KARS


IMG_4123

GİTTİK , GELDİK , KARS GÜNLÜĞÜNÜN FİNALİ

Yazamadıklarım, belki de tekrar yazdıklarım burada 🙂 Geniş özet yapıyorum, yeni gideceklere rehber olsun.

Kars için en iyi mevsim kış, en iyi yol tipi, giderken uçak, dönerken tren. Görülecek tüm binalar ve eserler Ruslardan ve daha eskilerden kalmış, imar için kendi topraklarından çıkan volkanik, bazalt taşı kullanıldığı için, onunda rengi genelde kara olduğu için, zamanla daha da karardığı için esmer güzeli kars, yapılaşma fakirlik kaynaklı, zevksizlik odaklı olunca güneş altında şirin bir şehir diyemem,kar çirkinliği örtüp gizemli yapıyor, kar yağmaz ise kimse gitmez, zaten kendi nüfusu da az. Geçim kaynağı hayvancılıkmış ama o da ölmüş, neden acaba ???? Bu arada tarihi binalara ek yapılan balkonları da görün, pimapen uzatmalı, ferforje parmaklıkları beyaz boyalı.

şehir merkezinde bir otelde kaldık, en eski otellerden biri imiş. Odalar bakımsız, banyo sular altında kalmaya müsait, ilk girdiğimizde çoğu oda kokuyor idi, tvler ve buz dolapları genelde bozuk. Yatak temiz, yemekler de iyiye çok yakın, personel ilgili ve ayarlanamayacak derecede sıcak, sık sık cam açtık, hatta kısa süreler açık bıraktık.

Turun ulaşımı ve bağlantıları güzel, program tıkır tıkır işliyor, şehir içinde pek yoğun bir gezme yok ama sanırım yeterli, sokaklar buz, çamur, tenha. Hiç yürüyen ahali görmedim, öyle vitrin bakılacak bir durum, AVM hiiiiç yok, Tokiiiii duyuyon mu beni:) İlk gece Şehir kulübünü biz istedik, yemekten sonra gittik, fiyatları makul, Akordiyon, darbuka ile bir üçlü geldi, eğlendik, parası gönlünden ne koparsa şeklinde bize ait idi, bir birimizi memnun ettik, İkinci gece turun bir organizasyonu oldu, Aşıklar atışması, yerel halk dansları. 18 kişinin 12 si gitti. Mekanı görünce anaokuluna geldik sandık, bildiğin kahve, renkli sandalye, renksiz masa, ortada soba, ses ayarı olamayan bir sistem, yerler beton, garipler dizlerini yerlere vura vura oynarken üzüldük valla. İyi bir ücret verdik, kendi imkanlarımızla eğlendik, aklımızda sobada pişen kestane ile isim isim para toplayan aşıklar kaldı ki hiç hoş değil, Mekana turun ağası hanımefendi de geldi, bir itibar, bir itibar, fakat karşı masada ben hırkayı omzuma atarak oturunca, grubun ağası baskın çıktı, halaya kalkınca sahnede kim var ise garsona kadar hürmetle önümde eğildi :))))) Elimde değil kalıbım ve saraylı havam var. Üçüncü gece bir şey istemedik artık. Tren sabah sekizde hareket ediyor.

En yorucu gün Ani’ye gittiğimiz gün, buz üstünde 10.000 adım, saydırdım. Tarihe ilgisi olanlar için güzel bir yer, hatta tarihin katmanlısı orada, bir yan uçurum,karşı dağlar Ermenistan, sınırı Arpa Çayı çiziyor. Gezdiğin yerleri tekrar görmeden başladığın yere dönüyorsun, Arkadaşların elinde kolunda düşüp şaşmadan her yerini gezdim, gördüklerimi ilgi ile izledim, bu arada rehber çok başarılı, teklemeden takır takır, sorulara cevap veriyor, bir de ertesi gün önceki günden sözlü yapıyor.

Aynı gün Çıldır da yaptık, göl ancak üstünde yürümelik buz tutmuş, o da güvenli değil, kızakla suya düşenler de olmuş, kızaklar artık kıyıdan gidiyor, manzara dağlara doğru bakarsan güzel, kıyıda derme çatmadan hallice bir lokanta, tuvalete gitmedim bile ama kokusu etrafta dolanıyor idi, su yokmuş, buzdan su yapıyorlarmış, sobalı bir ek odacıkta yedik içtik, artık hijyen hak getire, ben balık yedim, beğendim, alternatifi köfte ama balık iyi bence. yanına turşu, ezme, küflü peynir,salata,üstüne çay ile helva geliyor.

üçüncü gün Sarıkamış yaptık, Burası da turun en soğuk yerleri, Anıtı ziyaret edip, Katerina sarayına çıktık, şehre bakan balkon gibi, çamların arasında harabeye dönmeme sebebi çoook sağlam yapılmış olması, bakım yok, “otel olsa da kurtulsa bari” diyor insan. Kayak merkezine gittik, orası da iki aşama. Biletler aşağıdan alınıyor, yarısı 5, tamamı 10tl, İlk çıkış bayağı uzun, çıktıkça üşüyorsun, indiğin yerde bir cafe var, bir salep 12tl, suya karışandan, alsın ,bir şey demiyorum da aldığından hizmet payı ayırsın, bir tuvalete bir temizlikçi tutmak için kaç salep satmak gerek ???? Yoksa temiz tuvalet kaç salep sattırır mı demeliyiz. En tepeye kadar çıktık, kayakçılar iniyor, biz inmeden döndük, inerken manzara müthiş, karlar güneş vurdukça mücevher gibi parlıyor, sessizlik anlatılmaz, ağaçların üstünde bulutların altında … süper bir deneyim, en sıkı burada giyinmek gerek.

Dönüşte şehrin kalan binalarını gezdik, hepsi Rusların eseri, bazıları kiliseden cami, bazıları konaktan resmi bina, biri de saraydan otel olmuş. Sonra da alış veriş, Kars fakir şehir, insanı mazlum, üstünde bir ağırlık var.Ammaaaa peynirciler hariç, epey bir alış veriş oldu, fiatlar İstanbul ayarı çıktı, neyse hepimiz elimize bir poşet yaptık, Kargo yapanlar da var. Otelin aşçısına Kete de ısmarladık, ondan da çoğumuz bir poşet yaptı. O gün öğle yemeğini bir köy evinde yedik, Tandırda ekmek pişirdi nene ama sofraya bir sıcak ekmek gelmedi, güya şehir hayatına bir gönderme olsun diye tasarlanmış, farkı görün gibilerinden, fakir ama doğal her şey der gibi de bizim gruba olmadı, iki genç kız vardı belki onlar bilmiyorlardır ama gerisi, en azından görmüş hatta ekmek açmış bile ola bilir. Bulgur pilavı üstüne kaz ikram edildi. Köy evi ise yemek yer sofrasında olmalı, oturan oturur, oturamayana tepsi, fakat herkesi masaya dizdiler, masa sandalye de feci rahatsız idi.İnsanlar hizmetli hörmetli ellerinden geleni yapıyorlar da geliştirme turun işi. İlginç, nostaljik derken sekiz olmanın gereği yok.Zaten ticaret yapanın ruhu yok. Para ruhu satıyor, satın alamıyor.

Öğlen yemekleri ücretli ve turun ayarladığı yerler, “insan en az yarısını tur götürmüştür” diye aklından geçiriyor, çünkü, bakıyorsun, görüyorsun, çarpıp bölüyorsun, elde var 1 diyemiyorsun, elin açık kalıyor da ne gam, heeeeeer yerimiz cereyanda hazar 🙂

Tren yolculuğu güzel bir deneyim, şu araya gençler gidip gidip geliyorlarmış, Kondoktür çoğunu tanıyor, kompartımanda partiliyorlarmış,  hortum ışıklarla süs yapanlar, yılbaşı ağacı gibi dolana dolana ışığa sarılanlar, yeme, içme … gırla. Bir yer tutmaktan üç kompartıman yan yana hem samimi hem daha ucuz.

Turlar tüm vagonu satın alıyormuş, arada yabancı olmuyor yani, bizim arkadaşlar eli bol, gönlü bol, ikram ikram bitmedi, binerken alış veriş yaptık, yiyecek bitiyor çünkü, 10lt lik su alıp binen var, arkadaş ara ara “su isteyen” diye ünledi. Muhabbetin dibini bulduk sayılır, uzun saatler tüm kapılar açık, tuvalete gidenlere çetele tutuldu, istasyon binasını gören, hemen ismini haykırdı, toplaşıp yorum yaptık, Kars, Erzurum,Erzincan vagon vagon üstünde “parayla satılmaz ” yazan kömür çuvalları ile dolu. Vagonun etrafını dolanan birini arkadaş ” Hacıııııı! günaha giriyon Hacıııı!” diye doğru yola çevirdi, tren gidince geri dönmüş mü dür ???? Erzurum’da istenirse trene cağ kebabı geliyor, biz istedik, kimi beğendi, kimi beğenmedi, bi hoşluk oldu.

Erzincan’dan geçerken “Fahriye Abla ” şiirini hatırladım, yarısına kadar okudum da 🙂 Aaaaaah aaaah şimdilerde olsa Erzincan’da bir Fahriye Abla, vesikalı Fahriye ya olur, ya da ölür, Trenin  Erzincan, Erzurum’dan geçtiği yerler  çok fakir, döküm saçım yerlerden geçiyor, daha güzelinin içerlerde olduğuna inanamıyor insan.

Tren Kırıkkale’ye kadar, tamirat varmış, kalanı otobüs, bir saat kadar sürüyor yol,Hızlı treni bekleyenler AVM de ağırlanıyor, tabi ki de altında Mado, üstünde Starbucks var. Dışarı çıkmaya gerek olmayan bir yer ama ben çıktım yine de ,”bildiğim yer ayol!!! ” demekle hava atmış olmam.Antalya, Ankara Konyalı’nın alış veriş ve tatil yönü, 18 sene ben de her iki yöne gittim geldim.

Hızlı tren çok da hızlı gelmedi bana, arada 250 yapıyor ama çok yer 80-90, 4 saatte geldik, ilk okuldan beri ilk defa “gürültü yapmayın, biraz sessiz olun” diye ihtarlar alan bir grupta bulundum,  hem sesli, hem de bizzat gelerek, Sohbet çok iyiydi, sayımız tümden kapatmaya yetmediği için oldu bunlar 🙂 Arkadaşı tam gördüğü yerin Kirazlı olduğuna ikna ettim, karşımıza Sapanca Gölü yazısı çıktı, Bunu sessizce nasıl sindirelim, daha bunun gibi neler, neler :)))

Pendik’ten eve üç saatte geldim, Kızım da Konya’da Babannesi gile gitti, Yemek resmi atınca, “ben de yoldayım, çok açıktım” diye yazdım aile grubuna, mesaj alınmış, eşim yemek yapmış bana, Oleeeeey! dedim, valla. Aaaaah, anlatmak ve anlamak işlemi zaman alıyor evliliklerde, genelleşemiyor bi de, 30 seneye yaklaşırken ilerleme olması güzel, “ya hiç olmasa idi” diye de tedirgin, gergin… ve benzerlerinden değilim. Olmazsa olmazım yok benim, “olur ise olur, olmazsa bi oluru bulunur” cuyum ben 🙂

Sonuç; Terminal Travel ile giderseniz Rehber Kadir Bey’i ısrarla isteyin, Simer Otel de kalırsanız, direk sahibine şikayetlerinizi bildirin, Kars gecesine 75 tl vermeyin, Şehir kulübüne Akordiyon ile Erol abiyi getirtin. Sarıkamış’ta sıkı giyinin, Ani’yi gezerken ayakkabınızın altına buz patiği takın, Şöförün adını bilmiyorum ama arabayı güzel kullandı, kuralına kaidesine uygun gitti, onu da rehberle beraber isteyin.Rehber ücretli , şikayetlerin sahibi de turun sahibi son gece dağıtılan anketlere dökün içinizi.

Kars’a kışın gidin, doğuyu görün, dağları yeşil, kırmızı, sarı renkli Erzurum’u, Fahriye Ablanın Erzincan’nını gündüz gözü ile görün. Küçüçük bir odada internetsiz kalın, uzun uzun uzaklara bakın, toplaşıp, isim şehir oynayın, geyik çevirin, gülmekten çişiniz gelsin, vagonun iki yanı tuvalet korkmayın, hem artık deliklerden raylar görünmüyor, esmiyor tuvaletler :)))))

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: