Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Haziranda ölmek zor, gelin olmak güzel , diyenler var. Haziran hakkında her şey aşağıdaki geçen günlerde var, derken aynı günler farkla geçer içimizden dışımızdan, hatırda kalan belki ortak bir şeyler vardır. Eski haziranları severdim, şimdiki haziranların tadı yok, demekle ne kast eder ki insan ??? Valla ben de bilemedim, geçen Haziranın da geçmişine bi bakalım 🙂

01 Haziran

Bir sürü rüya gördüm, inanıyorum rüyalarıma ama çok nadir anlatıyorum. Çok da net hatırlarım. Ölülerin dirileri almaya geldiğine inanıyorum, öyle yorgan yatak yol, para ses, erkek çocuk tez haber … gibi genelleşemez rüyalar. Onların bile anlatılırken tam ifade edeilemeyen yanları var. Bilinç altı ile bire bir ilişkili, derin düşüncelerin su yüzünde yüzmesi rüyalar, haberci ve açıklayıcı yanları var da anlayana tabi. Tek bir konuya kafayı takmışlığım yok, bunca çeşit varken birine yoğunlaşmak, aynı konuda kalmak benim işim değil. Merakımı gidermek için öğreniyorum,bilginin bir ucunu yeni bilgilere açık bırakıyorum, çünkü doğru da bakış açısına göre değişiyor, hatta günümüzde hasta doğrular var, bir kişi inanıyor ve ikna ediyor, menfaatlerin tatmin ettiği insanlar da “doğrudur” diye tren oluyorlar, baş nereye tren de oraya taaa kiiii yol onları uçurumdan atana, denize dökene kadar.
Bildiğimiz yaz sabahı, Haziran da geldi, yılı yarıladık sayılır, mutlu muyuz ???? zaman zaman bireysel olarak ama her sabah akşam haberleri dinleyip, okuyup, sağa sola bakıp … kendimizi labirentin içinde kaybolmuş hissediyoruz. Yani ben öyleyim, hatta labirentin geçitlerinde yağ ve soğan kokusu var, midem bulanıyor, yürümekten yorulunca bir taşıta binemiyorum, taşınamayacak kadar çoğuz, her yer bir birine benziyor, hepimiz ışığa doğru gitmek istiyoruz ama her gördüğümüz ışık ışık değil, nem yüksek, sıcak basıyor, yelpazem yetersiz kalıyor, içim daralıyor, yine de aklımdan “bundan gayri hediye olarak değişik yelpazeler isterim ,kitap arasında ayraç yelpaze çok şık olur, aslında opera dürbünü de isterim, ama yandan saplısından, geçen oyuna arkadaş getirmişti, 12 sıra geriden sahneye bakmak için sıra ile kullandık” diye geçirebiliyorum, buna kısaca “insan işte !!” diyebiliriz 🙂)) İnsan işte, fikri başka, zikri başka, “ben” ler ile kuşatılmış, içeride çaba, dışarıda caka.
Aaaay daralmayalım sabah sabah, gün uzun, dün akşam yorganları kaldırdık, bir camı açık bıraktık, sokakta kesin parmak arasına geçtim, yazlıkların yerini ev halkına tarif ettim, karışmıyorum, kılığa kıyafete 🙂))) Yapılacak işler için güç gerek, oturduğumuz yerden, düşünerek kendi kendimizi yemeyelim. Kendini yiyen, doymayıp etrafını da silip süpüren insanlara bakıp kendimize gelelim. Survivor, Evlenme programları her ne kadar kurgu da olsa gerçekten var o insanlar, arada halime şükür etmek için bakıyorum, Dün bi de çeyizli bir program gördüm, sanırım yeni evliler, nasıl evlendiler, ne harcadılar, çeyizlerinde ne var onu yarıştırıyorlar. “pes artık ” demedim, daha da absürt olanlarına açığım, yakışır halkıma.
Ruhunu güzel tutmaya gayret eden güzel insanlar hatırına dönen dünyada dönenip duran benden Günaydın olsun, her şeye alışıyoruz, her şey geliyor ve geçiyor da bi “da” eki var, olmalı ki 

02 Haziran

Beyazların içinde dönen siyah çorap teki kadar koyu renk pantolonlar cebinde yıkanan kağıt mendil de evin annesi için utanç verici 😦 Bu çamaşırı iyi ayıklamadığına, ceplere bakmadığına işaret ediyor. Dün akşam yine kağıt mendil yıkamışım, sabah ipteki çamaşırların üstünde gördüm. Gece karanlığında astı idim, pırıl pırıl bir lirayı da kenara koymuşum. Evet, ceplere bakma huyum pek yok, bu nedenle bir çok kez kulaklık yıkamışlığım, bacak cebinde unutulmuş MP3 ‘ün taksitlerini o yokken ödemişliğim var. Savunmam ; “Kimsenin bir şeyini karıştırmam, eşyanıza sahip çıkın” şeklinde ama bunun için kirli temiz ayırımı yapan çocuklar gerek, ne yazık ki kirliyi evde tek tanıyan benim, dermişim. Neyse, olmuş ile ölmüşe çare yok.
Haziran ikiledi, biz de gece açık kalan cam sayısını arttırdık, hane halkı soyuna bileceği kadar soyundu, balkon bakışları serbest, kapı çalınca biraz geç açıyoruz 🙂)))) Yakın mesafede saygı esas 🙂)) Valla bildiğimiz yaz, dün Yaz Evi’ne gittim, yazlığa böyle seslenmek hoşuma gidiyor. Tüm kış kaderine terk edince bir heyecanla “acaba neler oldu !” diye merak ediyor insan, muhtemel bayramda kalabalık olacağız, önden bir keşif yaparım her sene. Bu sene kış olmamış, evin akan yerleri akmamış, rutubet sıfır sayılır, bir buzdolabının üstündeki nikah şeker bozulmuş, bademli ve lavantalı olanlar, bir adet soğan bırakmıştım ki fare gelmez derler soğan kokusuna, bi de evden eve acı taşınmaz der bilmiş neneler 🙂)) işte o bir ağaç misali dallanmış,Bir miktar örümcek ağı, bir iki Kara Fatma ölüsü, nerden olduğuna anlam verilmeyen, bez sürünce anlaşılan is. Yani ekolojik açıdan kötü geçen kış, ev için iyi olmuş. Bu arada elektriği kesmişler ki biz olmadan gelen tek fatura yüzünden, ödemeleri yaptık, sildim süpürdüm. Bu arada oğlanı elektrik idaresine yollamak istedim, fakaaaaat o; Bi dakka dedi, telefonuna baktı, baktı, baktı sonra da oturduğu yerden işi halletti. O arada ben ve ablam olsak ben çoktan yolu tutmuş olurdum, gençlerin bu yanını beğeniyorum, biraz tembellik kaynaklı ama olsun, en büyük icatlar tembellerindir ,zati 🙂Olaya misilleme olarak çatı da elimde çamaşır yıkayıp, astım, kuruttum, o sularla da bir yandan terası yıkadım, dermişim 🙂)))) Yollardaki otlar sararmış, tepelere doğru yapılaşma artmış, siteler okul kapanmadığı için, ıssız, sessiz, yaşlılar uzun uzun yollara bakıyor 😦 Bizim buradan direkt araba koymuşlar, Taksim’e gider gibi gidiyorsun da şoförlük meslek değil, ehliyeti alan sürüyor, çoğu da ek iş olunca yollar kan gölüne dönüyor, döner tabi, Bi de sitenin altındaki dükkanları bir düzene koyup, silip süpüresim var, arkadaş bu kadar isteksizlik olur mu ? nasıl rahat ediyorlar, toz toprak, karışıklık, yıllardır aynı, ayıp oluyor beeee yaaavvvv !!!
Bu arada sabah sabah o damda yeni eşyalar buldum, kzım işine yaramayan eşyayı odasında sevmez, “iki adet ayılı saç bandı, bir adet ten rengi oje, bir adet şeffaf çanta, bir kutu simli kalem” ile sabah günaydınlaştık 🙂)))
Aaaaay gidip kahvaltıyı hazırlayım, Güne bir garanti belgesi aramakla başlayacağım, atmamış olduğumdan eminim ama yerinden değil. Herkes eşyasına sahip olsun, anneye sorulan adres beni geriyor, sinir oluyorum, gardımı düşürmemem lazım, bulucam inşallah, kulaklığa döktüğümüz para nereden nereye yol oluyor bilmiyorum. Haydin, başlayalım, Cümleten günaydın 

03 Haziran

Günlerdir her günü Cuma günü gibi hissederken, gerçek Cuma’da ne hissettiğimi anlamaya çalışıyorum, sanki Pazartesi !! 🙂)))
Eve bakınca, öyle. Bir gün orta sehpanın resmini paylaşacam, ortalığa düşmüş her şeyi nasıl bağrına bastığını görün diye de sebep olanları etiketleye miyoruz. Kimsenin sosyal medya hesaplarına ortak değilim, yani ev içinde, benimki kamuya açık, canları isterse, “Annem bugün ne yazmış” diye bakıyorlar. Hatta arada eşim de bakıyor, kimseyi hedef alıp yazmıyorum, yazım ortaya,beğenen beğensin 🙂)) Şu okur, bu okur, ona dokunur diye bi endişem yok, olsa yazamam zaten.
Şu, bu, o demişken bu işaret sıfatları kiii sınır çizmezler ama savunma amaçlı kullanılıp, zan altına almaya yararlar. Misal; “Şuraya koymuştum, burada duruyordu, şu dolap, bu raf …” gibi tarifler ev içinde direkt anneyi hedef alır, oralar karışır mı, tozlanır mı, annenin gözüne batar mı, penceren giren rüzgarla uçar mı, anne evraka gözlüksüz bakar mı … kimin umurunda. İşte dün aranan garanti belgesi de “şuracıkta dururken” yok olanlardan, kaldırdığımı hatırlıyorum, çok şükür yerini de hatırladım, daha doğrusu tırım tırım aradım, hatta “baktım !” denilen yerlere bir daha baktım, kiiiii oralardan birinde buldum, epey bir zamanımı aldı, ve sıcak sıcak terledim 🙂))) Bu önemli evrak ayırımını ayıramayan yavrularımı Allaha havale ediyorum, onlar da ana baba olsunlar İşallaaahhh !!! 🙂))
Bu çoluk çocuk kısmı günün büyük bölümünü kapsıyor, hatta tam yatmaya gidecekken, ortaya bi izin meselesi atılıyor, sanırım uyku halimden faydalanılmaya çalışılıyor, fakat ben konuyu idrak edince ki bi beş on dakika sürüyor, cin çarpmış gibi oluyorum, bi enerji, bi enerjiiii mevzu üstüne sabahlayacak hale geliyorum. Tabi bunlar kızın izinleri. arkadaş ne kızmış ya, bir durumu hazmedemeden yeni bi konumla geliyor, dil de maşallah kol kadar, önce bi yalama yutma, sonra “aşkım bak ne dicem ..” dedimi, otomatik olarak gergin hale geçiyorum, yani ben de kafadan tüm izinleri yok sayan bir anne değilim ama izinler hep alengirli yerlerden geliyor, gitme desem gitmiyor ama benim tanımım zedeleniyor 🙂))) Aaaaah aaaah aramızdaki buzlar erir erimez yenisi için hazırlık yapmış Alçakkk !!! Verdik gitti ama biraz kırptım mesafe olarak, İstiklale gidilecek ama Galata Kulesi’ne çıkılmayacak. Ben Yüksek Kaldırımdan aşağı ineli dört sene anca oldu, kızı oralarda düşünemiyorum 🙂))) Yahu bu kız böyle durumlarda henüz 16, bazen yeni girdi ama 17 de sayıyorum, 18 olmaya daha var. Aaaaah aaaaah bu 18 yaş var ya, gelinince bi halt olunacak sanılıyor, gelindiğinde anlaşılması için üstüne en az on sayılıyor da kime ne anlatcan. Maalesef biz de genç olduk, dermişim 🙂))
Valla durum böyleyken, böyle, program yoğun, mutfaktan yol alınmaya başlanacak, ruh halimi bir türkü, bi de özlü söz ifade ediyor. “Yola çıktıııım, Mardın’eeee ve Kervan yolda düzülür” Artık herkes anladığı kadar 🙂))) Hayat da kapılarından çıkıp niyet ettiğimiz yollar değil mi ?
Yarına yokum, ama Pazara buradayım inşallah, Hava eni konu yaz, dün gece sivrisinek ilaçlaması bile oldu, bizim buralarda bi ıhlamur kokusu var kiiii anlatamam, yaşanır, neyse ki arada içimizi açan şeyler var, nem oranı düşük bi Günaydın olsun 

04 Haziran

İstanbul; insanı çıldırtan, kendine hayran bırakan, meraka düşüren, “aaay buralardan daha önce hiç geçmedim, aaay geçtim de görmedim” diye şaşırtan bir şehir. Seviyoruz işte, elimizde değil 🙂)) Bugün Bizans Hakkında Her Şey‘in düzenlediği gezide az bilinen camiye dönen kiliseleri, yol üstündeki sarayları, pazarları, anıtları, araya serpilen konsil dedikoduları arasında, epeyce kalabalık bir grup, yağmuru da tepemize alarak dolandık. Rehberimiz yaka mikrofonunu taktı aldı başını gitti, dermişim 🙂)) Şaka, şaka saatlerce hem yürüdü hem anlattı,Biz de peşinden ördek yavruları gibi ip gibi dizilerek takip ettik. Ses kesilince anlıyoruz ki araya bi 100 m girmiş.Kaçırmamak için depar attık, aralarda çay, kahve, yemek, lezzet durakları, katılımcılardan eklemeler ve tatlı ikramı var idi. Geçen gezide hakiki Tulumba, bu gezide en sahici Fatih sarma, yarın Heybeli’de ne yiyecekler acaba ? Gezi bilenler için Theodosius Limanı bilmeyenler için Yenikapı Marmaray Kazıları’ndan başladı.Raylı sistem ara ara durduğundan, bir yanlış bir doğru yerden çıktığımdan az geç kaldım, ama yakaladım. şehir katman katman, asır asır üstüne binmiş, en derin Neolitik devre kadar gidilmiş ki bu önemli, neolitik CV de doğum tarihi gibi,Liman şehri, 37 batık gemi, bunların teknikleri, günlük yaşama dair bilgi,hanımlara “iyi günlerde giyin” yazılı terliği, cenin gibi gömülmüşlerin kemikleri, şehrin ağacı meşenin izleri … Mısır önemli, Mısır gitti, Bizans bitti, Mısır gitti, Osmanlı tükendi. Yolu çevirdik Mirelion Çarşısına ki aslı sarnıç, üstünde Aya Myrelaion/ Bodrum Cami/ Mesihpaşa caminin avlusu var, içi Rus turist bekler halde. camii kiliseden dönme, entellektüel bir imamı var, caminin altında eskiden mezarlar varmış, çok da çileli bir hikayesi var kiii onuncu yüzyıldan başlar.
Mese Caddesi, Milyon taşından Yedikule’ye kadar, Tauri Forumu Beyazıt Meydanına denk,Barok Laleli Camii, Üçüncü Mustafa’nın türbesinde Hz. Muhammed’in ayak izi, bahçesinden dolanıp Taşhan’a çıkma ki hanım kapısında yazılı üç ismi var,etrafı revaklı, ortası kahve, bir kat aşağısı sarnıçtan lokanta, Türk geceleri düzenlenirmiş, bir çok dizi de de gözükmüş.
Kalenderhane ilk olarak bir saray hamamının üstüne yapılmış kilise, zaviyeden geçmiş camiiye. Ücretsiz çay çorba dağıtımı var. Yağmur artarken koştur koştur Şehzadepaşa Camisine, Kanuni’nin kulaklarını çınlattık desem olmaz ama Mimar Sinan ile birlikte andık. Bahçedeki ulu ağaça dilek dilenirmiş, ağaçlar arasından İstanbul’da tek olan minaresi yivli, Burmalı Mescide uzaktan baktık. Bozdoğan Kemeri; Bizans devrinde yaklaşık 250 km uzunluğundaki su şebekesinin şehrin merkezine bağlandığı son nokta. Haşim işcan geçidi yapılırken ortaya Aziz Polyeuktos kilisesi kalıntıları çıkmış, yaptıran para aklamak için mi desem, vergi kaçırmak için mi desem, altını eritip duvardan duvara sıvamış. haçlı seferlerinde yağmalanan taşlara Venedik’ de Barselona’da rastlanmış. Kıztaşı’nın hikayesi çok. Ayasofya’ya Sütun taşıyan kız yorulunca oaracığa bırakmış, yok canım kaidesinde zafer tanrıçası Nike kabartması varmış, yakına kadar altına inilen medivenlerle altın aranmış … diyenler var. Osmanlı uzun zaman bu anıttan habersiz yaşamış ta ki bir yangın etrafını açana kadar. Paçacı Mahmut ne kadar eski bilmem ama güzel bir esnaf lokantası. Soğan Kebabına yetişemedim, notumu aldım, irmik helvasına, paça suyuna norumu on yazdım. Fatih Sarması’da camisine giderken sağda. Havariyyun Kilisesi caminin temeli, Kontantius’un mezarının yeri içinde mi dışında mı belli değil, At Pazarı bugün çay, kahve, şerbet yeri, sosyalleşmede İslami Cihangir gibi 🙂)) Kadınlar pazarına kadınlar eskiden alışverişe gelirmiş,Şimdi “küçük Siirt” de deniyor. Yöresel alışveriş ve taze et, kilosunu onbeşe gördüm valla. Büryanı yemedik ama nerede yiyeceğimizi öğrendik, Eski Pontepoptes şimdi Eski İmaret Cami. Anna Komena ki kendisi kadın tarihçi tarafından her şeyi gören İsa’ya ithaf edilmiş. Pantokrator / zeyrek cami; Üç kilise birleşmiş, güneydeki “evrenin hakimi” İsa’ya Kuzeydeki “şefkatli Meryem”e ortadaki baş melek Mikail’e adanmış.Önünde muhteşem manzaralı bir cafe var.
Aya Theodosia / Gül cami; Adı İstanbul alındığında Osmanlı Askerinin kilisede gördüğü gül yapraklarından kalmış, güya bir gün önce de Theodisia yortusu varmış ki eline gül alan gelirmiş.cami içinde bol bol Davut yıldızı var, “Aaaa bu israil bayrağındada var” diyenler nedeni için geziye gidecek 🙂)) Gezi burada bitti. Aralarda konsilleri de konuştuk ki 20 tane kadar toplanmış, 6-7 tanesi sayılmış, toplantılarda monofizit ve diofizit tartışılmış, bir sonraki, öncekini yok saymış, isimlerini şehirlerden almış, İznik, Kalkedon,Efes, İstanbul olanı var.
Daha bir çok şey anlatıldı, aklımda ama uzun yazamadım, sevgili Ahmet Faik Ozbilge çok yoruldu ses tellerin, “ballı ıhlamur iç” derim 🙂))) Hayri Birinci sana da çoooook teşekkür ederiz, sayenizde ilgilendik, bilgilendik, güzel vakit geçirdik, başka yerlerde yine görüşelim, hadi inşallah

06 Haziran

“Hoş geldi, ya şehr-i Ramazan !” Bir aylık yeni bir döneme geçtik, uyum sağlama çabalarına dün gece itibari ile başladık 🙂 Ramazan ayı benim için önemli, oruçtan yana bi firem olmadı, severek, isteyerek, inanarak tutarım. Bu ikinci uzun günlerim, bir dahasını göremem, görsem de ne olduğunu bilemem. Hatırladığım ilk Ramazanlar, kış aylarından, sobalı odada yapılan sahurlar, babamın eve gelirken getirdiği pide, annemin hazırladığı sofralar, Babaannemin mangalda pişen sahur pilavı, davulcunun manileri, çocuk oruçları, dedeye satılan oruçlar, çat kapı gelen oruçlu misafirler, anneannemin bal lokmaları, onun evindeki bahçede kar, geniş mutfak, büyük masalar … daha bir çok hatıram var, çok şükür “Nerdeeee eski Ramazanlar !!!” diyecek yaşa geldim ve diyorum 🙂))) Dinin birleştirmesi gerekirken, kamplara böldüğü, gerçek inanan ile menfaatin inandırdığı insanlar arasındaki uçurumun her geçen gün derinleştiği günlerdeyiz. Saygı ve sevgi yazıda kaldı, hoş görü silindi silinecek. Her şey bi dini kurala bağlanıyor, bu kuralı koyanlar muaf ama, elini sallasan hocaya şeyhe çarpıyor, inananların çoğu neye inandığını bilmiyor, ne yazık ki :(((
Bunlar artık aşılacak, iki satır yazma ile olacak konular değil, “Bindik bi alamete, gidiyoz kıyamete ” Allah çevreye zarar vermeden, insana hakaret etmeden, ayırmadan, bölmeden yapılan tüm ibadetleri kabul etsin, amin !!!
Gecenin uykusu az olunca mecbur günden çalıcaz biraz. Teraviye gidiyorum, gelip iki saat kadar uyuyorum, kalkıyorum ve güneş doğunca tekrar yatıyorum. Bu küçüklükten kalma güneş üstüme doğsun istemem, Sonra da kızı okula göndermek için kalkıyorum, İftar ve sahur önemli, hazırlanmayı severim, çocuklar iştahlı, makarna pilavı ay boyunca pek pişirmeyeceğiz ama börek çeşitlerimiz günlük olacak, “çay, çorba, pide” iftar sofram için olmazsa olmaz değil ama olursa bin şükür ederim 🙂 Yemekleri günlük yaparım, gece kahvaltı tüketiyoruz, otuz ramazanın yirmisekizinde yumurta ve patates çeşitleri yeriz 🙂 Gündüz dünya işleri, gece ibadet ağırlıklıyım, Bayram Hediyesi yapılacak toprak altında anamız atamız var. Kilo verdim ve almadım, hatta geçen gün aldığımın pantolonun bedeni beni çooook mesut etti. Bir hafta kadar bir Ramazan Diyeti yazıcam, ona da yarın başlayacağım inşallah. Artık pek davet yapmıyorum, hatta gitmiyorum da. İsrafa yönelik çalışmalar ayın hikmetine gölge düşürüyor, insanın kendini oldukça sadeleştirmeye çalışması, davranışları için bakışlarını içe çevirmesi, etrafına gören gözlerle bakması gereken bir ay, tabakta bırakılan yemeklere, atılan ekmeklere en çok bu ayda kızıyorum, hele ki bunu yapanlar inananlar ise daha çok kızıyorum, zaten inanıp da inancını menfaate döndürenlere kiii camide canının istediği yerde namaza duranlara, yel girmesin böğrüne diye cam önüne dizilenlere, mukabelede yer kavgası edenlere, eteklerini sürüye sürüye camiye pislik taşıyanlara, minicik çocukları sefil edip, okuduklarımı şaşırtanlara … kuralları kendilerine göre ayar ettikleri için sinir oluyorum. Bu sene kalabalığa daha az karışacak gibiyim.
Bir Ramazan pazartesisi, evin umurunda değil, o her pazartesi gibi, biraz daha yatmaya mı gitsem, ütüyü mü bitirsem, bilemiyorum, sesli işler için biraz beklemek gerek 🙂 Sağ olana her şey gelir geçer, diyorum, bu uzun günlerde tutulan oruçların ruha uzuuuuun soluklu huzurlar vermesini diliyorum, tüm insanlığı dualarıma kattım, herkes için heeeeeer gece iyilikler diliyorum, Amiiin !!!! Cümleten günaydın, gönlümüze göre bi hafta olsun 

07 Haziran

Andıra kalasıca, gaybana dünya sallanmış. Hissetmedim, şuralardan okudum. Hem yaşarken söyleniriz, hem de gidesimiz gelmez, Sultan Süleyman’a bile kalmayan bu dünya ihtiraslarımızı karşılamaz ammaaa hiç ölmeyecek gibi istemeye devam, en sonunda gözleri toprak doyuruyor diye biliyorum ki doğru bilgi 🙂 Sabah sabah atalarımı andım, “Andura kalsın gaybana !!!” tam olarak kelime anlamı olmayan, küfür de sayılan, bize kalsa sevdiğine sitem olan, kuşaklardır taşınamayan, (ben biliyorum ama çocuklara söylemedim 🙂)) ), şimdilerde şarkılarda türkülerde rastlanan, sabah sabah bana anama babama rahmet okutan bir deyim mi, sıfat mı … oralarda bi şey işte. Söyleyen hınzır bi tavır takınır, söylenen gülerek karşılar, günlük hayatın hala bi parçası mıdır, bilmiyorum. Bir bulut yağmur getirdi, döktü, gitti, ben de kıza kalktım, uyum çabalarım devam ediyor, bu hafta deneme yanılma haftası, neyi nasıl, ne kadar zamanda yapıyorum, test ediyorum. İlk gün için kötü bi yorumum yok, “everyting is fine !!” dermişim 🙂))) Bu ara pek sık Apple Pie yaptım, “Anne biz Amerikan ailesi miyiz ???” diyen oğlana çaktım 🙂)) Bi şekilde haberi olur.
Hiç bir şeyi eskisi gibi beklememek lazım, her şeyin yenik düşeceği şartlar var. Misal; Ramazan pidesi, evrim geçirmelere doyamadı. Fiyatı arttıkça kendi ufaldı, lezzeti eskisi gibi değil, soluk benizli hamur olanlara rastlandığı gibi, dışı kavrulmuş, içi de sadece gözenek olarak kalmış olanı da var. Bizim evde değişmeyen tek şey; pideyi ya babalar ya da evin en küçüğü getirir, küçük derken belli bir yaş sınırı var tabi, yaşı tutmazsa bir önceki gider 🙂))) kızımızın yaşı bir kaç senedir tutuyor ve yavrucak evimizin pidecisi, hep aynı fırına da gider, “aman Ramazan gelse de , pideye gitsem, kuyruklarda bilensem !!!” diye bir tutkusu yok, gelenek görenek olarak üstüne biz tutturduk dermişim 🙂))) Üç kişi, iki öğünde bir pideyi bitiremedik, nerdeeeeee o eski pideler ! , eve geldiğinde sıcak idi ama kokusunu alamadım, iftara sayılı dakikalar varken, risk de almadım 🙂)) Dün akşam bir ara Niyat Hoca’yı gördüm, pırıl pırıldı, karelileri de çekmiş, bu arada metrobüs seferleri durdu, Cennet Mahallesinde ölümlü kaza var dediler, kızı dolmuşa yönlendirdik, Ne diyeyim, dünkü servis kazası da içler acısı, herkesin her işi yaptığı, işi ehline değil tanıdığa vermenin esas olduğu, cezaların suçsuzları daha çok bulduğu bir ülke bu, gündemi ; diploma, kan değerleri, yarım yamalak kadın … havanda su dövmek işimiz, atı alan başını da alıp gidiyor, geriye çene kalıyor 😦
Neyse, ben bugün oruçluyum, Gerçek anlamda oruçlu olmaya gayret edicem, yoksa aç kalmakla olmuyor, oruçlunun oruçsuza bir üstünlüğü söz konusu değil, bizimki inananların nefis terbiyesi, on bir ayın canısı geldi 🙂))) Bir ayda durumu toparlamaya çalışsak, üç beş ayda aklımızda tutsak bi ilerleme sayılır mı sayılır, hadi inşallah, Yalan da orucu bozar diye de biliyorum 🙂
Cümleten Günaydın 

09 Haziran

Kevgire dönmüş, delik deşik uykuların barındığı gecelerin , serinliği iç ürperten sabahları var, Aaaaah aaaah sadece sabah serinliği içimizi ürpertebilse idi. Kıyım kıyım kıyılıyor içimiz yine. Saatin alarmına bile itimadım kalmamış, o çalmadan ben kaç kere uyanıyorum ki, sahurdan sonra maç varmış, oğlan beklerken tv kanallarını bi gezindik, ben rahmetli anam gibi, ” aaay bi dur, bakim o da neymiş !!” derken kanalllar geçti ağır, hızlı gözlerimin önünden ; belli başlı kanallar, işi hocaya hacıya kalanların derdine derman oluyor, “koca dayağına yuvam bozulmasın diye sabır etmeli miyim, kocam beni iki yıldır aldatıyor, öteki kadına nikah kıymış, geçerli mi, özürlü çocuğum var sabır gösteremiyorum, napsam …” Bu arada Niyat hoca yine gözü yaşlı, hem ağlıyor, hem ağlatıyor, bugünleri de anlatabilse topluca ağıt yakarlar ama üstünden 15-16 asır geçmesi lazım, yani her kanalda hocalı bir program var, Acun’un ki bile dahil, sonra bi yabancı kanalda Kafes Dövüşüne denk geldik. Rahmetli anam halter kaldıranlara bakamazdı, “uuuuy uuuuuy oğlan kavuç olacak !!!!” diye fenalık geçirirdi, yaşasaydı ve görseydi, tv nin üstüne yürürdü. Boks ile güreş karışımı, tel örgülü bir saha, iri kıyım, elleri siyah eldivenli bi hakem, yapışık şortlu, parmaksız eldivenli, iki dövüşçü kiii maçtan önce vücutlarına sürdükleri vazelin iki kişi tarafından el ile kontrol ediliyor, fazlası siliniyor, Kilit vaziyetler varmış, bir yerini kırma ve boğma derecesine gelme gibi o zaman nakavt sayılıyor, olmazsa kan revan içinde devam ediyor,Birinin son raunduna denk geldik, biri de ilk raundda bitti, çünkü biri ötekini boğuyordu, boğulan serbest kalan eliyle, “bırak !!!” diye öbürünün eline vurdu da canını kurtardı. Kariyerleri, 8-10 maç imiş, vücutları ağır hasarlar aldığı için dayanamazlarmış. Vahşi dünyanın vahşi eğlenceleri, fıtratında şiddet olanları gaza getirenler yüzünden çektiklerimiz. Gaza gelenler tuzu yaş olanlar, bari gövde gösterisinden kurtaralım da , “aferimlik ” olalım diyen caniler. Yani yazacak, söyleyecek çok şey var da, kime ne anlatıyorsun, ulaştığı yer belli. Müdürü bir çok açıdan protesto eden öğrencilerin sebepleri arasında “kızların kıyafet serbestliği kalktı, etek yasaklandı” var, bi de bunu “kızların bacaklarına bakamıyoruz diye müdürü protesto ettiler” diye yazan gazete var. Hepsinin ulaştığı yer belli olunca, kamplara bölünmemek imkansız oluyor, iki kamp arasında gidip gelenler ara bozucular.
Yeni düzen çalışmalarına devam ediyorum, evvelsi gün kötü idi, dün akşam iyi idim, bu sabah da iyi gibiyim, Aaaaah aaaaah “Yine seni sevmekten başka bir şey yapmadım bugün !!!” diyen şarkılar gibi olabilsek, Aaaaah etrafı saran çetin şartlar, o şartların canavarları var, sakin olmak belki ama kalmak çooook zor, kız da çıkar ayak yeni bi izin istedi, gözlerimi kocaman kocaman açtım, durum daha net değil, ne program ne de benim cevabım, akşama bütün kanallar soracam dermişim 🙂)))
Şu dupduru, ıhlamur kokulu yaz sabahında sessiz sokakların verdiği huzur nereye kadar acep ???? Olduğu kadar Günaydın 

11 Haziran

Dolaba bezelye koyma zamanı. 5-6 kilo yetiyor bana. Küçük yeşil topları çok da severek yemiyorlar ama bi şekilde yiyorlar. Eskiden anlattığım masallar arasında Bezelye üstünde uyuyan prenses vardı 🙂 Prenses olduğunu iddia eden kızı test etmek için yatağının altına 20 bezelye tanesi ve bunlara saplanmış kaz tüyleri koyuyor yaşlı kraliçe, prens oğlu heba olmasın diye 🙂)) Kız ertesi sabah “uyuyamadım, her yerime bi şiler battı” !” diyince, “tamam budur, yatağın altını üstünden hissetme narinliği bi prenseste bulunur !” diye düğün dernek kuruluyor du, muhtemel kırk gün kırk gece 🙂)))
Bir de Sihirli Fasulye Taneleri vardı, fırlatınca göğe yükselen ağaç olan, evin oğlu, bi tırmandı, altın kesesi, bi tırmandı Altın Yumurtlayan Tavuk, bi tırmandı şarkılar söyleyen altın Arp buldu da şükür etmek akıllarına geldi de ağacı kestiler, tüm bunları çaldıkları mı desem, masaldır, haklarıdır mı desem, Et yiyen dev de peşlerinden gelirken düşüp öldü idi. Dev Harami ise iyi oldu 🙂))) Darısı diğer Haramilerin başına, gökten düşen elmalar taş olsun başlarına da dene bilir ama demicez, Allaha havale ettik, O en iyisini bilir, onbir ayın canısı arınma ayı 
Dün çocuklar gece oturmasında ayıkladılar, sağ olsunlar, yıkadım da kurusunlar poşetleyim, kızı yollamaya kalktım, bu hafta dersane ve okul son, okul epeydir son sayılır da devamsızlık günlerine ayar için bi iki ojeli, farklı tişörtlü, saçları savura savura gidildi 🙂))) Aaaay bi şi demedim, görüntüyü tarif ettim, arada okuyacağı tutuyor alçağın 🙂)))
Yaaaa işte, çocuklara masal anlatan anneler vardı, şimdi çocukların eline telefon tutuşturuluyor, eşikteki beşikteki ekran parmaklıyor, sevgisiz, saygısız, birlikte hayaller kurulmamış çocuklar büyüyünce “ne paylaştık ????” diye sorunca ana babalarına cevap marka telefonlarda atlayan zıplayan yaratıklar olacak, sonra, sonra bir iyiye beş salak, beş manyak, beş paranoyak, beş de sabit fikirli düşecek, içlerinden biri isterse kurtulacak, o iki kişi de hiiiiiiç buluşamayacak, öbürleri ordu olup bi kötüye kul olacak … manzara karanlık, ben çizdim oldu, değil valla, çizilmeye çalışılanı görenim ben.
Dün akşam davulcuyu da gördüm. Bir uzakta tak tak vurup, bi de çığlık atar gibi bi şi diyip geçiyordu. Meğer bir arabanın arkasında oturuyormuş, ancak güm güm vurulacak bi pozisyon, biri de camdan sarkmış, “Hayırlı Sahurlaaaaarrr” diye bağırıyor, maksat kimse uyanmasın, gelenekçilerin de hatırı olsun. Gerçek babadan oğula geçen davulcularla büyümüş, Efe kıyafetleri ile bahşişe gelmiş, yanındaki çubuğa, mendil, çorap, gömlek, havlu asıldığını bilen, davulun iplerine para sıkıştırıldığını görmüş biri olarak içine tükürülmüş gelenekleri hoş görüsü tükenmiş, bizzat tepelerden birbirlerine düşsün diye uğraşılan halkıma dayatılmasından hoşlanmıyorum. Benim piyano çalacağım kadar davul çalanlar hatıralarıma eziyet ediyor. Aaaaah bunların istek alanları vardı, komşu yolladı diye bir sene “Karakolda Ayna Var” diye uyandık biz 🙂))))
Sıcak bir güne benziyor, bakıcaz artık, zaten bir çok şeye sadece bakabiliyoruz. Cümleten günaydın, mümkünse kansız, kavgasız bir hafta sonu olsun inşallah 

12 Haziran

Kesinlikle sabah insanıyım. Sabahların Sultanı değil ama 🙂 O Seda Sayan idi, bir vakitler kaftanlar içinde atağa kalkmış bir kanalda sabah sabah şakırdı. Ben an itibari ile evi temizlemiş, ocağın külleri arasında parıldayan ateş parçacıklarının ışığı ile ruhumun iç derinliklerinde dolanan Kül Kedisi’yim. Sokak köpekleri solo ve koro yapıyor, aklımdan geçen türküler var ; “Yüksek dağın kuşuyum da selviye konacağum …, al şalum, yeşil şalum da dünyayı dolaşalum, sen yağmur ol, ben bulut Maçka’da buluşalım ” ruh halimi açıklayıcı 🙂))
Güneş karşı blokların camlarını kızıla boyadı, evin içinden çam , dışından ıhlamur kokusu yayılıyor, evde ağaç yok, yerleri sildiğim deterjan öyle kokuyor. İçinden ağaç geçen evler gördüm ama. “İç” önemli bi mesele, dışarıdan görünmeyen, dışa yansıtılmayan, içerilerde kalıp karanlığa boğulan şeyler bir çok şeyin sebebi. O yüzden mi “dışı seni yakar, içi beni yakar” demişler. Bi de tarihte içoğlan’lar var. Yeniçeri acemi ocağındaki devşirmeler, bir kısmı seçilerek saraya gidermiş, boylu, boslu, yakışıklı, örgülü zülüflü oğlanlar, sakal bırakmaları yasak ama, Tarihte daha bir çok yazılanlar da var ama okuduklarımız yazmıyoruz 🙂)))
Sabah sabah içimden geçenler bunlar, desem yalan olur. İçimde bir trafik var, bunlar seyir halinde olanlar 🙂)) Kalanların arasında bir kaza durumu yok, neden ilerleyemediklerini bilmiyor olamazlar, biliyorlar, durumu kabullenmiş durumdalar, yol açılır mı, çok da umurları değil, onlar kaosdan besleniyorlar, hatta obez oldular, o yüzden az hareket ideal onlara, sonraki hayatlarında lifli beslenecekler, üç beyazdan uzak duracaklar ammmaaaa “Zayıflamak için bol bol su içmeliyiz, bol bol su içmek içinde tatlı yemeliyiz ” diyen bir grup var, bu akımın akıntısına kapılabilirler belki de, o zaman iki yanlış olur, iki yanlış bir doğru eder, ya da iki yanlışda bir doğru gider, amaaaan karışık işler bunlar,
Gidip biraz yatayım, kızımı yeni kurs binasına götüreceğim, uyuklayan bir anne pıtırcık olmak istemem, Yatan yatsın, kalkanlara pıtır pıtır sevgi dolu günaydınlar yağsın 

14 Haziran

An itibari ile yağmur havası var gibi. Koyu mavi, siyaha çalan laci bulutlar tepemizde duruyor. Aaaah ne çok isterdim bulutlara, yıldızlara, denizlere, bitkilere, kuşlara bakıp, esen rüzgarlar hissedip onların hakkında konuşabilmeyi. Gerçi benimde uzmanlık alanlarım var 🙂)) Az önce çamaşırları topladım; “Biliyon mu çok kurumuş çamaşırı sevmem, çok güneşte kalmış çamaşırlar doku kaybına uğruyorlar, güneş görmeden uzunca zaman ipte kalanlar da yeniden pislenmiş gibi oluyorlar, tam kıvamında, üstünde hafif nem varken toplanıp,düzgünce katlamak gerek, ütü olacaklar selesine, dolaba kalkacaklar temiz ve güvenli bir yere konur, ütülükler ütü zamanı gelene kadar, diğerleri az daha kuruyana kadar oda havası teneffüs ederler. Yumuşatıcı kullanmam, iyi durulanmış, zamanında toplanmış çamaşırlar istemez ekstra kokular. Zaten ütü de yumuşatır çamaşırı. Güvenli yer de önemli, temizler ile pisler harman olmamalı, bu yüzden dolaba girmeyen çamaşırlar çoluktan çocuktan evin babasından uzak tutulmalı 🙂)) Bi de bunların sökükleri dikilirdi eskiden, düğme kutusu olurdu, eksik düğmeler tamamlanır, çorap burunları, topukları dikilir, hattaaaaa gömlek yakaları ters düz edilirdi. Şimdi çöpe atıyoruz, aslında tamir edilecek gibi de olmuyorlar, misal çoraplar; kuş gözü kadar delinmiyor, birden mağara kadar açılıyor, ben onları bir poşette biriktirip, tek silmelik bezler yapıyorum, pencere önlerine, yere dökülen şeylere kullanıyorum ”
Veee yağmur geldi, demek ki buluttan da az çok anlar olmuşum 🙂) Esas hayattan anlamak gerek, Aaaaah hayat ; fazla naza, küsmeye, tavır almaya … gelmiyor. Sen onu sevmezsen o seni hiiiiç iplemiyor, hayat kaçarken kovalanmak taraftarı, fazla kurcalamaya, ayrıntı ayrıntı deşilmeye de pek karşı, evdeki hesapları çarşıda bozması an meselesi, bizim “B” planı devreye girene kadar hayat A dan Z ye uygulamaya girmiş oluyor. Heeeey gidi gidi koca dünya gam yükü müsün,söyle söyle fani dünya dert küpü müsün, dertli ağlar, dertsiz ağlar dünya içinde ” diye kederlenirken “Harman yeri sürseler, yerine gül ekseler” de dilene bilir:), Ama en iyisi ; Açarken şen duygular içimin bahçesinde, Günaydın Sevgiliye Günaydın, günaydııııın !!!! Tamamen şahsi fikrim, şarkıları kadın seslerinden tavsiye ederim 🙂))

15 Haziran

Baba evinde kapının yanında duvara uygun olarak babamın çizimini yaptığı bir portmantomuz vardı. Hala da var. Beyaz ağırlıklı, kahve ince ara çizgili, bir kısmı dolap gibi, üstü telefon koymalık, altı yan yana iki çekmece, daha altı kapaklı dolap, ayakkabı koymalık, yukarıya doğru bir yanı ayna, bir yanı ceket, palto asma kancalı, onun daha üstü ızgaralı şapka rafı, onun daha üstü sigorta muhafaza dolabı ve kullanılmayan ayakkabı dolabı. Kullanılmayan derken, mevsimi olmayan ayakkabılar. Sigorta dolabı da porselen çevirmeli sigortaları saklardı, içinde mini bi fener, bakır teller ile kontrol kalemi olurdu. Bu sigortalar önce ortası düğmeli sonra şalterli oldu. Yaaa bizim sigortalar atınca öyle hemen tamir olmazdı, bir kere bir bilen gerekirdi, hangisi atmış ? kaç kat tel sarılmış, kaçak mı varmış … genelde de evin babası bilirdi, mecburi ihtisas konuları 🙂
Şapka rafına da şapka konurdu, babaların dedelerin fötr şafkası olurdu, kalıbı bozulmasın diye özenle rafa kaldırılırdı. Eskiden takım elbise, kravat, palto, baston, şapka …full aksesuara orta yaştan itibaren özenli giyinmiş erkek manasında “kıranta” denirdi.
Telefonumuz yeşil, çevirmeli, kıvrık kablolu , lülüüüü lülüüüüü diye çalardı, üstünde tabii ki de dantel örtüsü vardı, hatta benim öğrencilik işim ; Ortası halka olan krem rengi parçayı bir yaz elime tutuşturup ürettirmişti Rahmetli Annem, Aaaaay nur içinde yatsın telefon çaldımı birlikte koşardık 🙂))) Eğer bana ise, annem önce davranmış ise, en az beş dakika sorgu sual edilirdi arayan bildik ise hatır edilir, annesigile selam söylenirdi.
İki çekmecenin birinde ilaçlar dururdu, diğerinde ise ıvır zıvır. Yedek anahtarlar, ortadan acil kalkan önemli kağıtlar veeee telefon rehberi. Şimdi artık olmayan bu rehber hayatın rehberi gibi idi, sayfalarında telefon numaraları ve önemli bilgiler bulunurdu, misal ne zaman tüp alındı, kapıya gelen satıcıların hesap özeti, gidilecek günün tarihi … Bir de kayıt tutuluş şeklini çok severim; “Ayşenin kayın validesi Songül” A harfinde, “Terzi İsmail” T harfinde gibi 🙂)) Bi de annemin günlük para cüzdanı o çekmece dururdu, ayrıca ayrılmış paralar da üstüne not konur orada tutulurdu, şu gelince şuna diye. İşte şimdi konuyu bağlıyorum ; demem o ki bazı şeyleri öğretildiği için öğrendik, bazı şeyleri de görerek öğrenmişiz. Hatta anne babaların çocukları ile ilgili umutsuz oldukları konular var ya işte onlar en iyi öğrenilmiş olanlar, yaşayanlar görüyor valla  Dün davulcu geldi, gerçi eskiden ayın onbeşinde bi de bayramda gelirlerdi, şimdi o da bi değişik. Neyse ben kapının arkasında asılı olan mini keseye hazır etmiştim, geldiğinde umduğundan az, umduğundan çok olmasın diye, birden uzatınca şaşırdı yavrucak. Annem köpüklü kahve pişirmeyi, dantel örmeyi, dikiş dikmeyi, misafire ikramı, yemek yapmayı … daha bir çok hayati önem taşıyan şeyleri bizzat öğretti, hepsini kullanmıyoruz ammaaaa aklımızda farkında olmadan yer edenleri zamanı gelince kullanıyoruz.
Seher yeli ılgıt ılgıt eserken beni bi koşu baba evine götürüp getirdi, an itibari ile kendi evimdeyim, mutfağı da topladım, yatmaya gidebilirim, gecelerin büyük bir bölümü gündüz günlerin bir kısmı gece muamelesi görüyor 🙂 Bi düzen tutturamadım, geçici düzenlere uyum sağlıyorum, her sabaha karşı türlü hile hurda ile bi kafes dövüşüne denk getiriliyorum, ben “ay, aman, of, boğacak adamı, aman kolu kırılacak …” derken eğleniyor çoluk çocuk, bugün de kızlar vardı.İşte ömrümüzden tüketilmeye hazır bir gün daha, ziyan etmemek dileğiyle Günaydın 🙂
16 Haziran

Arada umutlarım tükenir gibi oluyor, o zaman hemen dipsiz umut sandığıma bir el atıp, içinden açılmamış bir paket bulup alıyorum. Açtığımda tamamen yeni alternatiflerle karşılaşmıyorum. Unutulmuş, gözden kaçmış, akla hemen gelmemiş … lerle zenginleştirilmiş paket derdime derman oluyor, tabi ki de esas aradığım derman ise. Mağdur olmaktan beslenen, şikayetle desteklenen, bitip tükenmez gibi duran tüm başlangıçlara bi kulp takıp tüketen, onun bunun desteğini yeterli görmeyen … yani polyanna’nın bir türlü mutlu olmayan teyzesi rolünü oynayanlara Oskar hiiiç bi zaman yok 🙂)) Parola; Dert bendeeeee, derman da bende !!! Böyle bakarsak görülebilecek her şeyi görüyoruz. Etüt ediyoruz, sonuç alıyoruz. Yapabilenler var. Yapamayanlar da yapabilmeliler. Sabaha az kalmış iken, yatsam uyuyamayacak durumda iken, yediğim her bir lokma midemden beynime kabus filmlerine başrol oyuncusu olabilecekken. Tek çare sanal dünyadaki gerçekler 🙂))
“Kemankeş” neymiş biliyor musunuz ??? Keman çalan bağımlı demek değil, bir cadde ismi de olduğu doğrudur amma esas anlamı ; Demir yay kullanabilen okçulara verilen isim imiş.Bunu meslek edinmek için eğitim şart, acemiler işe “kepaze” denilen yumuşak yay ile başlarmış, ok atmaksızın kirişi gerer gerer bırakırlarmış. Kepaze olmak da buradan geliyor olabilir, defalarca aynı şeyi yapıp sonuça varacak oku atamamak . Günde 50 ile başlayıp 500 kereye kadar kepaze idmanı yapılırmış, idmanı bir gün bırakanı kemankeşlik on gün bırakırmış.Okun ucu kemik yada demirden olurmuş, okun son kısmı olan tüylü bölüme yelek denirmiş,Kuğu, Kartal tüyleri makbul imiş.Yayın ipine kiriş ya da çile denirmiş.Koyun bağırsağı ya da ibrişim kullanılır, “Çile çekmek” deyimi de buradan geliyor olabilirmiş. “Çooook çile çekti !!” Çok yay gerdi de hedefi tutturana kadar çok uğraştı anlamında. Yaylar öyle filmlerdeki gibi devamlı gergin durmazmış, gerekince gerilirmiş, “Yay gibi gerildim” derken kullanılacak hale geldim demek istemiyoruz ama 🙂))) Atışa hazırım mı demek isteriz acep .Yaaa bunlar içinde acaip kol kası istermiş. Pehlivanlar aslında Kemankeş de olabilirmiş, ya da tam tersi. Bazen aklıma gelen kelimelere bakınca önüme bi dünya bilgi açılıyor, aklıma da durup duruken gelmiyor tabi, bilmediğim bir şeyle karşılaşınca bilesim geliyor 🙂))
Biraz daha oyalanayım da yatacak kıvama gelmek üzereyim, açık ve net rüyalar için tüm çabalar, yoksa çok şükür uyku ile aram iyidir iyi uyku, iyi rüya, iyi uyumak içinde ayrıntıların üstünü çizmek, pişmiş aşa su katmaya uğraşmak yerine aşı yiyip yatmak gerek, bi hazım süresi var ama, onu da beklemek gerek, Hamdık, pişdik aşamasındayız, doğru şekilde yanabilirsek ne ala. Yatan yatsın, kalkanlara en iyisinden, güzelinden günaydın olsun, ben de öğlene kalmaz gelirim 🙂)))

17 Haziran

Haziran ortası, temmuz havası. Dün gerçekten sıcağı eni konu hissettim. Gece nem oranını da yüklenerek yüklendi, bir tek faydası var, sokak ıhlamur demlenmiş gibi kokuyor. Benim de bir muz yaprağı, palmiye yaprağı gibi bi şeyler bakmam, bi de onu sallayacak adam bulmam lazım, yelpazenin kapasitesi yeterli değil 🙂)) aaaay valla çok sıcak, beni halsiz bırakan, ıslak tutan sıcak. Güneşin azlığı da çokluğu da zarar. Rivayete göre depresyon sınırları buymuş, ortalama güneş ideal olanı. Ortalama güneşin tarifi ne ??? Her şeyin ortalaması var mı ??? Hayatın ortalamasından bahsediyor T.Uyar ; “Yaşadığım çok kötü günler,yaşadığım anlardaki yoğunluğunu yitirdi. Yaşadığım iyi günleri de unutmuşum. Sonuç anlamsız bir ortalama.” Her şeyin bir ortası var da herkesin ortası kendine. Bi de ortalama zeka var. Bir eğitim öğretim yılının daha sonuna geldik, elimde kalan tek karneli çocuk, birazdan yola dökülecek, tabii ki de karne sonrasına program var, çok şükür evin 20 km civarında, makul ve mantıklı bir istek destekli 🙂)))) Bir veli olarak eğitim sistemi veli olmamı engelliyor, bir rayına konulamadı, hatta artık raydan çıktı bile değil, yapılan her şeyin içinde bir siyasi hatırlatma var. Dün akşam camide bir Arap harfleri levhası gördüm. Malum pazartesi çoluk çocuğa cami eğitimi başlayacak, yirmi yaşına kadar öğrenci kayıt ediliyormuş, benim cami eğitimim olmadı sayılır, çocuk da yollamadım. Ev içi medrese işimizi görüyor, çok şükür muhakeme yeteneğimiz var, algımız açık, kaygımız bu konuda kapalı 🙂)) Neyse, her harfe bir yakıştırma eklenmiş, yılan, sucuk … gibi hayrete düşürmeyen, merak uyandırmayan yakıştırmalar ammaaaaa !!!! lamelifla dediğimiz, altı düğümlü bir ters “V” var kiiii kendisi bir ampulun içindeki titreşen tele benzetilmiş, ampulün rengi de malum. Valla, Bravo !!! dedim, orantısız zeka bu olsa gerek. Bu arada Edison Müslüman olmadığı için katkılarından dolayı ona “Allah Razı Olsun” diyemiyor muşuz. Bununla ilgili bir tartışmaya ve aciz bir savunmaya şahitliğim var.
“Neresinden tutsam elimde kalacak !!” bir sabahta daha mantık ve hayatı ayrı yerlere koyarak, hatta mantık kısmını yokuş aşağı koyvererek , hayata tepeden seyir ettirmeyi planlıyorum. Plan plandır, var mı ? Vaaaaar !!!! ister uygularım, ister uygulamam, Varlığı huzur veren şeyler arasında planlar 🙂))) Amaaaan isterlerse sapsınlar, gidip yatayım, belki iyileşmiş kalkarım 🙂))) Planların önemli bir parçasıdır ihtimaller, “ben benim, her türlü ihtimale karşı duruşumu severim !”, 🙂)))) Kendimi de severim ki, aaaaay ben bu satırları okuyanları da çoooook severim, koşulsuz sevgi donanımlı güüüünaaaaydııııın !!! lar olsun 

18 Haziran

Sıcak !!! çok sıcak !!! Daha da sıcak olacak 😦
Günlerdir her günü cuma sanırken, çarşılara çıkınca anladım ki cumartesi, tamam, tamam ikna oldum, ekonomi fevkaladenin fevkinde, herkes harıl harıl alış veriş yapıyor, verişler genelde KK, nakit bağzı Araplarda var. Bilge Adam ; “Fırtınalı denizden, aysız geceden, sakin huylunun öfkesinden korkarım ” demiş . Bilge kadın olarak ekliyorum, sıcak havadan ve onun direkt beyin temasından, haşlanmış insanlardan korkuuuun !!!! Ne yapacakları az çok belli oluyor ama derecesi belli olmuyor, bu havalar manyak besliyor. Aaaaaay atın beni denizlere, dönersem dönerim, dönmezsem ıssız adaya üç şey değil, Survivor Semih’i gönderin, “ikimize dar gelir bu ada” der, ben kesin dönerim.” İki üç gündür, bir tek su aç bitir, geri kalan her şeyden biraz kalıyor,Beslenme düzenimiz düzen tutmuyor, her güne ayrı heyecan gibi de değil, hafif olmak istiyoruz ama sudan yer kalmıyor, suyun üstüne gelen her şey ağır ağır dibe batıyor.
Hayati parçalar satın aldım bugün, Bir masa üstü Vantilatör, şarjlı lamba, bi de yeni bi vileda. Kızın karnesi son yılların en iyi karnesi bu arada. Sayısal notları yükselirken, sayılmayanlar düşmüş, teşekkürü var, bi de onur belgesi, Biz de ilk kez gördük, Öğretmenler topluca karar verirlermiş, “bu çocuk adam olacak çocuk !” liseliler için çocuk yerine genç diyelim, Bir nevi hal ve gidiş notu gibi, eskiden bizim karnelerde de olurdu. Bunun bi de filmi var, Bir kaç sene evvel, festivalin açılış filmi , Küba filmi idi sanırsam, bulursanız izleyin.
Vücudumuz devamlı su üretiyor, ısıyı düşürmek için, bu da bizi halsiz düşürüyor olabilir, Ev halkı “Kapat şu kombiyi Ayşennnn ! , sular soğuk aksın” modunda. Ben nasılım acep, düşük modlu, modsuz, hadsiz, halsiz …” Aaaaay atın beni denizlereeee !!! ” desek olmaz, belki de olur, bu akşam bu sorular sahur hocalarına kesin sorulur, Gerçi Cüppelinin efsane bi cevabı vardı 

20  Haziran

Ayı uğurladım, güneşi henüz göremedim, sorumluluklarım yüzünden de daha yatamadım. Tabakta kalan yemekler, lavaboda duran bulaşıklar, verdiğim sözler, elimden geliyorsa “hayır” diyemediğim işler, tertip düzen merakı … bir türlü yakamı bırakmaz. Uykudan bayılmadan önce bu vakitler üstüme bi de enerji yükleniyor, tüm dünyanın tozunu alacak, her şeyi yerli yerine koyacak gibiyim de uykum geldiğinde de “olduğu kadar, olmadığı kader” deyip giderim. Belki de bu enerjinin sebebi, sahurda götürdüğüm bir parça ekmek kadayıfı olabilir 🙂)) Aaaay ömründe ilk pişirdim, hem de vişneli yaptım, şurubu kaynarken içine buzluktaki vişnelerden attım. İlk sefer için bayağı iyi oldu. Aldığım notlarım var ; Bir kere kadayıfı aldığım yer doğru adres, çok güzel kabardı, bendeki de deli cesareti, iftara misafir var, ben de dışarıdayım, oğlana telefonla ilk işlemleri yaptırdım, o da müyendis yaaaa çevirmek için dakika tutmuş, geldiğinde altı büyümüş, üstü biraz ufak kalmış, halbuki başında beklemek lazım, neyse ben de tek parçasını kullandım,(diğerini buzluğa attım) onu ikiye katladım, şerbeti önceden fazla kaynatmışım, biraz ağdalı oldu benimki, fakat ertesi güne bi çözülme oldu, daha lezzetli idi, üstüne kimi kaymak, kimi dondurma, kimi ikisini de koydu, hem misafirle hem de ayrıca iki gün daha yedik, son parçayı da 4 saat evvel ben sade olarak götürdüm. Aaaaay artanlar, kalanlar benim kabusum, atamıyorum, mahallenin kedisini, köpeğini, kuşunu besliyorum, hem de özenle 🙂))) Hazırladığım köpük tabakları instagrama koyuyor çocuklar, “annem yakında kuşlara ekmek verdiğinde, önce onları tereyağında çevirecek, yanına da yeşillikle tüketiniz diye not yazacak” diye geyik çeviriyorlar. Ama her şeyi de veremiyoruz kiii, tahinli pide, ekmek kadayıfı, güllaç … olmuyor, tatlı yemiyor hayvanlar, Aaaay aklıma geldi, eskiden kalan her şeyi çiftlikteki köpeklere yollardım, bir gün torbaya biraz da patlamış mısır katmışım, eşim akşam eve gelince köpekler ; “Yenge kalan kolaları da göndersin !!” diye haber ettiler, dediydi 🙂)))
Ramazanı da ortaladık, hava sıcak, gün uzun ama şikayet yok, şikayet ve sitem olursa orucu tutmanın anlamı yok. Tutmayandan, yiyenden içenden zerre kadar rahatsız olmuyorum, saygı iyi bir şey ama onu kayıp edeli çok oldu, “Biraz saygı !” diyenler kendilerini aynada görmeyenler, bir çok anne babaya çocuk yetiştirme konusunda notum on üzerinden 2.5, öyle valla, öğretmezsen, anlatmazsan beklemek hakkında yok. Herkes yavrum He-Man, She-ra olsun istiyor, hem güçlü hem zeki ama aynı zamanda ahlaklı olsun isteyen yok, çocuğuna toplum içinde yaşama kuralları öğreten yok, “al senin olsun, sen rahat et…” sonra takıldığı yerde çekiyor pompalıyı, bıçağı sallıyor, kadınsa rakibinin üstüne atlıyor, aaaay kadın milleti canı isterse sadece diliyle bile döver adamı 🙂)))
Neyse, iyileri tenzih ettik.
Bugün de “Bülbül Döşemeleri” ni öğrendim. Tabi ki de iki nolu oğlandan, okuduğu Japon Efsaneleri kitabından, Neymiş derseniz; Japonya’da sarayların ve tapınakların özellikle koridorlarına kimsenin sessiz geçmemesi amacı ile döşenirmiş. Basınca kuş sesi gibi öttüğü için gelen giden anlaşılır, tedbirli davranılırmış, tabi ki de basmadan anlaşılmıyor, bi basınca da seri halinde ötermiş,
Günlerden pazartesi olduğuna dair bi söylenti var, ev halkı pazar gibi uykuda yeni yattılar zaten, ben de yatıcam da bi silip süpüresim, yıkayıp paklayasım da var, Vücut alışkın ya pazartesi idmanı illa ki istiyor. Eeeee yapcaz bi şiler, Cümleten günaydın, serin bi hafta olsun inşallah, amin !!!

21 Haziran

Senenin bize ikramı olan eeeennnn uzun gün ile eeeennnn kısa geceyi buharda pişme kıvamında alıyoruz. Gece bitti, gün yeni başladı, kaçıranlar üzülmesin, bu arada zaman duracak, bu ikiliden bir kaç tane daha olacak. Evin sokak kapısı hariç açılabilecek heeeeer yeri açtım. Gecenin ortasında feci cereyan yaptı, çaprazları kapadık, bu seferde tek yön yeterli olmuyor. Kısa sürelerle aç kapa yapıyorum. Hiiiiç sevmem yaz aylarını, güneşe evet ama etkileşmeye hayır. Benim sevdam sadece uzaktan seyirlik, ekinoks hallerini sevmiyorum. Bir tevekkül ve tefekkür ruhu taşıdığım için, “geçeeeeer, geçeeeer daha öncekiler gibi bunlarda geçer” , “Neler neleeeeer geçmedi ki” diyorum. Hayatta tüm hikayeler aynı, sonuçları farklı, aslında hikayeyi yazan da okuyan da aynı, o vakit niye sonuçlar farklı ???? Eeeee hatalarımıza tecrübe diyoruz, onların bir kütüphanesi var. Zihnimizde dizili duruyor. Benzer durumlarda ictihatı birleştirme yapıyor muyuz ? Genellikle hayır !, Çünkü unutuyoruz, çünkü bazı konularda bitip tükenmeyen cahil cesaretimiz var, sütten ağzımız yanınca, geçince bi daha yansın istiyoruz. İnsan evladı sıcak sever, bi tek intikamı soğuk yer, o da plan program yüzünden bir türlü masaya oturamadığından. Fıtratımızda mükemmeli aramak var, mükemmelin ise kişiye özel tarifleri var. Yarı mükemmel, yarım oluyor, aklımız hep olmayan yarısında kalıyor. hayatımız ruh halimizi şekilden şekle sokmakla geçiyor, bazen de şekil değiştiremiyoruz, o durumun adı malum, çağ hastalığı diyorlar, çağımızda mikroptan çok virüs var. Virüsü engellemenin en iyi yolu bağışıklık sistemini güçlendirmek kiiii bence bu çalışma komik. Her şeyin dibine kadar genetiği uuuuuf !!! olmuşken, ooooofff !!! durumu beklentilerimiz arasında, çok şükür ki eceli beklemek zorunda değiliz, ecele koşuyoruz, belki de ecel bize koşuyor, karşılaşma yaşı bir hayli düştü, gerçi yaşamın kalitesi de düştü. Şimdi iki adım gidip ; Bir ağaç altında, denize nazır püfür püfür ruhumuzu pupa yelken yapa bilirdik, kiiii burası İstanbul. Ne yazık ki iki adım gidip bir rezidans gölgesinde AVM sinin açılmasını beklemek daha kolay. Gerçi ben ihtiyaç yoksa gitmiyorum, satın almıyorum, gereksiz tüketmiyorum. Ben hala kağıtların her yerini yazanlardanım. Yazlıkta bulaşık suyunu (Durulama suyunu) merdivenlere dökenlerdenim. Oraya bulaşık makinesi alamadık 🙂)) Durumumuz istersek yeter de gerek görmüyoruz, Ruhumun hizmetçi yanlarını da ayrı severim 🙂))
Bir sıcak dalgası ile buralara geldim, sanırım biraz da dalga geçtim, aaaah aaaaah dalgaların üstünde sörf yapabilmek isterdim. Bi de “Dalgaları Aşmak” filmi var, Emily Watson’un ilk filmi, ilk oscar’ı bi de el kamerası çekimleri, az sıkıntılı,ama “çok güzel bir filmdir. dalgaları aşmakta dalgalar bence tanrıdır. bir insanı en çok sevmek tanrıyı sıralama da aşağıya itmeye mahkum olmaktır” diyen de var. Ben günaydın dedim ve yatmaya gittim 

23 Haziran

Bir saatli maarif takvimi, bir de rüzgar çanı illa ki bulunur evimde. Hatta rüzgar çanı bütün evlerimde olmuştur. Takvimi taşırım. Takvim atalardan kalma alışkanlık, güneşin doğuşuna, batışına, hicri ibadet aylarına, ezan saatlerine bakmak için. Yazılanları artık pek okumuyorum. Çünkü kendini yenileyemedi takvimler. Eskiden her sayfası kıymetli idi, adeta törenle koparılır, hayretler içinde kalarak önü arkası okunur, eğitime katkısı bulunurdu. Hatta annemin kuranının içinde sararmış çoook eski yapraklar bulunur, ya üstüne not almıştır ya da beğendiği bir yazıyı saklamıştır. Güncellense takvim yapraklarında günün birinde bugün için ; “Savaş uçakları Diyarbakır’ı üç gündür bombalıyor, tarihi yerle bir ettiler, kuruyu da yaşı da yan yana yaktılar !” yazar mı ???? Belki, ama biz görmeyiz. Tarihin tarih yazması zaman alıyor. Söylenecek çok şey var da, kime ne anlatacan, Binbir hesapla Milli Takımın tur atlamasını bekledi bu millet, yani işimiz gücümüz rüya, anafor, laf salatası, yüksek sesle karışan kafalar, gaza gelen duygular … felan fistan. Üzgünüm bütün olanlar için, hatta olacaklar için.
Bugün için bir yaprak yazsa idim, Faideli Bilgilere; “Facebookdan arkadaş silmeyin, öyle uğraşıp düşman sahibi olacağınıza kiiii sosyal medyada ruh sağlığını bozan bişi 🙂))) Takibi kaldırın, bir daha hiiiiç yüz yüze gelmezsiniz. o sizi görür ama, varsın görsün, siz canınız isterse sayfasından görürsünüz. Yorumlara da şu görsün, bu görmesin ayarı yaparsınız. Bir şeyi beğendiniz, ya da yorum yaptınız, durmadan bildirim geliyor, tıklayın üstüne, “bildirimlere kapat” deyin, gelmesin. Oyun isteklerine kızmayın, onları da sonsuza kadar kapatabilirsiniz, bence en az bir oyun oynayın, zihniniz açılır, günde bir iki saat kafanızdaki tilkileri sıraya koyacağınıza, şekerleri eşleyin, hayvan kurtarın, majongda taş toplayın 🙂)) Bi de yazıları sonuna kadar okuyun, hızlı okuma tekniklerinden faydalanın, yarım hiç bir şey şey değildir, kadın da buna dahil 🙂)) “Sosyal olmayan kadın yarımdır ” demek istedim.Günün menüsü; Yayla çorba, Beğendili kavurma, yoğurtlu kabak, Krem Karamel, yanında avuç içi kadar ramazan pidesi 🙂)))) Aaaay bu bizim bugünkü menü, salata da var tabii kii . Çocuklara isim; Kız; Selamet – Erkek ; Bayram, Selametle bayrama çıkalım anlamında yazdım. Çocuklara baktıkca, “Ne yazdı, cayır cayır yandık !!!” diye hatıra tazelemek kolay olur ”
Güneş bir yerlerde enerji topluyor, aaaaz sonra tepemizden tepemizden bakacak sanırım. Klimalı ortamlara girip çıkarken oramız buramız tutuluyor, her gün kızıma omuzlarıma bir takım vaatler karşılığı masaj yaptırıyorum 🙂))) Şaka şaka öyle şeyler bilmez benim çocuklar, ne sömürürler, ne kendilerini sömürtürler varsa bir hizmet aşkla yapılacak, içine sevgi katılacak.Misal kızım dün bir ev limonatası yaptı, hem de nane yapraklı, içmelere doyamadık  Hakikaten doyamadık, hangi ara içeceğimizi bulamadık, ama bi ara içtik 🙂))
Bugün havada bi umut var, Karadeniz’den esen poyrazın işimi bilmem, valla her türlü havada havamızı bulmaya çalışmak işimiz. Bi gayret, bi cesaret … olacak, aaaay hadi işallaaahhhh !!!
Cümleten size günaydın, ben toplamda 6 saat olması gereken uykumun birazını daha uyumaya gidiyorum 

24 Haziran

 Sevgili sanal günlük ; “Bunlar iyi günlerimiz !” olabilir mi ??? Her bakımdan demek istedim, aslında sen beni anlamış olmalısın ama alışkanlık, anlatmak istediklerimizi iyice açmadan rahat edemiyoruz, yani, yanlış anlaşılmanın huzursuzluğunu yaşamak istemediğimizden, ifade seviyesini 3-5 yaş arası tutuyoruz 🙂 Kendini ifade edilebilen bir çok insan var ama ifadenin nasıl algılandığı önemli. Geçen bir karikatür gördüm. Fil ile Ceylan muhabbet ediyor, Belki de ceylan değil, tilki, karaca, kurt … da olabilir. iyi ifade edilmemiş demek ki tam anlamamışım, o boylarda, o tipte bi şi diyelim. Fil; “Devamlı yeşillikle besleniyorum, yediklerimi uzun uzun çiğniyorum, mümkün olan her yere yürüyerek gidiyorum, yine de halime bi bak !!” diyor, karşındaki hayvan ; “Kızım sen şişman değilsin ki, sen filsin ” diyor. Ne olduğunu bilmek, bildiğini kabullenmek hayatın anahtarı, her kapıyı açmasa da iç dünyamızdaki tüm kapıları açar. Bazı kapılar açılır, bazı kapılar çalınır. Kazancı Bedih de “Kapuyu çalan kimdur, aç bakum gelen kimdir, yaram derine düştü, belki gelen hakimdir” diye söylerken konuyu “oy desunlar, desunlar, şeker badem yesunlar, o dilleri sevsunlar, Halepli bahçesinde Feride ile Nesime oynar desinler” diye bağlar. Sabah sabah dinledim, kendimi daha iyi hissediyorum, yalnız rüzgar çanı senkron tutturamadı.
Aaaaay abuk sabuk birikimlere birikim katmaya heves ettiğim bi sabah, ne olacak bu havaların hali, içine tükrülmüş ormanlar intikam mı alıyor, gökdelenlere çarpan sıcak havalar daha da ısınmış olarak bize dönüyorlar, rüzgarlar kendine yol bulamıyor, egzozlardan, klimalardan, tomalardan salınan gazlar atmosferde salınmaya devam ediyor. “Kaçıııınnnn!!!, kurtuluuuun !!!” desek bile eyleme geçemiyoruz. Hava sıcak diye eve kapanmıyoruz, işimiz gücümüz var, gücümüzü kullanıp işimizi görüp eve geldiğimizde kapının altından buhar olarak eve süzülmemize az kalıyor. Yine de kütlemizde bi kayıp yok, ben bi de oruç tutuyorum, fil halim devam ediyor dermişim 🙂)))))
Beyin hücrelerimin nem oranı arttı sanırsam, “bu çivisi çıkmış dünyanın çivileri bu havadan pas tutsa, çivileri dünyaya koyanlara pastan hastalık bulaşsa, o hastalık tövbeye yol açacak bir imtihan olsa, olur mu ??? hocam ” diye sahur hocalarına sorcam da soramıyorum, gençler beni başka programlarla oyalıyor, iki gündür yemek yapan tıfıllara bakıyorum, elin 9-10 yaşındaki çocuklarının önünde ne ufuklar açılıyor, ne tabaklar yapıyorlar, ne baharatlar tanıyorlar, bizimkilerin o yaşta bakkala gitmesi bile problem, bizde o yaşlarda hala terli tişört değişiyor, ağzına yemek veriliyor, hatta ayakkabısı bağlanan bile var, sonra da bunları hayata dahil ettiğimizde yavrucaklar düşmekten kalkmaya zaman bulamıyor, sonrası travma, travmalar … yaraya insan basmalar … felan fistan. Çok başarılıyım, yine içimi kararttım, gidip yatayım, belki iyi bi rüya gelir de içim açılır, “sonbahar gelmiş olsa, ben de bir kat hırka giysem, çorabım da olsa …” Günaydın 
26 Haziran
“Hayat devam ediyor !!” Hayat arsızı olduğumuzu anlatan en net cümledir. İçimizde içimizin koyduğu kanun ve kurallar var, içimizde yalnız kendimizi yargıladığımız bir mahkeme var, içimizde kendimize torpil var, içimizden dışımıza heeeep tutuksuz yargılama, sonunda kesin beraat var. öyle işte, bir şekilde kendimizi yola koyuyoruz, sloganımız ; “Hayat devam ediyor !” Eeee yaşamak niyetimiz ise yolumuzu açık etmek de elimizde, değilse de gayret bizden, taktir yazılı kaderden. huzurlu muyuz ?? Çoğumuz değiliz ama olanların olduğunu görünce umutlanıyoruz. “Dünya arsız ile yüzsüze kalmış, yüzüne tükürsen yağmur yağıyor sanır, üstü bıyık, altı sakal, nerelere tükürsem, minareyi çalan kılıfı hazırlar, Yavuz hırsız ev sahibinden baskın çıkar, taşıma suyla değirmen dönmez, çok laf yalansız, çok para haramsız olmaz,kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez, ye kürküm ye dünyası …” bunun gibi daha bir sürüsüne ; “Edep yahu!!, Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste, dünya etme bulma dünyası …” diye karşılık veriyoruz. Oldu mu ??? Olmadı ama, “elimizden gelen budur” İç savunma,
Eski bir Ömür Göksel şarkısı geldi aklıma ; “Umurumda mı dünya, sen varsın ya,neme gerek altın saray, vermesinler mirastan pay, istemem başka hiç bir şey sen varsın ya, varsa sırtımda bir hırka, boğazımda, üç beş lokma,bu yeter de artar bana umurumda mı dünya, sen varsın ya !, sigara bulmak çok güçmüş, Amerika Rusya’ya küsmüş, bizim takım küme düşmüş,umurumda mı dünya, sen varsın ya, yaşamak çok pahalıymış, yeni zamlar sıradaymış, bir kilo et bin liraymış,sen varsın ya umurumda mı dünya …” Bu kafaya göre umurunda değil dünya da kuzum bu da kula kulluk olmuyor mu ??? Yaaa bizim kafalar iki ucundan da tutulmayan değneklerle dolu, bi tapınamadık, bi kula çiğerden inanamadık, bi gözümüzü karartamadık, bi tek koşulsuz sevdik, bi de hak hukuk adaleti geçtiğimiz her yerde aradık, Aaaaaah aaaaah pişman değiliz sevdiğimiz için, aradığımızı henüz bulamadık diye umutlarımızı da yitirmedik. İki gündür bi yanımdan tansiyon, bi yanımdan şeker, her yanımdan sıcak hava ve nem çekiştiriyor, benim kafa da oldu olacak gibi, hatta an meselesi, yerimden kalktığım anda bir daha geri oturacak gibiyim.
Her işin başı sağlık, Tüm kötü huylarımızı Allah iyi yönde ıslah etsin, Kula kulluk edip de olmadık kulları tepemize dikenlerin Allah cezasını verecek diye umuyorum, İnşallah, amin, Günaydın …
27 Haziran

“Şuursuz bi sabah daha !” dersem olmaz, bilincim gayet açık çok şükür. İnsanlarımıza tvler yoluyla, din yoluyla dayatılan tüm afyonların farkındayım. Hatta yanan afyon tarlaları da bana hiç yabancı gelmedi. Hazar bunlar akşam ekilip sabah çıkmadı, Para kaynağı ise ezelden kaynak idi. Bugünler gündüz ile gecenin yoğun alış veriş yaptığı günler olduğu için arada ışık niyetine tv miz açık oluyor. Allahım, allahım sayısız dizi var. Hepsi aşk temalı, olmazları olduran, aklı erenin kanını donduran diziler. Güzel kızlar, yakışıklı bi de zengin genç erkekler, cadı anneler, pamuk büyükanneler, oluk gibi akan para, sabah yatak kalkınca fönünü çeken, sitilettosunu giyip, en güzel elbisesi ile kahvaltı hazırlayan anneler, anlayış abidesi, modern babalar, evde ayakkabı ile dolanmalar, Ramazanda şerbet içip oruç tuttuğunu belirtmeler, geri kalan on bir ayda eve gelince bir içki doldurmalar, ölüye Yasin okumalar, kısa etek, ince çorapla, kucakta yastık ile aklına geldince bağıra bağıra ilan edip namaza durmalar, arada güncele dokundurmalar, kızları okutalım, kadına kıymayalım gibisinden … Sonra bi de yarışmalar var, sporcunun çevik ve ahlaksızını bize sevdiren, üç kuruş için maskara eden, birbirine düşmanlık eğitimi veren halkımı isim isim bölen yarışmalar, ya evlenme programları ; yaş ondokuz kız koca aramaya gelmiş, “evladım senin okuma üfleme zamanın, bi baltaya sap ol, bu yaşta burada ne işin var ???” diyen yok, bi de kriterler var, gerçi herkesin kriteri, “Bir elim yağda, bir elim balda olsun, yan gelip yatayım, bi de estetik olsun, yattığım yerden bakarken içim açılsın” da ama hepsi illa ki elektrik almak istiyor, kalp güzelliğine çooooook önem veriyor.
Nedir bu kalp güzelliği ??? Benim kalbim güzel diyenlerin kalbi essahdan güzel mi? Güzel kalp huzurlu olan, huzur veren kalp olabilir mi ??? Tüm tanrılı dinlerin tarifinde ideal insan ki aynı zamanda dindar da sayılıyor ; Merhametli, vicdanlı, hoş görülü, sabırlı,adaletli, eğitici, öğretici, paylaşımcı, sevgi dolu … diye geçiyor. Hiç bir kitap “çalsın ama köprü, hava alanı, metro yaptı ise helal olsun !!!” diye yazmıyor. Hiç bir kitapta, “Ben yaptım, oldu, olacak ” diye bi kural yok. Yani tüm kitapları okumadım ama tüm kutsal kitaplar, birbirinin devamı, Son kitap çok ayrıntılı değil, geri dönüp okunsun diye mi acep 🙂 (kıssalar için geride kalan kitaplara bakmak gerek, ama kuralların çoğu net ve ihtiyaca binaen koyulmuş, ayrıntılı değil derken her satırın kendi içinde açılması ve anlatılması gerek, bu yüzden sayısız hoca hacı, tarikat türüyor) yoruma açık. Yorumlayanın anlayışına kalınca her kafadan bir ses çıkıyor. aynı surenin aynı camide iki ayrı yorumunu iki ayrı hocadan dinlemişliğim var. Ama kalbi doğru tutmaya yarayan bir takım duygular var ve onları iyi yönde beslersek iyi oluyor. Şu günlerde sap ile saman bir birine karışmış durumda.
Aaaah aaaah bir içimizde bir dışımızda iki ayrı dünya var. içimizdeki dünya bölümlere ayrılamıyor, ayrılsa da ayrı ayrı dış dünyaya açılamıyor, karanlık dünya orası 🙂 Dışı dışını, içi içini yakıyor. Dış dünya da ; olduğumuz, olmak istediğimiz diye ikiye ayrılıyor. Bi de uzak dünyalar var, Mars, Venüs gibi 🙂)) onlara erişim yok şimdilik, Burçlar yoluyla hissediyoruz dermişim, Aaaay bugünlerde Merkür ne alemde acep, “sıcaktan mayışan Merkür geri hareket edemiyor !!” diye bi haber çıktı mı ? Yalnız bir gerçek var kiiiii ; Dünyanın insanları dünyadan hızlı dönüyor, hatta dünyaya tur bindiriyor, valla benim sadece en fazla başım dönüyor, “İçmişim başım dönüyor” değil valla, benimki kronik rahatsızlıklardan 🙂))) Aaaaay geçecek inşallah, cümleten iyi olacaz, kuşlar konacak yollarımıza, hadi bu sabah şuursuzca bi günaydın olsun, şuurun faydasını göremedik, bi de burdan yanalım bakalım …

28 Haziran

Ne kadar zaman oldu bilmiyorum, içimden kuşlar havalana havalana kalkmadım. Heyecanlarım durgun sular gibi de bulanık ama, Kurt da dumanlı hava sever derler ya kurt, çakal ve sırtlanla bir ilgim alakam yok. Kuşların şirin olanlarına muhabbet beslerim, kedi severim, köpekten genelde tırsmam, sevilecek gibi olanını severim. Sürüngenin hiç bir çeşidine kendimi yakın hissetmem. Penguenleri de belgeselini de hatta Jim Carrey’li Babam Penguen filmini de hoşuma gelenler arasında sayabilirim. Bir çok hayvanın insani duygular taşıdığına inanırım, çok manidar bakanları var. Hayvanlara bağlı insanlar var, evlat yerine konulanlar var. İnsanın hayvanın kaba sabası ile eş tutulanı var. Tabi bunların ruh hali göz önüne alınmıyor, kabaca “Hayvan” denildiği gibi, öküz, ayı, davar, it, yılan, akrep … de bizzat isimle çağrıldığı da oluyor. Ruh hali derken hayvanın ruh halini şeyeddim, bir hayvan ile anılan insanın ruhu yok sayılıyor. bu yanlışı da hayvanı ruhsuz sayanlar yapıyor. Amaaaaaan gene nerelerden nerelere geldim,konuyu bağlayacak çok yer var da bağlayasım yok.
Bağımsız bir sabah olsun isterim, “satmışım anasını ben bu dünyanın …” diye Ferdi Özbeğen’i rahmetle anarak, piyanonun tuşlarında gezer gibi güne dahil olabilsek. Kim ne demiş, kim kimden özür dilemiş, kimler tükrüğünü yalamış, yalakalar yeni durumlara ne kılıflar bulmuş, kim ölmüş, kim kalmış, o ona, bu buna ne demiş, teeee uzaklardan geldiği sanılan Turnalar nereyi niçin tırmalamış, elalem ne dermiş, konu komşu olsa ne olur olmasa ne olur, kül mü kaldı, hava sıcaklıkları anormalin üstünde , nem her şeyin üstünde, mutluluk uçan kuşun kanadında, sevgi illa ki de anlaşmaktır …hepsine boş versek, her şeyi anası atası ile satsak gitse, elde ettiğimiz gelir ile yenisi alsak, beyaz sayfa açsak, yeniden başlasak, hafızayı sıfırlasak kendimizi kurtarsak, sonra kurtarılamayan biri ile denk düşeriz, hatırlayacam diye eşele dur 🙂))) aaaaay hayali bile yorucu, en iyisi kaldığımız yerden devam, Vur, kır, parçala, parçalarla kendi puzzle nı yap. Olmazsa , her şey bi özüre bakar. Dünya oyala boyala dünyası, günün rengi fıstıki yeşil, cümleten boyanalım, boyanırken “bi bu renk kalmıştı” diye de tempo tutup müzik yapalım, Sonrada yeşil yeşil bakarız, gerçi ben elli küsur senedir, yeşil yeşil bakarım, artık yeni boyananlarla da “yeşilmişik” diye bakarım.Kafayı dibinde bir şey kalmayacak şekilde sıyıracak bi halim var, du bakalım 🙂))) Normalinden, artık neye göre normal ise günaydın 

30  Haziran

Haberleri dinliyorum, gözlerim kapalı, bilincim açık. Bahçeli ile aynı fikirdeyim, ilk kez kendime yakın hissettim, “Patlamadık yerimiz kalmadı !!!” dedi. He valla ama güvenlik zafiyeti yok ama Zaytung haberlerine göre de bir türlü güvenlik zafiyetinin yerini bulamayan İŞİD de istifalar başlamış, yerlerini gençlere bırakacaklarmış. Yıllar önemli tabi geçerken insanı kendinden geçiriyor, daha önce bağrına bastığı Mavi Marmara Gemisi’ne sonra insan “binerken bana mı sordun” diyo, dost ile düşmanı da karıştırıyor insan, gerçi bi özür dilersin herkes dost olur, “siz cehennemliksiniz !!!” dediklerine zati iki cihanda zulüm var. Geride kalan genç dullar, nikah masasına gün sayarken yalnız kalanlar, babasız doğanlar, babalarını tanımadan kayıp edenler … bir sürü insani hasar var. “Şehitler ölmez, vatan bölünmez !!!, Şiddetle kınıyoruz !!!” iki cümlelik hayatımız var. Zaten her şey normal, abartmayın diye uyarılıyoruz, ölen ölür kalan kalır, Kalanlar ile gerekli olan şeyler kabartılır. Misal Osman Gazi Köprüsü bayrama yetişti, kabartalım. Terör saldırılarını ise abartmadan unutalım, nasılsa yerine yenisi gelecek.
Bugünlerde kafam bayağı iyi, yer ayaklarımın altından kayıyor, düşmemek üstüne odaklandım. Başım da döndüğü için netlik ayarımda yok. Önce şekerden şüphelendim, peşine tansiyon dedim. Sonuç hiç biri ; Orta kulaktaki kristallerim yerinden hoplamış. Vertigo diyolar adına. Nöroloji, Diyabet, Kulak Burun Boğaz gezdim dün. Tahliller yaptırdım. Dobler çektirdim. Damar ultrasonu imiş. Benim boyun damarlarım deşifre edildi. İnsanın damarlarından akan kanı görmesi, akış sesini duyması çoook değişik bi duygu. Beyin emarına giremediğim için Tomografi çektirdim. Resimli sonuçlar daha çıkmadı. Aslında minicik çocuklar şifa araken bi emara tahammül edememekten utanıyorum ama işte o makineler göbek deliğimin üstünden sonrası için çalışır ise nefes alamıyorum. Tomografi hem ferah hem de iki dakika ama daha çok radyasyon. Aşırı yorgunluk, uykusuzluk, sinir, stres, sıkıntı … imiş görünen sebebim kiii bu durumda herkes potansiyel Vertigo adayı. İlacı düzenli içebilmek için orucu bıraktım. Son iki gününü tutarım olmadı son gününü diye düşünüyorum, inşallah. Orucu şekil şartları gereği değil, inanarak, isteyerek tuttuğum için açlık ve susuzlukla bir problemim yoktu ama yine de içerden problem olmuş. Eskisi gibi değilim, otuz küsur sene evvel fakültede öğrenci idim ve sınav zamanı idi ve sınavlar en sıcak günlere denk geldi, bırakmamış idim ama bu sene olmadı.
Bugün de dişçiye gittim, insanlar yarı baygın, İncirli’de polis metrobüs yolcularını çeviriyordu, sakallı ve cüppeli olanları, Nerede istihbarat ??? “Hissi kablel vuku ” , yani altıcı his ile denetim. Bana yer veren oğlanın kolundaki döğmede “Çarşamba Azraili” yazıyordu, klimanın suları başıma damladı, eve gelince yıkandım, şöför iki durakta bir yolcuları kapıya sıkıştırdı, kendince bi eğlence mi tertip etti, bilmiyorum. Dilenci sayısı had safhada, bugünde gözüne ameliyat parası toplayan hamile genç kız gördüm, meğer iki senedir toplarmış, Tramvayın Zeytinburnu hattından nakilmiş, tanıyanlar anlattı. Vatandaşın ödülü tatil yarın başlıyor, emekliye para ödülü 35 lira zam yapılmış. Bir şey demiyorum. İftar sofrası için gidiyorum, svediklerim için yapabileceğim şeylerin başında yemek pişirmek geliyor, güzel sofralar da buna dahil. Doktor kendini daraltma dedi. Lay lay lom yaz dizisi bakıcam kendime, dönen başımla iyi gider, kendime geldiğimde pişman olmasam bari …

 

Reklamlar