KALAN ÖMRÜMÜZE KAÇ KAŞIK REÇEL SIĞAR????


Bir bahçe duvarı üstünde, sırtını incir ağcına vermişken, elinde sanayağı sürülmüş bir dilim taze ekmek, üstünde dans eden çilek ya da vişne taneleri, ağzının kenarından damlayan, eline yapışan, saçına dolaşan, elbisene damlayan… sana konu üstüne gülünç konular açan, reçelli ekmek hatıraları çoğumuzda vardır. Ailede hatırladığım her kadın güzel reçel yapar, ben de güzele yaklaştım hazar 🙂 Sabah sabah nerden buralara geldim?

Canım reçel çekmedi ama geçmiş günleri çekti, kimin çekmez ki, tekrarı olmayan anlarda kaldığını sanırız mutluluğun, sanki her reçel yediğimiz zaman bir mutluluk belgesi, hepsi aklımızda, o günlerdeki mutluluk anlatma ile bitmez… bunlara çok da takılan biri değilim. Her canlının mutlu, mutsuz günleri illa ki olur, ruh hali hangisini aklında tutmak isterse tutar. Kötü ruhlara kötü anılar, iyi ruhlara da iyileri düşer demek yerinde bir tespit değildir, ruhların ayarı olduğu söylenemez, yalnızca tüm iyi ruhların ömrü ne kadar iyi olduklarını ispatla geçer, iyilikte ispat kötülükte ispatla yarışamaz, çünküüüüüüü kötülük iz bırakıcıdırrrrrr!

Dolapta bir avuç çilek kalmış, dün şekere yatırdım, sabah da kaynattım, kızım okuldan geldi yiyor, “güzel olmuş” dedi.  Bu yavrucaklar sosyal medya üzerinden sosyalleştiği için, bir dilim ekmeği paylaşmanın, komşu teyzenin ikramından faydalanmanın, abartılı çocuk hikayelerinin ne olduğunu bilmiyorlar, bizim zamanımızda abartmanın ölçüsü yoktu, devlere, canavarlara, hayaletlere… inanmamış gibi yapıp korkusundan ölerek büyüdük biz. Şimdi biri sallamaya kalksın en az üç siteden yalanlıyorlar 🙂

Geçenlerde bir arkadaş beni sağlıklı ürünler üreten bir gruba ekledi, yoğurt, ekmek, sirke, kefir, börek çörek… gidiyor paylaşımlar, yoğurdu yaptım, ekşi maya başarısız, turşuya zaman var,sirke yeniden denenecek… gibi sonuçlar alarak izlemeye devam ediyorum, Ama geçen gün bir çilek reçeli tarifi geldi, kahrımdan öldüm desem şimdi neyim ben  olur da :)))))) Hayatımın en tatlı anılarına sahip çileğin, içine elma suyu, kuş üzümü suyu, içme suyu, sirke, pancar şekeri yerine bal ile reçel olmasını üzüntü ile karşıladım, ayıklanıp bire bir ölçüde akşamdan şekere yatıp, sabah da kaynayan, ineceğine yakın içine bir iki damla limon damlayan, inince içine bir bıçak ucu tereyağı katılan, kokulu reçeli mukayese ede bilirmiyiz tabakta perişan yatan sağlıklı çileği, soluduğumuz havada hayır yok iken, sebze meyve tarım ilacı ile sofraya gelirken, ilklimler ilklim değil, mevsimine göre ekip biçme tarih olmuşken, bunların faturasının sayılı tükettiğimiz reçele çıkması beni acaip sarstı, elime geçen her meyveden sebzeden reçel yapıp hediye götürmeye karar verdim, patlıcan, süt, ıhlamur çiçeği, domates, kabak, ceviz listemde baş sıralarda.

Zaten insülün direncim var, yiyesim bile gelmez iken, kalan ömrüme kaç kaşık reçel sıgacak ki onun da sağlıklısında israr edeyim, korumalı kavanozlardan almam ama evde de yaparım gayri.

Konuyu daha da uzata bilirim, reçelden yapışık yapışık pek çok yere bağlana bilirim ama yapmıyacağım, yazdım, bittiiiii! konuyu kavanoza kapattık :))))

 

Reklamlar

MART 2018 GÜNLÜKLERİ


Bu da eski kullandığım resimlerden, büyük olasılık bir arkadaşındır, Mart ayına yakışır, Bahar canlanmak demek , tabi ki de ilk olanı, son olanı sonumuz gibi. Karşılaştırmalı Martlar bunlar, bir önce ve sonra aynı ay, aynı telaşlar, aynı ruh halleri mi acaba ???? değildir, her yılın bir önceki yılı kapatıcı özellikleri var, büyüyoruz, uslanıyoruz, olgun ve dolgun bir görüntü de cabası, saçlarda beyazlar, göbek çevresinde yağlanma … hayat her şeye rağmen yaşamaya değer! Tadını çıkaralım lütfen de kırktan önce bu duygu gelişmiyor.

01 MART

SERGİ, SİNEMA, TİYATRO, KİTAP
Gezdim, gördüm, izledim okudum, iyi de yaptım, şimdi tavsiye ediyorum;
Aksanat’da Garip Meyve diye bir sergi var, geri dönüşebilen her şey görsel olarak geri dönmüş, içinizdekileri dışa dökülünce nasıl değişir, dışımızdakileri içimize nasıl yansıtırız, ne gördük, ne düşündük, gerçek var da tanımı neye göre gerçek … bir anlamazlık, anlatamamaklık, anladım sanmalık halinde geziyor insan. “İnsan ve büyük bilinç dışı, insan ve ortak bilinç dışı, insan ve söylenleri, insan ve gerçeği: Garip Meyve!” Diye bir açıklama da var 😄
YKB de Sabahattin Ali sergisi var ve illa ki gidilmeli, çok güzel tasarlanmış, Sabahattin Ali’nin yaşadığı şehirler, şarkıları, şiirleri, resimleri, mektupları… hele tren kompartmanı gibi düzenlenmiş bölüm çok hoş, gidilesi, görülesi, şiddetle tavsiye edilir, ücretsiz sergiler 😊
Alyoşa oyununu izledim, Aliye Berger’in hayat hikayesi, Füreyya, Fahrinisa, Aliye, Cevat Şakir… yakın akraba olunca, hepsi de bildik, hem magazinsel, hem sanatsal aile, Devlet Tiyatrosu Tekel Sahne’de dekor için masraftan kaçınılmamış, güzel oyun tek perde, gidelim ki Yaşasın Tiyatro!
Beyaz da artı sahnede özel tiyatro, Deniz Çakır aynı Yaprak Dökümü’n deki gelin, hiiiiç gelişmemiş, hoş ve boş vakitlere göre
I, Tonya; gerçek bir buz patenci hikayesi, Amerikan tarzı gerçek, bayılmadım ama sıkılmadım da, başka sinemada
Hakaret; Bugün izledim, oscar adayı yabancı dildeki filmlerden, bir Orta Doğu Hikayesi, Filistinli, yahudi, Lübnanlı, iç savaş, adalet, insan olmak … güzeldi.
Resimdeki kitapları okudum, hepsi bir birinden güzel, alıp başını gidiyor, başka dünya geziyorsun da problemlerin insanı, toprağı değişik, konusu aynı.
Eeeeeeey sanat ve edebiyat; Besle bizi, doyur gözümüzü, incelt ruhumuzu, sevdir acılarımızı,paylaştır yüklerimizi … hatırlat insan olduğumuzu.

 

04 MART

Görmezden gelmek; Kaçış yollarının en kolayıdır, uygulama alanı geniştir, kendi içinde ikiye ayrılır, yok sayarak görmezden gelme, var sayarak görmeyi erteleme. Birincisi inkardan gelme de sayılır, muhasebenin temel ilkesi; para yoktan var olmaz, var ise kaybolmaz. Hayatta bir muhasebe olduğu için, sonuçlarını yaşadığımız bir şeyin aslını inkar etmek ne cemaatlere üye olmakla ne de günde 5 saat yoga ile … düzelmez, yani, iç huzuru sağlamak diyorum, bilmekten, kabul etmekten, çare aramaktan gelir. Var olana göz kapamak büyük vicdan savaşlarının sebebidir, vicdanın gözle görülmesi incelik işidir, göstere göstere vicdan olmaz, vicdanın resmi bulunmaz, kaç “like” aldığının sayısını eylem belirler, eyleme geçenlerin vicdanı red etmesi hakkı da vardır, buradaki vicdani red başka redler ile istenirse karıştırıla bilir, üstüne bir bardak limonlu ılık su içilirse,kara bulutların altında bir pencere önünde, pazar uykusu uyuyan, gündüz insan gece hırt gençlere tıkırtı yapmamaya özen gösteren annelere konu olur 🙂
Cümleten günaydın, dün gece Merkür ile Venüs kavuştu, Terazi Burcunda güzel şeyler olacakmış, gökten güzellik yağmasını bekliyorum, kötülük burnumuzun dibinde ilen iyiliği uzak yollardan beklemek de yaman çelişkiler arasında. Kış da bitti, kutuplara bile (-5) ile bahar geldi, Kuzey Avrupa cezalı, bizde de kısa süreli tuhaf sağanaklar var, tabi ki de dünkü tufanı kaçırmadım, arabada cama silecek yetişmedi, alt yapısız yollarda oluşan göller, buji ıslanmalarına yol açmış idi, sağa çekenleri hemen bildim 🙂)))))
Eski arkadaş grubunda yemekli bir toplantı vardı, mısır ekmekli, karalahana dipleli, hamsili pilavlı, kuru bamya çorbalı, profitrollü … eve tartılmadan girdik ama çıkarken bir fark hissettik, ev sahibi ev yapımı vişne likörünü unutmuş, ben de minik bir boşluk var diyordum, kendi kendime 🙂)) Eski arkadaşlıklar güzel, sohbet, anı, hatıra, güncel …derken güzel saatler geçirdik, her şeyin çok güzel olduğu nadir zamanlardan biri idi, hissettik de.
Hayatta yük olan şeyleri tespit edip hayatından çıkaracaksın, insan, eşya … hiç fark etmez, at gitsin.
Mızmızlanıp, şikayet etmek bir şeyi çözmüyor, baş ağrısı, karın ağrısı, can sıkıntısı yapıyor, ölümden gayri her şeyin çaresi var, neticede bir ömrümüz var, süresi belli değil, uzadıkca kalitesi düşme ihtimali yüksek, kısa ise de tadını çıkarmak gerek, “tad mı kaldı” diyenler de haklı, yine de kıyıda köşede bir lezzet buluna bilir, iyi bakmak gerek.
Gülmek, sevmek, iyi dileklerde bulunmak, hoş görü ekip biçmek bunları çoğaltmak gerek,amaaaaan, her işin başı sevmeyi bilmek, sevmek üstüne hesap kitap yapmamak, karşılıksız yaptık sanım, karşılığını beklemek de iç ağrısı.
Amaaaan işte her pazarın bir pazartesisi var, içinde ben varmıyım??? diye bilmeden, hayata yanlış yerden asılmalara boş verelim, elimizden gelenlerin güzel olması için çabalamak bile yeter.Bilmem anlata bildim mi, yanlış anlayanlar hiiiiiç anlamadım saysınlar, ben; “anlat, anlat heyecanlı oluyor!” diyenlerin peşinde miyim acaba ????? İnsanın canı arada mantarlı mantı pişirip bazı kişileri çağırıp yedirmek istiyor, suçumuz da iyi yemek yapmaktan öteye gitmez o zaman 🙂

05 MART

Her şey bir rüya olsa unutarak uyansak” ah olsa da diyemiyoruz, bir sabah unutarak uyanmak ihtimalimiz var ama iyi yönde değil, Unutmak beynin bir eylemi, keyfi gibi görünse de beyin çok seçici, bilinç altı ile iş birliği yaparak bizi kandırmaya devam ediyor, unuttum sandıkların hortlarken, unutmam dediklerin kayıplara karışıyor, bazı lüzumsuz görünen hatıralarım var, hatırlamak hiç bir işime yaramıyor ammaaaa ruhumun iç derinliklerinde bir yaraya tekabül ettiğinden hazar, her daim canlı.
Dün merkür ile venüs karşılaşmadı, bence çarpıştı, hatta merkür geri gitmeye başladı Aaaay berbat bir gün oldu, planlar ters bile gitmedi, alt üst oldu ki bu durumda bir hareketle eski haline gelmesi lazım ama planların hasarlı parçaları var, telafisi olmayanlardan desem de abartmış olurum ama olmadı, olanlar uymadı … bugünü istemiyorum, silelim, yeni baştan deneyelim! yapamıyoruz, yapılmış günleri yapılandırmak her yaşta zor, yaşlandıkça daha mı zor bilmem, yaşlanmak, kalabalıklaşmak ile beraber gelince, her kafadan çıkan seslere ancak Rap tarzı şarkı yazılıyor 🙂
Yani; kılıcını kuşanmışım da yel değirmenlerini kafaya takmışım da, yanıma bir de Panço uydurursam zafere doğru kaçar mıyım, yoksa zafer benden mi kaçar, bugünlerin yarınları da var mı, dünleri ne yapacağız … diye ipe sapa gelmeyen sorularıma un arıyorum, o iplere serip, göle de maya atmaya gideceğim, kürküm var, onu da yemeğe götürüp, bana damdan düşeni getirin, diye tutturacağım.
Bugünü güzel yapacak bir şeylere ihtiyacım var, proton bombası hapımı yuttum, midemi yola koyup, ardından evi yola koyup, kendimi de bir araya şıkıştıracağım hazar.
Günler gelip geçer, biter bir gün kabus geceler, bu daaaa geçeeeeer! Sen bana haberler ver, Neeee habeeeeer! daha daha ne habeeeeerli bir kahve içsek de kendimizi kendimize gelmiş saysak mı acep ??????
Yepyeni olduğunu iddia eden pazartesinin geçmiş pazartesiler artığıyım, başımın çaresine bakmak benim başımın işi,
Haydi o vakit, aşk ile günaydın diyelim, bi gayret olacak sanki, az yalan dolan, üç maymun, çok kırılsa da bir şey olmayan hayaller ile…

08 MART

Kadın olmak; çoook geniş kapsamlıdır, tarifi reçetesiz, çilesi düğüm düğüm, savunması aciz, sırtını yasladığı babası, kocası, abisi yok ise acayip yalnız, dul, müzmin bekar ise devamlı aranan, kanunlarda kurallarda toplu iğne başı kadar yer tutan, evde, işte her yerde her hizmeti veren, sana ne ile bana ne den sürekli nasipsiz, sırtında sopası, karnında sıpası olanı makbul, şişmanı alay konusu, yaşlısına ölse diye bakılan, yalnız yaşayanı itin kopuğun haklı gözetiminde, mirastan dine dayandırılarak mahrum, gözü yaşlı, hıncı içinde saklı, direneni cehenneme direk olandır!!!
Öyle, kızlarımıza öz güven neymiş öğretelim, hak arayışlarının önüne geçmeyelim, şiddet gördüğü zaman arkasında duralım, erkek nesline oğluna, kocasına, babasına, erkek kardeşine esir olmamasını öğretelim, okutalım, iş sahibi olsun, ekonomik özgürlük nedir bilsin ve onları gerçekten çok sevelim, kızlarımız hayatımıza renk olsunlar ve bu renklerin gökkuşağı gibi dünyayı sarmasında bir payımız olsun.
Günsüz kadınlardanım, her gün kutlama yapacak güzel şeyleri tüm kadınlar için isterim, eğitim şart! diyorum, bi de Günaydın, gün içine tam sayfa, çok renk olsun 💕💕💕💕💕

13 MART

Sabahlar da değişiyor, kalkış biçiminde fark var, “Ne giysemden, ne pişirsem” e oradan da “nerem daha çok ağrıyor” ağrıyor sabahlarına geliyorsun, kalkmadan kendimi etraflıca bir dinliyorum,sorular soruyorum, “kolum, bacağım iyi misin, gözüm kulağım iş başında mısın, elim ayağım hazır mısın, aklım başımda mısın…” Şimdilik cevaplar ikna ve tatmin edici 🙂 Sonra da radyonun kulağını bükerek güne başlıyorum, bazen en önce çamaşır makinesine el atmış da ola biliyorum, sıralama çok mühim değil, her şeyin ve herkesin sırası geliyor, sıra bekleyenler ile sırayı hayata geçirenler aynı özne değil, sıra bekleyenler her zaman canlı bile değil, sıra ile can verdiklerimiz var.
Amaaaan sabah sabah yine çarşafa dolandım, insan böyle işte, esas söyleyeceklerini söylememek için çevirmediği dolap kalmıyor, bunlar dilsel dolaplar, kalp ile çelişkili genelde.
Ne demiş Kenzaburo Oe; Kendini kandırma zehrini bir kez tadan insanlar, bir daha kendilerini asla kurtaramazlar …
Doğru demiş, kendine yalancı olmak ile başlıyor her şey, itiraf etmek ile af etmek arasında ne kadar fark var ????İkisi bir arada bir tek kendimize olur, kendine itiraf et, sonra da kendini af et, Zor ama zorunlu iş. Bunu yapmadan, yapamadan gidenler var. Küs ölmek ile pür barışık ölmek arasında ne fark ola bilir???? birinde ruh hafif, yağ reklamındaki gibi havalanıp bıraktığı dünyayı gezerken, diğeri ayağına taş bağlanmış gibi dip üstüne dip mi yapar ?????
Sabahın derin konuları bunlar, dünya derin olmaya değer mi, üstünden doğru yaşayıp gidenler ile hırs ile ihtiras ile gününe gün yüzü göstermeyenler arasında enerjiden öte farklar var, “ölümün tek gerçek olduğu bu dünyada:” deyip iki nokta üst üste koyup, çekilelim, devamı herkesin kendine özel olsun.
İnsan her gün kendine”bu günden itibaren hayatım için neler yapa bilirim” diye sormalı, hayat her güncellenmeli,ölüyoruz ve öldürülüyoruz, hem de isteğimiz dışında bi de öldürenler var ki onlar ayrı safta.Pet şişeler kadar uzun değil ömrümüz, aman olmasın da her şey yeteri kadar, bıkmayalım, bıktırmayalım.
Dün yerlere yapışarak temizlik günümdü, eşimde yıl başından beri evde, çoooook zor günler, dersem, zorluğu nerede diyenlere ne cevap verecem, isteyene uzuuuun uzuuuuuun özelden yazarım 😀
Yaşlandıkça annemin huyları canlanıyor üstümde, Rahmetli babam vakit namazlarına camiye giderdi, her geldiğinde rahmetli anam çoraplarını yıkar yenisini verirdi, eve gelinde ev üstü, doğru mu giydi, kontrol felan , uzun işer idi, öğleyi ikindiyi bir yapsın isterdi, “kendine arkadaş et, caminin bahçesinde otur, yürü …” diye adamı yönlerdirirdi, dün eşimi markete yollarken, biraz da yürüyüş yap! diye tembih edince kendi kendime çok güldüm.
“Hayat öyle ya da böyle, hatta şöyle bir şey” demekle şeyleri şey olmaktan kurtaramayız 🙂 “Şey” önemli, manası, işlevi kaçamaklardan kaçarken kazaya denk gelmek gibi bir şey 🙂))
Silah satışları son beş yılda yüzde 145 artmış,Ülkem pazar için bir fuara çıkarma yapmış, Satıyoruz yani, Sen insan haklarında Moritanya’nın bir altında, Bahreyn’in bir üstünde 130.cu sıra ol, ve silah üretmeye hız ver, Tuhaf diyemeyiz. Uyuşturucu günden güne artıyor, yaşamak için kafaların uyuşması gerek diye düşünenler ve bunu ticarete dönüştürenler her zaman var, 80 ülke de seri üretim varmış.
Kafaları uyuşturmadan kullanma yollarını bulmak gerek, illa hap atmak, cigara sarmak gerekmiyor, tv izlemek de bir uyuşturma tarzı, sinemaya gidelim, tiyatro seyir edelim, okuyalım, içlerinde en ucuzu okumak, kitap ucuz değil ama güzel kütüphaneler, ücretsiz etkinlikler var, kafayı dağıtalım ama kendimizi dağıtmadan, kafayı nerede nasıl, neyle dağıttığımı sonra toplu yazarım, geziyorum, okuyorum, seyir ediyorum yani 🙂
Darısı başınıza, Günaydın 

17 MART

 

Varlığı süreklilik arz etmeyen, yokluğu bunalıma düşürmeyen gelip geçici alışkanlıklarım var. Bir zaman alışıyorum, sonra bırakıyorum. Sıkılıyor muyum, modası mı geçiyor, güncellenince yenisi mi geliyor… bilmiyorum, istesem bilirim de gerek de duymuyorum, dünya üstüne felsefem; “ne esir düşeyim, ne de esir edeyim, öyleeee yumuşak yumuşak, en fazla tatlı sert, olmadı alıp başını kahretmeden git…”
İnsandan ilaç yapanlar hayatın içine tükürenlerin en önde gideni, onlarında önünde “baskın karakterler” var, gerisi sürü dersek kaç koyun çitten atlamıştır???? saya bilir miyiz 🙂))
Bir şeyi bir şeye bağlayıp, yokluğunda yok olacağını sanıp da yok olmadıklarını görünce kalmaya uyum sağlayamayanlar!!! Nedir sizden çektiğimiz, dünya oyun bahçeniz, insan oyuncağınız, fıtratınız; Kıskanç, karakterinin inkarcı baskın, huyunuz mantarlı, suyunuz aleni zehirli, havanız poyrazdan lodosa, gücünüz karanlık, desteğiniz sürünüz … aaaaay aaaaay say say bitmez, arada sözü geçen mantar bir filmden aklımda yer eden, aslında iki filmde geçen, geçtiği gibi de yol gösteren 🙂 Onu etkinliklerimi yazarken yazarım, Film hala sinemalarda, heves kırmayalım, ön yargı beslemeye sebep olmayalım yargı bağımsız olsun.
Her şey, herkes bağımsız olsun, bağımlılar ipi uzun tutsun, instagramda beni takip eden bir büyücü var, sosyal medyanın bu yanı menfaat üstüne, hiç tanımadığınız biri sizi takip ediyor, “aaay ne hoş, ne güzel havası!” ile nezaketen sen de takip ediyorsun, sonra o seni siliyor, ama sen takipçi kalıyorsun,bu da bir yöntem, artık tanımadıklarımı takip etmiyorum, onlar istedikleri kadar takipte kala bilir, “takibe takip” e sınır getirdim 🙂))) Aaaay çok da tın! Hayatta yaptıklarını sergiye koyanlar, çaktırmadan işlere müşteri arayanlar, egosunu basamak yapanlar, yalanarak yaşayanlar derken yalakaları besleyenleri kast ettim, siz var ya siiiiiiz, dünya batmadan batasınız!
Biraz da magazin; Trump’ın büyük oğlan boşanıyormuş, 2005 den beri beş çocuklu eş, medya baskısı ve seyahat fazlalığını sebep olarak sunmuş mahkemeye, şiddetli geçimsizlik bir yerde gizli 🙂 Doğan grubunu Demirören grubu alıyormuş, Hürriyet, Fanatik ve posta yayın hayatına başka mecralarda aynı şekilde daha da aşırı bağımlı olarak devam edecek hazar, “param olsa ben de gazete alırdım” demek için kaç şart gerek ???? Çin’de bir kadın 20 saat telefona bakmış, beyni bir şey olmuş, şimdi ona hastanede bakıyorlarmış.
Az da güncelle kararalım; ABD nin yeni dış işleri bakını, eski CIA başkanı, Ölüme en yakın işkence ağza buruna ıslak havlu koymada bir numara ama nasıl yaptığına dair belgeleri yok etmiş, İran’a düşman, genelde İslama düşman, En çok da iklime düşman, doğayı sallamıyor, Dünyanın eeeen zengin kardeşleri olan Koch ‘ların sözünden çıkmaz diyorlar. Ne diyelim bunun neresinde hayır var, görmeye ömrümüz yeter sanırım, bu arada en az kendi kadar kötü Bayaaaaan yardımcısı yerine başkan olmuş.
Artık ordan sallanan füzeler, buralara düşünce Yani İran’a mülteciye mülteci katarız, Karşımdaki lüks evler genelmiş, kapıda nikah, asansörden başlayan halvet, sabahlara kadar ışıl ışıl daireler, nur saçıyorlar caddeye, Buraları bekleyen ahlak bekçileri isterük! Metrobüsü, parkı bırakın badem gençler, günahın büyüğü buralarda, aaaah bi de gazetem olaydı, tanıdığım benden daha iyi olan biri ile, benden az daha geri başka biri ile neleeeeer yazardık, neleeeeer, aaaah aaaah elimize ne Seda’lar, Ne Serap’lar, ne Müge’ler su dökemez, aaaaay gizli potansiyel miyiz biz 🙂)))))
İçimize asılan kandilleri ılık limonlu su ve bahar güneşine emanet ettik, bir bir sönerler artık, gün ışığı ile aydınlanma ile yetinir miyiz kiiiii????

19 MART

Varlığı süreklilik arz etmeyen, yokluğu bunalıma düşürmeyen gelip geçici alışkanlıklarım var. Bir zaman alışıyorum, sonra bırakıyorum. Sıkılıyor muyum, modası mı geçiyor, güncellenince yenisi mi geliyor… bilmiyorum, istesem bilirim de gerek de duymuyorum, dünya üstüne felsefem; “ne esir düşeyim, ne de esir edeyim, öyleeee yumuşak yumuşak, en fazla tatlı sert, olmadı alıp başını kahretmeden git…”
İnsandan ilaç yapanlar hayatın içine tükürenlerin en önde gideni, onlarında önünde “baskın karakterler” var, gerisi sürü dersek kaç koyun çitten atlamıştır???? saya bilir miyiz 🙂))
Bir şeyi bir şeye bağlayıp, yokluğunda yok olacağını sanıp da yok olmadıklarını görünce kalmaya uyum sağlayamayanlar!!! Nedir sizden çektiğimiz, dünya oyun bahçeniz, insan oyuncağınız, fıtratınız; Kıskanç, karakterinin inkarcı baskın, huyunuz mantarlı, suyunuz aleni zehirli, havanız poyrazdan lodosa, gücünüz karanlık, desteğiniz sürünüz … aaaaay aaaaay say say bitmez, arada sözü geçen mantar bir filmden aklımda yer eden, aslında iki filmde geçen, geçtiği gibi de yol gösteren 🙂 Onu etkinliklerimi yazarken yazarım, Film hala sinemalarda, heves kırmayalım, ön yargı beslemeye sebep olmayalım yargı bağımsız olsun.
Her şey, herkes bağımsız olsun, bağımlılar ipi uzun tutsun, instagramda beni takip eden bir büyücü var, sosyal medyanın bu yanı menfaat üstüne, hiç tanımadığınız biri sizi takip ediyor, “aaay ne hoş, ne güzel havası!” ile nezaketen sen de takip ediyorsun, sonra o seni siliyor, ama sen takipçi kalıyorsun,bu da bir yöntem, artık tanımadıklarımı takip etmiyorum, onlar istedikleri kadar takipte kala bilir, “takibe takip” e sınır getirdim 🙂))) Aaaay çok da tın! Hayatta yaptıklarını sergiye koyanlar, çaktırmadan işlere müşteri arayanlar, egosunu basamak yapanlar, yalanarak yaşayanlar derken yalakaları besleyenleri kast ettim, siz var ya siiiiiiz, dünya batmadan batasınız!
Biraz da magazin; Trump’ın büyük oğlan boşanıyormuş, 2005 den beri beş çocuklu eş, medya baskısı ve seyahat fazlalığını sebep olarak sunmuş mahkemeye, şiddetli geçimsizlik bir yerde gizli 🙂 Doğan grubunu Demirören grubu alıyormuş, Hürriyet, Fanatik ve posta yayın hayatına başka mecralarda aynı şekilde daha da aşırı bağımlı olarak devam edecek hazar, “param olsa ben de gazete alırdım” demek için kaç şart gerek ???? Çin’de bir kadın 20 saat telefona bakmış, beyni bir şey olmuş, şimdi ona hastanede bakıyorlarmış.
Az da güncelle kararalım; ABD nin yeni dış işleri bakını, eski CIA başkanı, Ölüme en yakın işkence ağza buruna ıslak havlu koymada bir numara ama nasıl yaptığına dair belgeleri yok etmiş, İran’a düşman, genelde İslama düşman, En çok da iklime düşman, doğayı sallamıyor, Dünyanın eeeen zengin kardeşleri olan Koch ‘ların sözünden çıkmaz diyorlar. Ne diyelim bunun neresinde hayır var, görmeye ömrümüz yeter sanırım, bu arada en az kendi kadar kötü Bayaaaaan yardımcısı yerine başkan olmuş.
Artık ordan sallanan füzeler, buralara düşünce Yani İran’a mülteciye mülteci katarız, Karşımdaki lüks evler genelmiş, kapıda nikah, asansörden başlayan halvet, sabahlara kadar ışıl ışıl daireler, nur saçıyorlar caddeye, Buraları bekleyen ahlak bekçileri isterük! Metrobüsü, parkı bırakın badem gençler, günahın büyüğü buralarda, aaaah bi de gazetem olaydı, tanıdığım benden daha iyi olan biri ile, benden az daha geri başka biri ile neleeeeer yazardık, neleeeeer, aaaah aaaah elimize ne Seda’lar, Ne Serap’lar, ne Müge’ler su dökemez, aaaaay gizli potansiyel miyiz biz 🙂)))))
İçimize asılan kandilleri ılık limonlu su ve bahar güneşine emanet ettik, bir bir sönerler artık, gün ışığı ile aydınlanma ile yetinir miyiz kiiiii????

21 MART

Bugün günlerden İlkBahar Ekinoks’u, geceler kısalacak, günler uzayacak, Kuzey Yarım Kürede de Güney yarım Kürede de birbirinden farklı baharlar var, ekvatorda gölge sıfır,Kuzey kutbu 6 ay gündüz, Güney kutbu 6 gece, Güneş ışınları Ekvatora öğle vakti dik düşerken yakınlık derecesine nasiplenecek ülkeler, bu ekinoks’un benzeri hatta tersi Eylülde yine gelecek, Haziranda ise Gündönümü var,İşte böyle böyle dönen dünya içinde yaşaya bilenler harıl harıl mutluluk ararlar, sevdayı kuşun kanadına koyarlar, “hem pastam dursun, hem karnım doysun” diye savaşlar çıkarırlar, “rabbena hep bana!” diye türkü tutturanlara el çırpanları bir çarpan olur, çarpılanlar çarpı haline gelirken, çarpan parayı bitirene kadar “out” olur, sonra gelir az kılık değiştirir, yine çarpar, Son günlerdeki çiftlik Bank aslında çooook tanıdık ve bildik, kısa yoldan, emeksiz zengin olucam hayali kuran salaklar sağ olsun, Yakındaki bir Bankadan maaşımı çekiyorum, teyzeler, amcalar habire defter işletmeye geliyor, hazar kefen parası, artık nasıl bir kefen ise, kimseye faydaları dokunmaz, ama parayı poşete koyup balkondan atarlar 🙂 Eğitim şart da neresinden başlanacak bilemiyorum.
Bahar geldi, takvimlere göre yeni, erken açan ağaçlara göre epey oldu, arada gider gibi olsa da artık, bahar, kalbimize, gönlümüze, ruhumuza bahaaaaar!!!! olsun diye diliyorum. Her yerimizde çiçek açsın, çiçek olalım, kadınlar zaten çiçektir, çiçekleri ezmeyelim, üstüne basmayalım, gübreyi dibine koyarken aklımızdan üstüne işemek geçmesin di mi.
Aaaaay bu dünya ıslah olmaz, bu dünyanın içindeki insanlar dan hiiiiiiç bi şi olmaz da diyesim gelmiyor, olan var, olmayan var, olsun diye çaba harcayan, olmadığı yerde küsüp kaçan, “olacak, inşallah” diye umutlanan, umuduna filit sıkılmasına katlananlar var,varlar her zaman ağır basmaz, var ile yoktan denge kurulmaz. Yaaaa işte bunlar heeeeep mutluluk ve mutsuzluk hesabı, Yaşamak zaten bir hesap kitap işi, “sağlamcılar diye bir grup var” durumu tam ifade etmez, herkesin sağlam bastığı yerler var.,
Dün Dünya Mutluluk Günü imiş, biz bi kaç arkadaş bilmeden mutlu olduk 🙂Yemek, sohbet, sinema ile üçledik. Kaybedenler Kulübü Yolda gitmeye değer, şahane değilse de çekimleri güzel, Nejat yaşlanmaktan öte çökmüş, Daha da filmine gitmem, benden on yaş küçük biri benden 20 yaş yaşlı sanki, yaşadığı hayat, felan fistan ama bir oyuncu neticede, bir sene daha geçse, gözlüklü, değnekli, beli bükük olur, demek ki bu arkadaş yaş aldıkça hoşlaşanlardan değil, bir de öylesi var, yıllar geçtikçe yıllardan pay alanlar. Yine de güzel olmuş, Hayata Sarıl Lokantası da iyilik merkezi, evsizlere çorba için, yiyin için, askıya da çorba koyun, hoş mekan, yemekler güzel, yeri küçük ama sevimli, hizmet ağır ama kimsenin umrunda değil, mekanda iyilik enerjisi var,
Mutluluğun da mutsuzluğun da mimari insan, hayatı “höt” demek hem kolay değil, hem de gereği yok, hayat sana “höt” diyor ise şavaşa hiiiç gerek yok, on şartı bir araya getirip on dakika mutlu olacağına, her şart için ayrı ayrı on defa mutlu ol!!!, Budur, Sabah aforizması 🙂 Çok da şeyedmemek lazım, daha önce demiştim, ısrarcıyım,
Baharınız bahar ötesi olsun, artık nasıl olacak ise salladım cümleyi ama elbet bir yolu vardır. Kahvaltı bile mutluluk sebebi değil mi?????

23 MART

Bazı sabahlar kızımın yatağının üstündeki yastıkları dizerken bile yoruluyorum, hemen pencere önüne çökesim, uzun uzun binanın önünü çimenlere süpüren apartman görevlisini seyredesim, süpürgesinden geriye dönesim geliyor. süpürge eski zamanlarda gelinlerin çeyizinde bile vardı,hatta Edirne’ninki meşhur diye bilirim, evlere sarısı, sokaklara çalısı.
Evlerden çıktı gitti, sokaklarda tek tük, artık sokaklarda elektrik süpürgesi gibi çok sesli bişi ile temizleniyor, hele İstiklal‘de on dakikada bir.Süpürge deyince Tatlı Cadı ile Mary Popkins ‘ i de hatırlarım, ikisi de cadı, biri ev hanımı, biri dadı, biri kitap, biri dizi.
İşte böyle yorgun sabahların verimliği değil de derinliği oluyor, hatıra atına binip, bir kara ormana dalıyorsun, karanlıklarda el yordamı ile bulduklarını ışığa taşıma çabası, bir çeşit yüzleşme. Çünküüüü hatıra dediklerimizin izi vardır ama çoğunun izini sürmeyi canımız çekmez, canımızın acıdığı bir yerleri vardır. Neden insan; Onca çaba ile mutlu olup da onları hatırlama listesinde başa tutturamıyor, tutturanlara da “görmemişin bir mutluluğu olmuş..” diye kınıyoruz o da ayrı. Aslında mutluluğa giden yollara taş döşeyenleri unutmuyoruz, Buna bir çeşit kinlenme de diyebilir hemen arkasından inkar ederiz. Dünya insanların çelişki ve ilişkisinden ibarettir. “Neler oluyor hayatta, bir de şu rüya gerçek olsa, sabah olup uyanınca, her şey yine aynı kalsa” diye şarkılar söyleyenler dünün içine tükürenler,ya da dünden tükrük yağmurunda kalanlar. Amaaaaan pişmanlıklar, özlemler, keşkeler,bitmeyen beklemeler … işte bunlar kafayı sıyırma elemanları, eleman yok aslında duyguların askerleri var.kur ordunu, tak kafana, çat çat söyle,sinseralla ol planlar eyle, sonra da öl.Budur!
Peki bu burada mıdır???? Bunun şu ile ilgisi, o ile çelişkisi bizle sizle birlikteliği, onlara etkisi … beni neyler, neylerse güzel eyler mi, eylemek ile eğlenmek arasında ne fark var, çoooook diyenler şu yana, yooook diyenler bu yana, ben ortada, birbirinizi yedirme moderatörüyüm! Nasıl bir yeme içme dünyası, tüm sofraların ana yemeği insan, insanları toprakları ile yeme modası hiiiiç geçmiyor, midelerin işi kalmadı, doğrudan bağırsak gayri, ne yesen sıçtığına bok deniyor. Ziyan olmasın diye onu yiyenlerin yüzünden dünyanın iki yakası bir araya gelmez, amaaaan zati yuvarlak, zateeeen dönüyor, zateeeeeen eskiyor, zateeeeeen ….
Tam da yatağa geri dönüp, kafayı yorgan altına gömüp, karanlık ama sıcak bir dünyada renkli hatıra filmi izletip, kafaya takılacaklardan toka yapma sabahı ama “yapmamayı tercih ederim” dedim ve net konuştum, net yazdım, Nerde kalmıştık? kaldığımız yere işaret koyduk mu? Yoksa hep aynı yerden mi başlıyoruz? Kuzum, bu leveli geçelim artık! Neeeee!!! yardım için indirimli satışlar mı var?, Oyunda bile kandırılmış olmak, anlatıla bilir ve açıklana bilir bir şey,kiiiii kandırılmış olanlar kanmaya meyli olanlardır, kabahati başkasında aramak onların fıtratında var.Neyse
BON JOUR!

24 MART

Mart ayı, hatırımızda kaldığı gibi, bahar umutları zorluyor, hatta mart ayı umutların elenme ayı, sabahları sisli, yağmurlu soğuk, öğlenleri adeta yaz, ki çoğu zaman, akşamları soğuk kış havasında. Mart ayı derd ayı, derd üstü murad üstü, Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır, Mart insana papucunu ters giydirir… gibi çeşitleme yapmak mümkün deeee ne kadar çok okuduğunu anlamayan, anladığını yanlış anlayan, ters köşeden üstüne alınan, eziklik üstünden duygu sömürüsü yapan , bi tek kendini çok akıllı sanan, yete düşmüş çenelerini tanımayan … insan var.
Aaaaay kahrolsun WhatsApp grupları! Bildiğin yemekteyiz gibi olanları var. Bazı insanların kendinden akıllı telefonları olduğu da acı bir gerçek 😔
Aaaah aaaah atın beni denizlere!!!

26 MART

Eeeeeey Günlük!!!!
Ne haldeyim, biliyor musun ???? Ben anlatmazsam ne bileceksin, ancaaaak sana bilirsin, Karlar dünyaya yağmaz iken, dünyama yağmaya devam ediyor, Kira gelirlerinde Vergi indirimi %25 den %15 e bindirilmiş, vere vere kalmadı! Ne istediler de vermedik???? Verdiklerimiz yetmedi, daha çoğunu taahhüt edenlerin kıçına don olmaktan, bir tık daha fazla giyine miyoruz, Giydire giydire lokum dağıtacaklar ruhumuza, Yaaaa lokum da kötüye kullanıldı, yani şahsiyeti şahsi olarak zedelendi. Anadolu’da kutlama için lokum dağıtılır, iki püskevit arasında,” ağzımız tatlandı, sizin de tatlansın ” diye, en çok doğumlara yakıştırırım ben, Aaaah güzel olan her şey atına binip gidiyor mu, kovuluyor mu, kovalanıyor mu, Heeeer şeyi kattık tazzikli su ile gaz dumanına, arada kayboluyoruz, Bugün gökten toz bulutu yağmurla karışık yağacakmış, yağmasa da gaz olarak bronşlarımıza dolacakmış. Açık havayı az kullanın! diyor, çok bilenler.
Bugün pazartesi ama bana salı, sular 20 saat kesilecekmiş, tesadüf haberim oldu, dünden yere yapışıp temizleme işlemini, yaptım, Bugün temizim, Yani 🙂 Ama ama amaaaaa!!! ruhum ne olacak, ruhuma habire çamur atma eylemi var, “Şeker vatandır, vatan satılmaz!” iyi bir slogan ama şekerin eridiğine şahidiz hepimiz, Eylem eylem üstüne, en üstüne söylem, sonrasında gizli kapaklı işler, mesengere videolar, okunması gerekli aydınlamalar, zincir olacak selavatlar, çook gizli olan el altından yayılanacak bi şiler … Hiiiiiç açmıyorum, okumuyorum, gereksiz ve kifayetsiz buluyorum,
İnsan ne kendini ne de karşısındakini biliyor, daha doğrusu bilmek istiyor, Rahmetli anamın dediği gibi: Kör hafız ne bellerse onu söyler!
Göz açmak yetmiyor, gözü doğru baktırmak da gerek, Ayrıca 5 duyu bir bütün, tek tek kullanılınca bağımsız olmuyor, Ağzına atıığın lokmayı, görüyorsun, kokusunu alıyorsun, ağzına attığında çıkan sesleri duyuyorsun, emir geliyor, tadını alıyorsun.
Her şey hayatta zincir, hatta saadet zinciri 🙂)) İnternetten sağılan inekler telef olmuş, parasını içinde faiz geçmiyor diye kar payına yatıranların parası yattığı yerden kalkamamış, iyi niyetle “en az beş sene” diyor, yatakcı başı, o da yeni yatıranlar olursa, salak ağaçları bile varken, heeeer mevsim, zamansız güneşe kanarken, tekrar tekrar niye kanmasın insan.
Aaaaay çok okumak, araştırmak, sormak, bilgi … insanı yalnız bırakıyor, Kabuğunda kavruk kalmış fındık gibi oluyorsun, içini kabuğunu kıran görüyor, kabuk kırdırmak da zor iş, komple yem oluyoruz kurda kuşa, belki de ömrü bizden uzun kargaya.
genetiğimiz koyun keçi yemeğe uygunmuş, bulduk da yemedik mi? “Dana yemeyiniz!, bize de sıkıntı vermeyiniz!” Bugün ölmeme günüymüş, bence ölelim gayri !! Bunca saçmalığı kaç bünye kaldırır, Bizim genetiğimiz vermeye, kanmaya, çalıp çırpmaya müsait. Düşünün kiii fazlası olan bir bütçe, Aaaaay Ütopya gibi 🙂)
Bir sabah da şakıyamadım, kuşlar gibi, kendimden memnun değilim, An itibari ile Flaş Tv ye döncem, Sabah okuyacam,
Bu arada Twitter de takip ettiğim biri vardı, gayet akıllı uslu twitlerken, böyle düşünenler de var diye sevinirken, bir gün “Öğrendiğim her şeyi Adnan Hoca’dan öğrendim” diye yazdı.
Aaaaay atın beni denizlere, yalan dünya size kalsın, ama olmaz hep beraber olsun, “batsın bu dünya!”
Siz bana bakmayın, ben baktığınız her yerde de olmam zaten, hafta için elimizden geleni yapalım,BON JOUR da olsun 🙂

28 MART

Bugünlerde ters giden her şeyin sebebi gökyüzündeki ters açılarmış, düzelene kadar sabırla beklemek gerekmiş, kendimize ve çevremize zararımız dokunmasın diye.
Mayıstan evvel düzelmezmiş, Nisan ortasından itibaren yavaşlarmış.
Havadan haberler su gibi akmıyor, “sıkıntı yok ise sıkıntı var” diyenler sıkıntı var ise ne derler??? Bir tek zamanın engeli yok, her şekilde geçiyor, akrep ile yelkovanın kollarındayız, taşınıp duruyoruz, ikide bir de aynı yere gelip, geçtiğimiz yerleri tanımıyoruz, dünyada çok da değişik şeyler olmuyor, olanlar ve bitenler… ikisi de geçmiş zaman ama kafada neden şimdiki zamanın şimdisi bilemedim, yalaaaan söylüyorum! Aslında biliyorum, aslında herkes her şeyi biliyor da çok da şeyetmiyor.
Çok da şeyetmemek lazım ama kira gelirim ikiye katlanmadan vergim nasıl ikiye katlanıyor orasını şeyedemedim 😄 Mecbur gülüyoruz, deliye her gün bayram kontenjanında yer yok, dediler, bi torpil şeyeden olur mu ????

 

2017 MART GÜNLÜKLERİ


Su hayatımızda önemli, hayat kaynağı, akıp gitmesi örnek , suda yaşayan canlılar, susuz kalan canlılar, suyun geçtiği yollar, suyu zehirleyen çevresel olaylar …uzun uzun mevzular sebebi. “Su akar deli bakar” atalar ile ilgisi olmayan bir özlü söz. Gerçi söyleyen de bugüne göre ata olmuştur. Neyse dosya yüklerken buldum, eskiden de kullanmış ola bilirim ama severim denizi, ördeği, martıyı, karabatağı, suyun sesini, uzaklara gidişini, dalga dalga gelişini.

Bir mart ayı daha geçti, hatta nisan da geçti de ben geç kaldım, yayınlamakta, bugün hepsini yola koyacağım, üstteki paragrafın neden kırmızı olduğunu anlamış değilim, bilerek yapmadım ve gideremedim de, Bu arada günlük ortalama 50 ziyaretçim var ve bunun 49 unun ABD ve Kanada olması ilginç ve benim için çok sevindirici, muhtemelen oradaki Türkler, kendimi memleket haberleri veren, gurbete gönderen radyo programları gibi hissettim, konuşarak yazdığımdan hazar, benim yazdıklarım dilimin ucuna gelip plansız programsız akanlar.

Buyurun Mart 2017 ye hemen arkasından 2018 de gelecek 🙂

01 MART

Görüş mesafesi bir pencereden karşıki okulun duvarına kadar, bir pencereden inşaatın çöplerine kadar. Yakın görüşlerin bile sorunlu olduğu bir sabah insanın aklına Atiila İlhan’ın Sisler Bulvarı şiirini, öldüren sis, sis, Livaneli’nin filmi sis’i getiriyor, bir de “kurt dumanlı hava sever” diye özlü sözümüz var. Şimdi bunların hepsini alıp bir kenara koyuyoruz, ama bir parça şiirden, bir parça da yerli Sis filminden alıp lise yıllarına gidiyoruz, günlerden ne hatırlamıyoruz ama böyle havalarda gelemeyen coğrafya hocası Yıldız Hanımı anıyoruz, boş geçen dersler ile dalıyoruz. Çooook önemli bir şey idi bir dersin boş geçmesi, aaah aaaah o başı boş saatler, ne çene ne çene yarabbim, uyarı gelene kadar, başımıza nöbetçi öğretmen konana kadar, müdür fırçasından nasip alana kadar …
Yaaa işte bizdeki gençlik sesli idi, şimdi göz süzmeli, gözler tabiki de telefon süzüyor, neyse ondan da faydalı şekilde yararlananlar var da sohbetin lezzeti yok.
Bir de sevdirilmemiş dersler var, coğrafya, tarih, edebiyat aslında güzel derslermiş de hocalarını neden hiç gülmeyenlerden yapmışlar bilemedim. Korku temalı, dayatmalı dersler idi bunlar, şimdi olmayan Sanat Tarihi, Mantık, Cebir … güzel dersler olarak kalmış aklımda.
Aklımızda kalanlar ve kalmayanlar hafızamızın sorunu, güçlü bellek de her zaman iyi değil, arada unutabilmeli insan, gerçi unutulanların bile unutulmamış yanları var. Bir insanın tümü ile eşilip deşileceğine inanmıyorum, buna ben de dahilim, dilimizin ucuna gelip de söyleyemediklerimiz, sadece içimizden geçirdiklerimiz, söylerken değiştirdiklerimiz , bi de pat diye söyleyip tozu dumana kattıklarımız var.Orta yolu ayar edip söylemek, aklı başında konuşmak iyi bi şi ama muhatabın ruh hali de önemli. Bazen hiiiiiç ağzımı açasım gelmiyor, “ne anlatıyorum, kime anlatıyorum, yazık sinir sistemime, ömrümden yiyor bunlar” diye içimden söylenip geçiyorum, kendimi tutamayıp şamar dalgaları halinde indiğimde oluyor, Terazi burcu isek de her zaman dengede değiliz, arada dengeyi bozan ısrarcılar çıkıyor.
Hayat bu; çeşitten çeşit çıkıyor, insan çeşidinde sınır yok, evdeki gençler cinsiyet de yok diyor, iki tanesini sayınca “aaay çok sığsın” diyolar, belki de haklılar ben de ikiden beşe kadar çıktım dermişim.
Postacıyı bekliyorum, dün 11.00 ile 14.00 arası tekrar gelicem diye not bırakmış, kızın yeni kimliği sınava yetişecek, fişli yavrum, belki de soruları yine çalınmış bir sınava hazırlanıyor, okullar kapansın, silgi tozları ile vedalaşıp, lise ve dengi okullar ile bağlarımı temelli koparıp, okul tişörtü, pantolonu, poları gibi parçaları yok edip, odayı ders kitaplarından, her yerden yapışık yapışık bakan kağıtlardan arındırıcam inşallah.
Süre doldu, kızı kaldırmaya gidiyorum, yapılacak işler listesi beynimde dönüyor, onlara sıra yapıcam, sonra durumlara bakıcaz, “çok geziyorsun” diyen konu komşuyu evde oturarak sevindirmek isterdim ama maalesef dışarıda da yapılacak işlerim var. Bi de kahve sıraları, günler gezip, gidecek yeri olmadığında tv de evlenme programı ile kayıp arama programlarına bakıp, kafayı sıyırmadan dolduranlar var, onlara sinir olmuyorum, sadece üzülüyorum, dünyayı boşa geçiriyorlar, kendilerini ziyan ederken başkalarına haset etmeseler iyi olacak, ama olamıyor.
Cümleten günaydın, bu arada heeeer sabah , hatta heeeer akşam yazacam, sınava 10 gün kaldı.

02 MART

Yağmurlu bir sabah, nerede kaldı yağmurun romantikliği, sığındığımız AVM çatıları, dikey bahçeler, yürüme yolu bulamadığımız yerler, içinde nefes alamadığımız toplu taşımalar, yağmurlu havada daha bi beter kokan metrolar, hep acelesi olan, anlamaya dinlemeye müsait olmayan insanlar, fiyatı 5 liradan 10 liraya çıkan, yağmurda aniden ortaya çıkan naylon şemsiyeler … neresi romantik, nerede romantikler ??? Muhtemelen atlarına binip gittiler, son romantikler de bizim kuşak belki, bizde de malzeme yok. Romantik olmak özel ve bazı genel günlerin eline, promasyon tekeline kaldı, “aaah bayım aaaah” diyen Nazlı Eray bunlardan bahsetmiş ola bilir mi? Kitabı okudum ama unuttum, annemgilin kütüphanesinde var, hem de baskısı tükenmişler arasında, bir ara tekrar okuyacağım, aslında ilk sayfayı açsam hatırlarım, bazı şeyleri hatırımda iyi tuttuğum söylenir ve gerçektir, bu da mütevazi olamayacağım konulardan.
Bu sabah kendimi beğenmiş gillerdenim, desem ikna edici, inandırıcı olur muyum, olurum. Kendimi beğenmekten öte severim, sevmek kusurları hoş görmek, telafiye müsait, af etmeye açık, kızgınlığa yapıcı sebep bulmak, hatayı kabullenmek, özür dilemek, sevdiğini söylemek gibi şeyler içerir. Burada ki “şey” kelimesi beslenip büyütülebilir. Sevginin olduğu yerde barış olur, barışın olduğu yerde huzur, huzur olduğu yerde mutluluk, mutluluğun olduğu yerde de insan olur. Olay diğer canlılara da hastır. tüm canlıların tüm hücreleri seve bilir, bkz National Geografic Belgeselleri diye de kaynak göstermek mümkün, hatta oscar alan animasyon şiddetle tavsiye edilir, bu unsurların tümü orada var, jüri ödülü anladığı için mi verdi başka sebepler mi var onu bilemeyiz. tüm jüri ödüllerinden şüphe eder hale geldim de. Aslında şüphe insanın doğasında var, dediğimizde insanın doğasında korku, merak, kötülüğe meyil, iyilikten büyüklenme de var dene bilir mi, yoksa hepsine birden “sevgi kalbimizin hamurunda var” deyip geçip, alt alta çalışma mı yapılır, sevgi sözde kalan, yüreğe değmeyen, değdiğini bilmeyen yeteneksizlik mi dir ??? Biz de olan yetenekleri bi Acun mu görür ??? Acun dünya demek, dünya bu kadar küçüğe indirgendiğinde içine bakan “batsın bu dünya” der mi ??? bir kaç soru işareti yanyana gelinde kuvvetli soru sayılır mı, kuvvetli soruları kuvveti yere mi gömer, bunların cevapları o yüzden karanlıktan ışığa doğru uzun yol mu yapar …
Diye diye sabahın seçme saçmalarını uzata biliriz, ama kessek iyi olur.
Dün kimlik geldi, süresi on yıl, iki resimli, biri hologramlı, bilgisi az, ATM gibi makineler var, nüfus müdürlüklerinde orada aktive edilecek, dün kız hasta geldi, beti benzi atmış, çocuk hastalıkları beni çok sarsar, hemen hasta çorbası yaptım, yoğurtlu, pirinçli, naneli, poğaça yapmıştım, sıcak sıcak, yedirdim, biraz da öptüm sevdim, akşama doğru tekrar kursa gitti, bugün de bir ara devamsızlık muhabbeti için okula gideceğiz, 30 gün hakları var, ama yetmiyor, okul aile birliği ile birlik olursak, uzarmış, bakıcaz artık.
takvime göre bahar ayları, açtı açacak benim salak ağaçları, haberleri dinlesen, biraz fazla okusan, araştırıp sorsan, durum kötü, kalbimizin sesini dinleyeceğiz mecbur, orada susmak bilmeyen, umut, umut, illaki umut … diye şakıyan bir kuş var, umudumuzu kesmek, kuşu kesmek gibi olur, bunu yapamayız di mi ? “kuş kesmek ne ki, insan kesenler var” , diyenlere de “her örnek örnek değildir,” dedik, Günaydın diye de ekledik 

03 MART

“46 kromozom var, 45 i yangın yeri !” diyen sınav çocuğunun kalkmasına 27 dakika var, arayı sessiz kalarak değerlendirelim, bu arada küçük oğlan da geldi, sınav haftası başlıyormuş, o da uykuda iki kat sessiz olmam gerek. Kendi dilinde hayattan yakınan yavrularımıza ; “insanın rast giderse işi yar sarar yarasını, ters giderse felek hatır eder anasını” ya da ” ne zaman hayata tutunmaya kalksak hep mahrem yerleri elimize geldi” gibi tecrübeye dayanan cevaplar vermiyoruz, diyemeyiz, zaman zaman veriyoruz, yine de yıkıcı değil yapıcı olmak amacımız, gayret bizden, taktir kimden bebelerden. Dün okul belli oldu, hiç bilmediğimiz bir yerde, haritaları açıp, dolmuş şoförleri ve esnaftan yardım alıp bilinir hale getirecez inşallah.
Dün okula gittik, maşallah okullarımızda püfür püfür Amerikan havası esiyor, ama kılık kıyafet açısından, ortalık boş idi, meğer kitap fuarına gitmişler, 12 ler zaten yok, biz çıkarken servisler gelmeye başladı, büyük servisler okulun dışında boşalmaya başladı, çocuklarda kaçmaya, görevlinin “oğlum, oğluuuum” diye bağırarak peşlerine düşmesine güldüm, bizim servisimiz olmadığı için okul kapısına gelmeden kaçardık. benim ev okul ile Papağan Kafenin tam ortasında idi, kaçarken yukarı yürümek zorunda kalırdım, “aaaah aaaah ne günlerdi o günler ! okuldan kaçmayana ben öğrenci olmuş demem “, benim çocuklarda kaçıyor ama kaçtıkları yerden telefon ediyorlar, “okuldan kaçılır, istediğiniz zaman, siz de kaçın ama haber verin, başınıza bir iş gelir se benim çocuk okulda diye inanmam” türü bir konuşmayı liseye başlayınca hepsine yapmış idim.
Bu sabah ağrıyan yerlerime kalkmadan bi göz atayım dedim, ağrımayan yerim yok, tüm kemiklerim, yoklamaya “buradayım” dedi, aaaay yaşlılık !, diyecem ama dün komşular 85 lik Halime Hanıma çaya gidiyor idi, bu grubun yaş ortalaması 50 üstü, bi de her gün yürüyüşe gidiyorlar, torun bakanı da var, bu şartlar altında kendime yaşlanmış değilde eskimiş mi desem acep ????
Üç İstanbul / Mithat Cemal Kuntay okuyorum, güzel, beğendim, Adnan’ın elinden bi uçan, bi kaçan, bi düz duvara tırmanan kurtuluyor, onca baskı, onca tedbir arasında aşk engel tanımıyor, tene dokunanı kalbe dokunandan hızlı. TRT dizi de yapmış idi, izledim ama aklımda Burçin Oraloğlu nun gençliği kalmış.Dönem kitabı, Abdülhamit, meşrutiyet, istibdat, jurnalcilik, fukaralık, zenginlik, yabancı özentiliği … kalınca da 575 sayfa Oğlak yayınlarından.
süre dolmuş, sesime kuş cıvıltısı hissi verip, kuuzuuuuum !! diyerek içeriye doğru yol alayım, gerisi gelecektir, hayat ancak günlük planları kaldırıyor şu aralar, devirler değişiyor, değişmeyen yalan dolan, alevere dalavere, küpüm dolsun, hem karnım doysun, hem pastam dursun …
Kaldı 8 gün, her türlü strese karşı direnç kazanamıyor insan, bu stresin kaynağı aynı, kılığı farklı dermişim, günaydın 

06 MART

Pazartesileri yeni başlangıçlar kabul ediyorum. Her şeye yeni baştan başlamak, beyaz sayfalar açmak, maziyi unutmak … gibi bir imkan yok. Geride bıraktığımız hayatımız ileriye doğru bizim takipçimiz. Aaaah aaaah aslında hayat üç kelime; gelişenler, değişenler, çelişenler. Değişime kapalı olmak gelişenler ile çelişenler arasında bırakıyor bizi. “Amaaaan ammmaaaan herkesin hayatı kendine !!” manasız bir savunma, ortak hayatlar var bu dünyada, kimse ortaklık yapmak istemiyor, o başka. Herkes çok akıllı ve lider doğduğunu sanıyor. Sonra hayat eğitim verirken gerçekler anlaşılıyor, sanmayın, gerçeklerin kaderi anlaşılmaya geç kalmak. “Zor günlerden geçiyoruz ” kendimi bildim bileli tüm günler zor, tarih tekerrürden ibaret de tekrarları aklında tutan yok.
Üç İstanbul’u okudum bitirdim, Osmanlı devletinin hangi şartlar ve kişilikler altında çöktüğüne dair Adnan temalı belge, Fakir ve idealist, zengin ve önemli, hasta ve bedbaht Adnan’a verilecek çok örnek var. Şu aralar bi de örgü öresim var, akşamkarı yuuuutuuuubeeee den örnek videoları izliyorum, gönlüme göresini daha bulamadım, benimki; renkli, üretken, ilmek ilmek konuşan model olmalı, bu da kolay olmuyor, sayıları aklımda tutamıyorum, dermişim.
Çamaşır makinesi işe başladı, radyo çalıyor, evde bir tek kız kaldı, birazdan kalkıp, dersane yolunu tutacak inşallah. Ev hafta sonundan kalma, pazar günleri bana pazar olmadığı için sevmiyorum, bir elim evin üstünde oluyor ama o gün daha çok garson modelini kuşandığım için şirazesi kaymış odalarda ışıksız kalıyorum, desem olmaz. Öyle iç karartmaları, kötü dilekler ile başkalarına seslenmeyi, umutsuz kalmayı sevmiyorum. Her olmazın bir oluru, her olurun da bir olmaz yanı vardır. Mesele bakış açısında, bir tüm doğrular yanlış, tüm yanlışlar doğru oluyor, Bkz. Malum liderlerin meydan konuşmaları, aaay çok konuşmak da bir saçmalama sebebi, gerçi dayanaksız sebeplere dayanmış sürülere ne versen yiyor.
Bu hep böyle, her devrin adamı, bu adamların her devirde adamı olmaya yeminli adamlar var. Para her kapıyı açıyor, açılan kapıdan girenler sadece bekliyor, bize ne düşecek diye. eeee beklemeye de ne gelirse yetiyor mecbur. Abudik gubudik dünyanın organize işleri bunlar. Biz de ne organize ola biliyoruz ne de edebiliyoruz. Hak hukuk, adalet, merhamet, vicdan … bunları da biz bekliyoruz.
Başımıza gelenler hep bizden aslında da konu lafta kalıyor, eğitim, sorgu sual işleri bunlar.
Son cemre de düştü, önümüz bahar, arada Mart ayazı olur ama kış bitti diye biliriz. çok sıcak havaları, çok uzun günleri sevmem ama onlar da gelip geçiyor, Her şeyi planlamak gibi bir yükün altına girmek istemiyorum artık, planların sapmalarına tahammül azaldı, boşuna kendimi harcamamak için günlük gidiyorum, bu güne su sabun, silme süpürme işleri var. Niyet böyle, gelişmelere ayak uyduracağız. Sınava 5 gün kaldı, öğrencinin ruh haline gereken önemi veriyorum, hep destek, hep destek, bu anneliğin emeklisi yok, emekli olmak isteyen anne de yok. Çocuklar iyi günler görsün, iyi olsun, etrafa faydası dokunsun … bunları ister anneler.
Gözüm saatte süre dolmuş, günaaaaaaydın Millet !!! Gönlümüzce günler olsun 

07 MART

O kadar yorulmuşum kiii, dün akşam koltukta kanal değiştiremeyecek kadar isteksiz ve mecalsiz olarak bir müddet kaldım,Bu arada biraz uyuklayıp biraz da dizi seyir ettim. Yazmam lazım, sinir oldum.
Kırlangıç Fırtınası, ilk bölüm; Dağ başında doğum yapan bir kız, ona yasin okuyan, doğurtmaya çalışan bir takım yaşlı kadınlar, dışarıda soğukta bekleyen taze baba, Klube bağ evi aylarca orada saklanmışlar kimsenin aklına orada oldukları gelmemiş. Kızın ailesi zengin ama yine de kızı yaşlı bir adama vermişler. kız istememiş genç oğlanla kaçmış, sıkıntıdan bi de çocuk yapmışlar. Kızın abisi kızın peşinde veeee doğum oldu, abi kızı buldu, Tabii ki de oğlanı vurdu, kızı da yaşlıya armağan etti, kız bu arada ölen genci gömdü, başındaki yemeni ağacın dalına uçtu, abi bebeği aldı, tam da o gün doğum yapan karısının yanına koydu, böylece gelin ikiz oğlan doğurdum sandı. Gerçekler odanın içinde kaldı. Aradan 25 yıl geçti, kız zengin olarak memlekete döndü, oğlunu arayacak ve intikam alacak, evvela sevgilisini gömdüğü yere gitti, eliyle koyduğu için hemen buldu, zaten yemeni biraz parçalanmış ama bir kısmı hala ağaçta sallanıyor, zaaar ordan tanıdı. Abiye de ufak ufak görünmeye başladı, yaşlı kadınlardan birinin evine gitti, ona soru sorarken kadın kalpten gitti. Yenge bi de kız doğurmuş, kızın normalde 25 yaşından küçük olması lazım, seçim ananın anası gibi, onu da kasabanın iyi ailelerinden birine gelin ediyorlar, kına gecesi var, kınada oğlanı ortada sandalyede gördüm, gelinde omuzunda kına testisi ile geliyordu, herkes de bindallı, tatlı almayı unutmuşlar, anne evin oğlunu aradı, biriniz 3-5 kilo tatlı getirin eve dedi, elinde bi paketle eve gelen oğlan İstanbul’da asansörde ayı kıyafeti ile bayılan kızı görmesin mi, kız da damadın bacısı çıkmasın mı, tesadüfler sıraya girmiş, bu arada eve gelen tatlı paketi de hiiiiç ikna edici değil, marketlerde satılan kocaman kutulardaki sayılı bayram çikolataları gibi. Kınada oğlan anasını göremedim, kıza altını ve kınayı anası koydu, gerçi benim kına gecem olmadı, istemedim, bilemiyorum artık yaşamayınca, gördüklerimin yalancısıyım. Bunlar olurken sen ahırda yangın çık, hemen itfaiyeden önce koştu gençler, ahır da bir usturuplu yanıyor, kalemle çizilmiş gibi, atlar dışarda ama hala içerde arıyor oğlanlar, yanan atlar sessiz yanıyor demek, Bu arada bir kalas düştü, gökten bir oğlanın başına, diğeri de ona kapaklandı, dumandan bayıldı, kınadan koşarak gelen anne onlara sarıldı, uzun uzun ağlaşıyorlar, ama dumandan boğulan yok, ahır birer kalas atlayarak yanmaya devam ediyor, Abi ile kız kardeş de hesap için yemenisi uçan mezar başındalar, kız ölüyü mermer mezara taşıttı, oraya abisini attı, “söyle, oğlum, nerdeee !!!” edebiyatı yapıyor. Ben de de ne uyku ne yorgunluk kaldı, sinir her yanımı tuttu, eksi bilmem kaç derecede ince topuk, full aksesuar gezen analar, yaşlanınca başına kireç basılmış gibi duran büyük analar, insanın içini bayan ruhuna ağır gelen makyajlar, gençliği de yaşlılığı da beraber oynayan sanatçılar, sahici dekorların dekor olamaması, birden fazla mesaj kaygısı, ne şiş, ne kebap yansın çabası … daha ne diyim ben, öbür bölümlerde kötülük yola düşecek, aklımızı alacak hazar, veririsek tabi.
Hala anlatılanların gerçekle paralel bile gidemediği dizilerle, evlenmek için, ıssız adada yemek için kapışanlara, kayıplara, koca arayan, kendine kız bakan, program program gezenlere prim yaptıranların sayısı azalmayıp artıyor ise “8 mart Dünya Kadınlar Günü” olur, kadın kısmına çiçek, krem, pırlanta alınır, kalpli resmi sosyal medyaya konur.
Oysa ki 8 Mart dünya daha güzel dönsün diye emek veren kadınların günüdür. Öğrenen, öğreten, çocuk yetiştiren, direnen, bilime katkı veren, ilimle kanka olan, daima umut besleyen … bunları da her şey daha güzel olsun diye yalansız, dolansız yapan kadınlar var olduğu için bu dünya var, desek olur, dedim oldu 🙂
Günaydın da olsun 

08 MART

Sabah pencereyi açtım, dünya gürültü ile içeri doldu sanki. İstanbul gürültü sıralamasında dünyada üçüncü imiş. çok şeyin dünya sıralamasında ilk sıralarında yer almak bizi kötünün kötüsü yapıyor da kimin umurunda Türkiye İstatistik Kurumu durmadan mutluluğumuzun yıldan yıla arttığını söylüyor,kimler inanıyor ???
Radyo Türkiye’de kadın olmanın zorluğunu anlatıyor, öyle, kadın olmak zor, buralarda olmak ayrıca zor. Erkekleri de doğuranlar kadın, oğullarına tapınmayı bıraktıklarında dünya daha güzel olacak diye düşünüyorum, çaresizlik salgın hastalık bizde, beklemek, bildiğin birinden beklemek tek ilaç gibi, Bkz piyango kuyrukları, iddia kuponları …
Dün Esenyurt’a gittim, okulumuz oraya çıktı, sanki ayrı bir şehre gitmiş gibi oldum. Birileri buraya bir ev yapalım, bi tane de yanına yapalım ama bir birine benzemezin diye binaları sıralamış, hepsinin altına dükkan açılmış, oto aksesuarı ile uzun etek satan yan yana, bolca kebapçı, lahmacuncu, nalbur, telefoncu, hiç ağaç yok, her şey güneşte bırakılmış gibi solgun, kimsenin kimseye benzemediği kalabalık, ama yüzlerde aynı endişe, aynı hüzün ve tabi ki de caddelerinde trafik. Avcılar’dan o taraflara 10 çeşit minibüs kalkıyor.Yolda dolup boşalıyor, uzun mesafeler var. Okul sayısı da az bizim okul beş katlı, büyük ve ikili eğitim yapıyor. Kapısında iki yorgun tomanın beklediği emniyet ile aynı hizada, caddenin üstündeki büyük blokların arkasında, öğlen vakti okulun kapısında kıyafet satan bir minibüs, organik süt yumurta satan başka bir minibüs, katalog ile satılan kozmetik sergisi ile bir de tokacı var idi. Başları kalabalık idi, Ana okulu öğretmeni bahçede veliler ile konuşuyordu. Suç oranı yüksek, sokakları gezinen işsiz, okulsuz gençlerle dolu, şehirleşmenin en feci gözüktüğü, uyuşturucuya adı karışan, kamerasız güvenlikli siteleri olan bir yer Esenyurt. Bir adım ötesi hafta sonu bölgeye belediye otobüsü sokmayan Bahçeşehir, kendi AVM leri outlet, AkBatı yol kenarında girişi arabası olanlara. Memleketin neresinden tutsan elinde kalıyor, o yüzden de kimse kimsenin elini tutmuyor, sırtta taşıma var bizde.
Sınava 3 gün kaldı, öğrenciden daha fazla heyecanlı değilim, desem yalan olur. Gerçi öğrenci de sınav öncesine yoğun bir etkinlik koymuş idi, tecrübelerimden gelenler ile itiraz ettim. Üç kere üst üste “Hayır, hayııır, hayııııır !!!” dedim. Çok etkili oldu, “ne bağırıyorsun, sadece izin istedim, vermezsen kendimi öldürürüm, nefesimi tutarım, evden kaçarım !” diye azarlandım ama. aramızda 40 yaşa yakın fark olunca, dünya görüşümüz de ortak noktalar az oluyor ama çok gayretliyim, öğreniyorum, arayı kapatıyorum, kabul edelim ki kızlar çoook renkli, çoook sesli, seviyorum, kıyafetlerinden giymek hoşuma gidiyor, bugüne bir tişört kaptım, yemek zevkimiz yakın,aynı fotolara gülüyoruz … daha ne olsun.
Kadın olduğunun farkında olarak, kadın olacağının farkında bir genç yetiştirmeye çalışıyorum, vatana millete armağan olsun da vatan millet de kıymet bilsin istiyorum, onu bekleyen tehlikelerden çok güzel günlerini görmeyi beklemek istiyorum.
iyi şeyleri herkes için istiyorum, iyiliğin eli kolu uzasın, genel olsun, üstüne haset fesat gölgesi düşsün istemiyorum.
Aaaay saat gelmiş de geçmeye başlamış, Cümleten Günaydın, bir kutlama mesajı yazmayı düşünmedim, henüz kutlanacak bir durum yok bu ülkede kadın olanlar için :

09 MART

Neler hissettiğimi bi düşündüm, bir çok sebepten dolayı bir çok şeyi birden hissediyorum. Bu bir yetenek değil, hepimiz aynıyız, çeşitlerinden sıralama yapanlar kazanıyor, bir tekine takılanlar manyak, erteleyenler tembel, hepsini bir birine karıştıranlar sersem … kategorisinde.
“Aaaah ulan dünya, aaah yalan dünya bi kere bizi anla” “Gecenin bi köründe uyduk şeytana, yine yan yollardan dönücez gayri ” diye suçu dünyaya atarak başladık. Hava sisli ve soğuk, dünden kalmayım, eee yorgunum tabi, yol yorgunuyum.
Sabah evi yola koyup ardından kendimi yola koydum, benim yokluğumda meydana yine yöresel çadır kurmuşlar, sabah sabah dünya soğan kokuyor idi, herkesin okula ve işe gitmiş, trafiğin rahatlamış olması gereken saatte yine her yer tıkış tıkış idi, yayası, motorlusu, arabası, tırı, beton mikseri … aynı yolları paylaştık, bir ilke tesadüf ettim; iki araba yan yana durdu ve sigara yaktılar, arkası tren oldu. Cevizbağ’da indim dolmuş beklerken Şahinden sarkan şehir magandası yoldan geçen kızlara geniş kapsamlı bir laf attı, hatta diplerine kadar yanaşarak, ambulans içinde şoför doktor, hemşire artık içinde kim varsa onları da trafikte telefona bakarken gördüm,”ya sabır” eşliğinde Beyoğlu’na geldim. Tramvay yolu kaybolmuş, her yer polis, selfi çektireni, köşe başında kız ile yarenlik edeni, kaskına oturup sigara yakanı, silahını halka tutanı var. Önce bi yemek yedik, sonra İstanbul Kırmızısı’na girdik. Çok da bayılmadım ama beğendim, ünlüler geçidi olmuş, büyük hanım, Halit Ergenç iyi, başka iyiler de var ama Tuba sadece güzel, ne konuşmada tonlama, ne yüzde mimik, ne yürümede bir fark, tüm rollerde aynı kız oynuyor. Film İstanbul’un 30 ayrı yerinde çekilmiş, özel bestelenmiş bir şarkısı var, ” Aşk hiç bir şeyden daha önemli değildir, vedalar gözleri ile sevenler içindir, gönülden sevenler veda etmez, geçmişte yaşayanlar bugünü ıskalar …” aklımda kalan replikler, gece manzaraları hoş idi, Ferzan’ın evi de set olmuş, Galata Kulesi manzaralı yer, bi de vakitli vakitsiz bolca ezan sesi var idi onu anlamadım ama Galata Port’dan gelen inşaat seslerini anladım, dermişim. Neyse İstanbul’un rengi Erguvan bilirdik, Kırmızı da yakışmış, Nejat İşler kötü olmuş bu arada, kötü diye bakmamazlık etmedim ama kendine baksa biz de daha iyi bakardık.
Çıkışta Mepisto’nun bahçesinde Limonlu Cheese kek, Tiramisu, çay yaptık, yeni gelen arkadaşlar ile sanatın dedikodu kısmını, yeni etkinlikleri, konuştuk, yazarken ağır durdu ama çok hoş, bol kahkahalı bir sohbet oldu. Oradan Pera’ya Mersad Berber /Bir Bosna Alegorisi sergisini gezdik, Ardından kadın yönetmenlerin kısa animasyon gösterileri vardı, 7-8 tane film, çoğunu izledik, en sonunda “Üç Güneş” de iç içe halkalar halinde devinip duran turuncu turuncu halkalardan daral geldi. Kendimizi dışarı attık, o sırada yürüyüş başlamış idi, Taksim’den Özel Harekat eşliğinde geldiler, Galatasaray son idi, bariyerleri diziyordu polis, tam orta yerde karşılaştık, renkli ve umut verici bir topluluk, bir müddet yolumuz ters ama hislerimiz aynı yürüdük, Pankartlar çok hoş idi, hiç resim çekesim gelmedi, bu anlatamayacağım değil ama yazarken tam ifade edemeyeceğim bir duygu. Yazı belge niteliğinde ve sert olduğu gibi, her okunduğunda anlamı da değişe biliyor, okuyanın ruh hali de önemli, zaten bir yazıdan bir de hem cinsim kadından korkarım dermişim. Eeee kadının dantel örmüşlüğü var, o dantele can veren zekadan aklı olan korkar, tam ifade olmadı ama anlayan anlamıştır, kendimi ekstra anlatmaları bırakalı çooook oldu.
Sonra eve geldim, ayağım ağrıyor, kızın okuluna gideceğim, ütü ve yemek yapmak lazım, Türkiye’de Kadın Özgürlüğü Ve Feminizm (1908-1935) /Zafer Toprak okuyorum, Kız üstünde “Ben feministim” yazan bir tişört istiyor, giyerse başına bir iş gelir mi diye korkuyorum, Fiili Boya reklamı gibi değil ki ortalık, o reklam çok umut verici ama o umudu verenler bir elin parmaklarından az fazla, halbuki saldırgan eller var.
Çok yazmışım yine, kız da yatakta oyalanıyor, sınava son iki gün, Hayırlı diyoruz, Her şeyde bir hayır var, Birhan Keskin’den de yazmadan gidemem ;

Bir sebebi vardır, mutlaka vardır.
Hayyııır diyr uyanmanın bir rüyadan
Bu ne ki, elin olsun ıslanmıyor senin, bunca zaman
Neyi bekliyor, sudaki o büyük beyaz hayvan.
kolaymış, çok kolaymış dedin.

Günaydın dedim 

10 MART

Ömrümün sayılı Mart aylarında sayısız kere hakkında konuşmuşumdur. Baharın ilk ayı olup içinde kıştan izler taşıyan bu aylar heyecana kapılma aylarıdır. Güneşi görünce ısınan havalanan ruhlar şiddetli soğuklarla terbiye edilir. Depresyonun anası Mart ayıdır, diye bir özlü sözümüz yoksa da , ben söyledim artık var. kandırılmış ağaçlar, kıştan usanmış insanlar, hasret çeken kuşlar … hepsinin bu ayla bir derdi vardır. İnsanınki her zaman olduğu gibi birden fazladır.
İlk okulda duvar panosunda durur idi mevsimler. iki bahar, bir kış geçer idi okulda, yaza ısınırken veda ederdik. “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” hayat bilgisi konusu idi. Evlerdeki annelerimiz hayat Bilgisi kitabını yazmış gibiydi. Her mevsim nasıl gelir geçer, ne yeriz, ne giyeriz, nerelere gideriz, evde ne hazırlık yapılır, içinden ne bayramı, niye geçer … kitaplarımızdaki boyaları dışına taşmış, Cin Ali’den hallice tüm resimlerin geniş tafsilatı annelerde var idi. Sonra büyüyünce ben de hayat ile bilgili ve ilgili bir anne oldum, aradaki fark çocukların beni geçtiği konular var, bizim annelerimizi geçmemiz zaman aldı. Geçtik de ne oldu, annemiz de bu dünyadan gelip geçti, ağız tadıyla bir fikir münakaşası yapamadık, neleri ondan daha iyi bildiğimizi, bunu da ondan öğrendiklerimizin ışığı altında yaptığımızı, aslında onun çok zaman haklı olduğunu, biraz daha bilgili ve ilgili olsa daha da iyi olacağımızı … anlatamadık. Gerçi benim kısa bir süre karşılıklı kahve içip kocalarımızı ve çocuklarımızı çekiştirip sonunu, baba, kardeş, torun, damat işte ye bağlamışlığım var.
Bu Mart böyledir işte, durduğu yerde durmaz, standartta uymaz, kandırır, güldürür, ağlatır, insanı Nisan’ın içine atar kaçar, bir sene kadar da geri gelmez. Ben Nisan cıyım, Baharın adı da Nisan dır bence. Erol Büyükburç’un Nisan yağmurları şarkısını aynı adlı filmde bir yazlık sinemada dinlemiştim. Birbirine arkadan uzun tahta ile çivilenmiş, tahta sandalyelerde uykum gelmiş, babama yaslanmış, annemin sırtından çıkardığı hırkaya sarınmış, gazozum yarım kalmış, eve kucakta taşınmış, ola bilirim.
Yine soğuk ve sisli bir gün, bugün daha da erken kalktım, son düzlüğe geldik, öğrenci bugün evde birtakım videolara bakacak, kendine bir sınav yapacakmış. Sonra annesi onu alacak, yakındaki bir AVM ye taşıyacak, bedenini giydirirken, karnını ve ruhunu doyuracak, yarın serbest gün, illa ki bir miktar arkadaş ile buluşulacak, dedikodu yapılacak, sınav dedikodu kapsamına alınmayacak,
Bir bakıcağız bir günlerde gelmiş geçmiş olacak, ne baki kalacak, hoş bir seda, ince sızılı bir anı, kalpte yer bulan, aklın çekmecelerinde saklanan bir fotoğraf dır hayatın özetleri. Poz vermeye fırsat bulamadığımız zamanları albüm yapar hayat.
Böylesi güzel, hep hazır ve nazır, germeden, gerilmeden, hesap kitap şaştığında şaşırmadan,kabullenici, kabulden önce çaba gösterip direnişçi, bir fiske kader kısmetçi,iyilik dolu, sevgi dolu …
Sevmekten kim usanır, tadına doyum olmaz, hangi uslanır aaaah sevenle oyun olmaz, kaç kere yemin ettim, kaç gönüle de girdim …
Usanmadan, uslanmadan Günaydın 

12 MART

Bahçedeki kayısı çiçek açmış, yağmura, rüzgara, soğuğa
direniyor, Güzel olan ger şeyin işi zor, güzel olmuş olmak mı, güzelliği aramak mı daha zor ??? Güzelin sahibi tarifinden çok. Güzellik içten dışa mı dalgalanır, dıştan içe mi dolar ??? “Güzel güzel şeydir, ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca !” Diyenler sağ gösterip, sol vurup, güzelliğin içine tükürenler midir ???
Sabah sabah tutarsız davranışlar sergilemiyorum ama kafanın içi tur atanlarla dolu. Uykuyu aldık çok şükür, eeeerkenden de kalktım, şimdi ev halkını sıraya koyacağım, eşin uyandı, öğrenciye seslenmeme 19 dakika var, oğlan varsın uyusun. Kim kaçta yattı bilmiyorum, ben erken yattım, sınava giren bir bakıma ben sayılırım, Hahhh haaaa !! “anneler çocuklarının her hissine kadirdir ” dermişim.Ama bir empati olduğu da kesin. Çocuklar söz konusu olunca hissediyor insan. Biz de liseyi bitiren kanat taktığı için.çocuk sayısı da üç olduğu için, çok şükür hayatımın merkezine oturtmak için bir seçim yapma imkanım yok, hepsinin yeri ayrı, her birini ayrı ayrı sevmem için nedenlerim var, Her birini de başının çaresine bakacak şekilde yetiştirmeye gayret ediyorum, sıkı sıkı eline yapışma, terli atlet değiştirme, ayakkabı bağlama, ağzına yemek katma yaşına göre geldi geçti, aaay sevmem bağımlı insan, ne bana bağlı, ne ben bağımlı. Kimse kimsenin bekçisi değil, olmasında. Gurbetteki oğlanla bile her gün konuşmam, yani durmadan merak etmem, yani hayat kafayı çok doldurmaz isen dolu dolu geçer, kafayı ihtimaller ile doldurmak, planları en az 5 yıl vadeli yapmak,kafayı başka kafalara,” elalem ne der” lere takmak, dünya üzerinde yaşayanların dünyasının hakimi olmaya çalışmak zararlı faaliyetler. Bünyeye çooook zarar.
Çay koydum, iyi bir kahvaltı yapan öğrenciyi, iyi de giydirip, iki koldan evrakını kontrol edip, Hayırlı dualar ile kapıdan salacağız inşallah.
Emek veren, niyet eden tüm öğrencilere kolaylıklar diliyorum. Saatler sular seller gibi doğru şıkları bularak aksın. Etrafta gürültü yapan olmasın, oğlan Sefaköy de girdi idi, her iki dakikada bir tepesinden uçak geçen bir okulda, Esenyurt da pek tekin bir yer değil, kader kısmet, olacaksa oluyor, oğlan uçların tepesinde tur attığı sınavdan dereceli olarak çıkmış idi. Odaklanan, olayı ciddiye alan, anasının babasının eğitimine yatırım yaptığı çocuk kazanıyor. Aaaah aaaah organize işler bunlar, gidip sarı tişörtü çıkarayım, ilk çocukta bir psikolog söylemiş idi, sarı renk zihin açarmış, yeğenlerim dahil hepsine aldım valla, sınavın dini vecibelerini de yerine getirdim, türbe ziyareti yapıp pirinç okumadım ama tüm öğrencilere sınav duaları ettim, emek veren emeğinin karşılığını alsın, çalınmış, çırpılmış sorular ile kazanan olmasın, umurunda olmayanlar ile imkansızı başaranlar da bir tutulmasın.
Süre doldu, zilin sesini kızıma duyurmaya gidiyorum.
Heeeeer şeyin Hayırlısı inşallah !!! 

13 MART

Hayatımızından bir yaprak daha çevrildi, sınav arka sayfaya düştü. Nasıl uyumuşsam, sabah olduğunu bilemedim.Neyse kalktım, öğrenci uyuyor. Yetiştirememiş ama yaptıkları doğru, bir yere doğru sıralanacak inşallah.Berbat bir gün idi. Hava soğuk, ıslak, kalabalık. Erkenden içeri girdi, bu seneki uygulama ile 15 dakika geç gelenleri almadılar, hangisine yanayım, geç gelene mi ki bu kadar önemli bir günde, mevzuatı yanlış anlayana mı, sosyal bilinci olmayan belde halkına mı, YÖK e atanan Niyat Hoca’ya mı, Avrupa üstünde gelen, elimize doğan nur topu gibi mağduriyetimize mi, önden iki abisi bir iki yanlış ile sınav geçerken 40.000 lerin hesabını yapan kıza mı, 1923 de darbe oldu diyen belediyede geçen saatlerimde gördüğüm manzaralara mı, gözlerimin önünde çiçek açan her türlü cehalete mi … bunlar iyi günlerimiz hazar, her gelen gün geçeni aratıyor.
Neyse bugün pazartesi,yeni başlangıçlar yapmak için uygun, her pazartesi yaptığımız gibi yapıcaz artık, kızım biraz daha uyusun diye sessiz olan işlerden başlayıp, evi dünden arıtıp, gelecek günlere giriş yapcez gayri.
Hayat devam ediyor, arsızlığın son aşaması, zaten dünya arsız ile yüzsüze kalmış derdi büyükler, yaşama arsızı olduk, her türlü şartlara uyum sağlamak zorundayız, kabullenerek değil, tavrımızı koyarak ama, terbiye sınırları içinde kalarak. Cahile laf anlatma diyoruz ama kitle çok büyük, anlatmazsan daha da katlanıyor ammaaa cahilin de cahil olduğunu bilmesi gerek. “Bilmiyorum, anlayamadım, özür dilerim, izin verirseniz,” bunları söylemek o kadar zor mu ????
Facebook paylaşımları için izin isteyenler acaba diğer izinlerde ne yapar ??? Paylaşılan bir şey görülsün, okunsun, yayılsın diyedir, kaynağını kapatmadan paylaşılması insanı mutlu bile eder ama öyle olamıyor, aaaay buraların çok yerlerini görüyorum, okuyorum ben, aaaah bazı satırlara, yorumlara hasta oluyorum ben, bazı sayfalardan, bazı satırlardan akan riya, yalan üstüme üstüme geliyor çok zaman, instagram, tweeter kullanıları ile facebook kullanıları farklı insanlar değil ama arada farklar var. Aynı fotolar çoğunlukla ayrı yerlerde var.
Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp derdi atalarımız, şimdilerde bilmeyenler yanlış bildikleri ile yeniden tarih yazıyor, Bkz TRT Payitaht dizisi, bir göz attım yetti, bilmeyenler için bu tarihin yaptığı bir yanlış yok, kahrolsun dış mihraklar, bizi kandırmalara doyamamış, burada salak, aptal kim, çakal kim ????
Bugün süresizim ama kendime koyduğum sürem var dermişim, kulağım radyoda, gözüm burada, aklım yapılacakları sıralıyor, sağlığımız yerinde sayılır, seviyoruz, seviliyoruz, soru soruyoruz, cevap için kaynakları geniş tutuyoruz, yetiştirdiğimiz çocuklara iyilik, aşılıyoruz, yasak koymak gibi kolaya kaçmaktansa anlatıyoruz, dilimizi her yöne döndürerek. İnanıyorum ki bildiğimiz adalet, olmadı ilahi adalet yerini bulacak, heeeer şeyin hayırlısı diye beklemedeyiz, tabi ki de sadece beklemede değil, cümleten günaydın, bahar bu hafta geri gitti, yerine kıştan günler bıraktı, geri gelirmiş ama 

15 MART

Yaz gelince bu yağmurları çok aramışız. Ömrümüz aramakla, bulduğumuzu geçmiş ile muhasebe etmekle geçiyor,Eski tatlar tekrara düşmüyor, maalesef. Aramak ile beklemek ile beyhude zaman harcamamak gerek.
Geride kalanlar bir çeşit iç ağrısı, hem de acısıyla, tatlısıyla,Sevmiyorum, mazinin illa ki tekrarını istemeyi. Yaşanmış ve bitmiş, ileriye bakmak gerek. İnsanı en çok yoran da kafasındaki resimi eline alabilmek. Değişen şartlarda tıpa tıp aynı haz ??? saçma, anlamsız, gereksiz …
Her sabah kayısı ağacını kontrol ediyorum, Diren Kayısı !
Tahminlerde bir sapma var ise, niyetten sapmadan gayret etmekte yarar var. En azından ruhumuza yarar. “Yola çıktıklarını yolda buldukları ile değiştirenler” sizi suçlamıyorum, bazen gereklidir bu, hele ki yola yanlış malzeme ile çıkmış isen, bunun bir özrü olmalı ama mağduriyet sebebi olmamalı, tecrübe hanesine “+” yazılmalı. Tekrarlanan yanlışlar ile bunları tekrarlayanlara iyi gözle bakmamak lazım, ben bakmam da bakan var ama.
Radyoda haber özetleri geçiyor, iç bulandırıcı, “halkım için üzgünüm” demek film repliği gibi. Halkım da seviyor ama teslimiyeti, cümlesine özür ile başlayan öz güven yoksunları, kendini cahil bulup da bunu gidermek için hiiiiiiç bir şey yapmayanlar, başkasının en iyisini bildiğine inananlar, hele ki mağdur edebiyatına tapınanlar, kendini anlatmak telaşında olanlar kiii bunlar kendilerini de ikna etme çabasındalar … ne kadar çoksunuz. İnsan kendini bile tanıyamadan ölüyor bence, bir insanın bir insana gözü kapalı kefil olması da, teslim olması da aynı kapıya çıkıyor.
Aaaay sabah sabah içim karardı, zaten kaç sabahtır karanlık, umutsuz olup da sinip de düşman mı sevindireyim. Düşman yerine başka bir kelime de olur idi ama aramaya zamanım yok, kızı yolcu edip, dahili işlerime bakacağım. Osmanlı tarihine tutkun değilim ama öğrenmek isterim. Üç Abdül zamanı ile ilgili kitaplar okumaya karar verdim. Abdülmecit’den başladım, içinden tazminat ile karıştırılan Tanzimat geçiyor, bunlar önemli devirler, imparatorluğun nasıl harcandığını anlatıyor, toprak derdim değil, derdim, yanlış üstüne yanlışların ve yandaşların tarihler boyunca malzeme olması.Bunlar ara kitaplarım, bu hafta Tomris Uyar ile M.Duras haftası. Yapılacak işler ve benim onları yapmaya niyetim, hadi bakalım, bi gayret, bi cesaret olacak inşallah 

16 MART

Kadın hareketleri Cumhuriyet ile başladı zanneder çok kimse, aslında Meşrutiyet ile başlar. Liman şehirleri Selanik, İzmir ve İstanbul bu hareketlere destek verir. Savaşın tükettiği erkekler, yoksullaşan, yalnızlaşan aileler … Kadını sokağa çıkmaya nafaka aramaya sevk eder. İlk kadın derneklerini erkekler kursada kadın geri kalan her şeyi üstlenir, cephe gerisinde hemşire, fabrikada bez dokuma, silah fabrikalarında, sanayide … erkeğin olması gereken her yere kadın girer. Daha az ücretle ve terfisiz tabiki, önce sokağa çıkma iznini alan kadınlar, geri kalan her şey için ayrı ayrı mücadele vermişler ve devam da ediyorlar.
Kadın dışarı açıldıkça, dünya hem renklenmiş, hem de başka felaketler yüklenmiş. Kadın dergileri çöp çatmaya başlamış, sonra seçilmiş erkeğe kız, seçilmiş kıza halk oyu ile eş aranmış, görücülük mü görüşcülük mü oylama açılmış. Her daim referandum bizde. Adalet hastasıyız milletçe. (Buraya ağzımızdan başka bir yer ile güle biliriz)
İşgal yıllarında İstanbul bir batakhane olmuş, yabancı askerlere fuhuş, uyuşturucu hizmetleri araya kaynak yapan Osmanlı, vur patlasın çal oynasın, toprakları parsel edelim, tahtımız dursun günleri. Rus ‘lar modaları ile gelmiş, saçlar kısalmış, saçın yarısı açılmış, etekler kısalmış, çarşafın adı kalmış, kendisi renkli ve şık olmuş. Avam edebiyatı türemiş, bir taraf açıldıkca açılırken bir tarafda sefalet, fahişe yaşı 13-25 arası. İlk feminist Sabiha Sertel, bir dönem intiharlar artmış, Gazi Afet Hanım ‘ı örnek olarak sunmuş, kadınların partisi erkeklere takılmış, 1935 de İstanbul Uluslarası Feminizm Kongresi yapılmış, 1936 da da kadınlara verilecek bir hak kalmadı diye Kadınlar Birliği kapatılmış. Kadın hakları yorgunluktan uykuya yatmış, hala uyku sersemi, “Ben bilmem eşim bilir” aslında espri değil.
TÜRKİYE’DE KADIN ÖZHÜRLÜĞÜ VE FEMİNİZ /Zafer Toprak şiddetle tavsiye edilir, daha fazlası var içinde, Ece Ataer okuma atölyesine seçim için teşekkür ederim.

17 MART

Gök gürültüsü ile karanlıktan korkmayan, korkup da anasına sığınmayan çocuk var mıdır ? Bence temel korkularımız bunlar, karanlıktan gelenler, saklananlar, hayatımızı karartanlar, gök gürültüsü gibi tepeden inenler, ışık yağmuru ile gürültüyü birbirine katıp bizi sindirenler … Besle korkuyu büyüsün. Üstüne gidersen, analiz edersen korkunun korkusu olursun. Korku insan hayatını yarı yarıya kısaltıyor, korktuklarımız başımıza geliyor, çünkü kötü enerji işle çağırıyoruz, korkunun ecele faydası yok, “korktuklarımızdan emin eyle” diye dua ederiz, korkunun krallığı vardır, kölesi sen olma, korkma sıra sana gelecek !! … daha neler neler, kimi söylenmiş, kimini ben söyledim, korku insanın kendi ürünüdür, ya besler, ya salar gider. Korkularım elbette var ama beslemiyorum, korkuttukları zaman korkmaya hazırım, korkuyu beklemeye “Hayır”
Yağmurlu bir Mart sabahında güneşi bekliyoruz, geçen haftadan yükselmiş şekerim , düşsün diye çabalarım var, akşama kendimi arkadaş ile İş Sanat’da hibe yolu ile elde ettiğimiz bilet ile konsere gitmeye, çıkışta annemgilin evine misafir olmaya, ertesi gün Arnavutköy’e kitap okuma etkinliğine, daha ertesi gün de hısım akraba günü için hazırlanıp, gelenler ile hasret gideresim var.Niyetler bunlar, gayret bizden, kader kısmet için ne gelir elden diye de serinim. Evi bir miktar ayarlayıp, akşama yemek yapıp, ertesi gün içinde dolapta bir şeyler bulundurup, daha ertesi gün için ev halkını sürprizlere açık bırakasım var, “beni üzmeyin, şekerim asabi” diye de mutfağa, banyo ya kağıt assam olur.
Aaaah aaaah nereye kadar bu düzen kurmalar, düzene taraftar bulmalar, sık sık kendini nereye kadar, dünya bildiğini okur iken bazı zamanlar nafile bu çabalar, çabanın kalıcı olanını görmezden gelip, nafile olanı ile oyalananlar , “ömrümüz bir su, içiyor yıllar”
Zaman zaman sulu kar yağacak diye hava raporu sunanlar, “Baharı bekleyen kumrular gibi” miyiz, değil miyiz, ne idik ne olduk, ne umduk, ne bulduk … bunlar kullanışlı, her yere uyan kelimeler, köşeli olanlar ile zorumuz var. Zor günler bir gün hey gidi heeeey günleer ! olur mu olur, La la Land dijitürke düştü, arkadaş “temizlik yaparken, örgü örereken, bulaşık yıkarken izle ” diyor, her söz kulağımıza asılı kalınca, küpe mi olur,kulak arkası edilenler gözlük sapına yuva, kulaktan kaçanlar göze, gözden kaçanlar neye kaçar …
Hadi kestim, cümleten Günaydın olsun, tüm iyi dilekler hepimize, bahçedeki kayısı ağacı yine bir cahillik etti, çiçekle donandı, Mart mağduru dualarınız bekler 

20 MART

Kahvaltının mutluluk ile bir ilgisi var ama önceden gökyüzünün iç açması gerek. Hep karanlık, hep karanlık iştah kesmiyor, iştah açıyor, elinin altında ne var ise götürüyor insan.Benim böyle krizlerim oluyor ama mazeret değil, krizin sebebi ve giderme şekli şekerimi sıçratıyor, şeker beni sıçratıyor, bir çeşit kıyak bir kafa durumu, hiç bir şeye kafa yoramıyorsun, uyudukca uyuyasın geliyor, bir el seni ritmik olarak sallıyor, denge problem, ağzının içi, içinin içi gibi acımtrak , tatsız tıuzsuz bir ruh hali hem de endişe verici bunlar öldürmeyen süründüren hastalıklar, elden ayaktan düşüren cinsinden. Aaaay dün ben yetişip gidemedim ama İşletme Fakültesi bir vakıf kuracak, o vakfın kendini yalnızlara vakfetme, yaşlanmayı yıllanmış olarak hayata geçirme projesi var, şiddetle destekliyorum, Yaşdaşlar hayırlı işlerde yandaş olacak inşallah. Sosyal hayata sosyal olarak kesintisiz katılma projesi.
Hafta sonu şekerli ve yoğun geçti, cuma akşam hibe konsere gittik, kültür ve sanatın kaymak tabakası ile huşu içinde dünyanın sayılı caz piyanistlerinden birini dinledik., çıkışta baktık caddede gürül gürül kuran okunuyor, bir an katliam oldu, bi tek konsere gidenler sağ kaldı sandım, meğer bir grup çok duyarlı vatandaş Hollanda bayrakları ile İsrail’i protesto ediyormuş, şeker halim durumu çok kavrayamadı, derken bi baktık ayaklarımızın dibinde biri yatıyor, darp edilmemiş, uyuşturucu krizi imiş, ambulansa gerek yok hazar, kendiliğinden açılacak.
Cumartesi iki arkadaş, bir mederatör, bi de cins kedimiz, Arnavutköy sırtlarında okuma yaptık, Tomris Uyar ile M.Duras’ı analiz ettik, savunduk, karşı durduk, iyi geçti, fakat katılım sayısını bir türlü arttıramadık,beş çayı var desek daha çok gelen olur.
Pazar akraba günü, annem gilin evinde, hasret giderdik, yedik, yemeyenlerin yanına verdik, özleşmişiz iyi oldu, akşam gelinimiz beni eve bıraktı, annemin bir kabanını, iki eteğini, bir kazağını veee bir sürü yiyecekle geldim. Annemin dolabını bitirdik, son verilecekleri de ayırdık, üstünde anı taşıyan eşyalar ile vedalaşmak zor ama imkansız değil. Kıymet bilenlerin mallları kıymet bilenlerin olsun istiyoruz da kıymetin kıymetini bilenleri tüketti sayılır bu dünya.
Evin hali malum, biraz dikkat etmişler ama boşları toplamak bile başlı başına bir iş, bir yerinden usul usul başlayacağız. Bu hafta yapılacak şeyler çok ama ne kadarını yaparım bilmem, önce şekeri hizaya çekmem gerek. Abdülmecit’i bitirdim. Hıfzı Topuz yazmış, Osmanlının ilk borç ile tanışma günleri, gerilemenin aşikar olduğu yıllar. Sultan son derece iyi niyetli ama alkol bağımlısı, çık çık Osmanlı’da olmaz demeyin, Osmanlıda daha neler neler var, kırkı küsur hanım ile kırk kusür evlat sahibi olmuş, boş vakitlerinde aşık oluyor sultan, hele bi hanımı var kiiiii sultanı paçavraya çevirip üstüne güller koklamış, öldüğünde Abdülhamit, çok şükür kurtulduk demiş. Tarih topraklara toprak katma değil ki o da zaten “biz sizin topraklara talibiz, aldık gitti” değil.
Öğrenecek çooook şey var, öğrendiği ile kalanlara, bilgi dağarcığını genişletmektense bir kula kul olup, kulaktan bilgilenenlere yazıklar olsun !, yaşamamış sayalım diyeceğim ama yaşadıkca zararları dokunduğundan çoook farkındayız onların. iyi bir gözlemci olarak gördüklerim karşısında üzüntü duyuyorum, 45.000 araç geçecek Çanakkale köprüsünden, hem de günlük, geçmez ise bizim vergiler geçecek, yapacaklar, işletecekler, kısmet ise devrettiklerinde o çooook şaaaneee bildiğimiz Osmanlı Hazinesi gibi olacak hazine, “aaah aaaah oldu bile,” diyenler külli kafir, diyenleri gördüm bile.
Neyse, kayısı ağacı direniyor, ben de yaşama pazartesi girişi yaptım, gelecek, geçecek, bitecek … umut kalbimizde susmak bilmeyen geveze bir kuş idi değil mi ???
Günaydın 

22 MART

Flimler hayata bakamadığımız taraflardan bakmayı ve bilmediklerimizi öğretir.Bize dünyalar arası Seyehat sağlar. Dün iki film seyir ettim. ABD malzemeli. Birinde yeşil kart için orduya yazılıp, savaşan sonra da sınır dışı edilen askerler, Ben Nero, diğeri de Tom Hanks’in oynadığı komedimsi Krallı, hologramlı bir şeydi. İkinci filmde gördüm ki Suudi Arabistan’ın imajı çoooook değişmiş. Amerikalı hastaya bakan kadın doktor, aralarında gelişen duygusal ve cinsel ilişki, gayet Avrupai bir hava var idi. Bir tek kadın araba sürmedi, bizi işleseler, erkeklere fes, kadınlara çarşaf giydirirler, illaki, halbuki çarşaf teeeee Aldülhamid zamanında yasaklanmış, Fes kalkalı yıllar olmuş, imajımız aynı kalmış. Gerçi bakınca bizde de ilerleme yok denecek kadar az, hatta artık yok, açılan fabrika, keşif, icad haberi almayalı çooook zamanlar oldu. iyinin önünü kesmek gibi bir marifetimiz var. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”, “hem pastam dursun, hem karnım doysun” iki cümle bizdeki hayat felsefesi.
Dün bir sürü gün kutlandı, dünya şiir günü, Dünya Bilgisayar Mühendisleri günü, uyku günü … aklımda kalanlar. Ama esasında dün bahar başladı, ağaçlara su yürüdü, cemreler bitti, gün daha erken doğup, geç bitiyor, “yine yeşillenecek fındık dalları, acep ne olacak bu memleket halları …” diye düşünmeden edemediğimiz için baharın farkına varamıyacağız muhtemelen.
Pencereyi açtım, içeri kuş sesleri ile motor gürültüleri dolduruyorum, dün marketten kırmızı açan bir çiçek aldım, sabah çiçeğe dönecek hallerini sevdim,kafamı kaldırınca binaların üstünde binaların gölgesini görüyorum, görevli şimşirleri budadı, Bahçe bodur çitli gibi ama kayısı bu sene kazanacak sanki, göremediğim erik ağacına da bakayım, o da beyaz çiçekler ile donanmış ola bilir mi, mimozalar açtı, erguvanların sırası gelecek, kalın giysiler rafa kalkacak, öğrencilere bezginlik hali gelecek,
Bahar İsyancıdır / Onat Kutlar

Üstümden küçük kuşku tohumları karışmış altın renkli polenler uçuşuyor. Bir türlü bastıramıyorum yüreğimdeki ozanın sesini: “Bahar isyancıdır…”

Yaşadığımız şu karabasan, bir gerçeğin yansımasından başka bir şey değilse, ölümsüz gençlik ve bahar düşlerimiz nedir? Gerçek değil mi onlar? İstersen şimdi yalnız bunu düşünelim ve bekleyelim yarını. Yarın her zaman güzeldir.

Hislerime tercüman olan satırlara eklenecek bir şey yok, Bi günaydın diyelim, Bahar İsyancıdır, tecrübe ile sabit 🙂

23 MART

Hep acelem var, hep çabuk olmalıyım, hep bir yerlere yetişmem gerek, hep bir beklenildiğim yer var, beklediğim var … ne olacak benim bu halim ???
Geldim gidiyorum, 24 saati ucu ucuna yetiştirdim. Çok uyumam, saatlerce yemek yemem, uzun uzun kahve içmem, bir yere gidince amacı ne ise o kadar durum, misal güne gittim, ikramı yer, parayı verir gelirim, buluşmalarda buluşur, konuşur dönerim. Dünyayı ben mi kurtaracam acep, zamanı mı gelmedi, bunlar antremanlar mı ??? diye de kendimi önemli hissetmeye meylim var, dermişim. Aslında önemliyim, kendimi küçük göremem, öz güvenime güvenirim, beslerim ama megalaman değilim, son kararım eminim. Bunu niye megolaman okuruz, onu da bilmiyorum, çok bildiklerimden emin değilim, kestirip atanlara heves ederim, bi de bir insanına teslim olup peşinden gidenlere, tutkuyu zararlı bulurum, ihtirası tehlikeli, kaplumbağa olsam kabuğumdan sıkılırdım, Çabuk ikna olurum,süresi kısa olur, aklıma gelen sorulara cevap alamazsam niyeti bozarım. Bozulmuş niyetler her yana döner, varsın dönsün, dünya dönüyor çok mu ???
Bunlar hep ortanca çocuk sendromu, dermişim, bu ortancaların önünde bir büyük, ardında bir küçük olur, ilk ve sonlar himaye edilir, ortanca orta malı gibi ortaya konur diyemeyiz ammaaaa, ne büyük ne küçük olduklarından, bunu da yerine göre kullandıklarından ekstra dişleri olur bunların, Hayata asılı kalanlar, hayata çeki düzen verenler, kararlı, adil olanlar bunlardır, hele bi de burçları terazi, yükseleni başak ise oooo !!! der kalırız 🙂
Kendimi iyice bi yağladım, sabah sabah kızın dolabını düzelttim, gardıroba niyet ettim. Eeee ihtiyacım var, ne var ise insanın kendinde var, kendini geliştiren insanın gelişmiş modellerinden güzel örnekler var, alalım, derim.
Aaaaay cümleten günaydın olsun, hava 17 dereceye kadar ısınacakmış, metrobüsde klima altına denk gelmeyin, omuzları tutturuyor, dün denedim oldu. Aaaaay ben dün liyseli arkadaşlarım ile buluştum, okuldan, mahalleden tanıdık, anaları babaları, kardeşleri bildik, yaşlanmaya başlamış ama fark edilmeyen, (hepimizde gözler zayıf, şeker, tansiyon, gırla, kanseri yenenler var) bunu fark etmeyen gençler ile hoş saatler geçirdik, Yalnız kulaklar hepimizde iyi, bi kişi herkesi dinleye biliyor, kelimelerde seçici olunca istediğin yerden konuya bodoslama atlıyorsun, “sürat felakettir” buraya da uyuyor ama, yanlış anlamalar ile yanlışı düzeltmeler vakit alıyor, valla 🙂

26 MART

“Beni kimseler anlamıyor, anlayanlar da yanlış anlıyor, anlatamıyorum ama anlıyorum, anladıklarımı doğru mu anlıyorum ???? Sanıyorum, sandıklarımdan sorumlu muyum, yoksa onlar bir senaryo mu, öyle ise baş aktör benmişim gibi de gönlümü karıştıran aslan kaplan, kedi, köpek … artık neyse o hayvan başımın gizli tacı mı, başımda taç var ise kraliçe olmam gerek, Külkedisi de neyin nesi,aslında en zor olan insan ilişkisi, insanın kedi köpek ile ilişkisi düzenli, insan soru soran, yargılayan, esir alan, yanlışları bulan … insan istemiyor, insanın niyeti kuzu kuzu gelmek gitmek, çobana direnen kuzular anarşi sebebi, kuzunun aklı kurt ile kuş arasında hafızası da balık kadar mı, çobanaldatan kuşunu bilenler çobanın aklı için ne derler …”
Sabah sabah kursa gidecek olan kıza GDO lu undan krep, hormonlu çilekten bir sos, sütçünün sütünden de sütlü kahve yaptım. Odaya doğru yol alan kokular eşliğinde kuzuuuuum !!! haydi 17, 17 17 … diye seslendim. “Kahvaltı hazır, giyinirken havaya güvenme dün 17 derece de kıkırdadın ” demek istedim. O da beni yarı yarıya yanlış anlamış, uyku sersemi hazar empati felan yapamamış, bir baktım yeni alınan, yüksek belli, kısa paçalı Mom kotunu giyiyor, “o nee !!” deyince konuşup anlaştık, Yeni kot bugün de olmadı, kısmet artık, referandum sonrasına dermişim.
İnsülün direnci beni tatlı sert ötesi, direkt “dan, dan” a dönüştürdü, ben masumum şeker göründüğü kadar şeker değil, geçen market dönüşü çamlıktan geçerken, bankta oturan bir teyzecik el etti, iki çift laf edesi geldi, hazar, Neyse yanına bitiştim, Malum muhabbetten konu açtı. Son söz “ama yol yaptı !” diyen teyzeme, “o yollar ne sana ne bana yarar, ben belki, sen zor geçersin, ayrıca hibe değil, geçmeyen arabaların parası bile cebimizden” noktayı koydum, eve gelince ayrıntıları anlattığım kızım “teyzenin tüm yaşam enerjisini sıfırlamışsın,bi de dövseydin bari, aaay inanamıyorum sana, arkadaşların bu yanlarını biliyor mu” diye kıkırdamalı bi yorum yaptı.
Bundan gayri böyle, naz ve niyaz devrini torunlara kadar kapadım, gerçekleri Meksika Biberi kıvamında, kırmızı (ki bunu kan basıncı sağlayacak) ve acı olarak güneşe serecem,
Yine de çayın içine kabuk tarçın kattım, hani hızımı biraz kessin diye, çağırılı olduğum tüm toplantı ve buluşmalardaki arkadaşlara hal-i pür melalim budur, diye duyurulur, dost acı söyler, gerekirse ikna eder kıvamında arkadaşınız.
Dün festival biletlerimi aldım, akşamları, hafta sonu bacımlan, hafta arası yalnız, toplamda 17 film sayısı, bu 17 de bi iş mi var ??? kızın yaşı da 17, belki benim de gökyüzünde yıldız açım 17 bu aralar, dar alanda kısa paslar, uzun yol alması niyetiyle … Venüs atağa kalkmış diyolar, cümleten şaaaaneeee pazarlar 

28 MART

Hava bahardan yaza değil de, bahardan kışa geçecek gibi. Sanki kar yağmış damlar, buz tutmuş da, yağış devam ediyormuş da, onların soğuğuymuş bunlar.
Dün eve kapandım, sildim, süpürdüm, yıkadım, ütüledim … Külkedisi faaliyetlerimi bu haftalık bitirdim, kalan günler balo günleri gayri dermişim.
Heyecanlıyım, bugün sınav sonuçları açıklanacak, biz kendimizi bir yere koyamadık, bakalım sistem nereye koymuş. “Emeğiniz emanetimizdir” yazılı kalemler ile sınava tabi tutulan gençler, geleceklerinin çalındığını öğrendiklerinde hırsıza ne diyorlar ??? Hırsız soru çalmakla kalmıyor, yalancılar, hırsızlar, sahtekarlar geleceğin yıldızları.
Dün öğleden sonra bölgemiz gümbür gümbür idi, kapı pencere kapamak, kulak tıkamak yetmedi, bir ara “ay konu bulucam diye iyice şaşırdın, gel bir kahve yapayım, aklın başına gelsin” diyesim geldi. Otobüslerle taşındılar, en az iki saat beklediler, bir sürü konuşan oldu, aynı konuları, aynı cümleler ile söylediler.
Akbank bu sene festivale sponsor olmadı, çünkü grev yapmak istiyor çalışanlar, ohal’e takılıyorlar, dün post makineleri çalışmadı, işi yavaşlatıyorlar, “siz benim donumu indiremezsiniz” pankartı taşıyan çocuğu kimler duydu, O kadar çok şey oluyor kiii, dünya karışık, her tarafta seçimler var, Bulgaristan’da Türkler iki parti kurunca kaybetti. Irkçılık, milliyetçilik, faşizm ,,, pek çok liderin fıtratında var. Bir de bunu “yok” diye inkar edenler var. Kadıköy tarafında ne çok tenis oynama meraklısı var … aaah yaz yaz bitmez, gözü kör olanların değneği yanlış olunca, yanlış da kime göre yanlış, kalpler mühürlü, çıkarlar ön planda, adalet, vicdan. merhamet , kime ne anlatıyorum kiii ??? bilenler biliyor, bilmeyenlere başlarına bir mağduriyet gelmeden anlatacak bir şey yok.
Hafta sonu iki film gördüm, Pastoral Amerika belediyenin yetişkin sinemasında, bilet, mısır, gazoz bedava, daha önce gidememişim, çok bir şey de kayıp etmemişim ama psikologun kız ile ilgili teşhisi çok doğru ve ilginç idi.
Müttefik de dijitürke geldi, Brad Pitt 17-25 arası bir genç olmuş. Nasıl bir operasyona tabi tutuldu ise, pırıl pırıl, yeniden doğmuş sanki, filmin kıyafetler ile ilgli bir oscar adaylığı vardı, onaylıyorum, aday ola bilirmiş. Film fena değil, tansiyonu devamlı oynar tutuyor ama benim tahminim doğru çıktı. Bu sene festivale iyi filmler gelmiş, bir sürü yorumlar okuyorum, birazını görücem inşallah.
Yeni bir gün, güneş tepeden sırıtmaya başladı, az da ısıtsa iyi olacak, kıyıya köşeye saklanmış umutları, ertelenmiş, gözden kaçmış … tüm umutların hayat bulması, yaşaması ve yaşatması dileğiyle … Güzel günleri beklemeye devam, illaki gelecek, günaydııııııın 

29 MART

Bazı sabahlar içim çok geveze iken dışına hiç ses veresi gelmiyor. Hiiiiiç konuşmak için ağzımı açasım yok. Bu da bir çeşit depresip durum. Artık yukarıda dizilen gezegenlerden mi, Merkür geri mi gitti, geldi bahar ayları, gevşedi gönül yayları ondan mı ???? bilemeyiz, dersek yalan söyleriz, suçu başkalarında aramak en kolay kaçıştır, hele bi de tasdik eden bulunursa, “ooooh missss” ikna oldum gitti de ben de öyle değil, çar çar konuşarak kapamaya kalkmam ama doğrunun doğru yerini bilirim çok şükür.
Rahmetli babam köy enstitüsünde soğuk demir ustası idi,65 den sonra bıraktı, ya da bıraktırıldı. Malatya doğumluyum, Kırklareli’nde bir köy evi hatırlarım, tuvaleti dışarıda, dıştan merdivenli, tek göz oda, girişte bir büyük sofa, mutfak, kiler gibi, hep birlikte derede yün yıkamaya gittiğimizi, o yünlerden kadınların toplaşıp bir yorgan diktiğini, yüzünün bordo olduğunu, 1.5 yaş küçüğüm oğlanın o yorganı benim üstüme örttürmediğini, sofa gibi yerde bir çukur olduğunu, oynarken oraya düştüğümü ki şimdi görsem bi oyuntu derim, aklımda derin kalmış, bi de akşamları bir tepenin ardında batan kocaman güneşi hatırlarım. O kızıllığa koşmak isterdim, sonrada içinde kaybolmak, zaman zaman denemelerim olmuştur, evin az ilerisindeki ağaca kadar koşar, koştukça da mesafenin kapanmadığını görürdüm. O zaman mı öğrendim her şeye ulaşılamayacağını acep ???
Bazen koşasım, her şeyi ardımda bırakasım,ama tozu dumana katmadan koşasım geliyor, kaçış gibi, terk etme gibi, ardında bırakıp kurtulma gibi … kurtuluş yok, bedeni taşıyoruz ama kafa aynı yerlerde kalıyor, Kafayı çok dolu tutmamak lazım, boş kafa da çok zararlı, bir ortası var, umudumuz baki.
Dün üniversite sınav sonuçları geldi, %10 nun içine girdik, bana göre kötü bir sınav idi ama geride kalan % 90 ı düşününce iyiymiş diyorum. Türkçe ortalaması %17, Fen matematik %5, bunlar genel doğru cevap ortalaması, matematikde 60 soru var. Yetkili; “arada böyle sonuçlar çıkıyor, geçici bir durum, bir kısım öğrenci seneye çalışıp girerim diye düşünüyor” dedi. Valla dedi, Ben artık ne diyim, zaten cahil insan makbul, okumak etiket işi, o yüzden bir sürü apartman üniversitesi var, okumuş iş bulamıyor, en iyisi mektupla okumak, daha iyisi medrese eğitimi almak mı diyim.
Geçen gün kadınların neden başı ağrır, diye fetva veren bir şebek videosu izledim, arkadaş yollamış, başım ağrıyor dediklerinde gerçekten ağrımadığından, şehveti şaha kalkmış, bu yüzden zina , ya da başka bir şey yapmış, erkek bedduası aldıklarından ağrırmış.
Kızları iyi yetiştirmek şart, bir kız çok sayıda hayata tekabül ediyor, kötü erkeklerin, kötü anası var. Çocukları satın almayalım, sevelim, anlayalım. Enselerinde boza pişirmeden, karar almasını, katılımcı olmasını, yaptıklarının sonuçlarına katlanmasını … sağlayarak, büyütelim, hepsini önce çiğerden sevelim ama tutuklu kalmayalım, geline damada ortak girmeyelim.
Günün hoş haberi de var, İ.Melih Gökçek kitap yazmış, büyük harfle mi merak konusu, bi de “kalk artık sabah olduuuu, her taraf sesle doldu, sütçü köşeyi döndü, bütün ışıklar södüüüüü !!” çocukluğumun şarkısını hatırladım, kıza söyleyerek kaldırmaya gidiyorum, her şeye rağmen çok şeyi “seviyoruuuuuum üleeeeeeeynn!!!”
Cümleten yasaksız günaydınlar olsun … 

31 MART

Mart ayının da son gününe geldik, “sevinsek mi, üzülsek mi bilemedim” yaşlarındayız, zaman hızla akıp gidiyor, farkındayız, zerresini ziyan etmemek kıvamındayız daaaa aaaah yakamızı bırakmayan kronik hastalıklar, kemiklerde zayıflıklar, bizi öğütmeye çalışan değirmen taşı gibi kalabalıklar, tarife uymayan, rakamlarla uyuşmayan havalar, ruhunun iç derinlikleri kararmış insanlar, bizi terk etmeye yeminli tabiat … ektiklerini biçiyor insan. Hor kullandığın her şey “intikam, intikaaaam !!! ” diye üstüne geliyor. Vücudu hor kullanmak da bunlardan biri, zamanında bakımını yapmazsan, iyi beslemezsen, kapasitesinin üstünde yük yüklersen, başkalarının ellerine terk edersen ( burası sabah sabah çok manidar oldu ama neyi kast ettiğimi anlayan anladı, tutsak ruhların bedenleri çabuk aşınır diye şeyettim) beden de seni yolda bırakıyor, yarısı, yarısının fazlası orası belli değil.
Dün yoruldum tabiki. Eve gelince ayağıma buz, yatmadan ağrı kesici, kızın şifalı ellerinden krem uygulamalarını yaptım, daha iyiyim, bugün de dinlenmek niyetindeyim, önümüzdeki günlerde gönlümden geçen yoğun bir programlar var, artık vize alan hayata geçecek kısmet.
Dün fakülteliler ile Sultanahmet’ten Süleymaniye’ye oradan da Laleli’ye etkinliği vardı. Beyazıt’a kadar etkin oldum. Çoook da güzel bir gezi oldu, Sağ olsun, Hakkı Taşdemir bildiklerime bilmediğim bir sürü şey ekledi, Onları ayrıca yazacağım.
En hoş yanı eski okulumuza gittik, hatta içeri girip, kantinde çay içtik, “Burası ayniyat, burası teksir odası, şura da yıllık odası, bu büyüğün küçüğü sınıfımız, notlar asılan panomuz, koridorun sonu ayak yolu, asansör hep vardı ama öğrenciye yasaktı, sigara dumanı olmayınca kantin aydınlık olmuş, duvarda tv si tepede bulut resimleri, yan duvarda Türk sinemasından esintiler, gazetelere bakınca emanete sahiplik edememişler, dışarı tahta masalar konmuş, ağaç yine yok, üstüne bir kat çıkılmış, pembe gri boyası eskiden mi vardı ??? öğrenci sayısı daha mı az ki, bunun kahvesi nerede, nerede okeye dördüncü aranır, kütüphanenin yeri, daktilo dersleri, Mediko faaliyetleri, kaloriferden ıslak manto kokusu yine yayılır mı, ana binaya çoğu zaman dersimiz yok ise, yemek zamanı değil ise, sınava girmeyecek isek dışardan baktık, bu çimenler bize baharda minder olmadı, 70 li 80 li yıllar ne okuduk ama !! bugüne göre ne farklı, senaryo aynı, oyuncular farklı, mekanın da hakkını yemeyelim orası da elden geçmiş … ” bunları bir çırpıda konuştuk, Eczacılık Fakültesi’nin önünde 16 ve 30 Mart için 1 dakika saygı ile durduk, yaşımız yol aldı, gönlümüz gidip geliyor, hatta genç olduğu yıllar kadar genç de oluyor bazı aralar.
Okul şimdi Avcılar Kampüsünde, bıraktığımız yer İletişim Fakültesi oldu, Biz tamamen eskiyi gördük, öyle hissettik, öyle gezdik. Ölürse tenler ölür, canlar ölesi değil, Bedenimiz bir kafes, ruhumuz da bir kuş, ruhunu gezdirmesini bilenlere her şey bir kanat çırpma mesafesinde.

Ten fanidir can ölmez
Çün gitti geri gelmez
Ölürse tenler ölür
Canlar ölesi değil. /YUNUS EMRE
Çalar saatime beni yedide kaldır diye kağıt yapıştıran kızın peşindeyim, sadece gözünü açabildim, gidip gelip de yazdım, artık ne yazdı isem, bilmem, ama “kalbim temiz, niyetim halis” diye not koyuyorum, ayrıca niyet halis olabilir ama kalbinin temizliğinden emin olanlar niye evliya değil, hem kindar hem dindar olmak nasıl bir temizlik o da ayrı.
Ben niye yazdım, laf olsun diye, bazen öyle olur ya, içimiz dışımıza tam dillenerek dönmez, işte öyle, Sabah sabah yazısı bunlar, düzeltmeler kitap yazdığımda inşallah.
Cümleten günaydın 

37.İSTANBUL FİLM FESTİVALİ


#istanbul film festivali

Bir festivalin daha sonu geldi. Aaaaah aaaaah başladığında Sinepop’da Şişli Kent’te Emek’de simultane çevirili filmler izledik, kenarı tırtıklı biletlerimiz vardı, listeyi önden bir miktar para ile verirdik, sonra biletleri alır, üstüne tekrar para verirdik 🙂 İstiklal iğne atsan düşmez hallerde, bizde bir hafiflik, Kristal’de hamburger, Çiçek Pasajı en eski şekli ile, Madam Akordiyon ile masalar arasında, Narmanlı Han entel dantel yeri, İnci de profetrol yemek mümkün,bütün kuşak genç, sağlık ve neşe yerinde, geyik üstüne geyik çevirme …

Bugünler de anı olacak, günde iki film ile sabitledik, aynı sinema üst üste iki film tercih ettik, Karşıya geçmedim, Nişantaşı’na inmedim, Atlas’da ne oynuyor ise seçtik, Beyoğlu’na bile 2-3 film için gittik. Gittik; iki üç arkadaş beraberdik, tek tük yalnız seçimler oldu, bu sene evden yemek bile yaptık, mideler üst üste sokak yemeklerine dayanmıyor artık. Kahveyi Mepisto’da çayı da Yeşilçam sokağında içtik, tuvalete de neresi denk gelirse.

13 film izledim, 7 günde, işte izlenimlerim.

GOOD MANNERS (Görgü Kuralları) Bazı film isimleri neye göre çeviriliyor bilemiyorum, isimler yanıltıcı, konu da üstü kapalı olunca, insan sürprizlerle karşılaşıyor. Bir vampir ve kurt kadın, çocuk filmi imiş. Nasıl daraldım anlatamam, belki seveni vardır, anlatmıyorum da, aslında konu ayrıntısı vermiyorum, sonradan izleyene iyi rehber olmaya bilir. Benim tarzım değildi, bi de uzun, başrol oyuncusu da konuk idi, hiç onlara kalmadım, arkasına aynı salonda filmim vardı, ancak tuvalete gidip, bir bardak çay ile dereotlu tuzlularımı yedim. Annelik, toplumsal sınıf, şiddet ve cinsellik içeriyor.

WİNTER BROTHERS (Kış Kardeşleri) Yukardaki filmin peşine gelince, yakamı paçamı yırtasım geldi, film sanat içerikli olabilir, çekimlerde ayrıntılar vardı, onları fark ettim,Madenci Kasabası, mevsim kış, sevme sevilme ihtiyacı duyan Emil, abisi, arkadaşları, kaçak içki, kullanım kılavuzu video olan bir silah … zor koşulların zor filmi, izlemesi en zor.

FROST (AYAZ) Bu da hiç olmamış dediklerimden, tesadüf üçü de peş peşe geldi, okurken şevkinizi kırmayın, içlerinde çok güzeller de var. Ukravna ve Rusya çatışmaları, aşk, ticaret, kış, insani yardım konu içinde bir araya çok sahte olarak gelmiş, ikna olmadım yani,

NO DATE, NO SİGNATURE (Tarihsiz, İmzasız) Festivalin en iyilerinden. İran sinemasından, şahane bir konu, daha da şahane işleme, oyunculuk çok sahi, Namuslu ve ilkeli Adli tıp doktoru, sebep olduğu bir kaza ve çocuk ölümü, bir neden varken öbür neden ihtimali.Türkiye haklarını satın almamışlar, bulup izlerseniz pişman olmazsınız.

THE WANDERİNG SOAP OPERA (Pembe Dizi) bu sene izlediğim ilk film, Şili’nin popüler kültürel fenomenlerinden bir pembe dizi eleştirisi, ülke yabancı olunca çok ısınamadık filme.

DİSAPPEARANCE (Kaybolma) Bu da İran Filmi, Katar’ın da eli değmiş, hastane hastane dolaşan iki genç aşık, sağlık sistemi ve ahlaki sorgulama, trajik son. Güzel film idi, gösterime girecek.

CANDELARIA Batı ambargosu altında Küba, yaşlı bir çift,ikinci bahar. Aşkın yaşı yoktur ya da aşk varsa  hep var kalır, aşk ölür ölür canlanır, sevenler bir gün gider mi, biri gidince aşk biter mi ????? Soruların cevapları burada. Hoş film idi.

LOVE ME NOT (Sevme Beni) Gerçek olaylardan esinlenerek yola çıkmış, aşkın trefahı için sigortalı ödemeli, cinayetli planlar, yağmurdan kaçarken dolu tutulma bu filmde. Gerilim korku arası.

SERGIO & SERGEI Hoş sıcacık bir Küba Filmi, ruhuma huzur kategorisinden, filmin aslı var, gelişmesi kurmaca, bu da oynayacaklar arasında, giderseniz vakit kaybı olmaz.

ÜMMÜ GÜLSÜM’ÜN PEŞİNDE Şark Bülbülü’nün biyografisi değil, içinde gerçek fotoğraflar da var ama gelişme sonuç kurmaca, Tutucu ve şovenist bir toplumda kadın olmak, “ne ses yarabbi!!!” diyenlere hak verdik. Sonra youtube den videolar, belgeseller izledim, sorun söyleyim :))))

MARIA BY CALLAS Efsane Soprana, Onassis ile aşkı, terk edildiğindeki kararlı duruşu, çalışma disiplini, başarıları, çok ayrıntılı, çok doyurucu, çok akılda kalıcı bir belgesel idi. Maria yı Ümmü den daha kapsamlı sorun cevap veririm.

MARVİN Bir çocuktan bir gençliğe takip, hayatın sıkıntıları, tuhaf ana babalar, sert arkadaşlıklar, sanat ile avunma, cinsel kimlik bulma değil de kabul ettirme. Burada da su içinde oynanan bir tiyatro vardı, yeni konsep bu hazar. Festivalin “Nerdesin Aşkım!” bölümünden.

SCARY MOTHER (korkunç Anne) Bu da ismi ile içeriği hiiiiç uymayan filmlerden. Bana çok uygun bir konu, evin annesi yazar oluyor, bi de fantastik yazıyor ki sormayın ama soruyorlar, tüm aile “beni yazdın, beni yazdın, yanlış yazdın, eksik yazdın, rezil ettin …” diye çemkiriyor. Kendimden biliyorum, yazan kimse gördüklerini yazar ise yazar olmaz, gördüklerinden yazmak için malzeme çıkarır ise yazar olur, o yüzden tanıdık yazarların kitaplarında tanıdık birileri var gibi hissetseniz de tanımadığınız biri ile karışmıştır. :)))) Ben de yazacam ya, yol yapıyorum, Bu yazı taşları döşediğime dair.

Genel olarak güzel filmler izledim, genel sonuç parasızlık mutsuzluk kaynağı ama para ille de mutluluk kaynağı değil. Çoğu filmlerde fakirlik, pislik, yoksunluğun zirvesi var, demek ki fakir insanların öyküsü var, çünkü yoklukta bir birleşme, varlıkta bir tekleşme var. Öykü kalabalıktan çıkıyor, insan insana değer ise malzeme var, nasıl değdiği de konuyu belirliyor.

Bu sene çoğunluk Mecidiyeköy’de kaldım, seneye komple kalır, öbür sene arkadaşlarla sinema yanında ev tutar, hep beraber gider gelir, uyuyanlar uyumayanlara anlatır artık :))))) Aaaaay yaşlanıyoruz, güç kaybımız var, beyine botox lazım, şişip de yer açsın diye. Festival gibi olsun hayatımız, oradan buradan renk renk …

 

 

EVİN ANNESİNİN ŞUBAT 2018 GÜNLÜKLERİ


Kış ayına, kış resmi, bu da Kars yollarından, Sarıkamış’da yolun karşısı, Karşılaştırmalı günlüğün 2018 Şubat bölümü, resimsiz olmaz diye, blogda hem resmi, hem de yazıyı saklamış oluyorum, Yılların da, onları oluşturan ayların da, ayların malzemesi günlerin de eski tadı yok, buna ne engel oluyor? diye sorsak, standart bir cevap alamayız. Zaman var ya zaman, ne içinde ola biliyor insan, ne de büsbütün dışında …

02 ŞUBAT

 

Mutluluğun formülü çok açık, bir sen, bir ben, bir de yemek!” Belimi dinlendirmek amaçlı haftayı ilçe sınırları içinde geçirdim, gördüğüm manzara tüm yemek yerleri tıklım tıklım, hamburger, döner, lahmacun… çin lokantası felan yok çevrede 🙂 AVMlerin plastik ve bedava oyun parkları da öyle, onlardan ayrıca tiksinirim, çocuklarını top havuzuna salmayan, açık havada kaydırağın tepesine izin veren bir anneyim. Herkesin salyası, sümüğü, pis çorabı … bir birinin ağzında, öööööğğğğ!
Sömestr dolayısı ile torun torba sevindiren de çok, aaay çok şımarık çocuklar ama, ihtiyarlara eziyet ediyor, bu eziyet naz niyaz gibi algılanıyor, tepinen, tavır koyan, şişman yavrular ile onlara eş 25 yaş süsü taşıyan, çocuk olmadan kadınsı havalarda kızlar…bunlar da ööööööğğğğğ! küfürlü, konuşma bozukluğunu yayan salak sulak filmler de dolu, her yer mısır kokuyor, yağlı parmaklar çıkışta kitap almaya gitmiyor ama. Tatili müze gezerek, kitap okuyarak değerlendiren kaç kişi var, sanki müfredat çok yoğunmuş gibi bir de tatil ödevi istemezük halleri, ileriye açılan pencerelerden göreceğimiz insanlar, insancıklar, bunlar benim görüşüm, çok kuralcı, kanuncu değilim ama doğru ile yanlışı ayırabiliyorum, böyle çocuklar da yetiştirdim çok şükür, ürünlerim topluma armağan olsun!!!! der miyim, toplumun kadir kıymet bilenlerine olsun. Büyük oğlanın tezi,Üç Boyutlu Yazıcılar, aaaaah aaaaaah dedim!!!! Bu “ah”lar binbir parçaya ayrıla bilir.
Kabul etmek ile boyun eğmek arasında çok fark var, iki resim arasındaki 7 farkı bulmaktan öte, neden kendimizi bir adım öteye taşımaktansa, taşınmış gibi görünenlerin kanatları altına girmek, düşünmek, sorgulamak üç lahmacunu üç dakikada yemekten daha mı zor ?????
Evde yapılan ürünlerden vergi dönemi başlayacak hazar, ortalık yıkılıyor, CEO Tuncay evde yapılan biralar vergi kaybına sebep oluyor demiş, devlete 3 liralık mala neden 5 lira vergi koyuyorsun, satışlarım düştü, demek yerine evlere müdahale et demek hem yakınlık, hem kolaylık.
Dünya bildiği gibi dönmeye devam ederken, bilmediğimiz yerlerden çıkan sorular için kaynak aramak yerine, kaynar kazanlarda kaynamayı seçenler! hava nasıl oralarda ???? Bulutlu güneş, mevsim normallerinin üstünde ısı var buralarda, salak ağaçları tomurcuklandı, kandırılmanın tekrar sayısı ömür kadar olanlar var!
Cümleten günaydın, Ocak ayını yedik, Şubattan bi ısırık aldık, kışı “haaaam” etmemize az kaldı, bahara şarkı şiir yazma zamanı geliyor,halaya girenler yaza kalsın, düğün dernek zamanı demi ??? “Savaşma Seviş” vaktiyle ile afiş idi, yine yazmak lazım duvarlara da seviş’i cinsel olarak anlayanlardan korkmak gerek. Tensel hazlar dile gelse olmaz dimi o içimizde büyüsün, bir tenhada iş görsün, cezası yok hazar.

04 ŞUBAT

Tatlişler, tontişler, minnaklar … Bonjour be yaw!!
Bu cümleden sayfalarca memleket analizi yapa bilirim, hak ediyor yurdum, “hak ediş” raporları var idi eskiden, daha bir çok rapor var idi, şimdi raporlar, ispiyon üstüne, dört yanımız muhbir, “dört yanım puşt zulası” diyen Ahmet arif; kafiye öylesine denk geldiği için demiş midir, Serpuş’un anlayamamaktan puşt olduğu rivayet edilir, bir şeklin pasif şeklidir, eğilim var, eylem yok gibi mi, dost yüzlü, dost gülüşlü bir grup bir eve akşam yemeğine gitse ne olur ???? Ferhan Özpetek’in Cebimdeki Yabancı filmi olur 🙂 Çok şık, çok zeki, çok gerçek… olmuş, keyifle izledim, bazılarını tanıdım, bazılarının yerine kendimi koydum, bazılarını bildim ama adını çıkaramadım. Galata’daki ev manzarası, sonuna Sezen Aksu şarkısı, yazılar bittikten sonra çıkmayanlara bi sürpriz kare. Güzel olmuş, “Mutfak Sırları” nı bekliyorum heyecanla.Bu Ümit Ünal’dan ötekinde Serra Yılmaz’ı da iyi anmasak olmaz.
Aldatmak, aldanmak hayata dair, Kandırmak da yakın bir kelime. “Aldatan kendini kandırır” da sabaha ait aforizma.Cep telefonları aldatma aracı, olaya kadın erkek, evlilik açısından bakarsak da başka açılardan bakarsak da, ne yandan bakarsak bakalım aldanmayız, aldatanlara şaşarız, gün gelir, şaştığımız şey başımıza gelir mi gelir, Yalan yola çıkmış, biraz yol almış, aldatma ile kanka olmuş, heyecan bulmuş, aldatmaların sayısı katlanmış, yalan yalan üstüne dağ olmuş… bunları yapanlar ne olmuş ????? çatlamış, kimi hırsından, kimi kıskançlığından kimi de bilinmeyen nedenlerden, Aslında bilinmeyen neden yoktur, bilinip de söylenmese daha iyi olacak nedenler vardır, iyi neye göre daha iyidir, bunu bilen bildiğini sanır, dünya üzerindeki her duygunun değdiği en az iki nokta vardır, nokta çok olunca ortaya çıkan geometrik şekiller gökteki büyük ayıya benzer, adı üstünde “ayı” ha gökte ha yerde… “kime ne anlatıyorum ki ben!” e bağlanır her şey gökten düşen elmalar baş yarar, tozlu dumanlı yollar göz yaşartır, sonra her şey hatıra olur, unutulur muuu???? hatıra gelir en gelmemesi gereken zamanda, sonra, sonra, sonrraaaa…. sı yok film yapıcam 🙂)))))
Bulutlu pazar sabahında pazartesine 24 saatten az kalmış iken, kahvaltımızı edelim, sinemaya gidelim, oradan da halamıza gidelim, o arada kızımız eve gelmiş olsun, evin babası akşam yemeği yapsın, maça bakılsın, ardından Yıldız Tilbe’li o ses Türkiye ile gözler renklere doysun…Daha ne olsun ?????
Cümleten Bonjour, tatil de bitti, ödevini henüz yapmamanın rahatsızlığı içinde rahatım 🙂 Bi de sivilcem var ağzımın kenarında genç mi oluyorum ne ????? Aaaaaay aman dayanamam, otuz sonu kırk başı favorim benim.

06 ŞUBAT

“Şu ara değişik bir dönemden geçiyorum” çok manidar, kendini anlatmayan, gizemler taşıyan, karşı tarafa gıybet malzemesi olan, pek moda bir cümledir. Yaşayan her şey, herkes değişik dönemlerden geçer, insanlar, hayvanlar, bitkiler, memleketler, eşyalar, arkadaşlıklar …. gözümüzün gördüğü heeeeeer şeyyy! Gözümüz görmez, kalbimiz hissetmez çoğu zaman. Biz buna “halden anlama” diyoruz, buradaki “anlama” entresandır, En az iki anlama gelir, anlaması zordur 🙂 Bu cümle aslında bir depresyon açıklamasıdır, depresif hallerin sebebi; bir çok nedenin nedensiz gibi görünmesidir. Aslında nedenlerin açıklamaya üşenilmesi,”değmez” diye düşünülmesidir, depresyon! “Küçük şeylerin büyük Tanrısıdır depresyon!” dediğimizde hem cami, hem kilise kızar, Buda’cılar tebessüm eder, 24 Ocakta gelen Mutfak Tanrısı bize neler getirdi bilemeyiz, Mutfak Tanrısı’nı bilen kaç kişiyiz ????? Ben okudum, biliyorum:))))
Sabah sabah bilgisayarı cam önünde dizimin üstüne aldım, ışık çok iyi, dünyam HD kalitesinde oldu. Bu parlaklık geçtiğim döneme de ışık tutar mı, bu dönemlerin dönemi bitmez mi, geçenler geçtikleri yerlere iz bırakır, bu izler bir işe yarar mı, “yemişim dönemini” demekle yediklerimiz midemizde sindirilmiş olur mu, bağırsakdaki sindirim, bağırsak da bağırmasak da bok yoluna gider mi ?????
Kafam karışık, saçım dağınık, ruhumda fırtına var, beni anlamayın, dinleyin! diye bağıranlar, sesim geliyor mu? demeyi unutanlar, Ses kontrolü şart.
Kızıl Darı Tarlaları/ Mo Yang okuyorum. Kanlı, şiddet içerikli bir kitap, bitince ayrıntılı yazarım, Pazar günü Üç Bilbord Ending Çıkışı Missuri seyir ettim, Senaryosu Oscar’a aday. Beğendim.Kitaplar, filmler hatta şarkılar bile bizi yolculuğa çıkartıyor, yoldan korkmamak gerek, yolda at değiştirmek, kestirme yolu göze kestirmek,yolda kaybolmak, çıktığın yolda kalmak, yolun sonunda sürprizle karşılaşmak … heeeepsi hayata dair. Bu zengin hayatı, fakirleştiren, bire ikiye indiren insanların sorunu depresyon, kalabalıkta kendine yer bulanlar, bulunduğu yerden görünmek isteyenler ile, bulunduğu yerden herkesi görenlerin dünyası bu dünya. Çivisi çıkmış ola bilri, Ne gam???? dön dünya,dönsün başım 🙂
Bu arada kitapta darı ile ilgili çok bilgi var, artık işime yarar mı, yararlı hale gelir mi, bilmiyorum, bakıcaz artık 🙂
Günaydın  tatilin son günü, “donnez-moi une suite au Ritz, Je n’en veux pas, Je veux de la bonne humeur…” ezberlemeye gayret eden, son gün öğrencisiyim ben, bu dönemde 

08 ŞUBAT

“Bindik bi alamete, gidiyoz kıyamete, akacak gibi burunlar, bez getir Cafer…” Günlerden Elvis, Cem, Annem, Hülya … kiminin Doğum kiminin ölüm yıldönümü, hayatın bana milk-Shake muamelesi yaptığını düşünüyorum, renkli, tatlı, çalkalanmış yıllar! Geriye bakınca isyan etmemi gerektiren şeyler görmüyorum, gördüklerimi de kabul edip, üstünde durmuyorum. Aaaaay gözü kör olmasın pozitif ruhun, taşıyorum anacığım, göz göre göre gözüme gözüken heeeeer şeyi taşıyorum, omuzlarım çöktü gariii! de demiyorum, yıllar eksildikçe iki eksiden artı yapmaya bi heves ediyor insan. Nerdeeeee artılardan alınan türevler, intagrale gitmeler, diferansiyel denklemlere eşitlik yazmaya gayretler … hepsiiii bittiiii, yandı, kül oldu gitti. Geride bir ben varım, benden içeru! Kırkıda geçtim, erdim erecem 😊 Birayı evde yapana çemkirenler dakikada 41 bin kazanırken işçisi brüt 10 lirada imiş, ohal patronun ekmeğine yağ sürmüş, üstüne reçel zamanı gelmiş, her gün 1000 kişi tutuklanırken serbest kalanın sayısı yokmuş, Avrupa birliği ile cilveleşme yeniden başlamış, müsebbibinin 14 şubat olduğu söyleniyor 😃 robot özür dilemiş, hem dişi, hem densiz zaaar! Özürün son cümlesinde niye her şeye karışıyorsun diyenlere “her şey hayata dair” demiş.
İSMEK 2 km den öteye taşındı, 25 dakika radyo eşliğinde yürüyorum, karşıdan karşıya geçerken bir kulaklığımı çıkarıyorum, yeni yer soğuk, elektrik kesilince mazot çok gider diye sınıflara jeneratörü açmayan bir yönetici var, yürüyen merdiven de çalışmıyor, Almanca sınıfına taşınıp duruyoruz 😬
Biraz evvel Kutsal Geyiğin Ölümü nü seyir ettim, manyak sayısı ve çeşiti devamli yükselen trend. Bildiğimiz de bilmediğimiz de zararsız muamelesi görüyor. İF’e bilet almadım, azıcık pişman gibiyim. Sevgililer günü içimi daraltıyor desem olmaz, gelinler var 😃 Ne desek, ne demesek …
Altı yıl bitti, bazı şeyleri hiç unutmuyor insan, hatıralar uçurtma gibi, uçmuş gibi de, tele, dala takılıp baş aşağı gelmiş gibi.
Bu amaçsız bir yazı, bir yere bağlanmayacak, bağımsız gösterisine salon yok, göstermeye de niyet yok, “gömdük gitti” nereye???? Kalpler belki de çöplük, en az bir bölümü

10 ŞUBAT

Kitabı okudum,filmi seyir ettim. İçim daraldı, bundan gayri flaş tv seyredip, magazin dergileri okuyup, Recep İvedik’in tıraşlı hali olan Kayhan filmine gitmek istiyorum 😳
Vahşet fazla geldi. Bizim zamanımızda okulların sinema, tiyatro salonları olurdu ve hafta sonu film izlemeye giderdik. O zamanlardan siyah beyaz filmlerden aklımda Japon’lar ve Çinliler kötü kalmış, hep ölümler, tuzaklı sahneler hatırımda. İçinde öpüşme sevişme olmadığından onları bize münasip görmüşler hazar, isimlerini hatırlamıyorum ama parmak kadar çocuk hafızasında kalmış olanlar iç karartıcı.
Kitap 2012 de Nobel almış, film de Berin’de Altın Ayı. Kitap çok ayrıntılı ve akıcı ama okurken içim dışıma çıktı, bir deri yüzme bölümü var kiiiii okumadım, atladım, aynısı filmde de var, o sahnelere de bakmadım. Japon işgalinde Çin, sene 1926 ile 1941 arası, sefalet, eşkiya, çoluk, çocuk, gelenek, görenek, darı tarlaları… akıldan çıkacak gibi değil, her paragraf resim gibi. Torun babasını, dedesini, ninelerini anlatıyor, kısa bir zaman dilimi, yüz yıllar gibi. Kanlı edebiyat , daha uzun zamana yayıp okusam iyi olurdu, günde 25 sayfa ile daha iyi olabilir. Film kitaba göre çok kısa da ancak öyle ola bilirdi zaten,
Yine de başka bir ülkede bildik vahşetler görmüş oldum, ruhumda yaralar açıldı, dersem abartmış olmam. Zaten hasarlı bizim ruhlar, işkence görmedik ama görenlerin kitapta olanlardan ne farkı var???
İnsanın insana bir karış toprak uğruna zulmü dünya tarihi kadar, kim kazanıyor? Belli mi, savaşların kazananı kim, kim kimleri bir birine düşman ediyor, “farklılığımız, zenginliğimiz” eski bir yalan, yalan dünyanın gerçekleri o kadar çok kiiiiiii, yürekte yer kalmadı 

11 ŞUBAT

 

Mükemmel ve kusursuz bir birine geçmiş kavramlar, mükemmele giden yol kusursuzdan geçer, kusursuzun hedefinde mükemmel vardır. Bunların ikisi bir araya gelince mükemmel anne, kusursuz eş olur! diye bilir miyiz, deriiiiz!!!
Günümüzde mükemmel ve kusursuzun nihai neticesi bunlar. Bi gayret bi gayret, taktir, teşekkür beklemede, süpürge edilen saçlar Rapunzel’den ödünç alınınca, prensi taşımıyor, kuleden aşağı bakınca gördüğün yerde yerde kalıyor prens, sonra o da beyaz atına binip Ya pamuk Prensesi öpmeye gidiyor, ya da yolda kara büyü ile çarpılıp kurbağa oluyor, bir nilüfer yaprağı üstünde prensesini bekliyor, sevgililer günü yakın olduğunda “ya olursa” diye kurbağa öpen çok olacaktır hazar.Kısmet artık, kader ve kısmet yönümüzü çizerken oduncunun çocuklarının ufaladığı ekmekleri karga yer, pasta evin sahibi cadı,aslında o cadı üç beyaz! Gülüverin seyahatlerini tur acentası düzenliyor, Alice harikalar diyarına gidemiyor, o diyarlar “ha bu diyar” oldu, kibritçi Kız havası hiiiiç olmadı, hava bazında, yoksa fakirlik hiiiiç bitmiyor. Nereden geldik buralara, çıkış noktamız neresi ?????
Pazar sabahının mükemmel anneleri, kusursuz eşleri iş başına geçmiştir hazar. Bi de yarın okul var, hem anne hem eş olanlar nasıl çırpınıyorlardır kim bilir, Mükemmeli aramak, eksik bir yanı telafi etmedir, bir yanım zayıf, bir yanım yıldızlı pekiyi, yıldızlar baş döndürdükçe görünmez öbür yanım sananların dünyayı dünyalılara zehir etme çabalarıdır kusursuzluk özlemi. iyi ile mükemmel aynı yolun yolcusu gibi görünse de iyi yarı yolda kalır.
Yani geldik, gidiyoruz, iyisini de, kötüsünü de güzelini çirkinini, fakirini, zenginini aynı kara toprak kucaklayacak, bal dök yala evler, gün yüzü görmemiş eşyalar, eeeen marka esvaplar, kolumuzdaki çantalar ile adamlar, elinden sıkı tuttuğumuz çocuklar… nereye kadar birlikte yolculuk ?????
Amaaaan salıverin gitsin, sallayın bi daha gitsin,giden gitsin, kalanlar baş tacımız da değil ama idare edeciz artık, “at gitsin, at gitsin, sat gitsin, sat gitsin..” diyen Ferdi Özbeğen mi idi?
Acaip bir sis var, Atilla İlhan’ın Sisler Bulvarı’da nasıl güzel bir şiirdir.
“sisler bulvar’inda seni kaybettim
sokak lambalari öksürüyordu
yukarida bulutlar yürüyordu
terkedilmis bir çocuk gibiydim
dokunsaniz aglayacaktim
yenikapi’da bir tren vardi ” Yenikapı’daki tren artık kaçan trenler arasında, aklımızı kaçırmasınlar da
Olan akıl ile Günaydın, elimizden geleni ardı koymadığımız, mükemmel rolünden sıyrılıp, sıradan, sırasız ve sınırsız bi pazar olsun. Kalp de koydum, nasıl olacağını bilmemize yardımcı olsun diye 

15 ŞUBAT

“Elleri talih, bizi de Kör Salih …” diye kadere sitem eden bir aile büyüğümüz vardı, elbette ki kadın 🙂 Haklı da, hatta hak ediyoruz da, Dibine bir avuç gübre koyunca yedi veren güller gibiyim, gübrenin mahiyeti belli, ki onu da ikramdan sayıp, döktürüyorum, iflah ve islah olmaktan umudu kestim, ben bıraksam hizmeti, hizmet ettiklerim yakamdan düşmüyor, “çadırımın üstüne şııııp diye damladı, veresiye vere vere kalmadı, kalmadı…” ayıp içerikli bir şarkı diye öğretildi zamanında, çadırı, damlayanı da geçtik, vermekten vaz geçmek bile ayıp, içine tükürdüğüm edep ve terbiye sistemi (sitemim soy ağacındakilere, lütfen taşırmayalım)
Bu talih ve salih oyunları da iyilik güzellik kökenli, olimpiyatlar gibi bi şi de değil, bir kaybeden ölümüne kayıp,ateşi yakanlar ile ateşten yananlar ayrı taraflara, tarafını nasıl seçersin ????Aaaaah yaktık gençliğin her yanını, bu yanan gençlik kömür değil!!!! sevdik de katlandık, her bokuna, hepimiz ölcez de gömecekler çukura!!! Bi o zaman yanyana, eşit mi acaba???
Günler aynen böyle günler, sitem sitem üstüne, sitem kime, dertlerim kalktı valla şahaaaa!!! Bizim sarmaşık yine bize sarıyor, ayıklama da tarafımızdan, böyle gelmiş böyle gidecek gayri bizim dünya, başka dünyalardan haber için bir çırpıda iki kitap okudum, iyi geldi mi??? Yalnız değilim, hissettirdi. O zaman yedi vermeye devam 🙂)))

Aşıklar Delidir/ Ya da Yazı Tura; Ayfer Tunç severim, güzel de yazar, yeni okuyanlar için döktürmüş, bana Suzan Defter’den tanıdık, o zamandan bu zamana gelişmiş tabi ki de, Bir sürü bilgi var içinde, Sophie nin Seçimi’ ni bilenler kimler??? Benim okuyan üfleyen kuşak bilir, bir sonraki belki, bir daha sonraki bilmez diyorum, Tıpkı 72 senesinde benim Billie Jean King den haberim olmadığı gibi ki tenis tarihine kadın hakları için tarih yazmış, bi de cinsel tercih meselesi var, biz bize haber ulaşmadığı için bilmedik, şimdikiler haberi seçerek aldıkları için bilmez, Neyse kitap güzel, okuyalım, biraz pahalı ama indirimli siteler var, benim kitabın 33 sayfası eksik, ortalama 12 sayfa felan okumadan okudum, iade edicem, eksiklik konuyu eksiltmedi, sonunda ağladım bile, Umut ile Sanem aileleri, çevreleri, aşkları ve ya sonra ???? Böyle bir tutku var mıdır, bu tutku göz bağıdır da içimize verdiği göz dağı mıdır ??? Bu soruları çok bakıştan sordum kendime, aklı başından pek havalanmayan biri olarak net cevaplarım yok.
Hanene Ay Doğacak / Şebnem İşigüzel ; Yazarın ilk öykü kitabı ki sonra çıkmış iki romanını okudum, geriye dönüşü sevmedim, fakat konular çok ilginç,ensest ilişki, ölü seviciliği … sansürlü mevzular, Yunus Nadi Ödülü’nü almış. Şebnem İşigüzel’e yeni başlayanlara önerilir, ben de aradan okudum, bir kez daha göz atıcam
Gerilimli günlerimde def gibi gerilen ruhuma krem sürmüş gibi oldu kitaplar, sırada daha çoooook var, kargonun ikinci partisi gelmedi, Hazar kargo şu ara sevgililere minik kalpli, kırmızı paketler taşıyor, dün dündü ama yetişmeyenler bugün yarın, Amaaaaaan oya oyalan, boya boyalan dünya! “Ben burdan ayrılmam şaşmadan pusulam!” hayatı görüyoruz, ölüme dönünce yönümüz, bırakır gideriz, neyimiz var da neyi bırakıyoruz acaba???? Sevdik, sevildik, sevgiden sömürüldük, ikramdır ruhumuz, ilaç olsun ihtiyacı olana, helal midir???? onu da bi hacıya hocaya sorcaz artık 🙂)))

19 ŞUBAT

Sonra bi bakıyorsun, “daha önce baktığımda bunları görmüştüm” diyorsun, arkasına “ama böyle anlamamıştım” diye ekliyorsun. Zaman hayata bir anlam değilse de anlama kabiliyeti katıyor. Ömrümüz, şüpheler, tahminler ile onların getirdiği muhtelif renkli yalanlar ve abartılar ile geçiyor. Abartma (+) ve (-) yönde oluyor, hayat her yöne gibi de insan bildiğini sandığı yöne.Bir birinden uzaklaşan ama dünya yuvarlak olduğu için elbet bir gün buluşma ihtimali olan trenler gibi hissi durumlar. Doğrunun tek olduğuna inananlar düşünce yoksulluğunun sınırında olanlar, en kolay ekilen de nefret tohumları, sevmek çok neden isterken nefret tek nedenden kendi kendine bölünerek çoğalıyor. Halbuki tersi olmalı.
Cam önünde, radyo eşliğinde, pazartesi sabahında, havada bulut var iken, aklımda bir çok şey trafikte seyir halinde iken, bekleme yapanları uyarıp yola koymakta fayda var, yola koymak ile yola koyulmak , etken ve edilgen eylemler, ikisi de içimize bakar, kalbimizden geçenler ile dilimizin ucuna gelenler aynı olsa da ağzımızdan çıkanlar ayrı olur! Dün Sofra Sırları filmine gittik, çıkınca kızım dedi ki; Hayat yalan üstüne kurulu, direkt gerçeği söylemeyince lafı dolaştırıp ima ile yol alanlar, anlaşıldığında anlatamadığını savunanlar, anlaşılmadığına inanlar … etrafta hep bunlar. Doğruyu söylemek kırıcı ve düşman kazandırıcı, çünküüüüüü insanlar kendilerini yanlış bile değil hiiiiiç tanımıyorlar, herkesin öyle olduğuna inandığı bir tipi var, aksini söyleyenleri siliyoruz listeden, bi de hakkında yıpratıcı propaganda , biz buna gıybet diyoruz.
At eti, eşek eti yemeğe alışmısız, damak tadımız oralara evrilmiş, sahte evrak ile oparatörler taşınıyormuş, bilmeden Turkcell i oluyormuşsun ya da yerli ve milli olan birinden, sarı kamyonlar bir ayda 35 cana kıymış, bilin bakalım hangi habere yayın yasağı gelmiş, üçüncü hava alanında 27 kişi ölmüş, abartmaya gerek yokmuş, aaaahhhhh sabah sabah Americano içerek güne başlayanların huzuru daha fazla mı su içenlerden, kana kana kandırılmaya müsait bir hafta daha, direnmenin faydası yok, bi de bu yanaktan, bam bam!
“Öyle de böyle de yaşayıp gidiyoruz!!!” Amaaaaaan salla gitsin, “ne doğrarsan çanağına, o gelir kaşığına” diyen atalar var, hepimizin bir şeylerde suçu var, soy ağacına çocuklardan biri bakmış, devlet benim bildiğim kadar biliyor,sürpriz bir dede, nene yok yani,
Aaaaaaah kötülük kol boyu, ileriye uzanırken, diz boyu bile olmayan iyilik mi var da biz görmedik. Alışkanlık betermiş hepsinde! Bozmayalım alışkanlıkları, akışkan olmaya devam da sosyal medya akmıyor, sayfa yenilenmiyor, yeni haber görmek çok zor oluyor, bir bildirimde görüşmek dileğiyle Günaydın diyelim, 8. kata tırmanan bir asansörde halvet caiz imiş diye duydum son dakkada, inanalım mı??????

21 ŞUBAT

Mesele olmak ya da olmamak değil, olduğunu sanmak! Sanılmış olmamışlar, sağımızda, solumuzda, önümüzde ardımızda, hatta her daim aklımızda, bu böyle gelmiş, böyle gider, yolu açıktır bunların, don durak “hiiiç” e çıkar. “Hiç” gözle görülmez, el ile tutulmaz, varlığı şüpheli, yokluğu yoktur. “Şey” ile “hiç” iki inatçı keçi gibi köprüde karşılaşmaz, birinin olduğu yere diyeti uğramaz, sonunda “şeyden şeylere kurban ettik, elimizde hiç kaldı ” deriz de dediğimizin anlamını bilmeyiz, “Dünya fani, ölüm ani” ye çıkan örnekler Deniz olmuş da kimse yüzmemiş, yüzmeyi bilmediklerinden mi ıslak diye girmediklerinden mi orası bilimsel konu, Selvi ile Sayar siyasi yönden tartışırlar, kim ikna olur ???? Olanlar var demek kiiiii
Ülkemizin sefalet derecesi 4 kademe birden yükselmiş, dünyanın 5. Sefil ülkesi olmuşuz,
Hayır ve Uğur haberin neresine konacak o da size kalmış, motive edici günaaaaydın, benden olsun, bu arada derse de geç kaldım, hiiiiç umrumda değil gibiyim, yüzsüz ve arsızlara mı karıştım ne!!!! İyi saatte olsunlar da var bi de , nereye karıştığımı bilemedim, sabah yalanı, buyruuuuun başlayalım yeni güne…

25 ŞUBAT

Buharlanan camlara kalp çizdiğimiz yıllar vardı, içinden geçen ok ile ikiye bölünen, kırıldığında, ortadan testere geçmiş gibi duran, ucundan kan damlayan kalpler, resimler yapardık, isimler yazardık, onların çizgi çizgi uzayarak su damlalarına dönüşmesini seyir ederdik, vakit geçerdi, vaktin geçme gibi bir problemi vardı, geçmezdi, tükenmezdi.elimizin altına gelen heeeer şeyi oyuna, eğlenceye dönüştürme potansiyelimiz vardı, uzun kış gecelerinde bilmece sorar, elektrik kesildiğinde duvarda gölge oyunu oynar, büyüklerin dizinin dibinde hemen oracıkta inandığımız hikayeler dinlerdik, Soba da yanan odunun sesine, rüzgarın uğultusuna, yağmurun şıp şıplarına fit olurduk. Radyoda çalan şarkılar her zaman isteklerimize uymazdı, zaten her zaman şarkı olmazdı, parazit sesi de cabası, içindeki ufak adamları hayal ederdik, benim radyonun deliklerine tel toka sokmuşluğum var 🙂))) içindekilere özgürlük istemiş ola bilirim. Şimdi dünyanın öbür ucundan neler öğrenip , görüyoruz, duyuyoruz, dünyanın döndüğünü bilirdik de başımızı döndürdüğünü yakında anladık, yaşımızın üstüne yaş koydukca, kat çıkılmış apartmanlar gibi olduk, kaçak katlardan mı???? bizimki, temel sağlam, üstüne dizilenler estetik yoksunu ama ihtiyaç giderici, öyle oluyor, çoğalan her şey fabrikasyona dönüşüyor, ruhunu kayıp ediyor, kayıp ruhlar evrene kayıp enerji olarak dönüyor, bu kaybın telafisi olmuyor, yok da sayılmıyor, hafızada yer işgali, anarşist mi bu ruhlar! Anarşi baş kaldıran, asi demek ise bir eylemi de var ise,bu ruhlardan hala umut var mıdır ???? Umutun var olduğunu bilmek bile yeter diyenler,”yetmez ama evetçiler ” mi,
geçen haftada; Suriye’deki dünya savaşı devam etti, herkes bir birine çalım atmaya devam etti, gol olması an meselesi değil, daha çoook top döner oralarda, son sivil ölene kadar:( Trump Florida okul baskınından sonra kurtulanların aileleri ile oturdu, süper bir çözüm buldu, “öğretmenler silahlanacak!”, Kongo’dan çıkan Kobalt akıllı olan her şeye kaynak olmaya devam ediyor, 7 yaş altı çocuklar 1 dolar için 12 saat çalışıyor, taşları yıkayıp, taşıyor iken, şarjı daha uzun giden batarya sahipleri yeşili korumaya, kadın hakları savunmaya,” çocuklar ölmesin” diye pankart taşımaya hangi yüzle çıkarlar???? Dünya böyle kötülüğün sınırları yok, bir tarafı düzeltmeye uğraşırken, diğer taraftan faydalandığımızı unutuyoruz.
Ağrılı, sızılı günler, hareketli bir hafta sonu ile yediye tamamlandı, Onları ayrıca bir yazarım, kitap, tiyatro, sergi, yemek … hepsini hızlı ama sıkışmamış olarak yaşadık bitti, anı olarak kayıtlara geçti, anmak istersek anarız,
Bu sabah yağmur var İstanbul’da, sarı laleler yok çiçek pazarında, varlar ile yokların dengesi yok hayatta, hep yok olan taraf ağır bastığında bizde hayata yan basmış oluyoruz, gözden kaçırılmış varların sahne zamanı, zaman sen nelere kadirsin! Nehir Gibidir Insan, Sadece Yüzüyle Bilinir. Derininde Ne Saklar, Yüreğinde Neler Akıp Gider, Söylemez Sessizce Akıp Gider.
Akalım bakalım pazar sabahından. pazartesi sabahına, “nooolmuş yani!” diyebilenlerin çok olması, umurumuzun umurunda olmaması (nasıl olacak ise, pek kahırlı bir cümle, kahreden derviş, kahrından gebermiş, derler adama) dileğiyle, Çoooook şaaaaaneeee bi pazar olsun! diye türkçenin içine önce bi tükürelim, eeeee gücü yeten yetene, sonra da Günaaaaaydınn!!!

27 ŞUBAT

Kafası ile konuşan insanlar ikiye ayrılır; Kendini ikna edenler, Kendine itiraf edenler, kendini ikna eden çok bulunur, kendine itiraf edenler ise az, insan inandığı gibi yaşarken inandırılan olmaya geçer ise rahata erer, birinin birileri adına düşünmesi büyük kolaylıktır, biz bunlara teslim ruhlar diyoruz, sürü olup düşünce peşinden giderken düşünmeye gerek duymazlar, bu kitlelerin düşünen soru soran diğer kitleciklerin ağzına tükürmesi savaş sebebidir, savaşlar kendini konuşarak, çalışarak ifade edemeyenlerin işidir, savaş ölüleri sahibine göre kıymetlidir, o vakit düşman kimdir???? Düşman işine gelmeyendir, tekerine taş koyandır… yani bir şekilde karşı olduğumuzun karşılığı her şey düşmanımızdır, insan, düşünce, eylem,eşya, hayvan .. tırstığımız heeeeer şeeeeyleeeer!!! düşmanımızdır, aaaa o zaman düşmanı biz mi ???? Yoook canım, onlar hep vardı 🙂
İşte buralardan hoşgörü, şefkat ve sevgi, af etme … gibi mevzulara gelemediğimizden, dört bir yan sinseralla 🙂 Düşman edinme ve hakkından gelme yolları çok açık, binlerce örnek var, filmler, diziler, muhabbetler, … Dün akşam karakolda adam dövdüler, bir büyük de polisi yanlış tanıtıyor diye tweet atmış, bi gülesim geldi de neremle gülsem bilemedim 🙂)))
Aaaaay beyaz bir sayfa açtı idik dün, üstüne hava kapadı, saatlerce elektrik kesildi,üşüdük, yarım kalan çamaşırları akıllı makineden alıp elimizde yıkadık astık, önümüzdeki bir hafta içinde kurumasını bekliyoruz,milletin dilinde bir kar var, hava tahminlerinde yok, Çoğul yazdım, kendimi kalabalık görüyorum, bu bana güç mü veriyor, yoksa karmaşa mı yaratıyor??? bu sorular üstüne düşünmeyeceğim, canım öyle istedi,
Yapacak çok işlerim var, her zamanki gibi 🙂 Kulağım radyoda; Milletvekillerine inplant hakkı 12 ye çıkmış, gülüşlerini sevelim diye, dış işleri dil bilmeyen bürokratları yurt dışına göreve yollamış, yandan kadro ile tercümanlar peşinden gidecekmiş, gençlik horoz dövüşü istiyormuş, Marmara Üniversitesinden bir prof yoğun bakımdaki kadın ve erkek hastalar ayrı ayrı yatsınlar demiş, hemşire görmeden yoğun halden çıkan bi erkek hasta çileden de çıkabilir hazar, ölü sevicilik var da komada seven neden olmasın.
Ayyy aklıma mukavyet olmalıyım da mukavyet sınırlarını kaybetmiş ola bilirim, Zayi İlanı; Aklımızın sınırlarını kayıp ettik, hükümsüzdür!
Gergin ve tedirginim, elektrik tekrar gidecek mi, yağmurun sınırları ne, “ödevimi yapmadım, yarın zaten gitmeyeceğim” bana yakışan bir davranış mı, davranışın yakışıklısı makbul ise bunun ölçüsü kaşık mı kepçe mi ??????
Uzatmayalım, sadede gelelim, günaydın

28 ŞUBAT

Yağmur nasıl yağıyor, nasıl yağıyor!!! Nasıl yağsın, kış mevsiminde olması gerektiği gibi. Konuşmaya başlamak için anlamına hikaye yazdığımız cümlelerden biri de bu. Giriş ve sonuç önemli, gelişmeyi sallamıyoruz, gelişirken çelişenleri hiiiiiiç sallamıyoruz. Bildiğimiz gibi yaşamakta ustayız. Bildiklerimizin Derya Deniz olduğunda iddialıyız. Yalandan kimse ölmediği için beyaz, pembe demeden yol alıyoruz. Kötüyüz biz kötü!!! de demiyoruz. Biz kendimizi bilmeden bizi iyi bilsinler istiyoruz. İstemek için herkesin haklı sebepleri var, bu sebepleri anlatmakta, hatırlatmakta üstümüze yok😊
Feneri Muhallebicide söndürdük, sabah tahlile gideceğimi unuttum😬 Bacım, kuzenim, arkadaşım ile tiyatro yaptık, Beyaz/ Deniz Çakır-Derya Alabora eeeeh işte! Yakın olunca annemgilde kaldım, sağlıklarında hiç yatmadım, şimdi her geldiğimde odalarında kalıyorum, dün gece de yatağı ortaladım, yün yatak içinde yuvalandım, yağmur tıp tıp panjura vururken, anam babam başımı beklemiş gibi uyumuşum.
Çıktığın evlere tam dönemiyor insan, misafirlik duygusuna bir yabancılık eşlik ediyor, hiç bir yeri açıp bakasım, bir parça bir şey alasım gelmiyor, sanki evin küçük çocuğu gibi, haddini bilerek, evin hakimi anne gölgesinde sinerek bir tatlı huzur alıp eve dönmek istiyor insan. Eve dönmek! Neresi evimiz? Kalıcı olduğumuz yere yapışarak, gitmeyi özleyerek, gitmek zamanını korku ile bekleyerek, iş ciddiye bindiğinde sorgu sual ederek … bıkkınlık getirenleri bile özlüyor insan, iç dünyamız tuhaf be yar! diye kaçmak ve sonuca bağlanmak güzeldir 😊
Yağmur kara dönmeden , trafikte başka bir şeye dönüşmeden, planların en az %80 nini tamamlayarak eve dönenlerden olalım 

 

EVİN ANNESİNİN ŞUBAT 2017 GÜNLÜKLERİ


Hayat tren yolu, biz yolcusu, uzayıp giden yollar manzara! Bu da hayata dair bir tanım işte, hayatın tarifi herkesin kendine özel. Karşılaştırmalı günlüklere devam, biraz da bana arşiv olsun diye bu çalışma, okuma oranı düşük malum, gerçi her şey de okunmuyor 🙂 Foto tren Erzurum’dan geçerken,trenin penceresinden, bakalım geçen yılın şubat penceresi nasıl imiş;

02 ŞUBAT

Herkes uyurken erken kalkmak ile herkes uyurken uyanık kalmak aynı şey mi dir ? Aynı olmasa bile benzerdir. Tatilin son haftası, kahvaltı hazırlayacam diye evi terk edemiyorum, sabah sabah yapılacak işlerim var, gürültü edemiyorum, iki arada bi derede elimi kolumu bağlayan bir cenderede, yemek pişen bir tencerede gibi miyim ? Kendime sorduğum sorularda ne kadar dürüst ola bilirim, soruyu olası cevaba göre sormuş isem, kendimi şaşırtma olasılığım kaçtır ? şaşırtmalar şaşkınlık doğurur, bu doğmuş şaşkınlıklar, öfke yüklü bulutlar olup, yağmur dökerlerse, “ağlamak iyi gelir her şeye ” ye bağlanabilir miyiz, bağlandığımız yerde kalmak bize yosun tutturur mu, o yosunlara midye tutunur mu ? midye dolması mı deriz midyeli pilav ya da pilavlı midye mi doğru olur, yanındaki limon her şeye limon sıkın, olmadı, kendinizi sıkın, kendi kendinizi sıktığınızı sanarken, sizi sıkanları gözden kaçır mayın, göz hapsine aldıklarınızı aman ha sakın salmayın, gözden kaçanlara nöbetçi bahaneler bulundurun, bu nöbetçiler “gözler kalbin aynasıdır” takımından olsun, amaaaan olur ise böylesi olsun, neticede hepimiz bir yerde kalender meşrebiz, değilsek de ara ara olmanın bi zararı yok, kim ölmüş hoş görüden , aaay belki de ölmüştür ??? kimseyi bağlamayalım, aman zaten bağlanmayalım, bağlı tutmayalım, hadi o zaman ; hep beraber kuşlaaaaar gibi olalım, dermişim 🙂Kuş olmanın bile kuş beyinli olmak gibi bi suçu var.
Sonuç her şey birbiri ile ilintili, tek olan, hiiiiiiiç bir şey yok, ya eşini bulamayan, ya da yanlış eşleşen var. Uzattıkça uzata bilirim, 🙂
Satıcı filmini gördüm, Ayrılık filminden daha iyi değil, ama güzel, tavsiye ederim, iki saatten fazla sıkmadan ilerliyor, başroldeki erkek oyuncu Ayrılık’tan kalma, büyümüş, daha bi hoş olmuş,kız da güzel, “ağzı burnu fındık gibi” deriz biz, aynen öyle. Festivalde gözüme kestirmiş idim, tam bilet alırken çöken site yüzünden tekrar dönene kadar biletleri bitmiş idi.
Filmin ana fikri ; Adaletin olmadığı yerlerde, kendi adaletini sağlamaya kalkanlar esas hedefin haricinde en az üç kişinin daha ağzına tükürürken, kendi hayatlarını da tükrük yağmuru altında birakıyor, Adalet yerini bi şekilde buluyor ama haz vermiyor, komple acı, yani, Bu arada tükrük derken, yine kibar oldum, isteyen istediği kelime ile eşleştire bilir.
Cümleten günaydın, kısa boylu şubat geldi, uzun boyluların esareti altında geçmez umarım, pehhh umar mışım, kahrolmasın can çekişen umutlaaaar !!!!

05 ŞUBAT

“uyandım sabah ile gözyaşım sile sile, ecel kapımı çaldı,ağlıyorum nafile, deryada feryada gam çekmişem dünyada …”
Tam da yazmaya oturunca aklıma bu türküyü çığırmak geldi, koro olsun diye youtube de açtım, sabahın sesleri var, karanlıkta bir köpek ile kuş söyleşti, muhtemel yapraklarda onlara baş salladı ama onların sesi gelmedi, aslında sabaha bir homurtu hakim idi, uzaklardan yakınlardan geçen arabaların, çalışan kazanların, inşaat makinelerinin sesi, hatta pazar sporuna kör karanlıkta çıkanların ayak sesleri, belki yarı yolda kalan denizin sesi, ya da yolu şehrin içine düşen martılar, kim bilir göz yaşı dökenler, feryat edenler de o homurtunun içindedir, ancak en yakındakileri ayırt ettim. Bi de yaz gecelerinin usanmaz sesi Ağustos böcekleri var, onlara manalı manalı bakan karıncalara benzer insanlar, o kadar çok çalışmasalar da “kış gelince görürüm seni” iç sesi şekil ve kelime değişikliği ile çooook insanın içinde yaşar, kendini garantiye alanlar, ya da öyle sananlar hayat süresinin garantisi yok.
Tatilin son günü, kızın kursu başladı, dün tabi ki de geç kaldı, bugün zamanlama konusunda ısrarcıyım. “Hiç vaktim yok”, “zaman bulamıyorum” demeler, kaçma taktiklerinin en basitidir, 24 saat büyük bir dilim, iyi ayarlanır ise her şeye yeter,
Dün Stefan Zweig okumasına gittim, 6 kişilik bir grup, çok verimli geçti, Satranç ve Amok Koşucu enine boyuna, alttan üstten, yazarın gölgesinde evrilip çevrildi, Sayımız 10 olsa diyoruz ama on okuyan gönüllü bulamıyoruz, uzak diyenler, başka gruplar ile okuyoruz diyenler … mazeret çok, popüler bir isim toplamıyor diye mi bilmem amma bizim medatörümüz de çok iyi yeni kitabı çıktı, “Yüksel Selek Özgürlüğün Peşinde / Yaşadım diye bilmek için / Mustafa Sütlaş , imzalatıp, yaz okumalarına koydum.
Dün geç gelince akşam yemeğini eşim yapmış, çok da güzel olmuş, yanına soslar felan da gençler bayıldı, fakaaaat ama fakaaaaat … hem tertip düzen, hem lezzet ikisi bir arada evin annesine mi mahsus acep, eskiden karnelerimizde Hal ve Gidiş ile Temizlik ve İntizam notlarımız olurdu, kocamın temizlik notu beş üzerinden beş ola bilir mi ???? Her pazartesi, ütülü mendiller üstüne ellerimiz koyardık, tırnaklarımıza bakardı öğretmen, bi de saçlarımıza, kulaklarımıza, kalp temizliğinin kontrolü yok ama kalbi temiz olanlar kendini biliyor, emin olmayanlar da devamlı “benim kalbim temiz !” diye ilan edenler mi ????
Yarın yoldan çıkmış bir evi, tövbe derecesine getireceğim, inşallah. Tabii ki de bu bozulacak bir tövbe, bozulmuş tövbelere tekrardan tövbe etmeler, başından ekmek kırmalar, maddi. manevi kefaret ödemeler … bunlar cennetin kapısını aralar mı yoksa ardına kadar açar mı ? Günah var ise çaresi de var diye güvenerek, bir olasılık hesabı ile son yıllara ruh temizliği bırakanların başarı yüzdesi nedir ki ????
Amaaan işte bunlar deli sorular, gerçekler ayrı bir yerde, Araya Zülfü Livanelli’nin Huzursuzluk kitabını aldım, çay koydum, kızı yolladım, oğlan kalkana kadar film bakıcaz beyimlen, hayat günlere, haftalara,aylara, yıllara,bakmadan geçiyor, an hesapları ile ilerlemekte fayda var, ne ile daha çabuk mutlu oluyor isek kaçırmamak lazım.
Cümleten şaaaneee bi pazar olsun ! 

12 ŞUBAT

 

Pazarlardan pazar beğendim, hatırıma bir resim geldi. Solmuş, sararmış, kitap arasında kalmış, hatta geriye bir tek ütü masası kalmış bir resim.
Ablam ile bana bir oda yaptık ama aynı zamanda tv seyir etme odası, karşılıklı iki yanı yüksek, altı çekmeceli iki yatak, tam karşı duvarda yekpare bir dolap, birazı kütüphane, birazı giyim kuşam için, birazı biblo, tam ortası siyah beyaz Telefunken tv. Pazar sabahları, çizgi film de kaçan kovalanan minikler, kasabalarda adalet arayan kovboylar, gazete gelene kadar tek eğlence, ekmek de gazete ile birlikte, kahvaltı geç kahvaltı ama adına Brunch demiyoruz o zamanlar. Resimde annem yatağıma oturmuş, ikimizin de saçları kısa, aslan başı modeli, onunki evde kesim benimki Şişli’nin arka sokaklarında, okulu bitirmişim çalışıyorum, Taksim’in arka sokaklarında ama çalıştığım yeri öyle tarif etmedim hiç bir zaman, sağa sola uzayan hiç de cici olmayan bir tarif.
İkimizde tüm vücudumuzla gülmüşüz, gözlerimiz, dudağımız, eğilip bükülen boynumuz, kollarımızla. Akşamları iş dönüşü eve yürürdüm, sağa sola bakıp alış veriş de yapardım, Feriköy pazarından, Polat pasajından penye aldığım zamanlar, benim üstümdeki turuncu ağırlıklı, anneminki yeşil, mavi mineli, yorgan yüzüm kırmızı, duvarlar su yeşili, kaloriferin üstünde somon rengi damarlı mermer var, üstünde gece okuması kitabı, pencereler panjurlu koyu kahve, evde dikilmiş tül perde, illa ki elim değmiştir, ayak ucumda kabineli Sınger Dikiş makinesi, ayaklı, nazik olanından, ipliğin kalınına, kumaşın kabasına dayanamayan Prenses Model. Yerdeki halı ısparta gül desenli, annem çok temiz titiz, silinmekten renkleri tüyleri bir hoş olmuş, muhtemel burnumuza çay kokusu geliyordur, babam demlemiştir, erkek kardeşim, ekmek ile gazeteye gitmiştir, ablam da resimi çekendir.
Ne annem babam, ne odadaki eşyalar var ne de biz üç kardeş aynı evde, aynı haldeyiz. geriye kapının arkasında dayalı duran ütü masası kaldı, bir o hepsine dayandı, duvara dayalı kaldı.
Resmi istesem arar bulurum, uzun uzun baksam da daha fazlasını yazamam, hatıraları paylaşmak da bir yere kadar, bir cümle dilde, bir cümle kalbin derinliklerinde
Atom karınca, Arı Maya gibi olmam gereken bir pazar sabahı daha, bir mini kahvaltı ile kızı yolladım, ablama salep yaptım, eşimle bana çay koydum, dışarıda uçuşan kar taneleri var, gitmek istemeyen kışın son direnişleri bunlar, haftaya cemreler pıtır pıtır düşer, bahara yol açılır.
Tomris Uyar koydum araya Gecegezen Kızlar ile, Yürekte Bukağı yı okudum, dün gittim, bulabildiğim kadar öykü kitaplarını aldım, o öyküler dilimizin ucuna gelip de söyleyemediklerimizi, hissedip de nasıl desek dediklerimizi yazıyor.
Zülfi Livaneli Huzursuzluk en çok satanlar arasında ama tanıtımı yapılamıyor, alın okuyun, ufkunuzda binbir güneş parlar.
Güneşin var olduğunu biliyoruz, binbir ışık düşecek üstümüze, içimiz ısınacak, ortalık aydınlanacak, bazı çirkin şeyleri görmek daha kolaylaşacak, kanatlar balmumundan olsa da ila ki güneşe yolculuk olacak …
Güneşi umut ettiren günaydınlar olsun 

16 ŞUBAT

Bu aralar çooook soğuk, insanlar paltolarının içine büzülüyorlar, ben bile zaman zaman üşüyorum, bu hormonlar kışın işe yarıyor da ama metrobüste filan insan uzaylı gibi oluyor. Böğrüne yel girmesinden ödü kopan kat kat giyinmiş, havasızlıkla kafa bulan insanlar arsında ateş basan, üstündekileri E-5 e savurası gelen bi ben mi varım ?????
Yaşlandıkca huysuz ve aksi bir ihtiyar olma ihtimalim var, hemen sinirleniyorum, genelde haklıyım ama insanın gece parlayanı makbul dermişim. Gece uzun bir hikaye, uzun gecelerde bin bir hikaye, hepimizde var hikaye, yazanı var, yazmayanı var.
Oğlana sevgilisi atkı bere örmüş, bi resim yollamış, ilk kez atkı ve beresi olmuş gibi mutlu, çocuklarımın yüzünü güldüren gelinler ve damat başımın tacı, kalbimde taht sahibi, hangi oğlan olduğunu söylemem, “bizi yazma !!” diyolar, isimsiz yazdım ben de.
Dün akşam ben örgü örüyorum, kız telefonla kıkırdıyor, Portakal haberleri yayıyor ; “yaşlılığım sıkıcı olabilir, elini çabuk tut, bu sevgililer günü de boş geçti ” diye laf olsun diye attım ortaya, “farkındayım aşkım, gayret ediyorum” cevabı ile sarsıldım, iki sıra tersi düz örmüşüm,
Pazartesi ilk cemre düşecek, bu bulutlar gidecek inşallah, hava ılınacak, kanımız ısınacak amma insanlar bir birinden bir tık daha uzaklaşacak olabilir mi ???? Herkes kendince haklı, herkesin demokrasiden anladığı farklı, %39 u hiç kitap okumamış, %42 hiiiç sinemaya gitmemiş, %60 küsuru konser, sanat nedir bilmemiş bir topluluk bir birine ders vermeye kalkıyor, ders alalım diyen yok, Kuyu köpek, Evet bebek, pendik açıklarına sportif ada, işsizlik %12 leri aşıyor, borçlar katlanıyor, hem milletin, hem vatandaşın zor günleri bu günler, gözümüz tv lerde Survivor da kapışanlar, evde topuklu ayakkabı ile dolaşan, güne saçı fönlü uyanan analar, her fırsatta Yasin okuyan büyükanalar, İvedik Recep beşledi …
“Kaç senedir yok hiç tadım, ama çok özledim, yine de çok özledim, bana ne özledim, eeeey huzur nerelerdesin …”
Sabahları kız hazırlanırken müzik açıyor, sabah neşesi yapıyoruz, bir iki de sallanınca geç kalıyor, kahvaltı paket oluyor, öyle , böyle ağzımıza bir parmak balı da kendimiz çalıyoruz, Canan hocam yeni fetva vermiş, Çiğ küfte etli olarak beraat etmiş, yiyin garii !!!
Gerçi ne yediğimiz malum, cümleten oturamayacağımız günler gelecek mi acep ???? Gelmez inşallah, an itibari ile bi haber duydum sabah siniri oldum, süt içmeye gidiyorum, Manisa Tarzanı dönmüş diyolar,

19 ŞUBAT

Başımızın üstünde ne var ???
cevaplar saçımızdan başlar, baş tacı dostlar ortalar, gökyüzü zirveye taşır. Öyle değil işte, başımızın üstünde Sera Gazları var. Bindiğimiz arabalar, yaktığımız klimalar, sıktığımız deodorantlar, muhtelif bacalar başımızın üstüne bir ağ kurdular, sağlamlaştırma yolundalar, toprak da karbona doydu, oooh miisss !!! diyen gazlar iki tabaka arasında salınarak insanlığın sonuna gayret ediyorlar, dünyanın sonu gelmez, yaşayanların sonu gelecek diyen birini duydum, hak da verdim.Dün Gümüşlük Akademisi ile Şişli Belediyesinin ortak yapımı “Yakın” temalı seminerler başladı, tabii ki ilgi Demet Akalın konseri kadar bile değil, hatta çooook altı, İlk konu ilklim, Uzman Ömer Madra idi, bizim ömrümüzü bilmem ama bu bilgiler doğrultusunda dünya 20 seneyi bulmayacak gibi, konuyu kader ve kısmete bağlamak isteyenler konu talipleri ile aydınlatma amaçlı bir çay içebilirim, dermişim.
Dünyadaki insanların yarısının toplam serveti kadar zenginlik 7 yaşayan kişide varmış, Kuzey Kutbu, kuzey çayırına dönüyor, son buzulları görmek isteyenlere, cebine bir iki yüzbin dolar koyanlara seyir imkanlı turlar var, Kutup ayısı çöle zaten geldi de esas mekanı yeşil çayırlar artık, deniz kenarındaki 12 ünlü dünya şehrinde alarm var ama alan yok, bundan gayri kitaplar tek bir Güney kutbu yazacaklar … mevzu derin, iç karartıcı ama hesaplar böyleyken böyle, kimin umurunda ??? yakında sera gazından başını çıkaran binalar yaparlar,Cengiz alsın bu ihaleleri
İF başladı, Bağımsız filmler festivali, ben de dün başladım, sonra filmlerimi toptan yazarım, kadın konulu, kadının his dünyası, aykırı kadınlar, kadında tahribatlar ilgi alanım, filmlerimi kafama göre seçiyorum, ödüllü, tavsiyeli olanlara bi şekilde sonradan ulaşıyoruz. Fakat “Rüzgarda Salınan Nüliferler ” hala düşmedi sanal aleme.
Yakamı bırakmayan sorumluluk duygusu beni yine kör karanlıkta ayağa dikti, toplanmamış yatak çarşafları boynuma dolanır, aç kalmış aile bireyleri ikinci sayfaya haber olur, boş tencere tavalar metrobüse kadar beni kovalar … gibisinden paranoyalarım var, neticede ben de insanım, abuk sabuk korkularım, yersiz endişelerim, beklendiğini bilemeyen beklentilerim var.
Fakaaaat en önemlisi yaşama sevincim var, mutlu olmak için sebeplerim de, sabahtan beri “ver gazı, ver gazıııı, sera olsun !!!” modundayım. Hafta yoğun, gayret edeceğim, beni yol yoruyor aslında, ama onda da var bi fayda, gece dönüşlerinde hayat yorgunu olup da gözlerini kapayan yol yorgunu rolü yapan o kadar yüz var kiiiii, tabiii onların hikayesi de, yazıyorum ben de, aklıma, buraya, defterime, telefonuma … yazıyoruuuuum !!!!
Yazdım; Günaydın 

24 ŞUBAT

Sabah olurken renkler, tepede asılı duran geceden kalma ay, mesai için hazırlık yapan güneş,kuş sesleri, sabah meltemi .., “Dünya yeni bir dünya olacak” diye insanı ikna edesi geliyor ama o şarkının bile bir şartı var “tekrar bana döner, benim olursan” diye. Yani her şey bir menfaat duvarına tosluyor, bu dünyanın yeni ve çok güzel olma ihtimali bu insanlık için yok artık, insan içi dışı tam tahlil edilemeyen, hareketlerinin genel anlamı olmayan, “çevir kazı yanmasın” gibi bir canlı.Ateşe koşar gibi de, ateşten korkar gibi de, ateşe yerine adam atan gibi de…
Neyse yeni galaksiler bulundu haberi geldi, yola dayanabilirsek, yeniden başlayacağız inşallah. Hangi devirden nasıl başlarız ömrümüz ne kadarına yeter bilmem, Vardar Ovası ile, Maya dağı orada bizi mi bekliyor mu, kaçtıklarımız da arkamıza düşer mi, gelenler grup grup mu yeni dünyaya salınacak, gruplar arası iletişim olacak mı, orada inşaatları kim yapacak, su kenarı, deniz kenarı kime kısmet … sor sor, düşün düşün bitmez.
Bu hafta çok yorucu idi, henüz bitmedi, bugün tam zamanlı evdeyim inşallah. Dün de zor çıktım, bir iptal, bir engel bekledim. Sonra arkadaşın Hindistan’dan dönen benden 30 yaş büyük ana babasını duyunca, kendime doğru bir iki kere “tuu, tuuuu !!! sana” yaptım, o tükrüklerle ayılıp yola düştüm, İşletme Fakültesi’nin kapalı bir grubu var, aylık geziler yapıyorlar, çoğu büyüklerimiz, hatta hepsi büyük, sıralamada ben sondan ikinciyim, Kadıköy Yeldeğirmeni gezdik, aldım notlarımı, çektim resimlerimi, paylaşacağım, aralarından iki kişiyi , birini de eve gelince hatırladım. Zamanın eli ağır, ne diyelim.
Aaaah bir yandan da radyo dinliyorum, sabah güneşi ışıklarını masamın yanına kadar uzattı, kendime kahve yaptım, kokulu, sıcak, gözüm saatte kızı kaldıracağım, sınava az kaldı,psikolojisi bozulmasın diye deneyimli anne olarak gayretteyim, Sarı tişört aldım, masasına sürpriz, tuhaf renkli ojeler, kurdeleye sarılmış çikolatalar, bırakıyorum, sonra teşekkür olarak sarılıyoruz, bir gece yanımda yattı, masal okumalı, sarmaş dolaş yaptık. Yani sevgi, sevgi, sevgi … sevdiğini gösterme, mutlu ederken mutlu olma, budur !! Şartlara bağlanmış her şey sonuca ulaşmadan madde madde kurban olur.
Bir şeyin altında başka bir şey aramadan, bir şeyi bir şeye bağlamadan, bir şeyi şeylerle, şey şey ayırmadan mutlu olmak istiyorum. Ama “şey” in kuvvetinden kudretinden korkuyorum. “şey” cümle içinde bir anlama gelmeyip, serbest dolaşımda çooook şey ifade eden bir üç harfli. Neyse çok şeyetmeden günaydın 

25 ŞUBAT

Sabah sabah, Karga kahvaltı etmeden halleri ;

Öz güven, birine güven … bu güven ile ilgili güvenlik sorunumuz var. “yok” diyene de inanmam illaki var.Kendimizi koruma altına almak en büyük zaaflarımızdan, bu arada başkalarını özellikle de çocuklarımızı heeeer şey den korumak, her konuda bilir kişi olmak gibi tutulamaz kaçılamaz emeller de besliyoruz. Ne olacak bizim halimiz ??? olanlar oluyor da gören yok. Sabah sabah mesaideyim, hafta sonu annemgilin evinde kalma planlarım var, İF de son günler, tüketilecek biletlerim, o evden bu eve taşıyacaklarım, bazı bir birine bağlı plan ve programlarım da
Kısmet artık, olduğu kadar, olmadığı kader.
Düşünüyorum da evde kalacak olanların hepsi everimlik yaşta, beyim hariç, o zaten evli, dermişim. bu insanlara her türlü imkanı sağlayarak evden çıkmak saçma, ölümün randevusu yok ki, sağ olduğumuz sürece gölgemizden çıkmasınlar mı ??? “yok artık” diyenlerdenim, herkes balık tutmasını öğrensin, annenin eğitimi bir yere kadar, ama bilir kişiliği sonuna kadar, nokta !
Yine de yemek bıraktım, isterlerse azar azar isterlerse bi oturuşta yesinler, ütü haftaya kaldı, kirli sepeti %30 oranında dolu, kuruyemiş ve saç döküntülerini de dün süpürdüm. Kahvaltı alış verişi de yaptım, başka ne yapim ??? tabiki hiç bir şey, acil bir durum olmaz ise telefonla bile görüşmeyiz, “şunun yeri neresi, bu bittti mi, o olmaz mı …” gibi telefonlarına cevap vermiyorum, mesajları açmıyorum, herkesin olaganüstü hali kendine.
Toplumsal yaralarımız var, sorunlarımızı soru sormadığımız için aşamıyoruz. Soru sormak da ayrı bir komedi, çoğu panal, sempozyum gibi yerlerde soru şansı verilnce soru soran ilk önce konuyu iyi bildiğini ifade ediyor, sorduğu soru da ; kürsüde sen varsın ama ben de az değilim, hani kıvamında.
Hep bir kendimizi ifade etmek, hep bir anlatmak, dinlemek, anlamak yok ama.
Aaaah aaah yalan dünya, yalandan kimsenin ölmediği dünya, kurdun kuzu ile gezdiği, kuşların çoban aldattığı, kimsenin kimseye yaranamadığı kahpe dünya … saydırdıkça saydırmak mümkün dünyaya,
Baharı bekliyorum, yeşeren umutlarım olur gibi, olur mu olur, umudu kesmek, boynunu kesmek gibi, o da becerebilene, karamsar olup da her yeri karartmanın, karanlıkta ışıksız kalmanın anlamı yok, “olacak diyorum, daha önce de oldu “, hadi hayırlısı !!!
Cümleten günaydın.

27 ŞUBAT

Çok kararlıyım, hayata evimin içinden olumlu bakıcam. şartlar öyle gerektiriyor. Sinirlensem, söylensem, kahretsem, ilensem ki onu zaten yapamam, faydasız. Oscar törenlerini izledim, sürpriz yok, La la land toparladı, bir iki de sağa sola verdiler. Mesaj;” gençler;şarkılı, türkülü aşk istiyorlar, ihtiyarlar da alsınlar, mutlu olsunlar, zaten dünya yeterince kötü, bari bununla mutlu olsunlar” olabilir, şimdi kapattım, Trump henüz tweet atmamış idi, bu yabancı ama çok bizden olan kelimelerin hali ne olacak ???? yazıldığı gibi yazacağız, okunduğu gibi mi ??? hangi halde faydalı olucaz ?? Bunlar da günün sorusu değil, elbet, sorulumuş sorulara cevap verme, eyleme geçme zamanı, derkeeeeen pazartesi hallerini şeyettim, evin hali malum, iki günlük yokluğum her yerden belli, bir yerden başlayacağım, derbiye kadar biter inşallah. BJK maçlarında eşim başka biri oluyor, dünya ile irtibatı kesiliyor, kendimi acındırma imkanı sıfır, hatta varlığımı yok etsem, gölge dahi etmesem olur. Yani işi bitirip, dinlenip, ruhumu akşama hazır etmem gerek. Neyse kiiii bildiğim konular, daha önce tüm sorular çıktı, erkeklerin bu hali iyi, kitap gibi okuna bilir, not alındığında notlara bakılmadan bile sınav geçilir, dermişim.
Geçen cumartesiden bu pazara 8 film, bir konser, bir atölye, bir seminer, bir de şehir içi gezisi yaptım, senenin en zorlu parkuru idi, başardım çok şükür, tabiki de yorgun argınım, bu hafta ve önümüzdeki hafta üniversite sınavına yoğunlaşacağım, ilçe sınırları içinde kalıp, kızın halinden anlayacağım, diye niyet ettim. Okunacak kitaplarım, yazılacak yazılarım, yapılacak işlerim, kısa mesafe yani 30-40 km ye kadar gidip gelinecek yerlerim var, nazar etmeyin ne olur, plan program yapın, dipçik gibi dolanan yarı yaşımızdan büyükleri örnek alın, oluyor valla.
Ruhumun durumu iyi, baba evine gidince annemlerin odasında yatıyorum, rahmetliler hiç hazır yatakta yatmadı, yazları pamuk, kışları yün yatak, kocaman karyola, karanlık oda .. ooohh misss !!
oldu, derin derin uyumuşum, gece gelip başımı beklemiş, üstümü örtmüş ola bilirler mi acep ? Evden çıkalı 28 sene oldu, arada çekmeceleri açıp bakıyorum, kütüphaneyi karıştırıyorum, evde yalnız yaşayan ablamın teknik işlerini hallediyorum, atılacakları atıyorum, bi de en uzak çöpe götürüyorum, biriktirme huyu, anı, hatıra saklama, onlara sıkı sıkı sarılma huyları kötü, kalabalık sevmiyorum, aklımda kaldığı kadarı yeter, bir objeye bakarak, “şu da şöyle oldu, bu da böyle idi” demenin kime ne faydası var,böyle de huysuzum, geleceğin zaman ablam evde tedbir alıyor, gerçi anahtarım da var ammaaaa büyüğe saygı daha çok var.
Aaaay işte böyle bi sabah, ikinci cemre de düştü, ölmeyenin baharı yazı geldi, sabırsız ağaçlar bu hafta açarlar, bu ders almayan ağaçlar kime kimlere benzerler ??? her sene aynı hata fıtratlarında mı var. Salondan başlamakta fayda var, mutfak daha uzun zaman ister, çamaşırlar bir yandan yıkansın, yoksa ilk sırayı kızın odası mı alsa … böyle gerçek sorular, radyoda çalan şarkılar, mehterin üç ileri beş geri modu gibi bir şeylerden güç alarak, bir şeylere güç vererek olacak, karşıdaki okul haftaya başladı, bizim kız hala evde,
aaay amaaaan, ki ne amaaaaan herkesin bir bildiği var, her bilinen benim bildiğim olmak zorunda değil, bekleyip göreceğiz, tabi ki de elimizden gelenleri yaptıktan sonra, hem de her konu da .
Ne yazdım bilmiyorum, bir tuşa basıp yolluyorum, günaydın eşliğinde, iyi ve güzel, enerji dolu bir hafta olsun, 

 

EVİN ANNESİNİN 2017 ve 2018 OCAK AYI GÜNLÜKLERİ


Sosyal bir deney yapıyorum 🙂 Sosyal medyada ilgi gören, yemekler, bebekler, kediler, güzel kızlar, yakışıklı oğlanlar … Benim gibi anne anne hayatı yazanlar arada sığıntı gibi, ondan bundan okur çalacağız diye çırpınıyoruz :)))) Günlük yazıyorum, okur kitlem kurabiye tarifleri veren kadının sayı olarak yanına bile yaklaşamaz.Önden Kestaneli Pilav’ımı koydum, bakalım bir artış olacak mı, pilav sevenler, benim yazıları sever mi ?

Geçen yılın tembelliği bu yıl blog projesi oldu, iki ayı karşılaştırmalı yayınlıyorum, gen ocak bu ocağa ne kadar benzemiş, hatırladığım kadarı ile sıkıntılı bir aydı, bakalım ne kadar sıkılmışık, bu, yeni ve taze ocak beklentileri karşılamış mı, sabırla okuyan öğrenecek ben de merak ediyorum, buyrun okuyalım;

03 OCAK 2017

Her sabah kızımı dualarla yolcu edip, sonuna da “dikkatli ol ” ekliyorum, o da bana “dikkatli ol” diyor, yeter mi, yeterli mi ?
Yeni yıla susuz girdik, eski yıldan yeni yıldan toplam 20 saat susuz kaldık. Allahtan talimliyim, yıllarca susuz kaldığımız zamanlarda dökme suyu kullanmayı öğrenmiş idim, unutmamışım, öğrendiğimiz her şey bisiklete binmek gibi, bisikleti görünce binip gidiyorsun, ne kadar binmediğin önemli değil.
Yemekten sonra kitaptan, çoraptan oluşan hediyelerimizi açarken, ülkenin başına çorap örülmeye devam ettiğini bilmiyorduk, belki de bilmek istemedik, hep şarkılara türkülere baktık, aklımızca hoş saatlerle hasret giderdik, yeni yıla umutla girdik ama umutlar son dakika yarası aldı, sevinenleri, hedef gösterenleri anmak istemiyorum.
Suç organize bir iştir, hiçbir zaman suçlu yoktur, suçlular vardır, yapan, yaptıran, ortamı sağlayan … İstanbul’da ABD konsolosluğuna giderseniz, sizi kapıda yerli polis karşılar, ahret sorularını geçip, cennette adım evraklarınızı verir, koridorlar boyu ilerlersiniz,gerekli taramalardan bi daha geçer, camlı bölmenin 2 metre gerisinden meramınızı anlatırsınız. Önlem almak budur. Yoksa kapıda toy bi polis, kapının hemen arkasında hedef
Çok iyi bildiğim bir şey var ise ülkemde ve bir çok ülkede insan hayatı patronun cüzdanının şişkinliği ile ters orantılı, çok sömürü, çok kazanç ama “rabbena hep bana (başımızdakilere) !!!”
Öylece seyir halindeyiz, telef olacağımız günleri bekliyoruz, bu da balık burcundan dermişim, Balık Burcunun etkisine girmişiz, duygusal, ağlamaklı, küsmeli, içine atmalı, karamsarlığa bir adım daha yakın …
Bugün Beylikdüzü Belediyesi Ece Ataer ile kitap okuma atölyesindeyim, inşallah. Sebahattin Ali /Değirmen kitabımız. Daha önce okumuş idim, yine okudum, hatta akşam bitti, uyumadan öykülerin aklımda yer eden yerlerinde gezindim, hep ezilenler, hep haklı iken kaybedenler,hep yıllardır değişmeyen manzaralar, sonunda çekip vurmalar, maphusda gariplik, fakirlik ve hep yenik düşen aşk ve hep aşka yenilmeye yeminli olanlar …
Yeni Yılda hala yeni umutlarım var ve olmaya devam edecek, umutlarım olmadan yaşamak kendimi ölü saymaktır, hayatı bir ucundan illa ki tutacağım, iyi insanlar var, kötülere de iyi olma fırsatını vermek gerek, kötüyü kötü yapan neler neler var, hayata çok pencere açmak, hepsinden de bakmak gerek, Umutlarımı yine yeniden ektim, olacak inşallah, umut dolu günaydın olsun 

04 OCAK 2017

HIZLI OKUMA HAFTASI
Evi düzene koydum, ne pişireceğime dair kafa listem var, ütünün çamaşırın yığın görüntüsünü üçe beşe düşürdüm, hafta sonu etkinliklerimiz iptal, eeee napcaz şimdi !!! demeden kitapları dizdim, çerez okuma haftası, yani ince, kısa, eğlenceli, akıcı okumalar.

Göz Yaşı Konağı /Şebnem İşigüzel, dün başladım bugün bitti, akıcı, hoş, son sayfasına bir iki damla gözyaşı bıraktım.
Aile Fotoğrafı/ Kerem Görkem şimdi okuyacağım, Kerem tanıdık, genç bir yazar, iyi öyküler yazar, ödülü de var, okuyalım, okutalım ki Kerem çok kitap yazsın. Okuyanı çoğalsın, genç kızlara “bi de hoş çocuk ” dermişim. Sanatı yüzüne vuranı seviyoruz ya .
Kağıt Ev / Carlos Maria Domingıuez arkadaşımın yeni yıl hediyesi, kalın ciltler arasında bir mücevhermiş, top ten de de var.
Müptezeller/ Emrah Serbes ödünç aldığım bi kitap, kızım okudu, benden sonra ablam var, yazarı bazen beni çoooook ağlatır, mendilli okunacak.
Shura /Nermin Bezmen yıllar önce serinin iki kitabını ve yazarı çok okudum, şimdi almayı düşünmezdim ama o da eşimin yeni yıl hediyesi bir bakış eyleyeceğiz artık, kısmet, dermişim.
Bu ara hem okuyasım, hem yazasım var, belki bulaşıcıdır, meraklılarına doğru hapşuuuuu !!!!

06 OCAK 2017

Eeeey sevgili günlük ; sana neşeli şeyler yazmayalı kaç vakit oldu ? Her sabah bir dünya ağrısı, kalbimiz ağrıyor, nefesimiz acıdan kesiliyor, “Son zamanlar yaptıklarıma bakma nolursun, benim aklım başımda değil, sana söylediklerimi, yazdıklarımı kafana takma ne olursun, onlar ipe sapa gelir şeyler değil !!!” deyip işi deliye vurmak, depresyona bağlamak, trip atmak, acındırmak, salağa yatmak … bir sürü şeyle mazeret sunmak, olmaz mı ?? olur ama bana yakışmaz, aklım başımda maalesef.
Hayat ya “elalem ne der ile canım öyle istiyor” arasında gidip geliyor, ya da sadece birinde karar kılıp insanı kalıplıyor.
70 li yıllarda rahmetli annem her akşam evin son elemanı gelene kadar pencerede beklerdi, biz de aşağıdan el ederdik, o da ayağa kalkardı, karşılık verirdi, böylece her akşam tam olduğumuza sevinirdik, haber kaynakları çok detaylı olmadığından her akşam bölünenleri bilmezdik, öyle dar bir dünya idi dünya o zamanlar, şimdi dünya fora yelken, bir uçtan bir uca şifrelenmeden gidip gelme imkanı var, öğrendikce daha çok kahroluyor insan, bilgi zehirli bir kaynak, bildikçe bilesi, bildiklerinden kusası geliyor insanın,
Kitaplarımı bitirdim, Nermin Bezmen’i okuyamadım, onu yaza, güneş altına bıraktım, sulanmış beyinle iyi gider dermişim. Onun yerine oğlumdan Köpek Kalbi/ Mihail Bulgakov aldım.
Müptezeller’de takıldım, Emrah Serbes’in birazı kurgulanmış hayat hikayesi bence, bir vakitler bi asi gençler bi de it, kopuklar var idi, İt kopuk asiliğin son aşaması idi, sağda solda gezen, eve barka gelmeyen, kendini kendinden geçiren alışkanlıklar edinen bu gençlere bir iki denk gelmişliğim var, kimi kurtuldu ki kime göre kurtuluş ise artık, kimi kıyıda köşede faili meçhul gitti.
Çocuk yetiştirmek zor iş, bir kötü neden kötü ? nasıl bu hale geldi, çocukluğuna inelim … felan fistan ile olmuyor bu işler, özen istiyor çocuk yetiştirmek. Çocuklarından ödü patlayan analar biliyorum, babaya toplum olarak biraz mesafeliyiz ne de olsa, kendini saydırıp sevdiremeyen analar topluma armağan etikleri ile elin oğlunu kızını yakıyor, dermişim, kendi çekti diye gelin de çeksin diyenler, kızını boşatana kadar çevirmediği dolap kalmayan süpürgesiz cadılar var.
Bugün üniversite sınavı için başvurular başlıyor, fotograf çekimi için serbest giyinmiş kızın, öğle yemeğini, ara atıştırmasını, şemsiyesini paket edip, kapıdan yolladım. bir arada harcını yatırırım.
Evdeki ucuz pahalı tüm şemsiyeyi lodosa poyraza kurban verdik, dün iki şemsiye aldım, biri katlana siyah, daha pahalı, biri leopar desenli, baston, onu kendime aldım, hatta “kız sevmez bu deseni o da kullanır mı, başkaca akıllı uslu bir şey mi alsam” dedim, sonra da “bu benim, benim de kalbim var, benim de canım var, benim de zevkim var !!!” “kırarsa kendininkini yenisi için bekler”, dedim, öyle işte, “illa ki elimiz kolumuz her yere uzanacak, illa ki her şey onayımızdan geçecek, illa ki tüm tedbirleri biz almış olacağız ” budur hayatımızın içine tüküren anlayış, herkes kendi gemisinde kaptan olmalı, ben bunu anladım da yine de arada takılıp, can simidi olacak gibi oluyorum da “yüzmesini bilenler kaptan olsun ” di mi ama, diyorum.
Cümleten günaydın, sıradaki gelsin bakalım …

07 OCAK 2017

Tüm ev uykuda, ben yine aynı saatte aydınlığa uyandım, gökyüzünden hayır olmayınca yeryüzü ışıttı bizi bu sabah. Gördüğüm kadarı ile bir iki yan yan giden araba, araba yolunu tercih eden bir iki yaya var. Çünküüüü kar bilekleri geçiyor, Akşam kepçe kazıdı, arkadan gelen kamyonetteki adam kürekle tuz attı ama nafile çabalar, kesintisiz yağıyor, her an, su, elektrik, doğalgaz, internet gidecekmiş gibi hissediyorum, 300 kanallı tvmiz 132 kanala düştü, Dershaneler tatil, işlerin çoğu da öyle, Beylikdüzü’nden Taksim’e gitmek çılgın proje.
Kendimi bildim bileli kar yağdı diye deliler gibi sevinememişimdir. Bu memlekette kar felakete yol açar. Yıllardır aynı yollar kar yağınca kapanır, acil hastalar 10 saatte ambulansa gelir, asker yol açar, işlek yollarda bile yolcular arabalar donar. Çünkü kimse tedbir almaz, ileriye bakma kusuru var bizde, sıcak heyecanların adamıyız biz, anında anlık olacak, gerisi tufan, yıllardır sokaklar çamurdan geçilmez, niye ???? Bir elektrik kazar, o kapar, su açar, arkasına telefon gelir, kanalizasyon gelir … bir kere kazıp iş birliği yapalım demezler, iş birliğini bi tek para için severiz, kısa yoldan, uzun para favori bizde.
Bir mikroplar kırıldı diye seviniyorum, “Kibritçi Kız ” masalı hiç aklımdan çıkmaz, evsizler, hayvanlar, odunu kömürü, ekmeği yemeği olmayanlar, uzak yollara çalışmaya gidenler, yaşlılar, hastalar … karın esareti bitmez bu ülkede, şömine başında, hayvan postu üstünde sıcak şarap kadar, kuzinenin üstünde kestane, içinde ekmek, el örgüsü kazaklar içinde, tüm aile gülüp söylemek de uzak bize.
Hayat hep bir şeyleri yarım yaşatıyor, o da farkına varana, tam olmaya gayret ederek yaşıyoruz, parça parça gidiyoruz sonunda, her anlamda parça parça, bedenler kadar, ruhlar da parça parça.
“Bir gün belki hayatta, geçmişteki günlerden bir teselli ararsın !!” da olmaz bize geçmişi gelecek ile teselli derdindeyiz, “bir gün mutlaka, bir gün illa ki …” diye durmadan umut ekmeye çalışıyoruz. Akşam Florida hava alanı da terörden nasiplendi, İnsanın “bunlar oraya, onlar buraya mı, acep ???” diye bağlantı kurası gelir mi ?, gelir valla, şu günlerde aklımıza gelmeyen başımıza geliyor.
Aaaaah aaaaah bitmez bu memleket hikayeleri, üstüne şarkı yaz, şiir yaz, roman yaz … kimse tınmaz, resim at, bir anda patlar ama, görsel hafıza bizimki, az da kulak istiyor, sonrası gelsin bilgisi olmadan fikri olanlar.
Aaaaaah karlar altında benim dünya, yağmadık dam kalmadı dermişim, günaydın…

09 OCAK 2017

Hiç kendimi germeyim, hayat bildiği gibi akıyor, her şey bir yere kadar, bu nedenle evin pazar ruhunu temizlemeye gerek yok, yani biraz çeki düzen illa ki vereceğim de detaya kaçmak yok. Hiç bir yere de kaçamam zaten, ara sokaklar el değmemiş, bakir hallerini koruyor, otopark, oto mezarı gibi, konum itibari ile iki cadde, üç ara sokak görüyorum, caddeler “eh işte”, iş caddeye çıkabilmekte, kar yağmıyor ama saçaklardan, sokak lambalarından buzlar sarkıyor, adımlar gıcırdıyor, kütürdüyor … yani kış bildiğimiz gibi, hizmette gelişen değişen bir şey yok. İyi ki birisi kar tatilini akıl etti de zaten iyi beslenmeyen, kötü hava soluyan, eğitilemeyen, koruma altından çıkıp da kendi başına kalamayan, gözünü parlak ekranlardan alamayan çocuklar evde misafir, ben de malum, hancı, hizmette kusur ne kelime !!! hizmet 7 yıldız, ona tamamlamak isteyene 3 de gökyüzünden alırım.
Aaaah aaaaah anacığım, helali hoş olsun, seviyorum, ruhumda hizmetçi yanlar var, ammaaaa sömürüye karşıyım, gönül işi benimki zapt-u rabt altına almam, alınamam !!
Evin babası işe gitti, evin oğlu ve kızı tatil uykularında, evin büyük oğlu gurbet ellerde iş başı yaptı bile, evin anası da kafasında deli tepelek, ipe sapa gelmez sorular ve onlara verdiği kısa ve net cevaplar ile baş başa , saat ona kadar sessiz olucam, öyle kavileştik yatmadan, ben bal kabağına dönmeden ağrı kesici içip yattım, çok şükür kesilmiş ağrılarım.
Kültür ve sanat tatil oldumu tatil oluyor, kendimi mutfağa adadım, kestaneli pilav, paça çorba, paçanga … çalışıyorum, bu arada kenarı kıvrılmış yapraklardan, yeni açılmış “bi, bak” sekmelerinden tavsiyeli, sorulu, sipariş alıyorum, evcek bi tartılsak mı acep ????
Böyleyken böyle haller, sessizce salonu toplayıp, çamaşırı makinenin önüne yığıp, kahvaltı için bekleyip, bir iki el de oyun oynasam olur sanki, bu arada dün akşam “Gece Hayvanları” diye bi film seyir ettim, Köpek Kalbi’de ilginç bir kitap bugün bitirip, kısmet ise bir film daha seyir etmeyi planlıyorum, liste yaptım kendime, hafta sonu sokakta etkin olmak gibi bi planım var.
Fırat Kalkanı’ndan gelen haberler kar kış dinlemiyor, orada bizim ne işimiz var ??? deyinleri de kimse dinlemiyor, hayat kimi kimle eşliyor, Ayşe Arman Aslı Erdoğan ile röportaj yapmış, İkisininde ismi “A” ile başlıyor, başka da ortak yanları yok, dememek lazım, biri halden anlarmış, biri de yeni anlamlar kazanmış gibi …
Öylesine, böylesine, şöylesine … Günaydın

12 OCAK 2017

Dışarıda sıkı bir yağmur var, cama vuran damlalar aşka filan davet etmiyor,”al sana, al sana !!” diye kafamıza vuruyor,Gelecek günlerde kafasına vuranların sayısında belki bir artış olur, bu da antrenman mıdır ????
Dün gece yarısından sonra mecliste konuşma kürsüsü kırılmış, saksı havada uçmuş, bir vekil diğerini bacağından ısırmış, bir kadın vekilin boğazı sıkılmış, küfür ve tehdit olağan olduğundan kayıtlara geçmemiş. Başkanlığın gelişi böyle iken, geldiğinde olacak olanlar ne olur ???? diye soran kaç kişi var !!!
Bu arada Arap ülkelerinden birinde bir reklam panosunda “buradan daire alın” denen yer yanan orman yakınları imiş diyolar, sanırım iftira, yalan karışımı bir şeydir. Yeşili yok etmiyoruz ki biz, saksı ile el altına taşıyoruz, yakın plan orman, dermişim, aaay demedim, demedim.
Dün arkadaşın annesi, arkadaşın kayın validesi, annemin eski komşusu, eski öğretmenimin eşi, yazlık komşumuz, zarif insan, emekli öğretmen Şaziment Teyzeyi de uğurladık. Cenaze Karacahmetten kalktı, bir gayret bir buçuk saatte yetiştim, çünkü 8 adet cenaze varmış, tabutlar sırtlanırken cami avlusuna girdim, yakın olunca kabir başına da gittim, bir kez daha anamı babamı gömdüm, Sonra arkadaşlarım bana sıcak sıcak çay içirdi, yolun uzun diye börek yedirdi, metrobüs durağına da getirip uğurladı, rahat gidip geldim, sıkı giyinip, yanıma da leopar baston şemsiyemi baston niyetine almış idim, iyi oldu, belediye meydana sobalı, çaylı çadır kurmuş, akşam saatlerinde iç bölgelere servis de koymuş, mutlu oldum, benim yürüme yolum kısa, oradaki kaldırımları da temizlemiş, yolum açık inşallah.
Ölüm çok yakına değmeden ne olduğu anlaşılmıyor, tüm kırgınlıklar, kızgınlıklar, sevinçler, üzüntüler … albüm olup toprağa giriyor, yokluk, ama telafisi olmayan bir yokluk. En iyisi pişmanlık duyacağımız şeyleri çok düşünmek, yani bazı şeyleri eyleme dönüştürürken çok düşünmek, bu da geç kazanılan bir yetenek.
Yağmur arabaların esaretini bitirdi, dolar elimizi öpmeye devam ediyor (kibar oldum), her yer karanlık, ama bu saat uygulamasından memnunuz, her halde sabah namazı için camiler dolup taşıyordur. Hava karanlık olsa ne çıkar, hedef içimiz, her gün bir mum üfleniyor içimizde (Ben biraz romantiğim de ondan mum dedim, oraya buraya çekmeyelim, önemli olan kaynak değil, aydınlatan bir ışık )
Ne dilesem bilemiyorum, dileklerim o kadar da çok değil aslında, herkes için sağlık, herkes için huzur !, olsa arkası gelir zaten. Günaydın

13 OCAK 2017

Arabalar kurtuldu, yayalar zor durumda. Kar kalan yerler cam gibi, insanlar yolun ortasından yürüyor. Amaaaan can güvenliği kimin umurunda, can en güvenli yerde bile güvensiz, evinde oturuyorsun, pencereden kamyon giriyor, balkondan bakarken serseri kurşun değiyor. Yolun ortasından gidenlerin başına ne geleceği belli en azından. Bu gidişle mazot ve benzin ayarlamalarından dolayı trafiğe çıkan araç sayısı azalır mı ??? yooo hiç sanmam, benzincide biraz söver sayar insanlar, yola çıkınca trafiğe döner, telefon çalar arayana patlar, işe gelir çaycıyı haşlar, hanıma, beyine yüklenir, çocuğun zekası tartışma konusu olur … böylece ana konu unutulur.
Unutmak güzel bir şey, insandan yük atıyor da “faideli bilgiler” i unutanlar var, telefonun “puuunnn” kodu gibi dermişim. İnsan aklına yazmalı, aklına yazamıyorsa deftere yazmalı, akıllı telefonu varsa not bölümüne yazmalı, randevulara alarm koymalı, var bi takım çareler de, yine de insan kendi tarihini, ülkesinin tarihin unutmamalı, dönüm noktalarını kuşaktan kuşağa taşımalı ama Binbirgece masalları tadında değil, bildiğimiz gibi onlar bir hatunun duruma göre uydumaları, kıvırmaları.
Aaaaah aaaah “sana ne, bana ne !!!” günleri bugünler. sonunda sana ne ciler ile, bana ne ciler birleşip, kime ne ci olacaklar, onun da cevabı “ne haliniz var ise görün”
Ne halimiz olacağını görenlerin sayısı o kadar az kiiiii, sayı zavallı durumda, çoğunluğun çoğunluğa emeği geçti, iş daha portakalda vitamin olduğumuz zamanlara kadar dayanıyor.
Çocuk sahibi olmaya karar veren eşler, aralarında çocuk için konuşurken ilk başta cinsiyetten ayrımcılığa düşerler ki arkası hızla gelir, ayrı dünyalardan ayrı ayrı ruhlar taşıyan bebeler bugünün mimarı, çocuk ciddi bir iş, tüpte yapıp, başkalarının ellerine teslim etme ile satın alma, eser yaratma amaçlı çocuklar işte bugünün büyükleri.
Yaaa , işte böyleyken böyle durumlar, yaklaşık on günde iki kere dışarı çıktım, bir Migrosa bi cenazeye,”ruh halimdendir zaar” diyorum canımın sıkıntısı, ruhumu da gökte sıraya giren gezegenler, aşağıda meclisten 25.000 $ lık mikrofonu yürütenler şeyetti, dermişim. Hatta dedim ve kurtuldum, yarına evden bi çıkıp 27 saat 37 dakika sonra dönmeye dair planlarım var, aaaay hadi işalla !!!! Çok ciddiyim, süre dolmaz ise belediyenin dijital levhasının önünde son dakkaları beklerim, yani saatleri halleder, uzatmalara kalmam, diye niyet ettim, kısmet, Günaydın

15 OCAK 2017

Hal-i pür melalim ;
Asfalta yapışmış, güneş altında kalmış sakız gibiyim. Üstümden geçen ayak izlerinin tarifi; “at izi, it izine karışmış”
Çaresiz değilim, yaşama sevinçimi geri getirebilsem sıyrılıp ayağa kalkacağım.
Beni bu geç gelen sabahlar, erken inen akşamlar mı mahvetti ? Yoksa iki gündür James Bond filmleri ile tüm kıtalarda oynanan futbol maçlarını veren kanal mı bunalttı, belki de üst üste gelen her biri “pazar ” havasında olan günler mi tükenmişlik sendromumun sebebi ???
Pozitif, pozitif de bir yere kadar, hah işte tam da o yerdeyim. Uçurum kenarı olsa atlamam ama, zaten benimki döner kavşak, döneceğim inşallah. Önce bi dip için kendimi bırakasım var, yarı dip genelde dönüş noktam.
Örgü örüyorum iki gündür, hep ters model, haraşo da diyenler, “ha şura, ha bura, olacak ammaaaa !!!” Diye tempo tutuyorum, biliyorum kiiii yalnız değilim, çooook bunaldık, çoooook ! Bize kaderin bir oyunu değil, kaderin komplosu bunlar. Kaderi kısmet ile eşledim, canımın sesini dinliyorum, hiiiiiç bir şey istemezmiş canım, bi tek “ışıkları kapatın, ses ermeyin, soru sormayın, tahminde bulunmayın” dedi, canımın can bulmaya ihtiyacı var, hazar akü gibi mi bu canlar ????

18 OCAK 2017

Bundan böyle yazlar dibine kadar sıcak, kışlar eennnn dibine kadar soğuk, güz yağmurları kış yağmuru olacak, Kadınlar bazı mevsim geçişlerinde kürklerinin içine yazlık giyecek, çoraplar güneşi görünce eriyecek, bitkinin mevsimi olmayacak, penguenler yumurtalarını çöle bırakacak, kutup ayısı her yerde bulunandan, yılan hem asmaya hem yosmaya geleninden, fare yeneninden olacak … ola bilir diyorum. “Olmaz olmaz deme sevgilim, zaman neler getirir belli olmaz sevgilimmm !!!” diye şarkı yazanlar, dünden bugüne bakanlar.
Aaaah yemişim bulutunu, sıraya giren gezegenini, bambaşka sistemini, Trump’ını, iktidarını, muhalefetini … mevsim ayvasını, Bundan gayri ne olur benden, ne köy ne kasaba demeyelim, kısmet ise kayınvalideliğin ayak seslerini duyar gibiyim, “torun bakcam, devlet 300 tl vercek !!!” diyemem, demem.Hele hiiiiiç söz veremem.
Ruhumu feraha çıkaramadım, kendimden korkarken oğlan düştü, dirseğini çatlatmış, ne zaman sokağa çıksam yağmura yakalanıyorum, yağmaz dediği saatler bile bana yağıyor valla, evin içi heeep karanlık, elektrik faturası katlanmaya başladı bile, parasından geçtim, ruhuma huzur yok bu ampulden.Hırsımı yemekten alıyorum, yiyorum ve pişman oluyorum, dünkü limonlu çizzzz keki yememe sebep olan arkadaş, seni bir dahaki görüşmeye kadar af etmicem, öbür sefer triliçe yicem, eeee paralı günüm var benim, bir yanım entel entel dolanırken, bir yanım mahalle içinde tanıdığım konu komşu ile kaynaşıyor, aaah her telden çalmak, bir şeyi doğru dürüst, tam çalamamak gibi değil de savrulmak demek, oralardan buralara, şuralardan oralara …
Arada unutuyor insan ; “Dünya dönüyor !!!” he valla dünya dönerken biz de dönüyoruz kiii, döndüğünün farkında olan var, olmayan var. Fakat sosyal medyadan kılıçların çekilmesine çooook feci ayar oluyorum. Tarafını seç ; profilin fikrin değil ise sen benimle değilsin, bölündükçe bölünelim, Bizden olmayanı ikna etmeyelim, silelim, kimse kimseyi dinlemesin, ruhumuz dinlenmek, dinlemek nedir bilmesin !!!!
“Kedime dökülüyorum, içime” demiş, B.keskin. Ben de öyle önce içime, sonra mutfağa dökülüyorum, Kadınbudu köfte, piyaz, patates kızartması, pırasa yaptım, Her gün pişen o gün bitiyor, yarına bi daha “mutfak !” , pişmiş yiyeceklere yakın gözlük ile bakmaya devam ediyorum, dokular beni benden alıyor, yazı bitince Kadınbudu köfte ile gideceğim, dermişim. Gülmeyin arkadaşlar, “ölürse ten ölür, canlar ölesi değil” diyen de var, “ölürse yer beğensin, kalırsa el beğensin” diyende. Benim favorim “Horona giren popoyu (aslı öyle değil, kibar oldum) sallar” Horona girmiş bulunduk, sallaaaa, sallaaaaa …”Hayır” lı akşamlar olsun.

23 OCAK 2017

Hayata şaşı bakıyorum, çünkü bir kaç gün evvel gözlüğümün üstüne bastım, biraz elim ile düzelttim ama yine de yamuk bakıyorum Yeliiiizzzz, Yeliiiiiz ! ben seni gördüm, sen de beni görüyon mu kısss ???? misali hayat. Başını kuma gömen, aynı zamanda kuş olduğunu sanan, o kuşları serçe ile karıştıranlar … size de günaydın. Survivor başladı, artık her şey tıkırında, ıssız adaya düşenlerin yeme içme, iktidar savaşlarına bakıp, ödül oyunlarında çamura bulanmalarında, düşüp şaşmalarında merhamet duyarak, tabi ki de çoğunluk Gönüllülerin tarafını tutarak, evde zorla tutulan %50 artııı, işine gelene inanan en az %30 oralarda oyalanırken, kalanın %10 nu kendi arkadaşları arasında haykıracak, %10 sessiz kalacak, dermişim.
Ben bu yüzdelerin hepsinin içindeyim, kar yağdığında evde, ruh sağlığım için kah orada kah şurada, aslında burada olurum, beni size ben anlatmam, siz beni anlayın, ben aslında bilmece gibiyim, kış gecelerinde sarı leblebi ve boza ile iyi giderim, kuzine soba olsa içine börekler açan, üstünde çinko çaydanlıkta porselen demliğe çay demleyen, maşa üstünde ekmek kızartan, aklından közde patates ile kestane geçen de ben olurum, bu arada kestane üstüne haritalar çizilmiş olur, eeeh bunlar da yol haritamız zati, uzun ince bir yolda gidiyoruz, iki kapılı hanın bir kapısından çıktık, öbür kapıya yolculuk.
Hafta sonu evi bırakıp, gittim, çok şükür ki çıkmadan pişirdiğim yemekler bitmemiş, ortalık kendinden geçmemiş idi. Geldiğimde hiiiiç sinirimi bozmadım, bozduğum zamanlarda bozuk çaldıklarımın bana Kemane çaldıkları aklımda, bakıp bakıp plan program yapıyorum, akşama kadar bir düzen kurucam inşallah. Kızımı kursa yolladım, yavrum açıldı, eğitimde geçen yılların en iyi karnesi geldi, netlerini çoğaltmaya çalışıyor, tam puan 500 adım adım 400 e geliyoruz inşallah. “Hepimizi utandıracak” diye bi umudumuz var, “Yavrum, kuzuuuum, utandır bizi” diye şiddetle ummuyoruz, hayırlısı valla, bu ortamda okuyan değil, arkası olan, liyakati geride bırakıyor.
Çevre Tiyatrosu’na gittim, güzel bir oyun izledik, bir sıra dolusu kadardık, teee Lüleburgaz’dan muavin koltuğunda gelen, oğluna basamakta yer bulan kuzen de yetişti oyuna. Laz Dürümcü de hamsi tava yedim, hijyen sıfır ama hizmet ve lezzet on numara artı yıldız. Bize biraz nostalji oldu, oralarda geçmiş günlerimiz, yaşamış büyüklerimiz var, gece karanlığında ve ayazda pek bi şi hatırlamadım amma yine de var bir şeyler. Bu arada tüm oyunları güzel, şehir içi turne de yapıyorlar ama yerinde başka güzel. Oyunun adı Mağrur Fil Ölüleri
Pazar günü Yahudi Mirası turu yaptım, onu ayrı parçalı yazıcam, resimleyerek hem de, Emi Uygun mesleğine gönül vermiş rehberlerden turlarını şiddetle tavsiye ederim, 1001 İstanbul programında.
Sabah sabah bardak kırıp, mutfağı hane halkına kapadım, zaten evde iki kişi kaldık, oradan başlasam diyorum, bu hafta okuma yazma haftası diye niyet ettim, hadi inşallah diyelim,
Havası, suyu, haberi, sürprizi … güzel bir hafta olsun, hepimizi mutlu edecek şeyler bizi takipde olsun, en umulmadık bir anda “pattt !” diye karşımıza çıksın, hepimiz iyi olalım, gözümüz güzelliklere baksın … amin

25 OCAK 2017

NEVE ŞALOM SİNAGOGU VE 500.YIL TÜRK MUSEVİLERİ MÜZESİ
NEVE ŞALOM barış vahası anlamında, ibadet, düğün, sünnet, bar mitsva … gibi törenler, anma günleri, konserler için de kullanılıyor,
Resimlerde kurşun izlerini taşıyan koltuklar da var, çok sıkı bir güvenlik taramasından geçilerek içeri giriliyor, müze de üst katlarında. Sefarad Yahudilerinin gelenekleri, tarihleri , yemekleri , çocuk yetiştirmelerine kadar her şey müze de.
Tevrat’a el sürmeden, rulo yapılmış çubuklarını açarak okuyorlar ve saklamak için ihtişamlı kaplar var, kız çocuklarına 40 günlük iken isim koyma, erkeklere sünnet, doğmamış çocuğa gömlek dikme, lohusa, düğün törenleri, yetişkinliğe adım atma törenleri … Her şey unutulmasın diye duvarlarda, dolaplarda
Bu arada kız çocuklat 12 de erkekler 13 de yetişkin oluyor, dünyanın derdi kadın milleti ile dermişim.
Sefarat yemek tarifleri bile alınacak şekilde, patlıcanlı börek ile kurufasulyeli ıspanak yapıcam inşallah.
Aslında ortak yönleri çok insanlığın, zorla ayrılacak nokta bulup “evet” in üstüne “hayır” çalışıyor, bazen de “hayır” lısı buymuş diyoruz 

28 OCAK 2017

Karanlıkta öten kuşlar var, hatta sabah karanlığında, Baykuş mu desem, Bülbül mü desem bilemedim. Ses Bülbüle yakın ama ortalıkta bülbül mü kaldı ? Belki de bizim buralardaki son kuşlar, sabahın ayazında dermansız dermansız öttü, içim bi hoş oldu. Gelişleri, gidişleri karanlık, gelecekleri şimdiden loş olanlara bi umut için ötüyor dedim kendi kendime.
Kendi kendime çok şeyler derim, ben beni dinlerim aslında, insan kendine dürüst olmayı başarır ise, yani olanı olmayanı kabullenir ise yaşamak için yardımcılara gerek duymuyor, huzurlu uykular, trafik akışı düzgün bir akıl … bir bakıma elimizde. Elinden beline, ayağına, silahına düşürenler yüzünden sıkıntılarımız.
Bir annenin hayatında ayrı bir dosyadır “çocuklar uyurken”, anne hem üretken, hem düşünceli, hem sessiz, hem sürprizli olabilir bu zamanlarda, çocuklar uyurken toplanan ev, hazırlanan kahvaltıya kokulu bi hamur işi, gerekli bi ütü, çocukların vazifelendirdiği her hangi bir şey … birinden biri bile evine göre mutluluk saçar.
tatilden nasiplendiğimiz ilk gün, uyuyan prens ve prenses için sessizim, aklımda; “kahvaltıya ne yapsam, akşama ne hazırlasam, ütüyü hangi araya alsam, bir fırsatını bulup, kitabımı okusam, az da örgü örsem …” var, bir bakış açısına göre avam, bir bakış açısına göre özlem, bir bakış açısına göre hayret … baktığın açıda akıyor benim hayatım, şikayetim var mı ? yoooo, ara sıra sitemim var ama.
“Sevmek bu dünyayı çerden çöpten
Sevmek, bir zerresini ziyan etmeden
Sevmek, dinlenmeden sevmek … B.R.Eyüpoğlu”
Aynen de böyleyim, Bedri Rahmi memleketlim, eli de dili de güzel.
Aslında sıcak çikolata, salep severim ama çok şekerli diye kendime tarçınlı süt yaptım, süt içmek için çoooook sebebim var, Yaşamak için de öyle, vakit gelene kadar, elimden geldiği kadar, mümkünse hep beraber “Yaşama sevinçi” ocağına odun atmaya devam, devam ..

29 OCAK 2017

“Dün gece bi film seyrettim, içim çıktı ağlamaktan, Aaah o Türkan yok mu o Türkan yine öptürmedi yanaktan …” Keşke Türkan filmleri bizi bizden alıp kalıplanmış aile kızı dünyasına götürüp, orada bıraka bilse, dünya gördüğün kadar, sınır Ünzile’nin çitine kadar. Sonrası, sonrası kolay, kadere kısmete bağlan ve orada kal.
Film seyrettiğim doğru, Fransız yapımı, gençlerin örgütler tarafından nasıl esir alındığı, nasıl ikna edilip bomba olduğu ve aileleri ile ilgili bi film.
İnsan insanın sevgisine ilgisine muhtaç, insan varlığının bilinmesini, farkında olunmasını istiyor. Desteklenmeye ihtiyaç duyuyor, doğrusunun yanlışının bildirimler halinde gelmesinden hoşnut değil, kırılmadan, incitilmeden tavsiye almak, uyarılmak , bunun yol yordam bilenler tarafından yapılmasını isterken bunu yapanın psikolog olması utanç kaynağı ola biliyor, antidepresanlar gizli saklı içiliyor, bir taraftan uçurum aşağı giderken bir taraftan da kuyruğu dik tutmaya gayret ediyor. Zayıf yanlarını kendinden daha zayıflar arasında telafi edenler, olmayacak, uzak umutların peşine düşenler … bunlar bir fark yaratarak farklı anılmanın peşine düşüyor, ama iyi ama kötü, hatta kötü ve şiddet derecesi yüksek işlere buluşanlar ortalığı da bulanık hale getiriyorlar, dumanlı hava seven kurtlar gibi desek olur.
Yani her şey sevgi, sevmek üstüne, sevmenin, mutluluğun kafasında resmini çizenler, koşulları sağlayana kadar toprak oluyorlar, kesin bilgi.
Her yerin her yere taşınmış olduğu bu pazar sabahında, önce boşları topladım, sonra çay koydum, sessiz modundayım, gözüm saatte, iyi bir kahvaltı sofrası için planlarım var, internet en iyi salonda çekiyor, odaların kapısı yok, bizim evde saklanmaya, kapanmaya gerek yok, özele saygımız çok, günlükler, telefonlar yan yana dursa da göz ucuyla bakan yok, sıkıntımız, derdimiz yüzümüzden okunur, rahmetli annemden miras “Saklayıp da kavuç olacağıma, söylerim de gülünç olurum !!” mirası aldık ve anladık, her şeyi istediğimiz kadar paylaşırız, anlayan anlar, anlamak için eğitimimiz var.
Mükemmel değiliz, tutkulu, tutuklu hiç değil, ama iyinin daha iyisi olmaya da karşı değiliz, her sabah için uyanma sebebimiz, günlük, aylık, yıllık, ömürlük umutlarımız var, görebildiğimiz kadarına gayret ediyoruz,
Nereye gidiyor bu yazı ???? Aklımda kalan neşeli pazar sabahları var, Neşeli Günler de güzel film, sevgi, neşe … elle tutulmaz ama gözle görülür, çay kokusu, kızarmış ekmek, bol ekli gazeteler veeee hizmetli bir anne, bütün evler pazardan bunu bekler, beklentilere cevap veren evlerden olalım, olmadı o evlerde olalım, keyifli bir pazar dileğiyle

31 OCAK 2017

Kağıttan bir gemi yaptım küçücük
Ya 5 öpücük sığar içine
Ya 10 öpücük
Kız kardeşim
10 öpücük batar bu gemi dedi
Sen misin
15 öpücük
Anam sakın denize atma dedi
Doğru havuza
Sen misin
Doğru denize,
Ama ıslanmasıyla batması bir oldu.

Bir gemi daha yaparım ne çıkar
Hem bu sefer öpücük yerine
Sunturlu birkaç küfür
Daha birkaç gemi yaparım
Çok şükür.. / Bedri Rahmi Eyüpoğlu
Çok şükür daha bir kaç gemi yapma ihtimalim hep var, aklım başımda, gücüm kuvvetim yerinde olduğu sürece de var olmasını dilerim. Yazarım, çizerim, okurum, seyir ederim, anlatırım, yaşlılık bakarsın şiir bile yazdırır bana, yemeğimi yapsam, markete eczaneye varsam, az da silip süpürsem, çokça bilmediğim yerlerden görsem, bildiklerimi de yeniden görsem, çoluk çocuk, torun torba, gelin damat … gelecek diye yemekler yapsam, sofralar kursam, dibi tutanları kızarmış saysam, kimsenin yükü olmadan, yaşayıp gitsem, gitmeden bi de kitap yazabilsem, iyi olur valla 🙂 Fakat okumak da okutmak da zor iş,okuduğunu anlamak daha da zor, kaç yıllardır ufak tefek şeyler yazarım, pembe yanaklı teyzenin poğaca tariflerinin “like” sayısına, you tube deki tazenin makyaj ile ilgili ip ucu görüntüleme rakamına ulaşmak hayal, benim gibi herkes için, bakıyorum, güzel bir şey okuyorum, like’ına yorumuna bakıyorum, hava durumu bildiren yazılar bile çok çok daha iyi durumda.
İki gündür nüfus idaresinde kızıma yeni kimlik çıkarma mücadelesindeyim, toplam da 10 saatimizi aldı, kuyrukta ben 100 küsür sayfalık bir kitap okudum, kızımda internet paketini bitirdi, sonunda elimizde bir takım belgeler oldu, fakaaaaat ; Belgenin süresi 15 şubata kadar, sınav 12 martta, kimlik o tarihe ya gelirmiş, ya gelemezmiş, gelmez ise ne yapılacağı henüz belli değil, Kuyruk çok renkli, doğum, kayıp ve öğrenci yenilemesi randevusuz iki gişeden yapılıyor, bir gün içinde saat beşe kadar sıran gelmez ise ertesi sabaha adını yazdırıyorsun, kimsenin aklına numaraya kota koymak gelmiyor, her iki elinde üç yerinden parmak izi dörder kere alınıyor, bir kişinin işi ortalama 15 dakika sürüyor. İşimiz bittiğinde kızımdan inciler ; “kimlik Avrupa ayarında gerisi geri kalmış ülke ayarında” , “Anneeee ! ben internetten Kanada’lı sevgili yapıcam, gidecem buralardan, merak etme sen !” bu arada memura sorduğu sorular ile adamı da bunalttı, ben mesainin geri kalanını kurtarmak için az adamın tarafını tuttum, kendimi de tuttum, bir miktar derin nefesler alarak yürüdük.
Sonra, sonra sı kağıttan gemi yapmaya devam, olacak inşallah, biri olmaz ise bir daha …

ESKİ YILIN OCAK AYI BİTTİ BU DA YENİSİ;

02 OCAK 2018

Pazartesinin aynısının tıpkısı ama adı “salı” hem de sallanından! Etiket böyle iken ben de böyle böyleyim;
Midem rahatsız, gripal durumum kalıcı, evin hali darmadağın, yapılacak işler ev içi ev dışı en az on kalem, yeni zamlara öbür yanağımı uzatacak zamanım olacak mı bilemiyorum, yanağı kurtarsam başıma yağıyor zaten. 42 asgari ücret biriktiren bir şeyler ala biliyor, dört yıl ölü taklidi yapsan dicem ama ölüler çalışamıyor, fotosentez yaparak da enerji durumlarını ne yapacağız.
Arap Baharı geçti, İran Baharı bu bahar, Türk Baharı sırada diyenler okur yazarlar var.
Umutlarımızı kaybedersek kendimizi de kayıp ederiz, bu bilincim tam. Sorun var ise çözüm de var, küserek, kızarak, aşağılayarak olmayacak bu işler. Üst seviyeler alta inerek sabırla anlatacak, “var mı bir sorunuz ” diye sorulacak. Lider olmak isteyip de olanlar ile lideri lider yapanlar kapalı grup olmamalı ama gruplar zırh gibi, aralarda geçit yok, gruba yeni eleman alınırsa da ayakçılıktan öteye geçmesine izin verilmiyor, gruplar arası tövbe kapısı kapalı 😦
Dünyanın her yerinde bir şeyler oluyor, ülkeler arası dedidoku ve kıskançlık bile var, gıybetin boyutları dünya kadar.
Yeni yılın ilk günlerinde yepisyeni umutlarımız var mı???? eskilere devam benimki. bir şekilde olacak, yaşamak için gerekli faaaliyetlere paramızın yettiği kadar devam 🙂 Bu da güzel yemekler, sanatsal, tarihsel gezmeler, iyi konserlere gide bilmeler, festival festival sinema gezmeler, olmadı başka sinema için Beyoğluna dökülmeler, bol bol okumalar, okuduklarımızı anlamak ve anlatmak için toplanmalar, eş dost arkadaş ile kırk yıl hatırlı kahveler, çoluk çocuğun iyi günlerine şahitlik etmeler, düğün dernekte halay başı, horona kalkma faaliyetleri …
Şu an gökyüzünde öyle güzel bir kızıllık var kiiii, bakmalara doyamıyor insan, her şeye rağmen güzel şeyler var, oluyor da, içimizin güzelliği yeter zaten, içimizi güzel yapan da güzel niyetler, güzel dilekler.
Cümleten iyi bir yılın en iyilerden bir haftası olsun, araya karışan, çirkin ve kötüleri de güzel ve iyi yapma isteğimiz ve yeteneğimiz cepde bulunsun, çıkarır kullanırız 
Göğe bakmaya gidiyorun, cümleten günaydın

03 OCAK 2018

18 ocak son tarih ama belki uzatırlar, FÜREYA sergisi çok kapsamlı ve çok güzel. Eserler toplanarak bir araya gelmiş, bir çok resim, ev eşyası ve videolar ile desteklenmiş. Akaretler, sıraevler bir dönem yaşadığı, seramik şeffaf evler yaptığı yer. İki katlı sergi ve odadan odaya geçmeli.
Füreya sanar ve edebiyat genleri taşıyan paşa dedeli bir aileden. Soy ağacı da var. Osmanlı kültürü, cumhuriyet idealleri, Avrupai yaşam tarzı … hepsinin karıştığı bir hayat, Büyük Ada da başlayıp çocukluğu kapsayan yıllar iki evlilik ile renklenmiş diye bilir miyiz. Ben diyemem, bana göre tuhaf evlilikler, zaten yürümemiş de verem olduğunda İsviçre’de bir senatoryumda yatarken seramik ile tanışır Füreya ve hayatın içinde olsun kullanılsın diye yaşadıkça tasarım yapar üretir.
Kitabını okuyalı yıllar oldu, aklımda apartmana kurulan fırın ile ikinci eşi KılıçAli kalmış 😊 sergiyi gezerken hemen hatırladım.
Güzel bir etkinlik şiddetle tavsiye ederim, kimi kızını gelin etmenin yolunu ararken kimi kızlar da aile desteği ile tarihe kazınıyor. Çok resim çekmedim, bana ilginç gelen bir iki şey, çünkü resimler alt yazı istiyor, bir de havasını teneffüs ederek gezmek varken, resimlere bakmak niye ki, meraklısı için süper selfi imkanları var, kendini Füreya ile çekenler gördüm 

04 OCAK 2018

“Yeni senenin Yen’i günleri, eski senenin eski günleri gibi” desek, “her şey eskisi gibi” demiş olur muyuz? Var saydık, dedik, oldu, nedir bu eskiye merakımız, bir kez yaşadık, tekrar yaşarsak , bildiğimiz yerden çıkan sorular gibi mi olacak hayat, bildiğimiz yerler, bilinen şeyler risk barındırmaz, risk olmaz ise başımız ağrımaz, her şey tıkırında, güneşe yüzünü dönmüş bitkiler gibi, paşa paşa büyür, vakti gelince ölür müyüz, mezar taşımızda; etliye sütlüye karışmadı, “sütten çıkan ak kaşık idi, leke nedir bilmedi, iyi ot idi”, yazar mı , yazarsa kimler okur, yoksa mezar taşı okumak unutkanlık yapar diye fetva mı var, fetvalar gönülleri ne eder ????
İnsan dediğin kendi gönlünü hoş edeni bekler, hoş olan gönüller “yetmez ama evet” kıvamından öteye nasıl geçer, hoş olmak mı, hoş bulmak mı ??? Hoş mu erim, Höşmerim???
Hayat da nasıl hoş geçer? Herkesin sorusu, isteği aynı da içten işleme farklı, diller söyler iken kalbe gömülen şeyler sonra gün yüzüne çıkar, ama acı, ama tatlı, amaç şöööööyleeee bi havalanmak, havalanan gönüller havalı olur hava basar da bir önermedir, önermem ama 🙂))
Bi yazasın geldi de, seçme saçma yaptım, ben yaptım oldu gibisinden, bir yerine okurken “eeeeey!” konacak da o da okuyana kalmış 😂
Bonne nuit!

06 OCAK 2018

Pera Müzesinde BANA BAK sergisi var. İlginç, bildiğimiz portreler bilinmedik şekillerde sanat ile şekillenerek karşımızda, heykel, resim ve fotoğraf olarak. Sabun ve çikolatadan iki büstün hikayesi, dede ve babanın bire bir canlı gibi heykeli, aynı gözlere farklı maske ile aynı bakış, cinayet mahalleri, katiller ve maktullerin üçüncü sayfa haberleri, bir ormana gizlenmiş ünlü portreler, bir plaj resmine yapılmış eklemeler … güzel ve açıklayıcı ve anlama yüzdesi yüksek bir sergi, iki kat, bir katta da meşhur bir mimar ve eserlerinin barkavizyon ile sergilenmesi var ki mimarinin sadece gözüme hoş geldiği kadarını anladığım için beni köşeli taşlar çok sarmadı, kedi gibi bakan kültür ve sanat merkezi ile kütüphaneyi beğendim, diğerleri Harry Porter ın okulu gibi idi 😊
Cuma 18.00 den sonra yetişkinlere, Çarşamba öğrencilere bedava, hoş mekan. Dün yemeği Salt Galata da yedik, orası da daha bir güzel olmuş, bir sürü genç ders çalıştığı gibi, iş görüşmesi yapanlarda var, bu arada Perşembe Pazar’ı ışıldamaya başlamış, cadde geçen yıla göre daha aydınlık ve otelli olmuş, İkinci Kat kendini yenilemiş, mekan hoş ve dolu, müzik de var sanki. Işıltılı Haşareler oyunu tek perde 1.5 saat ve güzel, oyuncular dizilerden tanıdık, kapitalist sisteme gönderme, nasıl yutuyoruz, nasıl yutturuyorlar, dayatmalar nasıl isteğe dönüşüyor… hepsiiiii oyunda.
Gezelim, görelim, içimizde çiçekler açsın, bahçe yaparız, çiçekleri koparmayın da yazarmıyız ???? Yazarız elbet, belgeci ve belgesiz bir milletiz hazar 😃
Bonne nuit!

07 OCAK 2018

Oda kapısının ağzına uzanmış kar desenli, çizmevari, kırmızı beyaz çorapların üstünden atladım, masa başında yerimi aldım, yoldaşım bir bardak limonlu su. Yağlarımı çözer umudu ile 🙂 Ama ılık değil, şartlar eksik olunca eylem başlamaz mı??? Başlar da başında kalır mı acaba, bizler girişten hızla gelişmeye geçip süratle sonuç almak taraftarıyız. Aslında hep bi tarafımız var, korkumuz bi taraf olmaktan çok tarafını güncel seçememek, nerdeeeee kendi fikrini aslanlar gibi savunanlar, başkalarının fikrine işine geldiği için aslan kesilenler var, “beyefendi sözünü etti ise emir telakki ederiz!” Burada “beyefendi” cinsiyetçi, ırkçı, siyasi, kişisel … bir anlam taşımıyor, genel yani beyler paşalar gibi yaşayan kadınlar da tek tük olsa da var, kadın kısmı az geride durup savaş çıkarmayı ve savaşın kazanını olmayı sever, kaybeden olur ise o ben olmayım , diye. Öldür öldür bitmiyor bu kadınlar, geçen yıl bir güne birden fazla düşmüş sayıları, artık ne yapalım, nur içinde yatsınlar, yapmadıklarımızın cezası mıdır hayat??? bence öyledir, kaçan fırsat, değerlendirilmeyen imkan, göz ardı edilen tehlike, dinlenmeyen söz, kuyruğu dik tutma, yalaka olarak yaşama … felan fistan bunlar hep vicdana yük, dışardan omuzları çökertir, göz altına mor torba yapar, içerden damar damar kalbe giden yolları kurutur, façayı sağlam tutmak neye yarar demeyelim, “ye kürküm ye” dünyası diye bir şey var.
Amaaaan 18 derece olması beklenen bu pazar sabahında güneşle birlikte doğmuş iken hemen karartma çalışmalarına ne gerek, mücadele tatil bugün! dersek kim kanar ki. Mücadele ara verir ama tatil yapmaz, tatilin niyeti rehavet, fazla yükü tatile yüklemek.
Kahvaltı mekanları mutlu aileleri bekler, sosyal medya sucuklu yumurta kokmaya başlar, aaazzzz sonraaaa!!!! Yalnızlar ve fakirler napacaklaaaaar, napacaaaaaklaaaar …
Fakir ve yalnız hissetmek iyi bir şey değil ama aşılamayacak gibi de değil, eş ve işi hükumet dağıtıyor, faydalanın.gerçi eş dağıtmaya söz veren sözünde duracak zamanı bulamadı, hoş zamanı olup da sözünü unutanlar çooook, aaaaah bu dijital arşivlerin gözü kör olsun, sil sil bitmiyor, yırtık dondan çıkar gibi resimler, çalışmadığı yerden soru gelenlerin paniği, üstüne basa basa verilip de kenarından dolanılan sözler …Teknoloji iyi de iyi yerlerde kullanmayan münafıklar var 🙂
Tahmin edileceği gibi hane halkının gözlerini açmasını bekliyorum, tam da o andan itibaren kahvaltı yapacak hale gelmeleri için bir saatim var, “evin annesi döktürür” diyenlere cevap, “eveeeet” var aklımda bir şeyler, dışarıda kahvaltıya gidecek imkanımız var ama dermanımız yok, evde yayıla yayıla anne hizmeti favorimiz, anne onbeşlik ama “küçüğün rızası var” kıvamında 🙂)))) Aklımızdan geçenleri tabaklara sıralacağız; yazalım, bir iki tur Majong ile zihin açalım.
Ne diyelim BON JOUR ama güne Fransız kalmayalım, Hem “takvimlerden haberin var mı, geçiyor yıllar” tesadüfen yakaladığına tekrar için uğraşacağına önüne çıkana pozitif bak, çalış, o zaman çay koyalım, hep beraber … 

09 OCAK 2018

formüle edilmiş sabahlara formülsüz uyanmak? Nedir formül, neyin formülü, iksir olmasın o? Her sabaha bir iksir mi lazım, bir iksirin bir çok sabahı kapsaması mı lazım, İşimiz büyü ve sihre mi kaldı ? Açılsın Hary Porter okulları 🙂) Bizimkiler alaylı, bir çok insanın devamlı falçısı var, fincana bakanlar ayrı, gökyüzüne yıldız dizenler ayrı, gerçi yıldızları bilimsel ama yeterince bilişsel bulmuyorum.
Hava işe okula gidermiş gibi değilde, dönermiş gibi, dönenlerin yeri neresi, baş tacı dönmeler, baş dönmesinin sebebi mi? Tutku da aşk da yeri gelince hatta gelmeden özgürlük kısıtlayıcı, hem tutkulu hem özgür olanlar tutkunun esaretini nasıl açıklayacaklar, rüzgar yapan dünyaya rüzgar ile karşılık vermek asıl özgürlük. Alışkanlık da bunların küçük hali, halimizin hal olup olmadığını kimler analiz eder, sonuçlara ne dayanır, yürek dayanmaz hazar 🙂
Çelişkilerin çekiştirmesi ile güne başladık, güneşi bekliyoruz, benim beyazlı aile yola düştü, üçünün de beyaz kış giysileri var, yavruyu kırmızı atkı ile ayrıca destekliyorlar, küçüğü servise tıktıktan sonra on adım yürüyüp herkes kendi yönüne ayrılıp gidiyor, ekmek parası, servis parası … arkalarından 15 dakika sonra sabah ezanı okunuyor.
Ayaklı saat gibiyim, akşamdan sinyalleri alıyorum, saati gelenin başında bitiyorum, şimdi kızımı bekliyorum, gelen seslere göre giyinme sırası çoraplarına geldi, aynanın önüne oturması an meselesi, süs püs, poza dönüşecek mi acep, o da toplu taşımada bireysel gülenlerden, yazıyor, okuyor, gülüyor yavrum 🙂)))
Sadık Hidayet okumak insanın yazma hissini öldürüyor, bunları nasıl düşünür insan, nasıl kurgular diye panikliyor insan. Yapamam sanıyor insan, “sanmak” eeeeen büyük aldanmak, caydırıcı, kol kanat kırıcı, o vakit sanmayalım mı, evet sanmayalım, direk konunun özünden sallayalım da olmaz, bi oturaklı yol bulunur hazar.
“tak taak,
kim o, A Ş K
hoşt!” bu da okul yıllarından, defter kenarlarından kahır mesajı, aklıma geliverdi, “geli geli verenler” iyi saatte olsunlar, “gökte ne var gök boncuk, yerde ne var elmacık, kaldır beni dalgacık,hoooop, hhoooo, hoooopbacık” mesajı aldım 🙂)))
Cümleten Günaydın 

10 0CAK 2018

EJDERHANI NASIL EĞİTİRSİN ? (BÖLÜM:1)

Yok ejderham metafor kullandım. Benimki kuzudan ileride, kurttan geride, çakal ile ilişkisi yok, geyikle görüşmez, Kartala sevdalı, Aslana gıcık, kanaryaya daha da gıcık, bülbüle aşık …kafeslenemez, öyle her şey ile beslenmez, kendini sevdirmez derken el kol hareketlerine gelmez, benimki adı ile müsemma Yılmaz,inadına sıkı bağlı, sigara ve BJK ile kanka ötesi … şimdi de emekli bir eş. Artık 24 saat göz önünde ama göz göze değil, 3+1 sınırlarında beraberiiiiizzzzz !!!!

Ben de sabah kalkıp işini gücünü yapan, oyalanmayan, oyalamayan, planlı ve programlı aktif bir eş, yıllar boyunca baba işte, anne her yerde formatı ile 28 sene tükettik, yoksa 29 mu ???? Üç çocuk büyütük mü büyüttüm mü acaba … neyse klasik Türk tipi sorunları aştık da şimdi biraz şaştık gibi. Birinin devamlı varlığına alışkın değilim, bağımlı olmak istemem, bana bağlı hiç istemem, her şey yerine zamanına göre, ayrı hayatlar, ortak zamanlar ideal. Evlilik ile evlendiğini eğitmek bizde çok yaygın, illa ki bir baskın karakter basmayan karakterin ağzına tükürecek, sindirme harekatı bizdeki, gücü yetmeyen pompalı ile mutfak bıçağına göz dikiyor, iki insan arasında anlaşmazlık var ise asla biri suçlu değildir, biri kendini bilmez, biri de karşısındakini görmez ise sorun var demektir. Tabi bu kadar kısa ve kestirme değil, eğitmenler bu sonuçlar için yıllarca okuyup üflüyor. Makale yayınlanınca bi bakıyoruz, “aaay ben de olsam böyle yazardım!” diyenler saç yolduruyor.

Şimdi nereden buralara geldik, kendimi mi geliştirecem, Ejderhamı mı eğiticem, biraz ben gelişsem, biraz ejderha yola gelse olma mı? olur tabi de , bakıcaz artık,

Bu haftadan başladık, pazartesi yazlığa giden Yılmaz soğuktan yılınca dün akşam geri geldi, bu sabah ben evi yola koyup kursa gittim, kahvaltı için erken olunca ben ilacımı alacak kadar yedim, “Hayatım, sen çay koy, kahvaltını et” dedim, Geldim, çay demlemiş ama bir şey yememiş, akşam yemeğini koyup, öğlen için hazırlık yaptım, çorba, salata, pırasa hazırda idi, onlara sigara böreği ekledim, oturup yedik, sofrayı kaldırdım, “derse oturucam, sen de birazdan bize kahve yaparsın” diye bir yol açtım, bulaşıkları da makineye koysa iyi olur idi ama ona daha erken, emretmeden, ihtiyaca binaen vicdan ve merhamet üstüne yol alıp, sevgi, saygı, paylaşım ile çerçeve çizmek gerek.Deneme yanılma ile bir yol bulucaz artık, her an didişmek ömürden hızlı yer, önemli olan yola koyulmak, yol da bir şekilde bulunacak, denize çıkmasını, mavilerde huzur bulmasını umuyoruz,

Aaaaah alışkanlıklar aaaaaah! Kanımızı akışkanlıktan alıkoyan hareketler bunlar. Alışkın olmak, alık alık tekrar etmek gibi bir şey, düzeni kuran biziz düzene karşı çıkanı dertopa meylimiz, halbuki insanlar konuşa konuşa demiş atalarımız. “sabır ile koruk helva olur” diyen de var, “ölümün tek gerçek olduğu bu dünya çok da tın” diyen de var, sonuncunun birazını ben dedim, bölüm bire kapak olsun diye 🙂

14 OCAK 2018

EJDERHANI NASIL EĞİTİRSİN PART TUUUUU!
Beklenti bu ama beklentileri maalesef karşılayamıyorum 🙂 Bu arada Fransızca bilenler “Tüüüüü!” diye okudular ki bu da olur. İnsan kendini okumasını bilmeden karşısındakini okumaya kalkar ise olmuyor, olmadığı nerden belli ??? sonuçlardan, KPS den 70 alan ile almayanın bir tutulması gibi, güvendiğin dağlara kar yağma ihtimaline bakar çok şey, evimizin anamızın …cümle damımızın üstüne kar yağdığı şu günlerde dağ aramak boşuna,”Kar yağma ihtimali sonsuz ise tedbirini alıp durumu kabulleneceksin” der bir atamız, Tamam, bu atayı tanımıyorsanız da Wikipedia ya bakın,aaaaa! bakamıyor musunuz , neden acaba ????
Hepimiz en az bir şey saklarımız bi de üstüne her şey yolunda imiş gibi davranmaya çabalarız. Bunun sebeplerinden biri “elalem ne der”, diğeri “gurur”, bir başkası “kendine içten içe inanma” en önemlisi “sorunu yok sayma” dır kiiii sonuncu hayatın içine eder, ne eder artık o saklayana kalmış. Gizli saklı ile insan doğuştan ilişkilendirilir, her şey oyuncakları saklama ile değil de ilk kabahati saklama ile mi başlar, “ben kırmadım, ben yapmadım” lar zamanla en yakının üstüne atmaya döner, döne döne sessiz kalmalara dayanır durum, hukukta sessizlik “evet” anlamına gelir diyen hukukçu arkadaşım şimdi bu konuda ne der bilemem ama bence hala sessizlik az “evet”, az “delilim yeterli değil,” çok “kahretme” anlamında. Bu arada konu “duvarı nem insanı gam yıkar” a dayanır ve dayalı kalır.
Bu dünyanın sorunları çöz çöz bitmez, çözdükçe kör düğüm olan sorunlar bilirim, “sorunun ustasıyım, konunun hastasıyım” diyen bir ata bulunsa da sorun sorun soruna benzemez.”herkesin derdi kendine” diye ata var ama hem de haklı ata.
Ejderha’nın durumunu zamana yaydık, ben hafta sonu bi Kars yapıp geleyim, yeterince soğumuş olurum hazar, dönüşte duruma bakıcaz,
“dönerse benimdir, dönmezse kendi bilir” diyen ata Sarıkamış’da yatıyor, vakti ile Katerina Sarayının orada oturmuş, yalnız kalmaya Ani harabelerine gidermiş, en çok kaz severmiş, peyniri akşam çayın yanında yermiş, sarı balık ile sarı gelin Çıldır’da buluşmuş, katanaların çektiği kızaklara konulan kürkler Panter Emel’in denetiminde imiş, havaların -8 den -38 e kadar yolu varmış. Trenle gündüz gözü ile dönerken sorunları doğuya doğru pıt pıt dökermiş insan da onları rüzgar toplar uçağa koyar eve gelince “cümlesi sana kapı açar” diye yazmıyor turun broşüründe ama tahminimce öyle 🙂)))))
Sezen Cumhur’un sesi ile; mavi gökyüzünü griye boyayan bulutların size mesajı var, gözünüzü göğe çevirin şekil şekil bakın size uyan yok ise uydurun, alçak ya da yüksek her hangi bir basıncın sebebi bunlar, bir kadife battaniye altında, demli çay yanı başınızda, kovboy filmi ekranda anne ise kahvaltı derdinde, baba ise üç kanepede kumanda elinde, çocuk ise whatsapp’ rüyalarda, konu komşu, hısım akraba durumu ise tahminlere açık ikeeeeen, bir açık kapı, bir açık pencere, oradan bir ışık, ışığın peşinde sayısız umut ….ola bilecek iken olanı biteni bitermeden eşmeye deşmeye, sonuçları değiştirmeyecek oturumlarda “halamın bıyığı olsa amcam olurdu” diye dil dökmeye ne gerek var ????
“Neme gerek altın saray, vermesinler mirastan pay, istemem başka bir şey….” diyen Ömür Göksel’e ses verelim, ömrümüze ömür katanlar var di mi ????
He valla, var, benimkiler bir elin parmaklarını geçti, sayarken, siz de elinizi uzatırmısınız ?????
Pazar pazar doldurdum yine, amaaaaan sağlık olsun, sonra da Günaydın ocak ayında iki tane dolunay varmış, bu ne sanş “bacım” ya da “birader” e çevirelim durumu, ben gününü gününde yazarım, görürüz günümüzü 🙂)))

15 OCAK 2018

Sabahın sabah olmadığı saatlerde karşı blokların üstüne yığılan bulutlar sırtımızı yasladığımız dağlar gibi gözüküyor gözüme, bugün de tepesine incecik bi ay asılmış. Kırılgan, narin, büyüyüp de dolunay olacağına inanasım gelmedi diye sallamadım, tabi ki de etrafında gölgesi var, “gölgelerin gücü adına ” diyenler, eksiği tamamlayan görünmezlerden bahseder, şimdilik He-Man demiş gibi görünse de herkesin bir gölgesi vardır, güneşe ayar olan gölgeler çok makbuldür, korku salar içimize, dışımız “hadi laaaannn!” diye gürlerken içten içe yer bitirir bizi acabalar.
Bi bizim yediklerimiz, bir de bizi yiyenler var. çiğ çiğ yiyenler de uzun uzun çiğneyenler de sonuçta yer bizi. Kendini ikram edenler, kendini tatlı niyetini saklayanlar ile “ben kimseye yem olmam” diyenler çırpıcı çayırında karşı karşıya gelseler ki gelemezler oraların da TOKİ ağzına “tuuuuu, tüüüüüü” demiştir, mecbur sanaldan kapışma gayri, sanaldan kapışanlar ile kaptım sananların seyircisi bol ama “like” yapmıyor alçaklar. Halbuki seçenek de çok, eller ve yüzler de yetmiyor, içimiz içimiz mahkum, parti parti salanlar var onları da anlamaya ömür yetmiyor.
Ömür nelere yeter, nelere yetmezi ????? bunu ancak ölenler bilir, yarım bıraktıkları işler, gerçeğe dönmemiş hayaller, cevapsız kalmış çemkir meler, sorulmamış sorular kalana vicdan azabı olur. Azap her vicdan da yoktur, vicdanı olmayanın merhameti olmaz, adaleti hiç olmaz, “nesi var bunların” diye sorunca zengin cevaplar alına bilir, hayal herkeste var hazar,
Bizim de bi Kars hayalimiz var idi, Doğu Ekspresi içerikli, sonbahar da niyet ettik, kısmet ise bu hafta sonu. Bacımla ben ve kışlık giyisilerimiz 🙂giymediğim kazakları deniyecem, ısı vücut ısımın altına düşermiş gibi. Bakıcaz artık, Kars günlüğü yazıp, pofuduk çoraplı ayaklar arasında çay bardağı, tren giderkene fotosunu instagrama atarım, ayol benim neyim eksik, üstüne fazladan kilom bile var.
Okunmuş kitaplar, izlenmiş, diziler, filmler, oyunlar var onları da bir ara yazarım.
Şimdilik kaçarım da nereye, uyuyanlar var, yoksa bugün pazarın ertesi değil mi, pazarın boyu mu uzadı, “ooooy oooy maygad!” buralara münasip oldu mu ????
Olanlar ile olmayanlar, olacaklara kapı açacaklar, kapı önünde yığılma yapmayalım, olurunu alan, günaydın da alsın, ilerlesin…

17 OCAK 2018

Ocak ayını ortaladık, gezdik, okuduk, dinledik, seyir ettik, bazılarını yazdık, bunlar yazmadıklarım, taze yani 😊
Bımontiada/Sen İstanbul’dan daha güzelsin
Restore edilmiş, harcına kültür sanat katılmış, şehrin popüler mekanlarından, biraz havalı, biraz pahalı, biraz değişik, biraz nostaljik, biraz … eski Bira Fabrikası
İlk defa oyun için gidebildim, Gece bol ışıklı, yağmur altında, cuma akşamı için hoş idi. Gündüz de iyi, ücretsiz avlu etkinlikleri çok iyi diyenler çoğunlukta.
Gelelim oyuna; Anneanne, kız, torun. Üç kuşak kadın 80 dakika boyunca oturdukları yerden tüm salonu duygu duygu gezdirdi. Oyuncular gerçek isimleri ile oynadı, Başak, Ayfer ve Melis , oyunu yazan erkek, kadınları Oya gibi içten işleyenler başımın taaaacııııı! Gidiniz, kızınızı, bacınızı, karınızı, ananızı, komşu kızını … alıp gidin, ağzınız kulağında dönersiniz,
Sadık Hidayet Kitapları; Gümüşlük Akademesinde okuduk, Kör Baykuş, Hacı Ağa, Üç Damla Kan ben bu üçünü okudum, modern İran edebiyatının babası diyorlar ama gurbetlerde ölmüş, kendini bir yerlere sabitleyemediği bu minnoş dünyada tontiş günleri olmamış, çok iyi gözlemci, zıtlıklara, haksızlığa, çelişkiye döktürmüş, içini tam dökemediğinden kendi isteği ile gitmiş, özel hayatını biraz deşmişler ama, edebi hayatı hepsinin üstünde. Hacı Ağa bildik mesela ama adını ya da adlarını çıkaramadım 😊
DAHA filmi; mekanlar, insanlar aynı kitaptaki gibi dedim, bu adam, şu kadın, o olay aynen kitaptaki gibi demedim. Filmleşen kitaplar aynen kalamıyor, yönetmenin ruhu da var 😊 Onur Saylak yönetmen olarak umut vaad ediyor, Tuğba rolüne olmamış, kibar kalmış, konuşmalar zor anlaşılıyor, sert biraz izlerken çıkanlar oldu, devamı çekilirmiş gibi bitti, Gaza rolünü oynayan çok iyi, gidilesi, destek adına görülesi, Hakan Günday ı seviyorum 😊
KABUK/Zeynep Kaçar oyuna destek kitap gibi oldu, bu da üç kuşağın romanı, başında kim kimdir diye bakınırken, sonunu ağlayarak getirdim. “Yürü kız, Sen İstanbul’dan daha güzelsin” he valla 😊
Eve Dönmenin Yollar/Alejandro zambra; Ayfer Tunç -Murat Gülsoy diyaloglarının kitabı ile Şili’ye gittik, darbe, deprem, faşizm, çocuk, anne, baba, sevgili , yazar olma aralarında stadyumun oralarda, aile kayıplarında dolanıp geldik, burası bildik bir yer, dedik mi dedik😔
Bu sene okuduklarımı, seyir ettiklerimi, gezdiklerimi not halinde tutacağım, arkadaşlar ile yarışa girdik 😂 iyi olan kazasın artık 😃

18 OCAK 2018

Sabahları evin içinde dolanırken tv den gelen seslere kulak veriyorum, tabi ki de radyoyu kapadıktan sonra, radyo, tv bizim evde eşler arası ayrılıklardan biri, birimiz gözle kulakla göre duya, birimiz sade kulak ile gönülden duya duya 🙂 Evlilikte farklar renkler, ne kadar fark o kadar renk, o kadar mücadele! demiyoruz tabi, yani cümlenin hepsine katılmıyorum, mücadele zamanla anlayış ve sabra dönüşüyor, kadınlar genellikle eriyor, her anlamda, buhar olup uçanı da var, bilge olup ücretsiz evlilik danışmanı da 🙂
115 çocuğun çocuğu olacakmış, 30 küsur tanesinin yaşı 15 altı imiş, olayı rapor edeni 2 kere sürmüşler, sağlık bakanlığı el atmış denilince bi gülesim geldi, “nedensiz” ama, dedim de kim inanır buna, o halin bu halini tanıdık bize, Bastıııır Ankaragücü! derlerdi bi vakitler, gol olsun diye.Şimdi durum kale boş, en az beş avans, Yağdır Mevlam Su Gibi, sular seller bu sabah gökyüzünden ikram, kuruyan çöllere, çöl olmaya az kalmış barajlara, “Kanal açılınca çöl olacak Marmara” diyen “Deyyuslar” var, kaç kişi kullandığı sıfat nitelikli kelimelerin anlamını biliyor, Deyyyus; kıskanmayan, tanıdığı bildiği dişiyi pazarlayan, azacık da yaşı geçmiş olan. Halbuki burada “kıskananlar çatlasın” durumu var, “haset, fesat” yazsak böyle havalı olmaz , bu yazdığımız yerini bulmaz ama olsun, havalı, bir zamanların “nostalji si, milenyum u” gibi.
Dünyada 400 tane termik santral varmış, bunun 72 si memlekette, çok iyi bi şi imiş, bir ülkede yapılan röpartajlar vardı, orası neresi bilemedim ama insanlar musmutlu, hava temiz, ürün kaliteli,truzim patlak vermiş halde imiş, insanın aklına hemen Çernobil geliyor, sonra soruyor neden dörtte bire yakın bir kısmı bizde, bizim ülke cevher mi, salak sulak diye bir maden mi var, kafayı takmadım, o halin hallerinden biri bunlar, karart ve ikna et, aklını alırım senin!, ahan da aldıııım!!!
Meşhur Nicole Kidman dizisini izledim, bizim ufak tefek cinayetler, ufak tefek yalanlar’dan kopya, 7 bölüm, şu sıra dijitürk de ücretsiz, sonunda kadınlar güçlerini birleştirip kazanıyor, en çok şiddet gören kadın ile psikolog konuşmasına takıldım, “şiddeti belgele, en az birine anlat, kendine gidecek bir yer ayarla, baş eğme, kurtuluş yolları var!” bir kez daha dizi üzerinden gördük ama biliyoruz ki her beyefendi, her hanım efendi potansiyel ve ötesi manyak olabiliyor, olmuşları gizli tutanlar, nereye kadar ????
Dün akşam SARIKAMIŞ/ İsmail Bilgin kitabına şöyle bir baktım, hatta hızlı hızlı okudum da dene bilir, Bölge turun içinde, yazlık kıyafetlerle, çarıklı, çarıksız sabi sübyanı dağlara gömenler kimler ??? deyince bir tek ENVER PAŞA mı parmak kaldırır, “Buyrun benim” diye yoksa kimseden ses çıkmaz mı, fikirler uğruna, daha fazla toprak uğruna bir parça ekmeğin peşinde olanları kullanmak, onlara ahiret vaad etmek … dünyadan umudunu kesenler ile umud kestirenlerin yolu bir yerde birleşir mi, o yol vicdan yolu ola bilir mi, olur ama “vicdan tenha ve siyah ile yeşil arası gidip gelen, maviye yenilmeyen bir yoldur” diye de sabah aforizmasını da salladık, gelsin Günaydınlar, yanında çay da olsun ama 🙂

20 OCAK 2018

KARS GÜNLÜKLERİ 1
Feneri şehir klübünde söndürdük, dışarıda incecikten bir kar yağıyor, dilimizde ninni niyetine; “küşelere su serpmişsem yar gelende toz olmaya, beyle gelsin, beyle gitsin aramızda söz olmaya ”
Öğleden sonra 15.30 gibi geldik, iki saate yakın sürüyor yol, otele yerleşip, Kale Altını gezmeye gittik, Kars hem yüzölçümü hem de nüfusu Küçük şehirlerden, Karsak olan adı Kars olarak değişmiş, Türklerin Anadolu’ya giriş kapısı Kars. Gürcüler Kaleki dermiş, kilit kapısı, Ruslar kaldıkları 40 sene boyunca mimariyi, sokakları düzenlemişler, koruma altında 300 e yakın eser varmış, sokaklar bir birini kesmeyen paralel gitmeyen, küçük caddeler, en büyük caddeye açılıyor, Faik Bey Cad. gibi, Aras ile birleşen, Hazar Denizine dökülen bir çayı, üstünde taş köprüsü, yakınında Namık Kemal’in gelip kaldığı dede evi var, kalesi tepede, çok onarımlardan geçmiş, şehrin başının tacı gibi, Evliya Camisi renkli taş minareli, volkanik bazal taşlar ne ile yan yana gelirse o rengi alıyor, eski binalar da bu taşlardan, Kümbet Cami ya da 12 havari kilisesi, baba oğul kutsal ruh adına üç kapılı, Malta Haç’lı hristiyanlar arasında parola imiş, birbirini tanımak için çizerlermiş, olmadı balık çizerlermiş, son yemek ile ilgili.
Ulu cami duvarlarında içine doldurulup yakılan insanların yağ ve kan izleri var, hiç bir devlet ya da topluluk birlik ve beraberlik adına yaptıkları katliamlardan temize çıkamaz, hatta bana kalsa bir birinin yüzüne bile bakamaz. Ben küçük bir kız iken savaşlar oldu, bitti sanırdım. Meğer küçükten yanılmışım.
Akşam yemeğini otelde aldık, yöresel yemeğin adı piti ya da Bozbay mış, bir tabak, bir yufka ekmeği, bir maşraba içinde nohutlu et, ekmeği doğrayıp üstüne suyunu döküp, kalanı da püre haline getirip yiyorsun, teferruatlı ama güzel 😊
Şehir klüpleri Anadolu şehirlerinin sosyal ve prestijli yerlerinden olur, yemekten sonra gittik, çalgı çengi ısmarladık, bir darbuka, bir akordiyon, biraz dans, gırgır şamata… iyi oldu, bu arada rehber bilgi küpü, güzel de anlatıyor, gezi için hoş ötesi, kan şekeri sorumlusu İnci sağ olsun, turun anası gibi, meyve kurutup getirmiş, elma, portakal, Trabzon hurması süperdi, yarına ne var bilmiyorum ama, rotayı biliyorum ; Ani ve Çıldır, 18 kişiyiz, karıştık, kaynaştık, otel orta halli ama temiz ve personel gayretli, turizim uyanamadığımız bir rüya, uyansak hata görürüz diye hazar, yarın eeeeerkenden kalkıp hava kararana kadar gezi, böyle buralar, evli karanlık ile evine

KARS GÜNLÜKLERİ 2
#kars #kar #Ani #çıldır #soğuk
Yorucu bir gün oldu ama bitmedi, yemekten sonra şehre özgü bir gösteri ayarladılar, yine çalgı çengi işi oraya niyet ettik. Grubun yaş ortalaması bedenen yüz üzerinden elli üstü, fakat ruhlar 18-20 arası, zabaha kadar dens dens ! Olsa itiraz eden olmayacak. İnci’miz yine güne damga vurdu, minibüse çay, meyve kurusu, leblebi, su yetiştirdiği gibi Çıldır’da dilek ağacına bağlayın diye kurdela da dağıttı, Ani girişinde botlarının altına kaymasın diye buz papucu takması, bunları bir yıl evvel satın alması şık hareketler, hele ki yol boyu elimi tutan Hülya, Neşe’nin kiler de çoook şık hareketler oldu. Bir tarafımızı kırmadan 3.5 km buz üstünde yokuş aşağı yukarı gezdik. Ani; kilit şehirde ipek yolu üzerinde çift surlu, nüfusu bir dönem 100.000 kere çıkmış bir şehir. Üç kapısı var, Selçuklu izi taşıyan Aslanlı kapı ki Aslan’ın başı batıya, ileriye bakar, Kars’a bakan Kars kapı ile Hıdırellez kapısı. Ermenilerden , Şeddiler(Kürtler) den, Moğol lardan izler taşıyor.içi kilise den dönüşen camilerle dolu ki kilise izleri duruyor, kilise olarak duran da var. Bir hafta süren depremler yaşamış, geniş caddelerinde aynı işi yapan iki dükkan Yanyana gelmemiş, ticari ahlaktan. Aslında ilk önceleri yeraltı şehri imiş, Gagik kilisesi yuvarlak içini kazı yapan Ruslar götürmüş,Türklerin ilk camisi Ebu Manucher burada, baba oğul kutsal ruh en belirgin Büyük Katedral/ Meryem Ana kilisesinde, üç kapısı var, halk için , kral ve patrik için ayrı ayrı. Polatlıoğlu kilisesinin yanındaki vadiden Şehmeran ile Bozok tan bahsediliyor, fırtınada ki sesler Bozok ‘un pişmanlık feryadları imiş. Kiliselerden birinde güneş saati var, kilit taşı Selçuklu etkisi, geometrik desenler, dik duruş temsili, başı Doğuya bakan kuşlar, Doğudan Mesih bekleyenler, gamalı haça benzeyen sembol, 4 element, hava, su, toprak, ateş i temsil ediyor. Ani yuvarlak geçiliyor, karşı dağlar Ermenistan, Arpa çayı sınır akıp Aras a katılıp, Hazar denizine karışıyor. Her tarafı katmanlı tarih gidip görmek lazım, Ani gelmeyenleri bekler 😊
Çıldır için 2 saatten fazla yol yaptık ve Molakan köyünden geçtik, süt işçisi, otoriteye boğun eğmeyen, Haç’ı kabul etmeyen, silaha karşı duran, kiliseyi red eden bu asi toplum Rusya’dan sürülmüş, buradan da Kanada’ya göç etmişler Rusya’ya dönmüşler, bugün orjinalinden bir kişi kalmış, Tarık Akan’ı da son filmi ile andık, bu köyde çekilmiş film, konu da bir molakanlı
Çildır gölü biraz donmuş ama üstünde kızak gitmiyor, çünkü buz kırılıyor, biraz yürüdük, kıyıdan giden kızaklara binenler oldu, Ren Geyikleri çekmiyor diye ben binmedim 😃
Sarı balık yedik ve beğendik, manzara da güzel, tesis iyi niyetli ama çok yetersiz, yarın Sarıkamış, köy evinde kaz ve şehir turu ile peynir alışverişi var, on kilo üstü kargo yapılıyormuş, 40-50 kg ya niyet eden var.
Kars bu sene üşümemiş, kış sınırlarımızı bekliyor hazar, vizesi yok, hakkettik ama di mi??? Her güzelliğin ustaca içine tükürmek fıtratımızda var 😬

KARS GÜNLÜKLERİ 3

Akşamdan sabaha mide olarak hazımsız kalıyoruz, çünkü yiyoruz, üşüyoruz, sıcak içecek tüketiyoruz, yani midemiz de ayaklarımız her daim hazır ol da 😊Ammaaaan bi daha mı gelcez Kars’a.
Güne Sarıkamış şehitlik ile başladık, Saray’ın damatları sidik yarıştırırken olan askere olmuş, tepe tepe andık şehitleri ve kahraman komutanları, o vakitler hiç olmaz ise askerin başında gidip, gerekir ise sonradan kaçıyorlarmış, bkz. Sarıkamış’ın damat komutanları 😬
Kademe kademe tepeye tırmandık, ilk önce Katerina Av Sarayı; çar hanıma yaptırmış, bu arada hanımın adı Aleksandra, kendi aralarında Katerina mı derlermiş bilemedik, adamın günahını almayalım şimdi, az öteye de astım hastası oğluna bir köşk yaptırmış, ana oğul neden ayrı, koca saray??? Demedik 😂 bölgede sarı çam var, bu ağaç ile geçmeli yapılmış binalar, sarı çam bir burda, kristal kar bi de Alpler de var,
Kayak merkezinde iki kademe çıktık indik, ortada salep içtik, eşsiz manzarada sessizliğin tadını çıkardık, resim neyin çekmedik, şiddetle tavsiye edilir, şiddetli de soğuk ama.
Öğlen yemeğinde bulgur pilavı üstü kaz yedik, mini alış veriş yan odada idi, arkadaşlar kaz yağı almış, ağrılara iyi gelirmiş, birisi ayı yağı da denemiş , netice alamamış, kaz yağını akşam düştüğüm yerlere bi denicez bakalım 😊
Şehir müzesine gittik, 65 milyon yıllık dinazor kemiği var, kadınların süs eşyaları ile kapıları bi de çeyiz sandığının kilimden yapılanını çektim, kadınlar MÖ 2000 civarı takı takınmaya başlamış, hazar ilk aynaya da o aralar baktılar, obsidyen taşı ilk ayna, bu bölgeden çıkıyor, şimdilerde neşter ucu yapılıyor imiş Göz yaşı şişelerine ağlayan kadınlar yerlerine köle tutmuşlar zamanla, “mini şişelerde biriken tuz, savaşa giden kocaya özlem ölçüsü olunca kendinden emin kadınlar kendilerini boşa harcamaya gerek görmemiş” ilk yalanlardan, taze aldatmalardan mış dedi rehber, benim yorumum da ola bilir 😃
Fetihe Cami ni gördük, bire bir Atatürk heykeli, Ruslardan kalma şimdi devlet dairesi olan binaları, bir meşhur otelini, Baltık mimarisi imiş,
Yol boyu biraz halıcılık konuştuk ki şimdi çok azalmış, çift düğüm, yün üstüne yün halılar tarih olmuş sayılır. Bu arada dünyanın en eski halısı Rusya’da ve 4000 yıllıkmış.
Biraz cirit konuştuk, Kekeç köyü meşhurmuş, resmi ve kara diye iki şekil oynanırmış,
Yarın uzuuuun bir tren yolculuğu ile dönüş var, arkadaşlar çok hazırlandı, bayağı heyecanlıyız, dedikodu bizden önce giderse, bazı istasyonlarda siz de şu var mı, bu var mı diye camı tıklatan halk olabilir 😂
Turun malzemecisi İnci, Hızlandıranı Neşe, hizaya sokanı Hülya, Sakini Ersin … dahası da var, ekibi takip et, turu zihnine kahkaha olarak kazı 😊Her şeye hazırlıklı ve kafaya bereden başka bir şey takmayanlar çok olunca huzur da oluyor, maşallah, hem de tuuuu tuuuuuu maşallah 😘
Eve dönünce genel değerlendirme yazarım, ama önce sırada Doğu Ekspresi ile batıya giden tur ve yiyecekleri var, Erzurum’a cağ kebabını akşamdan mı ısmarlasak diye oylama yapıcaz, sipariş keteler sabahın köründe ambalajlı gelsin diye bastırıp, pencere önüne koyduğumuz peynirler sabaha donar mı … gibi mühim meseleler hakkında istişare yapalım diyoruz, herkes önüne soda, ada çayı gibi şeyler de dizecek ki sabaha mide ve bağırsak hazır olsun, aaaaah bu turların gözü açık olsun

Ranzanın üstünü bacıma verdim, o uyudu, ben zifiri karanlıkta homurdana homurdana giden trenin alt ranzasında uykumu ve Sivas istasyonunu bekliyorum. Belki yollar aydınlanır, ışıklı evler, tabelalar görürüm diye umuyorum. Güzegah; Kars, Erzurum, Erzincan, Sivas, Kayseri, Kırıkkale. Son duraktan Ankara’ya otobüs, sonra hızlı tren, metro, metrobüs… yazarken yoruluyor insan.internet istasyonlarda geliyor, aralar ağ hatası, geçtiğimiz yerler fakir, ıssız, çorak, hiç gelişmemiş. Nerdeeeeee Heidinin köyleri, nerde filmlerde gördüğüm yabancı köyler,
Sadece köyler mi, iller ilçeler… her yer içler acısı, büyük lafların teğet bile geçmediği yerler buralar, kar manzarası azaldı, çıplak dağlar, kıvrıla kıvrıla kış sularını taşıyan dereler, büyük nehirlere koşan çaylar tren yoluna yoldaş, besi hayvanından çok tilki var, tezek dağları bile bahçe çiti kadar. Memleket manzaraları karanlıktan karanlık.
Adı Ekspres hızı kaplumbağadan hallice trenler değişmiş ama gelişmemiş. Hala ya çok soğuk, ya çok sıcak, hala dizeller durunca sarsılarak ayrılıp, daha fazla sarsılarak birleşiyor, yemek vagonu Fastfood olmuş, olanı da üç saatte bitiyor, ikmal 5 saatte bir, ya fakirlere ya da macera isteyenlere tren.
Turun bir vagonu var, İnci’miz mor çiçekli tren pazenini giydi, mor şalı da omzunda elinde poşeti; “çay var, kahve var, kuruyemiş, hurmaaa” diye dolanıyor. Hülya’mız on dakikadan fazla durulan yerlerde hemen gar marketine koşuyor, öğlen Erzurum cag kebap getirttik, yediklerimi değil saymak, düşünmek bile istemiyorum 😔ikram geniş çaplı, sanki erzak vagonu 😂
Sesli isim şehir oynadık, her kelimenin son harfi ile devam edenden, komik oldu, çoook güldük, internet olmayınca Gogol Efendi işe yaramıyor.
Hala Sivas’ın ışıklarını bekliyorum, içimde büyük şehir umudu var. Kars’a bir gelen bir daha gelirmiş, tekrar geliş sebebim ne olur merak ediyorum, tekrar halinde ikimizde bugünden kötü ola biliriz, o vakit anılarla bilgi yoklaması mı yapacağız??? “Uzun vadede olanları kader yazar, kısmet kapı açar” bu da Doğu Ekspresi aforizması, Yanyana geçen trenler var, çok ışıkla geçti, ısrarla Sivas bekliyorum, kandıramazsınız beni 

Yolu kolayladık,Ankara Hızlı Tren Garındayız. Bu sabah yağmur var Ankara’da, kara çevirmeden hızlıca gideriz buralardan. Günlerdir AVM ve simit görmedik, valizi emanete koyup kahvaltıya geldik, gözleme yedik tabi ki de, Kars fiyatlarından sonra iki menü alana üçüncü bedava, damak tadımıza ayar gerek, gezi boyunca huzuru tuvaletlerde buldum, desem yalan olmaz kiiii benim böbrekler idmanlı, on saati rahat karşılarda tren salladıkça sallana sallana yola düştüm. Bu arada dağ dağa kavuşmaz ama insanlar kavuşuyor, Konyadaki kuaförüm ile burun buruna geldik 😊
Sivas beklediğime değdi, Işıl Işıl, düzenli büyük şehir, sonra Kayseri’de de uyandım, orada ışıltılı ve peron kalabalık idi, yatak, yorgan, yastık rahat ama rüya yok idi, hazar rüyanın içindeyiz 😊 sabah kompartmanı şiir gibi yaptık, lavaboyu sürtesim, camı silesim de geldi. Aaaaah o treni tüm vagon bize verecekler ki alem yataklı görsün 😂
Eve doğru makineye renklerine göre çamaşır atarak, kocama bıraktığım evi neresinden tutsam diye sorarak, kafadan konuşarak uyku uyanıklık arası gideriz, sanırsam, yiyecekleri dağıttık, artık cüzdandan yicez 😊
Kahvaltı ile başladık, bekle bizi Eeeey İstanbul! Yer aç metrobüs, din yağmur, genişle gönlüm, hovarda kal ruhum! 🙏
Eli bol, gönlü geniş tur arkadaşlarım ne güzel günlerdi, tekrarını dilerim 😘

24 OCAK 2018

GİTTİK , GELDİK , KARS GÜNLÜĞÜNÜN FİNALİ

Yazamadıklarım, belki de tekrar yazdıklarım burada 🙂 Geniş özet yapıyorum, yeni gideceklere rehber olsun.

Kars için en iyi mevsim kış, en iyi yol tipi, giderken uçak, dönerken tren. Görülecek tüm binalar ve eserler Ruslardan ve daha eskilerden kalmış, imar için kendi topraklarından çıkan volkanik, bazalt taşı kullanıldığı için, onunda rengi genelde kara olduğu için, zamanla daha da karardığı için esmer güzeli kars, yapılaşma fakirlik kaynaklı, zevksizlik odaklı olunca güneş altında şirin bir şehir diyemem,kar çirkinliği örtüp gizemli yapıyor, kar yağmaz ise kimse gitmez, zaten kendi nüfusu da az. Geçim kaynağı hayvancılıkmış ama o da ölmüş, neden acaba ???? Bu arada tarihi binalara ek yapılan balkonları da görün, pimapen uzatmalı, ferforje parmaklıkları beyaz boyalı.

şehir merkezinde bir otelde kaldık, en eski otellerden biri imiş. Odalar bakımsız, banyo sular altında kalmaya müsait, ilk girdiğimizde çoğu oda kokuyor idi, tvler ve buz dolapları genelde bozuk. Yatak temiz, yemekler de iyiye çok yakın, personel ilgili ve ayarlanamayacak derecede sıcak, sık sık cam açtık, hatta kısa süreler açık bıraktık.

Turun ulaşımı ve bağlantıları güzel, program tıkır tıkır işliyor, şehir içinde pek yoğun bir gezme yok ama sanırım yeterli, sokaklar buz, çamur, tenha. Hiç yürüyen ahali görmedim, öyle vitrin bakılacak bir durum, AVM hiiiiç yok, Tokiiiii duyuyon mu beni:) İlk gece Şehir kulübünü biz istedik, yemekten sonra gittik, fiyatları makul, Akordiyon, darbuka ile bir üçlü geldi, eğlendik, parası gönlünden ne koparsa şeklinde bize ait idi, bir birimizi memnun ettik, İkinci gece turun bir organizasyonu oldu, Aşıklar atışması, yerel halk dansları. 18 kişinin 12 si gitti. Mekanı görünce anaokuluna geldik sandık, bildiğin kahve, renkli sandalye, renksiz masa, ortada soba, ses ayarı olamayan bir sistem, yerler beton, garipler dizlerini yerlere vura vura oynarken üzüldük valla. İyi bir ücret verdik, kendi imkanlarımızla eğlendik, aklımızda sobada pişen kestane ile isim isim para toplayan aşıklar kaldı ki hiç hoş değil, Mekana turun ağası hanımefendi de geldi, bir itibar, bir itibar, fakat karşı masada ben hırkayı omzuma atarak oturunca, grubun ağası baskın çıktı, halaya kalkınca sahnede kim var ise garsona kadar hürmetle önümde eğildi 🙂)))) Elimde değil kalıbım ve saraylı havam var. Üçüncü gece bir şey istemedik artık. Tren sabah sekizde hareket ediyor.

En yorucu gün Ani’ye gittiğimiz gün, buz üstünde 10.000 adım, saydırdım. Tarihe ilgisi olanlar için güzel bir yer, hatta tarihin katmanlısı orada, bir yan uçurum,karşı dağlar Ermenistan, sınırı Arpa Çayı çiziyor. Gezdiğin yerleri tekrar görmeden başladığın yere dönüyorsun, Arkadaşların elinde kolunda düşüp şaşmadan her yerini gezdim, gördüklerimi ilgi ile izledim, bu arada rehber çok başarılı, teklemeden takır takır, sorulara cevap veriyor, bir de ertesi gün önceki günden sözlü yapıyor.

Aynı gün Çıldır da yaptık, göl ancak üstünde yürümelik buz tutmuş, o da güvenli değil, kızakla suya düşenler de olmuş, kızaklar artık kıyıdan gidiyor, manzara dağlara doğru bakarsan güzel, kıyıda derme çatmadan hallice bir lokanta, tuvalete gitmedim bile ama kokusu etrafta dolanıyor idi, su yokmuş, buzdan su yapıyorlarmış, sobalı bir ek odacıkta yedik içtik, artık hijyen hak getire, ben balık yedim, beğendim, alternatifi köfte ama balık iyi bence. yanına turşu, ezme, küflü peynir,salata,üstüne çay ile helva geliyor.

üçüncü gün Sarıkamış yaptık, Burası da turun en soğuk yerleri, Anıtı ziyaret edip, Katerina sarayına çıktık, şehre bakan balkon gibi, çamların arasında harabeye dönmeme sebebi çoook sağlam yapılmış olması, bakım yok, “otel olsa da kurtulsa bari” diyor insan. Kayak merkezine gittik, orası da iki aşama. Biletler aşağıdan alınıyor, yarısı 5, tamamı 10tl, İlk çıkış bayağı uzun, çıktıkça üşüyorsun, indiğin yerde bir cafe var, bir salep 12tl, suya karışandan, alsın ,bir şey demiyorum da aldığından hizmet payı ayırsın, bir tuvalete bir temizlikçi tutmak için kaç salep satmak gerek ???? Yoksa temiz tuvalet kaç salep sattırır mı demeliyiz. En tepeye kadar çıktık, kayakçılar iniyor, biz inmeden döndük, inerken manzara müthiş, karlar güneş vurdukça mücevher gibi parlıyor, sessizlik anlatılmaz, ağaçların üstünde bulutların altında … süper bir deneyim, en sıkı burada giyinmek gerek.

Dönüşte şehrin kalan binalarını gezdik, hepsi Rusların eseri, bazıları kiliseden cami, bazıları konaktan resmi bina, biri de saraydan otel olmuş. Sonra da alış veriş, Kars fakir şehir, insanı mazlum, üstünde bir ağırlık var.Ammaaaa peynirciler hariç, epey bir alış veriş oldu, fiatlar İstanbul ayarı çıktı, neyse hepimiz elimize bir poşet yaptık, Kargo yapanlar da var. Otelin aşçısına Kete de ısmarladık, ondan da çoğumuz bir poşet yaptı. O gün öğle yemeğini bir köy evinde yedik, Tandırda ekmek pişirdi nene ama sofraya bir sıcak ekmek gelmedi, güya şehir hayatına bir gönderme olsun diye tasarlanmış, farkı görün gibilerinden, fakir ama doğal her şey der gibi de bizim gruba olmadı, iki genç kız vardı belki onlar bilmiyorlardır ama gerisi, en azından görmüş hatta ekmek açmış bile ola bilir. Bulgur pilavı üstüne kaz ikram edildi. Köy evi ise yemek yer sofrasında olmalı, oturan oturur, oturamayana tepsi, fakat herkesi masaya dizdiler, masa sandalye de feci rahatsız idi.İnsanlar hizmetli hörmetli ellerinden geleni yapıyorlar da geliştirme turun işi. İlginç, nostaljik derken sekiz olmanın gereği yok.Zaten ticaret yapanın ruhu yok. Para ruhu satıyor, satın alamıyor.

Öğlen yemekleri ücretli ve turun ayarladığı yerler, “insan en az yarısını tur götürmüştür” diye aklından geçiriyor, çünkü, bakıyorsun, görüyorsun, çarpıp bölüyorsun, elde var 1 diyemiyorsun, elin açık kalıyor da ne gam, heeeeeer yerimiz cereyanda hazar 🙂

Tren yolculuğu güzel bir deneyim, şu araya gençler gidip gidip geliyorlarmış, Kondoktür çoğunu tanıyor, kompartımanda partiliyorlarmış, hortum ışıklarla süs yapanlar, yılbaşı ağacı gibi dolana dolana ışığa sarılanlar, yeme, içme … gırla. Bir yer tutmaktan üç kompartıman yan yana hem samimi hem daha ucuz.

Turlar tüm vagonu satın alıyormuş, arada yabancı olmuyor yani, bizim arkadaşlar eli bol, gönlü bol, ikram ikram bitmedi, binerken alış veriş yaptık, yiyecek bitiyor çünkü, 10lt lik su alıp binen var, arkadaş ara ara “su isteyen” diye ünledi. Muhabbetin dibini bulduk sayılır, uzun saatler tüm kapılar açık, tuvalete gidenlere çetele tutuldu, istasyon binasını gören, hemen ismini haykırdı, toplaşıp yorum yaptık, Kars, Erzurum,Erzincan vagon vagon üstünde “parayla satılmaz ” yazan kömür çuvalları ile dolu. Vagonun etrafını dolanan birini arkadaş ” Hacıııııı! günaha giriyon Hacıııı!” diye doğru yola çevirdi, tren gidince geri dönmüş mü dür ???? Erzurum’da istenirse trene cağ kebabı geliyor, biz istedik, kimi beğendi, kimi beğenmedi, bi hoşluk oldu.

Erzincan’dan geçerken “Fahriye Abla ” şiirini hatırladım, yarısına kadar okudum da 🙂 Aaaaaah aaaah şimdilerde olsa Erzincan’da bir Fahriye Abla, vesikalı Fahriye ya olur, ya da ölür, Trenin Erzincan, Erzurum’dan geçtiği yerler çok fakir, döküm saçım yerlerden geçiyor, daha güzelinin içerlerde olduğuna inanamıyor insan.

Tren Kırıkkale’ye kadar, tamirat varmış, kalanı otobüs, bir saat kadar sürüyor yol,Hızlı treni bekleyenler AVM de ağırlanıyor, tabi ki de altında Mado, üstünde Starbucks var. Dışarı çıkmaya gerek olmayan bir yer ama ben çıktım yine de ,”bildiğim yer ayol!!! ” demekle hava atmış olmam.Antalya, Ankara Konyalı’nın alış veriş ve tatil yönü, 18 sene ben de her iki yöne gittim geldim.

Hızlı tren çok da hızlı gelmedi bana, arada 250 yapıyor ama çok yer 80-90, 4 saatte geldik, ilk okuldan beri ilk defa “gürültü yapmayın, biraz sessiz olun” diye ihtarlar alan bir grupta bulundum, hem sesli, hem de bizzat gelerek, Sohbet çok iyiydi, sayımız tümden kapatmaya yetmediği için oldu bunlar 🙂Arkadaşı tam gördüğü yerin Kirazlı olduğuna ikna ettim, karşımıza Sapanca Gölü yazısı çıktı, Bunu sessizce nasıl sindirelim, daha bunun gibi neler, neler 🙂))

Pendik’ten eve üç saatte geldim, Kızım da Konya’da Babannesi gile gitti, Yemek resmi atınca, “ben de yoldayım, çok açıktım” diye yazdım aile grubuna, mesaj alınmış, eşim yemek yapmış bana, Oleeeeey! dedim, valla. Aaaaah, anlatmak ve anlamak işlemi zaman alıyor evliliklerde, genelleşemiyor bi de, 30 seneye yaklaşırken ilerleme olması güzel, “ya hiç olmasa idi” diye de tedirgin, gergin… ve benzerlerinden değilim. Olmazsa olmazım yok benim, “olur ise olur, olmazsa bi oluru bulunur” cuyum ben 🙂

Sonuç; Terminal Travel ile giderseniz Rehber Kadir Bey’i ısrarla isteyin, Simer Otel de kalırsanız, direk sahibine şikayetlerinizi bildirin, Kars gecesine 75 tl vermeyin, Şehir kulübüne Akordiyon ile Erol abiyi getirtin. Sarıkamış’ta sıkı giyinin, Ani’yi gezerken ayakkabınızın altına buz patiği takın, Şöförün adını bilmiyorum ama arabayı güzel kullandı, kuralına kaidesine uygun gitti, onu da rehberle beraber isteyin.Rehber ücretli , şikayetlerin sahibi de turun sahibi son gece dağıtılan anketlere dökün içinizi.

Kars’a kışın gidin, doğuyu görün, dağları yeşil, kırmızı, sarı renkli Erzurum’u, Fahriye Ablanın Erzincan’nını gündüz gözü ile görün. Küçüçük bir odada internetsiz kalın, uzun uzun uzaklara bakın, toplaşıp, isim şehir oynayın, geyik çevirin, gülmekten çişiniz gelsin, vagonun iki yanı tuvalet korkmayın, hem artık deliklerden raylar görünmüyor, esmiyor tuvaletler 

25 OCAK 2018

“Yemekteyiz” ve benzerleri bence kurgu değil, ruhunun iç derinlikleri kötü insanları bilerek seçiyorlar, olay kendiliğinden kuruluyor. İnsanın cahili makbul, cahil kurnazın elinde şekil buluyor, insanın kendini bilmemesi, kendini bilmeden karşısındakine anlam yüklemesi , iki cahilin “bir berber bir berbere bre berber …” halleri, tekerlemenin teker olması, bulduğu yokuştan kendini koy vermesinin, kar lastiği ile ilgisi, yolun konuya dair bilgisi … nereye dayanır, dayandığı dağlara kar yağanlar kardan adam yapınca yine de adamını bulmuş olurlar mı ????
Sabah bulaşık makinesine eğildim, doğrulamadım, günü tedavi amaçlı aylak geçirdim, Allah kimseyi tedavi amaçlı bile olsa tv karşısına yatırmasın, iyilik ile ilgili bir şey yok, radyolar bile öyle, “kimlerden özür dilersiniz” diye başlık atılan programa katılan kızcağız kendini bırakıp giden sevgilisinden özür diledi, bir başka erkek arkadaşı ona kahveye gelmiş, tam çıkarken sevgilisi gelmiş, hatta gelmemiş, kapıdan dönmüş. İnsanların inandıkları şeylere başkaları da inansın diye ısrarcı olmaları tuhaf, tv izlemesinin için şanslıyım, arada gördüklerimi bile hazım edemiyorum.
Mother filmini izledim, Oscar adayları arasında, tarzım değil ama kendimi yenilemeye çalışıyorum, hayatın ölçüsü yaptıklarımızla değil, yapacaklarımız ve yapabileceklerimiz ile.İlginç bir film, “her şey bir rüya, uyandı, uyanacak ” tarzında, fantastik
Akşam erkenden iniyor, uzun gece, geç gelen sabah, haset fesat insanlar, intikam üstüne planlar, sitemler, imalar , mevsim kış hazar. Bir kükürt banyosu alıp, üstüne kurşun döktürsek, en üstüne kaymaklı ekmek kadayıfı yesek, bir birimizi yemesek olur mu ????? Sıkıntıdan profil resmimle oynuyorum, iki saat sonra bi daha değiştirecem 

29 OCAK 2018

Erkenden kalktım, limonlu suyumu içtim, radyomu açtım, çayımı koydum,günlerden pazartesi, yeni başlamalara mı yeniden başlamalara mı orası karışık biraz ama genel olarak kılıçı elindeki She-Ra gibiyim, Hazırıııııım!
Hiiiimeeeeeen! nin bayan olanı Şiraaaaa 🙂 doksanlarda çocuk sahibi olanlar iyi bilir, sabah kuşağının çizgilerinden,çocukların kahvaltı saatine denk geldiği için beraber izlerdik, Kılıç, balta iyilik uğruna sallanır, iyiler kazanır, güzellik baki kalırdı, sonra Ninja’lar, Robotlar … derken atari oyunları geldi. Teknoloji eli ile şiddet zihinlere kazınmaya başladı, Şeker Kız Candy bile telefona oyun oldu, Genç Gezgin ise mazi . Öyle bir oyun vardı, haritada bir yere tıklıyorsun, gezgin orada gezip, yiyip içiyor, tane tane anlatıyordu, en sevdiğim oyunlardan idi.
Yeniden başlamak için illa ki tarih atmak gerekiyor, insanın fıtratında ani geçiş yok, önce kesinlikle inanması gerek yeniliğe, yeniden başlamaya, süre koyacak, o süre içinde eskiden umudunu kesmeyecek, eski istediği şekle gelirse yenilemeden vazgeçecek, “eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı” diyenler eşyalar için söylemişler, duygunun yenilenmesi zor, şartlarla değişmek emek istiyor, emek de idareli kullanılan, harcamaktan çok saklamak eğilimli bir enerji. Aniden yalap şap ortaya çıkanı şaşırtıcı, kısa süreli kaos, onunda enkazı, hasar tespiti felan filan…
En iyisi pazartesi, yedi günde bir geliyor, sayması kolay, arkası tatil, önü arka arkaya iş günü,bu pazartesi olmadı, gelecek pazartesi, hatta hem ay başı hem pazartesi daha da güzel, doğum günü, yılbaşı pazartesi olursa uzun başlangıçlar için kebap!
Amaaan hepsi hikaye, insan kendinin masalcı başı, “anlat, anlat pek heyecanlı” diyen içimize dış ses ile “bu sefer kesin, bu defa oldu say, sildim, yaktım, yıktım, arkama bakmadım …” ikna bildiğimiz, tekrara düştüğümüz bir şey.
Eeeeee napcaz şimdi???? Valla, kaldığımız yerden devam, yeni başlangıçlara gerek yok, eskiyi gözden geçirip, analiz edip, hata, yanılma, yanma … tespiti yapıp, ileriye doğru yol alacağız. Beyaz sayfa siyah beyaz Türk filmlerinde fakir kızın günlüğü, bir beyaz sayfa açıp, unuttum, sevmiyorum yazıp, kapıyı çalan sevgiliyi anında af edip, boynuna sarılıp, yanak yanağa gelip, sağ bacağı dizden kırıp havaya kaldırmak, “havalar uçucam, az sonra” mesajıdır. Bu benim şahsi fikri, başka beyaz sayfa bilenler varsa açsın.
Haftanın sakin olmasını bekliyorum, geçen hafta memleketin öbür ucuna gittim geldim, iç ağrım hafif geçer gibi olmuş idi baktım, o da gidip gelmiş 🙂“yarim senden ayrı gezen yürek değil beden oldu” ne güzel bir türküdür, öyle yanımızdan ayıramadığımız şeylere her yerde yer var. Gelince belim tutuldu, biraz açıldı ama ağır çekimle hareket eder gibiyim. Hafta sonu annemgilde eski arkadaşlarla yemek yedik, güzel güzel eskiyi karıştırdık, Çevre Tiyatrosunda Semaver Kumpanyanın Akşam Yemeği oyununa gittim. Yemekler gerçek, iki perde, bildik dizi oyuncuları, salon dolu, oyun da biraz uzun ama iyi idi, Çoluk çocuğuna kol kanat gerdim sanan ana baba mesajını alanlar almıştır, Muhtelif Evhamlar Kitabı / Ömür İklim Demir / öykü bir solukta okudum, satır satır ruhuma eş yanlar buldum.
Temizlik yapmak, başka kitaplar okumak, hafta ortası bir sinema yapmak, Fransızca derslerime çalışmak, kendi kendimle baş başa uzun uzun oturmak istiyorum, haftalık planım programım budur, Sürprizlere mecbur açığım, 31 ocakta tutulacak aydan umutluyum, kızımı özledim, pazar günü gelmesini bekliyorum, hafta sonu bir oğlum İzmir’e gezmeye giderken, öbürü tezini sunacak, boş vakitlerimde örgü öresim var 🙂)))
Cümleten günaydın, kışı görmeden bahar gelecek bu gidişle, baharı hangi su besleyecek o meçhul, savaşları çıkaranlarla, savaştan medet umanların iki yakası bir araya gelmez diyenler var, yakasız gömlek giyenlerin icadı mı bu savaşlar ??? Ömür Barış ve Huzur özlemekle tükenecek, kesin bilgi

31 OCAK 2018

Kim kimi neden kandırıyor, ne kazanıyor, yalana ihtiyaç duyulmadan olmuyor mu, abartmanın içine yalan katılmaz ise çok mu sade olur, sadece, sence, o durum bence, neye göre …neyin kafası bunlar, kafayı nereye vursak açılır, içi açılan kafaların dışı yaldızlı, yıldızlı ambalajla sunulur mu, işin sırrı satışta mı??? satış bir beceri, bir ikna kabiliyeti de hitap edilen topluluk seçme olmalı, seçilmişlerin seçmesi bitmez, bir seçen bin kez seçilir mi seçilir, biz ona kategorize etmek diyoruz.
Günler uzamaya başladı, pencereden sabah manzarası genişledi, sabah sabah ucu bulutlara komşu binalara uzun uzun baktım; su kaynakları aynı, doğal gaz, elektrik,yol, okul kaynakları da aynı iken bu kadar insan istiflemenin sonu nereye kadar, sonsuz mu toplanma, toplananlar çarpıldıklarını ne zaman anlayacak, “emlak savaşları”, “emlak barışları” na dönecek diyenler, dış kaynaklı diziler 🙂 Bizde savaşa gerek yok, binlerce onbinlerce, onyüzmilyonlarca bina, boş boş bakıyor halı çimli mini bahçelerine, havuzları boş, saksıdaki ağaçlarına isim kazımak mümkün değil, gölgesi bile yok onların.Her sabah kahredecek bir sürü şey bulmak mümkün iken, mutluluğun peşinde koşmakla, “tuttum, yakaladım, hatta yaşadım…” geyiklerine mahkum hayatlar. Neden abartılı hayatlar, hele düğünler, yeni döşenmiş evler, her parçası ayrı marka giyimler,koldaki çantalar, parmakta yüzükler, tek taşın dayatması, kahvaltının serpmesi, etin havadan tuzlananı, gezmenin oteli, arbanın modeli … hepsinin sebebi inşa edilmiş mutluluk, planlarsak olur, “Beton ranttır, rant hayattır” ın açılımı mı bunlar,
Haberlerden uzak durmakla olamıyor habersiz olmak! Gördüklerini anlayanlar ve anlatanlar var da onları bulan var, bulamayan var.
Tolga Karaçelik / Kelebekler filmi ile Sundance Film festivalinde ödül aldı, sinemaya gelir diye bekliyoruz, Ümit Ünal /Mutfak Sırları’da salon sırasında, bağımsız filmlere hayat çok zor, şirket olmayınca ticaret olmuyor, abuk sabuk zehir saçan afyonlular 3-5 salonda birden, mesajı olan, göz açan arşivlerde, internete düşenleri yakalıyoruz, şimdilik. Bu arada “Rüzgarda Salınan Nilüferler” hiç bir yere düşmedi. 🙂
Dün Nar/Ümit Ünal, Sarmaşık/Tolga Karayel izledim, biri youtube de öbürü google de çıktı. Salonda oynadıkça bilet alıp gidiyoruz, bunlar millet faydalansın diye ortaya bırakılanlar, ikisi de güzel tavsiye ederim.
Hayat da bir roman, filme uyarlanmış hali yaşamlar, herkesin filmi kendine, göz kapakları kapandı mı açılır yürekler, ister rüya de ister hülya, kendi sinemalarının seyircisiyiz, alkışı hak eden yapımlara övgü arar durur muyuz ??????
Cümleten günaydın, Çanakkale’ye 15 termik santral müjdesi aldım az evvel, bu yaz truzim patlar artık, son ağaçlar, son kuşlar … her şeye yeniden başlamak ile son vermek arasında hayatlar, bu ne yaman çelişki anneeee!!!!

Ejderhadan Ejder Çıkarmadan İşlem Yapabilmek


Resim en eski Dinazor kemiği, konu ile şak diye ilgili değil, azcık üstünde düşünmek gerek, kimdir, kime denir ???? İp uçları 😀

Bilenler bilir beni, bir kestaneli pilav bi de hizmet konusunda hiiiiiiç mütevazi olamam. Gerçi ikisinin de kalitesi günden güne düşüyor, yaşlanıyoruz hazar, ruhumuz dere tepe, bedenimiz, “şurada az dinlensek hele”. İhtiyarlık provasındayız. Eşim evde, evde hiçbir çocuk yok, iki baş, bir traşdan halliceyiz. Sabahları aynı saatte kalkıp, aynı saatte yatmaya gidiyoruz, gün içi bi değişik. Yıllar öğretti ki; Şartlar değişir, değişen şartlar sana göre gelişmez, çelişen yanlar enerji demektir, armut pişip ağza düşmez, armut dalda kız balkonda sallanır, gözlük takarsın, gördüklerin canlanır! ayneeeen öyle, gözlük takmak zamanla beyinde ışık takmak gibi oluyor, temiz camlarla HD dünya.

Enerjime çooook meraklıyımdır, düşüecekse benden olmalı, aslaaaa müsade etmem enerjimde gözü olana, Ölümün ne olduğunu anlayınca büyüyor insan.Çocukluk mazi, gelecek günler “belki” oluyor. Zaman kıymetleniyor. Dün ay kanlandı, maviye bulandı, tekrarı 2037. Gidersek, “Zeki Müren’de bizi görecek mi” oluruz, kalırsak aydan yıldan ne kadar haberdar oluruz bilmem.

Bildiklerimiz ile problemi çözmek gerek, evvela problem mi onu bilmek, arkasından gerekiyor ise kodlamaya geçmek gerek, bizim bilgisayarımız, tecrübelerimiz, okuduğumuz kitaplar, seyrettiğimiz filmler, belgeseller, bizzat yaşayanlardan akılda kalanlar. Öyle düğmeye basınca olmuyor, bizdeki değişim, bir direnç var. Etkiye tepki gibi değilde, etki ile bir miktar etkileşme ve ısınma derecesi,Felsefe dersinde Emile Durkheim’dan “Düriyeme göre!” diye bahseden arkadaş kulakların çınlasın, “öyle sokaktan geçenleri gözümüze kestirme ile” olmuyor işler, mühim olan içimizdeki sokaklardan geçenler, su olup denizde dökülenler, iç deniz olarak kurumaya terk edilenler …

Yine de inanıyorum ki ; İnsan bir sudur yolunu bulur!, “Aşk bir sudur, iç iç kudur” un konu ile ilgisi yok ama hatırlamak önüne geçilemeyen bir eylem. Hiç bir şey aklımıza tek başına gelmez, tek durup çok vurur hatıralar.

Toplam süre yaklaşık 13 gün, kalanı 4 gün. Sabahları yatar pozisyonu en az ikindiye kadar terk etme sağlandı, sigara balkona taşındı, boş bardakların sehpa altına sürülmesi ile ilgili çalışma yapılacak, tv ve izlenen programlara henüz müdahale yok ama “özüm daralir” Çay kahve, yemek yolunda, kavga, tartışma yok, eğilimi de yok, tahammül sınırları tespit ediliyor, oğlanların umrunda değil, kız “aşkım bir birinizi üzmeyin!” diye sesli sessiz mesaj atıyor. Geçen eşimi balkona kilitlemişim, görmedim valla, biraz üşümüş ama sorun etmedi, bir kerede sokak kapısını üstüne kilitlemiştim, anahtar çevirmeden 360 derece göz gezdirme çalışması yapıyorum. Dün 8000 adımlık yürüyüş yaptık, 5 km felan, adımlar 65 cm olsadan başladı ama hiiiiç oralı olmadım, Ayfondan kim daha iyi bile bilir! Gözün, kulağın, algının zayıflaması ihtiyarlık için şart, yoksa öyle dipçik gibi geçmez hayat,

“Ali yazar Veli bozar, keskin sirke küpüne zarar” bu arada sirke de yaptım, sirke sineği de ürete bilir miyim, ürettik diyelim,o sineklere hedef göstere bilir miyiz … gibisinden bilimsel çalışmalar da yapmıyor değilim …

 

KARS


IMG_4123

GİTTİK , GELDİK , KARS GÜNLÜĞÜNÜN FİNALİ

Yazamadıklarım, belki de tekrar yazdıklarım burada 🙂 Geniş özet yapıyorum, yeni gideceklere rehber olsun.

Kars için en iyi mevsim kış, en iyi yol tipi, giderken uçak, dönerken tren. Görülecek tüm binalar ve eserler Ruslardan ve daha eskilerden kalmış, imar için kendi topraklarından çıkan volkanik, bazalt taşı kullanıldığı için, onunda rengi genelde kara olduğu için, zamanla daha da karardığı için esmer güzeli kars, yapılaşma fakirlik kaynaklı, zevksizlik odaklı olunca güneş altında şirin bir şehir diyemem,kar çirkinliği örtüp gizemli yapıyor, kar yağmaz ise kimse gitmez, zaten kendi nüfusu da az. Geçim kaynağı hayvancılıkmış ama o da ölmüş, neden acaba ???? Bu arada tarihi binalara ek yapılan balkonları da görün, pimapen uzatmalı, ferforje parmaklıkları beyaz boyalı.

şehir merkezinde bir otelde kaldık, en eski otellerden biri imiş. Odalar bakımsız, banyo sular altında kalmaya müsait, ilk girdiğimizde çoğu oda kokuyor idi, tvler ve buz dolapları genelde bozuk. Yatak temiz, yemekler de iyiye çok yakın, personel ilgili ve ayarlanamayacak derecede sıcak, sık sık cam açtık, hatta kısa süreler açık bıraktık.

Turun ulaşımı ve bağlantıları güzel, program tıkır tıkır işliyor, şehir içinde pek yoğun bir gezme yok ama sanırım yeterli, sokaklar buz, çamur, tenha. Hiç yürüyen ahali görmedim, öyle vitrin bakılacak bir durum, AVM hiiiiç yok, Tokiiiii duyuyon mu beni:) İlk gece Şehir kulübünü biz istedik, yemekten sonra gittik, fiyatları makul, Akordiyon, darbuka ile bir üçlü geldi, eğlendik, parası gönlünden ne koparsa şeklinde bize ait idi, bir birimizi memnun ettik, İkinci gece turun bir organizasyonu oldu, Aşıklar atışması, yerel halk dansları. 18 kişinin 12 si gitti. Mekanı görünce anaokuluna geldik sandık, bildiğin kahve, renkli sandalye, renksiz masa, ortada soba, ses ayarı olamayan bir sistem, yerler beton, garipler dizlerini yerlere vura vura oynarken üzüldük valla. İyi bir ücret verdik, kendi imkanlarımızla eğlendik, aklımızda sobada pişen kestane ile isim isim para toplayan aşıklar kaldı ki hiç hoş değil, Mekana turun ağası hanımefendi de geldi, bir itibar, bir itibar, fakat karşı masada ben hırkayı omzuma atarak oturunca, grubun ağası baskın çıktı, halaya kalkınca sahnede kim var ise garsona kadar hürmetle önümde eğildi :))))) Elimde değil kalıbım ve saraylı havam var. Üçüncü gece bir şey istemedik artık. Tren sabah sekizde hareket ediyor.

En yorucu gün Ani’ye gittiğimiz gün, buz üstünde 10.000 adım, saydırdım. Tarihe ilgisi olanlar için güzel bir yer, hatta tarihin katmanlısı orada, bir yan uçurum,karşı dağlar Ermenistan, sınırı Arpa Çayı çiziyor. Gezdiğin yerleri tekrar görmeden başladığın yere dönüyorsun, Arkadaşların elinde kolunda düşüp şaşmadan her yerini gezdim, gördüklerimi ilgi ile izledim, bu arada rehber çok başarılı, teklemeden takır takır, sorulara cevap veriyor, bir de ertesi gün önceki günden sözlü yapıyor.

Aynı gün Çıldır da yaptık, göl ancak üstünde yürümelik buz tutmuş, o da güvenli değil, kızakla suya düşenler de olmuş, kızaklar artık kıyıdan gidiyor, manzara dağlara doğru bakarsan güzel, kıyıda derme çatmadan hallice bir lokanta, tuvalete gitmedim bile ama kokusu etrafta dolanıyor idi, su yokmuş, buzdan su yapıyorlarmış, sobalı bir ek odacıkta yedik içtik, artık hijyen hak getire, ben balık yedim, beğendim, alternatifi köfte ama balık iyi bence. yanına turşu, ezme, küflü peynir,salata,üstüne çay ile helva geliyor.

üçüncü gün Sarıkamış yaptık, Burası da turun en soğuk yerleri, Anıtı ziyaret edip, Katerina sarayına çıktık, şehre bakan balkon gibi, çamların arasında harabeye dönmeme sebebi çoook sağlam yapılmış olması, bakım yok, “otel olsa da kurtulsa bari” diyor insan. Kayak merkezine gittik, orası da iki aşama. Biletler aşağıdan alınıyor, yarısı 5, tamamı 10tl, İlk çıkış bayağı uzun, çıktıkça üşüyorsun, indiğin yerde bir cafe var, bir salep 12tl, suya karışandan, alsın ,bir şey demiyorum da aldığından hizmet payı ayırsın, bir tuvalete bir temizlikçi tutmak için kaç salep satmak gerek ???? Yoksa temiz tuvalet kaç salep sattırır mı demeliyiz. En tepeye kadar çıktık, kayakçılar iniyor, biz inmeden döndük, inerken manzara müthiş, karlar güneş vurdukça mücevher gibi parlıyor, sessizlik anlatılmaz, ağaçların üstünde bulutların altında … süper bir deneyim, en sıkı burada giyinmek gerek.

Dönüşte şehrin kalan binalarını gezdik, hepsi Rusların eseri, bazıları kiliseden cami, bazıları konaktan resmi bina, biri de saraydan otel olmuş. Sonra da alış veriş, Kars fakir şehir, insanı mazlum, üstünde bir ağırlık var.Ammaaaa peynirciler hariç, epey bir alış veriş oldu, fiatlar İstanbul ayarı çıktı, neyse hepimiz elimize bir poşet yaptık, Kargo yapanlar da var. Otelin aşçısına Kete de ısmarladık, ondan da çoğumuz bir poşet yaptı. O gün öğle yemeğini bir köy evinde yedik, Tandırda ekmek pişirdi nene ama sofraya bir sıcak ekmek gelmedi, güya şehir hayatına bir gönderme olsun diye tasarlanmış, farkı görün gibilerinden, fakir ama doğal her şey der gibi de bizim gruba olmadı, iki genç kız vardı belki onlar bilmiyorlardır ama gerisi, en azından görmüş hatta ekmek açmış bile ola bilir. Bulgur pilavı üstüne kaz ikram edildi. Köy evi ise yemek yer sofrasında olmalı, oturan oturur, oturamayana tepsi, fakat herkesi masaya dizdiler, masa sandalye de feci rahatsız idi.İnsanlar hizmetli hörmetli ellerinden geleni yapıyorlar da geliştirme turun işi. İlginç, nostaljik derken sekiz olmanın gereği yok.Zaten ticaret yapanın ruhu yok. Para ruhu satıyor, satın alamıyor.

Öğlen yemekleri ücretli ve turun ayarladığı yerler, “insan en az yarısını tur götürmüştür” diye aklından geçiriyor, çünkü, bakıyorsun, görüyorsun, çarpıp bölüyorsun, elde var 1 diyemiyorsun, elin açık kalıyor da ne gam, heeeeeer yerimiz cereyanda hazar 🙂

Tren yolculuğu güzel bir deneyim, şu araya gençler gidip gidip geliyorlarmış, Kondoktür çoğunu tanıyor, kompartımanda partiliyorlarmış,  hortum ışıklarla süs yapanlar, yılbaşı ağacı gibi dolana dolana ışığa sarılanlar, yeme, içme … gırla. Bir yer tutmaktan üç kompartıman yan yana hem samimi hem daha ucuz.

Turlar tüm vagonu satın alıyormuş, arada yabancı olmuyor yani, bizim arkadaşlar eli bol, gönlü bol, ikram ikram bitmedi, binerken alış veriş yaptık, yiyecek bitiyor çünkü, 10lt lik su alıp binen var, arkadaş ara ara “su isteyen” diye ünledi. Muhabbetin dibini bulduk sayılır, uzun saatler tüm kapılar açık, tuvalete gidenlere çetele tutuldu, istasyon binasını gören, hemen ismini haykırdı, toplaşıp yorum yaptık, Kars, Erzurum,Erzincan vagon vagon üstünde “parayla satılmaz ” yazan kömür çuvalları ile dolu. Vagonun etrafını dolanan birini arkadaş ” Hacıııııı! günaha giriyon Hacıııı!” diye doğru yola çevirdi, tren gidince geri dönmüş mü dür ???? Erzurum’da istenirse trene cağ kebabı geliyor, biz istedik, kimi beğendi, kimi beğenmedi, bi hoşluk oldu.

Erzincan’dan geçerken “Fahriye Abla ” şiirini hatırladım, yarısına kadar okudum da 🙂 Aaaaaah aaaah şimdilerde olsa Erzincan’da bir Fahriye Abla, vesikalı Fahriye ya olur, ya da ölür, Trenin  Erzincan, Erzurum’dan geçtiği yerler  çok fakir, döküm saçım yerlerden geçiyor, daha güzelinin içerlerde olduğuna inanamıyor insan.

Tren Kırıkkale’ye kadar, tamirat varmış, kalanı otobüs, bir saat kadar sürüyor yol,Hızlı treni bekleyenler AVM de ağırlanıyor, tabi ki de altında Mado, üstünde Starbucks var. Dışarı çıkmaya gerek olmayan bir yer ama ben çıktım yine de ,”bildiğim yer ayol!!! ” demekle hava atmış olmam.Antalya, Ankara Konyalı’nın alış veriş ve tatil yönü, 18 sene ben de her iki yöne gittim geldim.

Hızlı tren çok da hızlı gelmedi bana, arada 250 yapıyor ama çok yer 80-90, 4 saatte geldik, ilk okuldan beri ilk defa “gürültü yapmayın, biraz sessiz olun” diye ihtarlar alan bir grupta bulundum,  hem sesli, hem de bizzat gelerek, Sohbet çok iyiydi, sayımız tümden kapatmaya yetmediği için oldu bunlar 🙂 Arkadaşı tam gördüğü yerin Kirazlı olduğuna ikna ettim, karşımıza Sapanca Gölü yazısı çıktı, Bunu sessizce nasıl sindirelim, daha bunun gibi neler, neler :)))

Pendik’ten eve üç saatte geldim, Kızım da Konya’da Babannesi gile gitti, Yemek resmi atınca, “ben de yoldayım, çok açıktım” diye yazdım aile grubuna, mesaj alınmış, eşim yemek yapmış bana, Oleeeeey! dedim, valla. Aaaaah, anlatmak ve anlamak işlemi zaman alıyor evliliklerde, genelleşemiyor bi de, 30 seneye yaklaşırken ilerleme olması güzel, “ya hiç olmasa idi” diye de tedirgin, gergin… ve benzerlerinden değilim. Olmazsa olmazım yok benim, “olur ise olur, olmazsa bi oluru bulunur” cuyum ben 🙂

Sonuç; Terminal Travel ile giderseniz Rehber Kadir Bey’i ısrarla isteyin, Simer Otel de kalırsanız, direk sahibine şikayetlerinizi bildirin, Kars gecesine 75 tl vermeyin, Şehir kulübüne Akordiyon ile Erol abiyi getirtin. Sarıkamış’ta sıkı giyinin, Ani’yi gezerken ayakkabınızın altına buz patiği takın, Şöförün adını bilmiyorum ama arabayı güzel kullandı, kuralına kaidesine uygun gitti, onu da rehberle beraber isteyin.Rehber ücretli , şikayetlerin sahibi de turun sahibi son gece dağıtılan anketlere dökün içinizi.

Kars’a kışın gidin, doğuyu görün, dağları yeşil, kırmızı, sarı renkli Erzurum’u, Fahriye Ablanın Erzincan’nını gündüz gözü ile görün. Küçüçük bir odada internetsiz kalın, uzun uzun uzaklara bakın, toplaşıp, isim şehir oynayın, geyik çevirin, gülmekten çişiniz gelsin, vagonun iki yanı tuvalet korkmayın, hem artık deliklerden raylar görünmüyor, esmiyor tuvaletler :)))))

 

 

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑