Maçlar başladı hayatımdaki, yakınımdaki erkeklerin çoğu için heyecan dolu stres dolu dakikalar kayda geçmeye başladı.Kendimi bildim bileli futbolun da var olduğunu bilirim.Amcalarım, dayılarım, rahmetli babam, iflah olmaz fenerli eniştem.Sonraları kardeşim futbol topunun peşinden kimi zaman izleyerek kimi zamanda oynayarak gittiler.Rahmetli babam Vefa’ lı idi.. Hatta amcası klüpde yönetici imiş.Evin duvarında yeşil beyaz bir plaket tabak asılıydı.Kardeşim BJK, Ablam FB bende GS’lı olarak taraftar listesinde yerlerimizi aldık.Kardeşim genelde tüm BJK’lılar gibi hasta taraftar sayılır.Gençliğinde gücü yettiğince içeri de dışarı da epey maça gitti.Eskişehir ve Kocaeli maçlarından tek parça olarak eve dönmüşlüğü var..BJK’nın şampiyon olduğu Trabzon maçına da da sokağa çıkma yasağı biter bitmez yola düşmüştü.Sonra stat çok dolunca tv de maçı naklen vermiş idi..Babam da akılsız oğlan diye bir miktar söylense de, sonuç da oğlan mutlu oldu, buda zaten onların ilk fikir ayrılığı değildi.O zamanlar top bilgimiz futbolla sınırlıydı.
Sonraları hayatımıza basketbol da girdi.İki topla iş bitti sanırken, felaketler zinciri evlilikle başladı.İnsanın kocası nereye kadar her topun peşinden koşar ?
Eğer söz konusu benimkiyse sonuna kadar derim.Sporun ne kadar geniş kapsamlı ve çeşitli olduğunu öğrenmem 90 ‘lı yıllara rastlar.
Amerika’da o yıllarda pek bizim bildiğimiz futbol yaygın olmasada kendilerine özgü kör döğüşüne benzer bir şey oynuyorlar.Bu maçları hayatımda gelip geçici gördüğümden pek ilgi duymadım.Toplu olarak izlenen partilerde daha çok masanın başında yiyerek, içerek, sohbet ederek vakit geçirdim.Kısaca spor Amerika’da hayatımı olumsuz etkileyecek
şartlara sahip değildi.Ne zamanki Türkiye’ye hatta Konya’ya döndük, İşte o zamanlar ;Konya’lının tümü Konyasporlu olsada herkesin bir ikinci takımı var.3 Büyüklerin şehirde lokalleri mevcut.GS lokali şehrin içinde otel yanında, FB lokali şehrin biraz uzağında kamyon garajında (yorum yok) BJK lokali Ankara yolunda ocakbaşının üstünde( Bu da yorumsuz).
Tabi bu lokaller önceleri yoktu.Önceleri TRT ile idare ettik.Her şey bir pazar gecesinde biterdi.Sonra hayatımıza CİNE 5 girdi.Hastaya ilaç bizde hemen faydalandık.Önemli maçlarda hısım, akraba, arkadaş, çoluk çocuk salona ip gibi dizilerek küçük bir tribün havası yaratılır.Küfür yok ama onu anımsatacak hareket ve kelimeler bir yere kadar serbest.Bu arada gelenler evde kadın olduğu için yanlarında ailelerini de getirirler.Hanımlara ayrı oda çocuklara ayrı oda.Benim yerim mutfak.Çaylar meyvalar ikram edilir.Maçdan sonrada bir iki yorum yapılır sonra her şey normale dönerdi.Sonra da anormal zamanlar gelmeye başladı.
Önce CİNE5 Büyük bir TV ile otelin birine geldi.Eşim ve arkadaşları aynı bahane ile evleri terk etmeye başladılar.”Gelen giden oluyor sende çok yoruluyorsun, sigara dumanı da çocuklara zarar zaten, siz filmleri izleyin biz de maçı arkadaşlarla izleyelim” dediler ve dışarı açıldılar.
Otel de Konya’nın en iyi yemeklerini yapan, mezesini hazırlayan nadir içki ruhsatlı temiz yerlerden biri.Adam hizmetin hakkını verince maç günleri otel dolup taşmaya başladı.Normalde maç 90 dakika biraz uzar biraz yorum hepsi 3-4 saat edecekken bizimkiler sabaha karşı gelmeye başladılar.Maç bitiyor yorumlar bitmiyor.90 dakikalık maç hakkında 900 dakika konuş üstüne bir 900 daha istiyor.Hayır neresini anlamıyorlar orasını bir anlasam durumu kabul edeceğim.Haftada 2 gün maç var, 3 gün de yorum yapıyorlar.1 gün alışverişe gidiyoruz.1 günde erken gelip yatıyor.O da masa başında form tutmak için.Maç bitiyor, rakı bitmiyor,rakı bitiyor, muhabbet bitmiyor bunlar birbirine bağlantılı olduğundan Otel ile evin arası 10 dak. ama yol bulunamıyor.Baktılar her veden bir ses çıkıyor Konyaspor’da 1.lige çıktı.BJK’nın da 100.cü yılı .Lokali ayarladılar.Ayrı bir oda da yaptılar yönetimdeki arkadaşları ailesi de gelsin onlarda burada yesin içsin hiç olmazsa aile şeklini koruruz dediler.Ben de baktım olacak gibi değil karşısında olacağıma yanın da olayım dedim.Futbol bilgimi genişlettim.
Bana göre futbol; Dikdörtgen alanda 22 kişinin topu kovaladığı bir oyun.Uzun kenarlardan dışarı çıkarsa taç,köşelere rastlarsa korner, kısa kenarların ortasındaki fileye girerse gol üstten giderse avut,Kale önünde bekleyim arkadaşlar topu getirince gol atarım dersen oda ofsayt.Bu kadar basit bir oyunu niye o kadar anlatıyorlar hemde varsayımlar üstüne
Netice belli, puanlar gitmiş neyin kavgası bilmiyorum.Neyse futbolcuları da yakışıklılık derecesine göre zihnimize kayıt ettik.Maç günlerine katılmaya başladık.Herkes bir zaman rahat ve mutlu oldu.Fakat ben olamadım.Çünkü pazar gecesi pazartesine sarkıyor.Yarın okul var.Çocuklar yıkanacak.Çantalar hazırlanacak sabah erken kalkılıp servise yetişilecek.Maç bitiyor kalabalık gidiyor biz bir kaç aile kalıp yorumlara katılıyoruz.Rakıyı içtikçe muhabbet uzuyor .Akıllarında kalan bir pozisyonu evirip çevirip konuşuyorlar.Ne doğrusunu buluyorlar ne sonuca bağlıyorlar.Ben ikide bir  ne zaman kalkacağız diye soruyorum.Cevap aynı rakı bitsin kalkacağız.Fakat tam rakı bitecekken son paylaşımda birine yetmiyor, hoop yenisini açıyorlar.Kaç kez masadaki son şişeye bakıp şunun hepsini susuz içsem diye aklımdan geçirmişimdir.Ne yazık ki yarım apranaks ile kendinden geçen ben şişeyi bitirince ki durumumu göz önünde bulundurarak ve anne sarhoş baba sarhoş ne olacak bu çocuklar düşüncesinden kurtulamadım ve deneyemedim.
Bu da epey bir zaman devam etti.Hatta bir gün eşime mesaj çektim ” Kadifeden kesesi, lokalden gelir sesi, gelirken süt getir,ciğerimin köşesi” toplu halde duygulanmışlar.O gece erken dağılıp 2 şişe süt ile adamı eve yollamışlardı.Sonraları araba kullanmaya başlayınca ben istediğim zaman çocukları alıp eve gelmeye başladım.Problemin bir kısmı ortadan kalktı.Diğer kısmının yarısı eşim Ankara’ya gidince kalktı.Gerçi geldiğinden benden önce haberleri oluyordu.Adamı Konya girişinde karşılarlardı.Tabi eve gelmeden lokale.Sonra bizde giderdik.Her şeye alışıldığı gibi buna da alıştık.Şimdi yer gök haftada 7 gün yorum.
Biz İstanbul’a taşınınca problem hiiiiiiiiiiiiiiiiç kalmadı ekip dağıldı.Kimi başka şehre gitti, kimi tövbe etti, kimisi zaten aradan geçinirdi.Yani o fasılda böyle geçti.

Bu arada ligler tatil olsa bile yorumlar tatil olmazdı.Futboldan , handbool’a hatta oradan su topuna kadar her sporu ve kurallarını bilen erkeklerin bilmediği şeyler çoğu zaman insanı hayrete düşürüyor.Çocuklarım da futbolun hakkını verenlerden mesela küçük oğlan okulda top bulursa yemek yemez topu değerlendirir.Bugüne kadar hakkından gelemediği krampon ve eşofman markası yoktur. Tabii ki hasta BJK’lı. Büyük oğlan İTÜ’lü aslanlardan.Sarı kırmızı ona çok yakışıyor.Küçük kadar olmasa da düzenli halı saha yapar.
Zamanın da onu ve arkadaşlarını çok halı sahaya taşımışlığım var.Futbol her yaşta her şekilde benim kaderimde.Ne diyelim yeni sezonda tüm takımlara başarılar dileyelim.
GS, KONYA ve TRABZON sizi izliyorum.

 

Reklamlar

Anamın Özlü Sözleri…


Komik kadındı rahmetli, en olmadık yerde bir laf eder, konu çığırından çıkar, bir kahkaha tufanı ile kırılıp giderdi arkadaşları. Sesi de güzeldi. Dantel örerken ya da dikiş dikerken arada bir türkü tutturur, bilmem keyiften bilmem kederden en çok da “Yeşil ördek gibi daldım göllere” ile başlar “Anne bir tane daha söyle ” tezahüratları ile devam ederdi. Bir de patates soyuşunu hiç unutmam. Küçücük çocukken dışı iyi içi çürümüş patateslere “Aaaaaaaaaah aaaaaaaaah insanlarda böyle dıştan adama benziyor, içini bilmek zaman alıyor” diye söylenir “bakın” diye de bize gösterirdi.

Karadenizli olmanın bir çok özelliği vardı annemde. Çabuk sinirlenen, çabuk neşelenen, iyi yüzen, çalışkan, zordan basite indirgeyen…

Kendi gitti anıları kaldı, sözleri kaldı, anıların şahidi fotoğraflar kaldı.Rüyamda hep gençliğini görüyorum, hiç konuşmadan geçip gidiyor. Zaman zaman olayları annemin özlü sözleri ile bağlıyorum. Komik, tesirli ve arada ayıp kelimeli sözleri sizlerle de paylaşıyorum. Belki işinize yarar.

Öksüz çıra yakmış, ay akşamdan doğmuş.                                                                                 Martıya bokundan ilaç olacak demişler varmış denize sıçmış.                                         El elin eşeğini türkü çağırarak arar.                                                                                           Horona giren götünü çalkalar.                                                                                                         ırgatın orağını saklayanlardan mısın ?                                                                                       Hünerli hüner yer, hünersiz ekmek yer.                                                                                     Sokma akıl anca iki adım gider.                                                                                                    Engine dağlar engine, şimdi rağbet güzel ile zengine.                                                                  Mum dibine ışımaz.                                                                                                                              Gün doğmadan neler doğar.                                                                                                       Ucuz etin suyu kara olur.                                                                                                                Heriflerin iki çanağı varsa birini kıracaksın.                                                                                    Yolcu ile hastanın hali belli olmaz.                                                                                        Tırnağın varsa başını kaşı.                                                                                                                              Kel başa şimşir tarak.                                                                                                                       Derdimi saklayıp da kavuc olacağıma söylerim de gülünç olurum.                               Tutarsız adamla işe kalkışmak pisikle çuvala girmek olur.

Öğrenmeyi severdi yaşadığı sürece ajansı hiç kaçırmadı. son zamanlarda sürekli izlediği diziler vardı. Yaprak dökümü’n de Cem ölünce çok üzülmüştü. ertesi gün bana telefonda ” essa gene öldü mü ?” diye sormuştu. Bir keresinde de tekrar bölümlerinin birinde görünce “Aaaaaaaaaaay yaşıyo” diye bağırmıştı. Bihter’e çok kızardı, kocası Adnan bey için “ha bu uluk herifin fındık kadar bile aklı yok ” diye söylenirdi. Her şeyin iyisini ister, “Kötü mal alacak kadar zengin değiliz”, Pazardan alınan ucuz havlu ve çarşaflar için ” Sentetik ha bunlar” derdi. Kemençenin sesi ile kendinden geçer  “Horon edesi” gelirdi. Arada kardeşim biz bize iken onu dansa kaldırır, Allah adı verirdi. Zorla kalkmış gibi olsa da “ayağını yanlış atıyorsun” diye kızardı. Karne zamanlarında kılçıklı undan ekmek boğazından zor geçermiş, taze beyaz ekmek için “bunu bulduğuma şükür ederim, her dilimi pasta benim için” sözü günde en az üç kez geçerdi.

Hamsiyi yan yana dizer, bakır dönderme tavasında kızartır. “habu kaybanayı yemesek olmaz, canımız istiyor” derdi.  Çamaşırın en iyi elde yıkandığına inanırdı. şekeri, pirinci, unu takip ettiği gibi deterjan kabını da takip ederdi. Babamın arkasından “İlhan el Alosu da al ” diye seslenirdi. Halter kaldıranlara bakamaz “Kavuç olacaklar diye üzülür, İlhan İrem için “veremli mi aca ?”, Barış Manço için de “Dolaşık başlı oğlan” derdi.

Daha bir çok şey derdi, hatta demişti. Ama bunlar aklıma geldi.                                     Tüm ölmüş analar nur içinde yatsınlar…

Pazar günü annesi


 Pazar günleri cümle aleme tatil, bir tek evin annesine değil. Çalışan, okuyan, hatta boş oturan herkes pazarın keyfini sürer tadını çıkarırken onlara hizmet veren , tatillerini muhteşem saatlere çeviren biri var.

Büyük bir çoğunluk tatili uyumak, geniş zamanlarda lezzetli ev ve el yapımı yemek yemek, boş boş tv seyretmek, fanatikse on yüz bininci defa takımı hakkında  yorum seyredip maçını izlemek, çocuksa isteklerini tek tek hatırlatıp ortamın yumuşaklığından faydalanıp ısrar etmek ya da mavi ışıklı bir ekrana odaklanıp hareketsiz kalmak olarak anlar.

Bir pazar gününün içine bunların tümü sığar. Evin annesi o gün erken kalkmaz daha doğrusu gürültü yapmamak için kalkamaz. Tam bir sabah insanı olduğundan uyanmış olduğu saatle kalkacak olduğu saat arasındaki farkı gözleri yumuk, beyni çalışır vaziyette sıralama yaparak geçirir. arada dalıp giderse de sifonun ve ardından kapanan kapı sesi ile kendine gelir.

Nihayet biri kalkmıştır. Diğerleri de uyku ile uyanıklık arasındadır. Kimi çayın kokusuna, kimi de ” gazete ile ekmek sırası kimde ?”  sorusuna cevapla güne başlayacaktır.

Anne ilk olarak elini yüzünü yıkar, akşamdan makineye doldurduğu son parti çamaşıra temizlen komutunu verir. Salona kapıdan “günaydın” der ve çay suyunu koyar. Ardından balkonda asılı duran kurumuş çamaşırları toplar. Ütülükleri ayırır, diz kapaklarına ulaşan yığın ile göz teması kurar. Çorapları eşler, havluları yerine dizer. Bu arada su kaynamış, çay demlenmeye başlamıştır. İçeridekiler gazeteyi pay edip, tv de magazin izlemektedir. “Çay hazır mı ?” diye soranlara süre verilir ve sofra dizaynına geçilir. Bu özel güne özel ikramlar annenin sürprizidir. Soranlara” bekle de gör ” derken fırına kremalı patates, tavaya krep hamuru, kahvaltılıklara çeşitli peynir, zeytin, bir miktar yeşillik ve domates konur. tereyağlı yumurta tam masaya otururken sunulur.

Annenin özene bezene hazırladığı her şey özensizce çabucak tüketilir. çayını alan koltuğa yayılır, keyfine devam eder. Anne de bundan nasiplenmek ister. Çayı elinde bulabildiği bir iki sayfa gazete parçasına göz atar. aklında toplanacak kahvaltı masası, bulaşıklar, kulağında çamaşırın sıkılma sesi ile huzursuz olup işinin başına döner. Diğer ahali hala yatıp yuvarlanmakta, bulmaca çözüp, diğer öğünlerin menüsünü düşünmektedir. Bu arada banyo devamlı meşgul ve ıslaktır. Çünkü ev halkı pazartesine hazırlanmaktadır.

anne bir an önce koltukta yer bulup, kahvesini yudumlarken aile geyiklerine katkıda bulunmayı hayal ederek kapasitesini zorlar. Daha hızlı ve seri çalışır. Ondaki bu azmi gören hane halkı ona yeni görevler yükler. “okul kıyafetleri hazır mı ?, takım elbise kuru temizlemeden geldi mi?, akşam yemeği saat kaçta gibi soruların yanında performans ödevlerine yardım teklifi, mutlaka çok acil olan bir ihtiyacın temini ek hizmetlere katkısı da sorgulanır.

Akşam yemeği oy birliği ile nispeten kolay hazırlanan ve ya satın alınan bir öğüne ya da balık patates menüsüne yönlendirilir. son seçenek annenin günü banyoda noktalamasına sebep olur ki bence en ağır öneri budur. temizlemesi, kızartması (genelde tercih sebebidir), salatası, patatesi, mutfağın koku ve yağdan arındırılması, yenilip bittikten sonra “Öööööööööf her yer kokmuş” şikayetlerinin sineye çekilmesi tüy dikilmesine ramak kaldı işareti verir.

Saatler ilerlemiş, ev halkı yavaş yavaş pazartesi moduna girmeye başlamıştır. Anne en son acil ütüleri yapar. herkesi yatırdıktan sonra evine şöyle bir bakar. Dağılmış gazeteler, sağda solda türlü çeşitli, dolu boş bardaklar, örtüler, yastıklar, ilginç yerlerden sarkan havlular, tek tek çoraplar ve de memnun ettiğini sandığı mışıl mışıl uyuyan insanlar.

Bakaaar, bakaaaaaaaaar ve “Anneler tatil yapmaz, tatil yaptırır” cümlesinin ne kadar doğru bir ana sözü olduğunu düşünür.

Hayat müşterek midir ? acaba


“Hayat müşterektir” cümlesi evliliğin temel taşlarından olup, uygulaması %100 oranına göre %25 in üzerine çıkamamaktadır.

Günlerden bir gün Beyoğlu’n da yürürken sabah programlarının acar muhabirlerinden biri bir mikrofon uzatsa “Hayat hangi konularda müşterektir?” dese, uzun uzun düşünüp cevabın başına bir takım “eeeeeeeee” ve “ıııııııııııı” gibi uzun sesli harfler ekleyerek, birazda eşimin hakkını yememek için “Kestirme yolları bildiği için arabayı en çok o kullanır”, “TV kumandasını kollarım kas yapmasın diye uyanık olduğu sürece bana vermez” ya da “Bana kolaylık olsun diye çorabının iki tekini de aynı odada çıkarır” diyebilirim.

Ev kadınlığı nasıl bir etiketse eğitimli olmak, çalışıyor olmak, sarışın olmak hatta iki yabancı dil bilmek bile imzayı attıktan sonra solda sıfır gibi kalır.Hele bir de hayatınıza çoluk çocuk da eklenirse  üzerinizdeki etiketlerden yamalı bohçaya dönersiniz. Evin annesi, doktoru, psikologu, garsonu, ahçısı, temizlikçisi,ütücüsü… artık kapıdan içeri girdiğinizde ya da çıktığınızda ev halkını ilgilendiren ne varsa sizin sorumluluğunuzdadır. Çalışıyorsanız bunların bir kısmını yapacak gücü ve zamanı bulamazsınız. O zaman da bunları yapacak birini bulmakta sizin görevinizdir.

Evin annesi saat kaçta yatarsa yatsın hep aynı saatte kalkmak zorundadır.Yılın en az 355 günü yemeği pişirmek ya da temin etmekle mükelleftir. Kopan düğmeler, içinden ayak parmakları çıkan çoraplar,çamaşır sepetinden çıkıp askıya asılma sürecini tamamlamamış gömlekler, ütü çizgisi doğru yoldan çıkmış pantolonlar ya onun ihmali ya da gözünden kaçanlardır.

Çocukların dersleri, gidecekleri doğum günlerinin hediyeleri, spor faaliyetlerinin düzenlenmesi, yıkanıp paklanıp haftaya hazır edilmesi de annenin eline bakar.Pazardan çıkıp pazartesine savaş alanı görüntüsü almış olan evi akşama kadar yaşanabilir hale getirmek, aynı gün içerisinde üç çeşit sağlıklı , besleyici yemek pişirmek, akşama kapıyı söylenmeden güler yüzle açabilmek ev psikolojisi için büyük önem taşır.

hafta sonu toplu alışveriş için babayı ikna etmek, akşam yemeğini fast food alanına kaydırıp arada kaynatmak, evden beş kalem eksikle çıkıp 35 çeşit malzeme ile dönmek zaman içerisinde kazanılan yeteneklerdir. Çalışıyorsa kendi parası ile çalışmıyorsa babanın bıraktığı harçlıkla ihtiyaçları karşılamak, her türlü faturanın son ödeme tarihini hatırlamak, her daim sihirli anne havasını yaşatmak ona yakışır.

Bir demet çiçek gücünü ikiye katlar, bir öpücüğe tav olur, iltifatlarla dolu iki üç cümle gözlerini doldurur. üçünü bir arada bulursa geçici olarak ruhunu teslim eder.

saymakla bitmez evin annesinin nitelikleri kendi ana renkleri tonlar halinde yayılır eve.Dört duvar arasındaki cennetin de cehennemim de mimarıdır anne.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑