Her Yöne Yolculuk…


Geriye dönük olaylardan bahsederken”gençliğimde” ya da “gençken” kelimesini kullanmıyorum. “Geride bıraktığım yıllar içinde” demek daha çok hoşuma gidiyor. En azından şimdiki zamanla geçmiş zaman arasında çok belirleyici bir hat çizmiyor.

Geçmiş zaman içindeki yolculuklarımda bindiğim taşıtlarda hiç bir şey okumazdım. Arada yakınımda birinin açtığı gazetenin iri harfli haberlerine göz atsam da etrafı seyretmek, konuşulanlara kulak misafiri olmak benim için daha eğlenceli olurdu. Bu şehir içi modeliydi. Şehir dışına çıkarken de köprüyü geçerken İstanbul’a son bir kez göz atar ardından da gözlerimi kapardım.

Her durakta inenler ve binenler toplu taşıma araçlarına görüntü zenginliği katarlar. Gidiş yönün de ve cam kenarında bir yer bulup oturursan hem içeriye hem de dışarıya bakarsın. Yol boyunca gözüne çarpan ip uçları ile kendine göre olası, onlara göre belki de çok aykırı hikayeler yazarsın.

Ben şu sıralar gençlerle yaşlılara ve aradaki farklara bakıyorum. Yan yana duruşlarına, yüz ifadelerine, konuşmalarına, kıyafetlerine… Gençken yaşlı duranlar, yaşlı iken genç olmaya çalışanlar bir de durumunun farkında olanlar var. Aslında süreç tüm insanlar için aynı ama yaşarken farklı, dışardan bakarken farklı.

Boyasız beyaz saçlı ama saçları fönlü, küt kesimli, ufak tefek, iyi giyimli bir kadın bindi. Yüzünü sonradan gördüm. Çizgilerine bakınca orta yaşlı fikrim yaşlıya dönüştü. Yakınımda bir yer buldu oturdu. ayakları yerden yukarıda kaldı. Küçük zarif ayakları, hafif topuklu temiz ayakkabıları vardı. Üstünde kahve tonları, boynunda eşarbı bir de bedeni ile doğru orantılı büyüklükte kolunun altına iyice sıkıştırdığı çantası. Tedirgin ve heyecanlı bir hali var. Belki de heyecan gideceği yerden, tedirginlik ineceği durağı kaçırma, kapıya vaktinde yanaşamamak  yanlış durakta inmek, belki de çantasını kalabalıkta kaptırma. Bakışları pırıltısız, hareketleri ağır.

Bir durak sonra saçları tepesine özensizce toplanmış, kulağında kulaklığı, omuzunda kocaman çantası, üstünde ben giydim oldu tarzından renklerin bir araya geldiği onlara göre spor, ben yaştakilere göre salaş kıyafetli bir genç kız bindi. Bir eliyle yaşlı kadının koltuğunun kenarını tuttu, öbür eliyle telefonunu karıştırmaya başladı. Siz benim telefon dediğime bakmayın gençlerin ellerindeki aletlerin yaptı en basit iş konuşmak. parmakları tuşların üzerinde uçarak dolaşıyor. Üç kuşak yan yana olduk. Muhtemelen teyzenin de yanında eski model, rakamları büyük, çantanın içinde kaybolmayan ve sadece çaldığını duyarsa “alo” diyeceği bir telefonu vardır.  Teyze bana annemi de hatırlatıyor. Banttan konuşan telesekretere “Dahili numarayı bilmiyorum kızım” diyen annemi.

Ayakta duran kız kızımın gençlik görüntüsü olur mu acaba? O da saçlarını yatmadan önce tarıyor, sabah tepesinde topluyor. Henüz telefonu yok ama onun da boynunda MP3  kabloları dolaşıyor. Saçlar, telefon, çanta tamam da bu renkleri benim kız giymez.

Kadını şimdi de Meloş’a benzettim. 83 yaşında fönlü saçlı, bakımlı el ve ayakları, ojeli tırnaklı, yıllar önce emekli, tek çocuklu, iki torunlu, biri kara toprakta, biri hayatta eski iki kocası olan ailemizin en yaşlı üyesi, babamın emmi kızı Melahat.Bana yakın oturuyor, yeni taşındı. Tüm eski anıları, komşuları, bildiği yolları, sahip olduğu pek çok eşyası eski semtinde kalmış. Aramızdaki 33 yaş farkını kaldırıp arkadaş olduk. Geçen gün bana gelirken bineceği dolmuş numarasını unutmuş, cep telefonuna sadece “alo” diyenlerden olunca da arayamamış geri dönmüş.

Kadının yanında yer boşaldı kız oturdu. Yaşlı kadın köşeye sıkışmış gibi oldu. Görüntüsü daha emniyetli, düşme ihtimali yok, çantasını bağrına bastı. Ayaklar hala havada, bakışları daha tedirgin çünkü kapıdan biraz daha uzaklaştı.                        Kız oturunca gözlerini kapadı. Sanki başka bir boyuta geçti. Bunlar inecekleri durakları nasıl kaçırmıyorlar. Etraflarına karşı ilgisiz, hayata karşı kayıtsız, belli bir program çerçevesinde yaşar gibiler.

Yaşlı kadın kıza bir şeyler söyledi, duymayınca eliyle dürttü. Kız kulaklığının tekini çıkarttı, hafif gözünü araladı, sorduğu durak için tabelaya baktı.Daha var dedi. Aslında ben konuşmaları duymuyorum, sadece hareketlere kendi cümlelerimi yazıyorum.

Saatler iş ve okul saatini gösterirken yaşlı kadın belki kendisi gibi erken yatan, erken kalkan, birlikte ortak hatıraları, tansiyonuna , şekerine göre ayarlanmış ikramları olan bir dost evine konuk olacak.Belki de ayda bir olan gündüz gözüyle gidilen , gün inmeden dönülen bir gezmedir. Annem de eskiden akraba sırasına giderdi. Kardeşim sabah bırakır akşam alırdı. Uzun saatler süren bu gezmelerden genelde mutlu dönerdi.

Birlikte büyüyüp aynı yaşlarda evlenmiş iki üç çocukları, onlardan torunları, gelinleri, damatları olan kayıp kocalı kadınlar.                                                                       Ayşe’nin düğününü, Fatma’nın doğumunu, Leyla’nın bir türlü kavuşamadığı aşkını gayet net hatırlayan ama akşam yediklerini unutan yarım hafızalı kadınlar.                                                                                                                                               Koca kahrı çekmiş, kaynana eziyeti görmüş, evi idare etmek için yoktan var etmiş evlilik mahkumu kadınlar.                                                                                         Ortak yanları çok, ayda bir toplanan, mevsimleri sonbahar ile kış arası olan kadınlar. Sıra annemde olunca yiyeceklerini hazırlar, hizmetlerini yapardım. Ağır ağır konuşup hastalıklarına göre beslenen bu kadınlar sıra eski eziyetli günlerini anmaya gelince tetiğine basılmış makineli tüfek gibi olurlar. sesleri yükselir birbirlerini dinlemeden kendilerini anlatırlar. En çileli sini ayıramazsın aralarından. Ayrı pencerelerden aynı bahçeye bakmak gibidir anlattıkları. Özünde aynı sözünde farklı.

Genç kız uyardı yaşlı kadın yerinden kalktı. çantasını tekrar kolunun altına yapıştırdı. Tutuna tutuna kapıya ulaştı. Durakta indi. Onu son kez etrafına bakarken gördüm. sanki yönünü arar gibiydi. Birden yaşlı kadın, Meloş, annem tek kişi oldular. Sanki bana yıllar sonraki benmişim gibi baktılar.

Son durak üniversite , genç kız muhtemelen orada öğrenci. Sabah bezginliğini ritmi yüksek bir müzikle aştı. Belki ilk derse girecek, belki kantinde bekleyecek. Onun hedefleri şimdilik uzak, isteklerini zamana yaymak için vakti var. Son durakta birlikte indik,  ayrı yönlere uzaklaşırken aklıma bir yol problemi geldi. A noktasından B noktasına farklı zamanlarda hareket eden yolcular ne zaman karşılaşırlar ? Matematik sorusu olarak eksik. Yolun uzunluğu, yolcuların hızı yok. Hayat açısından kolay bir soru. Herkes A dan başlar, kimi B ye ulaşır, kimi yarı yolda bırakır. Bir bakarsın aynı yolda olanlar bir otobüs içinde karşılaşır. Yolcuların bedenleri duraklara yol alırken hayal güçleri ve anıları zaman içerisinde gider gelir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑