EKİM ORTASI GÜNLÜKLERİ


12003881_10153667846223159_2835666803992644769_n

Bir bulut bir buluta; Takvime göre sonbaharı ortaladık, hadi artık iş başına demiştir. Sonra gökyüzünde bir kovalamaca başlamıştır, ter içinde kalan bulutların terleri yeryüzüne düşerken mutlu olan insanlarla mutsuzlar hemen ayrılmışlar, yarı mutlular ise arada kalmıştır. Yağmur bazı yerlerde önüne kattığını süreklemiştir, zarar vermiştir, buna sebep yağmurun şiddeti değil, yanlış yapılaşma, yeşile düşmanlık, belediyenin kiii parti ayırmıyorum, hemen hemen tümünün, şehrin alt yapısını yapılacak işlerin eeeennn altında görmeleridir. sevilen, ihtiyaç gideren yağmurlar zamanla felaket getiren olmuştur. Bu durumda insanlar bi yağsın, bi de yağmasın diye dua eder olmuşlardır, fakaaaat verilen dersleri alan olmadığı için kabak küresel dünyanın küresel olan dönüp duran havasının başına patlamıştır. Yazıya başlık diye giriş yaptım, yağan yağmura destan yazdım 🙂 Eeeeee mevsimi artık, yağacak, ne kadar yağacak bir tahmin var ama zararlarla faydaların oranı tahmin edilemeyecek durumda, cümleten sürpriz severiz, haberlere bi bakıcaz artık, arada da evin annesinin hallerine bakalım bari …

12  Ekim 2015

Baharın sonu, yazın başı idi. Geip geçerken gördüğüm askerleri bir posta gününde gördüm. Açık havaya bir masa kurulmuş, bir oturan, iki yanlarında ayakta duran, bekleyen erler muntazam bir sıra halinde yere oturmuş, ismi çıkan, selamını çakıp, tekmilini verip mektubunu alıyor, aynı oturma pozisyonunda okumaya başlıyor, “Er mektubu,Görülmüştür” bu damga ile haberleşmeler, yıllarca espri konusu olan mektuplar ; sevgili diye başlar, tüm sevgilileri sıralar, en sevdiğini satır arasına saklar, ortasında şükür eder, “iyiyim, merak etmeyin !!!” der, sonunda yüce Tanrıdan niyaz eder. uzunlamasına ikiye katlanmış, çizgili dosya kağıdı, göz değe değe haber taşır, inanır okuyanlar, bilirler, dayaklar, manyak kurallar … var ama “iyiyim !!!” diyen mektuba inanırlar, gün saymaya devam ederler.
Büyük oğlanın bir evrakı eksikmiş, okul açılmadan iki gün evveldi, eksik tamamlamaya gittim, eksiklerek geldim. Bahçede bir küçük aile, yatılı getirmişler, oğlan anasının kolunun altında, ananın gözünde yaşlar, baba rolüne uygun, ayrılacaklar, son tembihler, son sarılmalar, sonra aralarına demir kapı girer, anne, görevlinin “merak etme, yenge !!!” cümlesine inanır ve gider, Biz o çocukları el örgüsü kazaklarından, baba modeli ayakkabılarından biliriz de ne kadar yalnızlar bilmeyiz. Onlar da hep gurbetten sılaya “iyiyim !!” mesajı yollarlar. yatılı eziyetinden, üstlerine gelen yabancı şehir den, parasızlıktan, bahsetmezler, hep iyi notları söylerler.
İyiyim dediğimizde iyi değilsek, ağlamamız zaman alır, arada geçen zamana da travma deriz. Travmalar geçebilmez, izleri silinmez,
Daha bunun gibi bir sürü şey ; inanmak kolay iş, zor olan neye inandığını sorgulamak, o inançtan arada şüpheye düşmek,aklımızda kalanlara, kulağımıza dolanlara inanmak kestirme huzur,kısa ömürlü olanından.
Yastayız, sebeplerine, sonuçlarına inandık mı ?, sorularımız var mı, sorduk mu, cevap aldık mı ? ” Kader ” deyip geçecekmiyiz, bundan nemalananları sonradan görüp duyacak mıyız, Beddua edip sonuçlarını mı bekleyeceğiz, “Ne işleri vardı orda, ananrşist bunlar !!!” cümlesi kaç yöne kaçar, kim ne kadar üzüldü derecelendirme yapılsa birlik beraberlik olur mu … bir sürü soru, aklıma hemen gelen, daha sonra gelebilecek olan, hiç gelmeyen … sorular varsa en azından bir adım atılmış sayılır, yastayız !!!

14 Ekim 2015

Sosyal medyayı okudum, şimdi de yazıyorum. Çok bariz kiiiii paylaşımlarını anlayanlar ile anlatanlar arasında fark var. İfadeler yerini bulmuyor. “Eksiliyoruz” yazısını “Eskiyoruz” okuyup anlayan, altına bide itirazlı yorum yazan var. Küfürler gırla, bir de durumu kurtarma paylaşımları var, paylaşınca çoğalacak sananlar var. Burası gizlilik ayarları olan, sınırlı olarak, arkadaşın arkadaşına uzanan pek azı da kamuya açık olan sayfa. Benimkiler herkese açık mesela, bir iki aydır öyle, yazılarımı paylaşanlar var, hani onların çabası bir işe yarasın diye. Yine de sabun yapıp satan, fan klüp gibi davranan sayfaları geçemedim, 400 arkadaşımın 150 tanesinin “evin annnesi sayfası” n dan haberi var. yani demem o ki bilgiler kendi etrafında dönüyor, bazılarımızın arkadaşları arasında bir iki aykırı ses var, diğer sayfaların ona bile tahamülü yok, gördükleri yerde ağız dalaşına giriyorlar, olmadı siliyorlar. Yok etmenin bir çözüm olduğunu sananlar olduğu gibi, terbiyesizliğin sınırı olmadığını sananlar da var.
Böyle karışık bir dünya, dünyanın yaşayanlarının ruhları karışık olunca durum normal. Milyonlarca kişi maskelerini taktı, güne başladı, menfaatin olduğu yerlerde vicdanlar tatilde, vicdanın olduğu yerler ise “yetersiz bakiye”. Ders almayan insanlar ders vermeye kalkarsa olacağı bu olur. Huzur için kaç dünya gerekli ? Dünyalardan biri tatil, biri sürgün, biri de iş yeri, Sosyalleşme için süzgeçten geçenlere tahsis edilmiş, rafine dünyalar için parmak izi gerekli. Bunu mu hayal ediyoruz ? herkesin yeri ayrılsın, tıpatıplar bir araya toplansın, sıkıntıdan patlayalım ya da tıpkısının aynısında ayrıştırılacak yerler bulalım.
Kafalar karışsın diye mi çabalar, düşünce sistemimiz düşünemesin, akıl, mantık … kullanılmasın, sürü sürü dolanalım, huzur bu mudur ? Yoksa huzur; sevgi, saygı, sabır, vicdan, merhamet … gibi duygu baharatlarının kullanıldığı ana yemeklerle mi gelir. Bize henüz gelmediği kesin, geleceği şüpheli, kabahat kimde peki ? Bu soruyu herkesin önce kendine sonra da etrafına sorması gerek, cevap için algıda seçicilik gereksiz.
Filmler bitti, Bienal bitmedi ruhumu biraz onarayım da yazacam inşallah, geçmeyen, kabuk bağlamış, arada kaşınan, kabuğu düştükçe kanayan yaralarım var. Kendime dair olanları bir şekilde tedavi ettim, ediyorum amaaaa ülkeme dair olanlar her dem tazeleniyor. Bugün Hicri Yılbaşı Yeni bir yıl başladı, ben yılbaşılarını ayırmam, hangisini nasıl kutlamak gerekirse kutlarım, yıllardır da böyleyim, Bu yılbaşı oruç tutarım, öbür yılbaşı çam ağacı yaparım. Ne, nasıl gerekiyorsa, içimden geldiği gibi, içimizden gelenlerin iyi şeyler olup dışarıya daha da iyi yansıması ve iyi bir sene dileğiyle, iyi insanların kötü insanlardan çok olması isteğiyle, her şeye vakit bulunabilir, bulduğumuz vakitleri gerçekten yaşayalım, okuyalım, anlayalım, dinleyelim temennisi ile, barış ve Huzur içeren bir yıl olsun

16 Ekim 2015

Yarı aydınlık gecenin, kapkaranlık bir vakte dönüştüğünü görüp, tepedeki parlak yıldıza gözlerini dikip, şükür ile isyan arasında gidip gelip, tefekkürle hayret edip, sonra da doğan güneşin renkleri ile hayata sarılmak ihtiyacı hissedip,” yazacak, söyleyecek çooook şey var kii, nereden başlasam acep ?” derkeeeeen en kolayı “Bu sabah serin, ben bile üşüdüm !!!” olur.
Evet, bu sabah serin, içimiz de serin kalır inşallah.
Tüm kasları ve kemikleri Şanaaat yolunda ağrımış biriyim ben. Biraz daha iyiyim, dün akşama göre. Bianel ‘de bitti, yani benim için bitti. Daha gezemeyeceğim, Beş turun beşini de yaptım, otuz küsur mekana dağılan Bienal’i daha çok mekanları için gezdim desem yalan olmaz. Çünkü bazı binalar yıkılacak, bazıları otel olacak, bazılarına bir daha hiç giremeyeceğiz, bazılarınında yerini yeni öğrendik. Gezdiğim, gördüğüm her şeyi “Tuz neresinde, su ile ne alaka ? ” süzgecinde sallayarak , kimini çok anlayarak, kimini anında unutarak, gözlerime şölenler yaşatarak anı dağarcığıma kattım,
Dünkü yolculuk sıkıntı dolu idi, her sabah aynı yolu gidenlere Allah kolaylık versin, kırkbeş dakikalık mesafe bir saat kırkbeş dakika sürdü, metrobüsten bahsediyorum,Bu arada halkımın %75 i ayakta uyuyor, yastık ve örtüsü olanı da gördüm, Bu şartlar altında işe, okula gidenler ne verim alır ya da verir, herkesce malum, bu yüzden bile birbirimize sabırlı olmak gerek “Kim bilir buralara nerelerden geldi ?” diye çok yönlü düşünmekle bile sakinleyebiliriz.
Şekerim; gelecek yıl, Yunanistan’da, Bulgaristan’da sosyalleşmeyi düşünüyorum, yolda geçen zamanım hem aynı kalır hem de Avrupa görmüş olurum,
Bu hafta eve niyet ettim, aşure işleri, gelen giden, yatak yorgan düzenlemeleri, kışlık arama bulma, ayıklama … tabii ki de silme, süpürme de var, inşallah. Haftanın kitabı ; Haruki MURAKAMİ’den Zemberekkuşu’nun Güncesi, kalıncana ama akıcı, severim, Murakami , Keşke tüm çeviri kitapları çevirilmeden okuyacak kadar yabancı dil bilebilsem,
Fani olduğu kesin olan, ölümün toplu toplu kol gezdiği, kardeşin kardeşe kırdırıldığı, tüm topraklarının huzursuzlukla kaynadığı yalan dünyada sahici olan bir gün daha,olmuşla ölmüşe çare yok ama ihtimallere iyi bakmak lazım, her yana bakabildiğimiz, ayırmadan sevebildiğimiz, ötekileri ötekileştirmediğimiz bir günümüz olsun, illa ki tadını çıkaralım, illa ki güzel yanları olacaktır. Cümleten günaydın …

17 Ekim 2015

Rahmetli annemin deyimi ile “Elektrik idaresi bizi soyuyor !!!” Tüketim bedeli kadar da ayrıcana ödeme yapıyoruz da bir yolunu bulsalar şarj aletlerinin çektiği elektriği ayırsalar, hani ona ayrı bir fiyat uydursalar, donumuza kadar alacaklar, Sabah ilk iş olarak fişleri kontrol ediyorum, dolanları çekiyorum, varsa sıra bekleyenleri takıyorum, Bu da hayatın yeni yüklediği güncel işlerden.
” Hayaaaaat çooooook pahalı !!!” ama ölümler ucuz. Bilinçli bir tüketiciyim, gözlükle alışverişe giderim. Bu arada “Eeeeyyy cemaaat YURT İÇİ KARGO yu nasıl bilirsiniz ? !!!” genelde iyi bilinmez ammaaaa artık çok kötü bilin. Hizmet sektörü olup da hizmet ettiklerini sallamayan nadir firmalardan, dün gerekli şikayetleri yaptım ama daha çok Allaha havale ettim. Şubesi ne ki şikayet mercileri ne olsun, kesin bilgi,
Bugün ki konumuz gördüğüm filmler, küçük notlarla değineyin, bir kısmı “Başka sinema” ya gelecek ama çoğu kendi ülkesinde kalacak, belki festival kanalına düşecek, belki internetten inecek, belki de CD si bulunacak, bilmem artık onlar meraklısının gayretine kalmış.
BABAM ; Bir çok ödülü var, Kosava filmi,Anne bırakıp gitmiş, savaş yaklaşıyor, baba kendi derdinde, büyük aile
İNATÇILAR ; Bununda bir çok ödülü var, izlanda yapımı, Yan yana çiftliklerde yaşayan, 40 yıldır küs iki kardeş ve koyun sürüne dadanan bir hastalık, ıssız vadi, soğuk hava veeee kardeş kardeşin ne onduğunu, ne öldüğünü ister teması.
EMANET ; Bununda ödülleri var, Kore yapımı.10 numaralı emanet dolabında bulunan br kız çocuğu, acımasız ve sert organ mafyası, tefecilik, ana kız karşılaşması ve acımasız dünyada acınası olamayan kadınlar.
KÜÇÜK KIZ KARDEŞİM ; Sıradan bir Japon filmi, üvey kardeşe sahip çıkan ablalar, bunu gelenek, görenek ve duygular açısından seçtim, seyretmesi zor değil
GÜNEŞ TEPEDEYKEN ; Bu da bol ödüllü, ay sonunda vizyona girecek, Hırvatistan yapımı, Üç farklı dönem, üç aşk hikayesi ama aynı oyuncular, 1991, 2001, 2011 dönemler, içerikleri açısından o içeriklerin insanı ne hale getirdiği açısından önemli.
IXCANUL ; Bunun da ödülleri var ve Guetamala filmi, anne, kız, baba küçük aile, kahve tarlaları, yanardağa adak sunma, kızı isteyen çocuklu dul kahya, kızı bırakıp giden “it oğlan” , dil bilmezken, yol bilmezken kaybolan bir çocuk … dünyanın her yerinde benzer dertler. Güzel film ben sevdim.
ARJANTİN ; Belgesel idi, Carlos Saura yapımı, biz Carlos’u Carmen den, Kanlı Aşk dan gencecik, incecik, dans ustası biliriz, Hala usta ama az yaşlı, az kalın,Şarkıların, dansların hikayelerini anlatmışlar, içimizi titreten her şarkı aşk şarkısı ama her aşk aynı değil, vatana olanı var, lidere olanı var …
ANNEMLE GEÇEN YAZ ; Bunun da ödülleri var, Brezilya yapımı, hizmetçi annenin yanına yıllar sonra sırrı ile dönen kız, hoş filmdi, kafa yormayan ama alternatif sunan cinsinden.
DHEEPAN ; Hep adını duyduğumuz, “Ayrılıkçı Tamil Gerillaları” nın Fransa’ya bağlanan, İngiltere’de mutlu son yapan hikayesi, Altın Palmiye’li. İç savaştan kaçmak için birbirini hiç tanımayan üç kişi aile oluyorlar, anne, baba ve kız çocuk, aiile olmanın sorunları, mülteci sorunları, göçmen mafyası, polisin girmediği yerler ve oralarda yeşeren yerel polisler. Yazar yaşadıklarından romanlaştırmış, akıp gidiyor film, bu da vizyona girecek.
Tüm filmler yokluk, özlem, daha iyi bir hayat, araya sıkışmış yön bulamayan nehirlerde akamayan sevgiler, ölüm, yaşarken öldürme … yani bildiğimiz ama kullanmadığımız, ya da kullanırken ifade edemediğimiz duygular, onları saklarken ya da yayarken yaptığımız yanlışlar, hani bir ders alırsak diye bu gidilen filmler, ben bu kadarını görebildim, gördüklerim güzeldi tavsiye ederim.
Hayat film şeridi, çekilen bölümleri hafızamızda rulo rulo sarılan ama sarılmış ruloları açılmaya gelmeyen, çekilecek bölümleri için tasarı olan ama mekan, zaman, oyuncu seçimlerinde tesadüfler yatan …
Ne diyelim, cümleten günaydın

18 Ekim 2015

Saatler sabahı gösterirken gökyüzü “daha değil” diyor. Güne başlamak bile bir iç savaş istiyor. Karanlıklar tam olarak aydınlığa çıkamadı, yağmur da getirmez bu bulutlar, bu sabahlar, bu havalar depresyon havası, umutlar sis altında, vücut dengeleri dengesiz, üşüsek mi, yansak mı, yoksa biraz nezle gribe mi bulansak … diye abuk sabuk düşünceler, elbette gelir geçer, geçenlerin nasıl geçtiğini öğrendik. Kırkbeş derece dar açıda ısrar edenler, doksan derecede inatla dik duranlar, yüzseksen derecede yayılıp yatanlar yüzünden, hayatlar hep üçyüzaltmışa mahkum. Allanıp pullanıp , hooop başlangıç noktasına geliyor, gelişemeden gelişmeler. Başarıyı paylaşmak çoğu insan için korkunç bi şi. “Ya benim daha çok emek verdiğim anlaşılmazsa, ya benim adım anılmazsa, ama her şeyi ben yaptım …” bir türlü içine toplum olarak tüküremediğimiz “cümle dağları, özellikle de yüksek dağları benim eserim !!!” egosunun esir aldığı insanlar diğerlerinin hayatlarını tükürük yağmuruna tutuyor. “Yarabbi şükür!!!” lüklerin yüzünden de halimiz hal olamıyor.
Bu havalar, memlekette olanlar beni asabi yapıyor. Okuduğum kitaptaki adam Bay Toru ; üç öğün yemek yiyor ve ara öğün de yapıyor, üstelik işsiz evde yatıyor, bana kötü örnek oluyor, okudukça mutfaktan çıkamıyorum, daha 500 sayfa var kiiiii benim önümde kısmetse gidilecek bir düğün var, veeeeee bir gram dahi verememişken kaç gram aldığım belirsiz. Önümde elime bakan iki hafta var, gelenler gelenler, yemekler yemekler, silmeler süpürmeler temalı. Bugünü de sallayıp, pazartesi ile yeni başlangıçlar yapmak niyetim, akşama kadar tüm yenecek zararlı şeyleri tüketim, hafta başına bir şey bırakmama gibi bir planım var. Fakat gece olunca da “ne yediyse dokandı, hık hık dedi tıkandı” durumu var. Yani değnek yine iki ucundan da tutulamıyor.
Neyse bakıcaz artık, bi pazartesi olsun da.
Şaaaaaaneeeeee bir pazar dilerim ama olmaz onun bilincindeyim. Olabileceklerin en iyisi olsun o zaman, cümleten günaydın

19 Ekim 2015

“Kalktım, duşumu aldım, saçlarımı fönledim, belime kadar serbest bıraktım, sırt dekolteli, belden oturtmalı, kloşa yakın havalı, mutfak çinilerine uygun renkteki elbisemi ve onlara uygun bir karış yükseklikteki stilottalarımı da giydim, güne kahvaltı hazırlamakla başladım !!!” desem bilmeyenler, “Aaaa ne içti bu kadın !!!”, Bilenler; “Aaaaay içmez o kadın, ne yedi acep !!!”, çok iyi bilenler de “kahvaltı hazırladığı doğrudur” derler. Aslında ben bu sahneyi yerli, Karadeniz etnik kökenli bir mafya dizisinde gördüm, evin annesi, hatta babannesi, bebeleri, eve gelen giden tüm kadınlar, vitrinde duran taş bebekler gibi, eskiden kıymetli bebeklerle çocuklar oynamaz, vitrine konurdu, böylece hem ömrü uzar, hem de gelen giden misafir çocuklarının aklı kalır, travma sayısı artardı. Sözü geçen kadın, kalemle çizilmiş gibi bir eş, fakaaaaat adam onu aldatıyor, bi de öbür kadından çocuk yapmış, kadınların %80 ni adamı geri almak için plan program yaparken, %20 si öbür kadının yanında, erkekler bizimde başımıza gelir, gelmiştir babındaaa sessiz. Diyorum ki ; aldatan eşi aldatılan eş neden ısrarla geri ister, tercih yapmış birileri ne kadar tövbe eder, çatlakları yapıştırınca su sızmaya devam eder, o da ayrı konu. Aldatılmak eksiklikten mi fazlalıktan mı doğar, aldatma aldatanın fıtratında mı var, onlar geniş konular, Yalan dünyaya yalan diziler, hayatı sunuş şekli gerçek hayattan o kadaaaaar uzak kii, müptelası değilim, arada bakıp bakıp,” batsın bu dünyaaaaaa !!!!, yansın bu dünyaaaaa !!!” diye efkarlanıyorum, yıllardır yanlış imajları doğru diye kakalamaya gayret edenlere isyanım.
Şekilde görüldüğü gibi sendromsuz gül gibi bir pazartesim var, aaay hadi inşallah, Çünküüüü dün hiç yayılıp kalmadım, çamaşır, ütü, yemek, derme toplama … tüm gün ev içi hizmet bölümünde mesai yaptım, bugün de aynı, gün isminin önemi yok, hepsi birbirine benzediğinden değil, canım sıkılacak kadar zamanım olmadığından, Bay Toru ne yedi ona bile bakamadım, ama ben evdeki kalan zararlı besinleri yedim ve gece yarısından sonra tövbe ettim :))) Gerçi iç sesim, “dolapda bir siyah elbisen var, onu da giyebilirsin, o da kamujlajlı bir model, ilahi kadın hafta içi misafirlerin var, sayı ile mi ikram yapıcan …” gibi şeytani söylemlerde bulunuyor ama, uymayacağım şeytana inşallah,
Cümleten hayırlı haftalar olsun, her yerden iyi haberler gelsin, kimse ölmesin, öldürmesin, gençler tükenmesin, ara ara da gökyüzüne güneş gelsin, küsmüş gibi, bulut altından çıkmıyor, aaaay ne olur kimse küsmesin, “ömür dediğimiz şey küsecek kadar çok muuu ?” Haydin günaydın

20 Ekim 2015

Haftanın ilk misafiri geldi, gitmek üzere, kızlar kahvaltı ediyor. Genç iken biz de pek severdik, yatıya kalmalı arkadaşlıkları. Rahmetli annemden her türlü izini almak çoooook zor idi ama imkansız değildi. Zaten olmazlara meylim vardır. Bir şekilde gönlümden geçenlerin en az %50 si için izin almışımdır. Biz çocuklara aynı disiplini uygulamıyoruz, kendimiz çok bunaldığımızdan, neler hissettiklerini anladığımızdan, biraz geniş duruyoruz ama arada coştuğum da doğrudur. Bu da anneliğin şanından gelir kiiiii ne kadar iyi anne baba olduğumuza örnek teşkil eder.
Kızları kıkırdarken bırakıp, erken yattım, yatmadan fiilen kırdığım fındıkları, uyumadan bi de zihnimde kırdım ; Kabuklu fındıktan acı tatlı bir şey çıkar, belki de çıkmaz, çıkarsa da çıkmazsa da bir şeyler bir şeylere kapı açar, o kapılar cereyan yapar, üşürsün yanarsın, adını mazi de gezindim koyarsın, sonra nerde kaldığını hatırlamadan uykuya dalarsın, yani ben öyleyim, tur esnasında uykuyu toptan heba edenler de var, çok şükür şimdilik turu yarım bırakıyorum.
Bugün günlerden benim takvime göre Aşure günü, yanına apartmanın yaşlı ve çocuklularını da çağırdık, yetişecem inşallah. Bir komşum var, kayın anne yanında hem hırpalanmış hem de iyi eğitilmiş. Bayılırım onla pazara gitmeye, yol boyu yürürken ; ağaçları tanır, ne nedir, ne değildir, meyvesi var mı, yok mu, yenir mi, yenmez mi taze mi, değil mi, … her şeyi bilir, çekirdeksiz patlıcanı beş tezgah öteden tanır.Hatta sarı arı ile, ayva çok olunca kış çok olur der. ki bu sene çokmuş. aşureye son dokunuşlar için gelecek birazdan, ben hububat haşlama aşamasındayım,
Çok bilen, ama hayata faydalı şeyler bilen kadınları çok severim, bitkisel ilaçlar, artık değerlendirmeler, eskiyi yeniye çevirmeler,yuva kurtarma tavsiyeleri, yenilerin eskiden ki halleri … hepsini bilen, yüzünde hayat çizgileri taşıyan, şikayetten çok, iç çeken, uzun uzun susan, konuştuğunda illa ki dinlenecek şeyler söyleyen kadınlar … bunlara aile büyükleri derdik biz, şimdilerde sayıları yok denecek kadar azaldı, tahtlarına oturanlar da Google destekli,Aaaaah aaaaah dedim, Babaannem yaşasaydı da, onun aklı başında, ben de genç ama bugünki aklımla bi muhabbet bağına girebilseydik, Benim büyük anneler kardeş ama ikisi de farklı idi, Anneannem temiz titiz, mükemmel aşçı, biraz fevri, Babaannem geniş bakışlı, sabırlı, çok hikayeli, mükemmel aşcı. Yemek ve mutfak bir araya topluyor, kazan kaynarken içinde kaynayıp gidiyor farklar, o yüzden güzel oluyor evde kurulan masalar, Gücümüz yettikce gelen giden oldukça, mutfak ile kankayız, tencerelerde kaynayan yemeklere içimizi lezzete çevirerek kattık, “aşure yaptık, acıyı bal eyledik !!!” deriz inşallah, aaaaaazzzz sonraaa

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: