KALBİME DEĞDİ NİHAYET …


12540824_10153980026863159_2266658446052972663_n

Resme bakınca hüzün sıkıca sarıp sarmalıyor beni. Kuşlar yelkovan kuşları mıdır acep ? Yelleri hüzünleri kovmaya yeter mi ? Suya paralel giden bu kuşlar, paralelin sonsuz olduğunu ama her canlının bir sonu olduğunu bilirler mi ? Güneş; ” son ışıklar bunlar !!!” deyip de vedalaşırken geri geleceğine inanırız da biz burada olur muyuz bilemeyiz. İnsan hayatın içinde harman olup da adam aklıllı bi yaşayıp yaş da kırkı devirince yaşanmış her yıl kalbine değiyor, hissediyorsun. Hüzün öldürmez, mutluluklar anlarda yaşar biliyorsun. Misafir bilinci de yerleşiyor artık, bi kalkıp gitme zamanı var. Zamana yaya yaya bekliyorsun, bardağın yarısından çoğunu başına dikmiş, bi solukta içmiş, kalanını yudum yudum boğazından geçirirken, günler de geçiyor.

Evlendikten sonra annemlere her geldiğimde gideceğim gün annem arkamı toplamaya, yıkamaya, silmeye, süpürmeye ben evden çıkmadan başlardı. Hem kızar, hem üzülürdüm. Araba saatine kadar çarşafımın yıkanıp kuruduğuna, odamın temizlendiğine bizzat şahit olur, hatta yardım da ederdim. Üstüne bi de kapıda ağlaşırdık, annem hiç yolcu etmeye gelmezdi. Demek yüreği kaldırmıyormuş. Bu sabah kızım evden çıkmadan, yatağını yorganını değiştirdim, bir takım silme süpürme planları yaptım, hava alanına gitmedim. Demek annemin bir bildiği varmış, kendini suya sabuna verip oyalarmış. Gidişleri hep dönüşlü düşünür ama endişelerle besleriz. Halbuki kadere iman ettiğimizde yolcuyu da Allaha Emanet etmiş oluyoruz. Yine de bir yürek telaşı oluyor, Kamil İnsan Olma çalışmaları bir sarsılıyor o vakit 🙂

Kız evden gidince evin renkleri soluyor sanki, oğlanlar gidince de üzülüyorum ama kız evi ıssız bırakıyor. Arkasından bir sürü döküntü topladım, her şeyi renkli ; Kağıdı, kalemi, üstü, başı, yatağı yorganı, yatak altında kaybolmuş çorapları, masa üstünde boş bardakları, arkadaş buluşmalarından hatıraları, okunmuş, okunmamış kitapları, duvardaki afişleri, perdesine sıkıştırılmış tokaları, terlikler … daha bir sürü şey sayarım, gayret etsem. Her şeyi konuşuyor . yerli yerine koyduğum her şey için “aşkım, sen uğraşma, ben bir ara yaparım !!!” diye arkamdan seslendi, sanki.

Bizimki bir karne tatili yolcuğu, yolladık gitti. Halası, abisi, babası, babannesi, dedesi … hısım akrabayı şenlendirme ziyareti, kendi de halası ile muhtelif etkinlikler yapacak illaki. Aslında daha onaltısında ama bir kaç yıldır tek başına seyahat ediyor, kızı birden büyüttük. Bir tek dedesine ailecek yalan söylüyoruz, yanında biri var diye. Biz yolluyoruz, o da gidiyor valla.

Şu ara Tanpınar’ın Huzur’unu okuyorum. Ondan mı böyle detaylıyım bilmem 🙂 Tanpınar hakkında çok şey okudum, meşhur Zaman şiiri edebiyat kitaplarında epey çile çektirdi bize. Açıkçası şiiri artık çok iyi anlıyorum, benim kitaplarını okuma yaşım kırktan sonra, daha öncesinde de okuyamazdım sanki. Onun yazdıklarını okumak, zaman istiyor ; Bi “ayrıldılar” demek var bi de “sevdiği kadın yaşama iradesini tek başına kullanmak istemiş” demek var. Birinde ayrılık bir kelime olarak kalırken, diğerinde ; Adamla kadın buluştular, yol boyunca yürüdüler, belki üstlerine yağmur da yağdı, sessiz konuştular, kalpten kalbe, sonra bir yol ayrımına geldiler, tekrar görüşecekler gibi ayrıldılar ama kadın gitti …” Daha da ruh haline göre bir sürü ek yapılabilir cümlenin sonuna, yani hissettiriyor cümleler. Tanpınar; sadece okuyabileceğimiz değil, yaşadığımız, bakışlarımızı içimize çeviren, içimize kazınan şeyler yazmış. Onu sadece okumak çok zor, Tanpınar’ı sadece okumak hiçbir şey anlamadan, kelimeler üzerinde göz kaydırmaktır.

 

Reklamlar

ARALIK AYININ ORTASI VE SONU GÜNLÜKLERİ


10464075_10153727925526768_9090893531156228999_n

Hayata aynen de böyle bakıyoruz, hem de sıklıkla, açılan bir takım kapılar var, kapıların yerleri belli, fark ettiğimizi mi en yakın olanını mı, en yüksekte olanını mı … seçiyoruz acep ? Bunlar gizli kriterler 🙂 Yalnız bazı yerlerden kapı çıkmıyor ama, onlar kapı görünümlü tuzaklar. Resimi Ferda Ünür çekmiş. Fotoğrafa emek veren içine duygu taşıyanlardan.

Bir yıl daha geride kaldı, benim blog yeni yıla henüz uyum sağlamadı, ben de ortayı sonu birleştirdim, valla bir kez daha okumadım. Geçmişle çok haşır neşir değilim, bu hiç arkaya dönüp bakmam anlamında değil, sadece bakılması gerekenlere bakıyorum, ne bileyim işte ; Faydalanılacak tecrübeye dönüşmüş olanlar var, bir daha hiiiç fiziksel olarak anılmayacaklar var, arada onlara bakarım da ben aklımda tutmasını seviyorum, aklımda özellikle yer etsin diye uğraşmıyorum. Akılda kalacak olan neticede bir iz ile kalıyor, yer etmeyenler için çabaya gerek yok. zaten yıl sayısı arttıkça omuzlarda ağırlık da artıyor, neticede 365 güne bir sürü şey düşüyor, yeni bir yıla her sene daha az şey taşıyoruz kiii bu kesin bilgi :))) Ben misal bir kaç çeşit huyumu, bir kaç kişiyi … taşımadım, takipte ısrar ederlerse duruma mafya usulü bakıcaz artık :)))) Şiddet eğilimlerini taşıdım mı yoksa !!!! Aman Allahııım !!!! deyip anında tööbeee ettim. Bakalım Aralık ayının aralığında neler varmış ❤

11 Aralık 2015

Bu sabah bir salep içme isteği ile uyandım. İçemedim ama, yokmuş, artık zamanı marketten tedarik listesine yazdım. Gerçi bu salepler salep değil, nerdeeeee rahmetli babamın hakikisinden elleri ile yaptığı, bol tarçınlı, mis kokulu, bin bir naz ile niyazla içtiğimiz salepler, Bir de içene kadar başımızda beklerlerdi,her yudumda şifa duası ile, öksürüğe, boğaza yanmasına iyi gelsin diye. Şimdikiler eğlencelik, bir şifa dağıttığını sanmıyorum, hatta zararı bile olabilir. Bazı şeyler zamana, bazı şeyler paraya yenik düşüyor. hakiki salepin yerini bulmak zor olduğu kadar, kilosu kim bilir kaç liradır, “çok çokkkk pahalıdır !!!” deyip konuyu kapatıyoruz. Gelelim zamana yenik düşene ; şu sıra bir mağazanın “bizden hediye alın, sevindirin sevdiklerinizi” reklamı var. Ben kramponlusu ile dolmakalemlisine rast geldim, başkası var mı bilmiyorum, topçu oğlanı da tanıdım ama adını çıkaramadım, kalemlisi Gülse Bilsel. Dolmakalem; devirlerin kalemi, markası bir asalet belirtisi, yazısı bin bir manalı,öyle çala kalem yazılmaz onla, dura dinlene gidicen, bitince hemen sayfayı çevirmicen, yazarken eline koluna dikkat edicen, bir ani hareket cümleleri rüzgara kapılmış gibi yukarı aşağı doğru çeker, Sıfır hata şart, telafisi yok, silinmez, bu yüzden düşüne taşına yazarsın Yazdın bitirdin iyi muhafaza edicen, okurken bile şartlar önemli, rutubet, nem sevmez, güneşte bırakmaya gelmez, Yani günümüzün harcı değil dolmakalem. Bana bir tane babam ikili takım almıştı, geçen yılda eşim getirdi bir tane, şimdikiler kartuşlu, eskiden kalemi sökerdin, pompa ile haznesine mürekkep çekerdin, bazen akıtır, ellerin lekelenir, bazen yazıya koca bir damla düşürür, mürekkebi emen kağıtlar vardı, onların ucu ile toplanırdı dökülen ama izi kalırdı, muhasebe defterleri, mektuplar, ödevler, hatta günlükler bile mürekkebli idi bir vakitler, şimdi bazı kimseler, çooook meşhur markalarla ıslak imza atıyorlar, kanımca, vitrinlik, müzelik oldu dolmakalemler. Eve bulaşan mürekkep lekelerine limon dökerdi annem, çıkar mı idi hatırlamadım, lekesi bile mevzu konusu olurdu ki.
Bir de şu aralar içine duygu katılmış araba reklamları var kiii nasıl yapmacık anlatamam, sanki araba almak çok kolaymış da (tenzih ettiğim kişiler var içlerinde :))) ), sevdiğimiz bir tek araba alırsak onu ne kadar sevdiğimizi anlarmış da, o araba ile yan yana ön koltukta oturunca gam keder konfor içinde kaybolur gidermiş de … diye anlıyorum ben bir tek o arabanın parasını nerden bulucaz orayı anlamıyorum :)))) Bi de sesli düşünüyorum ; Aldık arabayı, saldık trafiğe, o araba ile her gün kırmızı gösteren yollardan gidip gelen biri zaman içinde zaten bir canavara döner :))) o zaman markayı mı yenileyeceğiz,
Aaaaah aaaah zaman yiyip bitiriyor bizi de ruhlarımız parçalanma yolu ile çoğalıyor, mutasyona uğrayan yanlarımız var ama…
Haydin bakalım, hafta sonu ruhlara ilaç olsun, yarına annesinin büyük kuzusu gelecek inşallah, Gayri bi yemek yapalım, hatta yemekler yapalım, “misafir ol gel bana, börekler açarım sanaaaa”, eşliğinde mutfağa, Günaydın

14 Aralık 2015

Biz ekonomik durumların, eğitim öğretim şartlarının parçaladığı ama bölmediği bir aileyiz. Tekkeyi bekleyen, çorbayı hazır eden benim, eleman Gamze’de tekkenin devamlısı :))) diğerleri geliyor gidiyor, bu arada kanatlanma zamanı geleni de salıyoruz, izin bizden gayret ondan, misal büyük oğlan, Bu bu buuuu sebeplerle benim hafta sonu cuma öğleden sonra başlar pazar saat 24.00 de biter, gelenler en son vakitler gider çünkü. Aşağıda bir hafta sonu dökümü var ;
Cuma kız ile kavilleşip akşam sineması yapalım dedik. “Casuslar Köprüsü” S.Spielberg Oscar’a yürüyor, yanına da Tom Hanks’i almış dediler, merak ettik, Kendimi AVM servisine attım, ki şöförün, saatin geç olduğunu belirtmek için, “herkes eve dönüyor, sen nereye” babında esprisine maruz kaldım. “AVM Kapandı !!!” önce anlamadım, sevmem öyle tepeden inme muhabbetleri, anlayınca içimdeki şeytanı ses ; En fazla iki cümle ile bunu budarsın, üçüncü cümlede köklerini havalandırır, topraksız bırakırsın !!!!” derkeeeen omzumdaki iyi melek “etmeeeee !!!” diye bastırınca “biz kızla buluşacaz da sinemaya gitcez, beyimin habarı var !!!” diye kuzu kuzu cevap verip taktir topladım ama “Düğün Dernek” dururken niye bu film orası pek anlaşılmadı. Neyse filme zor yetiştik, kız sinemada beslendi, zaten kalabalık değildi, pişman olmadık, beğendik ve tavsiye ediyoruz.
Cumartesi öğlen oğlan geldi, gelene kadar çorbadan tatlıya, nar taneli salataya kadar hazırlandım, biraz soru cevap şeklinde muhabbet ettik, sonra yemek yedik onun uçak 22.00 de idi ben ben 17.00 sularında tiyatro ve akşam yemeği için yola düştüm. Yoğun bir trafikte zar zor akarak Kadıköy Yanyalı Fehmi esnaf lokantasında toplanan gruba eklendim, ev yemekleri, muhabbet derken tiyatronun yolunu tuttuk, “Bahar’dan kalan” Barış Bıçakcı’nın romanından oyunlaşmış, gençler oynuyor, biz arkadaşın kızı oynuyor diye heyecanla ön sıralara yerleştik, çıkınca “soldaki” diye haberleştik :))) şimdilerde pek çok az ömürlü oyun oynuyor gençler, çünkü seyircisi o kadar, küçük salonlar, elde taşınan, dekorlar, hemen kılık değiştirmeler, numarasız yerler, seyirci ile iç içe, gençleri umut verici bulduk, çabalarını taktir ettik, oyunu sevdik, sonraaaaa eve geldim ki, oğlan benden önce evine gitti, saat 23.00 den sonra metrobüs yoldan çıkıyor, E-5 de seyir ediyor, normal duraklarda duruyor, artık hızlı hızlı yürüdüm de bal kabağına dönmeden eve yetiştim.
Pazar günü ev öğlen boş kaldı, küçük oğlan gelmemişdi zaten, kızın da malum programı vardı, evde yalnız kalınca ben de pazara pazartesi muamelesi yaptım, sildim süpürdüm, yıkadım astım, akşam haberlerle bozulan ruh halimi kanal değiştirmeye üşendiğim bir dizi karşısında uykuya bıraktım, gece ara ara kemik ağrılarıma uyandım, şimdi de namaz, niyaz ayaktayım.
Bugün yemek var, evde kargo bekleyeceğim, okumalarım var, ay sonunda babamın senesi, kırk gün sonra da annemin, hatimlerini okuyorum, Kırmızı ve Siyah bitti, Murathan Mungan’ın Kibrit Çöpleri diye kısacık öykülerini okudum, şimdi Maupassant okuyorum, ruhuma iyi geliyor, tam on ikiden vuran öyküler, sırada “Sahilde Kafka” var.Yarın inşallah “Nazım Hikmet, Vakıtları yakalamak istiyorum” var,
Yani sıkılmaya, haset fesat planları yapmaya zamanım kalmıyor, zaman bulup yapanları da Allah Islah Etsin diyorum, hem de iyi yönde, şu iki günlük dünyayı zehir eden insanlar gerçekten insan mılar acep ? tebdili kıyafet dolaşan şeytan olmasınlar, memleket karışık, ilişkiler karmaşık, egolar trafikte çarpışıyor,dert dert üstüne, “ben haklıyım” diyenler bangır bangır bağırmakta, gerçek haklıların sesi duyulmuyor, iyi neye göre iyi, kötü neye göre kötü …dünya dönerken yer çekimi kaybolmuş da insanlar boşluğa düşmemek için bir birinin üstüne düşüyor gibiyiz, geçer mi bugünler ? geçer diyor, bilenler, hissedenler, geçer de iz bırakır, izi kalır diye biliyorum ben de.
Yapcek bi şi yok, ben de iki günlük yazmışım, Hayat arsızı olarak kaldığımız yerden devam, cümleten günaydın diyorum, evrene bir miktar da pozitif enerji saldım, alırsanız, sefanız olsun, çarşambaya kadar idare edin, o zamana kadar “her şey daha güzel olsun” dileğiyle …

16 Aralık 2015

Bir yanda sıralı ölümler, yolcu ettiğimiz, analar babalar,hısım akrabalar, bir yanda sırasız ölümler, dul eşler, yetimler, öksüzler, bir yanda hayat bayram olurken, bir yanda evi barkı savaş yüzünden terk edenler,bildiğimiz gördüğümüz memleket halleri, bilip görmediğimiz gizli memleket halleri, zorun ötesinde sanki bu günler, acıyı paylaşmak biraz havada kalıyor, “Bana damdan düşeni getirin” diyen hoca misali, hayat devam ettirebilenler açısından devam ediyor, bugünlerde şu cümleyi bile yazmak kaç kere yutkunmak istiyor, “dün dünde kaldı bugüne bakmak lazım” diyorum “vakıtları yakalamak” açısından, bir şekilde aklımızı oyalıyoruz işte gönlümüzle birlikte, sevgili günlüğe dünden kalanların kayıtları :
Sabah kız ile yola koyuldum, istikamet Hisarüstü Boğaziçi Üniversitesi, öğrenci velisi olduğum doğrudur, veli toplantısı değil ama benimki, Dünden Yarına Nazım Hikmet Sempozyumu, ölmeden bir şeyler daha öğrenmek için çabalar. Neyse işe, okula, özel işe gidenler arasına karıştım, sırtımda en az üç kişi ile seyahata başladım, Cevizlibağ’dan önce de yaşıma hürmeten değil ama oturdum, Gayrettepe’den metro, Bi daha metro, bu metro yeni ama zengin metrosu benimde ilk siftahım, aktarma felan yok, direk basıyon akbili, renkli florasan ışıklı, yuvarlak tavanlı koridorlarda, hatta tenha bile, yürürken kendimi sahne için ismi okunan tavşan kız zannettim o derece yani :)))) Terminal farklı dizayn, yuvarlak bekleme koltukları, metal ama renkli, yolcu giyim kuşam, okunacak dergiler, silip süpüren görevli, makinede su, çikolata, yolculuk başlarken, duracağı üç istasyonu sayan, “iyi bir gün” dileyen vatman, boş koltuklar, huzur, huzur, huzur … insan arada kıyıp akbiline binmeli, valla, rüya gibi, ondan sonra ve önce metrobüs insanı ruh hastası eder kiiii neyse genel yolcusu zaten, metrobüsten geçmiyor, çarşıya gidip gelen üst tabaka dermişim :)))) Fakaaaat bir kusuru var, devamlı var mı bilmiyorum ama leeeeeeş gibi sidik kokuyor, tuvalet yapmayı unuttular da personel raylara mı hacet görüyor, yoksa bir yeri deldiler de devamlı sızıyor mu bilemedim, ama kokuyor, Kadir Abi şehrin altını oyuyor, üstünü yükseltiyor. Son olarak tarihi yarım ada için çıkan çekme kat iznini çok yerinde buluyorum, o çekme katlara yapılan bir restaurantta ay ışığı altında dönen döner kokusu ile led ışıklı tarihi binalara yakın yakın havadan bakmak, turistler için müthiş bir deneyim olacaktır, diyorum, üzülerek ama, kim takar bizi, iMaksat turist gelsin, gelsin de bitli bitsiz fark etmez.
Biraz da bahçede kaybolduktan sonra salona ulaştım, ilk konuşmacının yarısına yetiştim. Sempozyumlar çok bilenlerin, yeni bir şeyler daha bilip onları paylaşmaları için var, bildiklerini okumak yerine anlatmak amaca daha uygun, bi de yazdıklarını okumya zaman yetmeyince, “şurasını, burasını atlıyorum ” demek gayri ciddi oluyor, ammaaa oluyor. Beş oturumun üçüne katıldık, Yıldız, Mühendis Edebiyatçı Murat Gülsoy idi, kendisi de hocam olur , Bir iki çift laf etme fırsatı da buldum, Nazım’ı anladığımızı zannettiğimizi anladık, anlamışız ama eksik anlamışız, yalnız şiir değil, sinema tiyatro, felsefe ile tasavvufa ilgi alaka, onlara şiirsel çakma, ikinci yenileri anmama, Yahya Kemal eziyetleri, Orhan Veli’yi sonradan sevme, etkisi altında kaldığı yazarlar, etrafını saran kadınlar, anne ile ilişki,siyasal kimliği … bir sürü aklımda kalan şey oldu,Jokond ile Si-Ya-U adlı eser inceleme altında idi, ilk kez duydum ve müthiş bir şey yazılmış, yıllarca önce bu eserle Kürk Mantolu Madonna’ya bağlanılıyor,Vakıt niye vakit değil onu bile öğrendik,Edebiyatın yaşamla, umutla ve gelecekle olan ilişkisini kurmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. (Alıntı) Aynen katılıyorum, hep daha çok okumak, daha çok yazmak, daha çok öğrenmek, yeteri kadar konuşmak istiyorum.
Bu bilgilenmenin bedeli olarak akşam sızdım, dinlenmiş kalktım çok şükür, zaten Allah iç ağrısı vermesin, yerini bildiğimiz ağrılar gelip geçiyor, içimiz ağrırken sinyali doğru düzgün alamayız ki, sinyalsız ağrılar, yeri belirsiz eşyalar gibidir, varlığı bilinen, ele gelmeyen eşyalar gibi.
Haftayı da ayı da ortaladık, günler gelip geçiyor,zaman geçerken biz zamanın içinden mi geçiyoruz, zaman mı üstümüzden geçiyor belli değil, bir geçen bir kalan var da hangisi diğerinden evla bilemedim, Bir günaydın demek gerek, bi de elimizden geldiğince yaşamak gerek bunları biliyorum ama bi de bugün “Saman Sarısı” nı bi okuyalım, iyi gelecek hepimize, inşallah

17 Aralık 2015

Kalktım pencereyi açtım, hafif yağmur var, toprak kokusu gelir gibi oldu burnuma, kendime kahve koydum, filtre olanından, o olurken çamaşır makinesini çalıştırdım, sonra yerime gelip, bilgisayarımı açtım, Beethoven’ın 245. doğum günü imiş, baş yapıtlarını düzenlemesine yardım ettim smile ifade simgesiOdanın içine doluverdi, müzikle gelenler, hayat da yazılmış müzik parçaları gibi olsa, başımıza gelenler notalar olsa, her halimize bir şarkı, sonra onları ara ara dinlesek de dinlerken içimiz daralmasa, dinlediklerimizi bilsek felan fistan işte. Müzik, resim, edebiyat, sinema, tiyatro … güzel şeyler. Ruhu besleyen, kalp gözünü açan şeyler de her şeyin bi kötüsü var ama, kötülerin krallığında devrim hayali kuranlardanız bugünlerde, ne ara bu hale geldik, kesintisiz iktidar ve istikrar var iken, %50 hiç desteğini çekmemişken nasıl olduk böyle, kabahat kimde ? Cehaletin güzel bir şey olduğuna inanıyorum, aklına uygun iki cümle duyan insanlar destan yazıyor, insan bir şeyi savunurken, doğruluğundan emin iken her tür gelebilecek soruya cevap verebilmeli. Biz de soru yok, olan sorunun cevabı yok, muhakeme hiç yok. sesini yükselten, bağrına yumruk atan, efelenen kazanıyor. Biz de adet böyledir, menfaatlerimizi gücü ile koruyanların, bizi düze çıkaranların arkasına sürü oluyoruz. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın, minareyi çalan kılıfını hazırlar, rabbena hep bana, çalıyor ama çalışıyor …” bu cümlelerden yürüyoruz, bakalım yol nerede bitecek, tahminlerim var, elbet.
Dünden toplatılan kitap haberleri var, Kentsel dönüşümün nasıl müteahhit rantına dönüştüğü ile ilgili bir program dinledim, yemek yaparken, İstanbul 2025 de 25 milyon olurmuş, 60 yıldır iç göç durmamış, Fikirtepe projesi çarşafa dolanmış, yapılan binalar göğe yükselirken aşağılarda gidip gelecek yol kalmamış ki bunu ben de görüyorum, metroya, metrobüse 5 dakika diye satılan evler var ya onlar ulaşımı kilitliyor çünkü metroya metrobüse binemiyorsun, binenlerde zaten o evlerin ahçısı, işçisi trilyonluk evde oturup da holdinge akbil ile gidecek değil patron adam :))))
Şu sıralar çarşı işlerim oluyor, kısa kısa gidip gelirken bir servis radyosundan aklımda kalan şarkı sözleri ile hayata bağlanalım ve bakalım ne anlıyoruz :))))
“Şu dağlarda daş kalmadı,
gözlerimde yaş kalmadı, seni sevdim seveli,
yarılmadık baş kalmadı …” Bu kadar, hayata basit ve ritm sazları eşliğinde bakıcan, bir gün adalet sana lazım olana kadar keyfini bozma modeli favori .
Gelmiş olanların geçmiş olabilmesi umudu ile günaydın

18 Aralık 2015

Mevsim havaları olmasa da uzun geceleri tutturuyor, en uzun geceye bir şey kalmadı, yoğun karanlıklarla geçecek kış, hayat şartlarından da yeterli desteği görüyor, “heeeep karanlık, heeeep karanlık, yeteeeer, yeteeer artııııık !!!” seviyelerine bi şi kalmadı derkeeeeen, mutluluk oyunlarına devam, anlık, günlük, ömürlük çalışmalarımız var, inşallah :)))
Dün facebook testleri yaptım, atalarım Aztek’lerden, yangında evimden ilk kurtaracağım eşya kameram, Jennifer Aniston bana benziyor, yeni yılda günde en az bir selfi çekmem gerek, saraylı olduğumu bildi facebook, gerçi kraliyet diye ifade etmiş ama olsun, ben mesajı aldım, kızımla beraber kıkırdadık, yapıyorum, sonuçları okuyorum, o da eli gözü meşgul “doğru aşkım, aaaaa bilmiş aşkım, ne diyorsun aşkım” cümleleri ile muhabbetime ortak oldu, sonra da geç vakit puding yedik ama ben içine çubuk kraker de batırınca benimki sağlıklı olmadı, vicdan azabı kabus olarak gece uykumu böldü :)))))
Eskiden beri çarşı işlerini ben yaparım genel olanları yani, çamaşır, terlik, mutfak eşyası, temizlik malzemesi, kozmetik … genel ihtiyaçlar için annem görevi bana verirdi, belki inanmayacaksınız ama sevmem çarşı gezmeyi, ne için gidersem onu en uygun yerden alır gelirim, karar vermem de kolay olur, isabetli olur, yani annemgilden alıştım, evlenince ama kocayı, çoluğu çocuğu tepe tırnak giydirenlerden olmadım, bağımlılık sevmem zati, ama gerekli zamanlarda gerekli şeyleri alıyorum, hediye severim, hatta ihtiyaca yönelik hediye daha çok severim, hediyenin verdiği mutluluğu çok severim, hisleri ifade eden bakışların hastasıyım, dün bir fasıl daha iş gördüm, geçen günkü servise denk geldim, bi de yağmur yağıyor kiii, binince ortalarda yer bulup sindim, adam bu sefer de “bu havada nereye, ne işin var AVM de?” demesin diye, ama beni tanıdı hazar, servisi sinema kapısında boşalttı, dönüşte yine aynı adam :))))) “gözünü toprak doyursun !!!!” diye sözleri olan şarkı çalarken poşetlerimi birbirinin içine tıkıştırdım :)))))) En az bir kez daha görüşecek gibiyiz, bu yıl içinde
Bugün görevi ablamdan aldım, Bakırköy Capacity’de dar gelirli ailelerin çocuklar için bir dilek ağacı kurulmuş, bir çocuğun yeni yıl hayaline dokunacaz inşallah, 170 çocuk, kimi kırmızı kaban, kimi spor ayakkabı, kimi tablet, kimi bisiklet, kimi emzikli bebek … bakıcam artık gücümün yettiği kadar, bacımla izi kalacak bir mutluluk sebebi olmak için görevliyim.
Çocuklar ; istekleri basit, duyguları temiz, dünyası sınırlı, sevgi, koruma ihtiyaçlı … çocuklar. Dünyanın her yerinde sömürülen, istismar edilen, hemen büyümek zorunda kalan çocuklar, ailenin aynası, geleceğimiz olan çocuklar. Ne yapayalnız bırakılmalı ne de sırtına yapışmalı, ince bir ayar var arada, hayat yolunda yolculuğu başladığı anda güven duyabilmeli, sevmeli, sevilmeli, insan olma kriterleri adım adım verilmeli kiii sonra o da başka çocuklar büyütebilsin, pek moda bir cümle başlangıçıdır; “içimizdeki çocuk …” işte o içimizde kalan, duran çocuk hayatta yaptığımız iyi kötü işlerin sebebi, nedeni .
kesmem gerek, kızı kaldırıp doyuracam, tabii ki de geç kalacak, kapıdan itercesine yolculayacam, yemek yapacam, öğleden sonra apartmanda günüm var, hee paralı :))) ona yetişecem, hafta sonu da geldi, çoooook işim var benim , başaracam hepsini inşallah :)))
Hepimizin birinin mutluluk sebebi olması, verdiğimiz mutluluktan kat kat verim almamız, tekrarlama isteği duymamız, çocukları güldüren, sevindirenlerden olmamız dileğiyle, cümleten günaydın

20 Aralık 2015

Hava nasıl olursa olsun kendi havamın selameti için kalkar kalkmaz pencereyi bi açarım, kafamı uzatır, havayı koklarım, “kul yazar, kader gülermiş” bilinci ile günü kafamda bir evirip çevirip planlarım, herrrr sabah yaparım, yapabildiğim için de şükür ederim, bir çok şeye.
Tatil sayılan bir pazar sabahı ammaaaa annelere değil, Veli toplantısı var, velisi sayıldığım yaşı tutan tek çocuk kızım var, onun da toplantılardan sonra evde çarpılacak hali yok, E-Okul’a bakıyorum, zaten anlatır her şeyi, ne kadar çalıştığını, müfredatın halini, öğrenci seviyesini, öğretmen kapasitesini biliyorum, durum ortada iken boşa zaman harcamalara gerek yok, “benim kızım, bana benzer, bildiğini okur, bilmediklerini de okur ama kaynağı nasıl temin ettiği önemli” :)))) Özet budur, hayırlısı diyoruz, bu aralar bir de kütüphane modası çıktı, millet ders çalışmaya oraya gidiyor, bu hafta ben de gidicem, bölge kütüphanesine bi bakayım bakalım, nedir orayı popüler yapan, aaaaah aaaaah çocuklar elimizdeki son çocuklar, son kuşlar gibi … bu da çok dramatik oldu ama çocuklar kuş gibi olsunlar, kendi kanatları ile isteyerek uçsunlar, doğru yerlere konsunlar, taşa sapana gelmesinler, kendilerini kediye kaptırmasınlar, guguk kuşu olmasınlar ama.
hareketli bir hafta sonu geçiriyorum, çarşı pazar, ağrılar sızılar kiiii “çok geziyorsun !!!!” diyenler kına alıp ellerinde tutsunlar, sağ ayak bileğim, sol dizim geçen hafta çok sıkıntılı idi, bu sabah daha iyi hissediyorum kendimi amma biliyorum ki “Başından bir şey geçen şeyler, hiç bir zaman eski şey olmaz, sadece iz sahibi olur, izler sahibi olmak da iyi bi şi değildir”
Cuma günü dilek ağacını buldum, çocuklar yaşlarına, cinsiyetlerine göre, isteklerine göre sıralanmış, isteği yapıp, teslim ediyorsun, 30 Aaralıkda verilecekmiş, genellikle eşofman, oyuncak ve ayakkabı istemişler, iki dilekleri var, biri olmazsa biri olsun diye, biz üç kardeşiz, üç kardeş seçtim, bir kız, iki erkek, dileklerini yerine getirdik, inşallah bir mutluluk sebebi oluruz, imkanınız var ise tavsiye ederim, Bakırköy Capacity de etkinlik. Sonra yollar boyunca duraklarda dizilmiş mendilci çocuklara ağladım, onların kayık hayatlarına, kayıp çocukluklarına, sebeplerine, sonuçlarına … hayat böyle işte gidecek bir ev, içecek bir çorba … bazıları için çok sıradan sayılsa bile bir çokları için mutluluk kaynağı. Bu akşam Kanal D de “Çocuklar size söylüyoruz, Büyükler siz anlayın ” diye TEGEV’in yardım programı var, SMS ile katılalım inşallah, bir çocuk gülerse, bin çiçek açar.
Dün bacımla bir de tiyatro yaptık, Fatih Reşat Nuri Sahnesi, sonsuz öykü, insanın içini bayıltan bir oyun, karanlık bir tiyatro, hala tadilatta, koltuklarda örtüler, patlamış ampuller, çalışmayan çay kahve makinesi, iki saat süren bir oyun, oyuncular çooook çooook iyi amma o kadar, “şu şehri bana verseler !!!!” diyorum, hem de içten diyorum, kültürden sanata, ulaşımdan, çevre düzenine … bir çok aksayan ve plansız işleyen şey var kiiiii eminim konu ile ilgili en az beş kişi vardır, büyük baş olarak, fakat durum “it ite , it kuruğuna” olduğu için sistem işlemiyor, sistem işi bileni değil, torpili olanı işe al sistemi olduğundan hazar. Misal bir durakta beklerken aynı yere 20 tane otobüs geçerse yolcuyu dağıtmaz, bir noktaya yığarsın, yani daha uzağa gidecekleri, şu sıra bunu gözlemliyorum, metrobüs duraklarında, ama belediyeler kışa hazır,tuz çuvalları her iki duraktan birine yığılmış vaziyette, zincirlikuyu tepeleme tuz, Kış şartlarından anladığımız budur !!!! Hayat içine tükürenlerin günden güne sayı olarak artmasına rağmen devam ediyor, cümleten günaydın, bi çay koyalım bakalım da hayata çay bardağının gerisinden bakalım, çayın hep bi faydası olur

21 Aralık 2015

Şöyle bir etrafa baktığımda dışarısı sisli puslu içerisi bir parti sonrası gibi. Tüm çekmeceler, dolaplar içini boşaltmış, eşyalar yerlerinden ayrılmış, dolaşıma çıkmış, dönememiş, banyo ve mutfak zor günler geçiriyorlarmış gibi … yani annemin deyimi ile para kadar derli toplu bir yer yok. “Bunlar yaşanmışlık izleri” diye kendimi teselli edicem mecbur.
Genel takvime bakınca ; en kısa gün, en uzun gece, pazartesi bi de, özel takvime gelince ; biz bu gün de gelin kaynana birer oğlan doğurup insanlığın hizmetine sunmuşuz, hatta kayınvalidenin doğurduğu oğlanı ben kapmış, bu gün de nişanlamışım :))))))
Yani bugün eşim ile iki nolu oğlumun doğum günü, bi de nişan günümüz ki onu pek anma fırsatımız olmuyor, çünkü sekiz gün sonra da evlenme yıl dönümümüz, Yalnız nişan ertesi Boğazda bir tavernaya gitmiş idik, gençler olarak, orada Erol Büyükburç sahne alıyor idi, ondan önce de Ahmet kaya program bitince sohbet etmiş idik, o anları zaman zaman anıyoruz bir de nişan resminden on kişi eksildi, tavarne kapandı, solistler öldü,onları da anıyoruz tabi ki. Hayat acı, tatlı soslu, yine de yenecek kıvamı buluyoruz işte.
Malum hafta başı, “iyi kiii doğdun !!!” halleri var,çocuklara parti yapmayı bıraktık artık, ev süslemeler, kapıya parti bu evde yazıları asmalar, hazırlanmış masalar … geriye kalan cinnet geçirmiş ev hali bitti, şimdi herkes özel arkadaşları ile evden uzakta kutluyor, eşimi de gelince tüm kutlamalarla birleştirip evcek kutlayacağız, inşallah. şimdilik whatsup sağ olsun, hareketli semboller filan :))))
Kuzum bu sabah evde, uyuyor, kalkınca öper severim, kendi güzel, huyu güzeldir, kuşumun, babadan izler taşır, anneden daha çok iz taşır, araştırmacı ruhlu olup bilmediği bir şeyi illa ki araştırır ama kayıp terliklerini araştırmaz, hatta nerde çıkardığını bile hatırlamaz, daima çekmecenin en üstünden giyinir, midesine düşkündür, interneti iyi kullanır, hatta telefonumun arızasını bu yolla bulup, tamirine sebep oldu :))),insani değerlere sahip, merhametli ve sahipli olup, hayır ve evetleri çok nettir
insan evladı söz konusu olunca konuyu toplayamıyor, fakaaaat okula yollanacak, kahvaltı hazırlanacak başka bir evlat daha var, tüm evlatlar ilgi ve alakaya muhtaç, annenin kalbinde tüm evlatlara geniş yerler var, hatta anne kalbi tüm çocuklara titrer, kendinin olsun olmasın, Hafta sonu haber, teber almadım dünyadan, radyonun kulağını bükelim bakalım, kim nerede, ne yapmış bilelim, İsrail gazı yola çıkmış mı ? bakalım, bu arada doğal gazda verim yok, en iyi yemek yaparken anlaşılıyor, giren aynı gaz, dağıtılan günden güne artınca sonuç normal de anlayan, kaç kişiyiz acaba ? sadece doğal olanını değil havaya salınan gazları anlayan kaç kişiyiz ?
Cümleten günaydın, iyi bir hafta olsun, artık iyinin sınırlarını nereye çekti isek …

22 Aralık 2015

Bir ülke bir ülkeye ;”Son zamanlar yaptıklarıma bakma ne olursun,
Benim aklım başımda değil,
sana söylediklerimi kafana takma ne olursun,
onlar ipe sapa gelir şeyler değil” hadi dost olalım, “beni böyle çaresiz, beni böyle derbeder ortalarda bırakma”, der “seni sevmiyorum, dedim yalandı” diye ekler ellerinde çiçeklerle anlaşmaya gider mi, gider !!!! Dostluk yap boz tahtası değildir, ammaaaa ülkelerin dostluklarının içeriği “menfaat yelpazesinde yan yana yellenelim” dir. Bu konu da başka sözüm yok, her şeyi anlıyorum da anlatamıyorum, hallerindeyim, zaten radyo kanalını da değiştirdim, bol şarkı türkü, nabza göre yorumlar, gerçi onları kafama takmıyorum, takılmıyorum, her şeyi ince düşünmeye layık değil, ama dünden aklımda kaldı ; Bir anket sonuçları demiş kiiii, “17-24 Aralık bir darbe girişimidir”, %76 felan diyenler de, bunu böyle diyenler, böyle düşünenler için yapcek bi şi yok, inananlar inanmayanları katledecek artık. pardon ikna edecek, bir asabiyet hali var üstümde, bir yere bağlamayacağım, şartlar çok yönlü.
Mutfak balkonumum altındaki sokak lambasının üstüne bir martı geliyor, dün uzun uzuuun bakıştık, hatta göz teması da kurmuş olabiliriz, bakınca tavuk kadar var, insan uçamayacağını bile düşünüyor, denize uzak değiliz ama, yine de içlerde bu kadar martı, düşündürücü, kıyıda balık kalmadı, simit atanlar Ada’ya gidenler, bunlar aç olanlar, sanırım çöplerle ve küçük kuşlarla besleniyorlar, terasında kemik bulan bir arkadaş demişti. geçen Mecidiyeköy’de iken bir baktım, beş altı tanesi karşı çatıya dizilmiş, bana bakıyor, yemek yapıyordum, onlara bir sofra kurasım geldi, Belki de bu martılar çatıdan çatıya uçarak kıyıdan göç eden, şehirleşen mülteci martılar. Sonra bu hayata alışıyorlar, biliriz ki “alışkanlık, betermiş hepsinden ” bu yüzden alışkanlıklara esir düşünlerin alışkın olmasak bile esiri oluyoruz. Esaret gönüllü olunca bıkana kadar, taaaaak edene kadar dayanıyoruz, bittiğinde biz de bitmiş oluyoruz, sonra yeni başlangıçlar arıyoruz, “altı enkaz, üstü yeniliğe açık” hayat alanlarına inşaat yapılmak isteniyor, bu sabah aklıma Bosna’ya savaşmaya gitmek isteyen bir arkadaş geldi. (belki de gitti) Hayatla baş edemeyecek durumda idi, aklınca iz bırakacak bir ölüm seçti, insanların ölümü değil, yaşattıkları iz bırakmalı. Her durumda bir uzlaşma yolu olmalı, ama bakıyoruz, tarihin yapraklarını çeviriyoruz, aykırı fikirlerin insanları toprağa gömülmüş, “ne diyon, birader?, ne istiyonuz ?” diye soran yok, kafada soru yok ise, sormadan söyleyeni de dinleyen yok.
Bilmem, ne olacak hallerimiz, Güneşin doğudan doğmaz ise batıdan batmaz, güneş ülkeyi dolanmaz diyorlar, Tüm karanlıkların aydınlığa çıkması, karartma sebebi olanların layığını bulması dileğiyle günaydın, Hayırlı kandiller olsun, Ramazana altı ay kaldı, bakalım günler ne gösterecek …

23 Aralık 2015

Ağaçlar çıplak kalınca görüş açım genişledi, sabah sabah hayatın akışını görüyorum penceremden, gerçi görmeden de bildiğim şeyler var, benim, kalp gözüm devamlı açık dermişim :))) Isı farkından yerler yaş oluyor, karanlıkta yağmur yağmış gibi dursa da aydınlanınca arabaların üstünden anlayıp, çiğ düşmüş diyoruz, bilimsel olarak “hıııım gece ve gündüz ısı farklarından zahir” açıklama getiriyoruz, “ruz” çünkü ben ve iç seslerim kalabalığız, sabah, akşam iç seslerim muhabbet halindedir ama baskı yok, sahibine saygılı sesler benimkiler.
sabahın aciliyet gerektiren görevlerini tamamladım, kendime ikisi bir arada yapıp kenarına da bir kandil simidi koydum, simit en sevdiğim benim, sokaklarda çok kalırsam illa ki yerim, dün de paketi bir ondan bir bundan, aman kalanlar eşit olsun …derken epey bi yemişim, kalanlar bugüne, kulağım radyoda dinliyorum ; katar memleketi önüne katmış, valla, Finansbank da gitmiş, Boyner, Dijitürk, BMC … parti parti kısmen, tümden gidiyor, bi de yalı aldıydı bunlar, Hoca Efendi’nin üstü kırmızı ile çizilmiş, hey gidi günler heeeeey !!!, Bermuda Şeytan Üçgeni yine gündeme gelmiş, vaktiyle ne kitaplar okuduk biz konu ile ilgili, hatta film bile izledik, efsane kayıplar. En son manyetik alan yutuyora bağlandıydı, şimdi ilgi alanımda başka kayıplar var, yaşanacak günlerimizi kaybediyoruz, yaşama sevincimiz can çekişiyor, kayıplar zayi ilanına döndü, hani eskiden vardı ya, “kayıptır ama hükümsüzdür” yani bulunmasa da olur, yerine yenisi koyacağız, inanmak zor ama her şeyin yerine yenisi konuluyor, nasıl arsız bir varlık insanlık, arsızlığın da sınırları yokmuş. Bu arada esas flaş haber İsrail ve Türkiye buluşması, anlaşması iki yalnızın bir araya gelmesi imiş, yorumlamıyorum artık. ortadoğunun yalnızları hazar, dün bir Cezayir filmi seyir ettim, bir ülke bir başka bir ülkenin topraklarında ne arar ?, aradığını kimler bulur, sofra zengin ise hesap kime kalır ? Filmin adı “İnsanlıktan Uzakta” idi zaten, kayıp insanlıklar …
Sahilde Kafka’yı okuyorum, sanırsam ben Murakami’yi çok sevdim, o da ne güzel sahnedir, Çalıkuşu’ndan Feride’nin Kamuran’ı söylettiği sahne “ben Gülbeşeker’i çok sevdim !!!” Sevip de diyemediklerimiz ile deyip de aslında sevmediklerimizin arenası bu dünya. Memlekete bir şarkı gönderelim de bitirelim ;
“Bu sefer dönüş olmayacak,
Bilki yanına da kalmayacak,
Yetmedi gücüm, sana son sözüm,
öptüm acımayacak …” güç yetiremediklerimize gelsin, sonunda olacaklar canlarını yakacak ama biz önden öptük, acımayacak, “hiiiç acımadı kii” bu da yürekli yalanlardandır, haydin Günaydın

25 Aralık 2015

Bir Ayvansaray Balat Fener yorgunu olarak yatıp ağrı delikli uykumdan uyanıp camı açtığımda ilk kömür kokusu ile karşılaştım, tabii ki de bir “fahriye Abla” şiiri aklıma düştü, Bıraktık, geçmiş günleri hatırladık, hatırda kalan şeyler değişmezmiş zamanla ama değişen bakış açıları var, geçmişe tekrar tekrar baktıkça görmediklerimizi görüyoruz, dünkü gezi de aynen öyle oldu, yol boyu bakıp da görmediklerimizle, içeride kalıp da bilmediklerimizi öğrendim, geleceğin rehber öğrencileri arasına “bir çeşit öğrenci” olarak karışaraktan. Ayvansaray Kara Surlarını dibinden başladık, sur iiçinde yerleşim yerleri, türbeler var, hem de Sahabe, Ensar türbeleri, türbelerin avlusunda ikaz levhaları var ; “Avluda mangal yapmak yasaktır”,” çeşmeden araba yıkamak için su almayınız”, “gülleri koparmayınız” bu çok basit gibi görünen, söylenmeden uygulanması gereken kuralları illa ki birinin bize yazı veye sözle hatırlatması gerek, maalesef, kiliseli ayazmalar, ilginç camiler, türbeler,kiliseler, sinagoglar ile devam ediyor, Ayrıntı yazmıyoruz, Fener-Balat-Ayvansaray/ Ahmet Faik Ozbilge kitabını okuyun,olmadı benim gibi yazarın yazdıklarını anlattığı gezilerine gidin :))) Valla hiiiiiç pişman olmazsanız, yol üstünde ne yenir, ne içilir, ne satılır … hepsi gezilere dahil, küçük küçük bilgiler akılda büyük kalıyor, mesela çıfıt yahudi demekmiş, çıfıt çarşısı da bağrış çağrış pazarlık sesleri yükselen renkli yahudi çarşısı, Kıpti deyince hep çingene aklımıza gelir de Mısırlı demekmiş aslında, yahudi evlerinde yani kalanlarda hep işaret var, yıldız, gemi … 6-7 Eylül kepazeliğinden sonra ay yıldız eklenmiş evlere “eeey dünyalı dostuz biz” anlamında, İsmail Ağa cemaati ile Patrikhane’yi Mesnevihane ayırıyor, “ne olursan gel !!!” dercesine, o her yerden görünen kırmızı tuğlalı bina da lise aslında ama o niyetle yapılmamış sanki :)))) Binanın rengine uygun isimli Kanlı Meryem Kilisesi bitişik komşu, kiliseler ikonalarla süslü, ikonalar gümüş bezeli, koltukların şekli, tepede kadınlar mahvili, tütsü kokusu, noel zamanı, kadersiz Bulgar Kilisesi, düzenlenmiş Agora Meyhanesi (şarkı İzmir’in malı). köfte tercihli işkembe molası, Mahkeme altı sokağında çay içmeler, poğacayı karşıdaki pastaneden alıp gelmeler, son yahudi son doktor, Kantemir sarayı çay bahçesi şimdi, “flört haramdır !!!” Tevkii Cafer Merdivenlerini tırmanırken duvar yazısı, Kapısı sıkıca örtülü sinagoglar,şimdilerde iyi para eden Balat Evleri, şehrin en dik yokuşu, sancaktar yokuşu, sancak hız alsın diye mi bilmem, kaptırdın mı duramıyorsun inerken, çıkan arabaya da mecbur yol veriyorsun o da duramıyor çıkarken, o derece yani :)))
Yani demem o ki gezmek, gezerken bilgilenmek, bilgiyi paylaşmak güzel şey. malum dünya fani, ölüm ani, giderken bir şey götüremiyoruz ammaaa gitmeden bir şeyler bırakma şansımız var, “beni iyi hatırlayın !!!” güzel bir tema ama üstüne çalışmak lazım,Dünü güzel hatırlanacaklar arasına yazdık, Ahmet Hocam sağ olun, var olun, yazın, çizin anlatın , tadına doyulmuyor valla ❤ Cümleten günaydın, hepimiz öğrenciyiz hayat okulunda …

26 Aralık 2015

 

Şimdilerde anne baba olmak kolay değil, madden, manen
biyolojik olarak çaba istiyor, anne baba olmakla da bitmiyor, bir kere herkes annesinden babasından daha iyi bir anne baba olmak istiyor, kendine çıkan zorlukları da demeyelim de fikir ayrılıkları filan daha yakışıklı duruyor,Heee işte onları aşarak çocuğun önüne hazır ediyor. Fakaaaaat hayat çoook zalim ve fesat insan kısmını bölmeye ayırmaya pek hevesli, ortaya yeniden bilinmedik bir konu koyuyor, anne baba arkada yavru önde bir koşma kovalama durumu ortaya çıkıyor, geleceğin anne babası konuyu düzeltilecekler listesine alıyor.
Çocuk ruhu dediğin derinliği kestirilemeyen, yüzme bilmek yetmeyen, sınırları sudan bir okyanus, boğulmuyoruz da topraklarımıza katamıyoruz, biri suda biri karada zaten illa ki bir ayrılık oluyor da biraz gayret biraz çaba bir liman da olsa da bir fırtınaya kadar geçici kalıcı sulhlar yapıyoruz. Eeeee hayat çatışmalarla beslenir, doğru ve yanlış çarpışarak ayrılır. Hayat da ne zengin bir kelime tarif üstüne tarif kaldırıyor :))))
Evde final zamanı çocuklar ders çalışıyor, hafif bir hastalık pozisyonu oldu onu dün telafi ettik, anne dünkü programı tedavi gerekçesi ile erteledi, fakat anne de program bitmez, seviyor, seviliyor, herkeslere yetişmeye gayret ediyor, annelikten emekli değil henüz eline bakan yavrular ev içi mecburi hizmetleri var, diz ve bilek problemi sürüyor, akşamları kırkpınarcılar gibi kremlenip bi de ağrı kesici yutuyor, seneye doktora gidecek inşallah, yırtık, sökük neyse tedavi olacak,  memleketin üzgünç halleri içimde devamlı kanayan yara, yazmasam da söylemesem de çoooook farkındayım, muhtarların başkanlığa destek vermesi ile yeni anayasayı ne zaman hallesek tamamen konu dışı ama gündem başı, bu dönen dünyada başımız dönerken yılın son hafta sonunda iyi şeyler olsun, bu sene aklımızda iyi kalsın diye bir çabam var da ne olur, nasıl olur onu bilemiyorum, bildiğim, yaşıyoruz madem hakkını verelim, önden bi çay içelim de kendimize gelelim, bize gelecek olanlara karşı bi hazırlık sayılır çay kii …Cümleten günaydın, nurlu ufukları görenlerden olalım inşallah (tabii kiii de yaşarken )

27 Aralık 2015

Uykum hafiftir, telefonun mesaj sesine uyandım, önce bir korkar gibi oldum, sonra “kötü haber olsa, mesaj olmaz ” dedim, o sırada uyanmam gereken sıkıntılı bir rüya görüyordum, “belki de bu buna sebeptir” dedim, saate baktım sabaha yakın, bir iki daha döndüm ama uykumu almışım, kalktım, pencere önüne gelince yan yana park etmiş beyaz arabaları bir an yağmış kar sandım, camı açtım, kuş sesi, gece ile sabah sınırda vedalaşırken kuş sesi, göç etmeyen kuşların sesi, sonra aklıma “çobanaldatan kuşu” geldi, yerlere yuva yapan, geceleri kelebekle avlanan, rengi ile gündüzleri ağaç kabuğunu anımsatan, ıslığa benzer ötüşü insan sesini andıran,serçeden az büyük, sizi fark edince yaralı gibi pat diye önünüze düşen, tam yaklaşırken havalanan, az öteye bir daha düşen, böylece sizi olanlara anlam veremeden peşine takıp sürükleyen bir kuş. Doğanın tahribatından dünya çapında sayıları azalmakta imiş, derler ki ; “çobanaldatan kuşu kurtla anlaşmıştır. yavrularını yememesi karşılığında çobanı sürüden uzaklatıracaktır. yaralı bir kuşmuş gibi davranarak çobanı sürüden uzaklaştırır.
çoban sürüden yeterli derecede uzaklaştığında yavrularının yanına döner. tabiki kurtda sürüye dalar.
çoban sürüsünün başına döndüğünde gördüğü manzara karşısında şok olur. küçücük bir kuşun peşinden giderek sürünün perişan olmasına yol açmıştır. köyde bunu kimseye anlatamayacağı için intahar eder.
kurt sürüden geriye ne sağlam kalmışsa hepsini öldürür.çoban aldatan kuşu ise yuvasında, yavrularının yanında, kurtun yavrularını yememesi için yeni çobanlar bekler.
oysa kurt asla çobanaldatan kuşunun yavrularının peşinde değildir. o, çobanı altadacak birilerine ihtiyaç duyar.
çobanın zaaflarını bilir. acıma duygusunu kullanır. egosuna yenileceğini, küçücük bir kuşu yakalayamamanın ezikliğiyle peşinden gitme arzusunu kullanır. egosunun peşinden gideceğini bilir. bunları kurt yapamaz. bunu yapaçak olan çok küçük, sevimli, yaralı görünümlü bir kuştur.”
insanın hemen insanlarla bağlantı kurası geliyor, canlıların ortak özellikleri var, aldatmak, yaralamak, menfaatlerine uygun haraket etmek … tabii ki de insan duygu ve düşünceler konusunda çoooook gelişmiş, her türünü keşfedemiyorsun, ara sıra bir çobanaltanın ardına takılıyoruz, taaaa kiii anlam verene kadar, bi de anlam veremeyenler var kiii onların yedi düvele zararı var, biz onlara “ne anlıyor, ne de anlayana teslim oluyor” diyoruz.
Sabah sabah rüya tesiri ile böylemiyim bilemedim ama ben insanın aynaya bakanını, bakıp da kendini görenini severim,çok şükür böyle bir portföyümüz var.
Dün liyselilerle kaldığımız yerden devam faslı yaptık, ara ara toplanan bi kemik kadro var, tekrara düştüğümüz konular var, yeni açılan mevzular da var, herkes üretken, herkes gezgin, herkes hobili … olunca muhabbet bağından çıkası gelmiyor insanın, insanın en önemli özelliği zamanı iyi kullanabilme olmalı, iyi kullanınca her şeye yetiyor valla, mühim olan istemek ve karar vermek, arkası geliyor, hani “sen de çok geziyorsun” diyenler var ya sözüm onlara,gezmenin bir eğitim ve öğretim yanı olmalı, süslen püslen, lokantaya otur, gezmeleri bana göre gezme değil, içine illa ki bir şey katmalı, biraz gayret biraz çaba, olur valla :)))
Sözü çooook uzattığımız bir pazar sabahında, gün için plan program yapma hallerindeyim, ev içi aktif olmak niyetim de önce bi sosyalleşelim, cümleten günaydın

28 Aralık 2015

Bu hafta kış geliyormuş, hem de karlı kış. kar geliyor diye sevinemiyorum artık, hatta çoooook uzun zamandır, kar acıların üstüne yağıyor, bir çok kimsenin felaketi oluyor, henüz muasır medeniyet seviyesine gelmediğimiz için, kar yağışı için duraklara tuz yığan belediyelerimiz var, diğer tedbirler başımıza ne geldiğine bağlı olarak alınacak, 87 de hava 9 derece olacak dediler di de -5 ile eve döndü idik. Bu memleket ne olacak ben de çok merak ediyorum ve durumu kestiremiyorum, bir şey için özgürlük isteyenler başka özgürlükleri engelliyor, daha kılık kıyafetten öteye geçemedik, namaz durumlarını hiiiiiiiç açmıyorum, bombalan, içki içilen, ayakkabı ile girilen camilere girmiyorum bile, olduğumuz yerde sayma ve saydırma merakı yüzünden sadece çene, cahilden prim yapma … Herkes birbiri ile uğraşıyor, tehdit ediyor, gözlerini belertip, parmak sallıyor bunun adı ne oluyor ? Adını Demoookraaasiii koyduk.
Bugün yılın son pazartesisi, dün evi toparladım, yine herkes öğlene doğru dağıldı, silme, süpürme, çamaşır … zorunlu hareketler bitti, sonra sessiz ve temiz ev halini kaçırmayım dedim, On tane klasik müzik cdim var, 26 yıldır var,Arada dinlerim, Okurken bir yandan da kulağıma üflesinler dedim, çay yaptım, geyikli battaniyeye sarındım ve “Sahide Kafka” kitabımı bitirmeye niyet ettim, okurken bir baktım, klasik müzik ile ilgili bölümler geldi, Beethoven’den girip Haydn’ın dan çıktık okurken, adı geçen eserleri bulup dinlemem lazım, Bu arada Haydn maaşlı müzisyenmiş, diğerleri tarafından eziklenmiş,(Cd ler arasında yok, temin yoluna gidicem) hatta müzisyenler hizmetlilerle yemek yermiş, onlarda bir çeşit hizmetli sayıldığı için. François Truffau’ın iki filminin de adı geçti, “Piyanisti Vurun” u bulup izleyecem ama 400 Darbe filmini bilirim, hatta izledim de ama ona da bakıcam tekrar. 400 Darbe Fransızcada okulu kırmak anlamında bir deyim, filmin konusu da öyle. Neyse kitap okudukça okumak isteği uyandıran okundukça da ağırlık yapan bir roman idi, ufkumdan bir çizgi daha aydınlandı, Metafor, metafor, metafor … bir şeyin bir şeye benzetilmesi ama “gibi” denmemesi, bu tarzı yeni edinmeye başladım.
Çarşı pazar işlerim var,yoldan gelecekler var … büyütülmemesi gereken, sıradan gibi gözüken ama sıradışılık katılabilecek işlerim var, Bir yıl biterken, ne bitmesinde ne başlamasında heyecan var, yani ölmedik ama bir takım şeyler ölüyor içimizde, yine de şükür, tefekkür şemsiyesinde ilerleyeceğiz, inanmak, inançlı olmak ruha huzur veriyor, inancında sorgulanacak, cevapsız kalacak yanları var, olmalı da zaten ama gözü kapalı inananlar var ya onlar işi bozuyor, doğrular ve yanlışlar, her doğru bir gün yanlış, her yanlış bir gün doğru olabilir,ısrarcı olma hallerinde biz buna halk dilinde”tükürdüğünü yalama” diyoruz. Yutkunmak ile tükürmek arasında iyice düşünmek gerek.
Cümleten günaydın, iyi bir hafta olur inşallah.

29 Aralık 2015

Hava ne havası bilemedim. Hava ile çoook ilgiliyim, hem ruh sağlığımı etkiliyor, hem de işlerimi, beklentilerime endişe katıyor hava durumu. Aslında çok da takıntılı değilim, arada takılır ama takıldığım yerde sıkılır, ilerlemenin yollarını ararım. ben hafif meltemlerin adamıyım, illa ki bi rüzgar isterim ki havayı dağıtsın.
Bugün de sokak işlerim var, yarından itibaren yemekle ilgilenirim, inşallah diyorum, hepimizin bir araya geleceği bir gün olacak mı bilmiyorum, gençlerin kendi programları var, şimdilik kız yanımızda ammaaa o da seneye kalır mı bilmem :)))
Yıllar içinde öğrendim kiii ; Birini sevmek onu avuçlarının içine esir etmek değil, sevgiyi derecelendirmek, sevdiğim kadar seviliyor muyum diye merak etmek hiiiiç değil, sevgiyi beklentiye bağlamak, sevginin hesabını sormak da gerçekliği konusunda şüphe uyandırıyor, sitemin sevgi ile bir bağı olmamalı ama özlemek sevginin belirtisi, sevgi mesafe tanımıyor, şekil şartına bakmıyor, zamanla azalmıyor, en azından artmasa bile yerinde sayabiliyor :)))) Sevgi güzel şey, sevgi sevdiğini özgür bırakmak, kendin de özgür olmak, bir araya gelmelerin tadını çıkarmaktır.tutkuya dönerse ziyan olur, aşka dönerse “ölmek var dönmek yok” moduna girmese iyi olur.
Böylece diyorum kiiii çocuklar yerlerinde mutlu olsun, Bu anne tesellisi değil, gerçek, valla :)))
Haftanın kitabı ; “Venedik’te aşk, Varanasi’de ölüm/ Geoff Dyer, 2015 yılının okumazsak pişman olacağımız listesinden seçtim,İki su şehri, birii İtalya, Biri Hindistan, dünyanın en eski bienali Venedik ile konuya girdik, ilk sayfalarda erkeklerin saç boyaması ve yaşa bağlı diz ağrısı ile karşılaşmak hoş oldu :))) Dün biraz değişik haber kaynakları izledim, yazılar okudum, bildiklerimden mutlu değilim, ölüm haberleri izlemek çok acı, insanların uzlaşmak yerine bir birini yok etmeye gayret etmesi, ne yazık ki çağlar boyunca gelişme kaydetmemiş bir konu.
Gidip kızı kaldırayım, bu evden hiç bir öğrenci kahvaltı etmeden çıkamaaaaazzzzz, bazen lokmaları ağzına tıkmak zorunda kalıyorum, sinir oluyorum, o da bana “aşkım sinirlenme, seni ufaktan torun bakmaya alıştırıyorum” diyor, bu kıza cevap yetiştirmek için kendimi hızla eğitmem gerek :))))
Yılın son günleri, “bir onsekiz olsam” dan, “2000 yılına bi gelsek” e geldik, şimdi de burdayız, “kimler geldi kimler geçtiiiii, neler neler yaşadık” diye arada beyin fırtınası yaptığımız günler.
Cümleten günaydın

30 Aralık 2015

Kar yağmamış ama kara bulutlar dolanıyor, öncesi yağmur hazar, bölgeye yarınla birlikte 70-80 cm kar yağışı bekleniyormuş, Rusya üzerinden geliyormuş soğuk hava, dün akşam eve dönerken, baktım tuz torbaları açılmış, kar küreme araçları yollara dizilmeye başlamış , insanlar bir panik, bir telaşlı, bir kalabalık idi ki yollar, kendimi eve zor attım. Yol boyunca da yanımda ayakta duran gencin telefon konuşmasını dinledim. Oğlanın hattı kapalı imiş, birden açıldı, önce kim açtı araştırması yaptı, annesi, babası, ablası değil, sevgilisi imiş, sevgilisi daha önce de yapmış bu iyiliği, oğlan bedelini iyi bir yemekle ödeyecek, bu arada öğrenci oğlan yeni işe başlamış, part time olanlardan, kızın işi var, meslekleri aynı sanırsam, kızın telefonu niye açtırdığı belli, bir saat konuştular, oğlan inerken hala konuşuyorlardı, teşhisime göre yakında ayrılırlar, kız oğlanın telefon faturasını takip ediyor, oğlanda da girişimci ruhu yok, elektrik alınmış ama her an kesilebilir diyorum :)))) her şeyi çok bilirim ya :))))
Hayatımızda hem doğum günleri, hem ölüm günleri var. Doğum günlerinin en canlı şahidi anneler olsa da ölüm günleri daha geniş kapsamlı. Bugün babamın gittiği gün, akşama doğru ablamla telefonla konuşurken ölmüştü, ben başka bir şehirde idim, sonra geldim, Bu yazıyı yazarken sanki babam yanı başımdaki koltukta oturuyor da bana bakıyor , radyo da sevdiği şarkılar çalarken eşlik eden, çayını yudumlayan babam tane tane konuşması ile “Gülayşem ne yazıyorsun bakalım ?” der gibi.Anneler babalar gittiler, daha bir çok giden oldu, hatta “bir çok giden memnun ki yerinden, dönen yok seferinden” , öyle işte, haliyle gözüme yaşlar oturdu, bulanık görüyorum gayri. babamı hatırlamak burnumun direğini sızlattı, tam çocuklar ana babaları ile kanka olacak hale geliyorlar, tutup ölüyorlar, şimdi olsalar annem ve babamla konuşacak o kadar çok şey var ki, ne kadar büyüdüğümü göremeden öldüler, ben şimdi onlar gibiyim, huyum suyum benziyor, karşıma çıkan sorunlar benzer … daha bir çok şey var, bir kahve eşliğinde, bir cam önünde yakaladığımız sohbetler gelişemeden bitti, bu böyle, işte, hep böyle, belki de bir an önce büyüyelim diye gidiyorlar, büyümek sancılı, büyümekle kurtulamıyor insan çocukluktan, aaaah aaaaah kalbimize gömülü neler neler var, gün ışığı görmemiş, lafa söze dökülmemiş, güzellikler, acılar … neler neler
Böyle bir günde mutfak bana iyi gelecek, akşama Ankara’dan oğlum gelecek, inşallah, çalışalım bakalım.
Günaydın millet

31 Aralık 2015

Senenin son gününde geçmiş senelerin son günlerini şöyle bir gözden geçiriyorum, tabii ki de aklımda yer edenleri, yoksa yıl sayısı bir hayli oldu, tek tek hepsi nerdeeee
Beklenen kar yağdı, pencereden gördüğüm kadarı ile yollar açık, akşam çocukları tamam ettik, şimdi eşimi bekliyorum, akşama da ablamı inşallah, iGece yatamadık, dolayısı ile de kalkamadık, oğlan geç gelince bir gece yarısı sofrası yaptık, sonra mutfağı topladım, tencere tava, yemek boşaltma, sonra film seyreden çocuklara yetiştim, uykusu geleni yatırdım, “üstümü ört, bi de öp” ritüellerini yerine getirdim, tek başıma kalınca sabah anlatırım diye filmin sonunu getirdim, ortalığı topladım, klasik anne modeli olarak oğlanı beklerken uyumuşum, gözümü kapadım dizi, açtım aynı dizi, dersem bir ölçü olmaz, dizi 3.5 saat çünkü :))) onu uykudan sayınca, üstüne bi de kitap okudum, epey geç bir saatte gecenin ortasında sayılır yattım.
Bir yeni yıl mesajım var tabii ki de, öncelikle cümleten barış istiyorum, insanlar için, topraklar için, iç dünyamız için, sağlık da önemli, para ile mutluluk bir ölçüde bize bağlı. Aslında dilekler birbirine bağlı, biri diğerini getiriyor. Kinci değilim, hatta bu hafta iki kez vaktinde gelen ve beni evde bulan Yurt İçi Kargo’yu bile af ettim,Kırgınlıklarım baki ama her an aklımda değil, yolu intikama, laf çarpmaya çıkmıyor, beni yoran insanları bu yılda bırakmaya niyet ettim, asgari düzeyde ilişkiler, rastlaştıkça “merhaba, merhaba” zaten sayıları çok değil, hayatıma cetvelle çizilmiş gibi düzenler vermeye ihtiyacım yok, doğru çizgi üstünde az az her yöne esnemelere açığım, Gitmediğim yerlere gitmek, dün ile bugün arasında köprü kuran şeyler öğrenmek, okumak, yazmak … bu yıla ait dileklerim, kalabalıklardan çıkmak istiyorum, az insan, kaliteli insan favorim, sevdiklerim erkenden zamansız ölmesin istiyorum, Çocukların iyilik haberleri beni mutlu edecektir, buna kendiminkilerden başkaları da dahil, bu sene film festivallerinde daha çok film izlemek, daha çok tiyatroya gitmek, edebiyat panellerine misafir olmak da isterim, sergi, müze gezmek de tabii ki
Yani iyi günler görmek dileğim, iyi günler, mutlu günler demek, mutluluğu paylaşmak da çoğalmak demek,
Yani, “yeniden taşınır gibi, yeni bir yere alışır gibi, yeni doğmuş bebek gibi olursun diyenler haklı çıksa,, ayrı ayrı yarımlardan tamam olsak, mandalinalar tezgahta kokusu girse kanıma, beni uyandırsa, seni kandırsa, tümden sevgi dolsak …” Yeni bir yıl için güzel şarkı, aklımda kalanlarıyla, sevgi her şeyin anahtarı diyorum, yeni yılda anahtarımız olsun inşallah 🙂
Cümleten günaydın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑