EVİN ANNESİNİN ŞUBAT 2018 GÜNLÜKLERİ


Kış ayına, kış resmi, bu da Kars yollarından, Sarıkamış’da yolun karşısı, Karşılaştırmalı günlüğün 2018 Şubat bölümü, resimsiz olmaz diye, blogda hem resmi, hem de yazıyı saklamış oluyorum, Yılların da, onları oluşturan ayların da, ayların malzemesi günlerin de eski tadı yok, buna ne engel oluyor? diye sorsak, standart bir cevap alamayız. Zaman var ya zaman, ne içinde ola biliyor insan, ne de büsbütün dışında …

02 ŞUBAT

 

Mutluluğun formülü çok açık, bir sen, bir ben, bir de yemek!” Belimi dinlendirmek amaçlı haftayı ilçe sınırları içinde geçirdim, gördüğüm manzara tüm yemek yerleri tıklım tıklım, hamburger, döner, lahmacun… çin lokantası felan yok çevrede 🙂 AVMlerin plastik ve bedava oyun parkları da öyle, onlardan ayrıca tiksinirim, çocuklarını top havuzuna salmayan, açık havada kaydırağın tepesine izin veren bir anneyim. Herkesin salyası, sümüğü, pis çorabı … bir birinin ağzında, öööööğğğğ!
Sömestr dolayısı ile torun torba sevindiren de çok, aaay çok şımarık çocuklar ama, ihtiyarlara eziyet ediyor, bu eziyet naz niyaz gibi algılanıyor, tepinen, tavır koyan, şişman yavrular ile onlara eş 25 yaş süsü taşıyan, çocuk olmadan kadınsı havalarda kızlar…bunlar da ööööööğğğğğ! küfürlü, konuşma bozukluğunu yayan salak sulak filmler de dolu, her yer mısır kokuyor, yağlı parmaklar çıkışta kitap almaya gitmiyor ama. Tatili müze gezerek, kitap okuyarak değerlendiren kaç kişi var, sanki müfredat çok yoğunmuş gibi bir de tatil ödevi istemezük halleri, ileriye açılan pencerelerden göreceğimiz insanlar, insancıklar, bunlar benim görüşüm, çok kuralcı, kanuncu değilim ama doğru ile yanlışı ayırabiliyorum, böyle çocuklar da yetiştirdim çok şükür, ürünlerim topluma armağan olsun!!!! der miyim, toplumun kadir kıymet bilenlerine olsun. Büyük oğlanın tezi,Üç Boyutlu Yazıcılar, aaaaah aaaaaah dedim!!!! Bu “ah”lar binbir parçaya ayrıla bilir.
Kabul etmek ile boyun eğmek arasında çok fark var, iki resim arasındaki 7 farkı bulmaktan öte, neden kendimizi bir adım öteye taşımaktansa, taşınmış gibi görünenlerin kanatları altına girmek, düşünmek, sorgulamak üç lahmacunu üç dakikada yemekten daha mı zor ?????
Evde yapılan ürünlerden vergi dönemi başlayacak hazar, ortalık yıkılıyor, CEO Tuncay evde yapılan biralar vergi kaybına sebep oluyor demiş, devlete 3 liralık mala neden 5 lira vergi koyuyorsun, satışlarım düştü, demek yerine evlere müdahale et demek hem yakınlık, hem kolaylık.
Dünya bildiği gibi dönmeye devam ederken, bilmediğimiz yerlerden çıkan sorular için kaynak aramak yerine, kaynar kazanlarda kaynamayı seçenler! hava nasıl oralarda ???? Bulutlu güneş, mevsim normallerinin üstünde ısı var buralarda, salak ağaçları tomurcuklandı, kandırılmanın tekrar sayısı ömür kadar olanlar var!
Cümleten günaydın, Ocak ayını yedik, Şubattan bi ısırık aldık, kışı “haaaam” etmemize az kaldı, bahara şarkı şiir yazma zamanı geliyor,halaya girenler yaza kalsın, düğün dernek zamanı demi ??? “Savaşma Seviş” vaktiyle ile afiş idi, yine yazmak lazım duvarlara da seviş’i cinsel olarak anlayanlardan korkmak gerek. Tensel hazlar dile gelse olmaz dimi o içimizde büyüsün, bir tenhada iş görsün, cezası yok hazar.

04 ŞUBAT

Tatlişler, tontişler, minnaklar … Bonjour be yaw!!
Bu cümleden sayfalarca memleket analizi yapa bilirim, hak ediyor yurdum, “hak ediş” raporları var idi eskiden, daha bir çok rapor var idi, şimdi raporlar, ispiyon üstüne, dört yanımız muhbir, “dört yanım puşt zulası” diyen Ahmet arif; kafiye öylesine denk geldiği için demiş midir, Serpuş’un anlayamamaktan puşt olduğu rivayet edilir, bir şeklin pasif şeklidir, eğilim var, eylem yok gibi mi, dost yüzlü, dost gülüşlü bir grup bir eve akşam yemeğine gitse ne olur ???? Ferhan Özpetek’in Cebimdeki Yabancı filmi olur 🙂 Çok şık, çok zeki, çok gerçek… olmuş, keyifle izledim, bazılarını tanıdım, bazılarının yerine kendimi koydum, bazılarını bildim ama adını çıkaramadım. Galata’daki ev manzarası, sonuna Sezen Aksu şarkısı, yazılar bittikten sonra çıkmayanlara bi sürpriz kare. Güzel olmuş, “Mutfak Sırları” nı bekliyorum heyecanla.Bu Ümit Ünal’dan ötekinde Serra Yılmaz’ı da iyi anmasak olmaz.
Aldatmak, aldanmak hayata dair, Kandırmak da yakın bir kelime. “Aldatan kendini kandırır” da sabaha ait aforizma.Cep telefonları aldatma aracı, olaya kadın erkek, evlilik açısından bakarsak da başka açılardan bakarsak da, ne yandan bakarsak bakalım aldanmayız, aldatanlara şaşarız, gün gelir, şaştığımız şey başımıza gelir mi gelir, Yalan yola çıkmış, biraz yol almış, aldatma ile kanka olmuş, heyecan bulmuş, aldatmaların sayısı katlanmış, yalan yalan üstüne dağ olmuş… bunları yapanlar ne olmuş ????? çatlamış, kimi hırsından, kimi kıskançlığından kimi de bilinmeyen nedenlerden, Aslında bilinmeyen neden yoktur, bilinip de söylenmese daha iyi olacak nedenler vardır, iyi neye göre daha iyidir, bunu bilen bildiğini sanır, dünya üzerindeki her duygunun değdiği en az iki nokta vardır, nokta çok olunca ortaya çıkan geometrik şekiller gökteki büyük ayıya benzer, adı üstünde “ayı” ha gökte ha yerde… “kime ne anlatıyorum ki ben!” e bağlanır her şey gökten düşen elmalar baş yarar, tozlu dumanlı yollar göz yaşartır, sonra her şey hatıra olur, unutulur muuu???? hatıra gelir en gelmemesi gereken zamanda, sonra, sonra, sonrraaaa…. sı yok film yapıcam 🙂)))))
Bulutlu pazar sabahında pazartesine 24 saatten az kalmış iken, kahvaltımızı edelim, sinemaya gidelim, oradan da halamıza gidelim, o arada kızımız eve gelmiş olsun, evin babası akşam yemeği yapsın, maça bakılsın, ardından Yıldız Tilbe’li o ses Türkiye ile gözler renklere doysun…Daha ne olsun ?????
Cümleten Bonjour, tatil de bitti, ödevini henüz yapmamanın rahatsızlığı içinde rahatım 🙂 Bi de sivilcem var ağzımın kenarında genç mi oluyorum ne ????? Aaaaaay aman dayanamam, otuz sonu kırk başı favorim benim.

06 ŞUBAT

“Şu ara değişik bir dönemden geçiyorum” çok manidar, kendini anlatmayan, gizemler taşıyan, karşı tarafa gıybet malzemesi olan, pek moda bir cümledir. Yaşayan her şey, herkes değişik dönemlerden geçer, insanlar, hayvanlar, bitkiler, memleketler, eşyalar, arkadaşlıklar …. gözümüzün gördüğü heeeeeer şeyyy! Gözümüz görmez, kalbimiz hissetmez çoğu zaman. Biz buna “halden anlama” diyoruz, buradaki “anlama” entresandır, En az iki anlama gelir, anlaması zordur 🙂 Bu cümle aslında bir depresyon açıklamasıdır, depresif hallerin sebebi; bir çok nedenin nedensiz gibi görünmesidir. Aslında nedenlerin açıklamaya üşenilmesi,”değmez” diye düşünülmesidir, depresyon! “Küçük şeylerin büyük Tanrısıdır depresyon!” dediğimizde hem cami, hem kilise kızar, Buda’cılar tebessüm eder, 24 Ocakta gelen Mutfak Tanrısı bize neler getirdi bilemeyiz, Mutfak Tanrısı’nı bilen kaç kişiyiz ????? Ben okudum, biliyorum:))))
Sabah sabah bilgisayarı cam önünde dizimin üstüne aldım, ışık çok iyi, dünyam HD kalitesinde oldu. Bu parlaklık geçtiğim döneme de ışık tutar mı, bu dönemlerin dönemi bitmez mi, geçenler geçtikleri yerlere iz bırakır, bu izler bir işe yarar mı, “yemişim dönemini” demekle yediklerimiz midemizde sindirilmiş olur mu, bağırsakdaki sindirim, bağırsak da bağırmasak da bok yoluna gider mi ?????
Kafam karışık, saçım dağınık, ruhumda fırtına var, beni anlamayın, dinleyin! diye bağıranlar, sesim geliyor mu? demeyi unutanlar, Ses kontrolü şart.
Kızıl Darı Tarlaları/ Mo Yang okuyorum. Kanlı, şiddet içerikli bir kitap, bitince ayrıntılı yazarım, Pazar günü Üç Bilbord Ending Çıkışı Missuri seyir ettim, Senaryosu Oscar’a aday. Beğendim.Kitaplar, filmler hatta şarkılar bile bizi yolculuğa çıkartıyor, yoldan korkmamak gerek, yolda at değiştirmek, kestirme yolu göze kestirmek,yolda kaybolmak, çıktığın yolda kalmak, yolun sonunda sürprizle karşılaşmak … heeeepsi hayata dair. Bu zengin hayatı, fakirleştiren, bire ikiye indiren insanların sorunu depresyon, kalabalıkta kendine yer bulanlar, bulunduğu yerden görünmek isteyenler ile, bulunduğu yerden herkesi görenlerin dünyası bu dünya. Çivisi çıkmış ola bilri, Ne gam???? dön dünya,dönsün başım 🙂
Bu arada kitapta darı ile ilgili çok bilgi var, artık işime yarar mı, yararlı hale gelir mi, bilmiyorum, bakıcaz artık 🙂
Günaydın  tatilin son günü, “donnez-moi une suite au Ritz, Je n’en veux pas, Je veux de la bonne humeur…” ezberlemeye gayret eden, son gün öğrencisiyim ben, bu dönemde 

08 ŞUBAT

“Bindik bi alamete, gidiyoz kıyamete, akacak gibi burunlar, bez getir Cafer…” Günlerden Elvis, Cem, Annem, Hülya … kiminin Doğum kiminin ölüm yıldönümü, hayatın bana milk-Shake muamelesi yaptığını düşünüyorum, renkli, tatlı, çalkalanmış yıllar! Geriye bakınca isyan etmemi gerektiren şeyler görmüyorum, gördüklerimi de kabul edip, üstünde durmuyorum. Aaaaay gözü kör olmasın pozitif ruhun, taşıyorum anacığım, göz göre göre gözüme gözüken heeeeer şeyi taşıyorum, omuzlarım çöktü gariii! de demiyorum, yıllar eksildikçe iki eksiden artı yapmaya bi heves ediyor insan. Nerdeeeee artılardan alınan türevler, intagrale gitmeler, diferansiyel denklemlere eşitlik yazmaya gayretler … hepsiiii bittiiii, yandı, kül oldu gitti. Geride bir ben varım, benden içeru! Kırkıda geçtim, erdim erecem 😊 Birayı evde yapana çemkirenler dakikada 41 bin kazanırken işçisi brüt 10 lirada imiş, ohal patronun ekmeğine yağ sürmüş, üstüne reçel zamanı gelmiş, her gün 1000 kişi tutuklanırken serbest kalanın sayısı yokmuş, Avrupa birliği ile cilveleşme yeniden başlamış, müsebbibinin 14 şubat olduğu söyleniyor 😃 robot özür dilemiş, hem dişi, hem densiz zaaar! Özürün son cümlesinde niye her şeye karışıyorsun diyenlere “her şey hayata dair” demiş.
İSMEK 2 km den öteye taşındı, 25 dakika radyo eşliğinde yürüyorum, karşıdan karşıya geçerken bir kulaklığımı çıkarıyorum, yeni yer soğuk, elektrik kesilince mazot çok gider diye sınıflara jeneratörü açmayan bir yönetici var, yürüyen merdiven de çalışmıyor, Almanca sınıfına taşınıp duruyoruz 😬
Biraz evvel Kutsal Geyiğin Ölümü nü seyir ettim, manyak sayısı ve çeşiti devamli yükselen trend. Bildiğimiz de bilmediğimiz de zararsız muamelesi görüyor. İF’e bilet almadım, azıcık pişman gibiyim. Sevgililer günü içimi daraltıyor desem olmaz, gelinler var 😃 Ne desek, ne demesek …
Altı yıl bitti, bazı şeyleri hiç unutmuyor insan, hatıralar uçurtma gibi, uçmuş gibi de, tele, dala takılıp baş aşağı gelmiş gibi.
Bu amaçsız bir yazı, bir yere bağlanmayacak, bağımsız gösterisine salon yok, göstermeye de niyet yok, “gömdük gitti” nereye???? Kalpler belki de çöplük, en az bir bölümü

10 ŞUBAT

Kitabı okudum,filmi seyir ettim. İçim daraldı, bundan gayri flaş tv seyredip, magazin dergileri okuyup, Recep İvedik’in tıraşlı hali olan Kayhan filmine gitmek istiyorum 😳
Vahşet fazla geldi. Bizim zamanımızda okulların sinema, tiyatro salonları olurdu ve hafta sonu film izlemeye giderdik. O zamanlardan siyah beyaz filmlerden aklımda Japon’lar ve Çinliler kötü kalmış, hep ölümler, tuzaklı sahneler hatırımda. İçinde öpüşme sevişme olmadığından onları bize münasip görmüşler hazar, isimlerini hatırlamıyorum ama parmak kadar çocuk hafızasında kalmış olanlar iç karartıcı.
Kitap 2012 de Nobel almış, film de Berin’de Altın Ayı. Kitap çok ayrıntılı ve akıcı ama okurken içim dışıma çıktı, bir deri yüzme bölümü var kiiiii okumadım, atladım, aynısı filmde de var, o sahnelere de bakmadım. Japon işgalinde Çin, sene 1926 ile 1941 arası, sefalet, eşkiya, çoluk, çocuk, gelenek, görenek, darı tarlaları… akıldan çıkacak gibi değil, her paragraf resim gibi. Torun babasını, dedesini, ninelerini anlatıyor, kısa bir zaman dilimi, yüz yıllar gibi. Kanlı edebiyat , daha uzun zamana yayıp okusam iyi olurdu, günde 25 sayfa ile daha iyi olabilir. Film kitaba göre çok kısa da ancak öyle ola bilirdi zaten,
Yine de başka bir ülkede bildik vahşetler görmüş oldum, ruhumda yaralar açıldı, dersem abartmış olmam. Zaten hasarlı bizim ruhlar, işkence görmedik ama görenlerin kitapta olanlardan ne farkı var???
İnsanın insana bir karış toprak uğruna zulmü dünya tarihi kadar, kim kazanıyor? Belli mi, savaşların kazananı kim, kim kimleri bir birine düşman ediyor, “farklılığımız, zenginliğimiz” eski bir yalan, yalan dünyanın gerçekleri o kadar çok kiiiiiii, yürekte yer kalmadı 

11 ŞUBAT

 

Mükemmel ve kusursuz bir birine geçmiş kavramlar, mükemmele giden yol kusursuzdan geçer, kusursuzun hedefinde mükemmel vardır. Bunların ikisi bir araya gelince mükemmel anne, kusursuz eş olur! diye bilir miyiz, deriiiiz!!!
Günümüzde mükemmel ve kusursuzun nihai neticesi bunlar. Bi gayret bi gayret, taktir, teşekkür beklemede, süpürge edilen saçlar Rapunzel’den ödünç alınınca, prensi taşımıyor, kuleden aşağı bakınca gördüğün yerde yerde kalıyor prens, sonra o da beyaz atına binip Ya pamuk Prensesi öpmeye gidiyor, ya da yolda kara büyü ile çarpılıp kurbağa oluyor, bir nilüfer yaprağı üstünde prensesini bekliyor, sevgililer günü yakın olduğunda “ya olursa” diye kurbağa öpen çok olacaktır hazar.Kısmet artık, kader ve kısmet yönümüzü çizerken oduncunun çocuklarının ufaladığı ekmekleri karga yer, pasta evin sahibi cadı,aslında o cadı üç beyaz! Gülüverin seyahatlerini tur acentası düzenliyor, Alice harikalar diyarına gidemiyor, o diyarlar “ha bu diyar” oldu, kibritçi Kız havası hiiiiç olmadı, hava bazında, yoksa fakirlik hiiiiç bitmiyor. Nereden geldik buralara, çıkış noktamız neresi ?????
Pazar sabahının mükemmel anneleri, kusursuz eşleri iş başına geçmiştir hazar. Bi de yarın okul var, hem anne hem eş olanlar nasıl çırpınıyorlardır kim bilir, Mükemmeli aramak, eksik bir yanı telafi etmedir, bir yanım zayıf, bir yanım yıldızlı pekiyi, yıldızlar baş döndürdükçe görünmez öbür yanım sananların dünyayı dünyalılara zehir etme çabalarıdır kusursuzluk özlemi. iyi ile mükemmel aynı yolun yolcusu gibi görünse de iyi yarı yolda kalır.
Yani geldik, gidiyoruz, iyisini de, kötüsünü de güzelini çirkinini, fakirini, zenginini aynı kara toprak kucaklayacak, bal dök yala evler, gün yüzü görmemiş eşyalar, eeeen marka esvaplar, kolumuzdaki çantalar ile adamlar, elinden sıkı tuttuğumuz çocuklar… nereye kadar birlikte yolculuk ?????
Amaaaan salıverin gitsin, sallayın bi daha gitsin,giden gitsin, kalanlar baş tacımız da değil ama idare edeciz artık, “at gitsin, at gitsin, sat gitsin, sat gitsin..” diyen Ferdi Özbeğen mi idi?
Acaip bir sis var, Atilla İlhan’ın Sisler Bulvarı’da nasıl güzel bir şiirdir.
“sisler bulvar’inda seni kaybettim
sokak lambalari öksürüyordu
yukarida bulutlar yürüyordu
terkedilmis bir çocuk gibiydim
dokunsaniz aglayacaktim
yenikapi’da bir tren vardi ” Yenikapı’daki tren artık kaçan trenler arasında, aklımızı kaçırmasınlar da
Olan akıl ile Günaydın, elimizden geleni ardı koymadığımız, mükemmel rolünden sıyrılıp, sıradan, sırasız ve sınırsız bi pazar olsun. Kalp de koydum, nasıl olacağını bilmemize yardımcı olsun diye 

15 ŞUBAT

“Elleri talih, bizi de Kör Salih …” diye kadere sitem eden bir aile büyüğümüz vardı, elbette ki kadın 🙂 Haklı da, hatta hak ediyoruz da, Dibine bir avuç gübre koyunca yedi veren güller gibiyim, gübrenin mahiyeti belli, ki onu da ikramdan sayıp, döktürüyorum, iflah ve islah olmaktan umudu kestim, ben bıraksam hizmeti, hizmet ettiklerim yakamdan düşmüyor, “çadırımın üstüne şııııp diye damladı, veresiye vere vere kalmadı, kalmadı…” ayıp içerikli bir şarkı diye öğretildi zamanında, çadırı, damlayanı da geçtik, vermekten vaz geçmek bile ayıp, içine tükürdüğüm edep ve terbiye sistemi (sitemim soy ağacındakilere, lütfen taşırmayalım)
Bu talih ve salih oyunları da iyilik güzellik kökenli, olimpiyatlar gibi bi şi de değil, bir kaybeden ölümüne kayıp,ateşi yakanlar ile ateşten yananlar ayrı taraflara, tarafını nasıl seçersin ????Aaaaah yaktık gençliğin her yanını, bu yanan gençlik kömür değil!!!! sevdik de katlandık, her bokuna, hepimiz ölcez de gömecekler çukura!!! Bi o zaman yanyana, eşit mi acaba???
Günler aynen böyle günler, sitem sitem üstüne, sitem kime, dertlerim kalktı valla şahaaaa!!! Bizim sarmaşık yine bize sarıyor, ayıklama da tarafımızdan, böyle gelmiş böyle gidecek gayri bizim dünya, başka dünyalardan haber için bir çırpıda iki kitap okudum, iyi geldi mi??? Yalnız değilim, hissettirdi. O zaman yedi vermeye devam 🙂)))

Aşıklar Delidir/ Ya da Yazı Tura; Ayfer Tunç severim, güzel de yazar, yeni okuyanlar için döktürmüş, bana Suzan Defter’den tanıdık, o zamandan bu zamana gelişmiş tabi ki de, Bir sürü bilgi var içinde, Sophie nin Seçimi’ ni bilenler kimler??? Benim okuyan üfleyen kuşak bilir, bir sonraki belki, bir daha sonraki bilmez diyorum, Tıpkı 72 senesinde benim Billie Jean King den haberim olmadığı gibi ki tenis tarihine kadın hakları için tarih yazmış, bi de cinsel tercih meselesi var, biz bize haber ulaşmadığı için bilmedik, şimdikiler haberi seçerek aldıkları için bilmez, Neyse kitap güzel, okuyalım, biraz pahalı ama indirimli siteler var, benim kitabın 33 sayfası eksik, ortalama 12 sayfa felan okumadan okudum, iade edicem, eksiklik konuyu eksiltmedi, sonunda ağladım bile, Umut ile Sanem aileleri, çevreleri, aşkları ve ya sonra ???? Böyle bir tutku var mıdır, bu tutku göz bağıdır da içimize verdiği göz dağı mıdır ??? Bu soruları çok bakıştan sordum kendime, aklı başından pek havalanmayan biri olarak net cevaplarım yok.
Hanene Ay Doğacak / Şebnem İşigüzel ; Yazarın ilk öykü kitabı ki sonra çıkmış iki romanını okudum, geriye dönüşü sevmedim, fakat konular çok ilginç,ensest ilişki, ölü seviciliği … sansürlü mevzular, Yunus Nadi Ödülü’nü almış. Şebnem İşigüzel’e yeni başlayanlara önerilir, ben de aradan okudum, bir kez daha göz atıcam
Gerilimli günlerimde def gibi gerilen ruhuma krem sürmüş gibi oldu kitaplar, sırada daha çoooook var, kargonun ikinci partisi gelmedi, Hazar kargo şu ara sevgililere minik kalpli, kırmızı paketler taşıyor, dün dündü ama yetişmeyenler bugün yarın, Amaaaaaan oya oyalan, boya boyalan dünya! “Ben burdan ayrılmam şaşmadan pusulam!” hayatı görüyoruz, ölüme dönünce yönümüz, bırakır gideriz, neyimiz var da neyi bırakıyoruz acaba???? Sevdik, sevildik, sevgiden sömürüldük, ikramdır ruhumuz, ilaç olsun ihtiyacı olana, helal midir???? onu da bi hacıya hocaya sorcaz artık 🙂)))

19 ŞUBAT

Sonra bi bakıyorsun, “daha önce baktığımda bunları görmüştüm” diyorsun, arkasına “ama böyle anlamamıştım” diye ekliyorsun. Zaman hayata bir anlam değilse de anlama kabiliyeti katıyor. Ömrümüz, şüpheler, tahminler ile onların getirdiği muhtelif renkli yalanlar ve abartılar ile geçiyor. Abartma (+) ve (-) yönde oluyor, hayat her yöne gibi de insan bildiğini sandığı yöne.Bir birinden uzaklaşan ama dünya yuvarlak olduğu için elbet bir gün buluşma ihtimali olan trenler gibi hissi durumlar. Doğrunun tek olduğuna inananlar düşünce yoksulluğunun sınırında olanlar, en kolay ekilen de nefret tohumları, sevmek çok neden isterken nefret tek nedenden kendi kendine bölünerek çoğalıyor. Halbuki tersi olmalı.
Cam önünde, radyo eşliğinde, pazartesi sabahında, havada bulut var iken, aklımda bir çok şey trafikte seyir halinde iken, bekleme yapanları uyarıp yola koymakta fayda var, yola koymak ile yola koyulmak , etken ve edilgen eylemler, ikisi de içimize bakar, kalbimizden geçenler ile dilimizin ucuna gelenler aynı olsa da ağzımızdan çıkanlar ayrı olur! Dün Sofra Sırları filmine gittik, çıkınca kızım dedi ki; Hayat yalan üstüne kurulu, direkt gerçeği söylemeyince lafı dolaştırıp ima ile yol alanlar, anlaşıldığında anlatamadığını savunanlar, anlaşılmadığına inanlar … etrafta hep bunlar. Doğruyu söylemek kırıcı ve düşman kazandırıcı, çünküüüüüü insanlar kendilerini yanlış bile değil hiiiiiç tanımıyorlar, herkesin öyle olduğuna inandığı bir tipi var, aksini söyleyenleri siliyoruz listeden, bi de hakkında yıpratıcı propaganda , biz buna gıybet diyoruz.
At eti, eşek eti yemeğe alışmısız, damak tadımız oralara evrilmiş, sahte evrak ile oparatörler taşınıyormuş, bilmeden Turkcell i oluyormuşsun ya da yerli ve milli olan birinden, sarı kamyonlar bir ayda 35 cana kıymış, bilin bakalım hangi habere yayın yasağı gelmiş, üçüncü hava alanında 27 kişi ölmüş, abartmaya gerek yokmuş, aaaahhhhh sabah sabah Americano içerek güne başlayanların huzuru daha fazla mı su içenlerden, kana kana kandırılmaya müsait bir hafta daha, direnmenin faydası yok, bi de bu yanaktan, bam bam!
“Öyle de böyle de yaşayıp gidiyoruz!!!” Amaaaaaan salla gitsin, “ne doğrarsan çanağına, o gelir kaşığına” diyen atalar var, hepimizin bir şeylerde suçu var, soy ağacına çocuklardan biri bakmış, devlet benim bildiğim kadar biliyor,sürpriz bir dede, nene yok yani,
Aaaaaaah kötülük kol boyu, ileriye uzanırken, diz boyu bile olmayan iyilik mi var da biz görmedik. Alışkanlık betermiş hepsinde! Bozmayalım alışkanlıkları, akışkan olmaya devam da sosyal medya akmıyor, sayfa yenilenmiyor, yeni haber görmek çok zor oluyor, bir bildirimde görüşmek dileğiyle Günaydın diyelim, 8. kata tırmanan bir asansörde halvet caiz imiş diye duydum son dakkada, inanalım mı??????

21 ŞUBAT

Mesele olmak ya da olmamak değil, olduğunu sanmak! Sanılmış olmamışlar, sağımızda, solumuzda, önümüzde ardımızda, hatta her daim aklımızda, bu böyle gelmiş, böyle gider, yolu açıktır bunların, don durak “hiiiç” e çıkar. “Hiç” gözle görülmez, el ile tutulmaz, varlığı şüpheli, yokluğu yoktur. “Şey” ile “hiç” iki inatçı keçi gibi köprüde karşılaşmaz, birinin olduğu yere diyeti uğramaz, sonunda “şeyden şeylere kurban ettik, elimizde hiç kaldı ” deriz de dediğimizin anlamını bilmeyiz, “Dünya fani, ölüm ani” ye çıkan örnekler Deniz olmuş da kimse yüzmemiş, yüzmeyi bilmediklerinden mi ıslak diye girmediklerinden mi orası bilimsel konu, Selvi ile Sayar siyasi yönden tartışırlar, kim ikna olur ???? Olanlar var demek kiiiii
Ülkemizin sefalet derecesi 4 kademe birden yükselmiş, dünyanın 5. Sefil ülkesi olmuşuz,
Hayır ve Uğur haberin neresine konacak o da size kalmış, motive edici günaaaaydın, benden olsun, bu arada derse de geç kaldım, hiiiiç umrumda değil gibiyim, yüzsüz ve arsızlara mı karıştım ne!!!! İyi saatte olsunlar da var bi de , nereye karıştığımı bilemedim, sabah yalanı, buyruuuuun başlayalım yeni güne…

25 ŞUBAT

Buharlanan camlara kalp çizdiğimiz yıllar vardı, içinden geçen ok ile ikiye bölünen, kırıldığında, ortadan testere geçmiş gibi duran, ucundan kan damlayan kalpler, resimler yapardık, isimler yazardık, onların çizgi çizgi uzayarak su damlalarına dönüşmesini seyir ederdik, vakit geçerdi, vaktin geçme gibi bir problemi vardı, geçmezdi, tükenmezdi.elimizin altına gelen heeeer şeyi oyuna, eğlenceye dönüştürme potansiyelimiz vardı, uzun kış gecelerinde bilmece sorar, elektrik kesildiğinde duvarda gölge oyunu oynar, büyüklerin dizinin dibinde hemen oracıkta inandığımız hikayeler dinlerdik, Soba da yanan odunun sesine, rüzgarın uğultusuna, yağmurun şıp şıplarına fit olurduk. Radyoda çalan şarkılar her zaman isteklerimize uymazdı, zaten her zaman şarkı olmazdı, parazit sesi de cabası, içindeki ufak adamları hayal ederdik, benim radyonun deliklerine tel toka sokmuşluğum var 🙂))) içindekilere özgürlük istemiş ola bilirim. Şimdi dünyanın öbür ucundan neler öğrenip , görüyoruz, duyuyoruz, dünyanın döndüğünü bilirdik de başımızı döndürdüğünü yakında anladık, yaşımızın üstüne yaş koydukca, kat çıkılmış apartmanlar gibi olduk, kaçak katlardan mı???? bizimki, temel sağlam, üstüne dizilenler estetik yoksunu ama ihtiyaç giderici, öyle oluyor, çoğalan her şey fabrikasyona dönüşüyor, ruhunu kayıp ediyor, kayıp ruhlar evrene kayıp enerji olarak dönüyor, bu kaybın telafisi olmuyor, yok da sayılmıyor, hafızada yer işgali, anarşist mi bu ruhlar! Anarşi baş kaldıran, asi demek ise bir eylemi de var ise,bu ruhlardan hala umut var mıdır ???? Umutun var olduğunu bilmek bile yeter diyenler,”yetmez ama evetçiler ” mi,
geçen haftada; Suriye’deki dünya savaşı devam etti, herkes bir birine çalım atmaya devam etti, gol olması an meselesi değil, daha çoook top döner oralarda, son sivil ölene kadar:( Trump Florida okul baskınından sonra kurtulanların aileleri ile oturdu, süper bir çözüm buldu, “öğretmenler silahlanacak!”, Kongo’dan çıkan Kobalt akıllı olan her şeye kaynak olmaya devam ediyor, 7 yaş altı çocuklar 1 dolar için 12 saat çalışıyor, taşları yıkayıp, taşıyor iken, şarjı daha uzun giden batarya sahipleri yeşili korumaya, kadın hakları savunmaya,” çocuklar ölmesin” diye pankart taşımaya hangi yüzle çıkarlar???? Dünya böyle kötülüğün sınırları yok, bir tarafı düzeltmeye uğraşırken, diğer taraftan faydalandığımızı unutuyoruz.
Ağrılı, sızılı günler, hareketli bir hafta sonu ile yediye tamamlandı, Onları ayrıca bir yazarım, kitap, tiyatro, sergi, yemek … hepsini hızlı ama sıkışmamış olarak yaşadık bitti, anı olarak kayıtlara geçti, anmak istersek anarız,
Bu sabah yağmur var İstanbul’da, sarı laleler yok çiçek pazarında, varlar ile yokların dengesi yok hayatta, hep yok olan taraf ağır bastığında bizde hayata yan basmış oluyoruz, gözden kaçırılmış varların sahne zamanı, zaman sen nelere kadirsin! Nehir Gibidir Insan, Sadece Yüzüyle Bilinir. Derininde Ne Saklar, Yüreğinde Neler Akıp Gider, Söylemez Sessizce Akıp Gider.
Akalım bakalım pazar sabahından. pazartesi sabahına, “nooolmuş yani!” diyebilenlerin çok olması, umurumuzun umurunda olmaması (nasıl olacak ise, pek kahırlı bir cümle, kahreden derviş, kahrından gebermiş, derler adama) dileğiyle, Çoooook şaaaaaneeee bi pazar olsun! diye türkçenin içine önce bi tükürelim, eeeee gücü yeten yetene, sonra da Günaaaaaydınn!!!

27 ŞUBAT

Kafası ile konuşan insanlar ikiye ayrılır; Kendini ikna edenler, Kendine itiraf edenler, kendini ikna eden çok bulunur, kendine itiraf edenler ise az, insan inandığı gibi yaşarken inandırılan olmaya geçer ise rahata erer, birinin birileri adına düşünmesi büyük kolaylıktır, biz bunlara teslim ruhlar diyoruz, sürü olup düşünce peşinden giderken düşünmeye gerek duymazlar, bu kitlelerin düşünen soru soran diğer kitleciklerin ağzına tükürmesi savaş sebebidir, savaşlar kendini konuşarak, çalışarak ifade edemeyenlerin işidir, savaş ölüleri sahibine göre kıymetlidir, o vakit düşman kimdir???? Düşman işine gelmeyendir, tekerine taş koyandır… yani bir şekilde karşı olduğumuzun karşılığı her şey düşmanımızdır, insan, düşünce, eylem,eşya, hayvan .. tırstığımız heeeeer şeeeeyleeeer!!! düşmanımızdır, aaaa o zaman düşmanı biz mi ???? Yoook canım, onlar hep vardı 🙂
İşte buralardan hoşgörü, şefkat ve sevgi, af etme … gibi mevzulara gelemediğimizden, dört bir yan sinseralla 🙂 Düşman edinme ve hakkından gelme yolları çok açık, binlerce örnek var, filmler, diziler, muhabbetler, … Dün akşam karakolda adam dövdüler, bir büyük de polisi yanlış tanıtıyor diye tweet atmış, bi gülesim geldi de neremle gülsem bilemedim 🙂)))
Aaaaay beyaz bir sayfa açtı idik dün, üstüne hava kapadı, saatlerce elektrik kesildi,üşüdük, yarım kalan çamaşırları akıllı makineden alıp elimizde yıkadık astık, önümüzdeki bir hafta içinde kurumasını bekliyoruz,milletin dilinde bir kar var, hava tahminlerinde yok, Çoğul yazdım, kendimi kalabalık görüyorum, bu bana güç mü veriyor, yoksa karmaşa mı yaratıyor??? bu sorular üstüne düşünmeyeceğim, canım öyle istedi,
Yapacak çok işlerim var, her zamanki gibi 🙂 Kulağım radyoda; Milletvekillerine inplant hakkı 12 ye çıkmış, gülüşlerini sevelim diye, dış işleri dil bilmeyen bürokratları yurt dışına göreve yollamış, yandan kadro ile tercümanlar peşinden gidecekmiş, gençlik horoz dövüşü istiyormuş, Marmara Üniversitesinden bir prof yoğun bakımdaki kadın ve erkek hastalar ayrı ayrı yatsınlar demiş, hemşire görmeden yoğun halden çıkan bi erkek hasta çileden de çıkabilir hazar, ölü sevicilik var da komada seven neden olmasın.
Ayyy aklıma mukavyet olmalıyım da mukavyet sınırlarını kaybetmiş ola bilirim, Zayi İlanı; Aklımızın sınırlarını kayıp ettik, hükümsüzdür!
Gergin ve tedirginim, elektrik tekrar gidecek mi, yağmurun sınırları ne, “ödevimi yapmadım, yarın zaten gitmeyeceğim” bana yakışan bir davranış mı, davranışın yakışıklısı makbul ise bunun ölçüsü kaşık mı kepçe mi ??????
Uzatmayalım, sadede gelelim, günaydın

28 ŞUBAT

Yağmur nasıl yağıyor, nasıl yağıyor!!! Nasıl yağsın, kış mevsiminde olması gerektiği gibi. Konuşmaya başlamak için anlamına hikaye yazdığımız cümlelerden biri de bu. Giriş ve sonuç önemli, gelişmeyi sallamıyoruz, gelişirken çelişenleri hiiiiiiç sallamıyoruz. Bildiğimiz gibi yaşamakta ustayız. Bildiklerimizin Derya Deniz olduğunda iddialıyız. Yalandan kimse ölmediği için beyaz, pembe demeden yol alıyoruz. Kötüyüz biz kötü!!! de demiyoruz. Biz kendimizi bilmeden bizi iyi bilsinler istiyoruz. İstemek için herkesin haklı sebepleri var, bu sebepleri anlatmakta, hatırlatmakta üstümüze yok😊
Feneri Muhallebicide söndürdük, sabah tahlile gideceğimi unuttum😬 Bacım, kuzenim, arkadaşım ile tiyatro yaptık, Beyaz/ Deniz Çakır-Derya Alabora eeeeh işte! Yakın olunca annemgilde kaldım, sağlıklarında hiç yatmadım, şimdi her geldiğimde odalarında kalıyorum, dün gece de yatağı ortaladım, yün yatak içinde yuvalandım, yağmur tıp tıp panjura vururken, anam babam başımı beklemiş gibi uyumuşum.
Çıktığın evlere tam dönemiyor insan, misafirlik duygusuna bir yabancılık eşlik ediyor, hiç bir yeri açıp bakasım, bir parça bir şey alasım gelmiyor, sanki evin küçük çocuğu gibi, haddini bilerek, evin hakimi anne gölgesinde sinerek bir tatlı huzur alıp eve dönmek istiyor insan. Eve dönmek! Neresi evimiz? Kalıcı olduğumuz yere yapışarak, gitmeyi özleyerek, gitmek zamanını korku ile bekleyerek, iş ciddiye bindiğinde sorgu sual ederek … bıkkınlık getirenleri bile özlüyor insan, iç dünyamız tuhaf be yar! diye kaçmak ve sonuca bağlanmak güzeldir 😊
Yağmur kara dönmeden , trafikte başka bir şeye dönüşmeden, planların en az %80 nini tamamlayarak eve dönenlerden olalım 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: