KASIM ORTASI GÜNLÜKLERİ, Bİ DE KASIM DA AŞK !!!


IMG-20151126-WA0001

Resimdekiler kayınvalide ile kayınpeder ❤ Eşimin yaşından hesapla evlilekleri bugünlerde 56 yılı devirdi. Maşallah diyoruz ve gelin gözü ile yılları analiz ediyoruz, 26 senesine şahidim. Ruh ikizi değiller ama beklenen rolleri yerine getiriyorlar. Annem evi yemeksiz, pis,çamaşırı ütüsüz bırakmaz. Bakımlı kadındır. Benim saçımda beyazlarım sırıtır onunkiler vaktini geçirmez. Giydiğini yakıştırır, gezmeyi sever, bir yerde mevlüt, bir yerde düğün olsa düğüne gider :)))) Babam parasını pulunu hanıma teslim edenlerden, hanımın aldığına verdiğine karışmaz, geriye bakınca “aileyi güzel yaşatmış” denir, gençliğinde aksi ve huysuz olduğuna dair dedikodular var, kızdığı zaman millet kaçacak delik ararmış :))) Benimle arası hep iyi olmuştur,torun torba ile yumuşadı diyorlar. Yaşadıkları tüm sıkıntılarda hiç boşanma ihtimaline ihtimal vermedikleri için bugünlere geldiler, derdi tasayı zamana serdiler. Erkenden evlendikleri için, onların yaşlarını belki tuttururuz ama evlilik yaşını değil, 56 sene evli kaldık diyelim, yaş itibari ile evli olduğumuzun farkında olmayabiliriz :))))) Neyse dünyanın fıkır fıkır kaynadığı bugünlerde ömürlü bir şeylere rast gelmek insanın hoşuna gidiyor, umutlarına su serpiliyor, tazeleniyor, “kasımda aşk başkadır !!!” diyesi geliyor insanın resime baktığında, bakalım günlükler ne demiş …

11 Kasım 2015

Dünyanın her yerinde “zalimin zulmü var” .Dünya güzel olsun diye çalışanların yanında, dünya benim olsun diye çalışanlar olunca, “vermem, alırım” çatışması zulümlerin ağa babası. Sonuçta tabii kii de iyi olan kazanmıyor, güçlü olan da kazanmıyor, çünkü kontrolsüz güç, güç değildir, kim kazanıyor ? Nabza göre şerbet veren, balı kovanı ile götürürken şahitlerin ağzına bir parmak bal çalan, göz boyayan, bolca vaat sunan, verdiklerinden geniş yelpazeler yapıp alacaklarını aralara saklayan, aldığı zaman da yelpaze filan kalmayan, vereni ayılamayacak hallere sokan … Valla dünya top yekun böyle, bir iki huzur diyarı var sanırım da oralarda yaşayanlar da oralardaki konulmuş kurallara buralarda uysalar olur belki buralarda cennet olur diyemem ama. İnsanın mayası önemli, bir mayalanmayan var bi de mayalanıp kabardıkça kabaran, içi boşalan ama görkemli duran var.Biz mayası az gelenlerden miyiz acep ?
Sabah sabah kafa karışık, çünkü tansiyonum düştü, uyuyorum, uydukça boş durmuyorum, rüya görüyorum, gördüğüm rüyaları birbirine karıştırıyorum, hangisi gerçek,daha doğrusu ne kadarı gerçek oldu ya da olabilir test edecem, rüyayı bulamıyorum :))) Uyuyorum sanıyorum, bakıyorum göz kapağı altında akış var, ama kulakta da üst komşunun sesi var. Canım bir şey istemiyor, yatak ile bütünleşip kalmak istiyorum, Kendime, hayat akıp gidiyor, “ayıp oluyor ammaaa !!!” dedim, arkadaşım kulaklarını çınlattım, gözümü açtım, kalktım, dünü dünde bıraktım, inşallah, kitabım bitti, araya Sait Faik Abasıyanık / Şahmerdan kattım. Kuşlu, denizli, hassas, duygusal insanlı .. öyküler iyi gelecek bana, Tüyap eksiklerimi de tamamlama niyetindeyim. Bu arada kız fuarı toplayıp geliyor, ilginç kitaplar, posterler, rozetler, bardak altlıkları, mağnetler veeee test kitapları … akşamları tahsilat yapıyor,”bu test kitaplarını çözmezsen verdiğim paraları geri alırım !!!!” diye salladım, ama yaparım, bilir de gözü karalardan, ruhu geniş olanlardan, telefona bağımlılardan bizim kız:)
Bir kahve kokusuna doğru akalım bakalım, sağlıklı kahvaltıyı kız ile paylaşalım, hayatı hem yaşamak hem de paylaşmak için hazır olcaz işallaaa !!!! Günaydın Cümleten

12 Kasım 2015

Kızım fuara giderken kuzeninden de bir kitap siparişi almış, ama o kitabı alamamış, dün ben de Fuar yollarını tuttum, yarı yarım sergimi tamamlamak, yarı da yeğenin kitabını almak niyetiyle. Kitabın resmini cebime yolladılar, ben de okudukları seriler var onlardan bir şey sandım. Stantta varınca bir MURAKAMİ ile karşılaştım, Çok şık, benim sevdiğim gibi ciltli, kabuklu, ibrişim ayraçlı, sayfalar ağır kağıttan, resimleri var ki biz ona “İllüstrasyonlar” diyoruz, 6.Baskı. Kıza sordum ; “son yazdığı kitap mı?” diye, “evet” dedi. Eve gelince baktım kiii , 1990 yılında yazılmış, demek anca çevrilmiş, bir ayda bu baskı sayısına ulaşmış. Bir hayal kırıklığı yaşadım, 25 sene geride olmaktan, sonra bir önce okuduğuma baktım 1997 de yazılmış,bizde 2005 de ilk basılmış, 7.baskı, sonra okuyacağıma baktım, 2005 de yazılmış, bizde 2009 da çıkmış, bendeki 15. baskı.
Neyse kitabı alıp, koşa koşa eve geldim, hafta sonunda vermeden önce okuyayım diye.Bir iki ufak tefek işimi yapıp, okuma pozisyonu aldım ve kız gelmeden bitirdim, 88 sayfa, resimlerle allanıp, pullanıp, ticari bir zeka ile iyi bir fiyata satılır hale getirmişler, aslı uzunca bir öykü. Ama anlatım muhteşem, bütün kitapları kaç sayfa olursa olsun sürükler beni, 21.yy ‘ın Edebiyat Dehası diyorlar, katılıyorum.Adi “UYKU” kahramanı bir kadın, uykuları çalınan bir kadın, yazan erkek amaaaa , bu benim diyenlerde, bir yerden tanıyanlarda illa ki vardır. Kitap bitti evde bir tuhaflık var hissediyorum ama bilemiyorum derkeeen mutfağa koştum, kısık ateşteki benim pırasalar kızarmış, yine de doku kaybına uğramadan yakaladım, kız gelince akşam yemeği yiyoruz, diğer yemekleri kıvamında yaptım, sofrayı kurtardım sandım ammaaa alçak kız, pembe tabağındaki pırasalar için,”seni kutluyorum, sebzeleri sağlıksız hale getirmeyi başarmışsın !!!” dedi, fakat tavsiye ederim, kızarmış hali şaaaaneeee pırasanın. Daha önce de yeşil fasulye kızartmışlığım var ama bu daha güzel olmuş, az da tuzu kaçırmışım, ooooh hem lezzetli, hem tansiyona iyi oldu :)))) okurken kitapta geçiyor diye çikolata yeme isteği duydum kiiii kendi çikolatalarımı kızdan saklarım, ama yine de bulup en az yarısını yiyor, çok alçak :))) Muharrem ayı bitiyor, komşular son aşurelerden getirdi, ılık ılık yemeğin üstüne de onu götürdüm, dişim ağrıyor idi, tok karnına bi de ağrı kesici içtim kiiii yer ayaklarımın altından çekilmeye başladı, 22.00 sularında yatmaya gittim. sonra da saat 03.00 gibi uyku ile vedalaştım, uyur uyanık okuduğum kitabı düşündüm ; hayatı renklendiren kadınlar, onları tek düze ortamlara terk eden ise erkekler, insan her gün aynı cümle ile evden çıkıp, aynı cümle ile eve döner mi ? döner. Çok zaman eşimin ağzından çıkacakları, hangi hareketleri yapacağını biliyorum , çoğumuz için böyle, ezberlenmiş kocalar, ezber bozmayan kadınlar, ya da ezber bozduğu anlaşılmayan kadınlar, her gün akşam yemeği hazırlıyorum ama hep aynı yemekle, aynı tabakla,aynı örtü ile değil, kim ne kadar fark ediyor, kadın günlerce uyumadı adam hiç farkına varmadı, hayatta herkes düzen seviyor ama düzeni de düzenlemek gerek arada .
Aaaay neyse bunlar dipsiz kuyu muhabbetleri, böyle gelmiş böyle geçerken dünya geldiği gibi geçmeyenlerden olalım inşallaaah !!!
Cümleten öptüm sevdim, ağrı kesici ile kafamı düzeltecem, tok karnına, dişçi insanın kardeşi bile olsa gitmesi zor, bu arada kadının kocası da dişçi idi kitapta …Günaydın tabii ki de, ayrıca.

14 Kasım 2015

Ben “evin şirazesi dün ikindi itibariyle kaymaya başladı” diye düşünürken dünyanın şirazesi duman olmuş, terör, şiddet, hiddet … gündemleri hiç terk etmeyecek sanırım, belki eskiden de böyle idi de haberleşme yaygın değildi, tek atışla çok insan vurulamıyordu, nedenler güncel değildi, belki de şiddet ses duyurmak için en etkili yol değildi … bilemiyorum, zaten bildiklerimde kılcal damarlar gibi, çatlayıp patlamadan yol alamıyor, yani hiç bir bildiğim bildiğim gibi kalmadı benim, bu hem iyi hem de kötü, iyi ; Ufkum genişliyor, bakış açım yeni bilgiler getiriyor, kendimi düzeltiyorum, kötü ; yıllarca yanlış şeylere inanmak, inandığımla kalmak, inanca bu kadar çok soru sormamış olmak.
“Hayat devam ediyor !!! ” son derece umursamaz görünen, orta şeridi işgal eden, karşı tarafa söyleyeni bencil hissettiren bir cümle ama aslı öyle değil bence, hayat devam etmek zorunda, ölenle ölünmüyor, kendini kapatıp hesaba çekmekle,yas tutmakla, hayatı gizlice devam ettirmekle olmuyor. Ortalık kan gölüne dönünce bile düğünler yapıldı, gezmelere gidildi, gülündü eğlenildi, en fazla resimler gizlendi, Bunları yapanlar unutabildiler mi olanı biteni, tabii ki de hayır, İki yüzlülük ayrı bir şey.
şehrimize “Contemporary İstanbul ” geldi, uluslar arası çağdaş sanat fuarı, üç günlüğüne geldi, dün bir koşu gidip baktım, kapıların açılış saatinde hazır olduk ki, süreyi ayarlayalım diye, ben dört saat gezdim, arkadaş hala içeride idi. Geçen yıldan daha görkemli olmuş, katılan ülkeler fazla, hatta İran da katılmış. İran’ın biz de “Mollalar İran’a !!!” diye bir imajı vardır, ammaaa kültür ve sanat dalında çok iyidir İran, sineması bile bizden çok ileridedir. Yani şartlara göre, üç pavyonu vardı, resimlerini çektim, daha sonra ayrıntılı bakmak için. Vogue Dergisi 5 İranlı kadınla röportaj yapmış, artık ülkelerinde yaşamayan ama ülkelerinden nefret etmeyen, etnik kökeninden utanmayan beş uluslararası kadın, ben bizim ülkeden beş tane sayamadım. Açık giyinmek ile içki içmeyi bir medeniyet belirtisi sayan, sımsıkı kapalı başlı kadınlarla, bulduğu her yerde namaz kılanlar adamları sütten çıkmış ak kaşık sanan,Herkesin kendine özgürlük ve hürriyet istediği, düşünce özgürlüğünde arkadaşına bile özgürlük tanımayan, tek tipe hasta,,, ülkem benim, Zar zor atılan adımlara bile destek yerine çelme takan ülkem benim, sen heeeep olduğun yerde bile sayamıyorsun, aaaah ülkem, güzel ülkem, ciğerden sevdiğim ülkem.. senin ki mehter misali, üç ileri, beş geri …
Sergi çokcana ticari amaçlı, sanat para ediyor çünkü, duvarlarına asmak için bakanların konuşmalarını da duydum, çok da güzel eleştiri yapanları da, açıklamalarda çoğu yerde türkçe yoktu, Nuri Bilge Ceylan ‘ın bir manzara fotografı vardı, sanırım, bir kaç kare yan yana eklenmiş, ya da o kadar geniş objektif var da ben bilmiyor muyum, Bir kış resmi, onu uzun uzun bakmak için bilgisayarıma kapak yapacağım, insanı üşüten, düşündüren, üzen, sevindiren … bir resim. O da satılık, Başka tanıdık isimler ve yüzler de gördüm, güzel idi, yorgun ama mutlu oldum.
Bugün ablamın doğum günü, bugünü ona ayırdım, çocuk işine bulaşan aileler mümkün ise tek çocukla kalmasınlar, kardeş çok önemli, tüm ayrılıkları kan bağı birleştirebiliyor, Anneler babalar gitse bile kardeşlerin arasında o misyonu üstlenenler çıkıyor valla. Ben ortancayım, önden ablam, arkadan kardeşim var, Allah ömür versin, hep varlıklarını hissettim, onlar da beni hissediyorlardır, illa ki, Çoook uzun yazmışım yine, Devam eden hayat için günlük, kişisel planlarım var, “güzel bir gün ” çok geni,ş bir tanım oldu bizim için, günün güzel yanlarına bile tav olacak durumdayız, “güzel güzeldir, mühim olan süresi değil, kafada yer ettiği alandır !!!” diye de bir motivasyon salladık, bi de GÜNAYDIN, “ooooh misss !!!” e bağlanmak herkesin kendi kabiliyeti artık

15 Kasım 2015

“Her şeyi süpürebilirsin, sonbaharı süpüremezsin !!!” Ö.Asaf
Sonbahar her şeyde var aslında, her güzellik solacak, sararacak, ama kaybolmayacak, eski halinden çooook farklı yaşamak denirse adına yaşayacak, yani hep bir şeyler kalacak, biz olduğumuz sürece, sevdiğimiz her şey, ama her şey değer kaybetse bile bir köşede kalacak, süpüremeyiz sonbaharı !!!
Apt. görevlisi hışır hışır yaprakları süpürürken birden aklıma geldi, yukardan seslendim “Sonbaharı mı süpürüyorsun ?” diye o da bana “bu yapraklardan boya yapılıyor, sarı boyanın hası bunlar !!!” dedi, bir birimizi ne kadar anladık acep :)))
Bu renkli, bu doğal güzellikler bahşedilmiş dünyada, iklimler görüp yaşarken, sevgi yaymaya çalışırken, cümleten mutluluk için çırpınırken … ölüm saçan kötüler var. Kötüler hep var, çok var aslında gücü yetenler öldürüyor, ki mi zaman bildiği tek birini, kimi zaman bilmediği çok kimseyi, işe giderken “aman ben de ölücem ama, arkamdan şanım yürüsün ” derler mi acaba ? Bir de fiilen can almayıp, her gün öldürenler var, gizli gizli zehir saçanlar var … var da var, kötülük insanlık var olduğu sürece hep var olacak, nefisler doymak bilmediği sürece, ruhlar tatminsiz kalacak, kötülüğün şekli şemali değişecek ama var olacak, kötülük olmasın uğruna savaşanlar, “yapma, etme, kıyma !!!” diye çalışanlar iik etapta hedef zaten, masumlardan sonra sıra onlara geliyor ama artık hangi kitapta yazıyorsa artık önce masumlar…
Bir pazar sabahı klasik ev hali ile bakışmaktayım, “çoook daaaa tııın !!!!” diyen iç sesim ile ikilem yaşamaktayım, “varsın, olduğu gibi kalsın !!!” diyen iç sesimi de yancı yaptım, amaaaaan bu sefer de onlar kazansın. “Şu üç günlük ” dediğimiz dünyayı fazla sahiplenmemek gerek, İran’ı bir saat içinde bir el çantası ile terk eden kadın, “Bu sayede objelere bağlı olmadan yaşamayı öğrendim ” diyor.
Diş macununu ortasından sıkıp, dişlerimi fırçalayıp, çorapsız spor ayakkabı giyip, ekmek ile gazete almaya gideyim bari, “Baaaatsıııııın bu dünyaaaaaaa !!!!” dyenler siz kazanacak gibisiniz, cümleten günaydın, gönlünüze göre pazar olsun .

16 kasım 2015

Çoğu insanın destek ilaç eşliğinde tahammül ettiği hayattan bir pazartesi yaprağı daha. Vitaminler, anti depresanlar, yogalar, ayinler, yaşam koçundan terapiler … hepsi ama hepsiiiii insanın insana zulüm ettiği dünyada bir günü daha yarasız beresiz atlatabilmek için. Güçlü olmak, güçlü durmak için.
Maddi manevi savaş alanı olan bu dünyada derin derin inananlar bile işlerin bir kısmını Allaha havale edip sabır göstermiyorlar, tüm çabalar sular illa ki bizim kovaya aksın diye. Suyun yatağını değiştirme, suya yön verme … derkeeeeeen sulara kapılıp gidiyoruz, Azrail çukurumuza doğru süpürüyor bizi. Ölmekten değil de buradaki işleri yarım bırakmaktan korkuyor çoğu insan.
Tüm bunları düşününce pazartesini günah keçisi ilan etmek olmaz di mi ? Bir gün gelmeyecek olan bu güne eziyet etmekten, çemkirmekten vazgeçeli çoooook oldu ben :)))
Hayat bizi bekliyor, biz de hayata giriş için hazırlanmaya başladık. Programa bakınca sakin bir hafta gibi duruyor, ammaaaa sürprizlere açığız. Dün camların yarısını silmiştim, bugün diğer yarısı, biraz eve ilgi alaka, sokak işleri, hafta ortası misafir, yemek, pasta, börek, okuma, yazma, hafta sonuna bir etkinlik … bakıcaz duruma, sonbahar, baharla karıştı, hava iyi gidiyor, ay sonuna kadar yağmur yok imiş, kış Aralık ayına kaldı sanırsam, biraz daha yazarsam ben de geç kalıcam sanırsam, kıza “kaaaaaalk kuzuuuuum !!!!” diye seslenip mutfağın yolunu tutmalıyım, radyodan bir ses alıp, kafamın içindeki yapılacak işler bölümünü açmalı, bir yerden başlamalıyım. Kan kana isteyen, kan kusan, kanla beslenen, teröre lanet eden dünyada terör kaynakları nedir, terör mantar gibi midir, birden mi biter, değilse kim besler, kim kazanır, kim kaybeder … diye de kafamdaki deli sorulara cevap bulmaya çalışıcam, kafaya soru sormak iyidir, kafayı çok doldurmak iyi değildir. Cümleten günaydın

17 Kasım 2015

“Böyle gelmiş, böyle gidiyor bu dünya !!!” Aynen, asırlar öncesinden de, hatta İsa’dan önce de aynı olaylar yaşanmış, benzer kararlar alınmış, iktidar baldan tatlıymış, ezenler, ezilenler, yancı olup fırıldak dönenler, dini basamak yapma, erkeklerin aklını başından alma, ahlakta yozlaşma, yeni binalar, ordan oraya taşınmalar, israf … her şeey, ama heeeeer şey tarihler boyunca aynı kalmış, arada tarih kitapları da okuyorum, Dün akşam “Bizans’ın gizli tarihi” ne başladım, yarıladım ama içim daraldı, uykumda mor mor giyinip, duvarlar arasında denize çıkana kadar dolandım :))) Tarih iç açıcı değil, bugünlerin aynası çünkü, bakış açısı da önemli, bu okuduğum kitabı sarayın tarihçisi yazmış, iki dilden topluca çevrilmiş, başka yerlerde okuduklarımla örtüşüyor çoğu bilgi. Bizans oyunları ve dedikoduları bildik, tanıdık valla. İçimizde dolanan binlerce Thedora var dermişim :)))
Sayfalar arasında tahıllı asma yaprağına rastladım, demekkiiiiii zeytinyağlı yaprak sarma bu topraklara bizden önce gelmiş, ekmek de öyle değişik tahıllardan çörek gibi, ekmek ne zaman ekmek gibi oldu ki ?
Aaaaaah aaaaah bizim kuşakta bakkala ekmek almaya gidip de başını koparıp ağzına atmayan, tırtıklı kenarlarını tırtıklamayan, eve getirene kadar eli yanmayan … var mıdır ? Aaaaah ne güzel kokardı o ekmekler, sıcak ekmek ortadan yarıldığında dumanı tüterken, göz göz olmuş dokusu ile içine tereyağını çağırırdı, bir kokuda o yağdan, telli dolaptan da vişne reçeli çıkıp geldimiiiii öğünün biri ayak üstü oldu bitti, olurdu.
Şimdi ekmekler, soğuk, dilimli, poşetli, dayanıklı, fırından alırsan, sıcak, iyi pişmemiş, kokusuz, dayanıksız, sanırsın küf ile birlikte satıyorlar. Aaaaah aaaaah “önce ekmekler bozuldu !!!” sonra biz mi ? Yoksa birbirimizi mi bozduk ?
Aaaaah aaaaah derin konular bunlar, derinlik kalmadı hayatımızda, sığ sularda yarı kuru yarı ıslak, su sporları yapar olduk, Dün ikindi vakti radyoda Ahmet çakar’lı bir programa tesadüf ettim, önce sesini taklit ediyorlar sandım, değilmiş, üstüne bi de Fikret Orman konuşması , o da şaka mı tam bilemedim, sonra programı bitene kadar dinledim, bi de üstüne Bizans tarihi, bi de rüyadan yorgun uykular, bugüne dişçi randevusu, yarına misafir var, dün de pazartesinin hakkını verdim … yani aklım başımda oynak, bir iki şey yazdım ama tekrar okumaya zamanım yok dermişim, kaçak güreşip, gidermişim, ama “güüüüüünaaaaaydııııın milleeeeet !!!!” dedim, Şaşırt beni dünyaaaaa !!!! diye de gaz verip, ipleri elime alırmış gibi yapıyorum :))),

18 Kasım 2015

Teeee yıllar öncesinde yorgun olduğumda yattığım yeri bilmezdim, şimdi yorgun olunca elimi kolumu koyacak yer bulamıyorum, hatta uykuyu da koyacak yer bulamıyorum,daha doğrusu buluşamıyorum, ammaaa aklımda :))))
Flaş TV de hayat var, bugüne kadar seyretmemekle hata etmişim. Pırıltılar içinde sözleri damar, müziği kıvrak şarkılar, tamamı aktif seyirciler. Devamlı alt yazı geçiyor, şehirler istek mi yapıyor bilemedim, Edirne, Balıkesir, Malatya, Erzurum … rotasız, torbadan istekler derkeeeeen, biri koşarak sahneye geldi, adını bildim, kendini de bildim, şekil yapmış sanatçılardan, yalnız erkeklerin tümü aynı çanaktan saçlarını boyuyor sanırsam, hepsi kuzguni siyah, neyse adamın adını tutturmuşum soyadını da yazdılar, bildim, bu da Seda’ nın tezgahından geçenlerden. Aaaay şimdi uzun hava çıktı, yok ayol değilmiş, Asena çıkmış, aaay kilo almış valla ,ooooo bayağı kilo almış, aaaaay kendimi huzurlu hissettim, yalnız değilim :)))) Bu arada mide fesadına da uğradım mı bilmem, az hazımsız gibiyim, alçak kız geldi, “Annecim neden Flaş Tv izliyoruz !!!!” diyoooo , “huzur var burada” dedim ama yeterince açıklayıcı olmadı, sanırım vaaaaatsup grubuna durumumuzu yazıyor, ayol benim benim neyim eksik ben de feeeysbuuuka yazıyorum, şimdi de arapça söylüyo birisi, kalkıp Asena’yı eşlik edim bari :)))) kanalımı buldum, uykum gelmese de olur, üstüne bi de Bizans tarihi geçerim, ooooooh miiisss !!!!

19 kasım 2015

Hiper aktif olarak katıldığım bir günün gecesini de aynı aktifllikle tamamlayıp, az uyku, çokca sağa sola devinmelerden sonra “Bugün dünden daha güzel olacak !!!” umudu ile yeni, bir güne başladık. Yazmadığım günler genelde fırsat bulamadığım günler, dün hem misafir hem de kargo aynı güne denk gelince bir telaşım oldu. Kargo şirketleri “nasılsa bu kadın evde yoktur” diye zili bile çalmadan kağıdı yapıştırıp gidiyorlar. Şimdiki gençlik kendini yormadığı için “ne lazımsa, internette ne varsa” tüm yollar kargoya çıkıyor. Neyse Aras Yurt içinden iyi hiç olmazsa telefona bakıyorlar. Yakında zaten benim kargolar metrobüs durağından teslim olacak, dermişim :))))))
Gün aktif olunca gece de enerji dolu olduk, tüm kanalları dolandım ; Bir cezayir filminde Özgürlük savaşcısının Fransa eli ile kısa kesilen hayatına, bi de giyotinle kesilen başına takıldım, Olay gerçek, sene 1956, sonra oğlu mafya babası oldu diye şükür namazı kılmaya giden bir anne, katil gelin, masum metres, tapınak şövalyeleri özentisi yuvarlak masa, silahlar altında imkansız olsun diye çabalanan aşklar, başka bir kanalda nikah masasından kalkan gelin, koşa koşa hemencik bulunan, deniz, kumsal, yağmur üçlüsü, markette ikisi bir arada bile bulamazken tabloya haset ettim, önceden evlenmek için birbirini yiyenlerle, ne giydiklerini kendileri bile bilmeyenlere de baktım,her kanalda olan illa ki kavuşmasız aşkları konu alan, mutluluk haram olan tüm dizileri az az baktım valla, haberler malum zaten, eeeeen sooooon Flaş Tv ile cila yapıp, Bizans entrikalarını okuyup, günümüzdeki karşılıklarını bulmadan uyudum, amaaa yine de kızdan önce :))))
24 saat içinde gördüğüm tüm sanal örnekler hayatıma örnek olmadığı için mutluyum, mutlu olmamız için çalışanlar da var ayrıca ; Parmak ucu dokusu farklı eldivenler kışa hazır, elimiz üşümeden telefona meeeeşşşşaaaaaz yazcaz inşalllahhh !!!!, sokak hayvanları için bir geri dönüşüm kutusu gördüm, altında da iki tabak yeri var, içinde mama var, Daha bir iki şey daha vardı ama unuttum ne olduklarını, malum bizim de yaşımız var :))))
Amaaaaan mutluluk için sebep aramamak gerek, sebepsiz mutluluk bi sürüüüü var kiii , “Mutluluğun resmini çizemeyiz arkadaşlaaaaar !!!!” demiyorum, çizeriz elbet de sergisi gereksiz, göze gelir mutluluk dermişim, bilen bilir, paylaşır zaten.
Kızı kaldırmam için daha 22 dakikam var, hayvanlarımı kurtarayım bari, cümleten günaydın, Bugün cuma gibi hissediyorum ama du bakalım …

20 kasım 2015

Ben yaş almanın getirdiği yavaşlamayı seviyorum, vücut hareketleri olarak değil ama his dünyamdaki yavaşlamayı, sindirim olayını seviyorum. Gençliğin verdiği fevrilik yok artık. Her rüzgara teslim olmuyorum. İçin için yanan ateşlere de elleşmiyoruz, yansa da bir sönse de modundayız. Ot gibi de değiliz, bir canımız, canlandığımız zamanlar var, telaşımız yok artık. zaman zamandır, gelir ve geçer, zamanı kovalamak yorucu, zamanı yakalayıp avuçlarına hapis etmek ; yok artık, daha neler :)))) zaman bir su misali akmaya devam ederken, ben su kenarındayım artık, akışa seyirci, müdahaleci kimliğim zayi, suyun sesi, rengi, mevsimi, yatakları debisi … coğrafyanın işi, ben bu coğrafyada yüksek bir dağ değildim, başım bulutlara erecek diye de zannetmedim, coğrafyaya aitim, bir ismim, bir şeklim var tabii ki de, yerimi bilirim, yerimi severim, yerim için gerektiği kadar da mücadele ettim, yorgun savaşçı gibi olabilirim, ama savaşı savaşmadan yönetecek kadar da bilgiliyim :)))) Altın vuruş son cümle :))))
Bir hafta sonuna daha gelmişken, sonbahar sona erecek, pastırma yazı bu hafta sonu gidecekken, kışa hazır mıyızzzz ? !!!!! kış konusunda bilgiliyiz, A ve B planlarımız var, ihtimalleri aklımızda tutuyoruz, ihtimallere kesin olacak gözü ile bakmayacak kadar tecrübeliyiz, biz hayatın ortasını ortalamış, güvenli orta şeritte, hız sınırlarına uyarak, trafik akışına dahiliz,
Böyle gelmedik ama böyle gidicez, uzun ve kısa adamlara teslim ülkem huzurlu günler görecek, katkısız, katıksız gidalar yenecek, asgari ücret asgari olmaktan kurtulacak, emekli emeklemeyecek, yeşile sevgi ve saygı duyulacak, insan hakları insanın olacak, tahammül sınırları tahammül sınırlarına çekilecek … diye de umutlanmaya devam ediyoruz.
Yani ruh dünyası çalkantılı yine, Dün bi film seyrettim, “Biutiful / Javier Bardem’in Meksika,İspanyol 2010 yapımı,Cannes de Bardem’in en iyi erkek oyuncu ödülü var, ağlaya ağlaya içim çıktı sonunda, pek etkilendim, akşam üstüne bir iki şey daha geldi, kaldıramıcam değil ama ağırlık var üstümde, bakıcaz duruma, haftanın kitabı, Kafka’nın Milana’ya mektupları mı olsun, Yoksa Murakamı’nin Sahilde kafka’sı mı olsun, akşam yemeği ne olsun, hafta sonuna çamaşır ve ütü var, bu hafta balık alsak mı … sorunlar bunlarmış gibi yaparak, gibi gibi, gibiii, vurur yüze ifadesi, bugünler arada gelir geçer biii tanesiiii, fındık fıstık değil hayat, aşşşkitooooom, anladın sen, beraber yancaz canısıııı…
Haydin günaydın 

Reklamlar

KASIM BAŞI GÜNLÜKLERİ


12241298_10153822061328159_7280901975587353867_n

Hayatın tadı tuzu yok desek olmaz, hayatın acı bir tadı var. Arada tat aldığımız da oluyor ama hayat kan kusuyor, kanla besleniyor, göz yaşı ile sulanıyor, için için yanıyor yürekler. Ortada bir suç var , onunda yeri belli değil, kucaktan kucağa geziyor, suça yer bulmak zor, adres çok ama. Hayat bunları sergilerken bizde yılı devirmeye hazırlanıyoruz, 2015 in son aylarındayız, hangi sonlardayız bilmiyoruz, hayatın ortalamasına yakın yerlerde dolanıyoruz, çan eğrisi hayatlar, bazı açılar hep 360 derece … filan

01 Kasım 2015

Oyumuzu verdik, geldik. Zararlı sayılan ama lezzetli bir masada kahvaltı ettik, çok şükür
Sandık başında, oy ve ötesinde çalışan arkadaşlara kolaylıklar diliyorum, hayırlı olsun, mümkünse hak yerini bulsun diyorum.
Ev ve ötesinde, hane halkının “sen evimizin ninjasısın, kahraman annem,ooooooo sen çok tatlısın, bi tanesin …” gibi gazları ile gazlanarak, “hakkat ninja gibyim ben!!!” iltifatına gönüllü kanarak, devam, devam
“Nerde kalmıştık? , Enseyi karartmayalım ” durumu özetleyen cümleler .

02 Kasım 2015

Bir pazartesi sabahında ülkem mutlu insan dolu iken, umutsuz olmanın gereği yok, bir bildikleri vardır elbet bunca insanın, gerçi iç sesim ; sen görmesini bilmiyorsan bunlarda bakmasını bilmiyor, görmek istedikleri yerlere bakıyorlar ve manzara karşısında sabit kalıyorlar. inançlarım gereği kula kulluk edemem, etmemem gerek, insanın insana tapması, putlara tapması kadar günah bence, soru sormak, aklına soru düşürmek, aldığın cevaplardan tatmin olmak, etraflıca düşünmek, “benden sonrası tufan !!!” dememek gerek, diyor, merhamet, sevgi, adalet, tevekkül, tefekkür istiyor inançlarım. Bu durumda akşam yemeğinden kalkıp sofrayı toplayana kadar olup biten bir seçim sonuçları için bir şey diyemiyorum, yani demek istemiyorum, diyenleri de gece boyu dinlemedim, havanda su döğenlere hangi kesimden olursa olsun alerjim var. Bu durumda önümüzde hafta, cümle ölümler duracak, dolar düşecek, işsizler, işli, öğretmenler atanmış, emekli para ile donanmış, çarşı pazar ucuzlamış, eğitimde imkan ve seviye tavan yapmış, hak ve adalet sağlanmış, basın kuş gibi aşırı özgürlükten havalanmış, polise askere inancımız artmış, sınırlar gül bahçesi olmuş, güney doğu ve doğu illerimiz yeni tatil beldeleri, etnik köken, din ayrımcılığı var mı yok mu duruma göre değişken, insanlar mutlu, insanlar umutlu, baş örtülü olduğu için mağdur olan, kendini bidon kafalı sanan, aç, açıkta olan, hatta mülteci Suriyeli olanların refah seviyeleri tavan yapacak. Bu tablo karşısında evi toplayıp temizleme gerek yok, yolun karşısından yeni ev almaya gideyim, hala bir çocuk doğurabilirim, kızı everebilirim, ayrıca emekliyim, tüm b unlar yetmezse, borçlarımı ödemeyemezsem, devlet lüks sever o öder. yani durum böyleyken böyle.
Okumaya devam, hafta sonu pek çok film seyrettim. Zemberek Kuşu’nun Güncesi bitti, çok kalın ama okuma isteği uyandıran bir kitap, Fowlos’un Büyücü’sünü hatırlattı bana  İçinde bağlantılar olduğu için Soljenitsin’in Ivan Densoviç’in Bir Günü kitabına başlayacağım inşallah, benim kuşak yazarı bilir, Nobel ödüllü ama kitabı bulamadım,Gulag Takım Adaları yazarın sürgün sebebi olmuş idi, sonra af ile döndü, ülkesinde öldü.
Bugünün tek tasası yıkanan çamaşırlar nasıl kuruyacak, ütü, temizlik yapılacak, cumaya kadar bel durumu ne olacak, o fermuar illa ki kapanacak, yolculuk stresi aşılacak, eve yemek bırakılacak … felan fistan gibi görünse de kimse kimsenin içini bilmez, içimiz dışımıza yansır elbet de onu yorumlayacak insanlar bulmak önemli, insanı okuyan, okunduğunu bilen insanlar olabilmek dileğiyle cümleten günaydın.Şaaaaaaaneeeeeee bi hafta dilemiyorum, bundan gayri tüm haftalar şaaaaaaneeee, sor işaretleri tez elden kaldırılacak işalllaaaaa …

03 Kasım 2015

Aydınlık günlerin ikincisinden Güüünaaaaaydııııın !!! Tahminimce bunun arkası bol güneşli günler, belki de pastırma Yazı gelir ve hiç gitmez. Gerçi ben dün akşam kaloriferi yaktım, yorgunluk ve çamaşırdan zaar çok üşüdüm. Demek üşüyeceğim günler bugünlermiş. Her şeyin bi zamanı var. Birden her şeyin yok olduğu bir dönemi hatırladım, benzin, tüp gaz, pirinç, yap, sigara, fuel oil … aklına ne gelirse ya kıt idi ya da yok idi, aaaaay bizim gençlik kuyruklarda harman oldu, bi de utanırdım kiii aman sorma işte, bir seçim oldu, ertesi sabah her şey bol oldu.Hayat böyle bir şey paranın satın alamadığı hiç bir şey yok, alamayacak gibi göründüklerini bile bir takım ayak oyunları ile alıyor valla, bizzat şahit olduğum alış verişler var.
“Para ile imanın kimde olduğu bilinmez !!!” demişler, doğru demişler, saklamaya pek meraklıyız, paylaşmak bizde öcüüüü etkisi yapıyor. Kız küçükken bir GAP gezisi yaptım, kadının biri bir oyuncak bebek arabası almış, kızım da istedi, kadına aldığı yeri söyletemedim. Annemler haca gittiklerinde biri fisto alıp gelmiş, odadakilere aldığı yeri söylememiş, Rahmetli annem kadınlar çarşıya gizli gidiyorlar derdi. Bu da en çok din ile yoğunlaşılacak bir yer bi de, amaaaan bir derde deva olacak duaları vermeyip saklayanları bilirim ben.
İnsan çeşiti çok,maskeli maskesiz muhatap oluyoruz, bir kez daha anladıkkiii bazı yerlere, bazı şeylere manasız üzülmüşüz, “bu dünyayı ben mi kurtarcam lannn!!!” moduna dönüyorum., Emekliyim, imkanlardan faydalancam, büyük oğlanı hükümet programı açıklansın evlenecekler arasına yazdırcam, küçük oğlan dört yıldan önce okulu bitirecek inşallah , sanırım işi hazırdır, kız için endişeye mahal yok, seneye üniversite sınavı kalkar, olmadı başını örter Amerika’ya uçar, ben de duble yollarda süzülüp süzülüp gezmek istiyorum,param fazlası ile yetecektir umarım.
Son durum ” Vuruuuuuur yüzeeee ifadesiiiiii, Zeki Müren de bizi görecek miiiii bitanesiiiii !!!”
Haydiiiii !!! Dağılalım, bugün çamaşıra devam, sırada çarşı pazar var, ütü selesini boyu uzasın diye bıraktım,Okumaya devam, OT dergisi çıkmış olmalı, almalı, yol için saklamalı … yani hayat bildiğimiz hayat şaşırtan bir yeri yok, “iyiler her zaman kazanır !!!” geçici yalan, “iyiler bir gün mutlaka kazanır !!!” kesin bilgi, fakat zaman bölümünde belirsizlik unsuru çooook fazla, her şeyin hayırlısı olsun

04 Kasım 2015

Sabah sabah ; güneş doğmadan önceki karanlığı görüp de az sonra renklere boyanan gök yüzünden güneşin yavaş yavaş süzüle süzüle çıkması insanı her yeni gün için umutlandırıyor, Seviyorum sabah erken kalkmaları kainatla beraber uyanmış, birlikte işe başlamış hissediyorum kendimi, her şey daha iyi olacakmış gibi geliyor içime.
Kızın yatağın üstünde duran ayısını yıkadım dün, sabah baktığımda sevimliliği kaybolmuş gibi hissettim, yüzüne bakasım gelmedi, “atayım bunu !!!” dedim, sonra da zaman vermek istedim, kendine gelebilme ihtimali var, insanlara da zaman vermek gerek di mi ? Kendilerine gelip gelmemeleri kendi sorunları olabilir mi ? , yoksa bir lider şart mı ? yol gösteren, gösterdiği yolda eleştiri kabul etmeyen, o yolun yol olduğuna inanlarla yürüyen. Guyana ‘da bir tarikat topluca ölmüş idi,Vaazdan sonra topluca siyanür içmişler, itiraz edenler önden silahla vurulmuş, sayıları 900 kadar idi, Günlerce yazdı gazeteler, yetmişlerin sonlarına doğru idi.
Radyoda yanalım’lı, aşkitom’lu şıkıdım şarkılar, şıkıdım haberler var, itfaiye telefonunu “içim yanıyor, söndürebilir misiniz !!!” diye arayanlar varmış. Aaaaah aaaaah iç yangını ancak küllenir, sönmez ki arkadaşlar, Bana göre herkesin içinde harlı harsız yanan bir ocak var, o yangınlar bizi hayata salıyor, su bulmak ümidi ile, söner belki diye, benzer yangınlarla birleşerek içimize su serpilmiş ferahlığı ile, yangını sabote edeni, odun atanı ruhumuzun iç derinliklerinde saklayarak, gerçek suçludan gayri suçlular arayarak … hayatın üstüne üstüne gitmek zor iştir, sövüp saymak, kaçmak, hatta ölmek istemek bile yan yollara çıkar, bu yollar da ana caddelere bağlanmaz, trafik akmaz, saklanmalarla, sessiz kalmalar, içine atmalar işe yaramaz.
Katılan herkesin galip geldiği bir seçimi daha geride bıraktık, sevinenlerin “oooooh canıma değsiiin !!!” tavırları da kaybedenlerin “siz süzme salaksınız !!!” ithamları da hoş değil. Sonuçta yüz yüze bakıyoruz, seçme gruplarda yaşamalar da olmuyor, kendini korusan da illa ki bir yerden sızmalar oluyor valla, bunca kin, nefret, ayrılıkçı düşünce ile baş edemiyor insan, patronumuz, oğlumuz, kızımız, bacımız, kardeşimiz, kankamız … bize çok yakın olan biri farklı olduğunda içimize yangın koyup, içimizden aykırıyı atma ile olmuyor.
Bu yazımdan önce bir yazı paylaştım, tam da benim demek istediklerimi demiş, düşündüğüm gibi aklından geçeni yazmış, bundan gayri de başka bir şey demem, her şeyin hayırlısı derim yalnızca, Cümleten günaydın, yolculuk için hazırlanmaya devam, İzmir şen olacak inşallah bu hafta sonunda

05 kasım 2015

Alçak basınç ile yüksek basınç yukarda bir yerde karşılaşmış, gökyüzü ter döküyor gibi, ip ince bir yağmur var, bulutlar her yeri gri renkle kaplamış, olanı biteni göremiyoruz, tabii kii de bir takım tahminlerimiz var, bu işin sonu “kıştan haber var !!!” a bağlanabilir, bağlandığı yerden bir takım gerçeklere ulaşcaz işalla.
Sabah sabah bu neyin kafası derseniz, benim ruh hallerine bağlı kafam, değişken ruhuma değişmez kurallar uygulama gayretlerim azalsa da bir takım ısrarcı olduğum konular, “Allah iyi yönde ıslah etsin !!!” , evrensel duam
Park içinden geçerek gittiğim market yollarında bir duvara rast geldim, üstü güzel, içli yazılarla dolu, birazını okudum, dönüşte ordan geçemediğim için tam idrak edemedim, “ölenin ardından, şiir yazar kalanlar !!” aklımda hemen kaldı. Bir de ölmeden şiir yazıp gidenler var ; “Aynı dille konuşuyor, aynı dili konuşmuyoruz” diyen Gülten Akın gibi, “Ya siz, nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat ? , Nasıldı, öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak ” diyen Didem Madak gibi. Şiir yazmam, ama severim, baş ucumda bir şiir kitabı olur, rastgele sayfa açar okurum. şiir iyi ise kısa yoldan onikiden vurur. Hissli olup da hislerimize tercüman olanlar var çok şükür, söyleyemediklerimiz değilde içimize zar zor sığdırıp dökmek istemediklerimizi dökenler var, bu dünya bir bakarsan sevilesi, bir bakarsan bırakıp gidilesi, fabrika ayarları var dünyanın da fabrikası hayali, işe adam almıyor, işten adam çıkarıyor, asgari ücrette bir sorun var hazar :))))
Yolculuğa az kaldı, yıllar sonra bir araya gelen kızların ikinci buluşması, farklı şehirlerden yola düşüp felekten iki gün iki gece çalınacak, inşallah, Kızın birini de evercez gitmişken, yemek bu sefer bedavaya gelcek :))) Bende yelpaze geniş, evlenen, doğuran, torun torbaya karışan, bu dünyadan ayrılan, tepe noktalarda memleket hizmeti yapan, siyasete bulaşan, sanata bulaşan, kendini bir şey sanan,hayata küsen, facebooka küsen … sayma ile bitmez, ne arasan var benim arkadaşlar arasında, seviyorum valla , Arada düşünüyorum, şurdan ben de birilerini silsem diye luzümlu luzumsuz insanları ayırmak istiyorum, hiç birine kıyamıyorum, farklı pencereler ama aynı bahçeye bakıyoruz kiii, tabi içlerinde saldırgan olanlar da var ama onları da halaaaaa takipteyim, yani kıyamıyorum, insan türüne, salak da sayılmam, akrep gibi kendilerini sokuyor onlar, benim hayvanlar gibi, renk sayısı artınca kuş gibi havalanıp kayboluyorlar
Her şey dahil, bir valize sığılacak, bugün çekin yapılacak, evden çıkmadan, uçuşda iptal var mı bakılacak, inşallah sağlıkla varılacak, hafta sonunda kısmetse evin annesi İzmir’den yazacak, aaaay hadi inşallah, heyecanlı günaydınlar olsun.

06 Kasım 2015

Ne uyku tutmadı, ne de uyku tuttu bırakmadı diyebilirim, iki arada sabah ettim, hatta sabah edeli iki saatten fazla oldu, namaz, niyaz, ipteki çamaşıra ilgi alaka, kapı ağzındaki yolculuk eşyalarına bakarak “şunu da koyduk, evet onu da koydum !!” diye kendini test etme veeeeee mutluluk için kahvaltı ; Bir dilim kızarmış ekmek, tereyağ üstüne, üstüne çilek reçeli, bir kupa da ikisi bir arada, şükür,
Ömrümün yarısı yurt içi, yurt dışı gurbette geçti,ne gitmeye, ne de yolcu etmeye alışabildim. Gitmelerde bir heyecan, bir tedirginlik, kafada bir yığın acaba ?, eksik kalan ne var almadığım yanıma ? yolcu ederken de bir hüzün, bir boşluk, yürekte bir üşüme …
Bir de ben de anneden kaynaklı, kayınvalideden destekli “jilet gibi ev” bırakma huyu var kiiiii aşamadım valla, biraz biraz açtığım gedikler var ama. Çamaşırı bitiremedim mesela, kurumuyor şekerim, belediyenin bayrak sallanan iplerine uzun uzun baktım, “şu iplere çamaşır asma ihtimalim nedir ? ” diye hesap kitap yaptım :)))) fakaaaat ütü yok, hatta şaanee ütüler yaptım, çamaşır nemli olunca, Hafta sonu yemeği, ortalık toplama, bulaşık makinesi boşaltma onlar tamam, dün sildim süpürdüm de.
Evi kullanma talimatı yazıp, tuvaletin kapısına asasım var, fakat bi de okuduğunu anlamama durumu var, telefondan sesli meşazzz atarım,artık, Gerçi gençlerde dinleme de zayıf, bakıcaz durumlara.
Dünyayı kurtaramayacağız gibi, kendi dünyamızı da kurtaramıyoruz, çünkü dünyalar dünyalılarla paylaşılıyor, bu dünyalıları “Allah ıslah etsin !!!” , kendin bizzat ürettiklerin bile defolu, neye göre bana göre :)))) gerçi ürettiklerine tapınan, harikulade bulanlar da var ama ben onlardan değilim,benim prensibim her şey demeyelim de çok şey için “Neyse, odur”. Bazı takıldığım yerler var ama üstüne çalışıyorum,
Azzzz sonra hava limanına doğru yola çıkıcam inşallah,demin haberlerde “41 törer örgütü üyesi tutuklandı”, dedi . Bu yolcu trafiğini neyledi, uçak vaktinde kalkar mı, THY promasyonlu bilet, acep ikram var mı, havada sallar mı,cam kenarı aldım, aşağıda netlik var mı … bir yığın deli soru var, bu sorulara cevap bulmak için sabır şart, aaaay çok heyecanlıyım, gerginim, aaaay cümleten günaydın, hadi varınca yer bildirimi yaparım, inşallahhhh !!!

07 Kasım 2015

“Ölünce tenler ölür, ruhlar değil” Mevlana’dan mı bilemedim, ama çok doğru bilirim. Rüyamda annem yanıma geldi, akşam yatarken ellerimi saçlarıma doladım, küçükken annemin yanında yatarken, saclarina ellerimi dolardım, birden hatırladı işte. Anneler ölü diri çocuklarının peşini bırakmaz, ölüsü de dirisi de gölge gibi peşimizde , ben mutlu olunca mutlu olmuş annem, öyle bakışıp durduk, sessizce konuşmadan, birbirimizi anlayarak.
Gavur İzmir’de sabah ezanının sesine uyandım, şehre tepeden bakarak, bir bir sönen ışıkları kendime arkadaş yaparak, güneşi doğduğuna şahitlik ettim. Sonra bir sela verildi, öyle güzel öyle içten okudu ki hoca, ağladım, içim bir hoş oldu, sonra niye ağladım diye düşündüm, o kadar çok şükürlük sebebim var ki ben onların verdiği huzura ağladım.
İzmir cümle çakralarımı açtı, hazar, iyilik dolaşıyor yanımda yöremde. Cümleten sağlık, huzur olsun inşallah:) Hala heyecanlıyım ben, nikaha şahit yazmışlar, oğlan bizim, kız bizim mutlu olsunlar inşallah, bugün Izmir’in içine inşallah, hayatın ikramları var valla, ne aç gözlülük ile saldırıcan ne elalem ne der diye aklında bırakıcan, ne de “ben şimdi almayım ” diye uygun zamana bırakacan, ne de bunu istememistim diye küsecen, hayat ne verdi ise bilerek, anlayarak, hissederek alıcan, ama iyi ama kötü, ” hayırlısı şekerim !!!’ Hayata cevabım bu benim 🙂
Cümleten Günaydın olsun, buyuralım hayat sofrasına, haydin …

08 Kasım 2015

Yaz saati uygulaması bitti, uygulanmıyor artık, the end, finish, finito, mafiş, yok valla … heeeeer türlü kendimizi inandırıyoruz, yolcular için, gemi için, uçak için onemli, çünkü onları “kaptan az bekle ” diye ne ricacı olup ne de el edip durdurabiliyoruz. Trafik denen bir illet her kara parçasında var. Kader, kısmet, nasip, sürpriz de var. O zaman yolcu yolunda gerek hatta yolcuyu az da germek gerek kiiiii ağırdan almasın, misal ben :))) Hazırım, valizi yaptım, valize gelirken sığan her şey dönerken ne oluyor da sığmıyor bilmiyorum valla, tamam , çarşıda gezerken kiii illa her şehrin çarşısı gezilir, ” bi hediye şeyetsem” durumu olduğu doğrudur ama abartmadım, neticede emekliyiz :)))) Bir savunma olabilir mi, acep ?
Güzel ağırlandık, gezdik, tozduk, diyetin içine tükürecek kadar yedik, içtik, elimizin, kolumuzun, dilimizin yettigi kadar düğünü de yaptık, ağladık, güldük, geçmişi eşeledik, ölüleri, dirileri andık, çocuklarımızı, olası gelin damat adaylarını, yeni kararları, daha da yeni planları konuştuk, saati unuttuk, geceyi gündüz ettik … sayılı günleri bitirdik, ev sahipleri de katılımcılar da şaaaaaaneeeeee insanlar, gene gelceeeeez kii, inşallah,
Cümleten iyi pazarlar, her tür yolumuz açık, yolculuk hayırlı olsun, umarım ev bıraktığıma yakındır, pazartesine pek çok sendrom çeşidi var elimde seçmek zor olmasın deeeermişiimm !!!

09 Kasım 2015

Ölümün tek gerçek olduğu hayatta saatleri ile oynanmış bir pazartesi sabahında ne desem acaba, diye düşünüyorum dersem yalan olur. Ne düşünecem ki, uçakta az sallanınca, tepeme kadar tok iken vişneli keki görünce “Belki son yemeğimdir, yiyim bari, yanına da çay isterim, çantamda “Konya gevreği ” de var ondan da bir parça çaya batırırım, midem çoşarsa şalımın poşetine iade yaparım” diye kendi kendine dünya ile pis boğaz üzerinden vedalaşabilecek biriyim ben :)))))) Telefonlar kapalı, ben uçak moduna bile itimat etmem, bildiğin şak diye kaparım, son nefeste ölüyorum diye haber etsen ne olacak, en iyisi son nefeste mümkünse hoş nefes çalışması, ” ooooh kek de çok güzelmiş, çayı da içtim, şimdi göge yükselelelim ya da yerin dibine inelim” diyecek vakti oluyor mu insanın, aaaamaaaan boş verelim zamanı gelince öğrencez.
Evin halini umduğumdan iyi buldum, demek kiiiii çalışmalarım meyvesini vermeye başlamış, ben de sonbahar meyveleri var, solmuş sararmış, olgunlaşmış benimkiler, valizin ancak ağzını aralayabildim, daha kendime gelemedim, yazarken de ağrıyan yerlerimi tespit ediyorum, normalin sınırlarını bir tespit edeyim, döncem ben, işallaa :)))
Bu arada facebook’un da çılkını çıkarmışız. Yer bildirimleri, etiketli, etiketsiz fotolar, gerçi vaaaaaaaaatsuuuup’ın hali daha perişan, bildiğin yıkılmış oralar, ben de artık ne içmiş isem, kare kare ayılıyorum :)))) Ayol benimki mutluluktan sarhoşluk kiii!!!
Bunları okuyup, sayfada dolanıp, bildirimlere rastlayıp, “oooooh hayat sana güzel !!!” diyenler olursa, kızarım, kalbini kırarım, hatta çok pis bakarım, dermişim :))) Şekerim; hayat bizi kısık ateşte, arada az az su ilavesi ile pişirmedi, kızardık, haşlandık, çiğ kaldık, garnitürle makyaj yaptık, arada yandık, dibimiz tuttu, hayatı hak ettik biz, bunlar da ödülleri diyecem ama Alsancak yollarının dili olsa da “buradan bi grup kız geçti, baka baka bitiremedik, festival filmi gibi idiler, başını sonunu çözemedik !!!” der mi der :))))) Onu ayrı yazmam lazım, komedi-dram tarzında o bölüm :))))
Yani işte, bir pazartesi daha, periyodik bunlar, kanatlı, yarısına yakını bitti bile, süresi dolunca havalanır, ne kadar hafif olursa tekrar gelişi de o kadar hafif olur, içini güzel şeylerle doldurmanın imkanlarının en az yarısına sahibiz, eeee devamlılık da isteriz, di mi ?, haydin o zaman, bi günaydın çekelim, günün içine doğru, güncellenmiş Polyanna,Küçük Prens formatında itişip kakışmadan ilerleyelim, cümleten sakiiiiin!!! olsun

10 Kasım 2015

Sonbahar süratlenmiş, ben camdan bakmayalı, soyunuk ağaç sayısı artmış, ama renklerde azalma var sanki, yakında sonbahar da tek renge geçer, daha sonrada sararacak ağaç kalmayacağı için, son baharın da sonu gelmiş olur, malum düzenlenmiş bahçeler her mevsim yeşil halı çim ve boyu pencerelere uzamayan ağaçlardan oluşuyor,
Bugün 10 Kasım, Atamızı sevgi, saygı ve utançla anıyorum. Bıraktığı her şeyi geriye götürdük, bi de utanmadan, “kalk bak evlatların ne halde !!” diye ölüyü taciz edip, “biz senin askerleriniz diye” de yalan söylüyoruz. Hala ölülerden medet uman, onların ışığını söndürüp, karanlıkta kalan suçu ona buna atan, sevgisiz, saygısız bir millet olduk biz. Merhamet ve acıma duygularımızı yanlış yerlere kullanıyoruz, aşırı sevgiyi bir ruh hastalığı değil, ceza indirimi sayıyoruz ki, başkalarının haklarına saygı göstermeden hak arıyoruz, avantaya hastayız, çalmaya çırpmaya meyilli çocuklar yetiştirip, onların bizi yönetmesine müsaade ediyoruz. Okumuyoruz, anlamıyoruz, birine küsmeden, gırtlağına sarılmadan tartışamıyoruz,yanlışlarda “aman benden bulmasın” diye itiraz edip, sonuçu beklemiyoruz, daha bir sürü yanlış yapıp, ölülere sığınıyoruz, kendimize soru sormuyoruz. CHP kimbilir kaç tane daha aday çıkarır ? Biz ” Barış” değil “Zafer” gönüllüleriyiz, doyamadık ego beslemelere. Akşam haberleri seyrettim, uzun bir aradan sonra ki, pişmanım, gelişen değişen bir şey yok, çelişenlere aynen devam.
Onca yorgunluğa rağmen arkadaşım gelince dün kısa bir TÜYAP Kitap Fuarı yaptım. Malum bana yakın tek etkinlik, kitabı İnterneten aynı paraya kapıya teslim alıyoruz, ben paneller ve resim sergisi için gidiyorum, Bu sene Aziz Nesin 100 yaşında bölümü var, çok güzel hazırlanmış, bir sürü yeni şey öğrendim, bir de İstanbul’un kolaj bir resmi vardı, tüm resim gazetelerden kesilen parçalarla yapılmış ama parçalar binaların manasına denk gelmiş.elime üç de minik kitap yaptım; Murathan Mungan/Kibrit Çöpleri, Halil Cibran /Ermiş, Didem Madak/Pul Biber Mahallesi, bir kez daha gitmeyi düşünüyorum, ayaklarım az dinlensin de,
Hayatta ile “kolay” kelimesi genelde uyumlu değil, amma “kolaya kaçma ” diye geliştirilmiş, işi kısa kesen, insanı insana borçlandıran, kafayı hileye hurdaya çalıştıran bir yöntemler silsilesi var. Bunun kullanım alanı ile kullanıcı sayısı arttıkça üretmemiş, hazıra konmuş, konacak yerlerin asıl sahiplerine haksızlık etmiş,genele terbiyesizlik etmiş oluyoruz. Bunu böyle bilmediğimizden, bilmek istemediğimizden havanda su dövmelere devam ediyoruz, atı alan Üsküdar’ı geçerken, biz de ahlar vahlar ağacına geçmişe özlem dilekleri asıp, başkalarının bizi kurtarmasını bekliyoruz, başkalarının boyunduğuna özlem duyanlar, o boyunduruk altında dolananlar bir gün çok feci yanılmaya ve yeni himayeler aramaya mecburlar.
Cümleten günaydın olsun, daha çok yazasım var amma, annelik vazifelerim beni bekler, marifet her şeyi kararında yapabilmek, en sevdiğine de daha çok zaman arttırabilmek, olacak inşallah, yazmaya okumaya, geniş zamanlar bulunacak illa ki …

EKİM SONU GÜNLÜKLERİ


12187740_10153798951218159_5719518275402829569_n

Ekim’i de yolcu ettik, sonbaharı yarıladık, hatta son parçasına geldik, yarısı kış yarısı yaz kasım’ın. Sonbahar renkleri denizde, karada boyanmaya başladı. Arada balkonuma kuru yapraklar uçuyor, ama sonbahar aklımızı uçurmuyor, hatta aklımızı iyicene yerine getiriyor, bir hüzün var bu mevsimde,sanki ölenlerin sayısı artıyor, bi ölüm ürpertisi dolaşıyor yanımızda yöremizde, içler bi buruluyor  ,” kışa hazırlık zaar ” diye avunuyoruz, her sonbahar geliyor ve izi kalıyor, içimize yer ediyor sonbahar. Aaaaah hayatımızda artık daha çok kabullenmek var, yeldeğirmenlerine karşı yaptığımız savaşlardan yorgun düştük. Yine de öyle her şeyleri kabullenmiyoruz ama 🙂

Fotoğraf, gün batımı, Erdal Kocaman’dan. Bir karede bulunabilecekden çok fazlası var. renkler hisler, dans ediyor, mevsim sonbahar …

21 Ekim 2015

“kızı yolcu edicem, pencereden bakıyorum, kafamı bir kaldırdım, deniz manzarası ; Uzaklarda yağmur var, lacivertler koyu griler çırpınıyor, yakınlar ressam elinden çıkmış gibi renkler çoğalmış, fırça darbelerinde kırmızılar, sarılar, yeşiller,ton ton sıcak renkler var, üstünde gemiler, kağıttanmış gibi sallanıp, ama sahici dedirten, sonra gözümü en kıyıya,koy gibi bir yere soluma çeviriyorum, orada durgun dupduru bir deniz, pırıl pırıl, üstünde bembeyaz kuğular, kıyıya doğru yüzüyorlar, yiyecek bulacaklar, yerin i bilip de gelir gibiler, sonra gözlerimi tüm manzarada dolaştırdım, “hiç fark etmemiştim, deniz görüyormuş evim” dedim” ve saatin zili çaldı, önce nerde olduğumu bilemedim, sonra “Rüyasına inanmayan külli kafir, yedi sene süren rüyalar var !!!” diyen büyüklerimi andım, kısa bi yorum yaptım, huzur veren tüm rüyalar içim “Bir dua aldım herhal” derim, kötü rüyalarda da günahta kaldığıma inanırım, Fazla düşünmem üstlerinde, çok düşünmek insanı yoruyor, analiz sentez sonucu çok iyi insan çıkma ihtimalin var, devamlı haksızlığa uğramış gibi hissedebilirsin kendini, neticede iç sesinle konuşuyorsun, olmadı anlatıp tastik istiyorsun, tastik edilene kadar da kendini anlatıp savunuyorsun, sonra, sonra beklentiler yeryüzüne yükselirken, gerçekler yer altında kalıyor.Kin ve nefret derecesi yükseliyor, yalnızlaşıyor insan, bu durumda bedduaya sarılanlar var. Bu benim inançlarıma ters, çok düşünmekte, ah dilemek de. İnanıyorsak, tevekkül edip, elden gelen gayret gösterip beklemek gerek, diğer türde kötülük için Allah’a yol göstermek oluyor, “Beni yakanları yak Tanrıııııım !!!!, onlar yanarken beni de ateşe odun atanlardan eyleeee !!!” Kamil insan için uygun bir yakarış değil, hesap günü, zamanı illa ki var, illa ki hak yerini bulacak ama kötülük için yakarmak, yapılan tüm ibadetleri ateşe atar, derim, hatta ısrarcıyım. hakkım herkese helal, kalp kırıklıklarını ahirete bırakanlardanım.
Panik atak çok yaygın, arada beni de yokluyor, geçen sinemada boğulacak gibi oldum, sonra “dedim ki çıksam gitsem, her seferinde aynı şey olacak, her olduğunda olduğum yere sığamayacağım, bir sürü insan var etrafımda, elim ayağım oynuyor, iyi kötü de nefes alıyorum, hemen kısa surelerden bir hatim yaptım :)))) sonra da feraha çıktım, telkin ile.
Kafayı dağıtmak, hatta zaman zaman tamamen boşaltmak lazım, bir ara puzzle yapardım, zamanın nasıl geçtiğini anlamazdım, küçük parçaları ararken sonra da “aaa ne güzel hiç bir şey geçmemiş aklımdan, uygun parçalar aranırken. Şimdi de oyun oynuyorum, hayvanları kurtarıyorum, aaaay kutulunca bi seviniyorlar :))) Bu oyunda kimseye ihtiyacım yok, oyun istekleri benden gelmiyor yani, arada bir mola anında, telefonun ekranında, parmak uçlarımda, mutluluk dağıtıyorum, renkli kutular arasına sıkışmış hayvanlara :))))
Bu da benim ferahlama yöntemlerimden biri, gün 24 saat, her şeye zaman var, hayat benim rüya gibi, tüm bölümleri aynı anda izleme imkanı veriyor bazen, yani iyi düşünelim, iyi bulalım, iyiliklerimizi sorgulamayalım, olmadı yaptık bi güzellik, denize atmış sayalım, Balık bilmezse, Halik bilir,
Uzatmışız, cümleten günaydın

22 Ekim 2015

“İstisnasız mevsimsizim, nereye istersen gelirim …” en son dinlediğim şarkı sözlerinden, sabah haberlerini şarkı türkü eşliğinde radyodan alıyorum, akşam uzuuun uzuuuun elektriksiz kalınca haber alamadık, tarafsız kaldık, Gerçi Kanada Başbakanı ile Hırvatistan Cumhurbaşkanı’nı görüp bilince insanın haber malzemelerine küsesi geliyor, hatta görmek, duymak istemiyor, hasetleniyoruz kadın erkek, “neyimiz eksikkk !!!” diye aslında biliyoruz nelerimiz nelerimiz eksik de hep görmezden geldiğimizden bunlar.
Sonbahar eni konu geldi, yağmur, bulutlu hava, yerde kurumuş sararmış, ıslanmış sarı yapraklar, çöpçünün süpürge sesi, göç eden kuşların veda çığlıkları veeee mevsime göre giyenemeyen, evin içi ile dışını bir sanan evlatlar, gerçi çorapsız, kolsuz fistanlı anneler de var ama onlar hiç olmazsa üstlerine bir ayar çekiyor, ayaklar henüz serbest :)))) Bu kişiler kızla ben tabiki .
Günlerden misafir günü, ikinci parti aşure, gezinen “Altın kızlar” azzzz sonra yollara dökülecek, yeme içme, bölge tarihi, tanıdık bildik hakkında gelişmeler, gelişmelerle ilgili tahminler … “çok laf var burda!!” misali. Ev sahibi yüzde üzerinden %50 hazır, yazıp çizip, devam edecek inşallah. seviyoruz misafirlerimizi, aldığımız talim terbiyeye sadığız, “misafir dokuz rızıkla gelir, birini yer sekizini eve bırakır, oruçlu olsan bile bozacan misafir geldiğinde, misafire hizmet ve hürmet kat kat sevap demektir, herkesin evinde yiyecek bir parça ekmeği var, gelenler tatlı dil güler yüze gelir, yemicen yedircen, hatır sayacan, hatır bulacan …” bunlar büyüklerden kulakta kalan misafir özlü sözleri, aklımızda, kulağımızda. Yüzümüze gülümsemeyi kalkar kalmaz koyduk zaten, sevgi ile muftakda çalışmaya gitmeden bi günaydın dedim, bi de misafir candır, buyrun gelin dedim. Yatılı gelenler, hiç uyumadıkları uykuları uyurmuş bizim evde,yol uzak diyenler, aklınızda olsun ❤

23 Ekim 2015

Hayat bizi evirip çevirip yola koyuyor. Koyulduğumuz bu yola “Hayat Yolu” derken, yola koyulmuş halimize de “Kendimle Barışma” diyoruz. Gün geliyor, iç ve dış savaşlardan yorgun düşen ruhumuz pek çok konuda teslim bayrağı çekiyor, kapasiteyi kabulleniyor, faydasız uğraşlara ayrılan zamanları faydalı işlere yönlendiriyoruz, bunun da adına “Hobi” diyoruz, hobilerle üretken olurken, fobilerden uzaklaşıp, “KOBİ” masallarına malzeme olmayı ümit ediyoruz, bi gayret ve bir cesaretle de ümidin ötesine geçiyoruz, yani çoğu zaman kadınlar geçiyor. Bu konuda ısrarcıyım, dünya kadınların parmak uçlarında döner, eğer kadınlar niyetlerine almış iseler hedef dünyaları cennete çevirdikleri gibi uzayın derinlikleri bile diyemeyeceğimiz yerlere de gömer, tarih boyunca hikayesi dolanır izi bulunmaz.
Dünümü üretken bir çok kadınla geçirince, sabaha böyle oldum. Üretmeyen, kendine sahip çıkmayan, kendine sahip arayan, problem çözmeyen, problem üreten, kendini çoooook beğenen, yeterli gören … bildikleriniz varsa da ki arada çıkar, onlardan da uzak durun, derim. Sabah sabah yine üstümde bir çok bilmişlik hali var, “KADIN !!!” diye bir başlık açıp sayfa sayfa hoplaya zıplaya suya sabuna dokunarak gidesim var, malzemeyi oldukça iyi tanıyorum, “Malzemenin iyisine hastayım” , malzemenin adını kötüye çıkaranları da Allaha havale ettim :))) de bugün mübarek bir gün, iyilikler için dua edip, kabul olacağına inandığımız bir gün, tıpkı AŞURE gibi, evde olan tüm malzemeden bir ağız tadı yaratmak, o tadı kılıcı kılmak, örnek olarak kullanma günü, evlere bereket yağacak, dertliler deva, hastalar şifa bulacak, dünya daha iyi bir dünya olacak diye inandığımız bir gün.
Bana mutlu saatler armağan eden, sürpriz partiler düzenleyen, pastayı kilometrelerce öteden taşırken, altının tabağını bile ihmal etmeyen, hediyelerle yüzüme gülümsemeler yerleştiren, ince ince düşünen, beni onbeşimdeymiş gibi hissettiren tüüüüüüm kadınlar, arkadaşlarım, akrabalarım, eşim, dostum, evlatlarım, komşularım, yüzünü görmediğim, hissederek sevdiğim face daşlarım … iyiki varsınız, bu yıl kutlama tavan yaptı, bu yıl hep aklımda kalsın diye doğum tarihimi M.Ö. 540 olarak değiştiriyorum :)))))) Tarihe gömdüm yani,
Cümleten günaydın, sağlıklı, mutlu, huzurlu, hayır dualı, gönlümüze göre bir gün olsun, keyfimizi kaçıracak hiç bir şey bulunmasın inşallah …

24 Ekim 2015

Bizim nesil kitaplarla haberleşti, okumayı sevenler, sevmeyenlere uzattığı kitaplarla sevdirdi, doğum günlerinde içi dilek yazılı, tarih atılı kitaplar en değerli hediyeler arasındaydı, kitapların içinde okuduğumuz kitaplar, elden ele dolaşan mühim kitaplar, ekonomi olsun diye değişilen kitaplar, yakılan, toplanan, saklanan kitaplar…
Bizim nesil teksir kağıtlarını da iyi bilir, mürekkep kokulu, arada silik yazılı, kalemle geçerdik üstünden, arada mürekkep bulaşmış, mürekkep uzantısına bulanmış cümlelerle dolu, onların da arka sayfaya okunmayan yerleri düzeltip yazardık, arada kayıp satırlar da olurdu. Teksirler ; sınav soru kağıdı, kitaplaşmış ders notları, sağın solun eylem haber veren, bilgilendirme olan, dağıtılan, toplanan, elden ele dolanan… saman kağıtlar. Bunun makinesi ve bir daktilo bi de basılmış teksirler Bieanel kapsamında, İtalyan lisesinde var, ilgilenenlere. Bunları yazınca aklıma sarı matematik defterleri geldi, neden öyle seçilirdi bilemedim, bildiğim ilk isyanlarımdan biridir, sayfaya yazdığım, çatısını üstüne kapatmayıp, yana açtığım “4” ler, ilk öğretmenim, baba tarafından dedem, “Bu benim hem torunum, hem öğrencim, şimdi buna sinirlendim ben !!!” deyip, kolalı kurdelalı kuyruklarımdan birini yakalayıp, 360 derece bir döndürmüştü kiiiii karşılığında üç sayfa çatısı çatılmış “4” yazmışlığım vardır :))) Nur içinde yatsın.
Buralara nasıl geldim bilmem, esas Çetin Altan diyecektim ben. Lise, üniversite bende 75 – 83 arasında, yani karışık gençlik yılları, taraflar kitap dağıtıyor, ortada kalanlara, bir sağdan bir soldan okudum ilk siyasi kitaplarımı, sağdan yabancı bir yazar, konu aklımda kalmış, devrime karşı yazılmış, soldan Sosyalistlerin El Kitabı, yazarı çetin Altan, sonra başka yazılarını, hayatını TİP yıllarını, yediği dayakları, sonra da Büyük Gözaltı romanını, bir zaman da köşe yazılarını okudum, sonra bir zaman oğlu Ahmet’i, bir zaman oğlu Mehmet’i, spor yazarı gelinini … yani aile boyu okudum Altan’ları, epeydir de okumadım, okuyasım da gelmedi. Köprünün altından sular akıp geçerken, köprüde durur iken, hep suya baksak bile, aynı su değil geçen, İşteeee ben bu bilinçteyim, ne illa ki eski suları isterim, ne de illa ki geçmişi sillip de temiz sayfalar açalım derdim. Geçmiş de iz var, gelecekte umut, ikisini de bir arada tutmak gerek ama saplantı haline getirmeden, saplantı şirket CEO olsan bile, savunmasız çocuklara plan yapıp kezzap atmayı engellemiyor, Allah cümlemizi tanıyamadığımız manyaklardan korusun.
Hava tam sonbahardan az öte ama pastırma yazı kasım başında, hani aklımızda olsun, cümleten günaydın, ev içi aktivitelerin çok olduğu, evin odalarında çay kahve kokusu dolandığı, koltuk üstü, battaniye altı, kitap gazete aksesuarlı, film katkılı, illa ki telefona da bakmalı, hayvan kurtarmalı kiiii 1035 inci leveldeyim, yatma yuvarlanmalı bir hafta sonu olsun, önümüz uzuuuun tatil, hani hazırlanmak babında dedim 🙂

25 Ekim 2015

İki ismi taşıyamayan, saatlerine ileri geri ayar yapamayan insanların sayısı çok olan, her daim tepesinde, en açık rengi gri ton olan bulutlar dolanan, her şeye rağmen sevgi, merhamet, vicdan, saygı,,, hislerini taşıyanlar bulunan, hakkıyla bir sonbahar yaşayan hala güzel kalabilen ülkemin güzel kategorisindeki tüüüüümmmm insanlarına günaydın, Fikir ayrılıklarına, etnik köken ayrılıklarına, din, dil ayrılıklarına bulaşmadan seviyorum sizi,
pazarı hoş tutacağız kiiiiii, pazartesiyi hort zort etmeden yaşayalım. Benim program her zamanki gibi Kasımın ikinci haftasına kadar dolu ,Valla yapcak bi şi yok, Cumhuriyet tarihinin en uzun tatilinde bir aileye bir Cumhuriyet yemeği yapcaz inşallah, babaevinde, oy vermeye gelip kalacaklar, gelip oy vermeye gidecekler var, inşallah, sonra az kendime gelir gibi olunca, kısmet olursa bir İzmir’e gidiş geliş var, sonrasın da Altın Günü’m vaaar !!! Bak onu unutmuştum, gitti kasımın ikinci haftası da,
Hayatta her şeye zaman var, bazı şeylerin zamanda önceliği var, zamanda sıra var ama sırada esneme var, gelsin diye beklediğimiz, geçsin diye dua ettiğimiz zamanlar var, zamanın bize sevdirdikleri, unutturdukları, el sürdürmedikleri, dile getirtmedikleri var, zamanın sihirli değneği var kiiii bazı insanlara hiiiiiç dokunmuyor, canlı cansız zamana yenik düşenler var, kalbimiz var ya kalbimiz, hah işte orda zaman odalarının kapısını açan anahtar var, geçmiş zaman, gelecek zaman, şimdiki zaman.
Şimdiki zaman pazar günü için kahvaltı, çamaşır, arkadaş mevliti,
ütü, “akşam ne yicez !!!!” sorusuna cevap ama var. Geçmiş zaman cumartesi idi, geçti, iyi geçti çok şükür. Gelecek zaman pazartesi, onu da geldiğinde konuşalım.
Olabilecek en güzel pazarlardan birine başlamış, ya da başlayacak olmanız dileğiyle efendim ❤

26 Ekim 2015

Güneş var bu sabah, kuşlar ötüyor, veda edenler mi, burada kalıp kahır çekenler mi bilemedim ama “Bütün dünya buna inansa, bir inansa, hayat bayram olsaaaaaa !!!” diye çığrışanlar geldi aklıma, inandırıcı olduklarına inanıyorlar mı acaba ? dedim, kendi kendime. Metrobüsle üç dört durak gittin mi, panaroma önüne açılıyor. Memleket manzaralarının tümüne hakim, Beylikdüzü, Söğütlüçeşme hattı ; Her yaştan gezgin ya da vazifeliler, uzun bir aradan sonra topuklu ayakkabı giyen, kokoş, inci kolyeli, kırmızı yılan derili çantalı, şık hanım efendi, ana baba eline yapışan, burnu sümüklü çocuklar, terlik içine kat kat çorap giymiş, boş yere oturma hakkını bile kendinde görmeyen ezikler, uçağa, otobüse gidenler, durakta buluşup birlikte binenler, tüm kışlıklarını giyenler, hala yaz havası estirenler, arabayı park edip bir kaç durak için binmiş elitler, öğrenciler, her şartta kitap okuyanlar, her şartta telefona bakanlar, yayıla yayıla oturan gençler, onların başında mahzun bekleyen yaşlılar, oturduğundan biraz utanan başını öte yana çevirenler, kızgınlar, hemen sinirlenenler, o kalabalıkta bile samimi olamayan birbirine dik dik bakan, kılıktan kıyafetten yorum yapan, kin kusan, kendi ile bile barışmayan insanlar … yolda çalışmalar, mitinge gidenler, maça gidenler, kalabalık merdivenler, tenha iç yollar, kalabalıklar ve o kalabalıkta yalnızlar. Gittiğim yerde arkadaşın kızı doktor oldu, tayini Van’a çıktı, babası ile gitti, İsyan etmiş ; keşke gelmeseydim, keşke gerçekleri görmeseydim, bende duyup da “Hadi canım olmaz o kadar!!” diyenlerden olsaydım, kadının adı yok, sokakta kadın yok, bir tek çocuk hasta geliyor, onu da 15 kadın bir arada getiriyor, bu arada sosyalleşmiş oluyorlar ” diye Metropol İstanbul’a haber yollamış,Dönüş yolunda duraklarda tvlerden miting canlı yayını vardı, geldim meydanda üç parti bir arada çadır kurmuş, bi de katliamı kınama toplantısı vardı, ortalık sakin derken baktım ki, çadırların arkasında toplanmış işaret bekleyenler, daha ötede de belediye bahçesinde çevik kuvvet, çevik olmak için bekliyor. Sonra dedim kiiiii, kılık kıyafetle uğraşan, fikir beyan edeni panzer önüne katan, birbirine tahammülsüz, sevgisiz, saygısız, vurup kırıp kendini rahatlatan, tutukları takımla bile birbirinden ayrılan … insanların çokca yaşadığı bir dünya nasıl bayram vapar ki, bizde hep muhabbetler geçmişe sorgu sual, geleceği konuşmaya zaman kalmadan süre doluyor.
Biraz karışık haller var ama pazartesi sendromu yok, çok şükür, 48 saat sonra tatil başlıyor, yine yeniden. Cumhuriyet bayramı, bayram oldu olalı bu kadar bayram edecek zaman bulamamıştır, ben de bugün dinlenip, yani hafif ev işleri yapıp, ailenin Cumhuriyet Yemeği’ ne odaklanıcam, inşallah smile ifade simgesi
Hayat tümden bayram olmaz ama olduğu gibi zamanları kaçırmamak lazım, cümleten öptüm sevdim, bayram yapalım, tatil yapalım, oy verelim, sonra boy verirken yanlış suçlamalar yapmayalım , cümleten hoşgelen, hoş bulduran bi hafta olsun.

27 Ekim 2015

Akşamdan yattığı gibi kalkamıyor insan, yatışta sorun varsa, kalkıştan da hayır olmuyor, insan kendine sorduğu soruları kendi cevapladığı için ne kadar yeterli daha sonra belli oluyor, bir de bizi bizden alan ihtimaller var kiiiiii, üredikçe ürüyor, bu üremeden de pek hayır çıkmıyor, Yani kafa yordukça ruh yoruluyor, ruh bedeni yoruyor, beden yayılıp kalmak, gözünü kapamak istiyor, bedene istediğini versen, dünya saatin geri kalıyor, saat geri kalınca sinirler öne geçiyor, öne geçen sinirler içe dışa hasar veriyor, hasar raporu bazen özürler gerektiriyor, pişmanlık, “tüh tüh” ler , “vah vah” lar deeeeerkeeeen geçiyor zaman.
“Salı sallanır !!!” diyenler bugün salı mı sallanır, ben mi salıyı sallarım görcez, bakalım, tatil kapıya dayandı, hizmet sektörünün yegane çalışanı olarak hazırlanıyorum, az da gerginim, Banka da işim var onun için daha gerginim, tüketici haklarından anladığımız gerçek, “ne kadar şirret olursan o kadar haklısın” mantığına dayandığı için, kapıdan içeri şubeyi bir birine katacak gibi girmem gerek kiii %100 haklıyım, dün araştırmasını yaptım, bugün hırlamaya gidicem işallah :))) Düşündükçe kendimi gözümde canlandıramıyorum, kendimi yeterli bulmuyorum, en iyisi bildiğim duaları okuyim :)))
Aaaah işte bir gün daha, oturduğun yerden bakınca bahar, cama yaklaştığında aşağısı sonbahar, gönüllerden geçen ılık bir yaz günü, ılık yaz gününden kasıt güneşin yakmadan uzuuuun uzuuuuun kalabilmesi.Her şeyin hayırlısı, biraz hayvanları kurtarayım bari, ruhuma iyi gelir, sonrasına da bakıcaz artık, niyetimiz iyi, amelimiz de iyi olsun işallaaah !!!

28 Ekim 2015

“Ankara’dan oğlum geldiii !!!!” derken, ağzım kulaklarıma doğru yayılır, gözlerim nemlenir, kalbim pır pır eder, sayısız kuş havalanır içimden, kanatlarını çırptıkça yeryüzüne renk renk hisler dökülür, aydınlatan, ferahlatan, ısıtan, huzur … veren hisler.
Bu sabah aynen öyle, hatta gece yarısından kalmayım, Saatleri saya saya kuzumu bekledim, şimdi Bolu’da, İzmit’i geçmiştir, Köprüye gelmiştir … aynı anam kılıklıyım :)Zil çalınca koşa koşa kapıyı açtım, öptüm, sevdim, kokladım, “açlığın var mı ?” diye sordum, sevdiği yemeklerle karnını doyurdum, sonra ayak ucuna oturdum, gözleri kapanana kadar sorgu sual ettim, ama bunaltmadan, yavaş yavaş, tatlı, tatlı,
Sekiz yıl oldu büyük oğlan evden gideli, uzun bir zaman uçakla, trenle, otobüsle yolcu ettim, el salladım, arkasından ağladım, sonra sonra gelmesine gitmesine alıştım demeyelim de kabullendim. Artık kendi evi, geliri, arabası var. Ayrı evler olduk biz, Doğrusu da bu çocuklar uygun şartları bulunca evden gitmeli, “kendi ayakları üstünde durma !!!” fırsatı geyik olmaktan çıkıp, fırsat olarak çocuklara verilmeli, hatta yardımcı bile olmalı. Yoksa nereye kadar, ana baba evinde yayılma, Herkes evini barkını bilecek yaşa geldimi, bilmeli, hayata karşı savaşlara bireysel katılmalı, safını kendi seçmeli, sebepleri sonuçları değerlendirmeli, biz Atalar olarak takıldığı yerler için buradayız inşallah,
Eşim henüz gelmedi, kız da yarım gün okula gidecek, diğer yarısında gezecek, programın ana hatlarını biliyorum, ayrıntılar SMS olarak cebime gelecek, yarın Cumhuriyet Yemeği var, ona çalışıcam, evin şirazesi akşamdan kaymaya başladı, derin derin nefesler alıp, gözümü aralık tutup, “amaaaan ne olacak sayılı günler !!!” diye gizli gizli gün sayıp, hizmette kusur etmemek için gayret edeceğim, inşallah.
Mühim olan aklımızın şirazesi kaymasın, Allah dermansız dertler vermesin, zamansız acılar yaşatmasın, ruh yorgunluğu vermesin, bedenin tedavisi kolay, bi kas gevşetici ile gevşer, elini ayağını uzatırsın geçer. Şekerim tatil yaptırma moduna geçtim ben, Ama Aşk ile, ama Sevgi ile, ama “Dem bu demdir, dem bu dem ” diye diye, ama “Helal olsun emeklerim, aileme” düşüncesi ile …
Cümleten Günaydın, Huzurlu, mutlu, sağlıklı …bir tatil olsun, tüm dileklerimin başına “Çoook” yazabilmeyi çoook isterdim, ama olduğu kadar güzel olacağız, mecburen 🙂

31 Ekim 2015

Ev mi çok küçük, biz mi çok yetenekliyiz, bilemedim. Bildiğim ev halkının evin tüm gizli saklı, aşikar bölümlerine nüfuz edip iz bıraktığı, Biraz edebi ifade etmeye çalıştım, halk dilinde “her yer, her yerde !!!” denir, Valla, eskisi kadar tahammüllü değil miyim, yoksa az insan, derli toplu ev modeline mi alıştım, kendimi sorgulamıyorum, çıkacak sonuç ruhuma hasar verebilir kiiiiii depresyondan yola çıkıp, panik atak da takılı kalabilirim, “elleşmiyorum”, idare edicez artık, dün hızlı bir temizlik ve derleme toplama yaptım,arkasından eşim sen kalk yemek yap, hemde balık, fırında olsa bile yeterince dağıtıp, karıştırmaya muvaffak oldu, ikimiz aynı anda mutfak çalışması yapmıyoruz, yok öyle “ben salata yapayım, sen de ana yemek ” halleri, müdahale kaldırmıyor bünyeler, herkes kendi eserini sergiliyor, herkesin notu kendine, çocuklar, misafir jürimiz :))) neyse ara ara çaktırmadan yıkadığı bulaşıkları tekrar yıkadım, yerleri viledaladım, eşimde tertip düzen, hijyen biraz zayıf, bana göre yani, hani ben de çok ileri değilim ama bir arada çok durursak master derecesinde gelişmeme yardımcı olabilir :))) tam mutfak işi tamam oldu, çayı elime aldım, adam kayboldu 🙂Sen kalk, narlı dondurma yap, artık bir müddet, mutfakta ışık yakmadım, girer çıkarken görmeyim diye, oğlanla maç seyretmeye gidince ben de ruhen hazır olunca girip nar ve türevleri temizliği yaptım, bu arada koltukta uyumuşum, sonra onu uykudan saydım,yatmaya gitmek için çocuklardan bile arkaya kaldım, şimdilik iyi gibiyim, du bakalım :)) Pastırma Yazı her sene olmazmış, başka ülkelerde başka adları varmış, biz de pastırma kurutma havaları olduğundan bu adı almış, bu sene sanki var gibi, ben henüz kalorifer yakmadım ama etraftan çıkan dumanları görüyorum, yanıyor, bazı yerler, 29 Ekim’ den sonra zamanı sayılır, yaz bitti, sonbahar sayılı günlerde, kış kapıda, seçim yarın, düğüne bir hafta kaldı, kanımca kilolar da üstümde kaldı, hafta içi korse almaya mı gitsem, aaaaay yazarken bile daraldım, zannımca alamam :))) Oğlan akşama yolcu, oy verecek inşallah, eşim yarın akşama, öğrenciler pazartesine, gelenler gidiyorlar, veda zamanları gelecek, evinannesi kendini, “evim evim temiz evim, tertipli evim !!!” diye teselli edecek,aslında biliyor ki evi ev yapan içinde yaşayanlar, eve gelip gidenler, mutfakta pişenler,bir araya gelişlerde akılda kalanlar … yoksa her gün parlayan bir ev sadece gözümüze hoş gelir, ruhu besleyen ; sesler, kokular, duygular, hisler, tadı damağımızda kalan anılar,
Haydin tatile devam, anı biriktirmeye devam, “Akşama ne yiceeez !!!” sorularına cevap bulmaya, cevapları sergilemeye, bi taraftan yıkamaya, ütüye devam, ayın elemanı bulaşık makinesi zati :)))) Elektrikli süpürge ile çamaşır makinesi başa baş gidiyor :)))
Evin halleri bunlar, hal sayılır bu haller, halemizle hallenmeye devam inşallah, Ağız tadıylan günaydıııın milleeet …

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑