ARALIK BAŞI GÜNLÜKLERİ


12278685_930261137048107_6641091580546126739_n

Bu da bizim beyaz atlı prens 🙂 O gelmedi, biz de beklemedik.Filmlerine gittik, resimlerini biriktirdik, posterlerini astık, defterlerimizi kapladık, etrafımıza bakındık, sonunda ona hiç benzemeyen demeyelim, huyunu suyunu bilmiyorduk, belki oralarda tutturduk, gönlümüze bi prens uydurduk, sonra da unuttuk. O da yaşlandı, biz de çoluğa çocuğa karıştık, beyaz atlının geçeceği ne ormanlar, ne yollar kaldı zati ama krallıklar devam ediyor. Resmi görünce iyice bi baktım, kendi sitesinden indirdim 🙂 Bu orta yaşına tekabül ediyor,  onu sevdiğimizde durum biz genç kızlığa adım atarken o da tıfıl bir genç oğlanken idi, baktıkça içimiz açılırdı diyelim :))))Eeee vakti ile oluyor öyle beğenmeler, sıkı takipler ki biz toplum olarak tek taraflıya meyilliyiz, biz sevelim de bir belki bizi de bi seven çıkar misali 🙂 Aaaaah iflah olmaz insanın ruh hali, haritasız, pusulasız ıssız toplarda gezer de yolunu nereye düşüreceğini bilmez de hatta bilemez de ot ile bok arasında tükenir gider dersem, ağır olur. Bu tek taraflı ilişkilerde işi manyaklığa döken taraf genelde er kişi tarafı oluyor, kadın kısmı genelde kalbine gömüp yola devam eder, hatta paylaşımcı bile olabilir :)))) İnsanı özel yapan haller var tabii de, seçici olmak iyi bi şi ama seçimde ısrarcı olmak her zaman iyi sonuçlar vermiyor, netekim kalp kalp karşı olmadığı zamanlar da var, o zaman kalbini bi yola koyacan, genel başlık ilişki durumları olunca söz bitmez, ilişkiler bitse bile bitmez, ama yıl bitiyor, buyrun evin annesinin Aralık başı hallerine …

01 aralık 2015

Resmi kayıtlara göre resmen kış gelmiş olabilir, izlediğim hava durumu sitesinden edindiğim bilgilere göre ise Marmara’nın biraz daha zamanı var, hafta ortası yumuşayacak havalar, bu dengesiz havalar evimize bir grip mikrobu getirdi, mikrop kızımızla geldi, bekliyorduk, şaşırmadık, ilaca sarılmadık, önce oturma odasına bir baş kuru soğan koyacağız (yıllar önce bir salgında önerilmiş idi, bilimsel açıklaması var gibi, bir şekilde iş görüyor, gelecek salgınlar için :))) ) sonra da beslenme yolu ile vücut direncini arttıracağız. Misal; sabahları portakal, nar ve benzerlerinden sıkma, illa ki kahvaltı, öğlene evden bir şeyler, akşama tavuk suyuna çorba … bakıcaz artık kaç yıllık anneyiz, ebeden, dededen, anadan, atadan birikmişlerimiz de var.
Ne yazsam diye düşünüyorum, bulamadığımdan değil seçemediğimden :)))
Artık pazartesileri pazartesi havasında olmuyor, çünkü oğlan geç gidiyor, hatta öğleden sonra, hatta akşama, hatta gitmiyor bazen. dersleri ağır, sınavları var,Müyendis olcak inşallah, bana ev işlerini yapan robot yapacak :)))) bende su ve sabun ile huzuru bozmuyorum, olduğu kadar olduruyorum, neyse hiç olmazsa süt almaya gidiyor. Mahalleye mahalle kurulduğundan beri aynı sütçü geliyor, alıp yoğurt yapıyorum, kız içiyor, ben de arada içiyorum. 20 yıl olmuştur kiii iş oğlanlara devir oldu bu yaz, oğlan, “sütçü beni böyle görünce indirim yapar !!!” dedi veeee kapri üstü kaban, altı parmak arası terlik ile süt almaya gitti. Bu da demekki yazlıkları kaldırmak gerek, çok derinlere değil, bizimkiler hep üstte ne varsa onu giydiği için, iki sıra alta koysak olur, dişçiye de gidemedim, bugüne kaldı.Kızı kaldırmak için bir on dakikam daha var, bakalım grip ne kadar gelişmiş, uyku ile durmuş mu, radyo da ne haberler var, akşam Akşener’i dinledim, beni ikna etsin verecem oyumu :)))) Bu arada Rus halkı bizi haklı buluyormuş, Rusya böyle giderse Suriye gibi olurmuş,araplar Rusların almadığı malları alıp yoksul ülkelere dağıtacakmış,kimler inanıyor bunlara, kaynak nedir ? Kadir İnanır mı inanır, Yoksa halkımız kopya Kadir mi ? Neyse sürem doldu, bu arada kadına şiddet ile ilgili bir takım icraatlar var, şiddetin rengi mor iken birden turuncu olmuş, mantıken de şiddet gören kadın mor olur, kadınlar, şiddet, esaret … bunlarla ilgili çok lafım var, ama şimdi meyve suyu yapmaya gidiyorum, cümleten günaydın 🙂

02 Aralık 2015

Hiç bela okunmayan, küfür edilmeyen bir evde büyüdüm. Çok şükür kendi evim de öyle. Bize küçükken “Uzun uzun kavaklar, dökülüyor yapraklar, ben Atam’a doymadım, doysun kara topraklar…” şiiri ile “Rabbi yessir ” ile başlayan Rabbimizden her şeyin hayırla sonuçlanmasını isteyen dua bir arada öğretildi.
Aldığımız terbiye neticesinde beddua edemeyiz, çünkü bu inançlarımıza ters, hayır ve şerrin hem Allah tarafından geldiğine inan hem de Allah’a sipariş ver, olmuyor. Kimse için kötülük de dileyemeyiz, canımızı yakanların kendi elimizle cezasını vermek ruhumuza huzur vermez, alışkanlık yapar, bünyeye kibir yükler.
Ama kırgınlık ve sitemimizi “Allahım sen bilirsin !!!” diye havale ederiz, şüphesiz o her şeyin en iyisini bilendir.Bir de sabırla bekleriz. İnançlarım böyle diyor, ben de böyle inanıyorum.
Gençleri eşşek sudan gelene kadar döverek terbiye etmeyi planlayan muhtarı, Suriyeli’leri vatansız edenleri, adaleti maskaraya çevirenleri, malk mülk peşinde koşarken hırsızlık, rüşvet, zina, riya, faiz ile kendine yol açıp da beş vakit namaza duranları, diplomasiyi unutan, koltuğuna yapışan siyasetçileri, kuran kursunun yapımında ihmali olanları, her türlü cana kıyanları, yalanları yalanla telafi edenleri, sırtını dayamak için adamını ya da madamını bulmaya çalışanları, cennetlik olduğunu sananları, dünyayı cehennem modeli yapmaya uğraşanları, kötüye, haksıza çanak tutanları … daha da var olup da aklıma gelmeyen tüm can yakanları, Allaha havale ediyorum, Allah bildiği gibi yapsın, amin !!!
Dişçi bugüne kaldı, köprüm yine düştü, ama bu sefer yemedim smile ifade simgesi Kızın gribi daha iyi, haftanın kitabı ; Kırmızı ve Siyah / Stendhal , altıyüz küsur sayfa yarısını geçtim, klasik, konu iç içe geçen dinle devlet, bir de olmaz iken oluveren bir aşk, teee yıllar öne babamın kütüphanesinde var idi, ben yeni aldım, sebebi kitaptaki aşktan bahsederken gözleri dolan bi er kişi :)))) Erkek kısmı aşkla pek dalga geçer, bu konuda kuyruğu hep dik tutmaya çalışır da salya sümük çoooook ağlayan gördük, vakti ile, her kadın bir Güzin Abla’dır aslında :))))
Sabahlar oldu, hayırlı sabahlar olsun, inşallah, yapcak bi şi yok demeyelim, illa ki vardır, günaydın diyelim ❤

03 Aralık 2015

Havadaki yüksek basıncın üstümde alçakça bir etkisi var. Kalktığımdan beri, hatta yatmadan öncesinde bile iç sesimle sitemkar konuşmalar yapıyorum, iç sesimin sessiz kalmasına bozuluyorum. Kendimce yorumlar yapıp ; “iç ses dediğin seni haklı çıkarmak için, seni yangına körükle iteklemek için, seni eziklemek için var” deyip bu sessizliğin ne anlama geldiğini anlamıyorum. “Anlamak istemiyorum” mu acaba diye kendimi sorguluyorum, evrene salınan sorular pozitif enerji olarak dönmüyor kii sorular mutsuzluk getirir zaten, ne de cevaplanıyor ne de “bir kez sorduk” diye aklımızda kalıp kaybolmuyor.
Yani değnek yine tutulacak gibi değil, iç sıkıntısı domino taşları gibidir, bir aksilikle başlayan işer, aksi aksi devam eder. Yerin altına doğru çekildiğini hissedersin, omuzlarındaki yük ağırlaşır, dünyanın batmasını dilerken, batacak diye de korkarsın. Her yer karanlık, püüürr o nuur o mevkiiii de mevki neresi ? bunu düşünmek bile yani “bir yerlerde bir ışık olacaktı, hissediyorum” demek bile durumdan kurtulmak için bir umuttur, umut oldumu arkası gelir zaten, önce bir ferahlama işlemi gerekir, bir şarkı çalınır, zamandan bir hoşluk ayarlanır, ruha huzur az az şınga edilirken, bir de bakarsın doluluk oranı %50 yi geçmiş, sonrası da bildiğimiz sonralar, bir başka basınç zorlaması, ay tutulması,merkürün geri kaçması … gibi elle tutulup gözle görülmeyen bir sebebe kadar idare eder.
Sabah sabah hep beraber daraldık di mi ? Valla ben de öyle, kendimi tedavi edicem ama, “dünya dönerken, kahpe felek kahpece planlar peşindeyken, ülkemde ateşler yanarken, dış hatlar uçağının yolcularını iç hatlara salıveren şoför hataları varken, bazı şeylere inanmamak öküzün altında buzağı aramak sayılırken, aslında öküzün altında buzağı varken …. ” mutluluğun resmini kim yapabilir ki mutsuzluk galeri açmışken 😦
Valla bi gayret, bi cesaret olacak inşallah, göç etmeyen kuşlar konsun yollarımıza, kendimizi bir yerlere atalım bakalım, önce kızı kaldırıp, kahvaltı yapalım da, size de günaydın

04 Aralık 2015

“Unutmak; derin bir mezar kazıp içini doldurduktan sonra kapatmak ve üzerine işaret koymamaktır” diyor İnci Aral. Öyle içimiz mezar dolu, işaretsiz mezarları gün geliyor tanıyoruz, hatırlıyoruz ama. Kısa süreler içinde birden çok kırılınca hazım etmem zaman alıyor. Kinci değilim, bir şekilde sindirdikten sonra unutmuş gibi oluyorum çünkü ansızın kırıklarımın sızladığı zamanlar oluyor. Terazi burcunun dünyası hak, hukuk, adalet, denge üstüne döner, ne fazlasını ister ne de hakkı olandan vazgeçer, hassas ayarlar bunlar, şirazesi kaymış dünyada uygulama alanı bulması zor, vicdanlar içimize dönük aynalar, kendimizi gösterir de bakmasını bilene.
Akşam bir çay içtim, Büyülü Bahçe serisinden, yanlışlıkla almışım 🙂 Yani her zaman içtiğimi değil, işe yaradı valla, gece yarısına doğru sızmışım, demlenmiş kalktım 🙂 Her işte bir hayır var, çay iş gördü.
Devekuşu Kabere’nin tüm oyunlarını canlı canlı seyrettim, Sıraselviler’deki piyanolu, masalı yerden Konak sinemasının tiyatro olmuş haline kadar, orası da son oldu zaten. “Aşk Olsun” oyununda yeni evli M.Akpınar’ın otel odasından pembe bornoz takımları ile “Ben anneme gidiyorum!!!” diye karısını terk edişini hiç unutmam. Anne sığınılacak liman, abartan anneler komple tesis :))) Kaç yaşında olursan ol, annen yaralarından bi öpse de geçse istiyorsun.Annen olmasa bile, Aaay kendimi ağlattım yine, her zaman yazılanlar söylenenler yazılmayanların söylenmeyenlerin gerisinde kalır, bunların ortaya dökülmesine iç hesaplaşma, yüzleşme diyoruz, dökmüyoruz, dökemiyoruz,dökmek istemiyoruz, Öyle işte,
“Ben annemin evine gidiyorum”, kalanlardan anne havası alıcam, pazara misafir var ablama yardım edicem, yaşımın yarısından çoğunun geçtiği mahallede evde ruhumu gezdirecem, bir hatıra taze yaralarımdan öper belki, Pazartesiye görüşürüz inşallah, takipcilerim, merak etmesin diye şeyettim, cümleten günaydın

07 Aralık 2015

Düzen ; ihtiyaca binaen konulmuş, birbirine bağlı kurallar zinciridir, atlamak için aradan halka seçilmez. araya halka eklenir ammaaa bu da çok gerekmez,çünkü var olan düzeni kimse bozmak istemez, düzenler eskir ama alışkanlık düzenden ötedir, düzende bozulmalar ruha zarar verir, düzen yeniliğe çok az açılır, kuşaklar takip eder, düzen bir sosyal medya olsa takipçi sayısı yıkılır,Düzen iyi bi şidir denebilir, arada düzene aykırı gitmek de gerekir, düzen için ne kadar yazıp çizsek, söylesek dinlesek azdır, düzen içimizde vardır, sonradan yerleşmez,yerleşen düzen “Almanya’dan oğlum gelcek !!!” diye tahliye edilmez :))))
Kısaca diyorum kiiii, iki gün evden gittim , ev “iissyyaaaaaan, isssyaaaaaaannn!!!!” diye bağırıyor, demek ki bu evin dağıtan ben değilim, ama toplayan eski düzeni sağlayan benim, gerçi yavrular hala sınav haftasında olduklarından bi tek mutfak üstüne çalışmışlar, “neyse yapcek bi şi neyse onu yapacaz artık.” Diyorum, hafta sonunda hısım akraba ile yemiş içmiş, gülmüş, söylemiş, büyük kuzusu yakın bir ile görevli gelmiş, hafta sonu da eve gelcek, inşallah durumları var iken, aksi olmaz :)))
Ölmeden bir dünya savaşı görecek gibiyiz, emeği geçenler Allah’tan bulsun, Rusya gemilerden silah göstermiş, Musul valisi çağırdı diye asker gitmiş, Amerika bizle Rusya’ya küsmüş, yancılar yanlarını seçmiş, sıfır iyi komşu”,Sultanın Hassa ordusuna güveniyoruz” , dermişim .
Haftanın başı sonu kültürel etkinlik, hafta ortası çarşı pazar, Aralık yüklü bir ay, güzel günler var içinde hatırlamaya değer 🙂  Hava sisli ama arkası güneş, umutlar hazır ol duruşunda sıra bekliyor, umutlara destek verecek ruh haline geçmek boynumuzun borcu, “Ben iyiyim, ben çooooook mutluyum !!!” diyenlerin içlerinde kazanlar kaynar, ele güne karşı buharı içinde saklar, ne kadar yandığımız değil, yanık yerlerimizin dıştan görüntüsü önemli.
Yani, daha tam açılmış, hayatın çoşkusunu alabilmiş değilim, bunu hafta sonu yorgunluğuna bağlıyorum, en kısa zamanda çözmeyi planlıyorum,”bugün pazartesi olsa ne oluuur, salı olsa ne oluuuuur ” diye de salladım,içimden geçen trenlere de el sallayıp, boş bir istasyonda yeni bir yol, yeni bir tren umudu ile çalışmaya başlıyorum, Aaaay çok inandırıcı oldu, yazarken inandım, haydi, yeni hafta yollarında kuşlar konsun koynumuza, Günaydın Milleeeet !!!! ❤

08 aralık 2015

Dün şehrime akşam olurken, gece derin geceye yol alırken eni konu bi baktım, baktım da içim geceden daha karanlık oldu dermişim, eeee siyahın da tonları var :)Şehir ışıkları o kadar ölgün kii insan kendini ıssız bir yerlerde hissediyor,uzaklara bakarken, yürürken bir ağaça, bir eve çarpacakmış gibi hissediyor, gerçi uzak dediğimiz yerler de bir gökdelen ile bir rezidans ile kesiliyor arkası yok. Çıktığımda iş saati idi, ters yönde gittiğim için insanlar üstüne üstüne geliyormuş gibi oluyor, o metro yolları, otobüs durakları … salkım saçak insan, yürüyemiyorsun, binemiyorsun, her gün, her gün gidene gelene Allah yardım etsin. Bu arada tuz çuvalları metrobüs duraklarına gelmiş, sanırsam doğal gaz ile kış karşılıklı olarak biri gelirken biri gidecek gibi, neyse enseyi karartmayalım, karanlığa meyli olan bir çok şeyle paylaştığımız şu hayatı dün akşam,yüzyılın önemli yazarlarından “büyük şehrin tipik ve türedi yaşamlarını” yazan 100. doğum yılı kutlanan Haldun Taner hikayeleri ile şenlerdirdik. Radyodan tiyatro saati dinlermiş gibi, usta sanatçılar seslendirdi, efektleri yapan, müziği çalan, kumanda odasından kaş göz yapanla beraber geçmiş bir zamanda bir radyonun içine girmiş gibi oluyor insan, geçen yıl da Sait Faik’e gitmiş idim. Eski zamanlar içimizin çatı katlarında eski sandıklara saklandılar, ara ara açıp bakıyoruz işte, zilinde babamın adı yazan kapıyı annem açmayan, gece karanlığında bir yanında Trump, bir yanında Torunlar inşaaat marifetleri parlayan camın önüne serçe değil devasa martılar konan,” eksilen insan sayısı” diye bir istatistiği olan kiii son bakkal Yaşar ile beraber tutarım :))) geri dönüşümden satılacak yerleri çoğaltarak faydalanan, yolları daralan, ağaçları saksı içine konan, park yerini bırak bazı sokaklarından yan yana iki araba geçemeyen, yıkılmamış ayakta duran ama mantolama ile makyaj yapılan, karşısında hamamın dumanı tütmeyen, Mehmet bakkalı şarküteriye dönen, o sokaklara tarihimizi yazdığımız insanları artıııık çoooook uzaklarda yaşayan arkadaşlar olan eski mahallem de sandıklara saklandı, tek tek incelemiyorum bile, öylece yürüyüp gidip geliyorum, çok gerekmiyorsa yerine bir şey koymuyorum, bir şeyin. Misal ilk telefonu kullanma imkanımız yok ammaaaa okulun yeni haline, yerine kanlı gökdelenler dikilen stadyumun yerine bakmıyorum, ayağıma da dolanmıyor zati  🙂
İşte böyle hayat eskilere yenilerden yama olmuyor, ya eski kalacak, ya şey yeni olacak, çözüm budur diyorum, kafaya aranjman yapmaya gerek yok, hala çiçekçilere “aranjman yapalım!!!” diyen var mı ? Aranjmanın ne olduğunu bilen çiçekçi var mı ? Diye günü sorularla açalım, ardından radyoyu açalım, kızı kaldıralım, kahvaltı yapalım, yaptıralım … “Hayat devam ediyor !!!” diye hayat arsızı olduğumuzu da bi hatırlayalım :)))
Cümleten günaydın

09 Aralık 2015

Sabahlar oluyor ama aydınlanmak uzun sürüyor, aaaaaah depresyona davetiye bugünler, ruhumuzun derinlerindeki yaralardan sancı sinyalleri var. Yenisi olduğunda eskisinin hükmü kalmadı olamayan yaralar, ağrılar, sızılar, insan olmaktan duyulan utançlar, insanları bölmeden rahat uyuyamayan, onları böldükten sonra bi çarpanlar yüzünden bütün bunlar. Dedik diyelim suçlu bulduk diye huzurlu mu olacağız ? Aaaaaaah huzur ana karadan ayrılan okyanuslarda yer arayan toprak parçaları gibi.Kendimizden çıkanlarla huzuru bozuyoruz, dilimizle, elimizle, düşüncelerimizle … sonra da bozduklarımızı yapmaya çalışıyoruz, önemli bir parçayı kayıp etmiş olarak. Dün akşam haberlere dizlere baktım, kanal kanal dolandım, her yer karışık, hele dizilerdeki entrikalar akıllara sığmıyor, “hay Allah bu da mı geldi başlarına !!! ?” diye şaşırmayıp, “pes artk” diye gülüyoruz, kara mizah dört bir yanımız.
Bugünkü yazımı faideli bilgilerle bitiriyorum ; Grip çok yaygın, oturma odasında soğanla birlikteliğimiz devam ediyor, akşam bitki çaylarına zencefil de doğruyoruz, ana yarısı eczacı teyzemin, tavsiyesi olan Sambucol Plus vitamin C, çinko takviyeli pastil iki yıldır şifa oldu bize, bağışıklık sistemimizi de güçlendiriyor, reklam gibi oldu ama firma tanıdık değil, ithal zati, 🙂 Öksürük için bir de kayın anne tedavim var, hiç kullanılmamış bir beyaz sabunu havluya sürterek göğsüne, sırtına koyup yatıcan, sabaha iyi kalkacan inşallaaah 🙂
Arkeoloji Dünyası diye bir sayfa var facebookda güzel resimler ve yazılar çıkıyor, aktif, Buluttan Bildiriyor diye bir hava durumu sayfası da İstanbul havalarını biliyor valla, sorarsanız, başka yerlerden de haber veriyor, Medyascope.tv izliyorum haber için, özellikle de “gazetelerin, yazdıkları yazmadıkları” kısa haber turu, derin ve belgeli haberler var içinde. Metis Yayınevi de yeni çıkan kitap açıklamaları olarak güzel.
Dünya karışık, benim dünyam karmaşık, hava karanlık olunca oyunlara bi de tuzaklar arasından geçip uygun topu vurma ekledim, tam isabet olunca dökülen renk renk toplar ruhuma iyi geliyor :)))) anahtar gönderen eller dert görmesin :))))
Bugün gidemeyeceğim ama acısını paylaştığım, hem de ciğerden paylaştığım, bir anne cenazesi var,  Günün ikinci yarısına çarşı etkinliği koydum, ihtiyacım olmayan hiç bir şeyi almıyorum, gerçekten, yeni yıl ve doğum günleri için hane halkına ihtiyace binaen hediye yapıcam, Bu arada yeni yıl ile kendimi bildim bileli yakın ilişkim var, dinden çıkmadığım gibi eskiye göre daha çok ibadet ediyorum, Allah kabul eder ümidi ile kamil insan olma gayreti ile. Yeni bir yıla girmenin, bir yıl daha yaşamış olmaya sevinmenin, girdiğin yıla dair iyi umutlar beslemenin cehennem ve günah çizelgesi ile bağlantısını hiiiiiiç kuramadım, kafa da yormadım.
Bugünlük de bu kadar, “dünya dönüyor, biz ne dersek diyelim, yıllar geçiyor lütfen fark edelim, fark etmenin farkında, fevkaladenin fevkinde, gönlümüzce bir gün olsun !!!” diye diledik, olsun inşallah, günaydın ❤

10 Aralık 2015

Tutkulu biri değilim ama bazı şeyleri bazı zamanlarda olsun isterim. Ama takıntı yapmam, olmazsa unuturum 🙂 Yılbaşı renklerini severim, yeşil, kırmızı, beyaz, onların karışmış halleri, yılbaşı süsleri, olursa yumuşak bir kar … özenti diyenler çıkar ama doğrudur özenirim, yurt dışında yaşamış, hem de muhtelif bayramlar ve yılbaşılar yaşamış olarak, buralarla karşılaştırınca üzülerek imrenirim, neye imrenirim bizim çoktan kaybettiğimiz belki de hiç olmamış olan birlik beraberlik ruhuna özenirim. Toplumca ayrıntılarda yaşayan, kusur bulma merakı olan, ruhu başka ruhları illa ki bir çok konuda geçmek için yarışan, çok konuşan ama konuşmaları çoğunlukla balon olan, havalı havalı hayatlara sevdalanan insanlardan oluşuyoruz. var tabi ki de aralarda seçilmişler ama kıymeti ya bilinmiyor ya da fark edilmiyor.
Ben bölgedeki cami cemaatinden sayılırım, çarşı pazar işimde bir vakit denk getirir günde bir kez giderdim, şimdi tesadüflere bıraktım, çünkü caminin eğitim öğretim verilecek yerlerini dükkan yaptılar, içini pimapenlerle böldüler sınıflar yapıp, uhrevi havasını yok ettiler, çünkü kuranda geçen bir kıssayı üç ayrı yorumla dinledim, bu da insanda hangisi doğru hissi yaratıyor, çünkü avludan içeri girdin mi kendini üstün sayanlar başkalarının kılığına kıyafetine, ibadetine … kesin hükümlerle müdahale ediyorlar, bir de müftü propaganda yapıyor,Yani eleştirmekten, yanlı görünmekten, ayırmaktan, bölmekten öteye geçmiyoruz, neyse bunlar kısa günlük yazılar değil, uzun uzun yazmaya da gerek yok “bildiğini okumak” diye bir şey maalesef var.
Gelelim benim her yıl tekrarlanan kar desenli, geyikli battaniye tutkuma 🙂 iYıllardır beğenirim, iki yıldır alıcıyım, yok arkadaş, tırım tırım arıyorum, dün bir mağazada resimlerini gördüm, kendi kalmamış, gelir belki dediler, akşam internet sitesine baktım kalmamış, bugün de şansımı deneyecek bir yerim var, oraya bakıcam, yıl sonuna kadar ararım, olursa mutlu, olmazsa kader.
O battaniyeyi dizlerime koyduğumda, sırtıma aldığımda, bir şömine karşısında oturuyormuşum da dışarıda lapa lapa kar yağıyormuş da, birden zil sesleri duyucam da, geyikli kızağına park eden Noel baba mesai dönüşü uğrayacak da sıcak çikolata içerken, sevinenlerle sevinecek, Kibritçi Kız’a yetişemediğimiz için üzülecek, ( ne masaldır ama, üç çocuğuma da okumuş, üçü ile de ağlamışlığım var), sonra kendimizi sokaklara atıp ökse ağacının altında şarkılar söyleyen mutlu olmuş, ama bir arada olmaktan mutlu olmuş ailelerin resimlerini çekip instagrama koyacakmışız gibime geliyor.
Olmazsa tüm bir yılı mutsuz geçirecek değilim, mutluluğun şartları var ama olmazsa olmazları yok, yani mutluluk neyi nasıl istediğimize bağlı, isteklerimizin olabilirlik derecesine bağlı, “olduğu kadar olmadığı kader” diyebilmeye bağlı, ben bağımsız mutluyum valla, arada odalarda ışıksız kaldığım oluyor ama o da olacak artık, mutsuz olunca mutluluğun kıymeti artıyor 🙂
Yani durumlar böyle böyle, gören bilen varsa battaniye haberleri beklerim 🙂 Olmadı, geyikli sabahlık, geyikli pijama … geyikli tayta kadar inecez dermişim, aaaay öptüm sevdim cümleten, yeşilden kırmızıdan günaydınlar olsun ❤

 

Reklamlar

KASIM SONU GÜNLÜKLERİ


12208601_10206820528405531_4680698682395130591_n

İnsanlar insanları davranış biçimlerine göre sınıflar ; gönüllüler, gönülsüzler, taşın altına elini sokanlar, yaralı parmağa işemeyenler, meraklılar, ortalık mikseri gibi olanlar, suya sabuna dokunmayanlar, “Ben varım !!!” diye rüzgar yapanlar, çok konuşup işe yaramayanlar, ana gibi yar olanlar, anamızı ağlatanlar … sınıf ve öğrenci sayısı saymakla bitmez. Ben “ben hallederim” cilerdenim. geri çevirmeye yüzüm tutmaz, kapasitemin kapasitesini illa ki aşmak isterim, işi görülsün isterim … felan fistan yani ben iyilik yanlısıyım, denizlere iyilik atanlardanım, şikayetçiyim ama fıtratımda var, iflah ve ıslah olmam, bunu da bilirim, yine de tekrar dünyaya gelsem, belli bir süre “Aptal sarışın” olmayı çok isterim, sürede kısıtlama illa ki olmalı, dayanamam çünkü :))) Benim sıradan saydığım, affedersiniz popomla  bile yapabileceğim işleri işten sayanlara ara ara imreniyorum, “Bu dünya niyeki benim omuzlarımda dönüyor ?” sorusunu zaman zaman sorduğum olur, o vakit işte “Aptal sarışın” hayalimi devreye sokarım. Bu arada M.Monreo aptal saymadığım sarışınlardan, geçen gün kadının yazdığı şiirleri okudum. Daha çok halk tipi Barbie’ye özenirim. Günlükler Kasımdan ruh hali Aralık ayından, bir bakalım bir bağlantı var, geçmiş günler mi bugünü tetiklemiş, Ben de merak ettim, bakalım Kasımın son günlerinden mi kalmayım 🙂

21 Kasım 2015

çayı ocağa, kendimi masa başına, günlük programı da aklıma koydum, eeee hazırız artık, lodoslu bir İstanbul sabahında lodosa kapılmaya dermişim, ama demem lodos sersem ediyor insanı, neyse program bu yakada, karşı kıyılara seyirciyiz, programa göre. yani, işte bir gün daha, hafta sonu etiketli, hafta sonu çoğu insana göre sadece pazar, bazılarına göre de cumadan başlar, bende sıkıntı yok, hafta sonunun istediğim gibi evirip çevirebilirim, çünkü ben çoğunlukla planın bir parçası değil, planlayıcıyııııım :)))) Planın bir parçası daha eve gelmedi, akşama gelecek, öbür parçası uyuyor, “Tamaaaaam, biiii dakkaaaaa !!!” lara dayanabilecek hale geldiğimde kaldıracam, eğitim sisteminin harika uygulamalarından biri olan kursa gidecek, aaaaaz sonra, orada mental olarak yorulacağı için çıkışta AVM izni yaptı, akşam ezanı okunmadan gelcek inşallah, hafta içinde iki gün tatil varmış, onların programı da hazır, gerekli izinleri ayrıntılara bakmadan verdim, 24 saat öncesinden tekrar bakıcam, malum aklımda tutamıyorum, kandırılmaya müsaitim :))))) Bu arada aldığımız test kitaplarını da çözerim artık, kızın zamanı kalmayacak, bi de dün sabah resmimi çekerken yakaladım, “annem benle ilgilenmiyor, bilgisayara bakıyor” diye kankalarına acındırıyor kendini, Allah ıslah etsin, iyi yönde !!!” deyip evlatlara kötü söylemiyoruz, onlar da zamanı gelince dünyanın kaç bucak olduğunu, o bucaklarda ana babalarının asker olduğunu görecekler, tabii ki de kendileri o bucaklarda askerlik yapmaya başlayınca.
Şu an itibari ile hayat güzele benziyor, kalbimi bozmayım, diyorum. Üç maymunun bazılarına uyum sağlamaya meylim var, en azından gözümü aralık edip, tek kulak kullanıp, dilimi tutabilirim. hayatın genel kullanma kılavuzu yok ammaaaa herkesin kendi kılavuzu var,”kılavuzumuz karga olmasın !!!” der, neşeli günler diler, telgraf telleri olsaydı onlara konan kuşlarla olurdu ama artık mecbur online günaydınlarımı gönderirirm. Haydin kuşlar konsun yollarımıza …

22 Kasım 2015

“Vuuu vuuuu rüzgar var” ilk okul fişlerimden. Ben fişlere de inanırdım, gökyüzünden bir nefes bize doğru üfler sanırdım. İp atlayan oya’yı, topu tutan Kaya’yı, evi süpüren Fatma’yı, “Oku” diye vahiy inen Ali’yi görsem tanırım, hatta sonralardan çıkan ılık süt içen Işık’a da aşinayım :))))
Lodos’a devam, arkası kesin yağmur değilmiş ama, eeeee her şey değişti, neden lodosla yağmur hala beraber olsunlar,sürekli esen ; Aizeler, Batı rüzgarları, kutup rüzgarları, mevsimlik esen Musonlar, yerel meltemler … yerlerini daha etkili deriiiiin rüzgarlara bıraktı, ufaktan hortumlar, kasırgalar başladı yurdumda, esintili yurdumun, eserekli insanları var, biz bunlara rüzgar yapanlar diyebilir miyiz ? Gerçi yurdumuz yağmur ve rüzgar almasın diye bi gayret çalışanlar var, bu durumda rüzgarı bilumum insanlar yapacaklar, artık onların rüzgarına kapılanlarla serinler miyiz,” fön rüzgarı” bunlar der yanar mıyız, önümüzdeki günlerde görecez.
Neyse konuyu uzatmayalım, uzadıkca konu hakkında cahilleşip, yetersiz kalabilirim, zaten bugün günlerden pazar, güneşe çıkacak bir durum yok, “seni çoooook özledim !!!” diyen kahvaltı masasına doğru zihinsel olarak eseyim bari.
Temennim, güzel bir pazar olsun, Rahmetli Cenk Koray’ı analım, haydiiii herkes kendi kutusunu açsın, Allah cümlemizi Pandora kutularından saklasın :)))) Günaydın !!!!

23 Kasım 2015

İnsan güneşin doğuşunu görünce tekrar gidip yatıp günü uyku ile ziyan etmeye kıyamıyor. Uzaklarda, iki blok arasında doğuyor güneş, tamamını görmüyorum ama gökyüzünü renklendirdiğini, uzayan ışıklarının gögüdelen binaların cam yüzeylerine yansıdığını, oraları renklendirip, “yakıcam sizi !!!!” mesajını verdiğini, sonra o renklerim “şaka yaptım !!!” der gibi yumuşadığını, dünyanın mavi beyaz olduğunu görüyorum. Sonra bakışımı yakınlara çevirdiğimde koşturan yayaları, çanta ağırlığında ezilen çocukları, servis araçlarını görüyorum. Bir sabah da her sabah aynı köşeyi dönemeyen servis şoförünün elinden arabayı alıp dönmeyi planlıyorum :)))) Bazı hatalar hiç tecrübeye dönüşmüyor, inada biniyor, inat da gözü kör ettiğinden, bakış açıları olmuyor, seyircileri hırs boğuyor, evet, evet bu servisi bir sabah programına dahil etmeliyim, yazık; çocuklara, arabaya ruhunu inatla besleyen şoför kardeşe,
Dünyada neler oluyor bilmiyorum, yani bilmek de istemiyorum, benim dünyam kalabalık, arada karışık, kesinlikle çok renkli, zaman zaman huzur, mutluluk bulan, arada içine çok sevgi de katıp üçü bir arada yapan, yaşama sevincini her sabah güneşin doğuşu ile besleyen, kin nefret beslemeyen, insan üstüne ince plan yapmayan, yaşadığı yılları sindirmiş, gelecek yıllara aç olan, dünya sofrasından doyulmadan kalkılacağını bilen … iyi bi dünya :))) Bir haftanın daha başındayız, sonuna kadar yapılacak işlerim, planlanmış gezmelerim, dişçi de randevum var. Allah izin verirse hayata geçireceğiz inşallah, “gün doğmadan neler doğar !!!” ihtimaller açısından kulağımızda küpe, bedenimiz yorulacak ama ruhumuz beslenecek inşallah, bugün ev hanımıyım, silme süpürme, evi normale çevirme, yemekleri ayarlama … yarın işalllaaaah fakülte arkadaşları ile öğrenci olduğumuz Beyazıt Meydanı’na … Cümleten kolay gelsin, gözümüzde büyütmez isek kolay gelir, hadi o zaman, Günaydııııııın Gençler !!!! :))))

25 Kasım 2015

Yorulmuşum,benim için çoğu zaman mutluluk ; eve gelmek, suyun altına girmek, çayımı alıp, içimi ısıtırken, uzattığım ayaklarıma buz koymak :)Mutlu oldum ve uyumuşum, uyku saati uzun olunca rüyaların bini bir para, binlerce parçalı puzzle rüyalarım, Biz gezerken ülkemde savaş rüzgarları esmiş, sonra o rüzgarlara ne oldu, bilmiyorum, mutfağa geçince sabah haberlerini alırım, almasam da olmaz, umurumda olmadığından değil, can sıkıntımı katladığından, “yaşasın cehalet !!!!” diye bağırmayan, ama bağırsa iyi olur, “bari kendilerini bilseler” denilen kalabalıklara dahilim, bugün, yarın, ama asla daima, elde değil,görmemek, blmemek dermişim :))
Yıllar önce öğrenci olduğumuz sokaklarda, caddelerde gezindik, dün. Tabii ki de yerli yerinde kalan bir şey yok.Bir kütüphane, bir kiliseden cami, bir selatin camii olup da adı sultan adı olmayan cami, bir hamamdan müze, bir meydanda gözümüzün uzandığı yerler, yedi tepenin yerine en çok yakışan, camisi, mimarın pergel şeklindeki türbesi, terastan manzara ve dağılalım arkadaşlar !!! şeklinde bir program eşliğinde bildiklerimi paylaştım, yedik, içtik, güldük, söyledik … iyi geçti, darısı tekrarının başına, arkadaşlar emekli ama İsmek’li, bir tanesi Benetton kazağını ceket yapmış, biri kendi yaptığı bilekliği koluna takmış, biri saçına biraz mor katmış … valla herkes faal, meşgul insanlar :)))) Dağılınca koşa koşa Tahtakale’ye malzeme almaya gittiler :)))
Yıllardır restorasyonu bitmez Beyazıt ve civarının, arada yok ederek, arada aslını inkar ederek ilerliyor çalışmalar, Çınaraltı yok artık, sahaflar test kitapları satıyor, meydanın kim bilir kaçıncı şekli, Üniversitenin kapısı yine kapalı, yangında yanabilen kulenin tepesine baz istasyonları kurulmuş,Ben de İstanbul Üniversiteliyim , yıllar içinde gerileyen, itibar kaybeden, iyi yönetilmeyen bir kurum, 79 girişliyim, işletmenin işletme olduğu zamanlar idi, tıp puanı ile gelen arkadaşlar var, benimki de 483 idi ki iki soru daha yapsam hekim olcam :))) Tüm dersleri prof.lardan gördük, o zaman asistanlar sınavda gözcü olur ya da uygulama derslerine girerdi.Bariz bir şekilde kalite vardı, şimdi yok denebilir.
Geçen marketten gelirken, önümde üç kadın yürüyor idi, birini bizim apartmandan biliyorum, tv seyircisi, üçüncü kadına anlatıyorlar, “sen de bizle gel, çok eğlenirsin, bağımlılık bile yapıyor, haftada dört gün gidiyoruz, salı, perşembe, cuma Esra’ya cumartesi, “kim 500 milyon ister” e ” dedi, Şaşırdım valla son gidilen stüdyoya, kıza anlattım, “aaay seyirciye sormasınlar bari !!!” dedi. Yaaaa işte böyle, hayat tahminlerden de vuruyor bizi, her şeyin her ihtimali var, Akacak kan damarda durmadığı gibi, “çingene kabadayısı cesaret taslarken, hırsızlıktan bahseder”, “Ne ararsan bulunur, derde devadan başka” diyen Koca Ragıp Paşa da haklı 🙂 Sözler divanından, kendisi Sadrazam.
Uzatmışız yine, iki günlük yazdım, hazar :))) Cümleten günaydın, yarına ay tutulması var, bugünden netameli işleriniz varsa halledin, tutulmada tutulmasınlar :))))

26 Kasım 2015

Kalktım, baktım kiii yağan yağmuru yakaladım 🙂 Sokak lambasının ışıgında kımıl kımıl sararmış, kızarmış yapraklar, ışıkta parlayan su damlacıkları ve pencereyi açtığımda içeriye dolan serin hava. Benim gibi son zamanlarda hiiiç üşemeyen biri için sabah hoşluğu oldu. Hızlı hızlı aklımda düşünceler çevirmeye başladım ; İncirli metrobüs durağında devamlı çıplak ayakla dolanan çocuk, ne yapar bu havalarda, kış kimi sevindirir ? Ama kışında gelmesi lazım. Havalar istikrarsız, tüm havalar öyle ki, devletler insan toplulukları olduğundan insani davranışlar sergiler, zirvede buluşan devletler, kapalı kapılar ardında birbirine “Lan, şerefsiz, hani verdiğin sözler, dansözün önde gidenisin sen !!!” der mi, kendi dillerince. Sonra led ışıklı siteleri gördüm.”Bu zamanda parayı, led ışıkla eski yeni bina süsleyenler, dikey bahçe tasarlayıp yapanlar ile cep telefonuna kap ile kulaklık satanlar mı kazanıyor, acep ????” dedim, sırtında sazları ile yürüyen iki kişi gördüm, “ekstradan dönen çalgıcılar, metrobüs 24 saat çalışan tek vasıta, hazar onunla dönenler bunlar”, Saat daha beş bile olmadı, ama ben ve iç sesim, hatta seslerim sessiz muhabbetteyiz, “acaba öğretmen, psikolog, edebiyat alanında akademisyen, yemek tarihlerinde uzman aşçı, tur rehberi, radyo ya da butik otel sahibi, çok gezen bir muhabir, gök bilimci … gibi bir mesleğim yada imkanlarım olsa idi, daha mı mutlu olurdum ?” , “olmazdım, mutluluk hayallere, isteklere bağlı görünse de elde olanları değerlendirenler mutlu oluyor, zaman içinde ilgi alanlarımızı daha iyi anlıyoruz, keşfediyoruz, ama pişmanlıkla hayata küsmüyoruz, çünküüüüü onları hobimiz yapabiliriz !!!!” , “Eeeee yapıyoruz ki, zaten, parayı parasal değerli rakamları hizaya sokarak kazandık, kocayı da ilim yaptığımz, okuldan bulduk, çoluğu, çocuğu yola koyduk, herkesin yolu açık olsun, duasından faydalanmak zamanı şimdi”
İç sesle konuşurken konu “ben ” iken birden “bize” dönüyor insan, bu örneklerin çokluğundan mı, iç sesin çokluğundan mı bilemedim, ayrıca düşünecem, der mişim :))))
Dün itibari ile sosyal medyada resimlerim servis edildi, iltifatlar geldi, teşekkürler edildi, şımarmadan mutlu oldum. Benim hayatım duygusal olarak karmaşık, (zaman zaman, hiç kimsenin aklına gelmeyenlere sevinir, üzülürüm ben), insanlarla karışık bir hayat. Zaman israfına karşıyım, arkadaşlarım ile buluştuğumda hem hasret giderelim, hem de bir şeyler öğrenelim, öğretelim isterim. Konya’da yaşadığım sürece günler konusunda sağlam bir kariyer yaptım 🙂 O zaman bile “arkadaşlar ; oturmalarda bilgilenme bölümü yapalım, bir konu çalışalım, her seferinde biri bir şey anlatsın” istedim ama olmadı, şimdi oldu ama,önden ben geziyorum, sonra da gezdiriyorum, rehber değilim, olamam da artık ama meraklıyım, kim neyi, nereye yapmış, niye yapmış, kim almış, kim satmış … öğrenmek isterim, amaç gözümüz boş boş bakmasın :))) Bir kahve ile, bir çay ile oturup eve ile, siyaset ile, kıyafet ile ilgili ihtimaller, olmuş bitmişler üstüne uzun uzun konuşacak kadar çok zamanımız yok bizim,Vücut da hasarlı, bilekler, dizler, gözler, damarlar … tam kapasite çalışmıyor artık,
Aaaaay çok uzatmışım, konuyu olduğu kadara bağlayım, olduğu kadar mutlu olmak için imkanlarımızı gözden geçirelim, şükür, tevekkül, tefekkür ile yola devam edelim, ama AŞK ile …
Günaydın ❤

27 Kasım 2015

Rusya doğalgazı keserse doğal olarak üşümekten gayri kafayı üşütmemiz mümkün. Çünküüüüü üretmiyoruz, dışa bağımlıyız, gaz yoksa su da yok, elektrik hiç yok. Ekonomimiz inşaat ağrlıklı, ormanları kesip bina yapıyoruz, sonra kredilerle satıyoruz, ödeyemenlerinkini bankalar bi da satıyor, “ahlı mal hayır etmez, faiz haram” muhtelif kılıklarda helal oluyor.Antalya’da otelciler, bittik, yittik diye ağlamaya başladılar, sanırım yılbaşı rezervasyonları iptal, yaz programları askıda. Amaaaaan zaten Ruslar çok içer, parayı votkadan kazanıyor oteller, zina da hak getire, gelene nikah mı soruluyor, ama sorsan “elhamdülillah Müslümanız”, kazançlarla hacca gidip, cami yaptırınca temizleniyor mu o paralar ? Neyse çoğunluğun seçtiği sağlam bir hükümetimiz var, bunlara kafa yormak bana düşmez, KGB ile Kasımpaşa kapışsın bakalım, biz her halde çimeniz, her halde yananız. Yollar izler yabancı dolu, buralarda barınıyorlar ki geliyorlar, paraları değerli, biz 250 tl ye Yunanista’na gidemiyoruz, pasaport renkli değilse, masraflar 1000 tl.Emekli maaşı 1100 tl.
Günün şarkısı “Buuuuuuuu neeeee yamaaaaaan çelişkiii annneeee !!!” Penceresiz kalanlardanız 😦
Evin annesi, geçici dişini, köprüsünün bir parçası olan tek dişini dün kahvaltıda yuttu :)))) Allahtan kardeşi Diş Hekimi, o dişi bulup kullanmak zorunda değil. Ayrıca aile diş hekimi açısından çoook zengin, teknisyenimiz bile var, komple tek elden çıkıbiliriz, çok şükür. Azzzz sonra yola düşüp, yeni köprümü takıncam,
inşallah, dün kızla eve kapanıp, okuduk, yazdık 🙂 ANDRE GİDE den Kadınlar Okulu ve Pastoral Senfoni dün yağmurla iyi gitti, kısa ve günlük olan kitaplar,Yazar Nobel Ödüllü, ilginç bir yaşam sürmüş, en çok da erkek yazarların kadın yazmasını seviyorum, kadınlar erkekleri bu kadar güzel yazamıyor dermişim, demek ki erkekler canları isterse kadınları çok iyi anlıyorlar, ya da arada bir anlayanı çıkıyor, o da anlatıyor :)) Kadınlar Okulu’nu ikinci kez okudum.
Havada bulut, aklımızda hareket halinde düşünceler, kalbimizde sevgi var, sabır için çalışmalara devam, “güzel günler, nurlu ufuklar …” başa tutturulacak ihtiimaller, ihtimalinde ihtimalini sever olduk, Günaaaaaydın beee yaaa !!!!

28 Kasım 2015

Bugünler baharın kıymetini bilelim diye var; erken akşamlar, geç sabahlar, kuruyan dallar, göç etmiş kuşlar, sabah ayazı, akşamın kuru soğuğu, kış problemleri, ayarsız yağışlar, yollarda çukurlar, grip mikrobu dağıtan insanlar … bunlar yetmezmiş gibi “daha çook, daha daha da çoooook karanlık !!!” diye üstümüze üstümüze gelen olaylar, huzurumuzu bozan komşular eskiden apartmanlarda vardı, şimdi sınırlara kadar genişledi, maşaaaallaaahh !!! Aldığımız kararlar gereğince (aaaay yine çoğaldım:))) ) “ne olcek bu memleketin haliii !!!” demiyoruz, seyir terasından bakıp, kimsenin aklına gelmeyenleri, gelip de söylenmeyenleri nerak ediyoruz :))) Misal Putin Rus kızlara da gitmeyin demiş midir ? Onlar gelmez ise bayi toplantıları ne olacak ? bayiler hangi amaçla toplanacak, Antalya Gölcük’ten daha mı az günahkar … felan fistan, ipe un sericez işalllaaaa !!!!
Bugün günlerden liyselilerle buluşma günü. Biz öğrenci iken bize ilk görevle gelen, zarafeti, giyimi kuşamı, resim odasına yaptığı hizmetleri unutamadığımız öğretmenimiz Tülin Onat hanımın stütyosuna misafiriz, okulun güreş takımında iken kırkından sonra yüzmeye başlayan, yetmezmiş gibi Manş’a sevdalanan, iki de bir de geçip geçip rekorlar kıran Kamil Resa Alsaran arkadaşın şerefine toplanıyoruz, Liseliler bir başka, bunlar hem okuldan hem mahalleden arkadaş, analar babalar bacılar kardeşler de işin içinde büyük bir aile lise. MECİDİYEKÖY LİSESİ‘ndenim. Fizik, kimya laboratuvarı olan, resim, müzik odası bulunan, Beden eğitimi salonunda yüksek atlama kasası, denge aleti, cama paralel barları, minderi, bahçesinde üç adım atlama havuzu bile düşünülmüş, tiyatro salonu olan, üniversiteye emek emek öğrenci yetiştiren, siyasi kimlikleri ile renkli, öğretmenlerinden demokrasi şehitleri de veren, bir yanı dut ağaçlarına, bir yanı dere mahallesine bakan, camları yarım boyalı, kantinli, orkestralı, halk oyunu gruplu, tiyatro yapan, yarışmalara katılan, bir de meşhur korosu bulunan kiiii hala icraata devam eden meşhurlarımız var .. güzel bir okul idi. Yıllardır gitmedim, hatırladığım gibi kalsın istediğim için.Bize o yıllarda “altıfenaaaaa !!!” derlerdi.
Yani, işte, kendimi karanlık hava, uzun yol, yağan yağmur gibi olumsuzluklara karşı motive etme gayretindeyim :)))
Bir yavru kartal bile zorunlu göçlerle dünyanın etrafını bilmem kaç kere döner iken (evin annesi belgesel de sever ) kendimle çelişkiye düşmek bana yakışmaz, yaparız kahvaltıyı, ayarlarım yemeği, giyinir, kuşanır yollara düşerim. Nokta !!!
Eeee hadi günaydın, o zaman …

29 Kasım 2015

“Döngüsel zaman” Tülin Onat‘ın çalışmalarının genel adı.Zaman dönüp dolaşıyor, bilmediğimiz bir yolda ilerlerken bildik adreslere çıkıyor yol. Tıpkı bugünkü yolların 70 lere 80 lere çıktığı gibi. Yenileri bilmem ama bizim kuşak bilir bu zamanların çıktığı yolları.
Yaş almanın insanda geliştirdiği “kendin ile barışık olma” halini seviyorum, kendine küs olarak ölecek olanlar da var tabi, zırhlarını hiiiiç soyunmadan, yaralarını güne güneşe açmadan, kendilerini kendi yalanları ile ikna edip ölecekler de var. Çok şükür onlardan değiliz, hayata karşı koruma kalkanımız yok, hayatın bize yaptığı haksızlıklara son nefese kadar itiraz edip, kendimizi savunacağız inşallaah 🙂Silahımız ; tavrımız, cümlelerimiz, bizi biz gibi bilen şahitlerimiz

Dün öğretmen ve öğrenciler güzel saatler paylaştık, Öğrendik ; Arnavutluk Başbakanı ressam imiş, yakında burada sergi açmış, hocam da Tiran’a davetli, resimler çelik kasalar ile yola çıkacakmış, resimlere imza atmıyormuş hocam, çünkü tekniği dünyada tek imiş, bilenler bakınca “bu, o ” diye bilirmiş,bahara yurt dışı sergileri var, galeriye resim vermiyor artık, torun sahibi olmuş, baksan inanmazsın hocama saatlerce çalışıyor vücudunu eğerek bükerek tuval başında, üç boyutlu, ahenkli,coşkulu, meydan okumalı eserler, Böyle coşkulu, renkli olunca sevdiğinin ismi olmuyor, sevgilisi hazırlamış masayı, yemekler yapmış, yardımcısı çay koymuş, Allahııım !!!! ne yedik ne yedik, ne muhabbet, ne muhabbet, zaman su gibi akar ya işte öyle akmış zaman, suyu hafızada topladık, ara ara, yudum yudum tadına bakıcaz inşallah.İtiraflar, saklanan anılar, gözden kaçanlar, yıllar sonra karşımıza çıkanlar … insan gerçek ortamı bulunca soyunup dökünüyor, o çıplaklık üşütmüyor ki, bir hafifleme, bir ferahlık … Gelemeyenleri de andık, akşam geceye geçmeden dağıldık,Sağ olun, var olun hocam, ömrünüze bereket,
Bugün günlerden pazar, güne sıcak sulu zencefil ile başladık, akşamdan kalmayım, benimki çok yemekten dermişim :))))) Sakin olması olası bir hafta planlıyorum ama sürprizlere açığım, “kul kurar, kader gülermiş” kader ile ortak yazılar yazalım isterim, herkes gibi, Bir pazar gününde yapacak hem çok şey var, hem de hiç bir şey yapılmasa da olur, bugün paşa gönlüme göre takılmak istiyorum, inşallah, Saatler 07.38 i gösterirken, cümleten paşa gönüllü pazarlar, paşa çayı program dışı, geçtik o leveli beee yaaavvv !!! Günaydın ❤

30 Kasım 2015

Günler kısa, geceden kaynak yapmak gerekiyor, benim ayarım düzgün de gençler ayarsız, yatamıyorlar, kalkamıyorlar, “Aaaaaah bu durmadan yazan grupların gözüüü köööörrr olsuuuun !!! ” dediğimizde cana kast etmiyoruz, gruplar islah olsun diyoruz da nafile çabalar bunlar, gruplara dahil olup arada “yatın bakim, saatten haberiniz var mı? ” diye yazasım, tüm şarjları yiyip ortamı kapatasım var :))))
Ben yatmadan evvel ; kanalın birinde Kelebek Ödülleri dağıtılıyor, birinde Hamza ile Denizli Kapıştırılıyordu,diğerlerinde diziler, filmler, kanalları kapatmadan tartışanlar, son dakka haberinde de Türkiye ile ilgili toplantı bitti, mülteci parası hazır, yükümlülüklerimizi usulünce yerine getirirsek, ömrümüz olursa Avrupa ‘da vizeler kalkacak, bu arada Putin de “yassak hemşerim” paketini imzalamış,”bir kapı kapanır, öbür kapı da kısmet artık” modundayız.
Sakince bir pazar geçirmiş sayıyorum kendimi, sınav zamanı olduğundan herkes kendi odasını dağıttı, genel kullanım alanı geçen pazarlara göre nispeten iyi, kızın eline telefonunu tutuşturup, günaydın diyeli 20 dakika oldu, kız daha çıkış kapısına kadar 20 levelin sekizini geçmedi, “sabır, sabır, ya sabır, belki bir gün kalıplanıır !!!”
Dün ekmek ile gazete sırası bende olduğu için sabah onlar uyurken market yaptım, yavaş yavaşş her yeri dolaştım, listede olmayan unuttuğum ne varsa diye :))) Eşler birbirinin ekonomik durumunu ya bilmiyorlar, ya da bilmek istemiyorlar, ufak tefek reyon önü tartışmalar gördüm, her şeyin fiyatının katlandığını gördüm, sabah alışverişi babalar ile anneler arasında eşit dağılmış, az sayıda birlik ve beraberlik var, onlarda alış veriş esnasında zedeleniyor, arzular şelale, paralar kuru çeşme,
Bugün yine dişçiye gidicem inşallah, yollarda kafası kanlı, kırmızı noktalı, yarım bantla sarılı erkekler görüyorum, saç ekme turizmi diye bir şey varmış, ülkemiz bu alanda çok iyi imiş, bir de Sefaköy’e yola yakın bir umumi tuvalet yapmışlar, üstüne “Yüz Numara konfor” yazıyor :))))
Dün markette salınırken, eski şarkılar dinledim 🙂 Güne başlamak için aklımda kalanlarla, bir anı tazelemesi yapıyorum, sözler durumuma uygundur :)))
“Bilmem yüzümden belli mi ? Gülerken işveli işveli, aklımda neler gizliiii, saklayamam ki ben sevgiiimiiii !!!, Duman ışığı saklayamaz, acılar sürekli olamaz, bu benim sevgim cevapsız kalamaaaaz !!!”
Bunları söyleyen ayrı ayrı iki kişi, biri erkek biri dişi, bildiniz mi ?
Sevgiler cevapsız kalamaz, illa ki Sevgi dolu günaydınlar olsuuuuun !!!!

 

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑