EVİN ANNESİNİN ŞUBAT 2017 GÜNLÜKLERİ


Hayat tren yolu, biz yolcusu, uzayıp giden yollar manzara! Bu da hayata dair bir tanım işte, hayatın tarifi herkesin kendine özel. Karşılaştırmalı günlüklere devam, biraz da bana arşiv olsun diye bu çalışma, okuma oranı düşük malum, gerçi her şey de okunmuyor 🙂 Foto tren Erzurum’dan geçerken,trenin penceresinden, bakalım geçen yılın şubat penceresi nasıl imiş;

02 ŞUBAT

Herkes uyurken erken kalkmak ile herkes uyurken uyanık kalmak aynı şey mi dir ? Aynı olmasa bile benzerdir. Tatilin son haftası, kahvaltı hazırlayacam diye evi terk edemiyorum, sabah sabah yapılacak işlerim var, gürültü edemiyorum, iki arada bi derede elimi kolumu bağlayan bir cenderede, yemek pişen bir tencerede gibi miyim ? Kendime sorduğum sorularda ne kadar dürüst ola bilirim, soruyu olası cevaba göre sormuş isem, kendimi şaşırtma olasılığım kaçtır ? şaşırtmalar şaşkınlık doğurur, bu doğmuş şaşkınlıklar, öfke yüklü bulutlar olup, yağmur dökerlerse, “ağlamak iyi gelir her şeye ” ye bağlanabilir miyiz, bağlandığımız yerde kalmak bize yosun tutturur mu, o yosunlara midye tutunur mu ? midye dolması mı deriz midyeli pilav ya da pilavlı midye mi doğru olur, yanındaki limon her şeye limon sıkın, olmadı, kendinizi sıkın, kendi kendinizi sıktığınızı sanarken, sizi sıkanları gözden kaçır mayın, göz hapsine aldıklarınızı aman ha sakın salmayın, gözden kaçanlara nöbetçi bahaneler bulundurun, bu nöbetçiler “gözler kalbin aynasıdır” takımından olsun, amaaaan olur ise böylesi olsun, neticede hepimiz bir yerde kalender meşrebiz, değilsek de ara ara olmanın bi zararı yok, kim ölmüş hoş görüden , aaay belki de ölmüştür ??? kimseyi bağlamayalım, aman zaten bağlanmayalım, bağlı tutmayalım, hadi o zaman ; hep beraber kuşlaaaaar gibi olalım, dermişim 🙂Kuş olmanın bile kuş beyinli olmak gibi bi suçu var.
Sonuç her şey birbiri ile ilintili, tek olan, hiiiiiiiç bir şey yok, ya eşini bulamayan, ya da yanlış eşleşen var. Uzattıkça uzata bilirim, 🙂
Satıcı filmini gördüm, Ayrılık filminden daha iyi değil, ama güzel, tavsiye ederim, iki saatten fazla sıkmadan ilerliyor, başroldeki erkek oyuncu Ayrılık’tan kalma, büyümüş, daha bi hoş olmuş,kız da güzel, “ağzı burnu fındık gibi” deriz biz, aynen öyle. Festivalde gözüme kestirmiş idim, tam bilet alırken çöken site yüzünden tekrar dönene kadar biletleri bitmiş idi.
Filmin ana fikri ; Adaletin olmadığı yerlerde, kendi adaletini sağlamaya kalkanlar esas hedefin haricinde en az üç kişinin daha ağzına tükürürken, kendi hayatlarını da tükrük yağmuru altında birakıyor, Adalet yerini bi şekilde buluyor ama haz vermiyor, komple acı, yani, Bu arada tükrük derken, yine kibar oldum, isteyen istediği kelime ile eşleştire bilir.
Cümleten günaydın, kısa boylu şubat geldi, uzun boyluların esareti altında geçmez umarım, pehhh umar mışım, kahrolmasın can çekişen umutlaaaar !!!!

05 ŞUBAT

“uyandım sabah ile gözyaşım sile sile, ecel kapımı çaldı,ağlıyorum nafile, deryada feryada gam çekmişem dünyada …”
Tam da yazmaya oturunca aklıma bu türküyü çığırmak geldi, koro olsun diye youtube de açtım, sabahın sesleri var, karanlıkta bir köpek ile kuş söyleşti, muhtemel yapraklarda onlara baş salladı ama onların sesi gelmedi, aslında sabaha bir homurtu hakim idi, uzaklardan yakınlardan geçen arabaların, çalışan kazanların, inşaat makinelerinin sesi, hatta pazar sporuna kör karanlıkta çıkanların ayak sesleri, belki yarı yolda kalan denizin sesi, ya da yolu şehrin içine düşen martılar, kim bilir göz yaşı dökenler, feryat edenler de o homurtunun içindedir, ancak en yakındakileri ayırt ettim. Bi de yaz gecelerinin usanmaz sesi Ağustos böcekleri var, onlara manalı manalı bakan karıncalara benzer insanlar, o kadar çok çalışmasalar da “kış gelince görürüm seni” iç sesi şekil ve kelime değişikliği ile çooook insanın içinde yaşar, kendini garantiye alanlar, ya da öyle sananlar hayat süresinin garantisi yok.
Tatilin son günü, kızın kursu başladı, dün tabi ki de geç kaldı, bugün zamanlama konusunda ısrarcıyım. “Hiç vaktim yok”, “zaman bulamıyorum” demeler, kaçma taktiklerinin en basitidir, 24 saat büyük bir dilim, iyi ayarlanır ise her şeye yeter,
Dün Stefan Zweig okumasına gittim, 6 kişilik bir grup, çok verimli geçti, Satranç ve Amok Koşucu enine boyuna, alttan üstten, yazarın gölgesinde evrilip çevrildi, Sayımız 10 olsa diyoruz ama on okuyan gönüllü bulamıyoruz, uzak diyenler, başka gruplar ile okuyoruz diyenler … mazeret çok, popüler bir isim toplamıyor diye mi bilmem amma bizim medatörümüz de çok iyi yeni kitabı çıktı, “Yüksel Selek Özgürlüğün Peşinde / Yaşadım diye bilmek için / Mustafa Sütlaş , imzalatıp, yaz okumalarına koydum.
Dün geç gelince akşam yemeğini eşim yapmış, çok da güzel olmuş, yanına soslar felan da gençler bayıldı, fakaaaat ama fakaaaaat … hem tertip düzen, hem lezzet ikisi bir arada evin annesine mi mahsus acep, eskiden karnelerimizde Hal ve Gidiş ile Temizlik ve İntizam notlarımız olurdu, kocamın temizlik notu beş üzerinden beş ola bilir mi ???? Her pazartesi, ütülü mendiller üstüne ellerimiz koyardık, tırnaklarımıza bakardı öğretmen, bi de saçlarımıza, kulaklarımıza, kalp temizliğinin kontrolü yok ama kalbi temiz olanlar kendini biliyor, emin olmayanlar da devamlı “benim kalbim temiz !” diye ilan edenler mi ????
Yarın yoldan çıkmış bir evi, tövbe derecesine getireceğim, inşallah. Tabii ki de bu bozulacak bir tövbe, bozulmuş tövbelere tekrardan tövbe etmeler, başından ekmek kırmalar, maddi. manevi kefaret ödemeler … bunlar cennetin kapısını aralar mı yoksa ardına kadar açar mı ? Günah var ise çaresi de var diye güvenerek, bir olasılık hesabı ile son yıllara ruh temizliği bırakanların başarı yüzdesi nedir ki ????
Amaaan işte bunlar deli sorular, gerçekler ayrı bir yerde, Araya Zülfü Livanelli’nin Huzursuzluk kitabını aldım, çay koydum, kızı yolladım, oğlan kalkana kadar film bakıcaz beyimlen, hayat günlere, haftalara,aylara, yıllara,bakmadan geçiyor, an hesapları ile ilerlemekte fayda var, ne ile daha çabuk mutlu oluyor isek kaçırmamak lazım.
Cümleten şaaaneee bi pazar olsun ! 

12 ŞUBAT

 

Pazarlardan pazar beğendim, hatırıma bir resim geldi. Solmuş, sararmış, kitap arasında kalmış, hatta geriye bir tek ütü masası kalmış bir resim.
Ablam ile bana bir oda yaptık ama aynı zamanda tv seyir etme odası, karşılıklı iki yanı yüksek, altı çekmeceli iki yatak, tam karşı duvarda yekpare bir dolap, birazı kütüphane, birazı giyim kuşam için, birazı biblo, tam ortası siyah beyaz Telefunken tv. Pazar sabahları, çizgi film de kaçan kovalanan minikler, kasabalarda adalet arayan kovboylar, gazete gelene kadar tek eğlence, ekmek de gazete ile birlikte, kahvaltı geç kahvaltı ama adına Brunch demiyoruz o zamanlar. Resimde annem yatağıma oturmuş, ikimizin de saçları kısa, aslan başı modeli, onunki evde kesim benimki Şişli’nin arka sokaklarında, okulu bitirmişim çalışıyorum, Taksim’in arka sokaklarında ama çalıştığım yeri öyle tarif etmedim hiç bir zaman, sağa sola uzayan hiç de cici olmayan bir tarif.
İkimizde tüm vücudumuzla gülmüşüz, gözlerimiz, dudağımız, eğilip bükülen boynumuz, kollarımızla. Akşamları iş dönüşü eve yürürdüm, sağa sola bakıp alış veriş de yapardım, Feriköy pazarından, Polat pasajından penye aldığım zamanlar, benim üstümdeki turuncu ağırlıklı, anneminki yeşil, mavi mineli, yorgan yüzüm kırmızı, duvarlar su yeşili, kaloriferin üstünde somon rengi damarlı mermer var, üstünde gece okuması kitabı, pencereler panjurlu koyu kahve, evde dikilmiş tül perde, illa ki elim değmiştir, ayak ucumda kabineli Sınger Dikiş makinesi, ayaklı, nazik olanından, ipliğin kalınına, kumaşın kabasına dayanamayan Prenses Model. Yerdeki halı ısparta gül desenli, annem çok temiz titiz, silinmekten renkleri tüyleri bir hoş olmuş, muhtemel burnumuza çay kokusu geliyordur, babam demlemiştir, erkek kardeşim, ekmek ile gazeteye gitmiştir, ablam da resimi çekendir.
Ne annem babam, ne odadaki eşyalar var ne de biz üç kardeş aynı evde, aynı haldeyiz. geriye kapının arkasında dayalı duran ütü masası kaldı, bir o hepsine dayandı, duvara dayalı kaldı.
Resmi istesem arar bulurum, uzun uzun baksam da daha fazlasını yazamam, hatıraları paylaşmak da bir yere kadar, bir cümle dilde, bir cümle kalbin derinliklerinde
Atom karınca, Arı Maya gibi olmam gereken bir pazar sabahı daha, bir mini kahvaltı ile kızı yolladım, ablama salep yaptım, eşimle bana çay koydum, dışarıda uçuşan kar taneleri var, gitmek istemeyen kışın son direnişleri bunlar, haftaya cemreler pıtır pıtır düşer, bahara yol açılır.
Tomris Uyar koydum araya Gecegezen Kızlar ile, Yürekte Bukağı yı okudum, dün gittim, bulabildiğim kadar öykü kitaplarını aldım, o öyküler dilimizin ucuna gelip de söyleyemediklerimizi, hissedip de nasıl desek dediklerimizi yazıyor.
Zülfi Livaneli Huzursuzluk en çok satanlar arasında ama tanıtımı yapılamıyor, alın okuyun, ufkunuzda binbir güneş parlar.
Güneşin var olduğunu biliyoruz, binbir ışık düşecek üstümüze, içimiz ısınacak, ortalık aydınlanacak, bazı çirkin şeyleri görmek daha kolaylaşacak, kanatlar balmumundan olsa da ila ki güneşe yolculuk olacak …
Güneşi umut ettiren günaydınlar olsun 

16 ŞUBAT

Bu aralar çooook soğuk, insanlar paltolarının içine büzülüyorlar, ben bile zaman zaman üşüyorum, bu hormonlar kışın işe yarıyor da ama metrobüste filan insan uzaylı gibi oluyor. Böğrüne yel girmesinden ödü kopan kat kat giyinmiş, havasızlıkla kafa bulan insanlar arsında ateş basan, üstündekileri E-5 e savurası gelen bi ben mi varım ?????
Yaşlandıkca huysuz ve aksi bir ihtiyar olma ihtimalim var, hemen sinirleniyorum, genelde haklıyım ama insanın gece parlayanı makbul dermişim. Gece uzun bir hikaye, uzun gecelerde bin bir hikaye, hepimizde var hikaye, yazanı var, yazmayanı var.
Oğlana sevgilisi atkı bere örmüş, bi resim yollamış, ilk kez atkı ve beresi olmuş gibi mutlu, çocuklarımın yüzünü güldüren gelinler ve damat başımın tacı, kalbimde taht sahibi, hangi oğlan olduğunu söylemem, “bizi yazma !!” diyolar, isimsiz yazdım ben de.
Dün akşam ben örgü örüyorum, kız telefonla kıkırdıyor, Portakal haberleri yayıyor ; “yaşlılığım sıkıcı olabilir, elini çabuk tut, bu sevgililer günü de boş geçti ” diye laf olsun diye attım ortaya, “farkındayım aşkım, gayret ediyorum” cevabı ile sarsıldım, iki sıra tersi düz örmüşüm,
Pazartesi ilk cemre düşecek, bu bulutlar gidecek inşallah, hava ılınacak, kanımız ısınacak amma insanlar bir birinden bir tık daha uzaklaşacak olabilir mi ???? Herkes kendince haklı, herkesin demokrasiden anladığı farklı, %39 u hiç kitap okumamış, %42 hiiiç sinemaya gitmemiş, %60 küsuru konser, sanat nedir bilmemiş bir topluluk bir birine ders vermeye kalkıyor, ders alalım diyen yok, Kuyu köpek, Evet bebek, pendik açıklarına sportif ada, işsizlik %12 leri aşıyor, borçlar katlanıyor, hem milletin, hem vatandaşın zor günleri bu günler, gözümüz tv lerde Survivor da kapışanlar, evde topuklu ayakkabı ile dolaşan, güne saçı fönlü uyanan analar, her fırsatta Yasin okuyan büyükanalar, İvedik Recep beşledi …
“Kaç senedir yok hiç tadım, ama çok özledim, yine de çok özledim, bana ne özledim, eeeey huzur nerelerdesin …”
Sabahları kız hazırlanırken müzik açıyor, sabah neşesi yapıyoruz, bir iki de sallanınca geç kalıyor, kahvaltı paket oluyor, öyle , böyle ağzımıza bir parmak balı da kendimiz çalıyoruz, Canan hocam yeni fetva vermiş, Çiğ küfte etli olarak beraat etmiş, yiyin garii !!!
Gerçi ne yediğimiz malum, cümleten oturamayacağımız günler gelecek mi acep ???? Gelmez inşallah, an itibari ile bi haber duydum sabah siniri oldum, süt içmeye gidiyorum, Manisa Tarzanı dönmüş diyolar,

19 ŞUBAT

Başımızın üstünde ne var ???
cevaplar saçımızdan başlar, baş tacı dostlar ortalar, gökyüzü zirveye taşır. Öyle değil işte, başımızın üstünde Sera Gazları var. Bindiğimiz arabalar, yaktığımız klimalar, sıktığımız deodorantlar, muhtelif bacalar başımızın üstüne bir ağ kurdular, sağlamlaştırma yolundalar, toprak da karbona doydu, oooh miisss !!! diyen gazlar iki tabaka arasında salınarak insanlığın sonuna gayret ediyorlar, dünyanın sonu gelmez, yaşayanların sonu gelecek diyen birini duydum, hak da verdim.Dün Gümüşlük Akademisi ile Şişli Belediyesinin ortak yapımı “Yakın” temalı seminerler başladı, tabii ki ilgi Demet Akalın konseri kadar bile değil, hatta çooook altı, İlk konu ilklim, Uzman Ömer Madra idi, bizim ömrümüzü bilmem ama bu bilgiler doğrultusunda dünya 20 seneyi bulmayacak gibi, konuyu kader ve kısmete bağlamak isteyenler konu talipleri ile aydınlatma amaçlı bir çay içebilirim, dermişim.
Dünyadaki insanların yarısının toplam serveti kadar zenginlik 7 yaşayan kişide varmış, Kuzey Kutbu, kuzey çayırına dönüyor, son buzulları görmek isteyenlere, cebine bir iki yüzbin dolar koyanlara seyir imkanlı turlar var, Kutup ayısı çöle zaten geldi de esas mekanı yeşil çayırlar artık, deniz kenarındaki 12 ünlü dünya şehrinde alarm var ama alan yok, bundan gayri kitaplar tek bir Güney kutbu yazacaklar … mevzu derin, iç karartıcı ama hesaplar böyleyken böyle, kimin umurunda ??? yakında sera gazından başını çıkaran binalar yaparlar,Cengiz alsın bu ihaleleri
İF başladı, Bağımsız filmler festivali, ben de dün başladım, sonra filmlerimi toptan yazarım, kadın konulu, kadının his dünyası, aykırı kadınlar, kadında tahribatlar ilgi alanım, filmlerimi kafama göre seçiyorum, ödüllü, tavsiyeli olanlara bi şekilde sonradan ulaşıyoruz. Fakat “Rüzgarda Salınan Nüliferler ” hala düşmedi sanal aleme.
Yakamı bırakmayan sorumluluk duygusu beni yine kör karanlıkta ayağa dikti, toplanmamış yatak çarşafları boynuma dolanır, aç kalmış aile bireyleri ikinci sayfaya haber olur, boş tencere tavalar metrobüse kadar beni kovalar … gibisinden paranoyalarım var, neticede ben de insanım, abuk sabuk korkularım, yersiz endişelerim, beklendiğini bilemeyen beklentilerim var.
Fakaaaat en önemlisi yaşama sevincim var, mutlu olmak için sebeplerim de, sabahtan beri “ver gazı, ver gazıııı, sera olsun !!!” modundayım. Hafta yoğun, gayret edeceğim, beni yol yoruyor aslında, ama onda da var bi fayda, gece dönüşlerinde hayat yorgunu olup da gözlerini kapayan yol yorgunu rolü yapan o kadar yüz var kiiiii, tabiii onların hikayesi de, yazıyorum ben de, aklıma, buraya, defterime, telefonuma … yazıyoruuuuum !!!!
Yazdım; Günaydın 

24 ŞUBAT

Sabah olurken renkler, tepede asılı duran geceden kalma ay, mesai için hazırlık yapan güneş,kuş sesleri, sabah meltemi .., “Dünya yeni bir dünya olacak” diye insanı ikna edesi geliyor ama o şarkının bile bir şartı var “tekrar bana döner, benim olursan” diye. Yani her şey bir menfaat duvarına tosluyor, bu dünyanın yeni ve çok güzel olma ihtimali bu insanlık için yok artık, insan içi dışı tam tahlil edilemeyen, hareketlerinin genel anlamı olmayan, “çevir kazı yanmasın” gibi bir canlı.Ateşe koşar gibi de, ateşten korkar gibi de, ateşe yerine adam atan gibi de…
Neyse yeni galaksiler bulundu haberi geldi, yola dayanabilirsek, yeniden başlayacağız inşallah. Hangi devirden nasıl başlarız ömrümüz ne kadarına yeter bilmem, Vardar Ovası ile, Maya dağı orada bizi mi bekliyor mu, kaçtıklarımız da arkamıza düşer mi, gelenler grup grup mu yeni dünyaya salınacak, gruplar arası iletişim olacak mı, orada inşaatları kim yapacak, su kenarı, deniz kenarı kime kısmet … sor sor, düşün düşün bitmez.
Bu hafta çok yorucu idi, henüz bitmedi, bugün tam zamanlı evdeyim inşallah. Dün de zor çıktım, bir iptal, bir engel bekledim. Sonra arkadaşın Hindistan’dan dönen benden 30 yaş büyük ana babasını duyunca, kendime doğru bir iki kere “tuu, tuuuu !!! sana” yaptım, o tükrüklerle ayılıp yola düştüm, İşletme Fakültesi’nin kapalı bir grubu var, aylık geziler yapıyorlar, çoğu büyüklerimiz, hatta hepsi büyük, sıralamada ben sondan ikinciyim, Kadıköy Yeldeğirmeni gezdik, aldım notlarımı, çektim resimlerimi, paylaşacağım, aralarından iki kişiyi , birini de eve gelince hatırladım. Zamanın eli ağır, ne diyelim.
Aaaah bir yandan da radyo dinliyorum, sabah güneşi ışıklarını masamın yanına kadar uzattı, kendime kahve yaptım, kokulu, sıcak, gözüm saatte kızı kaldıracağım, sınava az kaldı,psikolojisi bozulmasın diye deneyimli anne olarak gayretteyim, Sarı tişört aldım, masasına sürpriz, tuhaf renkli ojeler, kurdeleye sarılmış çikolatalar, bırakıyorum, sonra teşekkür olarak sarılıyoruz, bir gece yanımda yattı, masal okumalı, sarmaş dolaş yaptık. Yani sevgi, sevgi, sevgi … sevdiğini gösterme, mutlu ederken mutlu olma, budur !! Şartlara bağlanmış her şey sonuca ulaşmadan madde madde kurban olur.
Bir şeyin altında başka bir şey aramadan, bir şeyi bir şeye bağlamadan, bir şeyi şeylerle, şey şey ayırmadan mutlu olmak istiyorum. Ama “şey” in kuvvetinden kudretinden korkuyorum. “şey” cümle içinde bir anlama gelmeyip, serbest dolaşımda çooook şey ifade eden bir üç harfli. Neyse çok şeyetmeden günaydın 

25 ŞUBAT

Sabah sabah, Karga kahvaltı etmeden halleri ;

Öz güven, birine güven … bu güven ile ilgili güvenlik sorunumuz var. “yok” diyene de inanmam illaki var.Kendimizi koruma altına almak en büyük zaaflarımızdan, bu arada başkalarını özellikle de çocuklarımızı heeeer şey den korumak, her konuda bilir kişi olmak gibi tutulamaz kaçılamaz emeller de besliyoruz. Ne olacak bizim halimiz ??? olanlar oluyor da gören yok. Sabah sabah mesaideyim, hafta sonu annemgilin evinde kalma planlarım var, İF de son günler, tüketilecek biletlerim, o evden bu eve taşıyacaklarım, bazı bir birine bağlı plan ve programlarım da
Kısmet artık, olduğu kadar, olmadığı kader.
Düşünüyorum da evde kalacak olanların hepsi everimlik yaşta, beyim hariç, o zaten evli, dermişim. bu insanlara her türlü imkanı sağlayarak evden çıkmak saçma, ölümün randevusu yok ki, sağ olduğumuz sürece gölgemizden çıkmasınlar mı ??? “yok artık” diyenlerdenim, herkes balık tutmasını öğrensin, annenin eğitimi bir yere kadar, ama bilir kişiliği sonuna kadar, nokta !
Yine de yemek bıraktım, isterlerse azar azar isterlerse bi oturuşta yesinler, ütü haftaya kaldı, kirli sepeti %30 oranında dolu, kuruyemiş ve saç döküntülerini de dün süpürdüm. Kahvaltı alış verişi de yaptım, başka ne yapim ??? tabiki hiç bir şey, acil bir durum olmaz ise telefonla bile görüşmeyiz, “şunun yeri neresi, bu bittti mi, o olmaz mı …” gibi telefonlarına cevap vermiyorum, mesajları açmıyorum, herkesin olaganüstü hali kendine.
Toplumsal yaralarımız var, sorunlarımızı soru sormadığımız için aşamıyoruz. Soru sormak da ayrı bir komedi, çoğu panal, sempozyum gibi yerlerde soru şansı verilnce soru soran ilk önce konuyu iyi bildiğini ifade ediyor, sorduğu soru da ; kürsüde sen varsın ama ben de az değilim, hani kıvamında.
Hep bir kendimizi ifade etmek, hep bir anlatmak, dinlemek, anlamak yok ama.
Aaaah aaah yalan dünya, yalandan kimsenin ölmediği dünya, kurdun kuzu ile gezdiği, kuşların çoban aldattığı, kimsenin kimseye yaranamadığı kahpe dünya … saydırdıkça saydırmak mümkün dünyaya,
Baharı bekliyorum, yeşeren umutlarım olur gibi, olur mu olur, umudu kesmek, boynunu kesmek gibi, o da becerebilene, karamsar olup da her yeri karartmanın, karanlıkta ışıksız kalmanın anlamı yok, “olacak diyorum, daha önce de oldu “, hadi hayırlısı !!!
Cümleten günaydın.

27 ŞUBAT

Çok kararlıyım, hayata evimin içinden olumlu bakıcam. şartlar öyle gerektiriyor. Sinirlensem, söylensem, kahretsem, ilensem ki onu zaten yapamam, faydasız. Oscar törenlerini izledim, sürpriz yok, La la land toparladı, bir iki de sağa sola verdiler. Mesaj;” gençler;şarkılı, türkülü aşk istiyorlar, ihtiyarlar da alsınlar, mutlu olsunlar, zaten dünya yeterince kötü, bari bununla mutlu olsunlar” olabilir, şimdi kapattım, Trump henüz tweet atmamış idi, bu yabancı ama çok bizden olan kelimelerin hali ne olacak ???? yazıldığı gibi yazacağız, okunduğu gibi mi ??? hangi halde faydalı olucaz ?? Bunlar da günün sorusu değil, elbet, sorulumuş sorulara cevap verme, eyleme geçme zamanı, derkeeeeen pazartesi hallerini şeyettim, evin hali malum, iki günlük yokluğum her yerden belli, bir yerden başlayacağım, derbiye kadar biter inşallah. BJK maçlarında eşim başka biri oluyor, dünya ile irtibatı kesiliyor, kendimi acındırma imkanı sıfır, hatta varlığımı yok etsem, gölge dahi etmesem olur. Yani işi bitirip, dinlenip, ruhumu akşama hazır etmem gerek. Neyse kiiii bildiğim konular, daha önce tüm sorular çıktı, erkeklerin bu hali iyi, kitap gibi okuna bilir, not alındığında notlara bakılmadan bile sınav geçilir, dermişim.
Geçen cumartesiden bu pazara 8 film, bir konser, bir atölye, bir seminer, bir de şehir içi gezisi yaptım, senenin en zorlu parkuru idi, başardım çok şükür, tabiki de yorgun argınım, bu hafta ve önümüzdeki hafta üniversite sınavına yoğunlaşacağım, ilçe sınırları içinde kalıp, kızın halinden anlayacağım, diye niyet ettim. Okunacak kitaplarım, yazılacak yazılarım, yapılacak işlerim, kısa mesafe yani 30-40 km ye kadar gidip gelinecek yerlerim var, nazar etmeyin ne olur, plan program yapın, dipçik gibi dolanan yarı yaşımızdan büyükleri örnek alın, oluyor valla.
Ruhumun durumu iyi, baba evine gidince annemlerin odasında yatıyorum, rahmetliler hiç hazır yatakta yatmadı, yazları pamuk, kışları yün yatak, kocaman karyola, karanlık oda .. ooohh misss !!
oldu, derin derin uyumuşum, gece gelip başımı beklemiş, üstümü örtmüş ola bilirler mi acep ? Evden çıkalı 28 sene oldu, arada çekmeceleri açıp bakıyorum, kütüphaneyi karıştırıyorum, evde yalnız yaşayan ablamın teknik işlerini hallediyorum, atılacakları atıyorum, bi de en uzak çöpe götürüyorum, biriktirme huyu, anı, hatıra saklama, onlara sıkı sıkı sarılma huyları kötü, kalabalık sevmiyorum, aklımda kaldığı kadarı yeter, bir objeye bakarak, “şu da şöyle oldu, bu da böyle idi” demenin kime ne faydası var,böyle de huysuzum, geleceğin zaman ablam evde tedbir alıyor, gerçi anahtarım da var ammaaaa büyüğe saygı daha çok var.
Aaaay işte böyle bi sabah, ikinci cemre de düştü, ölmeyenin baharı yazı geldi, sabırsız ağaçlar bu hafta açarlar, bu ders almayan ağaçlar kime kimlere benzerler ??? her sene aynı hata fıtratlarında mı var. Salondan başlamakta fayda var, mutfak daha uzun zaman ister, çamaşırlar bir yandan yıkansın, yoksa ilk sırayı kızın odası mı alsa … böyle gerçek sorular, radyoda çalan şarkılar, mehterin üç ileri beş geri modu gibi bir şeylerden güç alarak, bir şeylere güç vererek olacak, karşıdaki okul haftaya başladı, bizim kız hala evde,
aaay amaaaan, ki ne amaaaaan herkesin bir bildiği var, her bilinen benim bildiğim olmak zorunda değil, bekleyip göreceğiz, tabi ki de elimizden gelenleri yaptıktan sonra, hem de her konu da .
Ne yazdım bilmiyorum, bir tuşa basıp yolluyorum, günaydın eşliğinde, iyi ve güzel, enerji dolu bir hafta olsun, 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: