SİNEMA GÜNLERİ, FESTİVAL GÜNLÜĞÜ (3) FİNAL !


PhotoGrid_1460984157937

“Yaş 35, yolun yarısı eder” demiş şair ama yetmişi bulmadan ölmüş. İstanbul Film Festivali de yetmişi görür mü bilmem. Bu sene terör katkılı olarak, sakin ve sessiz geçti. Nerdeeee o, kapılarda yığılmalar, film başladı diye salona girememeler, tam saatinde başlayan filmler, en önemlisi gençler, gençler bu sene azalmışlardı. Seyirci ortalaması benim yaş grubum ağırlıkta idi. Bizlerin eline doğan bi festival olduğu için, ömrümüz oldukça, en azından alışkanlıktan gelir, gideriz, ama gençlerin işi yaş. Festivale bir heyecan, taze kan gerek diyorum. 11 film, 1 Belgesel gördüm, aman aman değil ama seçimlerimden memnun kaldım. En çok filmi Kadıköy bölgesinde izledim. Beyoğlu Bölgesi hiç dolmadı, orada hep bilet bulundu, sinema kapısındaki kalabalık bu sene hiç olmadı, desem, doğru olur. Her salon güzel değil, yenilenmeyen salon sayısı fazla, En iyi sinema Feriye onun da havalandırması çalışmıyor, zaten festivalden festivale açılacakmış. Bizim ülkede bi şey bi şeyi illa ki öldürür.  Ülkem tek tipe sevdalı. Evde sinema varsa, internetten iniyorsa,seyirci  salona yormaz kendini. gelelim son filmlere ;

ALT KAT (ONE FLOOR BELOW)  Romanya filmi, Dünya Festivallerinden, en iyi erkek oyuncu ce senaryo ödülleri var. Komşu komşunun cinayetine tanık oluyor, tam görmüyor ama biliyor ve susuyor, vicdan oyunları, “aman rahatım bozulmasın, vicdanım sussun” çabaları, illa ki sustuğumuz, görmezden geldiğimiz bir şey, ya da şeyler olmuştur. Bu film nasıl olunura bir örnek, ben beğendim, konu meşhur roman “suç ve Ceza” ile dirsek temasında diye okumuştum öyle. Tüm filmlerin süresini biletlerime yazdım, ne kadar oturacağımı bileyim diye, baştan koşullanmayanların gözleri gitti, geldi 🙂 Bu filmde yanımdakı tombul kadın, horul horul uyudu. Arada ben dürttüm, dermişim. arada yorgunluk ve sıkıntı içimizi geçiriyor ama, tüm film, baştan sona, ayıp ama, dermişim 🙂

BEN INGRID , Belgesl kuşağında Ingrıd Bergman belgeseli. Cannes’da mansiyon ödülü varmış. Çocuklarının anlattıkları, sakladıkları kiiiii hayatına giren her şeyi saklamış, resimler, mektuplar, karneler, pasaportlar, çocukların ödevleri, kartlar, doküman sayılabilecek her şeyi saklamış, pek çok da video var idi. Hiç bir ülkede kök salmayan, Avrupa Amerika arası dolanan, üç evlilik, pek çok sevgili yapan, iki Oscar ödülü bulunan, üç doğumda dört çocuk doğuran, onca güzelliğe, paraya rağmen Rossalinni tarafından terk edilen, 67 yaşında kanserden göçüp giden, hayatını sahneye endeksleyen … bir hayat. Gençliği annemin gençlik resimlerine benzer, hatta siyah beyaz halleri çok benzer, uzun idi ama zevkle seyir ettim. Çocukların anneyi güzel hatırlaması çok güzel.

YÜCE SEZAR (HAIL CEASER) Coen Biraderlerin filmi olunca beklenti yüksek, tam beklediğimizi bulamasak da sıkılmadan izledik. George Clooney, Ralph Fiennes sevdiklerimden olunca daha kolay oldu. Bir Hollywood stüdyosu, film çekimleri, kaçırılan baş rol oyuncusu, kapitalist sistem, komünist dayatmalar, kara mizan, dinden de alıntılar, onca günah dururken en basitine günah çıkarmalar … hoş bir vakit geçirdim, saydım. Pek tutmamış, sezona gelmeyecek imiş, diyorlar.

Böylece bir festivalin daha sonuna geldik, seneye ya kısmet 🙂

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: