EVİNANNESİNİN 2016 ARALIK AYI GÜNLÜKLERİ


Günlükler bir yıl geride kaldı, 2017 ile 2018 i karşılaştırmalı yayınlayacağım, ay ay bakarız, geçen aylar gelen aylara benziyor mu? Aslında benziyor da ayrıntılar farklı, her gün uyuyoruz, uyanıyoruz, ya da uyandık sanıyoruz, düşünüyoruz,özlüyoruz,seviniyoruz, üzülüyoruz, sürprizlerle karşılaşıyoruz, sevdiklerimiz ölüyor … Bir ayrılık , bir ölüm ikisi de zamansız olmasın, zamanı gelenlere de hazır olalım, Mutlu, huzurlu bir yıl olsun, en az yarısı 🙂

01 ARALIK

Ortalıkta dolaşan mikroplardan biri de boğazları tırmalıyor, ateş yapıyor, beni dün akşam yine yokladı. Gece ateşim çıktı, rakamlara takık değilim, durmadan, şeker, tansiyon, ateş … ölçmem. Oynadığını biliyorum, ne kadar oynadığı önemli değil, yani bence. Evdeyim ama akşama doğru Pastoral Amerika’ya gideyim diyorum, bir ailenin bir dönemi yaşaması imiş konu, gidip de “ah, vah, garipler !!!” diye hallerine üzülüp, kendimi unuturum belki. Sabah karanlığı da gece karanlığı kadar korkutucu artık, insanlar paltolarının içinde kaybolmaya gayret ederek yürüyorlar,
cümleten Casper olma zamanı geldi, her şeyin hayaletlerin elinden çıktığına inanmamıza aaaazzzzzz kaldı, hatta ben artık inanıyorum, kötü ruhlu hayaletler iyilerin önünü kesiyor, adı üstünde hayal ürünü olduğu halde nasıl gerçekmiş gibi daha orasını bilemedim, Bunlar kader ile iş birliği yapıyor, kaderi hayal insanlar yazıyor, gerçek olanlar kader sebebi ile hayalet olmaya gidiyor, aaay nereye kadar saçmalarım kiii !!! istersem sınırsız saçmalarım, nasılsa bir çok inanan çıkar, Nietzche’nin hayatını okuyorum da bir faydası olur, inşallah. Aaaay daha on sayfa okudum ama adamcağızın çektikleri benim şükür derecelerimi alt üst etti. Devamlı hasta, midesi, başı, gözü, bağırsağı, parasız, uykusuz, bekar odalarında … yine de saatlerce çalışıyor, “Beni öldürmeyen şey, beni daha güçlü kılar !!!” ilk önce bu sözü söylemiş olabilir.
Allahım bugün daha iyi bir gün olsun !!! derken tekele ÖTV zammı geldi, zaten bakıyorum çoğu insan sigara sarıp, evde rakı bira üretiyor, Buradan devlete ekmek yok, oda farkında başka ÖTV lere yüklenecek. Şu an devletin eeennnn çooook vergilere ihtiyacı var, masraf çok valla, dün akşam yeni bir yasa çıkmış, öğretim görevlisi bakan ve vekiller isterler ise istedikleri üniversitelerde göreve dönüp çift maaaşa talim edeceklermiş, çok yorulacaklar ama hizmet aşkı işte bizim anlayacağımız bi şi değil, “sağ olsun mu ???? üst akıl !!!” Leyla Erbil noktalama işaretlerine kendince ek yapmış, ama gerekli, mesela virgüllü soru işareti ihtiyacını az evvel hissettim.
“Dertleri zevk edindim, bende neşe ne arar” diyenlere etrafınıza bakın diyorum, Atasay çadırı açıldı, pırlanta ve altın günleri başladı, koşun, koşunnn !!! , 300 dolar bozdurduğunu ispat edene saç sakal traşı bedava koşun, koşun !!!!, duble yollara , köprülere koşun !!!! … yorulduğunuz yerde kader bekliyor, beklemesiz Günaydın olsun.

02 ARALIK

Sabah haberlerine göre birileri birilerini öpmeye devam ediyor, yazmadım ama bilen bilir, taraflar malum. Bu öpüşlerde sevgi ve şefkat yok, şehvet de şüpheli, ihtiras tutku, gösteriş, tehdit kesin var. Nasıl anladım ???? Anlatamam, siz de gayret edin anlayın. Okuyun, dinleyin, seyir edin, muhakeme edin, sorun, soruşturun … yine de siz bilirsiniz, yoksa gelen bildirimlere emoji koymaktan öteye gidemezsiniz,gerçi bunları yapanlar emoji koymaktan öte en çok fazladan yorum yapıyor, o da bulut hafızasına katkı.
Ne kimseyi hayatımın merkezinde isterim ne de kimsenin merkezi ben olmak. İnsanlar hem yalnız hem de değil olmalı, yalnızlık bir seçim olmalı, kader değil. Fakaaaat anne olmak ev içinde bir merkez olmayı gerektiriyor, dönüp dolaşmadan her şeyi direkt kendime bağladım dermişim, şaka şaka, iyi bir gözlemci, düşüncede çok yönlü, sevgi ve şefkat içerikli olunca mecbur her şeyden olmasa da çok şeyden haberli, sorun çözücü, düzenleyici oluyorsun, ipin ucunu kaçırmadan, ipleri çok sıkı tutmadan ip ile bir farkındalık çerçevesinde aile kurumunda yönetici sayılırım dersem, mütevazi bi yaklaşım olur, her şeye de mütavazi yaklaşamayız ama di mi ???
iki gündür kızı 15 dakika daha erken kaldırma projesindeyiz, başardık sayılır, tabii ki de bu fazladan zaman dilimi geç kalmasını önlemeyecek, bu kız bi parayı, bi de zamanı istediği hızda harcama yeteneğine sahip, zamanla hız keseceğine inanıyorum, “böyle gelmiş böyle gitmez” formatını attık ama güncellemedik.
Bol sütlü kahvesini verdim, kahvaltısı hazır, kulağım içeriden gelen seslerde, çekmeceler açıldığına göre giyinmeye başladı, ben de oğlan uyuduğu için sessiz konumda yazıp çizerek vakit dolduruyorum, aaaa dolmuş bile.
Aklımda kahvaltı için yeni bir tost çeşidi var, metrobüsdeki tv de gördüm, dün Medici ailesini anlatan bir diziye başladım, tarih kokulu, Roma, Floransa manzaralı, aşk, entrika, para, papa, sanat, banka … hepsi bir arada. Kitabımı okuyorum, dün de evden çıkmadım, bugün mecbur artık, ev boş olunca eve kapanasım geliyor,evde kapalı kalmak geçici bir mutluluk ama sokakları da özlüyor insan, aaay metrobüsün kapısındaki simitçi de beni merak etmiştir, Gidip bi görüneyim. “Kıtalar birleşiyor alttan, isim gelecek halktan” bu slogan ile 20 aralıkta açılacak olan Avrasya tüneline isim aranıyor imiş, 21 Aralık en uzun gece, karanlığa karanlık katmak için uygun bi seçim, bakalım isim halktan ne olarak gelecek,kimin ismi karanlıklar sultanı olarak anılacak.
Bi ara yapıp kızı yolcu ettim, kapı ağzındaki izin için çok da direnemedim, “devletimiz bizi evlendiriyor, senin ufuk çizgin yerinde sayıyor” diyince bir suskunluk yaşadım, o arada gitti, alçak !!! devamı akşama,
Günaydın, sevgiliyee, günaydııııın !!!! Umutların ötesinde bir hafta sonu olsun inşallah.

04 ARALIK

Pazar sabahı gergin olmanın sırrından bir önceki gece ve gündüz sorumludur !!! Eveeeet !!!!
Kalkalı 3 saatten fazla olmuş, dün artık merkür mü geri geri gitti, ilaçların yan etkisi mi, birikmişlerin harcanma vakti mi bilemedim. Aslında bilmek istesem bilirdim de, deneme yanılma ile suçlu bulmak daha kolay, Suç bir orta malıdır, öylece gezer, ta ki birinin kucağında kalana kadar, suç attığımıza günah keçisi de deriz, günah keçisinin durumu da zordur ama çok da tın !!! “hem keçi hem günah kaynağı, ver kurbanı kurtul sıkıntıdan !!!” illaki gerçek keçi olması şart değil, keçi gibi biri de olabilir, aaay keçi suretli olmasa da bi yumuşak karınlı, en zayıf halka da iş görür.
Benim arayışım ortada kadı, kimselere suç için kıyamadım, içime bakıcam azzzz sonra dermişim.
İnsan kısmı, bilim ile, buluşlar ve icatlar ile hayatı kolaylaştırır iken iç dünyasında dibe bastırılmış, zaman zaman su yüzüne çıkan ezikliklerini, pişmanlıklarını, uzanamadıklarını hapsettiği adacıklar yüzünde de zorlaştırıyor, hatta eziyet ediyor, hatta beslediği nefret ötesi hislerini altın bir tepside sunarken kalp kırıcı ve yıkıcı oluyor, sonuç ; dünya yüzsüz ile arsıza kalmış !!! öyle valla.
Ben çooook demokratiğim, insan hakları karşısında boynum kıldan ince, bu dünyanın altı da var, üstü de var, hak yemem, kul hakkı hele hiiiiiç yemem, benim kalbim tertemiz, biz bir aileyiz !!!! bunları söyleyenler söylediklerine inanıyorlar da eylem inandırıcı değil.
Aaaaay hele bi aile olan gruplara hastayım, tüm ailesizler bir arada kendilerine özel havalar vererek, aralarına kabulü bin dereden su getirmeye bağlayarak, bir birlerini yiyorlar. Tüm bunların nedeni insan insana hasret, insan insana muhtaç, insan birlikte nefes almak istiyor, insan kaçıyor, kovalanmak istiyor …
Daha da uzattıkça uzatırım da güne pazartesi muamelesi yapmaya gidiyorum, yatakları değiştirip,iki de cam sileceğim, ön kahvaltı yaptım, öğlen yemeği karışık olanı için beklemedeyim, bu ruh hali ile mutfaktan çıkamıyorum, önce bi tatlı bi şi yiyip üstüne tuzlu , onların üstüne bi şi içiyorum, sonra tekrar başa dönüyorum, stoklar bitince mutfağı komple yiyecem dermişim.
Ruhumu daraltan insanlara ne desem biliyorum da diyemediğimden bunlar, yıllar bazı insanları muhatap almanın bünyeyi çooook kemirdiğini öğretti, bünyemi Calvino kitaplarına verdim, “Görünmez Kentler ” in sadece girişi ve önsözü 60 sayfa, oooh müstehak bana, kitaplardan, filmlerden bulucam inşallah !!!
Cümleten günaydın 

05 ARALIK

Dün yaptığım çalışmaların bugüne bi katkısı olmamış. Ortalık burma buram pazartesi kokuyor, hatta görüntü çok net, daha önceki hafta başları gibi.
Eeeerkenden kalktım ama çok da yol alamadım, kızı bu sabah 07.00 kaldırdım, yedirdim içirdim, geç kalmış olarak yolcu ettim, kendimi yedirdim, ilaçlarımı içtim, çamaşır makinesini çalıştırdım, gerisi aklımın labirentlerinde dolanıyor, çıkışı bulanı hayata geçireceğim.
Çok sevdiğim bir fıkra vardır, hep aklımda tutar ve çok da anlatırım, bugün gene ilham kaynağım oldu ; Adam kabız imiş, doktora gitmiş, yanlışlık ile asabiyeye girmiş, (şimdi bu isim yerine psikiyatri kullanılıyor ama fıkra eski, özüne sadık kalalım, sabah sabah güne itiraz ile başlamayalım, olanı olduğu gibi kabul edip, üstünde çalışıcaz !!!) derdini anlatınca adam da ona bi antidepresan yazıp 15 gün sonra gel diye yollamış, adam 15 gün sonra gelmiş,(yine mi yanlış doktora gelmiş diyenlere ; bir işe başlayanlar o işin sadece sonuna ulaşmak isterler, geri dönme, hata kabul etmeme toplumsal özelliklerimizden) “Nasılsın ?” diye soran doktora “Sıçamıyorum ama kafaya da takmıyorum !!!” demiş hasta. Yani cümleten olmasa da bir çoğumuz yeni bir haftaya başlarken “kafaya takmama” kararı almış olabiliriz, herkes kararının arkasında dursun, hepimiz Donkişot’uz amma düşman yeldeğirmenleri kılığında, hatta aynı dilden konuşamadığımız için, bir birimizi anlamadığımız için uzaylı. İnsan şaşılası bir varlık, ağzının içinde dili var onu en çok yemek yemek için kullanıyor, lokmaları eviren çeviren bir kürek, bu kürek kelimeleri cümleye çevirip, beyin ile işbirliği yapıp karşı tarafa güzel şeyler iletme yeteneğine de sahip ammmaaaa dil herkesde var da işlevsel beyin sıkıntı.
Hava da pırıl pırıl aydınlandı, bakınca bu gökyüzünün altına hiç bir kötülük yakışmaz gibi duruyor, zaten kötülük yapanlar karanlıklar ile işbirlikçi, bu durumda uzuuuun uzuuuun kış geceleri potansiyel kötülük için yeterli mi oluyor, yoksa kara gecelerin kara melekleri mi var, iyi melekler kötü yola düşüp kötü kötü işler yaparken mi kararmışlar …
Neyse, kafaya takmıyorum, cümleten Günaydın olsun, zaten yastık altında dolarım, benzin koyacak arabam da yok, ölüm de Allahın emri, kaderimi yazanlar ile kaderime yazılanlar arasında benim arafım.

07 ARALIK

Günaydın,
Bugün günaydını sona bırakmadım,sabah pencereden bakarken binaların arkasında dağ gibi şekillenmiş bir bulut kümesi gördüm, bir an kendimi az sonra aydınlanacak hava ile uzaklarda bi doğa manzarasına bakıcam sandım, geçici bi sevinç
Konya’da Meram’da oturduğum evin önünde geniş bir askeriye toprağı vardı, kış gecelerinde çocuklara uyandığımda mutfağa geçerken uyku sersemi gözüme buz tutmuş topraklar üstünde ay ışıldarken deniz gibi gözükürdü, bi heyecanlanırdım, kısa bir mutluluk.
Aaaaah aaaah ömürsüz mutluluklar, sevinçler, bulduğumuzda değerini bilememeler ile tükeniyor ömür. Tükenmişlik sendromuna yakalanmadan yakalayanlara da yetmiyor ömür.
Dün etkinlik günüm idi, şehre inmişken bir iki tane birden yapamaya gayret ediyorum, eve gelince de yarın olmaya başladığından ertesi günü dinlenmeye ayırıp güç topluyorum, bu senenin çözümü de bu.
Yeni bulduğum yol ile kendimi Taksime attım, bir de ne göreyim, yeni yıl hediyelik fuarı açılmış, Gezi’nin oralara, aaaah bu paranın gözü kör olsun, “Yılbaşı günahtır, hediyeleşmek sevaptır” konsepti hazar. Yine kalabalık insanın üstüne üstüne akıyor, Araplar azalmış sanki, tamamen yerli Beyoğlu, Eski Emek yeni adıyla açılmış, içine girmeden kapısından bi baktım, girişine Balmumu Heykel Müzesi açılmış, genç Turkcelliye bir bilet alana bir tane bedava, bir de dostluk kardeşlik ile ilgili sergi var, oralara bakmadan başka sinemada “Babamın kanatları” filmine yetiştim, Beğendim, Festivalde Köprüde Buluşmlarda oynamış idi, gurbette bir inşaat ustası Menderes Samancılar, bir çok ödülü var, çok da damar bir konu, çok da gerçek işlenmiş, ne yazık ki Başka Sinemaya gidenler izleyecek, bir çok iyiliğe olduğu gibi iyi filmlere de yer yok bu dünyada, abul sabuk konular beş salonda oynarken, sanat salon bulamıyor.
Çıkınca bacımla yemek yedik, küçük oğlana doğum günü alışverişi
yaptık, sonra Pera Palas’a. Pera’nın zamanı oyunu otelin dördüncü katında, dört odada (Agatha Christie, Greta Garbo, Ernest Hemingway, Kral Franz Josep odaları, kralın odası suit ) ve kat koridoru ve otelin lobisinde oynanan interaktif bir oyun, Kumbaracı 50 sunuyor bize, her oyuna 60 bilet satılıyor, seyirci kulaklık rengine göre dörde bölünüyor, odalarda kendilerini bekleyen oyunlara sıra ile gidiyor, arada şarkı söyleyen bir hanım var, lobide final, asansör ile çıkış, merdiven ile iniş, bu aralar hep muhabbet.
Hoş ve değişik bir oyun, odalar ile oyunlar arasında bağlantı kurulabiliyor, odada bulduğunuz yere oturuyor yada ayakta kalıyorsunuz, otelin tarihi havası perdeler açılmaz ise bozulmadığından içinde kaldığınız sürece başka bir döneme seyirci gibi oluyorsunuz.
İki saatten fazla sürdü, dönüşte metroya yürüdük, arkamızdan darbuka çalarak gelen bir grup vardı, gece olunca her yer müzik, her yer hikaye, her yer ışık Beyoğlunda , eski hali yok ama, eskiyi aramakta fayda da yok.
Her şey değerini hızla kaybediyor, eğitimde bunlardan biri, günden güne kalitesi düşüp geriliyor, insanlar kendilerini “elalem ne der” bölümünde vitrinsel olarak değiştirmeye hızla devam ediyor, okuyan yazan, okuyup yazdığını anlayan, bakıp da gören, gördüğünü muhakeme eden, soru soran, cevabını kaynak kaynak arayan kaç kişi kaldık ki ????
Günaydınımızın ömrü çok olması dileğiyle …

09 ARALIK

Rahmetli annem evde çok ışık görünce ; “Cami gibi her yeri yakmışsınız” derdi. Her yer cami olsun diye saatleri almadık dermişim, sabah bakıyorum her yer ışıl ışıl, en çok elektrik sabah lazım zaten, odalar, banyolar, koridorlar, mutfak … sabah trafiğinde yoğun oluyor, işe giden, okula giden varsa eğer, yoksa da onlara hiiiiiç fark etmez saatler.
Dün uzun bir gün oldu, ruhuma iyi geldi ama, bugün tutulmuş, boynum ve omuzlarım ile ilgilenip, evin kuytularında kaybolacam inşallah, dermişim.
İstanbul Modern’de bedava perşembeleri değerlendirdim. Gündüz, Işık;Gece , Müzenin kuruluşundan buyana aydınlatma sponsoru TEPTA nın 25.yıl sergisi, 22 ocağa kadar açık, Sanatçı ve Zamanı bir koleksiyon sergisi. “Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” şimdi ve gelecek arasında hesaplaşma görüntüleri.
İnsan İnsanı çekermiş, Türkiyeli 80 fotoğrafçının 80 yıllık süreçte yurdumuzdan kareler, 18 Aralıkta bitiyor, Türkiye Sinemasından Ustalar-Lütfi Akad o da 31 Aralığa kadar, gezdim, sevdim, fotograf çektim, sonra da sinemasına girdim, “Almanya’dan yeni filmler / Gri Bölge 11 Aralıkta bitiyor, Filmimim adı Marija idi, bir kadın hikayesi, Kahramanımız ayakları üstünde durdu finalde.
Etkinliğin bu bölümünü yalnız gerçekleştirdim, zira arkadaşımın sabahtan itibaren bir güç tarafından oraya gelmesi engellendi, en sonunda gözlüğü yere düştü ve üstüne basınca mecbur gözlükçüsüne gitti. Hepimizde Reyis’den daha ileri derecede ingilizce var çok şükür, benimki biraz vücut dili destekli ama hepimizde Almanca; İyi akşamlar, günaydın, evet, hayır bi de birden üçe kadar sayma, bu durumda alt yazı okunmak zorunda, Gelgelelim filmin yarısı ve tüm küfürleri türkçe, eee başroldeki adam Türk, Konu ; bi Türk, bi Ukrayna’lı, bi Alman’dan harman, kanundan kaçanlar, kaçamayanlar, sırtlanlara yem olanlar, aşkın bir tarafı her şeye kadir, bir tarafı değil …
Neyse oradan çıkınca arkadaşımla Beşiktaş İskele’de buluştum, Salı Pazarından Beşiktaşa kadar tüm sahil perdeli Galata Port çalışıyor, evsizler, işsizler aralarda tenekede ateş yakmış, gündüz çimenlere yatanın birinin başına birisi poşetle yemek bırakmış, belki de hiç uyanmaz artık o uyuyan, gece soğuk, karanlık, trafik berbat ötesi, yoğun yaya akışı … Tarihi köfteci de Beşiktaş’ın tarihi futbolcularına bakarak yemek yedik, arkası Ezop Sahne / Aşiyan
Bihter Dinçel oynuyor, Dekor Barış Diçel’in kiii her yaptığı bir olay, bu da evinin önünde bir patlama olan, terk edilmiş, hamile kadın dramı idi ama müzik destekli olunca baymadı, tek perde için iyi bir performans, Oyuncu dizlerde hep yan rollerde çıkar ama yetenekleri başrol, gidin derim, Sanat var olmak için bodrumlarda küçücük salonlarda mücadele ediyor, bir bilet bir destek …
Her hikaye okuyan dinleyen için bir anı, bir dile gelmemiş yanı saklar, ruhumuzun gizlisine saklısına savaş açıyor kültür ve sanat. Takipçiler hesap görüyor dermişim.
Çok da uzun yazdım her halde, ne kötü insanların yazının boyutlarına içeriğinden önce bakması, halbuki okumak çok lezzetli bir yemek gibi, doymuş ruh şaaaneee bi şi …
Cümleten Günaydın, kuru kışa karşı içimizi sıcak tutalım derim, bol tarçınlı salep de iyi olur ama başka arayışlar da temenni ederim …

12 ARALIK

Güneş gelirken de giderken de dünyaya göz dağı veriyor, sabahları; “yakarım haaa !!!!” , akşamları; “Yaktım sizi !!!” der gibi, benimki de bir bakış açısı, bu sabah böyle baktım.
Eski bir Aydın Tansel şarkısı var; “Günler, aylar gelir geçer, bitmez kabus nice günler, her yer, her şey güzel , huzur arıyoruz, her yer her şey güzel huzur yok içimde, yaşanmaz oldu bu yerler …” böyle devam ediyor, başında da uzun bir ooof çekiyor, hatta sabah aklıma geldi dinledim de, kızım “Oooo sabah sabah ne bu , böyle başlarsan, akşama ne olursun, dağlama milletin yüreğini ” dedi ve gitti.
Cümleten huzur arıyoruz, arama şeklimiz bile huzursuzluk çıkartacak cinsten, huzur için, “tek ses, tek yürek, aynı parti, aynı takım, aynı kıyafet, aynı etnik köken, aynı din, veya tümden dinsiz, aynı …” daha dayanamadığımız ne var ise hepsini kendimize göre istiyoruz, böyle olunca; ” savaşlar çıkmayacak, aşklar karşılıksız kalmayacak, zengin fakir ayrılmayacak,dolar çıkmayacak, ecel herkesi kalp krizi ile yatağında bulacak …” mı sanıyoruz ???? Sananların yüzünden başımıza gelenler, bi de “ne ara bu hale geldik ???” sorusu var. Tahammül sınırlarımızı içeri doğru çekip, alanı daraltmaya başladığımızdan beri bu hale geliyoruz. Sabırlı olmak, anlayıp dinlemek yerine habire kendimizi anlatmaya çalışıyoruz. Hele şu ; “şunu paylaşan olursa listeden atarım, bunu beğenmeyeni de atarım, benle aynı fikirde olmayana çarpı koyarım …” sosyal tehditlerine hastayım birader !!!
arkadaşım; demokrasiye ve insan haklarına inanıyorsan, anlamını biliyorsan, demokratik ol, uygula, bu senin en doğal hakkın, ilana gerek yok, direkt sil, ilanın altına aldığın “like” lar ve yorumlar seni sana daha çok mu inandıracak, “aaay bak bu da benden ” diyince içinde güller mi açacak ???
Sonra da yok bölündük, yok parçalandık, yok dağıldık, dış mihrakların işi !!!! Yok valla, bunlar bunu diyenlerin işi, gizli gruplar niye var ??? Buluşmalar gizli kalsın diye, birine başı açıklar, birine başı kapalılar, birine kaytan bıyıklılar, birine üstten traşlılar, birine ulusalcılar, birine kökü dışarda olanlar … gitsin, toplanıp, nefretlerini bilesin diye. Kılık kıyafetten adam fişler olduk, ve ben bunun çoooook farkındayım, çok aydın olduğunu sanan bir gruba girdiğimde hemen baş örtümden ön yargı alıyorum, valla ben de meyhane dahil her yere gidiyorum, benim öğreneceklerim kadar, benden öğrenilecekler de var !!!
Yeni bir hafta, “yeni umutlarım yok, yaşama sevincimi kaybettim, hükümsüzdür !!” diyemem, Umudun bittiği yerde inadım başlar, dermişim, öyle ya da böyle ölüm bizi bulana kadar yaşayacağız, bizim ölümü aramaya çalışmamız da bir kaçış, kaçarsak da teslim olmuş sayılırız, en iyisi çatır çatır yüzleşmek, önce içimizden başlasak olur, yüreği dayanan kazanır dayanmayan da suç aramakla ömrünü tüketir, suç varsa ceza da illa ki var, ama ilahi, ama hukuki …
Cümleten günaydın, hayat devam etmek zorunda, biz de hayata devam edeceğiz, kimse kimsenin ne kadar üzüldüğünü merak etmesin, adam okumayı öğrensin. Öyle insanlar karşımıza çıkıyor ki dilin söylemediğini kalan her yeri anlatıyor.

15 ARALIK

“insana en çok şiir yakışır, sonra, gökyüzüne mavi, yeryüzüne yağmur …” derler, şiirlerin ağıta döndüğü bir dünya, kimin yüzünden ???? şiirden anlamayan insanlar yüzünden, aslında şiir derken duygular söz konusu, başkaları için de sevinmeyen, üzülmeyen, endişeye düşmeyen insanlar şiirden anlamaz, Dünyanın içine tükürenler başkalarının iyiliğini onlardan çok isteyenler, kendilerini başkalarına teslim edenler. Sonra ??? sonra , pişmanlık, öfke, beddua … heba olan iyilikler, kadir kıymet bilmezler …
Dün kendimi sokağa attım, zırh gibi giyindim, adeta şişme kadın gibi, yani kültür amaçlısından, Taksim meydanına geldiğimde Çevik Kuvvet de yeni geliyordu, dolmuştan indiğimde burnumun dibinde silahlar kuşanılıyor idi, bi merdiven gibi bi şi olmuş meydanda, artuk o civarda bir tek bastığım yerlere bakıyorum, günden güne kötüleşen manzaraya bakasım yok, anılarımı, hatıralarımı hüzne dönüştürmektense hatırlamam daha iyi. Erken gelince Maçka’ya gitmek için teleferiği aradım, olduğunu biliyorum da binmemiştim, İTÜ Taşkışla’dan İTÜ Maçka’ya iki kibar kutucuk, 12 kişi ile karşılıklı havada 2-3 dakika süzülüyor, kendimi sefertasında gibi hissettim, kapağı açılınca kokusunu, lezzetini sunan sürpriz yemekler gibi, o hızla İTÜ kermesine gidip önce yemek standını ziyaret ettim, bir iki parça da alış veriş ettim, okuyan çocuklara iki üç kuruşumuz geçsin diye, Sonra Beyoğlu’na “Kasap Havası ” filmine geldik, bu filmin çok az kişi tarafından bilinip izlenmesi büyük kayıp, Çiğdem Sezgin’in ilk filmi, Antalya’dan ödüllü, şöför oğlunun iyiliğini isteyen anne, geçmişinin intakamını almak isteyen terzi Leyla, yıllar sonra Almanya’dan dönen eski sevgili, muhtelif anne modelleri, kız kardeşler, mahallenin becerikli evlenecek kızları, kanki derecesindeki arkadaşlar, baba modeli dayılar, mahalle baskısı veeee düğünlerin veda parçası Kasap Havası … Cine Majestic kötü bir sinema salonu, cd den izledik, dondu, sesi gitti … felan ama iki saat on dakika koltukta tuttu bizi, oyuncular çok iyi, zaten yönetmenin gerçekten tanıdığı insanların hikayesi imiş, bulursanız izleyin.
Elimde Jehan Barbur’un Baba Öyküler kitabı var, “Babalar ki, bizim tamamladığımızdır, döverlerse, yalnızca kendilerini döverler/ Hasan Ali Toptaş-Yalnızlıklar” cümlesi ile başlıyor, Ünlü kişilerin baba ilişkileri, unutamadıkları, unuttukları … Anne ve babalar rol modellerimiz, ne gördüysek onun üstüne çalışıyoruz, ya iyi ya da kötü yönde gelişip onlarla çelişmeye devam ediyoruz. İlk Barboros Şansal’ı okudum ki her satırı beynime sıkılıp da ıska geçen kurşunlar gibi hissettm, okuyalım içinde çok tanıdık var gibi.
Bugün akşama kadar kargo bekleme günüm, ama kendimi germeyeceğim, gelirse gelir, gelmez se de yarın gelir. Beklentileri bileme işini bıraktım, bir şekilde kargo gelecek, ihtimaller üstüne germe ve gerilme işlerine ayıracağımız saatleri daha faydalı kullanabiliriz, gençler ölüyor, zamansız, acımasız … küçükten büyütülen şeylerle tüketilecek ömürleri olamıyor. Olduğu gibi kabul etmek, herkese kendi iyiliğini düşünme fırsatı vermek, yaptığımız bi iyilik var ise hemen unutmak, sevmek, daha çok, gerçekten sevmek, karşılıksız, hesapsız sevmek, beklentileri tutku ile beklemekten vazgeçmek … Her şeyin bir sırası var, sırası geleni hiç bir şey tutamıyor, olacak ise oluyor !!! Bunları anlamak için orta yaşı ortalamak bile erken, bazıları onu bile bulamadan yaşlanıyor.
Günaydın …

16 ARALIK

Bir de kar yağsa, tam “Kibritçi Kız” havası olacak, elimizde son kibrit çöpü, yaksak bi türlü, yakmasak bi türlü …
Ne masalmış, yıllardır içimizde gerçek acısı. çocukluğumuza inince hatıraların okunmuşları dram, yaşanmışları ortaya karışık, “ya,işte bizden bu kadar oldu ” deyip, kendimizi beğenmeye devam edersek, son çöpü kurtarırız da , kalan o son çöpü ne yapıcaz ???? dermişim.

18 ARALIK

“”Hayat devam ediyor !!!” bu cümlenin doğruluğuna eni konu inandım artık, “devam ediyor “; diyenlerin bir kısmı, hiiiiç umursamadan devam ediyor, hatta felaketleri amacına araç olarak görüp, daha fazlası için dilekte bulunup, fırsatlardan istifa ediyor, misal kargaşada kaynayan menfaat kokan lehine kararlar.Bir kısmı da, doğruların peşinde dolanıp, onların ağırlığı altında ezildikçe ezilip, söyleyecek bir şey bulamıyor, bi de papağanlar var, sahibinin sesi, onlarda nezaketen gerekenleri sahibi adına dile getiriyor. Bi de sesi çok çıkıp da gürültü yapıp, bağırma çağırma yoluyla rahatlayanlar var, hele ki yanlarına bir ili de fikirdaş uydururlar ise yeri gögü inletir onlar, sonuç havanda su döğmelere doyamazlar.
Sahibinin sesi olanlara imreniyorum, ooooh kendini teslim edecen bir üst akıla, hedef neyse oraya yığılma, kula kul olmak günah ama kimin umurunda,değil de , kimler kula kulluk ettiğinin farkında ??? Küçük şeylerden mutlu olup, (bi lokma, bi hırka gibi) lokmaları ve hırkaları istifleyenlere “hakkıdır !!!” diye yol verenler, kul hakkının hakkının içine tükürüp de birlikte çay içtiğinden helallik isteyenler , okuyup yazandan ödü kopanlar, bildiklerinin ışığında yaşayanlar, sorgusuz sualsiz tapınanlar … valla imreniyorum size, hayat size güzel, feda ettikleriniz yerlerini buluyordur umarım, kiii bunun umudu ile yaşıyorsunuz, Ne güzel birine körü körüne tutku ile bağlanmak, özgürlüğün, hürriyetin sınırlarını başkalarına çizdirip oralarda kendi çapında kalmak. Gücü yettiğince kendine de kul olacakları temin etmek, işe çoluk çocukdan, eşlerden … başlamak. Krallıkların ordusu böyle böyle toplanır zaten, sonra onlar topraklara toprak katar, mükafat olarak bir iki talan yapar, yeni bir emre kadar yaralarını sarar … sonrası, kaldığımız yerden devam.
Dün Calvino konuştuk, üç beş kişi ile, Görünmez Kentler’i görünür kıla bilir miyiz diye. “Gördüğümüz şeyler asla göre bileceklerimizin tamamı değildir, herhangi bir şeyi gerçekten görmüş ola bileceğimiz bile kuşkuludur ” Bakarken de okurken de yaşarken de bu böyle, hakkından geldiğini sananları kutluyorum ve gelecekteki insan üstüne çalışmalarında başarılar dilemiyorum, onlara o başarıyı armağan edecekler illa ki var.
Geçen akşam İş Sanat’da PACO PENA yı izledim, o da yaşlanmış,bi daha görüşemeyiz, Boyu gitarının boyundan az uzun olan bu adam inletti salonu, erkek danscıya müzik mi yazılmış, o mu müzik onu bilemedim, süper idi, Lorca’nın anısına İspanyol İç svaşı’nı müzik ile dans ile sundular bize, belki bir gün bizim de böyle sunulacak gösterilerimiz olur, savaş bölümü hazırlık aşamasında sanatçılar da bi yerden sipariş olur artık.
Kulağım Tv de, kedi olan bi baba filmi var, kovboy filmlerini ve kedi fare üstüne çizikli filmleri bıraktık artık, büyüdük gayri,
Bu dünya da doğup da yaşlanabilen nesil çooook kıymetli olacak artık, büyümeye anlam vere bilmek de öyle …

19 ARALIK

Aslında geri yatma niyetim vardı ama yatasım gelmedi. Bir kaç gündür mutfağın önünden geçerken bile içine girip bir şeyler yediğimden, doymak bilmediğimden, aslında bunun duygusal açlık olduğunu bilmeme rağmen aldırış etmediğimden, dün gecenin bir vakti midem isyan etti, dışarı dökülenler ruhumu alt üst etti, “bi nane limon yapacak kimsem olmadığından, yata gittim !!” uyku ile uyanıklık arası sabah ettim, şimdi kendi ellerimle yaptığım nane limonu içmekteyim. Barış içine zencefil de koyun derdi, sonradan aklıma geldi, ikinci fasıla artık, kendimi iyi edip, akşama Kerem Görsev Dörtlüsü’nün yolunu tutarım inşallah, tutamazsam varsın yansın biletler, kader kısmet.
Nane limona çok inanırım, küçücük bir kızken annemin babamın elinden, kocaman kadın iken de komşumun elinden çoook içtim, “Aaaay ne güzel komşumdun sen Gülten Abla !!!” kıza hamile iken gurbetlerde çok hastalandım da bir keresinde toplaşıp beni eve çağırdılar, yedirdiler, nane limon içirip bi de kanepede başımı bekleyip uyuttular idi, Hatırda kalanlar unutulmuyor zamanla, annem gibi komşuydun sen Gülten Abla !!!
Yaaa işte tüm hastalıklara iyi gelen salepler, ıhlamurlar, öpünce geçen yaralar, derde derman olan öğütler … bunların sahibi tüm güzel insanlar atlarına binip gittiler, Biz de güzel insan olarak kalacak mıyız acaba ???
Hasta psikolojisi de insanı iyice hasta ediyor, kendimi tedavi etmem lazım da “canım hiiiiiç bir şey istemiyor” modundayım, oğlan ile kız evde birazdan kaldırıcam, pazartesi görüntüsü yaygın, içim baygın, bir yerden başlayacağım da o yer neresi onu nasıl bulucam, eski tecrübelerimden yararlanıcam artık, ikinci bardak iyi gelecek, eşim de anahtarını unutmuş, faturayı bana kesecek gibi, derhal savunma hazırlamam lazım, kapının ağzındaki tek cümle, beni zeytinyağı yapacak, aaay bak iyileşir gibi oldum, en sinir olduğum şey çanta , pantolon değiştirip kontrolsuz evden çıkan insanlardır, Bunlar bayılır insan baymaya, elimiz ile armutu işe karıştırmak yok, dilimiz yeter dermişim, cümleten günaydın, bakalım haftanın içine neler saklanmış,2017 de bizi neler bekliyor, falcılar açıkladı mı ???? geçen dolmuşta bir erkek iki kıza denk geldim, oğlan tarotçu imiş, kızı bi güzel konuşturdu, ağzı da biraz laf yapıyor, seans yaptığında kaderini yazacak, fal tamamen ruh halini okuma hali, ben de bir vakitler kahve falı bakardım, eğlencesine, sonra müşteri çoğalınca bıraktım, fincanı kapayan sıraya giriyordu.Gelecekten verilen haberlere uyduruyor bence kendini insan, yoksa nerdeeee gaipten haberler, ama “görünen köy kılavuz istemez,” o kesin bilgi,

21 ARALIK

 

çimde dışıma çıkmaya niyeti olmayan laf kalabalıkları var. Düğünlerde oynamak için can atan ama gerekli ısrar olmadan kalkmayanlardan da değilim gibi acaba hiç bir kuvvet suskunluğumu bozamaz mı ???
“El ayak çekilince, sohbetler tükenince, dostlar eve gidince, bu geceler bir işkence !!!” dostlar azalmaya başladı, uyanık olduğumuz saatlerin çoğunda el ayak kendimize çekiliyor, düşüncelerimiz bir tünelde yol alıyor, kendi kendimize işkence bizimki, ne boşa ne doluya faydamız var, gerçekler bize şamar, çoğunluğa yanaktan makas, kendimizi kasmaktan, kasılanlar arasında yaşamaktan kaskatı olmamıza az kaldı, umutlar baharı görecek mi acep ????
Nedir bu insanın insana ettiği, bir kişiyi mutlu görmeğe kendini adamışlar, onun mutluluğundan size ne, ne kadarını paylaşıyorsunuz ???? birini mutlu etmek güzel bir eylem ama mutluluk kan ve gözyaşı ile inşaa edilmemeli, inşatta can güvenliği olmalı, madddi manevi kayıplar olmadan açılışa gidip cümleten halay çekilmeli de, de, de … kendimi kendime bile ifade edemiyorum bu sabah, ben beni illa ki anlarım, beni başkasına anlatmaya gönlüm yok !!!
Olağan kış günleri başladı, en uzun gece geride kaldı,İran’lılar Şeb-i Yelda derlermiş, kış iyi geçsin diye sevgi ve dostluk gecesi sayıp, şiirler okur, nar, karpuz yermişler. Evcek dereceli hastayız, nar yiyesimiz gelmedi, seyir ettik, kış bizi yormasın, bunaltmasın, şaşırtmaya devam etmesin, bu karışıklık bi bitsin, üç maymun bir kişide toplanmaktan vaz geçsin, hatta ayrı ayrı bile kimseye uğramasın, görelim, duyalım, söyleyelim. Amma sabah ve öğleden sonra tv deki afyon kuşaklarındaki şirretler gibi olmayalım,
“ne haber, ne haber, daha daha ne haber !!!” diye sormak istiyorum sevdiklerime, aldığım haberlerle mutlu olmak, umutla dolmak, heyecanlarıma kavuşmak, beklemeye değer şeyleri beklemek … istiyorum. Hatta ilk olarak yeni yıl heyecanımı geri istiyorum, hatta bu sene yeni yıl kartı yazmak istiyorum, bana özelden adresini gönderen herkese yazıcam, içimden geldi, mail felan değil, bulursam pullu, kırmızı renk ağırlıklı, çamlı noel babalı, kar yağmış kartlar yazıcam, olmadı yapıcam,
Aaaaah aaaah vakitleri boş şeylere harcıyoruz, içimizi şişiren, gelişimimize katkısı olmayan boş şeylere, kazanamak hep önemli de para kazanmak dost kazanmanın hep önüne geçiyor.
Kısa günler, uzun geceler, soğuk hava, salgın ortalık hastalığı, göç eden kuşlar gibi gidip gelen umutlar … bir yerlere saklı nöbetçi umutlar olmalı, onları bulup, gelecek yıla donanımlı girmeli, aaaah girebilmeyi düşünmek bile bir umut.
Günaydın…

26 ARALIK

Sabah olduğuna insanın inanası gelmiyor, karanlıkta el yordamı ile güne, haftaya başlamaya, bir yılı bitirmeye çalışıyoruz.”Her yer karanlık, pür nur o mevki” böyle de bir mevki var tabii, tepeden doğru ışık saçtığını sananlarla, ışık görüp de yanıldığını anlamayanlar içine tükürdüler 2106 nın, son günler de hala olacak olanlar vardır hazar, kötülüğün eli kolu, dili uzun.
Monalisa’nın bir pazartesi versiyonu var, Monday Lisa, heee aynen öyleyim, perişan aday adayıyım, ama her an çekilebilirim adaylıktan, içimdeki iflah olmayan pozitif enerji kırıntılarından topak yapacam, azzzz sonra.
Yapmayıp ne edek ???? “Hele, ört ki ölem !!!” bize yakışmaz, yakışıklı yaşamak niyetimiz, olduğu kadar, olmadığı kader…
Geçen haftayı geçirirken ; Tereddüt Filmine gittim, Yeşim Ustaoğlu’nun yönettiği, yazdığı, biri doktor, biri hasta farklı sosyal çevreden iki kadın, bence iki kadın da kendini tam olarak anlatamadı, ismini neden Tereddüt ??? onu bi düşündüm, sonra “Bir ilişkide değer görmüyorsan tereddüt etme git ” demek istemiş yönetmen bir röportajında. Görseniz olur, görmeseniz de büyük bir kayıp olmaz.
Hafta sonu mahalleden liseli arkadaşlarla bir küçük grup görüştük, iyi sohbet oldu, yağmurda Karaköy’ü dolandık, ben erken ayrılıp, Eminönü tarafına geçtim, Nimet Abla gişesi kuyruğu meydanı dört dönmüş idi, hazır ve sıcak para özlemi her kesimi sarıp sarmalamış, böyle beklentilerle işim olmaz, olana da tuhaf tuhaf bakarım, dermişim. Dilenci çocuk sayısında artış var, öksüren aksıran insan sayısı üçte ikiye tekabül ediyor, İnşaatlar hızla sürüyor, dikey bahçelerin, halı çimlerin, saksıdaki ağaçların doğa olduğuna inananlar yanıldıklarını ne zaman anlar ???? Bu gidişle anlamaz, bu gidiş her yerde aynı gidiş, dünya ülkeleri kendi gelenek ve görenekleri dahilinde aynı yere gidiyor, “Dünyanın cehennem çukuru” var, şimdilik herkes kendi çukurunda gibi de sonra sınırları açacaklar.
Dün üç yıldır kapalı gişe oynayan Profesyonel oyununa gittik, nihayet. Bileti kör karanlıkta kuyruğa giren bir sanat sever arkadaş temin etti, beş istedik, dört vermişler onu da en ön sıradan vermişler, Yetkin Dikiciler gözümüzün içine baka baka oynadı, hatta annesinin mektubunu okurken diz dize gelip, beraber ağlaştık, Luca rolündeki Bülent Emin Yarar şahane idi, tek perde ama iki saate yakın, hiiiiç sıkılıp, daralmadık, Hatta kuzenin yanına Sen Kurtlar vadisinin İskender’i , Poyraz Karayel’in Bahri Baba’sı Musa uzunlar oturdu, ön sıra sanatla iç içe, mutlu mesut saatler yaşadık.
Bu hafta çok işim var, zaten her hafta var ki, insanlar tomar tomar hayatlarının baharında, her şeyi yarım bırakarak, geride tam olamayacak insanlar koyarak giderken, tamamlanma ihtimali olan işlerim çok mu ???? Değil bir ucundan tutup başlayacağım, Ablam hasta, bir türlü iyileşemedi, dün bize getirdim, ona anne usulü süt ile nişasta pişirdim, kim kime anne olur belli olmuyor, ben de annelik hücrelerimin tümümde var amma özgür olsun benim çocuklar, öyle seviyorum, çünkü kendimi de rahmettli annemin dediği gibi “fermanı elinde” seviyorum, her şeye rağmen seviyorum, özlüyorum, ama daha az isteyip, daha az bekliyorum, gidip aldıklarım bana yeter …
Günaydın diyelim de yine de gün kendi bilir, aydın mı değil mi ????

29 ARALIK

27 yıl önce tarihte bugün ;
Yıllar boyunca huyunu suyunu , kilosunu koruyan eşimi kutluyorum. Evlilik kurumuna bana kazandırdığı orta yolun yolcusu olma, imkansızlara imkan bulma, her şeyin takipçisi , kayıpları bulma, dertlere derman olma, ev içinde ev dışında arama kurtarma … Gibi hasletler için teşekkürü borç bilirim. Müessesenin ikramı olan üç çocuk için olası gelin, damat adaylarına “pırlanta bunlar” diye referans verebilirim. Mutlu evliliğe inanmam, onların biri yolundan dönmemiştir, biri de biat etmiştir. Evliliğin mutlu günleri vardır, zaten mutluluk sürekli olmaz kiii kıymeti bilinsin.
Yıllar geldi ve çalkalana çalkalana geçti, kalan evlilik yoluyla gelen ana, baba, kardeş, hısım akraba, konu komşu, acı, tatlı anılar.
Hep özgür kalmak için yaşadım, bazen savaştım ammaaaa kurumun bireyleri daima beni mutlu eden her şey için destek verdiler, beni “evli ve izinli “yapan anlayışlar da sağ olsun var olsun, nice nice yıllara … demek de zor artık ama demiş olalım, hep beraber, sağlıkla, mutlulukla , huzurla olsun inşallah … 

30 ARALIK

Son dakika haberlerinin damga vurduğu, yılın son günlerindeyiz. “Sabahlar olmasın !!!” diyenler kazandı, olmuyor, beklenen kar bölgemize gelmedi ama rüzgar insanları önden arkadan ittiriyor, elektrik kesiliyor, arıza değil bence santraller “of” alıyor. Doğal gazı da boşuna daha çok açmayın, hava üflüyor ama saat para yazıyor, mantıken de giren gaz miktarı aynı bölüşen daire miktarı artınca öyle olması gerek. Mantığımızı dumura uğratan bir yıl oldu zaten, muhakeme yapanlar mahkum oldu, Sanırım hiç özlemeyeceğimiz bir yıl olacak, gelen gideni aratır mı ??? o da meçhul. Bir birini tutmayan haberlerin balon kısımları hep havalandı,havada kaldı, ama balonu uçarken görenler çoğunlukta, 2030 da kalkınmaya devam edersek zengin ülkeler arasına geçebilirmişiz, haber geçtik diye havalandı günler önce.
Aaaaah ne desem, ne demesem bilemiyorum, derin nefesler de kifayet etmeyecek bu gidişle, Unutmak en iyisi de unutmaya çalışmak bile akılda tutmaya sebep oluyor, Kahpe dünya, yalan dünya, yansın bu dünya, batsın bu dünya, ahir zaman işaretleri zati bunlar. Aaaaah aaaaah öte dünya için çalışıp da bu dünyaya yapışanlar, Kendileri ile çelişip de bunu anlamazdan gelenler… ömrümüzü yediniz, ceset sayınız, bir seferde iki hanelere ulaşıyor.
Günlerden babamın gittiği gün, böyle bir günün akşamında mandalinasını yiyip, ablamın kucağında gidivermiş idi, o sırada ben başka bir şehirde telefonun diğer ucunda idim. Yok olduğu yılları saymak için parmak hesabı istiyor, biraz sararıp solsam da ben hala onun bilidiği “Gül Ayşe” yim. Rüyalarıma annemle beraber gelir, bu gece de bekledim ama onun yerine kendimi metrobüse binecek iken akpilimi bulamaz halde gördüm, Gündem çok yoğun diye aklımı karıştırmak istememişlerdir hazar.
“Umudunu kesme yurdundan” diyen Zülfi Livanelli ile hem fikirim, klarnet Yunanlı Vasili’i hatırlatıyor, klarnet ağlarken ağlar mı insan, bence ağlar, onu üfleyen nefes ciğerden geliyor,
Bu sabah nasıl bir sabah daha ayamadım, “önüm arkam, sağım solum, saklanmayan sobe !!!” modelini örnek alıcam, zaten hep ben ebeyim bu hayatta, bi de sobeler boş çıkmasa, yakalanıp da mızıkanlar, sizi sonsuza kadar oyundan atıcam, seneye inşallah !!! , dermişim, Günaydın 

31 ARALIK

Saatler, günler, haftalar, aylar geçti veee 2016 nın son günü geldi. Hiiiç dilemem ama hala “bir son dakika ” haberi ihtimali var. Cümleten kendimize göre BARIŞ istiyoruz. Bunu isteyen çok kimse kendinden olmayanların yok olduğu bir dünya barışı istiyor,ırk, dil, din, mezhep ,,, başta olmak üzere farklılıklarına sıkı sıkı sarılan “Eeeeeey insanlar !!!” barışın anlamını bilmiyorsunuz, Demokrasi de bildiğiniz gibi değil. Ömrüm boyunca fark yaratmanın hava atmakla eş anlamlı olduğunu fark ettim. Farklar uyuşmamak üstüne besleniyor, bir arada bu farklar şiddete dönüşüyor, içimizde de dışımızda da hatta tüm dünyada Barış vaad eden savaşlar var. Savaşmadan gelen barışlara özlemim var.
Bir yıl daha yaşamış olmaktan, yeni bir yıldan umutlanmaktan mutlu olmanın neresi günah bilemedim. Muhafazakar bir ailede yetiştim, kendimi bildim bileli her sene bir yeni yıl telaşımız olur, yemek, hediye, tv, tv de Nesrin Topkapı, kuruyemiş, kar, iyi dilekler … evlendikten sonra partilere, çam ağacına başladık dermişim. Bu arada eşim öz, hakiki Konya’lı. Şimdi tekrar özümüze döndük, evde masa, mini bir ışıklı naylon çam, altında ufak tefek hediyeler, hepsini ben alırım, kendime de alır, merakla açarım, rolümü iyi oynarım yani. Sosyal medyadan iyi dilekler, kendimize iyi dilekler, şükür, tefekkür …
Hane halkı günden güne azalıyor, büyük oğlan yok, küçük şüpheli, kızı zorla tutuyoruz, kemik kadro ablam, ben ve eşim, bi de kedimiz, ileride olacak bu gidişle. Yaaaa Allah “bitek ikimiz,, bi de kedimiz !!!” hallerine düşürmesin, böyle günler kalabalık istiyor,
Neyse, yılbaşı günah ise, adam kayırmaktan, torpil aramaktan, hak yemekten, kuyrukta başkalarının önüne geçmekten, yalan ile iş görmekten … daha fazla günah değilidir. Çok şükür yıllardır kutlama yapmaktan, dinden çıkmadım,” kasmayın kendinizi, uyduruk alternatifler de aramayın, kutlayın, sevinin, mutlu olmak ve mutlu etmek fırsatını kaçırmayın” diyorum da kime diyorum acep ????
Bir arada renklerini muhafaza eden, konuşan, anlaşan, sabırlı olan, hoşgörüşü bulunan insanların sağlayacağı barış içerikli bir yıl diliyorum, bu yılı cümleten sağlıkla zaman zaman unutulmaz mutluluklar yaşayalım, iç dünyamız huzurlu olsun, dış dünyamızda Merkürü kafaya takmayalım, kimse yerinden yurdundan olmasın, gençler, çocuklar vakitsiz ölmesin, sevdiklerimizi sevecek, sevdiğimizi söyleyecek vakitler bulalım … öyle işte, gönlümüzce, gönlünüzce bir yıl olsun, sürprizlere kapalı olalım dermişim 🙂 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: