BURSA GEZİMİZ


 

Bursa nereden gittiğine bağlı olarak o kadar saat. Gider iken yeni Osmangazi köprüsünden, gelirken feribot tercih ettik, ya da öyle denk geldi, biri hızlı, biri temiz havalı, dönüşler yorgun, gidişler heyecanlı, oto yollar pek havalı, yolcular beklentide, rehberler hizmette. İki rehberimiz var idi, biri resmi, biri ekstra bilgili gönüllerin rehberi.

Taksim, kadıköy, Bostancı toplaya toplaya başladık, şehir köprüsünü geçince kahvaltılıkları aldık. Üç bölmeli tabak ve üç poşet, biri peynirler, biri domates, salatalık, zeytin, maydanoz, biri ekmek ceviz, mini kutularda tereyağ, reçel, yanına meyve suyu, üstüne ıslak mendil. Arkasından sindirim için kahve ihtiyacı hissettik, onu da Oksijen tesisileri’nden temin ettik, maşallah fiyatlar starbucks, hız kahveci kablumbağa. Bursa’ya az kaldı, dedik, yeşil dağlara, tepelere baka baka güneş ile oynaşarak devam ettik, az da yolu uzattık, hatta önce Mudanya dönüşte Bursa mı ki dedim.

Bu arada yol boyu rehberin arşivinden, yani Hakkı Taşdemir’den müzik dinliyoruz. Önce efsane kadınlar; Mehveş Hanım, Deniz Kızı Eftalya, Afife Jale, Seyhan Hanım ve Melahat Gülses. Kiminin hikayesi, kiminin sesi, ben Afife jale ile Selahattin Pınar’a takılı kaldım, “Bir bahar akşamı rastladım size”, “neden sevdim o zalim kadını” bu aşkın ürünü, Sonra Suzan Lütfullah memleketin müslüman ilk primadonnası ve tenor Lütfullah Sururi Bey’in kızı Gülriz Sururi … hikaye hikaye gittik, arkasından fransızca şarkılar ile geçmiş günlere uzanıverdik. Yol nasıl geçti anlamadık.

Otel BoyuGüzel, Çekirge’de bir çok kaplıca oteli orada zaten, sadece oda aldık, öğlen yemeğine Bali Bey han; Osmanlının ilk üç katlı binası, ticaret için gelenler konaklasın diye yapılmış,şimdi girişi restoran, üstü kafe, katları el sanatları çarşısı, arkada mağara gibi bir yer var, osmanlı olup resim çektirmek mümkün, peynir tatlısı, pideli köfte ve şıra, doyurucu ve lezzetli bir yemek oldu, gidip de görmemek mi yememek mi olmaz, o size kalmış.

Nilüfer ilçesi şeftali bahçelerine kurulmuş, niliüfer çayı da var, set başındaki çay aynı çay mı bilmem, şehrin ortasından tramvay geçiyor, ona inip, binip, bilgi toplayıp şehir rahatca gezilir. En çok gelinlik, nişanlık dükkanları, sık ara kuaför, kuyumcu gördüm, Bursa evlenme yolu ile eğleniyor zannımca. Yakın tarihte Beyoğlu’nda eski ama bildik bir mağazadan aldığım şal orada 20 lira daha pahalı idi, kestane şekeri haricinde bir şey almadım, Gece Tabibler Odası’nda yemek yedik, güzel geçti, eğlendik, geç vakit çıkınca baktık ki Bursa uyumamış, sokaklar adam kaynıyor, dükkanlar açık, bu arada yarın olmuş idi. yollarda bolca modifiye edilmiş araç var, muhtelif sesler çıkarark geçerken içinde oturanlar tanıdık geliyor, bazı yerlerin, bazı semtlerin insanı deriz İstanbul için, Bursa’da her yer aynı tiplerle dolu. Halk para kazanmak için bir birini yiyor, bu arada kendilerini de yiyor, yakında yiyecek kimse kalmayacak.

Aynalı çarşı, Koza han, Bakırcılar çarşısı, Kapalı çarşı bunlar birbirine yakın, içleri de benzer, mimarisi de benzer, çoooook kalabalık, KozaHanın’ bahçesinde çay içmeye kalktık, başaramadık, soda içtik, mecbur.

Listede bir cami bir türbe var idi. Ulu Cami önem açısından beşinci sırada, Mekke, Medine, Kudüs ve Şam’dan sonra, 20 kubbeli,kubbenin biri açık, telle örülmüş, tam altındaki şadırvana yağmur suyu toplasın diye yapılmış, şimdi işlevi yok ama aydınlatmaya yardımcı, duvarlarda hat sanatından kayık şeklinde uzayan harfler var, taç kapısı ceviz ağacından yapılmış ve hiç çivi kullanmadan, şadırvanı içinde olan başka cami var mı bilmiyorum, içinde Yavuz selim’in getirdiği Kabe kapısı örtüsü var,

Yeşil Türbe; çini sanatının en güzel örneklerinden ve Bursanın simgesi, sekizgen bir yapı, tamamen çini olan sanduka ve mihrap İznik çiniciliğinin eseri ve gidip görülesi.

Otobüs ile gelip geçerken Karagöz Hacivat anıtını ve türbesini, Kültür Parkını, Evliya çelebi, Somuncu Baba mezarlarını görüp, Taylan Pavyondan, sevgililerin buluşma yeri Uzay Pastanesinden, Şimdi yok olan Merinos Fabrikasından, tiyatro binasından, meşhur İskender Kebapcısından, (Biz Bursa Kebabı yedik) , Çelik Palas’ın baston ile işaret edilen yerinden, Atatürk Evinden, Kükürtlü Balayı otelinden , Selvinaz oteli ve Hamamlarından (kaderine terk edilmiş an itibari ile) buradaki Nazım Hikmet anısından, Hüsnü Güzel Hamamından ve çay bahçesinden konuştuk, kimini yakından görüp, resim de çekindik.

Bursa Çınarlar Şehri, Uludağ yolu üzerinde İnkaya Köyünde Osmanlı ile yaşıt, dalları dahi agaç olmuş bir çınar var, tabi ki de gölgesinde gözleme yapan, kahve ile vakit kaybetmeyen, Antalya’dan gelmiş, çilekleri satan kafeler var.

Tophane Bursa’da ramazan topunun atıldığı yer, hatta çaput atılırmış, aşağıda takıldığı yerler çaput bağlanarak dilek ağacı olmuş diyorlar.Burası bir tepe ve Osman ve Orhan gazi türbeleri var, şehre panoromik bakış da mümkün, bir de tarihi saat kulesi var.

Buraya yakın koruma altında düzenlenmiş, restore edilmiş bir sokak var, cumbalı evler, dıştan merdivenler, ufak tefek taşlı yollar … Hala yeşil ve gökdelen sayısı sınırlı kalmış, çok ziyaretçisi olan bir şehir bursa, Hem dağ, hem deniz, hem de çay var sınırlarında, önemli bir üniversitesi, tarihi yerleri, kebabı, futbol takımı meşhur.

Son yemeği biraz maceralı ama tadı damağımızda kalacak şekilde Bursa Kebapcısında İskender yedik, Kestane şekeri deyince Kafkas akla gelir, onun da ucuz yeri varmış, alış verişi oradan yaptık. CumalıKızık ve İznik’e de gittik, onları ayrı yazıcam.

Bursa’dan aklımda kalanlar bunlar, hayat bize tekrar etme, yenileme imkanı vermiyor, olan biten arasından mutluluk ayıklamak işimiz. Mutluluğun cetvel ile çizilme imkanı yok, Bu geziden güzel anılar ile ayrılmış sayıyorum kendimi.

 

Reklamlar

HAZİRAN SONU, RAMAZAN ORTASI GÜNLÜKLERİ …


11161358_10205473010878435_7602188298164319444_n

Viraneler gibi olsa da içimiz, gözümüzü güzel manzaraya dikeriz. Gözümüz şenlenince içimiz de açılır misali 🙂 Haziran bitti, yazdan bir ay gitti, orucu yarıladık, bayrama aaaaaaaz kaldı 🙂 Hayat beklemekle, özlemekle geçiyor. Ama hep bi hedef olması güzel. Hayat bir yol ise yolun başında değilsek, ortaya gelmiş olsak bile, yolun sonundan çok “daha gidelecek yollar var !!!” var modundayız, böyle de olmalıyız. Özgül’ün Avrupa manzaralarından , resme bakınca hafif bi esinti geldi bile, suyun sesini de duydunuz mu ? ağaçlar da hışırdıyor, tabiatın sesinde mesaj mı var , ne ? alalım mesajımızı ; Eveeet seviyoruz, bu sevilmekten gün be gün uzaklaşan hayatı, iyinin hatırına, kötü ile geçinip, Allahın verdikleri ile nefeslenip … devam , devaaaaaaaam !!!

21 Haziran 2015

En uzun gün, günlerden pazar, Ramazan dört, bi de Babalar Günü 🙂 Bi de sıcak :)))
Baba bizdeki ailelerde Derin Devlet gibi idi :))) Yani eskiden öyle idi, bizim kurduğumuz ailelerde biraz gevşedi, şimdilerde farklı yerlerde de çoğu zaman o eskiiii hallerden haber yok :)))
Ben hiç hatırlamam, babamım kucağına alıp da çocuklarını sevip, öpüp kokladığını, Bu bir kızgınlık değil tabi, o zaman öyle idi, severdi, hissederdin ammaaaa el, kol haraketi, öpme sevme yoktu, hele vaadler hiç yoktu. Biz karşılıksız sevdik, karşılıksız başarının peşinden gittik, kırkta bir ödül ile yolumuz kesişti, onun da ne değerini, ne ederini unutabildik 🙂 “Babanın kulağına gitmesin !!!” çooook geniş kapsamlı bir tehdit idi, giderse ne olacağını bilemeden büyüdük, arada gidenlerin olduğu arkadaşlar olduysa da onlar da ibretlik hikayeler olarak sunuldu bize.
Yani şöyle bi çocukluğuma indim de travmatik bir durum yok, babam; düzenli eve gidip gelen, elinde filesi olan, filesinin içini dolduran, şakadan anlayan, espri yapan, annemi çok seven, bize hayatta hep “muvaffakiyetler !!!” dileyen, güzel dualar eden, pazarları Eyüp Sultan’da gezen, denizi, müziği, sinemayı, kitap okumayı, yağlı güreşi, tenisi (sonuncu sonradan oldu :)))) ) çok seven, yanı sıra annemi de gezdiren, oyunu altı oktan, anahtara döndüren ama anamı ikna edemeyen, yemeği seven ama bilmediklerini asla tadıp yemeyen, çok yürüyen, “Bir fındığın içini bizden ayrı yemeyen !!!!” … adam gibi bi adamdı. Alzheimer oldu, yedi sene çekti, en ağır halinde öldü, ablamla annem çok güzel baktılar, yazları da ben yetiştim, anne baba arası üç sene kırk gün. Cümlesine rahmet olsun ❤
Sonra biz aile olduk, anne baba rollerini düzelterek, geliştirerek uygulamaya başladık. Eşim çocuklara iyi bir baba. Onlarla oyunlar oynar, öper, sever, söz hakkı verir, mutlu olsunlar diye gayret eder 🙂 yaşlandıkça kendi babasına benzer :)))
Bizde evimizde iki baba aday adayı yetiştiriyoruz, bizden iyi olacaklar inşallaaaah :))
Ne diyelim, cümlesine kutlu mutlu olsun 🙂 Babalar evlatları ile yakın olsun, anneler her zaman arayı bulsun :))))) sevmek iyi de göstermek daha iyi, kıralım zincirleri, yıkalım duvarları, güneşe akın var misali, çoşarak, koşarak, seeeel gibi akalım :)))) Nereye birader ? diyenlere kalplereeeee !!! dedik, günaydını da ekledik, cümleten öptük sevdik :)))))

22 Haziran 2015

Gökyüzünde bir koşuşturma var, rüzgar koyu gri bulutları önüne katmış kovalıyor 🙂 Bi durdukları yağmur olacak sanki, nerede yorulurlar bilmem ama burayı geçtiler, zannımca Avrupa’ya kadar koşar bu bulutlar :))) Tren olmuş bulutlar :), bi de bilmecemiz vardı ; “sıra sıra odalar birbirini kovalar , cevap ; treeeeen, iğrenç espri eki ; öpsüüüüüün seni Zeki Müreennnnn !!!”
Bi de tren olan çocuklar, Anaokulundaki minik yavrular :))) Yemek öncesi el yıkamaya, öğlen uykusuna, bahçe saatine, etkinlik odasına … birbirinin omuzlarında minik eller, boy sırası, ittiirip kaktıran azılılar, tehdit sallayan öğretmenler ; “Aliciğim ; böyle davranmaya devam edersen, boyama kitabını boyayamazsın, ya da bahçe saatine çıkamazsın !!!!” İllaki bir kurallı düzen merakımız var, nedenlerini, niçinlerini anlatmadan paaat diye tepeden inen kurallar, tren olmazsa yürüyemez mi bu çocuklar ? Şimdi hala öyle mi bilmem ama üç adet çocuğumun üçü de tren olmuştur :))))) Aaaaaaaaah aaaaaaaaaah eğitimin her yanı cılk yara da kimler farkında, hayata tren olarak adım atan yavrular, devamlı kuyruk, birini takip sendromu yaşayacaklar !!!! diye de bi bilgiç bilgiç sallayalım, isteyen istediği gibi anlasın :))))) Ben de polemiğe girme merakı yok bacım :))))))
Dışarıda kuşlar uçuyor, sesli sesli, ağaçlar nazlı nazlı sallanmakta, güneşten bi haber yok, bir bulut arkasında, dünyanın Amerika tarafları yatmaya, buralar kalmaya hazırlanırken, Avusturalya, Yeni Zellanda’ da yaşayanlar bir gün öndeler :))) Yani dünyada tam bir pazartesi birliği yok :)))) Bu nedenle hafta başı, pazar ertesi … gibi sendromlara kapılmayın, cuma nerde bıraktıysanız oradan başlayın :))) Bir bilir kişi olarak derim kiiiii ; “kendini yiyip bitirmenin olmuşla, olacaklara bi faydası yok !!!!” “Bence kendinizi yenileyin, olmadı tazeleyin, daha da olmazsa sizin bi bildiğiniz vardır onu yapın ama yorucu yıpratıcı icat çıkarmayın ” :))))) Haydin günaydın, ben de yatcam kalkcam, yarın sabaha hooooooop burdayım :)))) İşalla

24 Haziran 2015

Karşı blokun önünde küçük bir bahçe var, daha doğrusu bahçe kılıklı, içine bi kameriye yaptılar, etrafında sıra biçiminde oturacak yerler, ortada masa, toprağa taş döşediler ulaşım için 🙂 etrafında ağaçlar, ıhlamur tam da çatı üstünde, güller … etrafı da çitle çevrili, sakinleri ara ara toplanıp oturuyorlar, daha çok teyze işi bi yer :)))) Dün de eski lastikleri boyamışlar, ağaç gövdelerine geçirmişler, saksı gibi olmuş, kimini yan yana getirip şekil yapmışlar, güzel olmuş, kuş bakışı içimiz açılıyor :)))
Az ötede de çöp konteynerı var, yanına poşetlerle giyecek bırakmışlar, birileri de tüm yollara serpmiş, bakınca içimiz kararıyor.Kendi işimize yarayan şeyleri, seçip alıp, kalanı saçıp savuruyoruz, ama her şeyde öyle. Biraz evvel sayfa taraması yaptım, ne kin, ne nefret yarabbim, herkes karşı olduğuna sövüp sayıyor, ölüye de diriye de laf çakmalar, oh olsunlar, yüreginin yağları eriyenler, yüreğini alternatif yollardan hafifletenler … ne olacak böyle !!! demiyorum, dünya bildim bileli böyle, insan nesli insanlıktan çıkmak için savaş veriyor, en az %50 başarı yakalandı, ha gayret …
Valla zaman zaman içim daralıyor, tüm umutlarım balon olup havalanmış, uzayda kaybolacak gibi oluyor, yalvar yakar geri çağırıyorum her seferinde :))) Sonra diyorum ki ; “Olacak, tam istediğim gibi olmasa da, ona yakın bi şi, belki de aklıma gelmeyen yep yenisi … ama bi şekilde olacak, belki de gözden kaçırdığım bir şey var, onunla daha güzel olacak …” diyerek kapılar arasında takipteyim, bi açılanlar, bi kapananlar, sık tekrarlar, hafif de cereyan var ammaaaa üşütmeden olacak işalla, sabır sabır ya sabııııııır !!!!
Aaaaay hadi son yemek masasının altını da üstünü de topladım, küçükken bize “melekler sofra kalkana kadar ayakta beklerler !!!” diye öğrettiler, meleklere sevgiden saygıdan, “lavaboda bulaşık fakirliğe delalet eder !!!” de dediler, o da aklımızda :)))) Bulaşık makinesinde bekliyor kirliler, gerçi benimkiler çok da kirli sayılmaz, makineye de yardımcı olmayı severim :))))))
Güneş yaşlı dünyamıza küskün ışıklarını gönderirken, kuşlar kuş dilinde kaynatırken, rüzgar kesilmiş, mevsim ne olduğu belirsizken, ben de yatmaya giderken, kalkanlara günaydın olsun, haset etmeyelim lütfen :)))) ben emekliyim, çoluğu çocuğu büyüttüm, gece uykusundan en az dört saat alacağım var, dengeli olalım diye şeyediyorum :)))))

25 Haziran 2015

Sonra, sonra … bir sabah daha 🙂 Bu tam yaz sabahı ama, birazdan sıcak çok sıcak olacak havası, karşılıklı pencereler açık ve rüzgar çanı ötmüyor. Bir şeyden daha emin oldum kiiii; “halkımız cereyanda kalmaktan korktuğu kadar hiç bir şeyden korkmuyor !!!!” Çok kesin bilgi, bir cami cemaati mensubu olarak, diyorum kiiiii ; insanlar havasız, kalabalık, sıkışık yerlerde çoook mutlular, çünkü sırtlarına, böğürlerine yel girmiyor :))) Öyle valla, hava serin diye klimalar kapalı olunca, camlarda otomatik kapanıyor, Kendi adıma, her yaşta, her havada yelin etrafımda dolanını severim, uçuşan saçlarım, eşarbım, eteğim … ne varsa rüzgara kapılan, varsın kapılsın isterim, hatta aklımdaki bazı şeyleri de rüzgara gönüllü veririm :)))))
Duvardaki gümüş (900 ayar :))))) ) küstüm aynaları kaldırdık, yerine DART astık, bi Ramazan etkinliği olsun diye şeyettik. Para biriktiriyoruz, yemek masasını da bilardo masası ile değiştircez :))))) Gün içinde ara ara turnuva yapıyoruz, kızdan iyi sallıyorum :)))) Aaaaaaaah hayat tahrip olmuş kurallara mutluluk saklar, içine tükürülmüş bi misafir odası çocukların ceyizinde anı olarak gider, “annem de uydum akıllı idi !!!!” başlıkları ile gün gelince ortaya dökülür, gerisi anlat dinlet :)))
Biz evin en güzel yerini misafire ayırmış annelerin eseriyiz, kapısı kapalı, tozu alınmış, dantelli, yastıklı, halı püskülleri bile kar beyaz, perdesi temiz, sehpası süs eşyalı, bize seyirlik, misafire keyiflik :))) Aniden bi gelen olursa, “ne şaaaaneeee !!!” desin diye. Biz kaldırdık kuralı, açtık odaları ev halkına, onların çat kapı ya da haberli gelen misafirlerine 🙂  Elbette misafire sevgili, saygılıyız ama bize vereceği not için kaygılı değiliz :))) Biz kendimizi iyi biliriz, anlatabirsek ne ala, anlamazsa, yanlış anlar sa da kendi bilir :)))) “Cümleten adımız Hıdır, elimizden gelen bu kadardır !!!”
Aaaaaaaaay hadi günaydın, kuşlar konsun yollarımıza …

26 Haziran 2015

İftar ve sahurda hocalara bakmıyoruz ama ifrara sahura yemek yapanları kaçırmıyoruz :))) Evcek gurmeyiz inşallah :)))) Kardeşim gilleri çağırdım, bi de serin tatlı yapalım dedik, donmuş meyveli, püskevitli,muhallebili bi tane yakın izledik, bugün de hayata geçirdik:))) oğlanın koyduğu meyvelerin maliyeti 40 liraya yakın, diğerleri ile emekle 60, 70 bu paraya iyi bir iki tatlı alınır az az çeşit yapılır, ramazan tıkanıyor insan !!! misali olur.Amaaaaa biz ne yaptık, bastık parayı evde yaptık :)))) tabiiki de meyvelerin yarısını aldık, biraz malzemeden çaldık :)))) Adını da “sevildiginizi bilin !!!” Yaptık, eeeee mutfakta çareler tükenmez, çarenin ,çaresine bakalım halleri tükenmez, örnek; demokraaaasiler :))))

28 Haziran 2015

Sorsanız kendimi :neşeli, sevgili, geçimli iyi bi kızcagız ” diye tarif ederim , muhtemel adresde de bulunurum :))))Arada kendime kendimi dinleme ve keşfetme zamanları ayırıyorum, baktığımda görüyorum kiiiiiii takıntılarım var ve bunları başkalarına takmadan kendime takıyorum 😦 Yani çok feci şeyler değil belki ama sık sık tekrarlanıyor. Misal; bulaşık makinesi; illaki arkadan öne, yandan ortaya yerleşecek, büyükler en geride, ortalarda iki kat mümkün, bardaklar boy sırası, çatal, kaşık düzeni var, tencere, tahta yok … şiir gibi olacak, biri yerleştirsin hemen arkasından bakarım :))) çamaşır asma da öyle , bir sıralama olacak, renkliler güneşe uzak, iç çamaşırı arkalarda gizli … başka şeyler de var. Bunlar benim gizli ve sessiz taktıklarım, etrafa rahatsızlık vermiyorum, kendimi taciz ediyorum :)))) iç sesim komutu veriyor, ben de tıpış tıpış … Böyle işte iç sesler sesizce içimizi oyuyor, biz yüz verdigimiz için tabii ki de gizli bi eziyet yanımız da var muhakkak ,çok beslersek mazoşis mi ne oluyos, dimi ;))) cümlemize iyi beslenme ve beslemeler olsun 🙂 yumurta, tereyağı, zeytin ak besinler, kaya tuzunu bolca tüketin !!!! kaynak Canan hocam :))))) kendinizi kendiniz tuketmeyin, zati canınızı yiyen bi sürü insan var, kaynak evin annesi :))))

29 Haziran 2015

Bu sene festivalde bir Hindistan filmi seyrettim. “Aşk zahmetli iştir” Biri gece, biri gündüz çalışan bi çiftin hayatından bir bölüm. Birbirlerini çok az görüyorlar, ortak bayramlar, denk gelen izinler sağ olsun misali, hayat o kadar düzenli akıyor kiiii, biri çamaşırı ıslıyor, öteki yıkayıp asıyor, sonra öbürü topluyor, biri listeyi yazıyor, öbürü alıp getiriyor, sonra sırayla pişiriyorlar, arada merdivende denk geliyorlar, biri çıkarken biri iniyor, filmde hiç konuşma yok idi, gerçek hayatta da konuşacak zamanları yok :))) Evlilik ömrü için hem iyi hem kötü bi durum 🙂  Yönetmeni ve yapımcısı da seansta vardı, sordum ; “Bu eskiden mi böyleydi, hala mı böyle ?” diye. Gerçekten hala böyle imiş. Sanırım Bombay’dı şehir, işsizlik sorun olduğu için, insanlar işe uyum sağlıyormuş.
Hayatta her şey devamlı ki, biri biterken biri başlıyor, sanki zincir insanlar, birinin bıraktığının devamı bi başkasında var.Bu pazartesi sabahında ben yatmaya giderken bir sürü kalkan var.Birileri hayatı yakalamaya çalışırken birileri askıya alıyor, birileri bitiriyor, birileri yeni başlıyor … sonra yaşananlar konuşma malzemesi oluyor, sonra dilden dile dolanıyor, ders oluyor, bilgi oluyor, espri oluyor, dedikodu oluyor … yani demem o ki bu pazartesi her hafta geliyor, sendrom felan filan diye adını kötüye çıkarmayalım, sevelim pazartesimizi :))) Bizi kahreden başlangıçlardan saymayalım, az ilgi, az sevgi pazartesine :)))) Biz seversek pazartesi de bir gün bizi sever mi bilmem ama umut kesmeyelim, sever mi sever, belli olmaz :))))
Aaaaay hadi günaydın, bu facebooka bi şi ler olmuş yine, satırlarımı kaçırıyorum, pat diye bi şi parlıyor, bi haber düşüyor alta, panik oluyorum, yazdıklarım evrene imzasız salındı diye :)))))
Bi de bi ricam var :))) Dün akşam elektrikler kesildi, biz de çocuklarla mum ışığında isim, şehir oynadık :))) Teeeeeeee ilk okuyup yazdığımız zamandan kalan bu oyunda cümleten paslanmışız, tekrar edicez işalla :))) “Ş” harfinden “ŞanlıUrfa” ve “Şam” hariç başka hangi şehir, şempanze hariç başka hangi hayvan, şalgam hariç başka hangi bitki var ?

30 Haziran 2015

Martılar çok gürültü yapıyor, bi de kocaman sesleri var, neyi halledemediler anlamadım. Martıyı deniz kenarında bilirdik, şimdi artık içlerde, evlerin damlarında, tombul tombul uçuşup, konuşuyorlar. Bildiğimiz ezberler hep yalan oldu :))) Annemin martılı bi de özlü sözü vardı ; “Martıya bokundan ilaç olacak demişler, varıp denize sıçmış ” Bak bu söz pek de yalan oldu sayılmaz, hala geçerli, hatta “tırnağın varsa başını kaşı” ile de pekiştirilebilir :))) Yalan olanlar arasında bi de141-142 var :)) Bizim kuşak iyi bilir, bu kanun maddesi çoooooooook kimseye zindan kapılarını açtı 😦  Martıdan oraya nasıl geldim, bilimsel bi açıklama yapamıyacağım ama geldim işte, hemen balkona geçiyorum ; Hane halkına ıslak duş havlusunu asmayı öğrettim, ammaaaaaaaaa üst üste konulunca kurumayacağını değil, banyoya gidelim ; Kirli sepeti kavramı gelişti ama” kapağına konulmaz içine atılır !!!” kuralı henüz işlemiyor, yani zayıf :))))
Sabah sabah atlaya zıplaya, martı sesleri arasında ne yazıyorum pek de bilemiyorum ama yazıyorum işte :))))
Anacığım ; Merkür’ü yörüngeye oturttuk, Mars yoldan çıkmış, Yengeç üzerinden diğer burçları da çitileyerek ilerliyormuş, bu da bizi az agresif, az alıngan, çok kırılgan edermiş 😦 Valla ben hissettim de kendime çeki düzen verdim, caminin pencerelerinden ve açılmasın diyen cematten uzak duruyorum :))))))) Melekim sen de hayata serin dur, az bana çokça Derya‘ya takıl :))) Aaaaaay aman “bunlarda geçer, geçeeeeeeeer, geçeeeeeeeer neler geçmedi kiii !!!” , de aklımızda, dilimizde olsun, ilaç niyetine bacım !!!
Dünkü “Ş” harfi takviyeleri için teşekkür ettim, yazmadan, sesli oynayınca, önce söyleyeni tekrar edemiyorsun, şu mübarek günlerde bitkiye “Şaraplık üzüm” dedim, bi de hane halkını ikna ettim :))))))))))) Cümleten günaydın, öptüm, sevdim :)))) Bi ara “Ü” ile “G” ye de çalışın derim, yardım aldığım aramızda haaaa …

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑