EKİM ORTASI GÜNLÜKLERİ


12003881_10153667846223159_2835666803992644769_n

Bir bulut bir buluta; Takvime göre sonbaharı ortaladık, hadi artık iş başına demiştir. Sonra gökyüzünde bir kovalamaca başlamıştır, ter içinde kalan bulutların terleri yeryüzüne düşerken mutlu olan insanlarla mutsuzlar hemen ayrılmışlar, yarı mutlular ise arada kalmıştır. Yağmur bazı yerlerde önüne kattığını süreklemiştir, zarar vermiştir, buna sebep yağmurun şiddeti değil, yanlış yapılaşma, yeşile düşmanlık, belediyenin kiii parti ayırmıyorum, hemen hemen tümünün, şehrin alt yapısını yapılacak işlerin eeeennn altında görmeleridir. sevilen, ihtiyaç gideren yağmurlar zamanla felaket getiren olmuştur. Bu durumda insanlar bi yağsın, bi de yağmasın diye dua eder olmuşlardır, fakaaaat verilen dersleri alan olmadığı için kabak küresel dünyanın küresel olan dönüp duran havasının başına patlamıştır. Yazıya başlık diye giriş yaptım, yağan yağmura destan yazdım 🙂 Eeeeee mevsimi artık, yağacak, ne kadar yağacak bir tahmin var ama zararlarla faydaların oranı tahmin edilemeyecek durumda, cümleten sürpriz severiz, haberlere bi bakıcaz artık, arada da evin annesinin hallerine bakalım bari …

12  Ekim 2015

Baharın sonu, yazın başı idi. Geip geçerken gördüğüm askerleri bir posta gününde gördüm. Açık havaya bir masa kurulmuş, bir oturan, iki yanlarında ayakta duran, bekleyen erler muntazam bir sıra halinde yere oturmuş, ismi çıkan, selamını çakıp, tekmilini verip mektubunu alıyor, aynı oturma pozisyonunda okumaya başlıyor, “Er mektubu,Görülmüştür” bu damga ile haberleşmeler, yıllarca espri konusu olan mektuplar ; sevgili diye başlar, tüm sevgilileri sıralar, en sevdiğini satır arasına saklar, ortasında şükür eder, “iyiyim, merak etmeyin !!!” der, sonunda yüce Tanrıdan niyaz eder. uzunlamasına ikiye katlanmış, çizgili dosya kağıdı, göz değe değe haber taşır, inanır okuyanlar, bilirler, dayaklar, manyak kurallar … var ama “iyiyim !!!” diyen mektuba inanırlar, gün saymaya devam ederler.
Büyük oğlanın bir evrakı eksikmiş, okul açılmadan iki gün evveldi, eksik tamamlamaya gittim, eksiklerek geldim. Bahçede bir küçük aile, yatılı getirmişler, oğlan anasının kolunun altında, ananın gözünde yaşlar, baba rolüne uygun, ayrılacaklar, son tembihler, son sarılmalar, sonra aralarına demir kapı girer, anne, görevlinin “merak etme, yenge !!!” cümlesine inanır ve gider, Biz o çocukları el örgüsü kazaklarından, baba modeli ayakkabılarından biliriz de ne kadar yalnızlar bilmeyiz. Onlar da hep gurbetten sılaya “iyiyim !!” mesajı yollarlar. yatılı eziyetinden, üstlerine gelen yabancı şehir den, parasızlıktan, bahsetmezler, hep iyi notları söylerler.
İyiyim dediğimizde iyi değilsek, ağlamamız zaman alır, arada geçen zamana da travma deriz. Travmalar geçebilmez, izleri silinmez,
Daha bunun gibi bir sürü şey ; inanmak kolay iş, zor olan neye inandığını sorgulamak, o inançtan arada şüpheye düşmek,aklımızda kalanlara, kulağımıza dolanlara inanmak kestirme huzur,kısa ömürlü olanından.
Yastayız, sebeplerine, sonuçlarına inandık mı ?, sorularımız var mı, sorduk mu, cevap aldık mı ? ” Kader ” deyip geçecekmiyiz, bundan nemalananları sonradan görüp duyacak mıyız, Beddua edip sonuçlarını mı bekleyeceğiz, “Ne işleri vardı orda, ananrşist bunlar !!!” cümlesi kaç yöne kaçar, kim ne kadar üzüldü derecelendirme yapılsa birlik beraberlik olur mu … bir sürü soru, aklıma hemen gelen, daha sonra gelebilecek olan, hiç gelmeyen … sorular varsa en azından bir adım atılmış sayılır, yastayız !!!

14 Ekim 2015

Sosyal medyayı okudum, şimdi de yazıyorum. Çok bariz kiiiii paylaşımlarını anlayanlar ile anlatanlar arasında fark var. İfadeler yerini bulmuyor. “Eksiliyoruz” yazısını “Eskiyoruz” okuyup anlayan, altına bide itirazlı yorum yazan var. Küfürler gırla, bir de durumu kurtarma paylaşımları var, paylaşınca çoğalacak sananlar var. Burası gizlilik ayarları olan, sınırlı olarak, arkadaşın arkadaşına uzanan pek azı da kamuya açık olan sayfa. Benimkiler herkese açık mesela, bir iki aydır öyle, yazılarımı paylaşanlar var, hani onların çabası bir işe yarasın diye. Yine de sabun yapıp satan, fan klüp gibi davranan sayfaları geçemedim, 400 arkadaşımın 150 tanesinin “evin annnesi sayfası” n dan haberi var. yani demem o ki bilgiler kendi etrafında dönüyor, bazılarımızın arkadaşları arasında bir iki aykırı ses var, diğer sayfaların ona bile tahamülü yok, gördükleri yerde ağız dalaşına giriyorlar, olmadı siliyorlar. Yok etmenin bir çözüm olduğunu sananlar olduğu gibi, terbiyesizliğin sınırı olmadığını sananlar da var.
Böyle karışık bir dünya, dünyanın yaşayanlarının ruhları karışık olunca durum normal. Milyonlarca kişi maskelerini taktı, güne başladı, menfaatin olduğu yerlerde vicdanlar tatilde, vicdanın olduğu yerler ise “yetersiz bakiye”. Ders almayan insanlar ders vermeye kalkarsa olacağı bu olur. Huzur için kaç dünya gerekli ? Dünyalardan biri tatil, biri sürgün, biri de iş yeri, Sosyalleşme için süzgeçten geçenlere tahsis edilmiş, rafine dünyalar için parmak izi gerekli. Bunu mu hayal ediyoruz ? herkesin yeri ayrılsın, tıpatıplar bir araya toplansın, sıkıntıdan patlayalım ya da tıpkısının aynısında ayrıştırılacak yerler bulalım.
Kafalar karışsın diye mi çabalar, düşünce sistemimiz düşünemesin, akıl, mantık … kullanılmasın, sürü sürü dolanalım, huzur bu mudur ? Yoksa huzur; sevgi, saygı, sabır, vicdan, merhamet … gibi duygu baharatlarının kullanıldığı ana yemeklerle mi gelir. Bize henüz gelmediği kesin, geleceği şüpheli, kabahat kimde peki ? Bu soruyu herkesin önce kendine sonra da etrafına sorması gerek, cevap için algıda seçicilik gereksiz.
Filmler bitti, Bienal bitmedi ruhumu biraz onarayım da yazacam inşallah, geçmeyen, kabuk bağlamış, arada kaşınan, kabuğu düştükçe kanayan yaralarım var. Kendime dair olanları bir şekilde tedavi ettim, ediyorum amaaaa ülkeme dair olanlar her dem tazeleniyor. Bugün Hicri Yılbaşı Yeni bir yıl başladı, ben yılbaşılarını ayırmam, hangisini nasıl kutlamak gerekirse kutlarım, yıllardır da böyleyim, Bu yılbaşı oruç tutarım, öbür yılbaşı çam ağacı yaparım. Ne, nasıl gerekiyorsa, içimden geldiği gibi, içimizden gelenlerin iyi şeyler olup dışarıya daha da iyi yansıması ve iyi bir sene dileğiyle, iyi insanların kötü insanlardan çok olması isteğiyle, her şeye vakit bulunabilir, bulduğumuz vakitleri gerçekten yaşayalım, okuyalım, anlayalım, dinleyelim temennisi ile, barış ve Huzur içeren bir yıl olsun

16 Ekim 2015

Yarı aydınlık gecenin, kapkaranlık bir vakte dönüştüğünü görüp, tepedeki parlak yıldıza gözlerini dikip, şükür ile isyan arasında gidip gelip, tefekkürle hayret edip, sonra da doğan güneşin renkleri ile hayata sarılmak ihtiyacı hissedip,” yazacak, söyleyecek çooook şey var kii, nereden başlasam acep ?” derkeeeeen en kolayı “Bu sabah serin, ben bile üşüdüm !!!” olur.
Evet, bu sabah serin, içimiz de serin kalır inşallah.
Tüm kasları ve kemikleri Şanaaat yolunda ağrımış biriyim ben. Biraz daha iyiyim, dün akşama göre. Bianel ‘de bitti, yani benim için bitti. Daha gezemeyeceğim, Beş turun beşini de yaptım, otuz küsur mekana dağılan Bienal’i daha çok mekanları için gezdim desem yalan olmaz. Çünkü bazı binalar yıkılacak, bazıları otel olacak, bazılarına bir daha hiç giremeyeceğiz, bazılarınında yerini yeni öğrendik. Gezdiğim, gördüğüm her şeyi “Tuz neresinde, su ile ne alaka ? ” süzgecinde sallayarak , kimini çok anlayarak, kimini anında unutarak, gözlerime şölenler yaşatarak anı dağarcığıma kattım,
Dünkü yolculuk sıkıntı dolu idi, her sabah aynı yolu gidenlere Allah kolaylık versin, kırkbeş dakikalık mesafe bir saat kırkbeş dakika sürdü, metrobüsten bahsediyorum,Bu arada halkımın %75 i ayakta uyuyor, yastık ve örtüsü olanı da gördüm, Bu şartlar altında işe, okula gidenler ne verim alır ya da verir, herkesce malum, bu yüzden bile birbirimize sabırlı olmak gerek “Kim bilir buralara nerelerden geldi ?” diye çok yönlü düşünmekle bile sakinleyebiliriz.
Şekerim; gelecek yıl, Yunanistan’da, Bulgaristan’da sosyalleşmeyi düşünüyorum, yolda geçen zamanım hem aynı kalır hem de Avrupa görmüş olurum,
Bu hafta eve niyet ettim, aşure işleri, gelen giden, yatak yorgan düzenlemeleri, kışlık arama bulma, ayıklama … tabii ki de silme, süpürme de var, inşallah. Haftanın kitabı ; Haruki MURAKAMİ’den Zemberekkuşu’nun Güncesi, kalıncana ama akıcı, severim, Murakami , Keşke tüm çeviri kitapları çevirilmeden okuyacak kadar yabancı dil bilebilsem,
Fani olduğu kesin olan, ölümün toplu toplu kol gezdiği, kardeşin kardeşe kırdırıldığı, tüm topraklarının huzursuzlukla kaynadığı yalan dünyada sahici olan bir gün daha,olmuşla ölmüşe çare yok ama ihtimallere iyi bakmak lazım, her yana bakabildiğimiz, ayırmadan sevebildiğimiz, ötekileri ötekileştirmediğimiz bir günümüz olsun, illa ki tadını çıkaralım, illa ki güzel yanları olacaktır. Cümleten günaydın …

17 Ekim 2015

Rahmetli annemin deyimi ile “Elektrik idaresi bizi soyuyor !!!” Tüketim bedeli kadar da ayrıcana ödeme yapıyoruz da bir yolunu bulsalar şarj aletlerinin çektiği elektriği ayırsalar, hani ona ayrı bir fiyat uydursalar, donumuza kadar alacaklar, Sabah ilk iş olarak fişleri kontrol ediyorum, dolanları çekiyorum, varsa sıra bekleyenleri takıyorum, Bu da hayatın yeni yüklediği güncel işlerden.
” Hayaaaaat çooooook pahalı !!!” ama ölümler ucuz. Bilinçli bir tüketiciyim, gözlükle alışverişe giderim. Bu arada “Eeeeyyy cemaaat YURT İÇİ KARGO yu nasıl bilirsiniz ? !!!” genelde iyi bilinmez ammaaaa artık çok kötü bilin. Hizmet sektörü olup da hizmet ettiklerini sallamayan nadir firmalardan, dün gerekli şikayetleri yaptım ama daha çok Allaha havale ettim. Şubesi ne ki şikayet mercileri ne olsun, kesin bilgi,
Bugün ki konumuz gördüğüm filmler, küçük notlarla değineyin, bir kısmı “Başka sinema” ya gelecek ama çoğu kendi ülkesinde kalacak, belki festival kanalına düşecek, belki internetten inecek, belki de CD si bulunacak, bilmem artık onlar meraklısının gayretine kalmış.
BABAM ; Bir çok ödülü var, Kosava filmi,Anne bırakıp gitmiş, savaş yaklaşıyor, baba kendi derdinde, büyük aile
İNATÇILAR ; Bununda bir çok ödülü var, izlanda yapımı, Yan yana çiftliklerde yaşayan, 40 yıldır küs iki kardeş ve koyun sürüne dadanan bir hastalık, ıssız vadi, soğuk hava veeee kardeş kardeşin ne onduğunu, ne öldüğünü ister teması.
EMANET ; Bununda ödülleri var, Kore yapımı.10 numaralı emanet dolabında bulunan br kız çocuğu, acımasız ve sert organ mafyası, tefecilik, ana kız karşılaşması ve acımasız dünyada acınası olamayan kadınlar.
KÜÇÜK KIZ KARDEŞİM ; Sıradan bir Japon filmi, üvey kardeşe sahip çıkan ablalar, bunu gelenek, görenek ve duygular açısından seçtim, seyretmesi zor değil
GÜNEŞ TEPEDEYKEN ; Bu da bol ödüllü, ay sonunda vizyona girecek, Hırvatistan yapımı, Üç farklı dönem, üç aşk hikayesi ama aynı oyuncular, 1991, 2001, 2011 dönemler, içerikleri açısından o içeriklerin insanı ne hale getirdiği açısından önemli.
IXCANUL ; Bunun da ödülleri var ve Guetamala filmi, anne, kız, baba küçük aile, kahve tarlaları, yanardağa adak sunma, kızı isteyen çocuklu dul kahya, kızı bırakıp giden “it oğlan” , dil bilmezken, yol bilmezken kaybolan bir çocuk … dünyanın her yerinde benzer dertler. Güzel film ben sevdim.
ARJANTİN ; Belgesel idi, Carlos Saura yapımı, biz Carlos’u Carmen den, Kanlı Aşk dan gencecik, incecik, dans ustası biliriz, Hala usta ama az yaşlı, az kalın,Şarkıların, dansların hikayelerini anlatmışlar, içimizi titreten her şarkı aşk şarkısı ama her aşk aynı değil, vatana olanı var, lidere olanı var …
ANNEMLE GEÇEN YAZ ; Bunun da ödülleri var, Brezilya yapımı, hizmetçi annenin yanına yıllar sonra sırrı ile dönen kız, hoş filmdi, kafa yormayan ama alternatif sunan cinsinden.
DHEEPAN ; Hep adını duyduğumuz, “Ayrılıkçı Tamil Gerillaları” nın Fransa’ya bağlanan, İngiltere’de mutlu son yapan hikayesi, Altın Palmiye’li. İç savaştan kaçmak için birbirini hiç tanımayan üç kişi aile oluyorlar, anne, baba ve kız çocuk, aiile olmanın sorunları, mülteci sorunları, göçmen mafyası, polisin girmediği yerler ve oralarda yeşeren yerel polisler. Yazar yaşadıklarından romanlaştırmış, akıp gidiyor film, bu da vizyona girecek.
Tüm filmler yokluk, özlem, daha iyi bir hayat, araya sıkışmış yön bulamayan nehirlerde akamayan sevgiler, ölüm, yaşarken öldürme … yani bildiğimiz ama kullanmadığımız, ya da kullanırken ifade edemediğimiz duygular, onları saklarken ya da yayarken yaptığımız yanlışlar, hani bir ders alırsak diye bu gidilen filmler, ben bu kadarını görebildim, gördüklerim güzeldi tavsiye ederim.
Hayat film şeridi, çekilen bölümleri hafızamızda rulo rulo sarılan ama sarılmış ruloları açılmaya gelmeyen, çekilecek bölümleri için tasarı olan ama mekan, zaman, oyuncu seçimlerinde tesadüfler yatan …
Ne diyelim, cümleten günaydın

18 Ekim 2015

Saatler sabahı gösterirken gökyüzü “daha değil” diyor. Güne başlamak bile bir iç savaş istiyor. Karanlıklar tam olarak aydınlığa çıkamadı, yağmur da getirmez bu bulutlar, bu sabahlar, bu havalar depresyon havası, umutlar sis altında, vücut dengeleri dengesiz, üşüsek mi, yansak mı, yoksa biraz nezle gribe mi bulansak … diye abuk sabuk düşünceler, elbette gelir geçer, geçenlerin nasıl geçtiğini öğrendik. Kırkbeş derece dar açıda ısrar edenler, doksan derecede inatla dik duranlar, yüzseksen derecede yayılıp yatanlar yüzünden, hayatlar hep üçyüzaltmışa mahkum. Allanıp pullanıp , hooop başlangıç noktasına geliyor, gelişemeden gelişmeler. Başarıyı paylaşmak çoğu insan için korkunç bi şi. “Ya benim daha çok emek verdiğim anlaşılmazsa, ya benim adım anılmazsa, ama her şeyi ben yaptım …” bir türlü içine toplum olarak tüküremediğimiz “cümle dağları, özellikle de yüksek dağları benim eserim !!!” egosunun esir aldığı insanlar diğerlerinin hayatlarını tükürük yağmuruna tutuyor. “Yarabbi şükür!!!” lüklerin yüzünden de halimiz hal olamıyor.
Bu havalar, memlekette olanlar beni asabi yapıyor. Okuduğum kitaptaki adam Bay Toru ; üç öğün yemek yiyor ve ara öğün de yapıyor, üstelik işsiz evde yatıyor, bana kötü örnek oluyor, okudukça mutfaktan çıkamıyorum, daha 500 sayfa var kiiiii benim önümde kısmetse gidilecek bir düğün var, veeeeee bir gram dahi verememişken kaç gram aldığım belirsiz. Önümde elime bakan iki hafta var, gelenler gelenler, yemekler yemekler, silmeler süpürmeler temalı. Bugünü de sallayıp, pazartesi ile yeni başlangıçlar yapmak niyetim, akşama kadar tüm yenecek zararlı şeyleri tüketim, hafta başına bir şey bırakmama gibi bir planım var. Fakat gece olunca da “ne yediyse dokandı, hık hık dedi tıkandı” durumu var. Yani değnek yine iki ucundan da tutulamıyor.
Neyse bakıcaz artık, bi pazartesi olsun da.
Şaaaaaaneeeeee bir pazar dilerim ama olmaz onun bilincindeyim. Olabileceklerin en iyisi olsun o zaman, cümleten günaydın

19 Ekim 2015

“Kalktım, duşumu aldım, saçlarımı fönledim, belime kadar serbest bıraktım, sırt dekolteli, belden oturtmalı, kloşa yakın havalı, mutfak çinilerine uygun renkteki elbisemi ve onlara uygun bir karış yükseklikteki stilottalarımı da giydim, güne kahvaltı hazırlamakla başladım !!!” desem bilmeyenler, “Aaaa ne içti bu kadın !!!”, Bilenler; “Aaaaay içmez o kadın, ne yedi acep !!!”, çok iyi bilenler de “kahvaltı hazırladığı doğrudur” derler. Aslında ben bu sahneyi yerli, Karadeniz etnik kökenli bir mafya dizisinde gördüm, evin annesi, hatta babannesi, bebeleri, eve gelen giden tüm kadınlar, vitrinde duran taş bebekler gibi, eskiden kıymetli bebeklerle çocuklar oynamaz, vitrine konurdu, böylece hem ömrü uzar, hem de gelen giden misafir çocuklarının aklı kalır, travma sayısı artardı. Sözü geçen kadın, kalemle çizilmiş gibi bir eş, fakaaaaat adam onu aldatıyor, bi de öbür kadından çocuk yapmış, kadınların %80 ni adamı geri almak için plan program yaparken, %20 si öbür kadının yanında, erkekler bizimde başımıza gelir, gelmiştir babındaaa sessiz. Diyorum ki ; aldatan eşi aldatılan eş neden ısrarla geri ister, tercih yapmış birileri ne kadar tövbe eder, çatlakları yapıştırınca su sızmaya devam eder, o da ayrı konu. Aldatılmak eksiklikten mi fazlalıktan mı doğar, aldatma aldatanın fıtratında mı var, onlar geniş konular, Yalan dünyaya yalan diziler, hayatı sunuş şekli gerçek hayattan o kadaaaaar uzak kii, müptelası değilim, arada bakıp bakıp,” batsın bu dünyaaaaaa !!!!, yansın bu dünyaaaaa !!!” diye efkarlanıyorum, yıllardır yanlış imajları doğru diye kakalamaya gayret edenlere isyanım.
Şekilde görüldüğü gibi sendromsuz gül gibi bir pazartesim var, aaay hadi inşallah, Çünküüüü dün hiç yayılıp kalmadım, çamaşır, ütü, yemek, derme toplama … tüm gün ev içi hizmet bölümünde mesai yaptım, bugün de aynı, gün isminin önemi yok, hepsi birbirine benzediğinden değil, canım sıkılacak kadar zamanım olmadığından, Bay Toru ne yedi ona bile bakamadım, ama ben evdeki kalan zararlı besinleri yedim ve gece yarısından sonra tövbe ettim :))) Gerçi iç sesim, “dolapda bir siyah elbisen var, onu da giyebilirsin, o da kamujlajlı bir model, ilahi kadın hafta içi misafirlerin var, sayı ile mi ikram yapıcan …” gibi şeytani söylemlerde bulunuyor ama, uymayacağım şeytana inşallah,
Cümleten hayırlı haftalar olsun, her yerden iyi haberler gelsin, kimse ölmesin, öldürmesin, gençler tükenmesin, ara ara da gökyüzüne güneş gelsin, küsmüş gibi, bulut altından çıkmıyor, aaaay ne olur kimse küsmesin, “ömür dediğimiz şey küsecek kadar çok muuu ?” Haydin günaydın

20 Ekim 2015

Haftanın ilk misafiri geldi, gitmek üzere, kızlar kahvaltı ediyor. Genç iken biz de pek severdik, yatıya kalmalı arkadaşlıkları. Rahmetli annemden her türlü izini almak çoooook zor idi ama imkansız değildi. Zaten olmazlara meylim vardır. Bir şekilde gönlümden geçenlerin en az %50 si için izin almışımdır. Biz çocuklara aynı disiplini uygulamıyoruz, kendimiz çok bunaldığımızdan, neler hissettiklerini anladığımızdan, biraz geniş duruyoruz ama arada coştuğum da doğrudur. Bu da anneliğin şanından gelir kiiiii ne kadar iyi anne baba olduğumuza örnek teşkil eder.
Kızları kıkırdarken bırakıp, erken yattım, yatmadan fiilen kırdığım fındıkları, uyumadan bi de zihnimde kırdım ; Kabuklu fındıktan acı tatlı bir şey çıkar, belki de çıkmaz, çıkarsa da çıkmazsa da bir şeyler bir şeylere kapı açar, o kapılar cereyan yapar, üşürsün yanarsın, adını mazi de gezindim koyarsın, sonra nerde kaldığını hatırlamadan uykuya dalarsın, yani ben öyleyim, tur esnasında uykuyu toptan heba edenler de var, çok şükür şimdilik turu yarım bırakıyorum.
Bugün günlerden benim takvime göre Aşure günü, yanına apartmanın yaşlı ve çocuklularını da çağırdık, yetişecem inşallah. Bir komşum var, kayın anne yanında hem hırpalanmış hem de iyi eğitilmiş. Bayılırım onla pazara gitmeye, yol boyu yürürken ; ağaçları tanır, ne nedir, ne değildir, meyvesi var mı, yok mu, yenir mi, yenmez mi taze mi, değil mi, … her şeyi bilir, çekirdeksiz patlıcanı beş tezgah öteden tanır.Hatta sarı arı ile, ayva çok olunca kış çok olur der. ki bu sene çokmuş. aşureye son dokunuşlar için gelecek birazdan, ben hububat haşlama aşamasındayım,
Çok bilen, ama hayata faydalı şeyler bilen kadınları çok severim, bitkisel ilaçlar, artık değerlendirmeler, eskiyi yeniye çevirmeler,yuva kurtarma tavsiyeleri, yenilerin eskiden ki halleri … hepsini bilen, yüzünde hayat çizgileri taşıyan, şikayetten çok, iç çeken, uzun uzun susan, konuştuğunda illa ki dinlenecek şeyler söyleyen kadınlar … bunlara aile büyükleri derdik biz, şimdilerde sayıları yok denecek kadar azaldı, tahtlarına oturanlar da Google destekli,Aaaaah aaaaah dedim, Babaannem yaşasaydı da, onun aklı başında, ben de genç ama bugünki aklımla bi muhabbet bağına girebilseydik, Benim büyük anneler kardeş ama ikisi de farklı idi, Anneannem temiz titiz, mükemmel aşçı, biraz fevri, Babaannem geniş bakışlı, sabırlı, çok hikayeli, mükemmel aşcı. Yemek ve mutfak bir araya topluyor, kazan kaynarken içinde kaynayıp gidiyor farklar, o yüzden güzel oluyor evde kurulan masalar, Gücümüz yettikce gelen giden oldukça, mutfak ile kankayız, tencerelerde kaynayan yemeklere içimizi lezzete çevirerek kattık, “aşure yaptık, acıyı bal eyledik !!!” deriz inşallah, aaaaaazzzz sonraaa

Reklamlar

EKİM BAŞI GÜNLÜKLERİ


12088300_10153763074573159_254711315359368950_n

Akşamı ettik, Ekimin yarısını geçtik. Fotograf Erdal Kocaman’dan, tema Saros’da akşam. Ömrümüzün geçen zamanlarına benzer akşamlar, olmuş bitmiş, olurun üstüne karanlık inmiş, bir durgunluk, bir sakinlik, belki geçici … akşam bir ara verme vakti, durup, dinlenip, soluklanıp düşünme molası, kötüler bunu plan ve programla geçirir, uyuyamazlar, iyiler ve tevekkül edenler, Konya’lıların deyimi ile “Akıttığı ile yata giderler” 🙂 diye salladık ama kafayı çok yormayanlar, ince hesap peşinde olmayanlar uyurlar, bir hastalıkları yoksa. Şimdi dizilerde filmlerde geçen zamanı anlatmak için hızlı çekim denizde gemiler gidiyor, ışıklar yanıp sönüyor, olayların üstünden zaman geçti mesajı veriliyor, ben de bir akşam mesajı yaptım, inceden, tükenen ömürlere gönderme cinsinden 🙂 Bakalım evin annesi Ekim başlarında neler yapmış …

01 Ekim 2015

Bir masal vardı ; fakir ayakkabıcı ve karısı ve de iyilik perileri, bu periler cüce idi, yada peri cücelerdi, akşamdan kalan her şeyi tamamlar, sabaha satılacak ayakkabılar raflarda olurdu, gerisini pek çıkaramadım, Kral müşteri mi oldu, prensese hediye mi yaptılar, bu ilişki sonsuza kadar sürdü mü, yoksa kibir ve şımarıklık yüklenip ceza olarak kayıp ettiler mi … oralar sis altında, ama sonunda illaki bir mesaj almışızdır, tabii kiii de mesajda değilim, “Ben mesaj almam, bizzat mesajı yaşarım !!!!” diye de bi sabah geyiği ekledim, hadi, devam :))) bunlar gece “tık tık” diye sesler duyardı, atölyede çalışma var diye heyecan yaparlardı, ben de bu gece bi “tıp tıp ” sesi duydum, bir an heyecan yaptım dermişim, sonra baktım, musluk imiş,Sabah yine de bi ihtimal, ütü selesine baktım ama, yok bir hareket, haraket önümüzdeki saatlerde olcak inşallah. Karatay Hoca’m dan izler taşıyan kahvaltımı ettim, aaaay ekmekle yine ayrı düşemedim, kızı da yedirdim, son lokmayı bekledim, biraz da sabah muhabbeti ettik, sınıf çok sessizmiş, “Allah Allah !!!” dedim, “Annecim, Matematikçi, disiplin kurulu başkanı, İnkilapçı müdür yardımcısı, daha ne olsun, çoşturmuşlar listeyi !!!” deyince “Allah razı olsun o makamlardan” diye bıyık altı tebessüm ettim. Mevki sahipleri manyak olmazsa faydalı olur da bilmem, psikoloji bilimi, ilimi bizim memlekete görünmeden ilerliyor, hatta hastalar burada birikiyor ”
Allaha emanet ol, Allah zihin açıklığı versin” diye yolcu ettim, İşte geldim, burdayım.Radyo kanalımı değiştirdim, ben öyle “yıllaaaardıııır hep aynı kaldııııı !!!” hallerini sevmem, renkler soluyor, bacım, renk değişikliği ruha iyi gelir, bağlılık, bağımlılık haline geldimi, duruma göre psikopat üretir, Aaaaay aman Allah korusun. İnsanların insanlara verdiği zararlar konusunda ısrarcıyım, en tehlikeli canlı insan, bu tehlikeyi yaratanlar var yaaaa, çocukluk, gençlik travması yüklü, en kötüsü de ne biliyor musunuz, kendilerinin ne olduğunun farkında değiller, eşip deşmeye gelmiyorlar, kendileri eşip deşip etrafa zehir saçıyorlar. Yılların birikmesi bu bakımdan iyi oluyor, adına tecrübe dediklerimizle, gelişen öz güveni çarpıp onlara çarpmadan geçebiliyoruz, onlar kendi kuyularında nefessiz, kendi dehlizlerinde yol kaybetmiş, onlar yalnız, onlar kuşkularının kuşu olamamış, uçamamış, konamamış … daha bir çok haller de olarak, varsa esir aldıkları eziyete devam ediyor, korunmayı bilenler ufak tefek sıyrıklarla durumu kurtarıyor.
Allah cümlemizi kurtulanlardan eylesin, oyun kurup da kendi oyunlarının tek oyuncusu olanlardan muhafaza etsin.
Aaaay hava karanlık, satırların bazısı karanlık, içimizi karartmayalım,akü reklamının göbek attırdığı bir ülkede yaşamak sanat işi. haydin “Mutlu aküü bir numara, bir numara mutlu akü …” yandan yandan çeviriken, ortaladık ve günaydın ❤

02  Ekim 2015

“kabahat samur kürk olmuş da, kimse üstüne almamış” derdi annem, annem daha bir çok şey derdi de, o anlatamadığı için, ben de dinlemediğim için bir birlik beraberlik ruhu olmadı aramızda, yani çoğu zaman, o vakitler, ergenlik, depresyon … gibi mazeretler yok idi, bir “Deli zamanlar ” biliriz, o da çok kullanışlı bir şeydi, yetersiz kalınan her yere monte edilirdi, Biz de baskı, biz de izin sorunu, biz de abi abla sendromu, biz de elalem ne der mevzu, biz de … aklıma gelmeyen daha neler neler vardı, taş devrinin soğukluğunu ezile ezile yaşadık da şimdi iyiyiz çok şükür :))) Kendimize doktor olduk, şifacıyız çoğumuz.Aaaaah hayattan bıkanlar tentürdiyot içip intihar ederdi. Mirat Abla içti idi, sonra evlendi ama boşanıp geri geldi, “annelerin bir bildiği varmış demek” dedik ama anlatamıyorlar diyemedik. Sonra biz rahmetli annemle kanka olduk, kahvemizi içerken çocukları, kocamızı çekiştirir hale geldik ama, o bunların tadını çıkaramadan öldü, şimdi rüya ile idare ediyoruz, ama annem gözleri ile konuşuyor, aaaaah aaaaah rahmet olsun tüm giden sevdiklerimize.
Buralara da nerden geldik, demek istediklerim, diyeceklerim, aklımdan geçenler krışmış yine. Aaaaah bu dönen dünya da fırıldak olmuş insanlar var. Adamı trafikte 20 km takip edip, ağzını burnunu kırıp, “trafikte yanlış yaptı !!!” diyen ler var, izah edilemeyen ihmal kokan kazalar var, durağa dalan otobüs mü arızalı, şöför mü arızalı diye aklımızda sorular var, bizim esas sorunumuz sorulmayan ya da sorulup da cevap bulmayan sorular, takipçi farklı, sürüde olmak farklı, farkındalık çok gerekli de “Biz bir ceviz ağacıyız, Gülhane Parkında, ne biz bunun farkındayız, ne de polis farkında !!!”
Bir hafta sonu daha, ağaçlar soyunmaya başladı, ben hala yazlık moddayım, giyinemedim, ama arada bir üşür gibi oluyorum, bana da gelecek kışlar, gününü bekliyorum, Haftaya kültür haftası, yarın başlıyor, “Film Ekimi” , hafta içi sabah biletlerim var, malum ev her yere uzak, gidip gelmek, arkadaşla takılmak derken akşam olur, yazarım, yazamam, geç yazarım, az yazarım bilemem, Ama izlediğim filmlerden bahsederim bir şekilde, iç sıkıntısının, dünya ağrısı olduğu bir hayatta, başka ülkelerin, başka hayatlarına bakıp, ya şükür edeceğiz, ya da cennetin kıyılarında gezeceğiz. Hadi inşallah, kimsenin kaderini başkalarının yazdığı ölümlerden ölmemesi dileğiyle, vicdanları kuş olup uçuralım, bi farkındalıkla vicdan temizliği yapalım bakalım, sonrası kolay da öncesi zor.

05 Ekim 2015

İnsanın çok işi olması güzel bir şey, çok iş, çok plan gerektirir, çok plan zihin açar, açılmış zihinler etrafa ışık saçar, bu ışıklar ruhumuza aydınlık yapar, kendimizle uğraşırken, zamana karşı yarışırken, etrafı unuturuz mu acaba ? Görüldüğü gibi pazartesiye yıkama yağlama yapıyorum :)))) Parlatıp, pırıldatıp sunucam kendime, Sanat etkin bir hafta fakaaaat sorumluluklar da peşimizde, öyle kapıyı çekip çıkamıyoruz, gelince de “Aaaaay çok yoruldum !!!” diye üçlü kanepeye çökemiyoruz, Ev her yere uzak ama bir yere gidilmediği zamanlarda huzur beldesi,filmler ağır, anlamak gayret istiyor ama güzel, ama gönül telimizi saz edip eline alıyor, başka memleketlere gidip kendimizden görüntüler görüyoruz, hislerimizi tekrar ediyoruz, sonuç ; İnsan insana benzer özellikler taşıyor ama taşıma şekli farklı, çocukluk, anne baba, aile, eğitim, çevre koşulları önemli, takmak takılmak ömür törpüsü, her şeyin mutlu sonu yok, ölümü hazım etmek çoook zor, para her kapıyı açar, kaynak önemli değil, sevmek ince sızı gibi, ince akan sular gibi, birikmesine izin vermek, biriktirmeye de gönül vermek gerekli … daha bir sürü ders var, Film Ekim’i filmlerinde, fakat en önemli sonuç ; insan insanın açtığı yaralara insan basmayacak, insanla pansuman yapmayacak, iyi gelmiyor her iki tarafa da
İşte böyle, “dersini almış da ediyor ezber”, pozunda, elimizden ayağımızdan gelenleri buluşturup, içine akıl da katıcaz inşallah 🙂
Sonra filmleri yazıcam, şimdi çıkana kadar evin annesi olmam gerek kiiiii Beyoğlu girişinde bir sanat severe iç huzuru ile dönüşebileyim, haaaa arkama düşen yok şükür, yapmasam “nedeeen !!!, Nedeeeeennn!!!” diye çığıran olmaz da annelik çooook derinden geliyor bende, yapmasam olmaz, ben mutlu isem onlarda olsun di mi, uykudan kestim şekerim, bugün itibari ile boğazı da kestim, bir ay sonra düğün varmış, akşam haber ettiler, “eeeee ne giyceeeeeez !!!” tasası beni aldı :))) Romalılar gibi, taşlı tuşlu bir çarşaf da işimi görür ama du bakalım, bi gayret edelim, dolapda olanlarla bir kaç kombin yapılıyor da el de taşımalık, giyilecek olana kadar çalışcaz inşallah :))))
Cümleten günaydın, Sonbahar gözümüzde, ilkbahar içimizde olsun, haftanın konsepti bu uyalım arkadaşlar

06 Ekim 2015

Kahvaltı hazırlarken sabah radyomu da açtım. Pek düzgün bir ifade olmadı, tam diyemedim ama siz anladınız onu 🙂
“Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur …” Bizi izleyin reklamları, kamu spotları, hava durumu, yol durumu, ruh durumu … eveeet bir kişisel gelişim uzmanı da mutluluk için ruhunuzu eğitmelisiniz tüyoları veriyor. Bugün sınır dedi, sınırları çizmek, sınırı geçmek, sınırları kaldırmak, yeni sınırlar koymak … bunlar ruhumuzun fıtratında var, sınır elbet gerekir de doğru yere, doğru kurallarla çizilmesi mühim.
Kızı yolcu ettim, Nazan Öncel söylüyor, “yanalım, yanalım , beraber yanalım, aşkısııııı” eşliğinde yazıyorum 🙂 Dün ki filmden gerginim, Kore malı, bol ödüllü, dehşet, şiddet, aşk, acı, organ mafyası, mafyanın ta kendisi, hayatın çapraza bağladığı yollar … bu şarkı bana “bu bir mafya şarkısı mıdır ?” dedirtti, kendimi kendime tebessümden az öte güldürdü.
aşk mühim mesele ammaaaa bunun tensel bölümünü geçmek gerek, aşk sahipliğe giden yol değil, uzaktan bakarak, elinden geleni yaparak, paylaşarak, her şeye yakınlaşmak, aşk hapis etmek, elinden gitmesin diye korku ile beklemek değil, aşk coşarak sevmek, günden güne de azalmadan gitmek demek.Sevdiğimiz şeyleri daha sevimli hale getirmek de aşk ile mümkün, sevmediğimiz şeylerin de illa ki bir sevilecek yanı vardır. Hayatımızın kahramanı Pollyanna, der ki “Ben misyonumu tamamladım, küçük Prens’i okuyun, “Gerçeğin mayası gözle görülmez !!!” ” Yani o bile kendini güncelledi :)))))
Bu durumda yerimizde sayarak, sınırlarımıza sınır katarak, başkalarının sınırlarını hiçe sayarak, bir yere varamayız, ben de buraya nerden vardım, bilemedim, bildiğim, önce anne, sonra sinema sever olmam, arkadaşlarla bir kahve molasında buluşmam, uzuuuuuun yolculuk için durakta yerimi almam için sayılı saatlerim var, Ayooolll !!! tutmayın beni, yarın boş günüm, uzuuuun uzuuuuun görüşelim :)))
mutlu muyum ?, eveeeeet !!! neden mutluyum, sevdiğim, zevk aldığım şeyler için zaman ayırdım, ama yorgun olduğum doğrudur, ama ama her şeyin bir bedeli var, bedelini kendimiz tayin ediyorsak, güzeldir, Haydin, hayatımız kendi filmimiz, sansürsüz bize, birazı da açık sizlere, iyi seyirler …

07 Ekim 2015

Sanchez’in çocukları diye Anthony Quinn ‘in bir filmi vardı, Meksika’da bir dul kadın, dört çocuk ve sefalet, çok da sosyal mesajı vardı, Hiç unutmam bir repliğini “O kadar fakirler kiii, ekmek arası patates yiyorlar !!!” , Ekmek zaten patates unundan. Her ekmek arası patates kızartması yaptığımda hatırlarım, Şükür ki bizim ekmek, genetiği bozulmuş buğday unundan, çavdar, kepek gibi alternatifi de var.
Sabah sabah öğlen yemeği için, kızıma ve kankasına patatesli sandviç yaptım, “Patates kızarması; candır !!!” dediğimizde söylenecek sayfalar dolusu söze giriş yaparız, herkes sever, kızartmasına bayılır, zamanla yaşlandıkça, kronik hastalıklar arttıkça, kızartma bizi bayıltır, Canan Hocam çoooook kızar, kızarmış her şey de bir lezzet var, kızaran insan yüzünde umut var, “Amaaaan yesinler, zamanı geliyor, yiyemiyor insan !!!” diye konuya anne savunması var, okul yemeğini yemiyorlar, kantine kin tutuyorlar, evden de olduğu kadar, ammmaaaa kahvaltı ve akşam yemeğine özen gösteriyorum, her sabah bol süt, az kahve, no şeker bi içecek ile bir dilim tereyağlı kızarmış ekmek, haftada iki gün yumurta, bir top, bir omlet, bir dilim erimiş kaşerli ekmek … “yemeden olmaz, valla zihnin açılmaz, metrobüse binemezsin, dersde uykun gelir uyanamazsın …” gibi anne replikleri ile de harman, yapıyoruz kahvaltıyı, kahvaltısız kapıdan salmam, anam da beni salmazdı ki.
Bugün ev günü, ertelenmiş, sevilmeyen işler yapılacak, eksik tamamlanacak, üstümüzdeki yükler kalkacak inşallah. Önümüzdeki iki gün filmler sabah, hafta sonu da yoğun, arada bir iki kez yazışmaya gayret edicez, seviyorum sizi, beklemelerinizi, desteklerinizi, okuyan gözlere, like eden parmaklara aplanız kurbaaaan oluuuurr !!! Bülent Hanımbeyi ‘de andık, kulaklarııın çınlasın kıssss !!!
Ben yazıyorum, siz de bana yazıyorsunuz, bu güzel bir şey, içimi çoşturuyor  valla, ” Kitap, Kitaaaap !!! sesleri geliyor, niyetimde var inşallah, burası benim antrenman saham, bu yazdıklarımla kitap olur da benim gönlüm olmaz, ben büyüyünce öykücü olucam inşallah, Malzeme için çok okuyasım, çok gezesim, çok da bakınasım var, Yapıyorum da, hayatım boyunca bir çok şeyin azına razı oldum ammaaa bu konuda olmaz, bir kitapla ortadan kaybolamam, arkasını getirmem, kendimi tekrar etmemem gerek, bu sene daha bi niyetliyim, anneliğin bir kısmını kolayladım, çocuklar bir bir kuş olup uçmaya başladılar, yuva bana kalınca, kafayı yememek için, kafayı kullanıcam, yazdıkça yazacam, aaaay hadi işalllaaaah !!!
Hepimiz kendimize iyi bakmak lüksüne sahibiz, erteme, öteleme, kaçmak, kovalanmak … çözüm değil, çözüm kalbimizin yalanın her renginden uzak esas sesi, haydin kendimize iyi bakalım, kalbimizin sesini dinleyelim ❤ eeee hadiiii !!!!

10 Ekim 2015

Teşekkürle, tefekkürle hoş bir günü geride bırakıp yeni güne, yeni yaşın ilk gününe başladım 🙂
Gökyüzünün bir köşesinde güneş kızıllar arasından dans ederek yükselmeye çalışırken, ay ince haliyle kalın gölgesiyle tepede ışıldarken, parlak bir yıldız tüm bunlara şahitlik ederken, kuşlar uçarken, hayatın sesleri kulaklara gelmeye başlamışken ne kadar kötü olabilir ki insan, nefes alınan bir gün daha var önümüzde, tabii kiii de engelleri, zorlukları, güzel yanları ile, eee hadi o zaman başlayalım, anlaşıldığı gibi ben başlayalı çok oldu bile, Bugün güneşli günlerin sonu imiş, yarın yağmurlar başlayacakmış, kış çetin olabilirmiş, Rusya doğal gazı keserse cümleten duman olurmuşuz, yolda satılan şemsiyeler 5 tl den 10 tl ye çıkmış, sınırlarda durum karışık, doğumuz, hatta güney doğumuz daha karışık, seçim kapıda, ölüm haberlerinin sonu gelmedi, hayat eni konu pahalı, borçlu sayısı, hasta sayısı, doğan çocuk sayısı artmakta, sarayın altında çift şerit hava alanına yol varmış, eğitim sistemi sistem olmaktan çıkmış, gençler Allaha emanet … neyse önümüzde daha yaz var, pastırma yazı gelecek.
Böyle karman çorman, çivili dünyada kendime bir gün ayırdım, dünden, özeti budur ;
Sabah kalabalığına karışıp, kendimi 11.00 seasına sinemaya attım, film güzeldi, “dünyanın her yerinde kadın yazgısı aynı” dedirtti. Çıkınca SALT Beyoğlu’nda bir sergi gezdim, bugüne nasıl geldik, resimler, haberler, kitaplar, videolar … tam da benim kuşağın geride bıraktım sandıkları, resimlerim karşısında değildim, içinden bana baktım, çıkışta bir tehlike atlattım, Erkek tuvaletine girmişim, ikisi yan yana iyicene de baktım ama uzun çeketi, etek sandım hazar, elimi doğru yerde yıkadım, bir manyağın hediyesi olmaktan beni Allah korudu :))))))) diye de bir zaman gülümsemeli olasılık ürettim. Öğlen adam gibi, tabakta porsiyonlu ana yemek, üstüne sufle, üstüne kahve, yanında soda … “Ooooh missss !!!” orta halli bir lokantada konakladım, saat 14.00 de ARTER, Pera Müzesi, Adahan Otel,SALT Galata, Vault Hotel, Kasa Galeri içeren Bienal turu yaptım. Üç saate yakın sürdü, Sanat anlatamamakla anlamamak arasında bir yerde, rehberli tur iyi oluyor, ip uçları ile düşüncemize yön verdik, Aklımda sarnıçdaki video, piyanolu otelde kukla gösterisi, İznik çinilerine senaryo ile incirli oda kaldı en çok, oda da cennetten kovulan Adem ile Hava resmi vardı, Bir melek önüne katmış kovalıyor, Hava edep yerlerini kapamış, Adem ise gözünü. Yoruma açık, “Kapanmak kadının fıtratında var” mı dersiniz, “bu Adem Tayfası, zora geldimi gözünü kapar, Haava’yı bekler” mi dersiniz, “Aaaay hani incirle örtünmüşlerdi, bu yorum yanlış” mı dersiniz bilemem, ben biraz Adem’e yüklendim :)))) Sonra cuma trafiğini kıl payı ıskalayıp, “çok şükür bir evim var, ben de evime geldim” ruh haliyle yunanıp yıkanıp, kendimi üçlü kanepeye attım, ağrıyan ayaklarıma buz yaptım, sonra komşular geldi, “iyiiii kiii doğdun, iyiiii kiiii varsın !!!!” halleri hislerime yoğunlaştırıp tuzlu su haline getirdi. Sonra da gün bitti, işte yenisi.
Bu arada yolda şarjım bitti, gençleri anladım :)))
Arayanlar, soranlar, yazanlar … bir şekilde iletişim kuranlar, sağ olun var olun, sağlıkla mutlulukla, huzurla geçecek yıllarımız olsun, hep beraber olsun inşallah, Cümleten sevgi ile öptüm, kucakladım, Şaaaneeeee bi hafta sonu olsun hepimize

MASAL BU YA OLUR YA …


Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngııııır, mıngııııır sallar iken, bir ülkenin birinde bir anket yapmışlar, yüz kişiye “yarım kalan …” demişler, noktalı yerlere gelenleri derlemişler. En popüler cevaplar; “yarım kalan yemek, yarım kalan aşk, yarım kalan iş,  yarım kalan ödev”  demişler de yarım kalan cümlelerden bahsetmemişler. Zaten öksüz ve yetim olan, bir tutunacak dalı bulunmayan bu cümleler bir kez daha ezilmişler.

Oysa ki yarım kalan cümleler hayallerin, hayatların yarısını yok etmek demektir. Kimi zaman dilin ucuna gelip kalamazlar bile, boğazda düğüm düğüm kalırlar, kalp ağrısı yaparlar, akıl oyunları olup, aklımızla oynarlar. Kimi zaman kalpten bile çıkamazlar, kalbin bir karanlık odasında gün ışığı özlemi çekerler, bunların yarım kalmışlığı niyetten dolayıdır, niyet edilir de kısmet olmaz bir türlü. Bunlar önemli cümlelerdir. yani tasarlayanlar için, tamamlansa karşı tarafın umurunda olmayacağı haller de vardır. Bu da ayrı bir iç ağrısıdır. Arada tamamlanacak olurlar, o zamanda yarısı başka, yarısı başka olurlar, tam dile dökülecekken ortama uydurulur kiiii bu da ayrı bir sıkıntı olur. Söylenen duymak istediğini duyar, söyleyen cümlesine yalan katar. Bu cümleler ölmezler, hatta tasarımcısı ölür de bunlar dedikodu olarak yaşamlarına devam ederler.

Yaaa işte bu popüler cevaplara bile giremeyen yarım kalan cümleler gerçekte aklımızda girilmedik yer bırakmaz da bir menzile de  varamaz. Yapcak bi şi yok, işe gizem katmalı, bunları gizli cümleler yapmalı, bi de zamane bir masala katmalı. Masalı uzatmadan, konuyu elmaya bağlamalı.

Gökten üç elma düşmüş, biri yazana, biri sebep olana, biri de okuyana ( okuyucu elmalarında sıkıntı yok, ilk okuyana, ilk beşe felan da demedik, sayıyı geniş tuttuk, elma sayısı okuyan anlayan sayısının altında bile kalabilir , diye de fesatlanmayı ihmal etmedik 🙂 ) Haydi afiyet olsun.

BİR DOĞUM GÜNÜ HİSLERİ


577184_4318567356141_1951485777_n

Ağır ağır çıktık bu merdivenlerin bir kısmını, hatta inişe bile geçtik, geçen ömrümüz kadar kalanı yok, Yarın benim doğum günüm, ne babamın ne de anamın öldüğü yaştayım, geçmedim, daha oralara gelemedim. Üstümde hayatın ne yorgunluğu ne de kuş gibi geçip giden yılların hafifliği var. Parti heyecanları taşımayalı, kutlama için telaşlanmayalı epey zaman oldu. Bizim şükür zamanlarımız artık, bir sürü gencin hayatlarının baharında baharı göremeden öldüğü, çocukların çocuk olamadığı, savaşların cirit attığı, yani ölümün zamansız kol gezdiği bu dünyada bu kadar yaşamak bile marifet. Yaş mı alıyoruz, yıllanıyor muyuz, sermayeden mi yiyoruz belli değil. Gerçek olan; hayat bize beklemediğimiz bir armağan, ama geri alınacak olanından, fark edersek, ne mutlu. O zaman kendimize kendimizlik cennetler kurabiliriz, içine misafir alabiliriz, köşeleri paylaşabiliriz, nimetlerini bölüşebiliriz. Yapıyor muyuz ? Hayııııııır !!! Belki bir zamandan sonra biraz yapabiliyoruz. Misal kırklı yaşlar iyi yaşlardır, hız keser insan, ölümle yüzleşmeye başlar, gidenler gelmez, gelenler gidenlere benzemez, yarın dünü aratır, bazen “Yarın var mıdır ?” diye düşünür, bazen de “yarınlar komple benim !!!” hissine kapılırız. Eeeee hayat bir okul, sıralarda çok dirsek çürüttük, tüm sınavları veremedik, bazı sınavları çoooook tekrar ettik, bazı konularda prof olduk, ders verir hale geldik, yine de bilmediğimiz yerlerden soru çıkıyor.

Yarım asır geride kaldı, hatta üstüne tek hane gidiyorum, elim, ayağım tutuyor, aklım başımda, başımı sokacak bir evim, emekli maaşım, hayatı paylaştığım, eşim, çocuklarım, bacım, kardeşim, hısım akrabam, eşim dostum var. Büyük bir topluluğun orkestra şefi gibiyim, onları yönetmiyorum, seslerine akort yapıyorum :)))) Hayat en güzel şarkıları da söyletir, çoşturur, ağıtlar yaktırıp, susturur da, hayatın bir parçası olarak kalmak önemli, kaçmalar, göçmeler, ertelemeleler, küsmeler … faydasız, hayat mı arsız, biz mi ? Yumurta tavuk hikayesi gibi. Hayat ne bıkmaya ne de çok sıkı sarılmaya geliyor, hayatların bir standarttı yok, birinin iyisi birinin kötüsü oluyor. hayatta herkese yer var da numaralı yerleri torpille kapanlar da var. “Hayat sana güzel !!!” iyi bir cümle değil, kıskançlık, imrenme, sitem, haset unsurlar içerir. Hayat bayram da olamaz, en azından herkese olamaz, dünyanın bir yarısı gece iken, öbür yarısı gündüz, çeşit bol, her şey de çeşit var, çeşite sınır koyanlara zor bu hayat.

Yani bu hayat çooook geniş bir kavram, tarifi herkese göre değişir, değişmeyen başı ve sonu olduğu, bir çığlıkla merhaba, bir çukurda elveda. Bu standart sayılır, doğunca ağlamayanlar olduğu gibi, mezarı bile olamayanlar var.

Gelelim bana; 54 tamam olacak, inşallah, iyiki doğmuşum, güzel günlerim de oldu, “biter mi bugün ?” diye sorduklarımda, çok şey öğrendim, öğrenciliğim sürüyor valla, hayallerim hala var, umutlarım da ama daha kolay şeyler üstüne 🙂 Yıllarla ters orantılı yaşama isteği, ruh ile beden uyumlu değil, biri çoştukca çoşarken, öbürü “olmaaazzz!!!, Olamaaaaaz!!!” diye bağırmasa bile “yap da al boyunun ölçüsünü” diyor, gider ayak bir telaş alıyor insanı, tüm özel zevkleri, hobileri tüketmek istiyor, daha bi kaygısız, daha bi rahat oluyoruz sanki, başımıza gelenler, sadece başımıza geliyor, yalan dünya içindekilerle beraber dönmeye devam ediyor.

Beklentilerimi asgari düzeyde tutuyorum, kendi yaptıklarım menfaat karşılığı değil, bana yapılacak iyi şeyler, yaptıklarımın karşılığı değil. Bu güzel bir felsefe, iyi geliyor ruhlara, kutlanacak bir durum varsa, hak etmişsem, en iyi ödülü kendime ben veririrm, kendimi mutlu etmenin yollarını en iyi ben bilirim. Bu durumda kendime kendimi mutlu etme fırsatı veririm. (tüm bunlar geçmiş yıllardan çıkan dersler, bekleye bekleye tüketilecek ömür mü kaldı ? :))) ) Yarına Maya kültürü kokan, kadınlar için yazılan, teeee dünyanın öbür ucundaki kadınlarla yazgı bakımından çoğumuzu aynı tutan bir filmim var, sonra, yemek, çay, kahve, sonra Bianel’ de kombine biletten bir tur, sonra yoldan pastamı da alır  eve gelirim, çoluk çocuk da hazırlanıyor, geçen temizlik yaparken hediye paketlerini buldum, bulmamış gibi yerine koydum, kendime bu hafta içinde hem kitap hem de bluz aldım. Aaaaay daha ne olsun, Bir yılı daha geri de bırakmış olacağım inşallah, Allah sağlıkla, huzurla yenisini nasip etsin, iyi ki doğmuşum, Teşekkürler anne, baba, hayat güzel bir yolculuk, yanınıza geldiğimde size havadislerim olacak … ❤

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑