu diye hemen kat kat giyinemem, illa ki de takvimi beklerim kiiiii, dün kapalı ayakkabıya geçtim hem de çorapla :))) ileriye dönük tahminlere, aklımda kalanlara bakarak üstümde polardan ileriye geçmeyi düşünmüyorum, hatta ısrarcıyım,bakalım artık nereye kadar :)) Ama iyi soğuk var.
Hayat hep tekrarlardan ibaret, mevsimler gelip geçiyor, bayramlar gelip geçiyor, insanlar gelip geçiyor, biz de gelenle geçenle oyalanıp zamanın geçmesini bekliyoruz, zaman da zaten belli bir yaştan sonra, yani kırklardan sonra rüzgar gibi gelip geçiyor Günlerin heyecanı azalıyor, telaşı azalıyor, hayat önümüze ne getirirse olduğu gibi kabul etmesek de kendimizi yırtarcasına mücadele de etmiyoruz. Biliyoruz ki her şey bir yere kadar. Hayat sen gibilerle, senden farklılarla, sana uygun olan ya da olmayan şartlarla… hayat karmakarışık bir ortamda kendinle barış içinde yaşama sanatı.
Eveeeeet, uzun sürdü belki de ama bil ki hayat barıştım senle :)) Olduğun gibi değerlisin, kıymetlisin gözümde, sen bana ısrarcı olma, ben sana ısrar etmeyim, ortak bir yerlerde, ortak olmayan her şeyi olduğu kadar diyerek paylaşmak dileğiyle,
Cümleteeeeeen GÜNAAAAAAAAAAAAAAAYDIN
Dünkü sokak programı tamam, film güzeldi, sonunda “Eeeeeeeey damarına basılan kadın sen nelere kadirsin, altmış saniyede altmış kişiyi ipe dizersin :))) hem de yanacaksak da hep beraber mantığı ile” dedirtti :)) Bugün ev içi aktiviteler, kitap okuma, iki günlük yemek yapma, Berlin duvarının yıkılma yıl dönümü dolasıyla evde olan oğlanın gönlünü hoş etme… bunlar aklıma olanlar, olmayan bir şeyi eklemeye de , olanı eksiltmeye de müsaitim :))))

04 Ekim 2013
Yataktan kalkarken “Bugün hiç işim yok” diye kalkmakla, “Bugün çoooooook işim var” diye kalkmak arasında teşvik edici bir fark var :))) Zamana karşı yarışma, bir yerlere yetişme, bekleme, erteleme, üstüne gitme, arama, bulma, paylaşma, saklama, kızgınlık, kırgınlık, hüzün, neşe… çooooooook işin tarifinde önemli yerler tutar.
Çocuklar küçükken bir balık almıştım. Dünya gibi yuvarlak, sulu, bir iki süsü, dibinde taşı olan kavanozla hayatımıza girdi, veeeee ne çekti o kırmızı balık, sıkılmıştır, dolaşsın diye elinde sallaya sallaya gezdirenler, müzik dinlesin diye içine tedris atanlar, aklına geldikçe biz yiyoruz o da yesin diye besleyenler… birlikte epeyce bir yaşadık. Uzun kalmalı bir yere giderken komşuya bıraktık, geldik ki ölmüş, sessiz, sakin, düzenli hayata dayanamış :)))
İşte böyle, her şey bitip de yoluna girince, bir oooooh demeden ölebiliyorsun. Bu nedenle, hem koşturup hem de aralarda “Ooooooooh dünya varmış” demeyi öğreneceğiz. “Dünya para üstüne döner” der bazı şarkılar :))) “Dünya dostluk ve sevgi üstüne döner” der bazı çok bilenler :))) “Esas dünya iletişim üstüne döner” der şimdikiler :)))) Bence her şeyin üstünde döner, az az karıştırmak, arada ölçüleri değiştirmek yeter
Günlerden cuma, Film Ekimi’ne biletim var, sonrasında kültürel olan olmayan etkinlikler, en sonunda da Cuma trafiğinin tam ortasında kalma ihtimalim yüksek :))) Bakıcaz artık, çıkış saati belli, dönüşü açık bıraktık :)))
Hep aynı sloganla devam, “Hayatın tam içinde, herkes kendi hayatının merkezinde, görerek, hissederek, takmadan, takılmadan, bekleme yapmadan devam, devam..”
Haaaaaaaaaydi bakalım, gelsin geçsin cumalar :)))

05 Ekim 2013
Sonbaharın ortasına bile yaklaşmadan içinden kış günleri geçen bir haftanın hafta sonu sabahından “GÜNAYDIN ” (Ben düz yazdım, siz biraz titreterek okuyun :))) ) Sabah kimse bir yere gitmeyecek olunca, soğuk havayı da bahane ederek, sessiz kalmak uyuyanlara iyi gelir diye düşünerek, çoooooook uyuduğumu zannederek, içime fenalık getiren uyku ile uyanıklık arası kalabalık rüyalarımı terk ederek, iyi olduğumu zannederek, gün için ümitli olduğumu farz ederek başladım
Dünkü filmden de gördük ki ; Hayatın kalitesi çocuk yaşlardaki travma sayına bağlı Travma kaçınılmaz, herkesin travması da kendine de kendi kendinle yüzleşmez, kimseye açılamaz söylemezsen, içindekini besleyip büyütürsün, bir patladığı anda yanın sıra en az üç kişi götürürsün :))) Hayatın eeeeen gerçeklerinden biri bu. Sevgi heeeeeer şeyin ilacı ama severken sevdiğini gösterip anlatıcan fakaaat sevgini anlatırken de iyi bir duruş sahibi olucan. Öyle salya sümük, yapışık, “seeeeeeen benimsiiiin, paylaşamam, kimselere veremem” çeşidi de içten içe ilerleyen, sevdiğini kendine bile itiraf etmeyen çeşidi de hastalıklı ve de yanlış. Tüm bunlara bir evin bir evladı, anne baba çalışıyor, yabancı uyruklu bir hizmetçi de eklersen olay Singapur da geçse bile manzara benzer :)))
Demek ki neymiş; asıl dünya ayar üstüne dönermiş, her şeyin bir dozu, artan eksilen, bazen tamamen kesilen, tahminen belirlenmesi gereken, kayıtlı ölçüleri olmayan, miktarı herkese her şeye göre değişen elimizin ayarına benzeyen ama gönlümüzün ayarı denilen bi şi varmış, “vaaaaaaaaar biliyoruuuuz ” diye onayladıktan sonra, sonrası herkesin kendine göre :)))))
Güneşin de sıkılıp bulutlar arasından kurtulduğu, ” Ne bu böyle, daha doğru dürüst sararıp solmadık, bizi yapraklarımızla kurutma” diye atar yapan tabiatın sesinin duyulduğu, “Her yer karanlık olsa da içimizde bir ışık yakmak bizim elimizde ” cümlesinin bilincinde, varsa planları ertelemeden, yoksa iç açıcı yeni bir şeyler yapmak istegi ile önümüzdeki iki günü yakmadan, boşa harcamadan bi gayretle şaaaaaneeee bi hafta sonu dileğiyle…

06 Ekim 2013

Teeeeeee yıllar önce kurtulmuş İSTANBUL’un kalabalıktan, trafikten, kazılıp deşilmekten kurtulamamış bir semtine, İstanbul Gezginleri ile ÜSKÜDAR’a ,gezip tozmaya mı desem yoksa kim, kiminle, nerede, ne zaman, neyi yapmış, o günden bize geriye ne kalmış, şimdi yerinde ne varmış… tarihsel dedikoduları almaya mı desem, bilemem, bildiğim aaaaaaaaaz sonra kızımla, yollardan toplana toplana buluşma yerine gitmek, akşama soğuğa, yağmura çarpılmadan sağ salim eve dönmek niyetim :)))
Kollara, bacaklara, tabana kuvvet bizimki, göz gezdirerek, görüp öğrenerek, günümüzle kıyas ederek, geçip gidenlerden bize kalanların hikayesini dinlemek. Herkese eğitim ve öğretim dolu pazarlar, malum öğrenmenin, öğretmenin sınırları yok… :)))))

07 Ekim 2013

Bu pazartesilerde nasıl bir gün ise ağırlığı bile yetiyor. Ağırlaştıran da biziz ama yine de bir pazartesi sendromumuz illa ki olsun isteriz gibiyiz :)) Bir önceki haftadan “Pazartesi olsun da bir bakarız” diye kaydırılanlar, pazar günü kendini iyicene bırakmalar ya da sanki yarın okul, iş yokmuş gibi kolunu, bacağını, ruhunu yormalar, bir iki günlük tatilden bir aylık verim bekleyip olmayınca daralanlar… yani elimizden geldiğince pazardan çoooooook faydalanmaya çalışıp, hiç birini tam yapamayıp ya da birini yapıp ötekilere zaman bulamayıp, yığının üstüne bir parça daha atıp bir daha ki pazara diye erteleyip, ferahlayamadan yeni bir haftaya daha başlıyoruz. Hatta başladık bile :)))
Yapılacak işler listesinin üstüne kırmızı kalemle iki paralel çizgi çekip arasına “Yapmıcam” diye yazasım var :)))) Hava karanlık, ruhumda da bir karanlık, gözlerimi kapatıp, bir loşlukta kaybolasım, canım isterse yolumu bulasım, bir ara dönesim var :))
Olur mu? Olmaz tabii :)) Çünküüüüüüüü bir bayram haftasına girerken, evin içinde dışında yapacak çoooooook işim varken, bayram temizliği, bayram yemeği, bayram alış verişi gibi geleneksel işlerin kimine hiç başlamamış, kimi de yarımken, günlerin göz açıp kapayana kadar hemen geçtiğini çoooooook iyi bilirken… hiiiiiiç bir karanlıkta, hatta loş ışıkta bile kaybolamam ben :))))))
Biraz iş güç ile bakışıp, aklımdan kesin olmayan bir sıra yapıp, “Kuralları da koyan biziz, istersek kaldırır, istersek esnetiriz” bilinci ve her şeyin çok güzel olacağı inancı ile “Neden olmasın ki” diye kendi kendime gülümseyerek, sizi de bana katarak, siz de yanınıza diğer inananları alarak, “uzadıkça uzar bu yazı keselim artık” diye yazarak, başlıyoruz
Günlere esir düşmeden, yormadan, yorulmadan, kırmadan, kırılmadan, bu günlerin sonunun uzunca bir tatil olduğunu unutmadan geçecek, gönlümüze göre bir hafta hepimize Ama önce GÜÜÜÜNAAAAAAAAYDIIIIIIIIIIIIIN

08 Ekim 2013

Bazı sabahlar akşam iyi yattığın halde sabah bir garip kalkıyorsun, huysuzluk mu, huzursuzluk mu tam teşhis edilemeyen, türlü türlü yakıştırmalarla izah edilen, ara ara rastlanan bir ruh hali:)) Kendimi ağırlık taşımak için üretilmiş, doğada kaybolacak olan amaaaaaa daha kasa da elimizde kaybolan market poşetleri gibi hissediyorum :)) Faydalı da faydasız halde :))
Neyim var diye kendimi yukarıdan aşağıya, sağdan sola bi de çaprazlama gözden geçirdim, kayda değer bir şey yok gibi. Aslında var da şikayet sevmem :))))
Ooooooooof oooooooooooof dişim ağrıyacak gibi, sinyaller o yönde, kendimi iyi de bilirim, bildiklerimi dikkate almam çok zaman. Abla abla diye gözünün içine bakan, eli hafif bir dişçi kardeşi varken, diş ağrısı çeken, etrafı hekim, hastane kaynarken, bir çoğu da hısım akraba iken bileği, böbreği ağrıyan, beli tutulan ama aldırmayan, “29 Ekimden önce asla” deyip ekimin “Bu ne lan” günlerini ek olarak bir çorap bi de kolları biraz daha uzatarak titreyerek geçiren… kimdir bu kişiye ne denir? diye uzmanlık gerektirmeyen soruyu kendime sordum ve cevabı gizli tuttum :)))))
Yani yaşlanmak mı, yaş almak mı bilemem :))) Huyumda suyumda bir değişmeler var sanki, kimi iyi yönde, kimi yönsüz bir şekilde ilerliyor:) Kötüyü kendime hiiiiiiiiç yakıştıramam da :))))

09 Ekim 2013

çimden gökkuşağı gibi renkler geçerken, kuşlar, kelebekler şarkı söylerken, çicekler dans ederken.. birdeeeen uyanıverdim, desem yalan olur :)))) Gerçi böyle uyandığım sabahlar da olmuştur. Karanlığın içinde saatin zil sesini durdurarak, bir sabahın daha olduğunu anlayarak, aklımdan kahvaltıya ne yapsam diye geçirerek, hafifçe üşüyüp, “örgü öresim geldi, bugün ip alayım” diye kendi kendime konuşup gülümseyerek uyandım:))) Bu da fena bir başlangıç sayılmaz. Bugün benim doğum günüm, henüz anamın babamın öldüğü yaşlarda değilim Bir yıl daha geçti diye üzülsem mi, yeni bir yıl daha var önümde diye sevinsem mi, Bilemedim :))) Yaşlılık takıntım filan yok, kafama silah dayayıp ya yaşını, ya da kilonun deseler bir çırpıda yaşımı söylerim :)))))))
Amaaaa işte bir şeyler geçen yıllara yenik düşüyor, bitmiyor da azalıyor, kaybolmuyor da şekli şemali, beklentiler değişiyor…
Kızım kocaman bir kartona, siyah beyaz resimlerimden bir kolaj yapmış, Üstüne “iyi ki doğdun annem yazmış”, küçük oğlan yataktan kalkar kalkmaz yaladı yuttu Büyük oğlanla işe giderken yoldan arar, eşim de uyansın yüzünü yıkamadan arar Ev halkının bu konuda ki eğitimi tamam, performans notları peeeeeeeek iyi :))
Yıllar öncesinde kendi mutluluğumuzun kendimize bağlı olduğunu, başkalarından mutluluk dahil hiiiiiiiiç bir şey beklememek gerektiğini öğrenmiş biri olarak, kutlamaları kabul ederken kendim için bir şeyler de yapıcam tabiii kiiii Aklımda bir kaç program var, “Evden biraz uzaklaşırım, caddede üç beş tur atarım, olmadı bi de sinema yaparım, yükte ve pahada hafif bir şeyler satın alıp, yemek yer, kahve içer, gönlümü gönlümce gezdirir, hoooooooş zamanlar geçiririm” daha öncesinden yapılmış örneklerim var Ayrıca sonu güzelliklere bağlanan başka alternatifler de var.
Hepsine göz atıp, uygun olana takılıp, gün içinde sevdiğim şeylerden yapıp, aklımca gelecek günlere iyi başlangıçlarla başlayıp, “hazırım yeni yaşım, sen de hazırsan başlayalım” diye mesaj atıp, mesajı alıp… burayı bilrim ki istediğim kadar uzatıp iç bayabilirim :)))) Kestik, İyi ki doğmuşum,(Kendi kendini kutlayan kaç kişi vardır acep?) “Aklımda kalanlara helal olsun, ne pişmanım ne kırgın selam olsun, hayat çok şey aldı benden, yerine seni verdi, benim filmim şimdi vizyona girdi, neler neler yaşattı zor günler,yalnız değilim savaştım, kendime dersler çıkardım…” bunlar şarkı sözleri, içinden ben de geçiyor gibiyim Hayat bazı şeyleri alıyor ama kesinlikle de yerine başka şeyler veriyor, işin sırrı farkında olmakta..
Yeminlen hayatı içindekilerle yaşamayı seviyoruuuuuuuuuum

10 Ekim 2013

“Antep’in hamamları, sallanır külhanları, Hoşgör mahallesinin dip dibedir damları” dün bir reklamda duyduğum bu türküyü sabah sabah söyleyerek, gerisini merak ederek uyandım :)))) Sanırım biraz da dünkü etkinlikten kalmayım
Yeni yaşın bir günü geçti bile, kalanı dörde bölsek, yarısı evrene saldığımız pozitif enerji, hoş görü, sabır ile geçse, dörtte biri mutluluk ile mutsuzluk arasında gitse gelse, son parçada illa ki olacak olan gam, keder diğerlerinin arasında kaynar gider diye aklımdan geçirdim Ömrümüz varsa tabii. Bizim oraların düğünün de çalgıya çengiye bir kemençeci yeter, şarkıları kemençeci aklına geldiği gibi söyler, annemin halalarımın anında yazılmış dörtlükleri varmış. Rahmetli annem söylerdi ama hiiiiiiç bir satırı aklımda kalmamış. Hedefim elime doğan çocukların düğününde horon oynamak ve kemençeçiden bir dörtlük kapmak :)))))))))))
Hayat beklentiler, elimizden gelenler ve elimize gelenler arasında gelip geçiyor. Şahane bir dünya değil bu dünya, bir yanı ağlar, bir yanı güler, bir yanı yaz, bir yanı kış bir yanında savaşlar, bir yanında huzur var. İçimizde dünya gibi bir yanı başka söyler, bir yanı başka… “Ne yapabiliriz ki ” diye kendimize acımadan, sayılı günlerin bitmesini beklemek, “kaç gün daha var” diye kederlenmek yerine günü birlik yaşayıp gitmek en güzeli Fazla plan program insanı geriyor, kısa vadede, açık ve net anlaşılır şekilde, adeta bir alış veriş listesi kıvamında, kimini unutarak, kiminin yerine benzerini koyarak, aklımızda olmayanı araya katarak …
Perşembe de güzel bir gündür Hafta ortasından hemen sonra, cumadan hemen önce Bir günlük planla, iş, güç, sevgi, hatır gönül, kendine zaman ayırma, küçük mutluluklar yakalama… ile harmanlanıp eeeeeeeeen güzel günlerden biri arasına katılabilir, haaaaaaaaaaaaaaydi başlayalım

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑