HER GÜNE UYAN GENEL SENDROMLAR 1


Eeeeey Sevgili günlüüüüüük !!!

Sana böyle seslenince neler hissettin, merak ettim.Gerçi seni dile getiren benim, o vakit ben beni mi merak ettim. Ben beni bilirim, ama bildiklerimi bildirmeyi (emir halinde)  ve bildirim almayı sevmem (dayatmalı), hoşuma gelmez bu durumlar. Hemen denk geldi, muhtelif, sosyal haberleşme kanallarından akanlara bi çakayım ; Arkadaşım; üzgünüm ama çoooook önemli değilsin, sana gelen o bilgi bana gönderene kadar kaaaaç tur attı, bana kaç yerden ulaştı, kaynağı nedir, gönderen bi arkadaşa da bi trolden gelmiş olmasın, trolin iyisi var mı ????  Ben zaten çoğu şeyi açmam, imzalamam, genel dolanan hiiiiiç bir şeye bakmam, baktıklarım kendini değil haberi önemli saysınlar, aaay benim büyük oğlan bir ara önemi yerine, “anne bu konular çooook ömerli !” derdi, sonra düzeltti tabi. Bunu da yazmasam olmaz sanki.

Eeeey Sevgili Günlüüüüüük !!!!

Senin doğup, büyümüş bir sürü kardeşin var idi, ben onların hepsini yok ettim,pişman değilim, yalnız bi tane bi arkadaşta kalmış, onu da merakta değilim. Bir hatırayı kayıt altına almaz isek hatırlamaz mıyız, bence hatırlarız. Ben hatırlarım, ama gerekiyor ise hatırlarım, zihnimden silinenler, zihnimde yer etmeyenlerdir, iyi olmuş, yerine yenisini yaşarım.Amaaaan bir şeyi hatırda tutarsak, tutarız, tutturulmuş hatıralar iliştikleri yerlerde rahat durmaz, üstünde farkında olmadan çok çalışma yapılır ise saptırıla bilir, yeniden yazıla bilir, maniple olur onlar, yeminlen, dermişim.

Eeeeey sevgili Günlüüüüük !!!

Dün akşam tepem attı, arada bir kafamın tası da atar, bizim yörenin deyimi ile fes başımdan oynar, bunlar bir rüzgardır gelir geçer, tepem atınca kadın isimli kasırgaları ortaya çıkarırım,bu içeride üretilen on yüz milyon baloncuğun kendini dışarı atmasıdır, öyle parlak, parlak, hafif hafif uçarken birinin içinden bir canavar çıkar, hane halkını yiyecek hale gelir, yemez, ama yemekten beter eder, “ha şimdi, ha şimdi” sendromu.

Böyle bir durumda, sudan gibi görünen ama alttan altta ince kollara ayrılmış bir sebebimiz vardır, o ince kollar, aşırı yüklemeden bir bir patlamaya , ateş bastıran mai yayılmaya, en sonunda nefes borusunda itişmeler başlamış, hane halkı da bir çırpıda genel haşlanmış olur. Bu durumda onların sinmiş, korkmuş, şaşırmış yüz ifadeleri içime serpilen bir miktar su olur. Üstüme gelen enerji dalgaları ile evi bir çırpıda derer toplar, yatmaya giderim. Gitmeden ; “ortalıkta bulaşık görmek istemiyorum, tv nin sesini kısın, camı kapayın, aldığınızı aldığınız yere bırakın …” diye de bir gürlerim kiiii, bu da baloncukları hava ile buluşturur, yani bir bakış açısına göre söylediklerim havaya gider, ama, olsun, o havayı bir müddet soluturum.

Sabah yine gergin ama biraz gerilemiş kalkarım, hane halkı kaçar gibi evi terk edince, soluğu çekmecelerin başında alırım. Hem düzeltir, hem de verilecekleri, atılacakları ayıklarım, tabi ki de sormadan, farkına varan olursa “bilmiyorum” ayağına yatarım. Bazı şeyleri hiç ellemem, misal BJK tişörtleri, Kartallı olanı gerçekten bilmiyorum.

Çok dipli değil ama ışık saçacak kadar bir temizlik yaparım, en olmadık şeyleri yıkarım, yanına basit bir yemek, bugün için bakla ve makarna, korkudan yer bi de üstüne eline sağlık derler. Arada soluklanmak için Candy oynarım, Alçak oyun beni oyalamak için durmadan level geçirir ama ben kanmam, çünküüüüü ciddi bir sorumluluk duygum var, gereksiz gelişmiştir.  En son kendimi de temizler akşam 19.00 sularında normale dönerim,

24 saatlik afra tafra benimki, sadece arada varlığımı hatırlatmak, gücümü hissettirmek. Nedir güç; Bu evi yaşanır hale koyan, sizi bir arada tutan, hayata hazırlayan, problemlerinize çözüm üreten benim, sevgi, şefkat da cabası, seviyor isek, yüz verdi isek tepeme çıkmak yerine arada bi de siz beni anlayın, bana bir el atın, çileği alıp gelmişim, yıkayıp, tabaklayıp önünüze getirmişim, yememiş, bi de geceyi dışarıda geçirmesine sebep olmuşsunuz ki gece yarısı tayfasını tembihleyip yattım, 24 saat sonra dolaptan çürümüş olarak çıkmış da dondurmanıza süs olamadıysa, bi de bana laf çakıldı ise, çoşarım abi, kapasitem çoook daha fazla da şeyetmiyorum, fıratımda yok. Aaaaay demek sudan sebep çilek imiş, yazarken fark ettim, dermişim,

“O kedi buraya gelecek buraya”  , kedi gelince sükut, kedi tekrar aklıma düşene kadar huzur, aaaah aaaaah bir kedim bile yok anlıyor musun, hadi gülümse …

 

Reklamlar

ÇİLEK, KREP, OMLET …


20150418_102140

Denize, gökyüzüne, yeni doğmuş bebeğe, ağaçta filizlenen sürgüne, yağan yağmura, kara, geceleri parlayan yıldızlara … saatlerce konuşmadan bakabilirim. Çilek hakkında da her sene yazabilirim 🙂 Görüntüsünü, kokusunu, mevsimini bi de reçelini severim. Çilek çıktımı bahar ortalanmış, yaza da az kalmış sayılır. Maalesef  “nerdeeeeee o eski çilekler !!! ” demek zorundayım.                                   Nerdeeee o küçük, kokulu, zamanı birden geçen, tadı olan çilekler, onlar da güzel insanlarla birlikte atlara binip gittiler. Şimdi çilekler cinayet aleti gibi, kocaman ve tatsız. Pudra şekerine, çikolataya, dondurmaya kuvvet yiyoruz. Şimdiler de çilek her zaman var ama ben yine de mevsimini bekliyorum. Aklımda Mayıs kalmış amaaaa, kızın ısrarı ile tezgahlarda da çoğalınca çilek zamanını Nisana çektik. Ailemde şaaaneee yemek yapan şaaaaneee kadınlar var 🙂 Onlar çilek reçelini de güzel yaparlardı. Artık ya yoklar ya da yiyecek kimse yok diye yapmıyorlar.

Reçelde pek iyi sayılmam ama benim de reçele yakın, hemen tüketmelik bir tarifim var ;  Çilekleri iri iri doğruyorum ama dörde bölmüyorum tabii ki de 🙂 Teflon tavaya koyup, üstünü örtecek kadar şeker ilave edip, harlı ateşte sulandıktan sonra kaygan  kıvamlı olana kadar çeviriyorum. Bu tarif kahvaltıda krepin yanına.

Genel de ölçüm yok ama krep için şaşmaz bir ölçüm var ; Bir su bar. un, 1 su bar. süt, 1 yumurta, 1 yemek kaşığı sıvı yağ, 1 yemek kaşığı toz şeker, 1 çay kaşığı tuz, 1/2 çay kaşığı kabartma tozu hepsini karıştırıp, kızgın büyük tavaya iri damlalar halinde dökersem pan cake, makinesinde waffle,  kızgın küçük tavaya bir küçük kepçe dökersem krep oluyor 🙂  Bir tabakta kat kat krep, bir tabakta ılık çilek, etrafında varsa bir iki yaprak nane, masada tatlı bölümü için sıra bekler 🙂 Önden omlet ile kahvaltılıklar var çünkü.

Hafta sonu kahvaltıya illaki omlet yaparım. Bunun için dolaptaki malzemeye bakarım :)) Biber, mantar, sosis, dereotu, maydanoz, peynir çeşitleri … az kalmış az da şekli kaymış her şey omlet malzemesidir. Şekli kayanlar bozulmuş, küflenmiş değil ama tazeliği geçmek üzere olan sebzeler, kırıntı peynirler 🙂

Bu sabah üç küçük sosisi küçük küçük doğradım, Teflon tavada yağ ile buluşturdum. (az sıvı yağ, az tereyağ ) Diğer yandan kişi başı başından bir fazla yumurtayı, yarım çay bardağı kadar süt , 1 yemek kaşığı un ve tuz ile çırptım ama çok değil, yumurtanın dokusunu perişan etmemek gerek 🙂 Hışırdayan tavaya döktüm. Biraz çeçil peyniri kalmış, üstüne sıraladım. kapağını kapattım, kısık ateşte hem kabardı, hem kızardı. Bir de çevirdim 🙂 Eğer omlet büyük ve ağır olursa dörde bölüp her parçayı ayrı çeviriyorum. Tabakta isteyene üstüne ince kıyılmış maydanoz, dere otu, kızarmış ekmek, hafta sonuna özel demleme çay ve diğerleri.

Her bir nimet için şükür, bir arada olduğumuz kadarına şükür, bu sofrayı kurabilmeye şükür … daha ne olsun ki.

ÇİLEK REÇELİ


577184_4318567356141_1951485777_n

Eskiden çocuklu kadınlar için bir kilo mazereti vardı.Sağdaki, soldaki, ortadaki, aşağıdaki, yukarıdaki her türlü fazlalık için “Eeeeeeeee kaç tane doğum yapmış, olacak o kadar” denir ve gülüp geçilirdi.Rahmetli annemin kuşağı bunlardan mesela. Bizim kuşak da bu mazeretle epey bir idare etti, ne zaman ki Ebru şallı doğum yaptı, hatta iki kere yaptı, bizim son kale de düştü.

Ben tüm kilolarımı ilk hamileliğimde aldım, sayıyı üçe tamamladım ama ilk aldığım kilolarla kaldım.”Zaten çok kararlı bakarım, iskelete biraz bakım yaptım, her toplantıda Hanım Ağa rolünü kaptım” diye kendi kendime pozitif takılsam da sağlık negatif yönde ilerliyor.
Ayak bilekleri, diz kapakları, kalbim, damarlarım derkeeeeeeen boğazımı tutma zamanı geldi, bakmayın benim ağırdan aldığıma geçiyor bile.

Annemi hatırlayarak uyandığım sabahlar da çocuklara daha bir özen gösteresim gelir.Her zaman yapmadığım sevdikleri şeylerden kahvaltı hazırlamak isterim. Bu sabah yine salya sümük uyanınca erkenden kursa gidecek olan kızıma küçük Pan cake ler yaptım. Yanına süt koydum, üstlerine şokella sürerek bayıla bayıla yedi.Arkasından kendimi kavanozun içinde kalan bıçağı yalarken buldum, yalan söylemeyim belki de bir iki kez daha kavanoza batırmış olabilirim.
Sonra titredim kendime geldim. “En iyisi ben de kahvaltımı yapayım, saat daha erken, günlerden pazar, rejimde bozulabilir yanlar var, Pan Cake yanında çilek reçeli bunda ne var ?” diye iç sesimle anlaştım. reçel bölümüne gelince bir de baktım ki hiç tanesi kalmamış,”Alçağın biri hepsini yemiş” diye düşünecektim ki sayının çok az hatta bir olduğunu hatırladım. Kader artık deyip, kekleri tabağımda pembe sularda yüzen adalar şeklinde tükettim.

Şimdi tam zamanı, küçük küçük, kokulu, mayıs çileklerinin; Yıkayıp ayıklayıp akşamdan bire bir şekere yatırıcan,sabah da kaynatıcan, üstünden köpük alınacak,çok karıştırıp meyveler ezilmeyecek, harlı ateşte rengi kararmayacak, ineceğine yakın bir iki damla limon suyu, kapattıktan sonra parlasın diye bıçağın ucu ile tereyağı, koyu pembe parlak, çok da akışkan olmayan suda küçük küçük çilekler cam kavanozda, reçel tabağında sofrada demek istesek de diyemiyoruz, çünküüüüü çilek artık dört mevsim, üstelik taneleri cinayet aleti gibi kocaman, kokusu zaten yok. Üstüne üstlük bu sene Rusya’dan dönen tonlarcası var.Artık onları bize nasıl yedirecekler, nerelerde boğazımızdan geçecek bilmiyorum.

Yine de bir kavanoz çilek reçelim olmalı,En iyisi kayınvalideme “Yaptın mı?” diye sormalı, o da sevdiğimi bilir,yapmadıysa bile yerli çilekten yapar, gelirken getirir.Onun ki tam istediğim gibi olur, tek tek seçer, rengini, koyuluğunu hatta kokusunu bile tutturur. Ne de olsa anne eli.

Şimdiki çocuklar reçeli pek bilemiyor, bizim sofralarımızda hala var ama onların tercihi fındık, fıstık ezmesi, şokella, halbuki kızarmış ince bir dilim beyaz ekmek üstünde ince bir kat tereyağı,hadi abartalım belki kaymak,üstünde kenarlarından akmayacak şekilde yerleştirilmiş taneli çilek reçeli, bir lokma alıp ağzındakinin tadını çıkarırken, elinde kalan parçaya bakıp devamı var diyeceksin, ikinci ve muhtemel son lokma lezzette tavan yapacak, bir daha ki seferi özleyeceksin.

Ben ıslah olur muyum acaba ? En iyisi reçel bölümünden hızla çıkmalı, bir de çilekli şarkılar vardı oaraya da bakayım 🙂

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑