SEMİZ OTU SALATASI İLE RUH HALİNİN BAĞLANTISI


PhotoGrid_1433683749217

 

Her türlü havanın can sıktığı, can sıkıntısının görünmez nedenleri, görünse de ele gelmeyen çözümleri olduğu bir pazar günü daha. Rutin işleri yaptık, aralarında pazara yakışanı, yakışmayanı, altı yedi senede bi olanı var. Fakat en çok var olan ; Bi uyuşukluk, bi tembelliğe özlem, bi akıldan geçenleri tarama, bu taramada uygun bi şey bulamama, mutlu olmamak için belirgin bir neden yokken, illaki bi neden bulup da mutlu olamama, yağmur beklentisi, hem de fırtına uyarısı ile buna rağmen bulutların arasından sıyrılıp, yakıp kaçan güneş, saatin beş ve yedi olmasını bekleme , bi umut, bi heyecan … felan fistan. Yani karışık, karmaşık, ne paralel giden, ne de kesişen bi ruh hali.

İnsan oyalarsa kendini kendi oyalar. Hep bu tip hallerde kadınlar patlıcandan, domatesten reçel yapıp, saçlarını kısacık kestirmişler, kendilerini çarşıya atıp cüzdanın dibine darı ekmişlerdir :))) Ben de biraz çamaşır makinesi ile bulaşık makinesi arasında gittim geldim, ütü yığınına hiiiiiiç göz atmadım, silme süpürme pazar için beyhude, bari yemek yapayım dedim :)) Buzdolabının kapağını açtım, malzeme durumuna baktım, akşam yemeği için masayı önce hayalle, sonra gerçekle donattım :)))) Abartmadım canım !!! derken ıspanakları kabı ile mutfak dolabına kaldırdığımı hatırladım kiiiiii yıkanmış ve yarın ya yumurtalı ya da gözlemeye iç  olacak ıspanakları son anda kurtardım, geldim 🙂

Şimdiiii, evin annesi tarif veriyor :))) Bu ikinci yapışım, tarifi kuzenden kaptım, yaz için mükemmel bi salata, hem lezzetli, hem şık, ölçüsü yok, “el terazi, göz kantar ” misali, olanı değerlendirdim, Resimdeki borcamın dibine 5 adet etimek dizdim, üstüne sarımsaklı yoğurt, az süzmesinden, az da fast foodlardan kalma mayonez ilaveli, yoğurtun birazını ayırdık, yoğurtlu etimek üstüne yıkanıp, kurutulmuş, iri olarak elle koparılmış semiz otlarını sık sık koydum, üstüne kalan yoğurt, onun üstüne, Kırmızı salçalık biber ve domatesi rondada çekerek bi sos pişirdim, ineceğine yakın içine bi kaşık salça, soğuyunca salataya ilave ettim 🙂 Gayet sağlıklı, hiiiiiiiç yağ yok, hiiiiiiiiç şeker ve un da yok, “alttaki etimeklerden de kimin payına ne düşecek,mayonezin lafını bile etmeye gerek yok, hem olcek o kadar !!!” diye de bi ek savunmamız var :))))

Sülalecek kalbimize giden yol mideye bi uğrar, aldığımız gelinler, vardığımız kocalar da aynı valla :)))) Ben yazarken saat beş oldu, sandıklar kapandı, ne çıkacak bakalım, aslında hepimizin istikbali çıkacak da nasıl tayin edildi, ona bi bakıcaz, her şeyin hayırlısı, biz sonuçlara yemek yerken bakıcaz, semiz otu faydalı, yanına protein olarak kırmızı et, evde kesme erişte, zeytinyağlı fasulye … hepsini yazmayım, belki Canan Hocam da beni okur :)))) Eveeeeet biz ailecek glisemik indeksin içine tükürcez bu akşam :))) Daha vakit var, sizde gayret edin, sizde indeksi yükseltin, hafif uykulu, bilinç parçalı bulutlu … günahı da yok üstelik :))))

Reklamlar

ÇİLEK, KREP, OMLET …


20150418_102140

Denize, gökyüzüne, yeni doğmuş bebeğe, ağaçta filizlenen sürgüne, yağan yağmura, kara, geceleri parlayan yıldızlara … saatlerce konuşmadan bakabilirim. Çilek hakkında da her sene yazabilirim 🙂 Görüntüsünü, kokusunu, mevsimini bi de reçelini severim. Çilek çıktımı bahar ortalanmış, yaza da az kalmış sayılır. Maalesef  “nerdeeeeee o eski çilekler !!! ” demek zorundayım.                                   Nerdeeee o küçük, kokulu, zamanı birden geçen, tadı olan çilekler, onlar da güzel insanlarla birlikte atlara binip gittiler. Şimdi çilekler cinayet aleti gibi, kocaman ve tatsız. Pudra şekerine, çikolataya, dondurmaya kuvvet yiyoruz. Şimdiler de çilek her zaman var ama ben yine de mevsimini bekliyorum. Aklımda Mayıs kalmış amaaaa, kızın ısrarı ile tezgahlarda da çoğalınca çilek zamanını Nisana çektik. Ailemde şaaaneee yemek yapan şaaaaneee kadınlar var 🙂 Onlar çilek reçelini de güzel yaparlardı. Artık ya yoklar ya da yiyecek kimse yok diye yapmıyorlar.

Reçelde pek iyi sayılmam ama benim de reçele yakın, hemen tüketmelik bir tarifim var ;  Çilekleri iri iri doğruyorum ama dörde bölmüyorum tabii ki de 🙂 Teflon tavaya koyup, üstünü örtecek kadar şeker ilave edip, harlı ateşte sulandıktan sonra kaygan  kıvamlı olana kadar çeviriyorum. Bu tarif kahvaltıda krepin yanına.

Genel de ölçüm yok ama krep için şaşmaz bir ölçüm var ; Bir su bar. un, 1 su bar. süt, 1 yumurta, 1 yemek kaşığı sıvı yağ, 1 yemek kaşığı toz şeker, 1 çay kaşığı tuz, 1/2 çay kaşığı kabartma tozu hepsini karıştırıp, kızgın büyük tavaya iri damlalar halinde dökersem pan cake, makinesinde waffle,  kızgın küçük tavaya bir küçük kepçe dökersem krep oluyor 🙂  Bir tabakta kat kat krep, bir tabakta ılık çilek, etrafında varsa bir iki yaprak nane, masada tatlı bölümü için sıra bekler 🙂 Önden omlet ile kahvaltılıklar var çünkü.

Hafta sonu kahvaltıya illaki omlet yaparım. Bunun için dolaptaki malzemeye bakarım :)) Biber, mantar, sosis, dereotu, maydanoz, peynir çeşitleri … az kalmış az da şekli kaymış her şey omlet malzemesidir. Şekli kayanlar bozulmuş, küflenmiş değil ama tazeliği geçmek üzere olan sebzeler, kırıntı peynirler 🙂

Bu sabah üç küçük sosisi küçük küçük doğradım, Teflon tavada yağ ile buluşturdum. (az sıvı yağ, az tereyağ ) Diğer yandan kişi başı başından bir fazla yumurtayı, yarım çay bardağı kadar süt , 1 yemek kaşığı un ve tuz ile çırptım ama çok değil, yumurtanın dokusunu perişan etmemek gerek 🙂 Hışırdayan tavaya döktüm. Biraz çeçil peyniri kalmış, üstüne sıraladım. kapağını kapattım, kısık ateşte hem kabardı, hem kızardı. Bir de çevirdim 🙂 Eğer omlet büyük ve ağır olursa dörde bölüp her parçayı ayrı çeviriyorum. Tabakta isteyene üstüne ince kıyılmış maydanoz, dere otu, kızarmış ekmek, hafta sonuna özel demleme çay ve diğerleri.

Her bir nimet için şükür, bir arada olduğumuz kadarına şükür, bu sofrayı kurabilmeye şükür … daha ne olsun ki.

Her Gün Yemek, Her Gün Emek, Bu Eve Bir Robot Gerek…


Evin annesinin en çok sorduğu ve bir türlü tatmin edici cevaplar alamadığı bir sorudur “Yemek olarak ne pişireyim ? ” sorusu. Farklı damak tatlı üç çocuk annesi olarak ben de mağdurum bu durumdan.

Bugün bir tatil günü. Malum geç ve zengin kahvaltılardan birini yaptıktan sonra tok karnına malum açlık sorusunu sordum. küçük oğlan “Monoton günlerin birbirini kovaladığı şu zamanda içine sevgi katarak bize küçük sürprizlerle dolu bir masa hazırlasan” şeklindeki duygu yüklü cevabıyla topu bana attı. Kızımda her zamanki gibi “Makarna yapalım anne” dedi. Bu arada kızı da bir görseniz her zaman makarna isteyen ama sanki hiç yemeyen bir tipi var. Büyük zaten gurbette, olsaydı bile “Kafana göre takıl anne” derdi. O her şeyi yiyen, farklı lezzetler deneyen biri.

Aslında zor iş lezzetli, sağlıklı, ekonomik ve değişik yemekleri günler boyunca hazırlayıp aileye sunmak. En sevilen, en çok yenen, en çabuk tükenen, en lezzetli yiyecekler yemeklerin çoğu uzman gözüyle ” Uzak dur” diye işaretlenmiş durumda. Zavallı sucuklu yumurta listede bir numara. Geriye kalanların durumu da ortada.  Ispanağa çocuklara yıllarca ” Temel Reis” hikayesi ile yedirdik. Yeşil fasulye, patlıcan etle, güveçle yazı idare eder. Kışa gelince pırasa, kereviz boğazdan zorla geçer. Uzun yıllar kerevizi mercimek çorbasına rendeledim. Aman kuzucuklarımın vitamini eksik olmasın dedim. araya başkalarının pişirdikleri girince , lezzet farkını itiraf ettim. Her türlü yaprağın içine et koyarsan yerler. Ama asala ana yemek olarak idrak etmezler. Bir keresinde çorba, lahana sarması, makarna ve salata ikramlarından sonra küçük oğlan “Ana yemek nerede?” diye sofradan kalkmamıştı. O bir alem zaten bir keresinde de üç öğün yemedik diye yatmamıştı.

Zeytinyağlı en çok yaza yakışır, kışın dolaptaki barbunya ve bamya yaz havası yaşatır. Bamya da yemesi ve pişirmesi zor bir yemek ama içine biraz nohut, biraz tavuk katıp ara sıra bazı bazı durumlarıyla sofraya gelir. Pirinç pilavı en az haftada bir pişer, makarna yanına suluca bir sos ister, olmazsa yoğurtla da gider. Patates listedeki kral sebze. Yaz, kış,sabah, akşam her zaman, her menüye eklenir. Patates kızartması çoğu zaman kurtarıcı yemektir. Çorba yaşlandıkça sevilir. fırında pişen İzmir Köfte her mevsimin , her yaşın favorisidir.

Ben yerken de, pişirirken de farklı lezzetleri karıştırmam. Bir arkadaşım vardı, sabah kahvaltısında kızına “Yumurta, bal, muz, peynir, zeytin, bebe bisküvisi, fındık kadar tereyağ” karışımı yedirirdi. Yazarken bile midem bulandı. Ben en fazla tereyağ, peynir, yumurta ile omlet yaparım. Belki karıştırmamak ufku daraltıyor ama biz çizgimizden memnunuz.

eskiden önlerine ne koysam bazen gönüllü, bazen zoraki yer kalkarlardı. Şimdi en az bir öğün dışarıda geçiyor. sabah kahvaltısız evden adam çıkarmam ama o da hafta içi pek besleyici olmuyor. Kör karanlıkta, kapalı göz kapaklarıyla, enerji sağlayacak ama yerken yormayacak tabakları her gün, her gün hazırlamak kolay değil. Bu durumda akşam yemeği daha da önemli oluyor.

Bir çorba yaparım, bu genelde kendime yönelik olur. Pilav, makarna ana yemeğin cinsine göre pişer. Bir gün balık, bir tavuk, bir gün et derken dünden bugüne sarkanlarla haftayı tamamlarız. Sebzeyi yesinler yemesinler pişiririm hatta yiyin diyede ısrar ederim. Uzun kış gecelerinde içi kıyılanlar için kek ya da kurabiyem devamlı bulunur. Yaz gecelerinde akşam için hafif sütlü soğuk tatlılar uydurulur. Meyve ile pek aramız yok. Evde bir miktar bulundururum, genelde kızım tüketir. aslında haftanın en fazla iki günü mutfakta uzun çalışırım. Diğer günler ek yemekler yaparım.

Hazır pişmiş, çokra rafine edilmiş şeyleri almamaya özen gösterip gayret ediyorum. Ne yazık ki lezzetli her şey ya yasak ya da yemesi çok zararlı. rahmetli anam, babam ölene kadar kahvaltıda kızarmış bol tereyağlı ekmek yedi. ikisininde ne tansiyonu çıktı ne de kollestrolü  yükseldi. Çünkü onlar yıllar önce her şeyin hilesiz, hurdasız ekilmiş, biçilmiş, üretilmiş, sağlıklısı ile beslendi. Çocukken turfanda yaz sebzesi mayıs ayında çıkardı. annem domates, salatalık doğradı mı kokusu mutfaktan odalara gelirdi. Şimdi yılın on iki ayı her şey var ama yazın bile yaz tadı yok.

Yediğimizin, içtiğimizin tadı kaçalı çok oldu. Elimizde olan hayatın tadı. Hayattan zevk almak, küçük mutlulukları yakalamak , anı yaşamak önemli olan. Gülmek, güldürebilmek güzel.

Bu satırları yazarken oğlum “Duşa giriyorum” diye seslendi. Bir ara gözüme çarptı gözlük camları çok pisti. “Gözlüklerini de yıka” diye seslendim. “Film seyrederken yıkayacağım, o zaman HD kalitesini yakalamış gibi oluyorum” dedi. Beni güldürdü.

Bir Çorba Hikayesi…


Uzun ve ağır kışların yaşandığı bir Anadolu şehrinden bu çorba.                           Eskiler komşu komşunun külüne muhtaç demişler, büyük şehirlerde yaşayanlar da komşu komşunun yüzüne muhtaç diye değiştirmişler.

40-50 dairelik bloklar, sabah çıkıp akşam gelen çiftler, eve yorgun argın dönüşler, alışveriş, temizlik, uyku, maç, eğlence, anaya babaya gitme şeklinde değerlendirilen hafta sonları derken, komşuluk çoğu yerde öldü, çok az yerde de can çekişiyor.Küçük yerlerde birbirine akraba olan, tutkun olan insan sayısı çok, trafik yok, bir blokta en fazla 22 daire, onlarında çoğu bildik kimse.            Uzun kış gecelerinde saat altı oldu mu evdesin. yedin, içtin, dinlendin oldu sekiz. Yatmaya en az üç dört saat var. Ne yapılacak o zaman bir kapı çalınacak.

İstanbul da başlayan evliliğim,  New York  da gelişip üçgeni Konya da tamamladı. 92 yılıydı. O sene de bir kış oldu, kar bir ay yerden kalkmadı. gündüz biraz erir gibi oluyor, gece tüm eriyen yerler buz tutuyor. saçaklardan sarkanlar cinayet aleti gibi. Gece ayazı desen içine işliyor. fakat bu koşullar gezmeye engel değil. Saat geldi mi sokaklarda bir trafik, kimi yaya, kimi arabalı, kimi bisiklette üç dört kişi akıllarına gelen bir eve misafirliğe gidiyorlar. O zamanlar haber verme yok, zaten gerekte yok. Kapıyı çalarlar yoksa, bir yanına, bir arkasına bakarlar, nasılsa herkes tanıdık.                                                                                                                                          Kimi zaman  evde bir kalabalık toplanır, sanırsın düğün evi. Hal hatır sorulur, hoş beş derken, sıra ikrama gelir. Mutlaka çay, belki yanında kuzinede közlenmiş patates, patlamış mısır, haşhaşlı buğday en sonuna da ille de meyve. Genç kızlar ya da yeni gelinler hizmete yardım ederler.

İşte bu kalabalık ve uzun ve de çok soğuk gecelerin sıcak çorbası” Arap Aşı ” Özel bir hamuru var. Eskiden büyükcene bir tepsiye hamuru hazırlanır, ortası açılır, tam ortaya çorba tası konurmuş. Kaşıklarla önce hamurdan bir parça, sonra doğruca çorba tasına, hamuru çorbaya kaçırmadan içenlerse galipler arasına katılırmış. Kaybedene bir ceza verilirmiş, belki bir tepsi börek istenir, belki de yarın ki çorbayı sen pişir denir…  çorbayı içenler, onları izleyenler, aradaki atışmalar, kahkahalar, pazarlıklar derken vakit geçer gidermiş.

Çorbanın aslı önceleri tavşan eti imiş. Sonra horoza, kuru kesim tavuğa derken market rafındaki tavuğa kadar gerilemiş. İnsanın içini ısıtan, baharatlı, kıvamlı, doyurucu, besleyici hatta eğlendirici…

ARAP AŞI ÇORBASI ve HAMURU:

Tüm tavuk alıp, karnına soyulmuş bir soğan, derisine bir iki damla limon, tuz ve çok az çekilmiş karabiber ekleyip haşlıyorum.Kemiklerini, derisini, gerisini mahallenin kedisine köpeğine, bir parça göğüs etini soğuk sandviç olarak dolaba, kalanını ve suyunu çorbaya ayırıyorum.Beş tepeleme çorba kaşığı unu tencerede hafifçe sarartıp kayınvalidenin dediği gibi kokulandırıyorum. Az bir soğuk su ile unu ezip bulamaç yaptıktan sonra bir çorba kaşığı domates salçası, en az bir tatlı kaşığı acı biber salçası (acı sevenler miktarı arttırabilir)  ilave edip tavuk suyu ile kıvamını ayarlıyorum. Tavuk suyu yağlı olduğu için ben ayrıca yağ ilave etmiyorum. Kaynatıyorum, didiklemiş olduğum tavuk etlerini ilave ediyorum,  kıvamlı olacak, zamanın ve suyun ayarı size kalmış. Şimdilerde öyle ortaya çorba konmadığı için hamur ayrı bir kapta çorbanın yanında ikram ediliyor. Kimi seviyor, kimi sevmiyor. İlk deneme için bir kahve fincanı una beş fincan su, bir tutam tuz, bir damla sıvı yağ yeter.Hepsini kaynatıp muhallebi kıvamına gelince su ile ıslatılmış borcama dökülüp donduruluyor. Dolapta iki üç saat beklemesi yeter. Küçük baklava dilimleri kesip ikram edebilirsiniz.

Afiyet olsun…

 

Evin Annesi Mutfakta


Güzel yemekler yapan büyüklerin olduğu bir ailede yetiştim, güzel yemekler yapan kayınvalidenin  yanında geliştim, kendi mutfağımda pişirip pişirip yiyenlere sergiledim. Mükemmel değil ama ona yakın lezzetler de yemekler pişirdiğimi düşünüyorum ve de bu konuda destek görüp övgüler alıyorum.

Ara sıra bazı bazı pişenleri sizle paylaşmak istedim. Daha sonraları resimler de ekleyeceğim.

KREMALI PATATES :

Geniş zamanların en favori kahvaltı yemeklerindendir. Malzemeleri bir büyük yuvarlak borcam için; orta boy 3-4 patates, 4-5 diş sarımsak, 125 ml lik krema, tuz , karabiber, kekik, kırmızı biber.  Önce sarımsakları küçük küçük doğrayarak borcamın dibine serpiştiriyorsunuz. Üstüne soyup halka halka doğradığınız patatesleri yıkılmış domino taşı modelinde sıralıyorsunuz.Üstüne kremanın hepsini yayarak döküp, baharatları istediğiniz kadar serpiyorsunuz. Kekik ve kırmızı biber çok yakışıyor. 225 derecelik önceden ısıtılmış fırında üstleri kızarana kadar pişiriyorsunuz.

YEŞİL MERCİMEK ÇORBASI:

Kış günleri için hem lezzetli, hem de besleyici bir seçenek. Bir su bardağı yeşil mercimek, bir adet orta boy domates, salçalık kırmızı biber, yeşil biber, yağ, nane, 2-3 yemek kaşığı arpa şehriye.                                                                                        Yeşil mercimekleri yıkadıktan sonra üstünü 2-3 parmak geçecek kadar soğuk su ve tuz ekleyerek haşlayın. Suyu azalırsa sıcak su ekleyin, suyunu dökmeyeceğiniz için de ayarına dikkat edin. Diğer yandan domates, ve biberleri blender da çekin ve yağ ile soteleyin. Haşlanmış mercimeklerin üzerine dökün su ilave edin, kaynayan suya da arpa şehriyeleri salın. Kıvamını ayarlayıp piştiğine kanaat getirince de üstüne bol nane ekleyin. Sofrada yanın da kırmızı pul biber ve limonla servis edin.                                                                                                                 Ben genelde şehriye yerine evde kesilmiş erişte kullanıyorum, daha kıvamlı ve daha lezzetli oluyor.Biber ve domatesleri de kış için yazdan çorbalık poşetler halinde hazırlıyorum.

BALLI TAVUK:

Bifteklik kesilmiş tüm bir tavuk göğsü, bir yemek kaşığı bal, ince kıyılmış maydanoz, yarım limon suyu, biraz kırmızı pul biber ve tuz.Bunların tümümü bir saklama kabında karıştırıp ertesi gün için buzdolabına koyuyorum. Yemekten 15 dakika kadar önce az yağ ile kızdırılmış teflon tavada orta ateş den biraz daha fazla bir ısıda dışları kızarıp içleri yumuşak kalacak şekilde pişirilir, spagetti ile ikramı hem güzel, hem de doyurucu oluyor.

AFİYET OLSUN

 

 

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑