Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


İçinden 15 i de geçen bir temmuz, ben de merak etim “nasıl geçmiş” diye kopyala yapıştır yapar iken bakacağım 🙂 Muhtemelen sıcak, hem de çok sıcak geçmiştir.

03 Temmuz

Yaz evinin de annesinden, evin esintili bi köşesinden , Günaaaaaydıııııın !!!
Dün geldik, yollar kalabalık, hava sıcak, arada denizden esiyor, kocam fetva verdi; “bize giren su midemize girmez” dedi. Bu aşağıdaki delikler için” yukarıyı da bi zahmet kollayın ” diye de ilave etti. Havuza gidiş var yani. Gelir gelmez esnafa para saçmaya başladık. Çeşmeci Mevlüt geldi, babası ölmüş, evlenmiş. Bu değişik saç stilli, bol dövmeli asi oğlan elimizde büyüdü. Baba ile kanlı bıcaklı büyüdü ama anarken neredeyse ağlayacak idi.Yaşlı komşulardan ölen olmamış, gelmişler de, sevindik, yeni bi komşu gelmeyen bir kaç komşu var. İtimiz Şanslı ölmüş her halde, annesi babası çok suskun, küs gibiler, o da bi evlat acısı, sonra taziye yapıcam. Balkona ip gibi perdelerden astık, aralamaya gerek yok. Rüzgar başarılı. Bi de yandan saplı dürbünüm olaydı, bi de kulağım daha iyi duyaydı, sokağın paparazisi olur, Acun’nun yanında iş bulurdum da kısmet artık.
Herkes uyuyor, merdivenin arada bi basamağı, altındaki dolabın kapağı gıcırdıyor, Kızım yanında test kitapları da getirmiş, inşallah bakacak fırsatı olur. Hepimizin üçer beşer kitabı var. Okuyacaz inşallah . Yine diş fırçalarımızın durumu karışık, renkleri unutmuşuz, insan sevdiği renkleri aklında tutamıyor değil ama en sevdiği en sevdiğine gidince sonradan şüpheye düşüyor, isimli fırça üretimi talep ediyorum. Evdeki tüm saatler pillerini yemiş, günde iki kere doğruyu gösteren üç duvar saatimiz var. Şimdilik elektrik ve suyumuz var, yazlık yer belli olmuyor, refah maalesef bazı yerlerde aksıyor, yollar var ama yolların taşıdığı insanlar refah ve huzur ile her durakta karşılaşamıyor. Belde de değişmeyen tek şey Kahveler; doğulu ve Karadenizli vatandaşlar Trakyalı kardeşlerinin işlettiği mekanlarda gece gündüz okeye dönüyor. Dünya durmadan dönüyor, ayrılanlar bile bazen dönüyor, bir tek bize dönmeyen ölüp gidenler. Geçen günlerde, en yaşlı Karakullukçu da gitti. Nur içinde yat Meloşum !!! Soy ağacımıza çalışan Karakullukçu; “kabul edelim ki devşirmeyiz” dedi. Halil Çavuş’un ağacının dalları eylülde buluşacaklar inşallah .
Telefonum çocukların eskilerinden model atladı. Aaaay ben de bi iki yıl geriden aaaayfonlu oldum.
Şimdilik haberler bunlar, yani gidip gelen aklımda kalanlar. Allah kimseyi akıldan ziyan etmesin, hiç olmazsa ya hiç aklımıza gelmiyor, ya da gelen olduğu gibi geliyor, bi de yalan yanlış, Zaman tünelinde gerdan kırıp diz çökmüş olanlar var kiiii çok şükür öyle hatırlayanlardan değiliz. Ruh sağlığı, akıl sağlığı tama yakın günler dilerim 💃🌞💋❤️

05 Temmuz

Yaz evinin de annesinden, evin esintili bi köşesinden , Günaaaaaydıııııın !!!
Dün geldik, yollar kalabalık, hava sıcak, arada denizden esiyor, kocam fetva verdi; “bize giren su midemize girmez” dedi. Bu aşağıdaki delikler için” yukarıyı da bi zahmet kollayın ” diye de ilave etti. Havuza gidiş var yani. Gelir gelmez esnafa para saçmaya başladık. Çeşmeci Mevlüt geldi, babası ölmüş, evlenmiş. Bu değişik saç stilli, bol dövmeli asi oğlan elimizde büyüdü. Baba ile kanlı bıcaklı büyüdü ama anarken neredeyse ağlayacak idi.Yaşlı komşulardan ölen olmamış, gelmişler de, sevindik, yeni bi komşu gelmeyen bir kaç komşu var. İtimiz Şanslı ölmüş her halde, annesi babası çok suskun, küs gibiler, o da bi evlat acısı, sonra taziye yapıcam. Balkona ip gibi perdelerden astık, aralamaya gerek yok. Rüzgar başarılı. Bi de yandan saplı dürbünüm olaydı, bi de kulağım daha iyi duyaydı, sokağın paparazisi olur, Acun’nun yanında iş bulurdum da kısmet artık.
Herkes uyuyor, merdivenin arada bi basamağı, altındaki dolabın kapağı gıcırdıyor, Kızım yanında test kitapları da getirmiş, inşallah bakacak fırsatı olur. Hepimizin üçer beşer kitabı var. Okuyacaz inşallah . Yine diş fırçalarımızın durumu karışık, renkleri unutmuşuz, insan sevdiği renkleri aklında tutamıyor değil ama en sevdiği en sevdiğine gidince sonradan şüpheye düşüyor, isimli fırça üretimi talep ediyorum. Evdeki tüm saatler pillerini yemiş, günde iki kere doğruyu gösteren üç duvar saatimiz var. Şimdilik elektrik ve suyumuz var, yazlık yer belli olmuyor, refah maalesef bazı yerlerde aksıyor, yollar var ama yolların taşıdığı insanlar refah ve huzur ile her durakta karşılaşamıyor. Belde de değişmeyen tek şey Kahveler; doğulu ve Karadenizli vatandaşlar Trakyalı kardeşlerinin işlettiği mekanlarda gece gündüz okeye dönüyor. Dünya durmadan dönüyor, ayrılanlar bile bazen dönüyor, bir tek bize dönmeyen ölüp gidenler. Geçen günlerde, en yaşlı Karakullukçu da gitti. Nur içinde yat Meloşum !!! Soy ağacımıza çalışan Karakullukçu; “kabul edelim ki devşirmeyiz” dedi. Halil Çavuş’un ağacının dalları eylülde buluşacaklar inşallah .
Telefonum çocukların eskilerinden model atladı. Aaaay ben de bi iki yıl geriden aaaayfonlu oldum.
Şimdilik haberler bunlar, yani gidip gelen aklımda kalanlar. Allah kimseyi akıldan ziyan etmesin, hiç olmazsa ya hiç aklımıza gelmiyor, ya da gelen olduğu gibi geliyor, bi de yalan yanlış, Zaman tünelinde gerdan kırıp diz çökmüş olanlar var kiiii çok şükür öyle hatırlayanlardan değiliz. Ruh sağlığı, akıl sağlığı tama yakın günler dilerim 💃🌞💋❤️

06 Temmuz

Yalnızlık kader değil bir seçim olmalı. Zaman zaman başını alıp gitmeli, bir köşeye çelişebilmeli, özleyip geri dönebilmeli insan. İnsanın ; bir eşi, dostu, arkadaşı, kardeşi, oğulu, Kızı, sevgilisi, kedisi, köpeği, kuşu … Yanında, yakınında, elinin uzanacağı yerde, aklında, el altında, çağırdığında gelen, gelmesi geldiğini hisseden bir can olmalı. Bu can canımızın canı olup da çizgiyi geçmemeli ama. Severken köleleştirip, boğmamalı, put haline getirip tapmamalı. İnsanlar ayrı ayrı nefes almalı, ayrı dünyaları olmalı. Birlikte geçen Zaman mecburiyet değil istek olmalı, bir insan bir insanın hamuruna çeşni olmalı, yeniden hamur yapmaya kalkmamalı. Evliliğin en büyük yanlışı illa ki ortak hayattır. Evlilik hayatı paylaşmak ama illa ki her anını birlikte yaşamak için dayatmak değildir (!)
Aşırı bağlı olmak, aşırı tutku ile sevmek , bağımlı olmak … ruh sağlığımızı sağlıksız yapıyor. Beklentilerimiz çoğu Zaman havada asılı kalıyor, her şeyin olan can bir gün ya ölüyor, ya başkasına yar oluyor ya da sıkılıp daralıp agresif tavırlar sergiliyor.
Yani her anlamda bağımlı olmamalı, bu yazı “oğlum benim her şeyim, ben ona aşığım !!!” Diyen kız evinde misafir olup balkonda telefonla konuşurken mesajı veren kayın anne ile köpekleri öldüğü için hem hayata hem de birbirlerini küsen yan komşuya. Hayat bir kurala bağlı değil, bi doğum bi ölüm var, doğanın eline bir sözleşme tutuşturulmuyor, bir o yana bi bu yana savrula savrula öğreniyoruz, tutunacak dallar aklımız, bir pusula olan kalbimiz. Sevmek, severken sevdiğini hissettirmek, olmayacak dualara “hayırlısı ” demek, iyilik yapıp denize atmak, unutmak, başkalarının dertlerinin nedeni ile uğraşmadan derman olabilmek, para yerine dost biriktirmek, insanın boyuna bosuna, cebindeki paraya bakmak yerine gözlerine, ruhunun iç derinliklerine bakmak, anlamak, anlatmak … bunlara yoğunlaşmak gerek. Yoksa kendi dünyasında bile uzaylı kalır insan.
Bu sabah böyle, ilaçlara uyum sağlayamayan bünyem daha rayına girmedi, evler kalabalık, akşamları sesler birbirine karışıyor, şikayetçi değilim aksine yazlığı kalabalık severim. Bugün var yarın da varmıyız belli değilken kendimize, keyfimize göre şekil şartlarında dayatmaya gerek yok, en azından bazı Zaman’larda. Aşağıdan sesler geliyor, evin babası kahvaltı hazırlıyor olmalı, “ama hayatım, öyle olmaz ki, bak böylesi daha pratik …” gibisinden idari cümleler ile mutfağı kurtarmak gerek. Tatlı dilin başarısı tescilli derler.
Hala bayram, dileyene hissedene her gün bayram olabilir, olsun varsın. Günaydın da olsun ❤️

07 Temmuz

Evin annesinin hasta psikolojisi, bayramlık bölüm 1 ; Rahmetli babam; “yiyin, yiyemeyeceğiniz zamanlar gelecek ” derdi. Benim de geleli epey bi zaman oldu da İnsilün direnci belgelenip hapı yutmaya başlayınca bazı şeylerden uzak durmak, hatta onları unutmak şart oldu. Bugün 9 gün oldu, ilaçlar ağır geldi. Vertigo ilaçları yüzünden ayılamıyorum. Teyzem ilaç düşmanı bi eczacı ilk onu aradım, ilacın birine bir anlam veremedi, “onu bırak, rakı iç ” dedi. Diğerini de azalt dedi. Aklıma yattı. Büyük oğlanın hekim arkadaşları var, teee liseden. Şimdi uzman onlar. Isırılmış elmalı telefonla bi konferans yaptılar, ortopedist; “ben dizleri ağrıyınca gelirim ” dedi konuşmadan ayrıldı, aslında o da ağrıyor ama konuyu dağıtmadım. Sonuç; “teyze kafada işi bitirmiş, ilacın birini içmesin” valla içmeme kararını almak bile iyi geldi. Diğerlerine devam. Bu arada kahvaltı saatimi mecbur erkene çektim. Az az sık sık yemem lazım ama doymuyorum, yani gözüm doymuyor, benim tabak bitiyor, herkes masada, kalksam bi türlü, kalsam azap. Dün sabah ekmeğimin son parçası ile bir müddet elim havada kaldım. Neye bansam bilemedim. Karbonhidrat olarak ekmek seçtim, günde üç dilim !! Ben ki , ekmeğin ekmek olduğu zamanları bilirim, dışı nar gibi kızarmış, içi göz göz kokulu, dumanı üstünde, içinde şimdi bulunmayan domates, beyaz peynir, yeşil biber … Yanında çay, top yumurta, anne reçeli … Nerdeee şimdi ??? Hakkında atıp tuttuğumuz İsrail tohumlarına talim edeli kaç yıllar oldu da bilen sayısı az. Aaaay dün akşam da tabağımda ezmenin suyu kaldı, mangalda közlenmiş patates hissem bir misket kadardı değil de az büyüktü.
Yazdıklarımı okurken elimden kaçıyor, yarım kalıyor, üstüne ek yapıyorum, yeni telefon çok seri şekerler !!! Aaaay yine şeker dedim, ne bayram tatlısı ne de çikolatası yedim, kahve yanında su ile gidiyor.
Neyse her işin başı sağlık, dün denize gittim, su sinirlerime iyi geldi. Bizim sahil çok renkli, fakirlik sınırını iki derece aşmış ama zengin sayılmayan, halk tabakası çimiyor bu sularda. Hijyen sıfırın altında, mangallar on numara, mutluluk haf safhada. Bu da güzel bir şey. Mutluluk şekil şartlarına bağlanır, ayrıntıya yakalanır, mükemmele takılırsa gelmez olur. Gidilmesine de duble yollar yetmez. O zaman elimizde olanlara birazda elimizden gelenlerden katıcaz, bir kaç öpücük ve sevgi ile harmanlayıp, ortaya çıkan resmi instagrama atıcaz. Belki bugün bende aile fotosu yaparım, gerçi saçımın boyası da çok gelmiş, boya da insanın uykusu gibi bazen çok geliyor, bana kalsa boyamayacağım da ellere karışıcaz inşallah, “kayınvalde kaç yaşında” malzemesi olmak istemem. Kayınvalidenin yaşı kapı önünde sek sek oynamaya müsait ama o sosyal medyada çoluğa çocuğa rakip 😀
Sanırım bugünlük bu kadar, kendime kahvaltı tabağı yapmaya giderken, “bu sabah üşüdüm, açlıktan mı acep ???” diye düşünüyorum, aslında kendimle eğlenip gülüyorum, neticede bir Türk annesiyim, kendimi ancak kendim ikna ederim, ettim bile; “haplar !!!! sizi bırakacak kadar iyi olacağım inşallah ” Cümleten Günaydın ❤️💋🙏

10 Temmuz

Bugün pazar, tatilde iken, emekli iken, ununu elemiş, eleğini duvara asmamış bile olsan… gün isimlerinin ne önemi var. Geçen günler mi güzel, gelecek olanların güzel olma ihtimali mi bu soru hep aklımızda. Günlerin hızla geçtiği gerçeği var. Son zamanlarda ölen yok ama tüm site yaşlanmışız. Yaşlı dediklerimiz 90 + yine de bizden iyiler, biz de bizden geridekilerden iyiyiz. İnsanın en büyük hatası kendine sunulan doğal kaynakları hesapsız harcaması, yaşadığı yerleri pis bırakması. Sahil tenhalaşmaya başladı, Nasıl çöp dolu ortalık anlatıcam; pet şişeler, yemek artıkları, mangal külleri, içi boş poşetler ve akla gelmeyecek görünce hayrete düşüren her şey deniz, kum ve ağaçlık alanda uçuyor ve sinek yuvası oluyor. İğreeeençç !!!!
Evin yarısı boşaldı, Ankara yolcusu kalmadı, küçük oğlanda yaz okuluna gitti, ablam, ben ve kızım kaldık. Kızı da zorla tutuyoruz. Yazlık işini gençler sevmiyor, ben de sevmem de ev babadan anadan kalma olunca ziyan olmasın diye geliyoruz. Bir de daha evlenen yok, bir araya gelmek için uygun bir yer. Bizde liseyi bitireni tutmak yok, kız bile buna dahil. Var ise iyi bir plan program, kanat çırpmaya başlayabilir. Herkesi devamlı bir arada tutmak iyi bir proje değil, özlemek, o özlemle gelmek güzel. Herkes yerinde sağ olsun, arada gelsin gitsin. Sevmek mesafeler ile ne doğru ne de ters orantılı. Sevmek kalp işi, göz işi değil. Hasret, vuslat … şarkı şiirin işi. Doğduğun yer değil, doyduğun, mutlu olduğun yer önemli.
Büyük oğlan gelip gidince hep böyle olurum, alışamadım değil de evlat işte. Her birinin yeri ayrı, her birini birinden farklı bi nedenle çok seviyor insan.
Normal hayat ne ise ona dönücem desem de öyle değil. Normal neye göre normal o sınırları devamlı çiziyor insan. Bu da iyi bi şi. Biraz yorucu ama olsun, ruhumuza ilaç bu çabalar.
Sabahları ve geceleri bayağı serin, ben bile üşüyorum. “Sinek ısırıklarının müellifi /B.Bıçakcı” okudum, bitti, talihsiz bir kitap oldu, çok süründü elimde, şimdi “Eva Luna /Isabel Allende” okuyorum, Elif Şafak okuyanlara aradaki farklar için şiddetle tavsiye ederim, Ayşe Arman röportaj yapmış da , biri sınırlı gazeteci öbürü sınırlı edebiyatçı isimleri var da içlerinde bi şi bulanlarda var.
Aaaaay sabahın en güzel saatlerini gıybet ile harcamayayım. Horoz ötüyor, site uyuyor, yoldan geçen arabalar boşken hızla geçiyor, denizde ben gibi kıyıya uzun uzun cümleler kuruyor.
Bugün günlerden pazar, özlediğim bir sürü şey var, güneşe çıkarım diye düşünüyorum, günaydın, cümleten iyi pazarlar

11 Temmuz

Bayram tatilcileri arkalarında boş evleri, anneleri, eşleri, çocukları, çöpleri bırakıp gittiler. Bu sene son gün trafiği olmadı, akıllanmışlar, erken döndüler. Dün geceden itibaren site ıssız ve de sessiz, tam yaşlı işi oldu. Bugün sabah denizine niyet ettim, aaaay hadi inşallah !! Aslında denizi sabah erken bi de akşama yakın severim. Kalabalık sevmem, yüzer çıkarım, güneşlenmem. Kumsallar hala döne döne güneşlenenlerle dolu, uzanıp kitap okuyanlar yerine, telefona bakanlar var. Çocuklar da hep aynı değil, kumdan kale yapanlar kalmamış. Suyun içi bir kaç şerit. İlk kademe yüzme bilmeyen sağlamcılar, göbek deliklerinin az üstüne kadar suda durup oynaşanlar, gerektiğinde çömelerek boyunlarına kadar ıslanırlar, baş elle ıslama. İkinci kademe; iki üç metre yüzen, boyuna kadar suya dalan gösterişci bilmişler, bunlar devamlı bir alt kademeye, ” buraya gelin, bi şi olmaz” diye el ederler, sonraki kademeye ise haset, bir sonraki yüzenler ama açılmayanlar, bir sonraki ise başını alıp gidenler, sonrada gemiler geliyor, dermişim. Ben sırtını engine, yüzünü sahile verip de aynı hizalarda gidip gelenlerdenim. Ya kramp girer ise, ya deniz patlar da dönemezsem diye kuruntu edenlerdenim. Etrafımda kalabalık olmayacak kadar gidiyorum yani, sularda, yollarda ahbablık sevmem, oralarda hayata seyirci kalmak isterim, dün öyle olamadı, selam veren adamın selamını aile terbiyesi gereği olarak alınca bir muhabbet oldu. Aaaay bu aile terbiyesinden çok çektim, bir gün onları da yazalım. Neyse adam komşu imiş, biraz beldeden biraz gelecek günlerden derken konu aile işlerine geldi, kız kardeşi ile dargınmış, düğünlere gitmeyecek, cenazelerde arkasını dönecek kadar. Bi de üzülüyor ki, hem de sudan bi sebepten. Kardeş küslüğü kötü oluyor, ana baba da yoksa mezara kadar gidiyor, ‘aman üç günlük dünya !!” diyen yok, sanırsın herkesin kakılmış kazığı var, kin tutmak unutmaktan zor, devamlı konuyu işlemek gerek ama olmuyor işte, ellere karışınca “bacı kardeş ” müessesesi yara bere içinde kalıyor, var bir denge imkanı tabi de herkese uymuyor. Valla bizde gelin de bi tane, damat da. Mükemmel değiller, eeee biz de değiliz, “hayatım, şekerim, görmeyelim, bilmezden gelelim, hadi af edelim, unuttuk farz edelim …” Böyle böyle yutkuna yutkuna, aile terbiyesi, anam babam vasiyet etti … diye idare ediyoruz, arada bacımla kendi aramızda çoşuyoruz, orada da fevri olan ben, frene basan ablam 🙂 İç huzuru dıştan içe sağlamak gerek, yoksa pişmanlıkla, iç ses konuşmaları ile, taraftar arama ile geçiyor hayat. Deniz iyi, sinir sistemini kış için onarıyor, sudan çıkmış balığa dönmek iyi gelecek bize dermişim.
Denge ilaçlarını bıraktım, şeker hapına devam, kendimi deniyorum, tatlı yemiyorum, yani porsiyon olarak, dün kızın şokellasına iki çubuk kraker batırdım. Geçen kahvenin yanında ağzıma bi bitter çikolata attım, küçük günahlar bunlar ama her şeyin bedeli var. Bu arada uydudan antenli olunca değişik kanallar izliyoruz, öğreniyoruz; 100 gr çikolata enerjisi 7 litre su kaynatırmış, o çikolatanın bir karesi yağ ve şeker olduğu için yanarken bir sahanda yumurta pişirirmiş. Çocukları eğitirken kurallar sol kulak tarafından tane tane söylenirse beynin sağ tarafındaki anlama merkezinde kalıcı olurmuş. Önemli telefon görüşmesi yapılırken, “sol kulak” uyarısında bulunsak olurmuş 🙂
Yazdıkça yazdım sanırım, yeni bir hafta, ülkede iyi yönde gelişen değişen bir şey yok, çelişenler arttıkça artıyor, ağız tadıyla bayram edemedik, cümleten “hayat devam ediyor !!!” arsızıyız, ama öyle, mecbur. Yine de hep bi umut var, o umutun yüzü gözü suyu hürmetine Günaydın ❤️

13 Temmuz

Aaaay çok mutluyum, tatildeyim, deniz, güneş, kumsal, can ciğer arkadaşlar, gelecekten aşırı umudum var …” Böyle uyananlar hala var mı? Sanırım yok, durmadan “biz ne ara bu hale geldik!!” diye sorup duruyoruz. Sahilden duba üstündeki adamlar iie ipini koparıp gidiyor, kimsenin ruhu duymuyor, bu sene teravi namazında fena oldum, ayakta iken sendeledim de yanımdaki mümin kardeş “ne oldu, neyin var ? ” demedi, ama her selamda yeni bir bildirim var mı diye telefonuna baktı, öyle yetiştiğimiz için böyle oluyoruz, hiç bir şeyini paylaşmayan, ağlayıp tepinerek istek yaptıran bebelerin büyümüş halleri bunlar. Eğitim şart da kim kimi nasıl eğitecek o önemli.
Yaz evinde anılar ile püfürdeyerek, başımıza göz kulak olması için bırakılan kızı mutlu etmeye çalışıyoruz, oyunu indirdik ama buralarda Pokeman yokmuş. Pokemanın bile gelmeye tenezzül etmediği bir bölge de kendimizi poyraza verdik. Bir esiyor, bir esiyor, üç metre yüzüp bel metre de sürükleniyorsun. Denizi sabaha aldık, daha sakin, gelince ev çalışması, okuma, yemek yapıyoruz. Dün dikiş makinesini açtım, perdeleri kısalttım, bir iki eski zaman işi yaptım; koltuğa örtü, yastıklara yüz, namaz etekliği … İyi oldu, severim dikişi, gençken kıyafetlerimi dikerdim. Biz on parmağımda yirmi marifet hedef alınarak yetiştirildiğimiz için hizmet alanımız geniş. Faydasını gördük de sırtımızdan yük eksilmiyor ama.
Evde bir sürü ana baba hatırası var. Babam rahmetli ; kasketli, mavi gömlekli, bıyıklı bir Karaoğlancı iken sonradan takkeli, yelekli, sakallı Erbakan Hocacı oldu, annemin ifadesine göre dükkan Bayrampaşa’ya taşınınca komşular kandırdı babamı 😀 Bu esnada baban Türkiye gazetesinin kuponlarını biriktirdi, İhlas pazarlama ne sattı ise aldı, ürünler annemi oyaladı. Yazlıkta o günlerden kalma bir sürü şey var, dikiş makinesi de onlardan biri, anılar hem madde hem de cümle olarak geliyor bazen. Uzun yıllar oy vermeye giderken ayrı partiler için yaptıkları ağız dalaşlarını, sonunda küsmedikleri fikir ayrılığı kavgalarını, özlüyor insan. Annemle babam hiç ayrı uyumadılar, hasta için bile her gece babamı yatağına taşıdık, bazen yıllardır yokmuş gibi oluyorlar, bazen az önce burada imiş gibiler.
Yaşarken kıymeti çok bilinmeyenlerden anne babalar, bizi çok sevdiklerine çok eminim de çok gösteremediler, ben sevmeyi sonradan geliştirdim 😀 kızlar bu işe çok uygun, bir kızınız var ise abartın valla, kat kat geri dönüyor, oğlanlar az serin ama olsun, onları da çoşturanlar var 😋
Kaçtım, deniz zamanı, cümleten pıtırak gibi sevgi yağdıran günaydınlar olsun 👙💃❤️💋

15 Temmuz

Çok sıcak!!! Ufukta denizin bittiği yer ile gökyüzünün başladığı yer birbirine karışmış. Denizden esiyor, bu da nem demek. Karşı kıyılar görünmez oldu. Bunlar çıldırtan sıcaklar olabilir, çıldırmanın son noktası kişisel, çıldıran insanlar, çıldırtmak için varlar. Şu günlerde “önümüz, arkamız sobe !!!” Dünya tatsız tuzsuz, hepimiz 20 temmuzu bekliyoruz. Merkür günah keçisi degil artık. Şu ara jüpiter ile pluton kapışıyormuş. Olumlu olumsuz bir birine karışmış, harmandan anlayanlar beş güne sıyıracaklar, teraziler rahat başları döndükçe kendi eksenlerinin etrafında dönecekler, max 7 kiraz yerine 15 tane götürünce , 4,5 bucak G görüntüsü flu olacak. Misal ben. Valla, gönüm günümü tutmuyor, geçen kız , “bir düşer iki kalkar” dedi idi, “düşmez kalkmaz bir Allah ” demek istemiş, aynen öyle , bir düşer iki kalkar hallerim. Yavrum; sıkıntıdan ne dediğini bilemiyor dicem ama biliyo kiii saatlerce telefonda konuşuyor.
Aaaah aaaaah ; alnımıza anahtar basılınca aklımız doğruluk sevecenliğe açılsa, balla sıvanmış terlik giyerek evliliğe tatlı yoldan girilse, kusurlarımız sayıldığında alçak gönüllü olabilsek, kitaplarda yazanlar, hayata geçmiş, hayattan biz varken geçmiş olsa.
Hayat bayram olsa, desek, bayramlar da bayram olmaktan çıktı, önce tatil ile boşlandı, günümüzde kana bulandı.
Yani en azından bu sene her şey böyle, ülkemiz akrep burcunda imiş, akrepler bu sene darda, ben yıldızların yalancısıyım.
Arkalardaki bir yere “Hamza bebek” gelmiş, hane halkı sesli seviyor, sıcak balkonlara dökmüş site halkını, samimi ama habersiz görünüp içten içe iyi dileklerle paylaşıyoruz sıkıntıyı, sevinçi, bizim balkon iyi niyetli, diğerlerini bilmem, ömrümüzü tüketiyoruz, tükenmiş ömürlere üzülerek, sebep olanları Allaha havale ettik, bir saman çöpü gibi olanlardan olalım, rüzgar, yağmur, sel, fırtına … Çöp aynı çöp sonunda.
Yarın Pokeman aramaya Marmara Adası’na inşallah ❤️👙😎

17 Temmuz

Artık bir devekuşu olan evin annesinin yaz günlerinden bir gün günlüğü ;
Yaşım 50 küsur seneyi geçti, yarım renkli asır yaşadım. Gerçi yaşadığım renklerin hepsini ben seçmedim ama geçmişte kalan her rengi arar oldum.
Darbeler, muhtıralar, acı tatlı kendi dünyama dair sürprizler, iş, güç, çoluk çocuk bugüne geldik. Gazı hep ilerideki günlere göre ayarladım, orada bir yer var uzakta, ahir ömrüme son nokta, huzur biraz daha huzur, mutluluk, güven, yeterli para, torun torba, sahil şeridi, evin yanına bostan, yumurta bahçedeki tavuktan, domates, elma bahçedeki dalından, evin içinde kahve kokusu, kütüphaneli oda, yazmak için üstü karışık bi masa, tekli okuma koltuğu, cam önünde, yakın gözlük yakınında, işimi yapar haldeyim, ilaçlar da var ama, uzun tatillerde gözüm yolda … böyle hayallerim var idi, hala da var ama içindeki umut miktarı azalıyor. Umudun yerini can korkusu alıyor, dünya güzelleşmiyor, dünya kin ve nefretle besleniyor. Birleşmek yerine ayrışıyoruz. Her yerden bir birimize sallıyoruz. “Oh olsun !!!” , “onlarda bize böyle yaptılar ki” … Zafer kazanmanın hazzına ne kadar çok ihtiyaç varmış meğer. Yarı yaşımdan küçükler, kulaktan dolma beslenenler, kin ve nefret kusuyor, baş örtülü bacılarım şakır şakır küfür ediyor, dindarlar kindarlar olmuş. Aslında iç dünyalarda gizli hayaller ve istekler var, yapamayanlar, eksik kalanlar, yapıp da tam olanlara imreniyor. İyi gözlemciyimdir, bu konuda hiç mütevazi olamam, dermişim. Bu ramazan teravi namazında bir kız gördüm. Çok şık ve çok kaliteli giyinmiş idi, çanta, telefon, ayakkabı konuşuyordu ki dilinden anladım. Kızımız ayrı bir yere seccadesini serdi, kimseye karışmadan, bir prenses edası ile ibadetini yaptı, gitti. Belki de arabalı, her gece cami gezen, ne kadar çok ibadet ettiğini paylaşan biri, gelgelelim cami de namazın özelliği saf tutmak, bundan bir haber, belki dini bir çok bilgiden bir haber, ama şekil şartları dindar. Kesin dilinde de var. Bu yeni yetmeler bülbül olup şakıyorlar, sayfalarından adam kovuyorlar, kızlar iyi bir paralı kocaya varsa, erkekler mevki ve para sahibi olsa böyle sıçramayacaklar ama.
Amaaan neyse, bundan gayri kafam kumda , açıkta kalan yerlerin pozisyonuna göre neremle konuşup güleceğim malum, kendime kumdan kalelerle korunan, kuma gömülü bir dünya ayarlamak istiyorum, gerçi biraz su kenarı olacak ama olsun, su geldimi cümleten gideriz, dünya fazla düşünen, çok soru soran, önüne ardına bakan, vicdan merhamet taşıyanlar için kolay değil, çok konuşan, çok bilen, çok gören, çok duyan üç maymun olsun, hatta yanar döner olsun, yan masanın ikramı olsun da uymaz. Bizim fıtratımızda;Ne olursan ol ama kendin ol var “sokma akıl üç adım gider !!” derdi rahmetli annem. Kendi aklımla, kendi başımla, kumdayım işalla , benim seyir edeceğim bir şey yok, içim kaldırmıyor artık, beni seyredenlere iyi seyirler …

19 Temmuz

“Durum ciddi !!” Bir dizi bu paylaşımları parmakla kaydırıp, esas haberlere geldim ; durumu ciddi bulanları ciddi bulmayan bir arkadaş ile “sana ne ” tribi atan başka bir arkadaş seslice küsmüş, suskunluğunu bozanlar, yeni sorular bulanlar, karşılaştırma yapanlar, ah edip bedduasına beğeni isteyenler, kimseyi beğenmeden, büyük harfle isyan edenler, tatil edenler, test edenler, silip süpürenler, varlığını belli etmeden iz sürenler… her şey var burada, olması gereken de o, sosyal olmak çok renkli olmak demek, bi de renklere tahammül edebilsek, sadece kendimize benzeyen, bizim gibi düşünen insanlar arasında yaşamak mı huzurdur, farkları hazmederek, insanca konuşup tartışarak, silaha sarılmadan, küfürü basmadan, bedduaya sığınmadan netice almak mı huzur ????
Tek tip hayatın en büyük özlemi bence , herkesler aynı çantayı takmasın, aynı koltuk modelini bulamasın, aynı saç modelini taramasın … ama aynı fikirde, aynı zikirde olsun, bu mudur, huzur !!!
Tahammül sınırları çok dar, hele bu Facebook atarlanmalarını komik buluyorum, “seni siliyorum, seni blokladım, trole bildiri ile önlem aldım, silinmişim hüsrana uğradım …” Yuva çocukları hareketleri bunlar. Her şeyi okumak, göz atmak lazım. Beğenmezsek parmakla geçeriz, bir itirazımız, bir ekimiz var ise edep çerçevesinde yazarız. Online terbiye sahası değil buralar, çok hızlı ve yanlış, kışkırtıcı bilgi akışı da mevcut.
Hay Allah ben de atarlı gibiyim, ama değilim, uykum kaçtı benim. Tam uyuyacaktım, kalkma zamanı geldi. Dün akşam saatlerinde kamuda tüm izinler kalktı, dolayısı ile ablamı işe yolcu edicem, yeşil pasaportla yurt dışına çıkışda ayrı bir eziyetmiş. Bir şeyler oldu ama geçmediği muhakkak, yıllar sonra yazılacak da biz görmeyiz, çoluk çocuğun bir darbe anısı oldu, biz de kendi anı dağarcığımızdan geçmiş zaman darbelerini anlattık, yavruların kafası karıştı. Ama kesin olan “ne polis ne asker devleti, seçimle gelen seçimle gitsin!!!” bunu iyice bellediler, “demokrasi” dilimizde de gönlümüzde de olsun inşallah.
“Hayat devam ediyor !!” Arsızı olarak başlanacak bir gün daha içinde neler saklı bilmiyoruz, ama “an”ı anın içinde olarak yaşayabiliriz, sevmek ; birini, bir şeyi komple sevmek değil, avuçların içine hapis etmek, gözünün önünde tutmak hiç değil, saygı ile yan yana bazen değil, ama bir insanın bir parçasını bile sevmek çok şeye kadir. Kendi canımız çocuklar bile farklı nedenlerle seviliyor, misal büyüğün oturaklı adam halleri, ortancanın merhameti, küçüğün pratik çözümleri … Biri diğerinin bazı zamanlar önünde ama kalpde kapladıkları alan aynı.
Üniversite sonuçları açıklandı, kardeşimin kızı da hedefi tutturdu çok şükür, sevindik ❤️ dün evin eskimiş laminantlarını değiştirdik, seneye salonu komple döşerim diyorum, profesyonel işlere amatör hevesler bizimki, her konuda üretken olmayı seviyorum, Eva Luna bitti, illa ki okuyun derim, Genç Doktorun Anıları’ na başladım, modern klasiklerdenmiş.
Unutmadık ama beynimizin az ötesine iteledik, yine, yeniden, tekrar yeni baştan bunun için çabamız. Günaydın o zaman .

22 Temmuz

Tatilin sonlarına geldik. Başımıza pişmiş tavuğun başına gelebilecek kadar şey geldi. Kalkışma gecesi 5 kişilik çekirdek aile, 3 ayrı şehir, 4 ayrı evde idik. Devamlı birbirimizden haber almadık, aile şefi nasıl çalarsa üyeler öyle oynar. Yıllar bana “göz görmeyince gönül felaket planı yapmasın, durduk yerde kafayı karıştırıp , beyni sulandırmasın !” İlkesini öğretti. Çok konuşmak, çok kurmak, çok ince plan ruhun iç derinliklerine zarar, hiç bir şeyin sahibi ve tek hakimi değilsek ona göre yaşamak lazım. Kendi ailemizin bile tek elden yönetilmesi sıkıcı iken tüm kainat üzerinde bunu denemeye kalkanlar kadar etraflarına en az on, onbeş kişilik grup yapanlar da aynı derecede bunalırlar. Çok şükür yönetmek ve kontrol altında tutmak gibi bir tutkum yok. Hepimiz şimdilik iyiyiz, sonralık herkes için belirsiz. Telefon mesajsız, tvler yorumcusuz kalmadı, sokaklarda demokrat kaynıyor. Suçlu da bulundu. Bana kalsa organize işler bunlar , suç ve suçlu var ise ortada bir ihmal, bir göz yumma, bir kayırma, bir şiş ve kebapta ateşe odun atma, menfaatlerde çarpışma vardır, derim. Başka da bi şi demem, ufuk çizgisini genişletenler her zaman mutlu olamaz, hatta hiç olamaz, bilgi insanı zehirliyor, biz de zehirlenen, durmadan yoğurtla kendine gelmeye gayret eden bir kesimiz, bizim yoğurdu biz mayalıyoruz, bedava gelen bi şeyimiz yok, olanı da almak fıtratımızda yok, çok şükür.
Bu arada kıza son durumlara binaen bedava ek paket geldi, ulaşımın ve haberleşmenin önü hiç bu kadar açılmamış idi.
Tatil boyunca dinlendim, hatta kafayı da dinlendirdim sayılır. Getirdiğim tüm kitapları okudum, uyudum, yüzdüm, boş boş denize baktım, gün doğumuna,batımına,dolunaya baka kaldım, iki paket internet kullandım, mecburen sağlıklı beslendim, kendime ayrı bir gezegene gezmeye gelmiş hissi verdim, kalkışma buralardan fazladan iki üç sela olarak hissedildi, ben de hissimi bozmadım, ammaaaa çooook okudum, çok !!! Sonuç; Bu filmi görmüştük, ara ara da gördüğümüz için hiç unutma fırsatımız olmadı. Neyseki hep aynı artizler oynamıyor, bir seyirci değişmedi, o tamamen aynı hisleri taşıyarak çoşuyor, sonradan bir “ebe” durumu oluyor ama anlamak zaman aldığımdan sebep sonuç bağlantısı havada kalıyor.
En son Murakami okudum. İmkansızın şarkısı, 20. Baskı fransızcadan çevrilmiş. Severim Murakami, su gibi gider bende. Yalnız bir şey keşfettim, sevdiğiniz yazarı sondan başa okumamak lazım, gelişmeden geriye gibi oluyor. Ruh hallerini çok güzel işliyor, hep bir intihar ya da meyili var kitaplarda, okurken kendimi Japonya’da hissediyorum, bir gün gitsem, tren yollarında, lokantaların yerlerinde yabancılık çekmeyecek gibiyim.
Tatil bitti, kitaplar bitti, internet bitti … Yine de geriye kalan çok şey var, ömrün yettiği kadar gönlümüzün sinemalarında kendimizin filmleri var. Sorun var ise çözüm var, çözüm sorunun sebebinde var, sebebini bulmadığın sorunun çözümünde çözülme yok maalesef.
Şarkılardan sabah falı tutsak; “Hayat sen ne çabuk harcadın beni !” Ağır olur. “Yine seni sevmekten başka bir şey yapmadım bugün !” Desek kaçış olur. “Nasıl olsa her şeyin zamanla sonu yok mu, ömür dediğimiz şey küsecek kadar çok mu ” münasiptir.
Sevdiğim dualardan biridir; “Allahım hakkımızda her şeyin hayırlısını nasip et, nasip ettiğine de gönlümüzü razı et ! ” Amin !!! ve de Günaydınlar olsun.

25 Temmuz

Bedenen şehre döndüm ama ruhum daha değil. Hatta ruhum bana bile dönmüş değil. Dağda bayırda gezmiyor ruhum, bir kaç boy yükseldi yukarıdan aşağıya bakıyor ; “Dönsem bile, dönsem bileeee, bulamam ki seni sendeeee ” diye bi de bi türkü tutturmuş olabilir. 24 gün önce bir sahur vakti çıktığım eve inanılmaz sayılmayan hatta inanılması şart olan yaşanmişlıklarla döndüm. İçinden çok şey geçen sadede gelemeyen bir mini dizi gibi her şey,, içinde yok yok. Bir durum değerlendirmesi yapıp, kaldığımız yerden devam mecburiyeti var, gayret edeceğiz.
O evi kapatıp, bu eve gelince hoş bir manzara ile karşılaşmadım, evi gece karanlığında bırakmıştım, gün ışığında tozu, toprağı ile buldum. Akşamdan oturacak kadar toparladım, bu hafta ancak kendine gelir, çocuklar maşallah, kendi dünyalarından çıkıp da eve gelemiyorlar,soru sormak, bakıp bulmaktan daha kolay, dün dışarı çıkmaya üşendikleri için pizza yedik, suyumuz da kalmamış, artık bir tanesini “markete pokeman gelmiş !!” diye yolladım da suyu aldık.
Yollar kalabalık, artık öyle de olması gerek. Halk ordusu olduk. Akşam bir program seyir ettim, Açıklamalar kabus gibi, resmen “Besle kargayı, oysun gözünü” olmuş. Karga da kargalar ordusu, nasıl temizlenir, temzilenir mi bilmem artık. Farkında olanlar ile Gülhane Parkında olanların kavuşamaması yüzünden , “Allah korudu !!!” seviyesindeyiz.” Bir savaş olsaydı, ordunun ekmeğine yağ sürelecekmiş” diyesi geliyor insanın. Meydanlarda zafer çığlıkları atanlar arada eve gelip tv seyir etse, bir iki yazı okusa iyi olacak da kulaktan dolma bizim işimiz. Yine de Rus uçağını düşüren pilotlar, çalınan sınav soruları, hasır altı edilen iddanameler, kayıp SAT komandaları (Bunlar yüzerek gidermiş Yunanistan’a, o derece donanımlı) , istihbarat işleri … aaaay daha bir sürü var da sabah sabah yazasım gelmiyor. Çünkü bilgi midemi bulandırmanın ötesine geçti.
Tüm bu Darbe ile ilgili yaşananlar, kronik hastalıklar hayatımdan silinip gitsin istiyorum. Beyaz sayfa olmasa bile silinmiş bi sayfa olsun . Camları silmek, halıları yıkamaya göndermek, perde yıkamak, yemek yapmak, kitap okumak, çocukları evlendirmek, düğünde “kesik çayır” oynamak, horon tepmek, saçımın modelini değiştirmek, görmediğim bilmediğim yerler gezmek … böyle şeylere programlanmak istiyorum. Aptal, maptal çare ise yapma sarışın olarak hayata devam etmeyi çooook istiyorum.
Her şey bir rüya olsa unutarak uyansam ama uyandım, hiç bir şey unutmamışım, şurada ilaç saatimi dolduruyorum, evde de yenecek durumda bir tek baklava var, ben de tok karnına şeker ilacı içicem, şartlardan mucize çıkarmak, şartları oluruna çevirmek çok zor ama imkansız değil. Buzlukta ev yapımı ekmek buldum, bir de yalnız bi yumurta, suya kahve ile bir ilaç tabağı yapıcam artık.
Yani demem o kiiii ; “bize dokunmayan yılan bin yıl yaşamasa da en az yirmi sene yılan olduğunu saklar, sonra da ortamı bulunca etrafa zehir saçar” bi de Şahmeran efsanesi var, o yılanların yüz akı.
Eeeeh süre doldu, hayat başladı, günlerden pazartesi, hava sıcak, daha yaz bitmedi, ortam sıcak daha Arap saçı çözülmedi, artık iyice arsızlaşmış bir hayat arsızı olarak ; “Yıkıla yıkıla yaşayan benim, geceler boyunca kahraman benim, ah edip inleyen yıpranan benim,kötüysem, düşkünsem, kime ne bundan …” bir Müslüm Gürses parçası ile jilet atacak duruma bi gelelim, arkasına “Gazla şöför”, Demokrasi delisine her gün bayram, oooh yandan yandan …
Herkes sevdiği renkte hunisini takınsın, bu arada mavi otobüsler bile bedava ki onlar bedava kartı olanı söylene söylene taşırlar, hatta tüm vapurlar bile bedava, hafta sonu ada vapuru vaktinden önce kalkmış çünkü aşırı dolu imiş, tiyoları verdim, elimden gelen budur, kimse bizi delirtmeden kendimiz ortam hazırlayalım, haydin kolay gelsin, “deli deli tepeli,kulakları küpeli, hunisi marka mı değil mi …”
 27 Temmuz

Yaşlandıkça huyum suyum değişiyor, hatta anneme benziyorum, hatta annemin kızdığım yanlarına benziyorum. Adapte olmak zorluğu çekiyorum. Düzen, kural bozulmasın, hele ezberler hiiiiiiç bozulmasın, gürültü olmasın, hem pastam dursun, hem karnım doysun, çocuklar kuzu gibi olsun, düzenek tıkıııır tıkııııır işlesin, tekerime taş koymaya kalkanlar bulunmasın, yollar gölge yapan ağaçlarla donansın, güneş haddini aşmasın, rüzgar hızını arttırmasın, trafik yolumdan çekilsin, laf söz atma, öküzün altında buzağı arama etkinlikleri düzenlenmesin … felan fistan. Bi bıkkınlık hali var, sinir katsayım katlanıyor. Hazar içtiğim ilaçlardan, ortamın havasından, dünya işlerinin dünya kadar olmasından … diye bi mazaretim ola bilir mi ??? olur tabi, niye olmasın.
Bu arada kendimi de biliyorum ama. Geçen hane halkına “ben de biraz huysuz oldum !!!” deyince, alçak kız ; “Ay evet aşkım, yaşlanınca bakalım sen mi bizi istemicen, biz mi seni istemicez !!” dedi. Yani elimde değil demiyorum ama elinde olsun da istemiyorum. Şu ara bi ev içi kalkışma hareketim var, zamana yaydım mecbur. Ev halkı ile uyumlu değiliz. Onlar huzuru dağınıklık ve bekletilen görevlerde bulurken ben düzen tertip ve anlayış istiyorum, anlayış derken. Yapılan işlere özen ve itinayı kast ettim.
Her yaz bi saksı fesleğen alırım, severim kokusunu, duruşunu. Geldiğimde baktım kup kuru, “niye sulamadın çocuğum ????, eeee demedin ki ” her şeyi demek gerekmiyor, sanırdım da öyle değil ama bana her şeyin denmesi gerekmiyor, oğlan bi bulaşık makinesi boşaltmış, bardak dolabı bi hoş olmuş, uzunu kısası, renklisi beyazı parti veriyor sanırsın. Bulaşık makinesine de çok kızarım, içine öylesine atıldı mı, kapak aralanıp ilk boşluklara yerleştirme sıkıntı yapıyor bende, fakat ben de bunu annemin karnında öğrenmedim, kendimi işe vererek, gözlemleyerek, aklımı kullanarak, gözüme hoş gelecek şekilde yapıyorum.
Sokaklar gürültülü, durumlar iç içe geçmiş kaplar gibi, hayat pahalı, bu çoluk çoçuğu nası bi dünya bekliyor, kime neye inana cağız, çamaşır makinem bozuldu !!!!
Bak bu önemli ; Makine son zamanlarda dualarla çalışıyordu zati, durana dinlene, iş görüyordu. “Son nefese kadar dursun” dedim, yazlıktan geldim, ölmüş. Ama yine de bi umudum var, çamaşırı koydum, deterjan felan da tamam, tık yok. Önce apt görevlisini çağırdım, bu konuda çok şanslıyım, her yerde bi her şeyden anlayan “ulu görevli” bulurum. Adam; “Bakim abla” dedi, elini değdi çalışmaya başladı, yine de bi tamirci soruşturduk, model eski olunca bulamadık tabi, neyse idare ettiği kadar etsin dedim, iki tur yıkadım, ertesi gün yine tık yok, umudu kestim,gittim yenisini aldım geldim, “basit, uygun fiyatlı olsun, bildiğim marka olsun” neyse oldu da. Ertesi gün gelip bağlayacaklar. bu arada yine makinede çamaşır var ama yıkamıyor. Gece saat bire doğru yatmaya gittim, tam uyuyacam, “makineyi kapatayım ne olur ne olmaz, su, elektrik bir olay çıkar, tedbirli olmakta fayda var” dedim, gözlerim yarı açık yarı kapalı düğmeye bastım, meğer kapalı imiş,açılınca sen gece yarısı çalışmaya başla, şaşırdım ama kapatmadım da “yıkasın bari” deyip durumu kıza havale ettim, sağa dön sola dön uyuyamadım, zihnimde acı tatlı hatıralar bile değil içimi ezen hatıralar cirit atıyor, geri kalktım, bi de sokakta bir kavga oldu, “demokrasi nöbeti” n den dönenler kapıştı, ona da sinir oldum mu, zaten komple sinirim,sabaha karşı çamaşırları asmış, evi de toparlamış olarak sızdım, sen makine ertesi gün de yenisi gelene kadar çalış, üzüldüm ama kendimi de “Yarın öbür gün oğlan evlense (bu ara yaşıtlarım habire düğün yapıyor,insan kendini sıraya girmiş hissediyor, aaay Allah gençleri mutlu etsin, darısı başımıza) makine parasına elbise bulsam, ucuza geldi diye sevinirim, üstelik de bir oğlanınkinde giydiğimi öbüründe giyemem !!!” diye kendimi teselli ettim. Yeni makine bir takım yenilikler de istiyor, misal şu an durduğu yerde kapı yok, acil durumlar için oradaki tuvaleti iptal etmedim, bir acil durum karşı bloklara porno olarak dönebilir, varsa bi dürbünlü manyak bayram edebilir de fırsat vermicem inşallah.
Bazen hatta çok zaman çok işin altında eziliyorum, “cahil, kapasitesi sınırlı, birine kul köle,iş bilmez, iş görmek istemez, tembel ” de olmak istemediğim için sessiz çalışan makineler gibiyim, ( sessiz derken illa ki hakkım olanın peşindeyim, şikayet sevmem, ah ile vah ile vakit geçirmem), gün geliyor, motor arıza çıkarıyor. arızanın yerini biliyorum, tamir istemiyorum ama “Tanrım beni baaaştaaaaan yarat !!!” demem ne o öyle her hatayı gelişmiş olarak tekrar et, yeniden büyü, evlen, iş güç, çoluk çocuk, bazı şeylerin özü hiiiiiç değişmyor, Aaaaay Allah beni iyi yönde ıslah etsin, “mutluluğun formülü çok açık, bir sen, bir ben, bir de çocuk !!!” bendeki üç çocuk olunca mı mutluluk meşatgatli bilemedim, dermişim.
Ortalık yangın yeri iken, bir iç dünya problemi yaşıyorum, geçecek sanıyorum, gerçi önümüz de sonbahar, bir yerlerde sakladığım yedek umudum olacaktı ona bakayım bi de beni anlamaya çalışmayın, hissedin anacım, hepimizin hissedilmeye ihtiyacı var, sonrası kolay, Günaydın 

 29 Temmuz
Bizim kuşağın çoğunun dedesi nenesi yetim. Savaşa denk gelmişler, babalar ölmüş, hatta çoğunun mezarlarının yeri bile belli değil. Ana babalarımız da İkinci Dünya Savaşı’nın soluğunu enselerinde hissetmişler. Yani yokluk nesili bizimki. İdare etme üstüne ihtisas sahibi; kaç çeşit yama yapılır, eski yeri çıkarıp yeniden dikme, yemek sularından çorba, elmanın kabuğundan, üzümün eziğinden sirke, kıyafetler büyükten küçüğe, ana baba mantosundan paltosundan küçük modeller çıkarma, bulaşık suyundan muhtelif yerlerde faydalanma, bir birinin suyuna çamaşır yıkama, defteri son sayfaya kadar yazma, kalemi elinde kaybolana kadar kullanma, gazete kağıtlarından kese kağıdı yapma, küçük sabunları birleştirip top halinde kullanma, ambalaj kağıdıni düzeltip saklama, bir şeylerin kutusuna başka bir şeyler koyma … saymakla bitmez. Son temsilcilerden biri olarak bende de var valla. Bazı çorbaların tarifini asla veremem, şampuan şişesini son köpüğe kadar çalkalarım, ambalaj kağıdı saklarım, kağıt poşete hastayım, ekmek kırıntılarını kuşlara koyarım, kemikleri kediye köpeğe, tabakta yemek bırakana çooook kızarım, ekmeği atana kin tutarım, yama yapmıyorum ama çeşitlerini bilirim, eski yerlerini çıkarıp yazlığa perde yapmışlığım, büyük oğlanın okul gömleğinin yakasını ters düz etmişliğim var. Tüm bunlarda bir çeşit geri dönüşüm, Dondurma kaplarına misafir yemeği koyarım mesela, hani giderken eline tutuşturulanlardan. Teneke viski kutusunda mercimek, yine teneke vanilya kutusunda dikiş iğnelerim, makaram var.
Yaaaa işte “atsan atılmaz, satsan satılmaz” halleri bizimki. Bir şey bi şeye derman olacak diye saklayıp duruyoruz. Çocuklar gözlerine inanamıyor; “Aaaaay anneeeee !!! sana inanmıyorum !!!!” diyolar ama görünce inanıyorlar valla. Aslında, yeminlen çok eşya sevmiyorum. Öyle anı hatıra delisi de değilim, hep “bir şeye bakıp da aklıma iyi kötü bir şey gelecekse gelmesin ” derim. Derim deeee olmuyor işte, anamdan kalmış yemeniler, babamdan kalmış mendiller, onların çeyizinden bir iki bardak, ördüğü örtü, giyemediği hırkası, sevdiği tabak … bir sürü ıvır zıvır var kalan atsan zinhar olmaz, versen ziyan ediyorlar ona da gönül razı değil, bir keresinde çok iyi kışlık bir kumaştan eteğimi birine vermiştim, sonra bi gittiğimde kadının onu paspas yaptığını gördüm. Satsan mümkün değil. İşte bir ayıklama dönemi geçiriyorum. Hatta alçak kız ; “Aaaay anne çok şey atıp, vermek için ayırmışsın, sana fazla gelmesin, kaldıramazsın bak, bugünlük yeter !” dedi.Her gün bi fasıl bölgesel temizlik yapıyorum, misal dün buzdolabını çektim, içini dışını temizledim, bir minik buz kütlesi için uzun uzun bekledim. İnsanlığı koca buz dağlarının hakkından gelmeyi başardığı için kutluyorum, Süre uzayınca kız akıl etti de içine fön makinesi tuttuk. Bu arada tarihi geçmiş operasyonu yaptık, ketçap mayonez ne varsa çöp oldu, oğlana göre zaten çöpmüş.
Çalışmalarıma ara verip alıp başımı yazlığa gideceğim inşallah. çocuklar kalıyor, İki günlük yemek ayarladım, “Aaaay uğraşma aşkım, bi sürü yemek programı izledim, ben yaparım !” diyen kıza fırsat veriyorum. Lazanya yapacakmış, kıymasını bile kavurmayacağım, gitmeden mutfak ve banyonun, hatta salonun resmini çekip telefonlarına atacağım “Böyle bıraktım, gelince böyle isterim” diye.
“Yeşil pencerenden bir gül at bana,
ışıklarla dolsun kalbimin içi …” diye başlaya A.M.Dıranas şiirini çok severim, Fahriye Abla’sını kendime yakın hissederim, ezbere bildiklerim arasında A.İlhan’ın Ben Sana Mecburum da var dı ama sabah test ettim, onu unutmuşum.Şimdilerde Didem Madak, Birhan Keskin, Küçük İskender kalbime dokunur oldu. Her sabah şarkı olmaz ya bu sabah da şiir olsun, hatta kulağa pek inandırıcı gelmiyor ama şiir gibi bi hafta sonu olsun, Yeşil penceremden bir gül attım, kokusu günaydın olsun
Bu arada ulaşım hala bedava, Metrobüsde Mehter Marşı çalıyor, hatta Onuncu Yıl Marşı’nı da duydum sanki.Demokrasi nöbetleri ikramlı olarak devam ediyor, nöbet tutanların işi gücü yok mu bilmem gece birlere ikilere kadar hareket var, Hayat Devam Ediyor, temmuz da ne uzun bir aymış meğer, unutulmayacak şekilde ağır geçiyor. Allah unutturup yeni temmuzlar yaşatmasın, gerçi Ağustos Eylül, Ekim hepsi sürprizlerle dolu olabilir. Biz de darbeyi Kemalistler yapar bilirdik, bak bi ezber daha bozuldu, “Darbe askerin fıtratında var” dermişim, birden eteklerini havalandıra havalandıra Paris’ten dönen Humeyni’yi hatırladım. Hayatımı yazsam kitabın adı; “Dünyada erken kalkanın darbe yaptığı yıllar” olur sanırsam. Hayatım da fena fikir değil aslında, ekşıııın dolu yıllarım var valla .
Reklamlar