EYLÜL ORTASI VE SONU GÜNLÜKLERİ


11031938_10153120131313159_723335362757154798_n

Eylülün başı yaz sonu sonbahar, o da geldi geçti, tahminimce yaz bir ara verdi, havacılar dönecek diyorlar, gelişler, gidişler, geri dönüşler … hayat trafiği, gelen gideni aratıyor, gidenler, gittiği gibi gelmiyor, işte bizde bu trafikte hayat yolcusuyuz, eylüle de el ettik, Ekim heyecanı var içimizde desek ne yalan ne de doğru olur, ama olsun diye gayret edicez artık 🙂

11 Eylül 2015

Yağmur gelecek gibi ama gelir mi bilmem. Uzun zamandır beklediklerimiz ya hiç gelmiyor, ya da beklediğimiz gibi gelmiyor. Bekleyen de, bekleten de sorunlu, durumdan kim sorumlu ? diye oturumu açtık bakalım. E-5 de bir şey var, sabah sabah korna seslerinden yıkılıyor ortalık. “Hayatımız da trafik ağlarından örülü !!!” , diye evin filozofu olarak bi sallayalım bakalım,her yöne akan akmayan, kelimenin tam anlamını veren, kelimeye kinaye yaptıran, espri katan … Bir trafiktir gidiyor, daha doğrusu her şeyin trafiği var. Bazı trafiklerde tıkanma sürpriz değil.
Birini sevmek, ona saygı duymak, yaptıklarını onaylamak, taktir etmek, arka çıkmak, destek vermek … güzel bi şi. Karşılıklı mutluluk verir. Fakaaat bu ilgi ve alaka alan tarafı uçuruyor çok zaman, öyle bi havalanıyor kiiii, yere düşme hızı çok şiddetli oluyor. İşte bu hep böyle de bundan ders alan, “Bundan böyle düşünerek atalım adımlarımızı, elbet her gün mutluluktan yana alırız payımızı” diyen yok, ya da sayısı az, insan her şeyi birden kucaklamak istiyor, koşmak istiyor, ardına bakmadan koşmak istiyor, “sahibi benim, benimdir, beniiiiim !!!!” derken elde var sıfır. işte bunlarda dünyanın renkleri besbelli, türlü çeşitli, hazım zorluğu çeken, karnı ağrıyan, gözü kararan, kabahati ruh haline bulan insanlar.
Bir hafta sonunun daha başına geldik, kendimize gelemedik ama, kendimize gelir gibi olurken, tekrar tekrar kendimizden geçmekten bir hal oluyoruz da takvim ilerliyor, o notunu alıp yola devam ediyor, Aaaaah ” ne içindeyim zamanın, ne büsbütün dışında, yekpare, geniş bi anın, parçalanmaz akışında …” demiş ya A.H.Tanpınar ne güzel demiş, hepimiz köklü sarmaşıklarız, dünyaya sarıldıkça sarılan, kökü kendimizde ama biz farkında değil …

12 Eylül 2015

Ömrümüz olur da yaşlanırsak kiii yaşlanmak da sınırları tam olarak çizilmemiş bir durumdur, Muhtelif ağrılar sızılar, torunlar torbalar, ölenler kalanlar, memleketin durumları, hayat pahalılığı derkeeeeen (bu kadar çok şeyi dermiyiz acaba, kimse kimseyi dinlemezse, kulaklar seçici olursa deriz kanımca ) sıra 2015 yazına gelir mi ? eğer grupta ben varsam gelir. “Aaaay ne uzun bir yaz idi, kendi aylarına sığmadı, eylüllere taştı, geç geldi, gitmek bilmedi, güneş, kan, gözyaşı, seçim, genç ölümleri, tarlada zayi olan ekinler, uzayıp giden tatiller …” artık aklımızın yettiği kadar deriz.tabi sonradan gelmesi muhtemel yazlar bu yazı bile aratmazsa kiii aratmaz inşallah diyelim.Heyecanlarımız zayıflıyor, umutlarımız destekle ayakta, beden ağırlaşıyor, huzurumuz kaçan balonlar gibi havalarda asılı, hayallerimiz varla yok arası … böyle hissederek, şükürlük manzaralar karşısında, “çok şükür, içinde değiliz, içinde olanları da Allah kurtarsın” diye kendi kendi kendimize yeterek, kendi kendilerini yok etmeye ant içenleri izliyoruz.
Af ederim, küskünlük tutmam ammaaaa bana yanlış yapan içinde illa ki “özür dilesin, özürü cümle alem bilsin, bi de üstüne geri gelsin” demem.Vicdan varsa eğer insanda ağırlık yapar, hatta ezer, vicdan kötülüklerin önüne geçer, vicdanı olmayan insanların dilleri istediği kadar söylesin, gözleri yaşarsın, omuzları düşsün … ne fayda, gitsin rolünden dolayı Oscar alsın, egosuna yara bandı olur. işte bugünler vicdan savaşları, var mı ? yok mu ? diye akıl oyunları oynuyoruz. Nereye inanılacak, kime güvenilecek, hangisinin peşinden gidilecek bilemiyoruz. Sorular soruyoruz, kendimize, onlara aldığımız cevaplara göre de elimiz vicdanımızda.
İşte böyle bir gün, dişimin ağrısı ekstradan, nem oranı yine orantısız, “yaşamak, bir ağaç gibi özgür ve hür !!!” olabilecek miyiz bakmaya devam, oluruz inşallah, hatta olduğumuzda durum olsun maşallah,bi umut işte, cümleten günaydın

13 Eylül 2015

Sonra, bi bakıyoruz kiii, kendi kendimize soru sorar olmuşuz. İçten içe sorular, gerçek sorular mı acaba ? yoksa cevabına uygun sorular mı ? Fark ediyoruz, aksayan yanları, sonu yanlışa varacakları,az çok olacakları da şu kendi kendimize yalanlar bölümü var ya oyunun o bölümünü geçmek çok zor. Biz diye başlayan içinden ben çıkan cümleler var ya en çok da oraları karışık, biz’den ben’e geçerken, ne çok kendini ifade etme isteği, ne çok kendini anlatma, ne çok bildirge yayınlama var, aaaah aaaah !!! baksak göreceğiz, hem söyleyenler, hem bakanlar kör, aaahh aaaah !!! “ille de benim pencerem” yakıyor bizi.
pazar sabahları hep aklımda “lay lay lom !!!” olarak kalmıştır, böyle olsun diye de insanlık yoğun bir çaba içinde. Ama öyle değil ki, pazarlar en tedirgin günler ki, gerisinde biten bi hafta, önünde gelecek günler var, muhasebe günüdür pazarlar. Evin annesi, evin hanımı, evin tek sahibi … işte bunlar pazarların müteahhidi, çoğul ve pembe pazarlar inşa ederler. pazar diğer günlerin intikamı gibidir, yemeğe, uykuya, tembelliğe yüklenir
veee sonra her şey gibi haftanın pazar günü de biter, gelir ve geeçer, izi kalması muhtemeldir, sevilir pazarlar, sevindirme günüdür ki pazarlar. Yani diyorum ki ; mutluluk yolunun adresi çok, herkesin yolu illa ki mutluluk beldesine düşer, nasıl gidildiğini, kimle gidildiğini, ne kadar kalınacağını herkes kendi bilip ayar edecek, Haydin !!! üç yanlıştan üç mutluluk yapalım, misal sabah kahvaltısına hamur işi, yanlış ama mutluluk verir, bizim eve ve bana veriyor. Gerisini de siz bulun, ben kahvaltı da üç yanlıştan çooook doğru yapmaya gidiyorum, pazartesi töbe etcez işallah :)))

14 Eylül 2015

Üst üste sıralanan plaklar, tek tek pikaba düşerdi, iğne turunu küçülterek dolanır, plaklar dalgaya rast gelmiş yüklü gemiler gibi inişli çıkışlı dönerdi, sevdiğimiz şarkılar çok sevdiysek az cızırtılı odalara dağılırdı, biz de söylerdik, bu sabah da üst üste konmuş plaklar gibi aklımdan şarkılar geçiyor ama bozulmuş kısımları var, tamam edemiyorum şarkılarımı 🙂
“Gürgen, meşe, palamut, yerde yaprak, gökte bulut, gel sen burda derdi unut, orman ne güzel, ne güzel ” çocuklardan kalma bi çocuk şarkısı, devamı var mı? söylediklerim doğru mu ? bilmem, aslında favorim ; “Bir gün, bir gün bir çocuk, şekerde sanmış ilacı …” bak onunda sonunu getiremedim, kendi zamanımdan kalma “Zeyneeeeep harman yerindeee, düvenin üzerindeeee …” o da yarım kaldı, bak.
Çocuklar okuldan dönünce, neler oldu bir biıııır anlatırlardı, sıra ile dinlerdim onları veeeee veli toplantısında en çok şeyi ben bilirdim de “amaaa aramızda kalcak anne !!!” , “tamam, tamam aramızda” dediğim için kıs kıs gülerdim içimden, çocuk savunan ana babalara, ne çok kitap okudum, arada resimlere yeni hikayeler uydururdum, hayattan alıntılı, Boyama kalemleri, kitapları, rakamlardan birleştirerek resimler çıkarma, sebzenin faydaları, tuhaf sorular, onlara bulunan akla yatkın cevaplar …bunlar hayat , sonra büyükler küçüklere okumaya başladı, derslerde öyle idi bizim evde, bir büyük bir küçükten sorumlu, bir zaman da kız duvarlara resim çizdi, siliyordum, temiz yerlere tekrar çizdi, ben de bıraktım, yer kalmayınca o da bıraktı, hevesi geçtiğinden emin olunca da boyattık. Bu yaz duvara Dart asmıştık, hedefi tutturamayanlar duvarı delik deşik etmiş, bu sabah gözlükle daha net gördüm, Üstünde düşünücem , daha sonra.
Şimdilerde ne boyama yapan çocuk ne de kitap okuyan anne kaldı, okul şarkıları da var mı bilmem. Bilgisayar, her şeyi sayıp önümüze döküyor, hafızamız da kalmayacak bu gidişle, her şeyi bilgisayar hafızasına yükleyeceğiz, sonra da, mavi ışıkla yorulmuş gözlerimizle, her bilgiye ulaşmış parmaklarımızla, kim nerede, kiminle ne yapmış bilgileri ile aşırı doymuş, hayattan hazımsız oluyoruz. “Kim kiminle, nerede, ne yapıyor ” bi oyun adı idi, bi de yağmur sonrası toprağa saplanan çivi oyunları vardı, yol yol çizerdik izleri, geçen küçük çocuk tezgahı gördüm, elindeki ufak tefekleri satan 🙂
Bir şarkıdan nerelere geldik, eski zamanları eskitmişiz, hatta yok etmişiz, bizim yaşadıklarımız, “komik ve saçma” oldu bile. Şimdi bol çene ve muhalefet revaçta. Çok laf az iş. Hava durumu izlediğim bir site var, geçenlerde yorumlarda iki kişi; “Yaz bitmesin, eee hadi sonbahar gelsin” meselesi yüzünden kapışmıştı. ben ce esas komik ve saçma olanlar bunlar, birbirini tanımayan insanların sanal alemde, gerçek gibi kavgaları.
Bitmez bu satırlar, yazdıkça yazarım ben, deeee gün başladı, bi de pazartesi, arkası bayram haftası, yapılacak hazırlıklar var, daha Kaburga Dolması çalışıcam ben, Haydin günaydın …

15 Eylül 2015

Bazı kitapların okuma anlama zamanları ve yaşları var. Aslında hayatta her şeyin bir yeri ve zamanı var da bizim de acelemiz var, artık nereye yetişeceksek, son durak kişiye göre değişir, diye zannediyoruz da , bilmem, aslında bilirim,hayatta arzular, ihtiraslar, gizli plan programlar var, kimse bana yok demesin, diyenin cümlelerinde yalan var. Sabahları zihin dinlenmiş olmuyor, geceden yorgun geliyor, rüyalar, kabuslar, doluya koyup, olmadı boşa koyup dolmadı diye hayat düzenlemeler … felan fistan , bunlar hep gece işi. Yorgun zihinler, yorgun bedenlere delallet eder, iyi bir kahvaltı, bunların hakkından gelir, üstüne iyi bi haber, dışarıda bi de güzel hava … “oooo missss, alırım bi dal !!!” olur mu ? oluuuuur !!!! Valla olsun çok isteriz, birlik berarberlik ruhu üstümüzde dolansın, hatta bizi içine alsın, yağmur olup, diyardan diyara yağsın, hayat bayram olsun, bütün dünya da buna inansın isteriz, isteriz de isteme şekillerimiz farklı, amaça giden araçlar farklı, kullanım şekli bambaşka, herkes güzellik vaat ediyor da güzel kime göre güzel, herkesin güzeli başka başka bacım !!!
Aaaaah dünya hep aynı dünya, yalnız modayı takip ediyor, makyaj yapıyor, aynı sonuçlara farklı yollardan adres veriyor, sonuçlar aynı ama, teeee yıllar yıllar önce de yaprakla giyinirken de durum aynı idi; şimdi marka giyip aynı sonucu alanlar var.
İçimizdeki Şeytan /Sebahattin Ali dün bitirdim, ruh hallerini çok güzel yazıyormuş, keşke daha çok yazabilseymiş, tüm kitaplarını okudum sanırım, şiirler, şarkılar, romanlar … ne güzel şeyler bırakmış ardı sıra. İşte ondan kahırlandım, uzak uzak zamanlardan yaşanmışlar, güne cuuuuk diye oturuyor, bu dünya dönüp dönüp aynı yere geliyor.
“Taşa çaldım ayvam ile narımı, hep harcadım elde olan malımı, eğer yarim ben giderde gelmezsem, kırmızı güllerde ara rengimi, amaaaan yar, hele hele yandım yar, bu sene de gurbet elde kaldım yar, bir kötüye nasıl meyil verdim yar ? amaaaan yaaar …”
Sabah türküsü, hem sitemli, hem oynak, pişmanlık da içeriyor, hem söyler, hem oynar, hem de güne başlarız, haydiiin …

16 Eylül 2015

Bazı sabahlar geveze olur, konuşur da konuşur iç ses, hatta iç sesler muhabbet eder, muhabbet de denemez ya biri bildirir, biri savunur, biri içininde içinden konuşur. Topluca bakınca “ipe, sapa gelmez” sayılır, “ipe un sermiş, göle maya çalmış hocamız var ” der başka bi ses, sonunda hiç bir yere bağlanmaz bu konuşmalar, zaten bağlıdırlar ki, sıkı sıkı bağlanmaya karşı olduklarından, sorumluluk almaktan kaçtıklarından, mesul olmak korkusundan … uzar da uzar. Bunların seslisi de var ki, konuş konuş, havan da su döversin, kim suçlu bilemezsin, acaba ? İnsanlık mühim mesele, henüz tam olarak çözülemedi, bence çeşit çok, kategorize etmek zor, alt başlığın da altı, hatta çok çok altları var, “insanlık ölmüş, azizim !!!” diyenler hem doğru hem yanlış, bu denge yüzünden hala varlığından bahsediyoruz.
Dün şehre indim, artık böyle diyeceği, Bir kasaba ile merkez arası kadar sürüyor şehir merkezine doğru gittiğim yerler. yolda ilan tabelasının üstünde, “Edirne seferleri başladı, kalkış metrobüs durağından ” diye bir şey gördüm, hem de iki tabaka, bi anlam veremedim. Taaa kiii akşam haberlerinde gördüm, Suriyeli’ler Edirne’ye gidiyorlarmış, sınırı geçip, Almanya’ya gideceklermiş, ama polis onları otogar’da tutmuş, bir kısmı yürümeye başlamış. İçimizden çok şey geçiren bir haberdi. hatta çorapları ile yürüyen, pembe elbiseli, 3-4 yaşlarında bi kız görüntüsü içimi dağladı. Bu insanları bu yollara dökenlerin hesabı nasıl olacak, bu insanlar maceracı mı ? diye soranlar” çaresizlik tüm yolları tutmuştu” , tek seçenek, son seçenek cevabından tatmin olacak mı ? “Mülteciler, sürgünler dünya tarihinden az yenidir, sebep de biriksinler diye beklenmiştir ” diye bi yuvarlak savunma var mıdır ? bunları yaşayanlar, yaşatanlar, uzaktan bakanlar, içlerine atanlar … ne olacak bu travmalar ?
Özetin özeti ; “Bu alçak dünya para üstüne döner !!!” , “para ile saadet olmaz” zengin yalanıdır, zenginin hem dünyası hem de ahireti güzel olurun açılımı ; sen harcarken, üç beş de sağa sola koklatırsan, hayır dualar da peşin sıra gelir, hatta duacıların müritin olur, askerin olur, “Öl de ölelim !!!” diye tempo tutar.
Böyle işte, “Batsıııın bu dünyaaaa !!!” kahır dolu bi şarkıdır, ama kurtuluş değildir, “Bu dünya batmasın, herkese güzel olsun, yaşanır olsun, herkesin evi olsun, topraklar savaş nedeni olmasın, onlar ekilip biçilsin, üstünde yaşayanlar olsun, dünya çöl olmasın … sabah dilekleri bunlar, hadi, işalllah

17 Eylül 2015

Kafam yapılacak işlerden yapılmayacak olanları ayıklamakla meşgul, iç sesim dalga geçiyor, “ne uğraşıyon, çiz üstünü gitsin” .Kırmızı büyük çarpılar okul hayatımızın kabusudur. “Bu olmamış, hem de hiç olmamış, yok sayıyorum, otur, sıfır …” Emeğe saygı yok, sınıfta rezil olduk, hatta mahçup olduk, eve ne diyecez, karneye ne gelecek …” çok şükür bunlardan okul bazında kurtulduk ammaaaa hayatta kırmızı çarpılar devam ediyor, hatta yaş aldıkça elinden kırmızı kalem düşmüyor, “çiz gitsin, at gitsin, sat anasını, sat gitsin …” gazları havada uçuyor da kalem elmizde kaldığı ile kalıyor, eeeee bizim ayaklar yerde kardeşiiiiim !!! Nerdeeee biz de o yürek, arada yürek yeriz onu da hazım edemeyiz, SO RUM LU LUK duygusu çoğumuza çip halinde takılmış, bip, bip rahat vermiyor,yani bizim kuşak, şimdilerde eser miktarda uçucu, esans gibi, geliyor bi ümit veriyor, sonra gidiyor, bizim gözler hep yolda, hep yolda,
“Eli sıcağa dayanmayan kahır çekemez” derler. Yani ya kahrından ölürsün, ya da “bu daaaa geçeeeeer, bu da geçeeeeer ” diye türkü eşliğinde birini bitirir, “sıradaki gelsin” dersin. Ellerim sızlıyor, sıradaki gelebilir. Bu uzayan tatiller, gündüz insan gece hırt olan gençler yüzünden, evde hayat sessiz bölümlerden başlıyor, dün kahvaltılık sos yaptım, malum benim büyük oğlan çok sever, bayrama da gelecek inşallah,Közlenmiş patlıcan, biber, domates, rende havuç, sarımsak, hakiki zeytinyağ, bolca emek, ortaya çıkan bi elmek (Yöresel ölçü ifademizdir, bir avuçtan az fazlaya tekabül eder ) Bugün de yine istikamet mutfak, tangırdamadan, tungurdamadan, kokuyu arka odalara çok salmadan kış için çalışmaya devam, bugün turşu kurcaz işallaaah.
Hayatla aramızda olan problemlere rağmen, kanka sayılırız ,Zaten dünya yüzsüz ile arsıza kalmış, derler ya ben de hayata karşı arsız ve yüzsüzüm, geneline tabii ki de, ayrıntılarda çok şükür, yüzümün derisi kalın değil. Hadi toplayalım, bugün kuzumun doğum günü , Yirmibeşi bitirmiş olabilir :)))) Bu da anne matematiği, çocuklar genel olarak, “aaay o kadar oldun mu ?” kategorisinde değerlendirilir, parmak hesabı yanıltır, yavrular en doğrusunu bilir. anne de bilir de inanası gelmez,
Kendime verdiğim süreyi aşmışım, haydin, günaydın …

18 Eylül 2015

Hayat güneş doğmadan başlıyor.Mahallenin kedisi, köpeği, kuşu, uzaklara işe gideni, arka caddenin araba sesleri, ön tarafta çocuk toplayan servisler, araya karışan sirenler, varsa rüzgar, yağmur, bir tur çöp arabası … görüntüden önce ses olarak geliyorlar, sonraaaa, sonrası malum, adına trafik diyoruz, hatta yoğun trafik diyoruz, böylece hayat kasap havası oynar gibi akmaya başlıyor. İstikamet belli, halay başı değişken, katılımcılar daha da değişken, kollar, bacaklar, omuzlar … bi gayret kapıya doğru, oyun kurucu hayat. Kasap havası bizim zamanımızda düğünlerin son parçası olurdu, masalar arasından, geçebileceği her yeri yol yapar, önce bi uzar, gittikçe kısalırdı :)))
Yer gök inşaat, yerin üç beş kat altına da iniliyor da yukarıda sınır yok, bulut arası kuleler, şimdi fıçı gibi olanını da yapmışlar, tıkıştırılmış, aileler, aynı yerde spor yapıyor, yüzüyor, markete, çarşıya gidiyor, çayını kahvesini içiyor, hatta yer altından “M” lere bağlanıyor. reklamın üstüne bi “M” harfi yapıştıran satışta rekor yapıyor mu acaba ? Evler bankaların eline düşüyormuş birer birer, hiç şaşırmadım, yorgan ve ayak ilişkisini bilen yok, ATM lerde sıra gelmiyor, bi yerden alıp bir yere yatırmalar, esnek hesapta ne kalmış bakmalar, eee bi yerden patlıyor sonunda. Kendimi bildim bileli, çiş yarışı var, bundan kazançlı çıkan yok, olacaklar ile olabilecekler arasında hesap kitap yapmak gerek. Birden büyümeler hayra alamet değildir. Bir de “M” lerin son durumu var, ne binilecek gibi, ne inilecek gibi, yollar eskimiş, araçlar daha çok eskimiş, taşıma ile bitmiyor insanlar, bu yaz yolcu kapasitesinde hiç bir azalma olmamış, bakalım bayram sonu açılan okullarla durum ne olacak.
Ben de şehre inicem birazdan inşallah, eee Bienal zamanı, tuzlu su temalı, istikamet Karaköy tarafları. Açıklamalı turla gezicez inşallah. Sanat hep bi açıklama ister, Kitaplar bile, önce arka kapağını okurum, sonra yazarın hayatını, varsa önsözünü, basım tarihine, baskı sayısına da bakarım. Son Yeniçeri / Reha Çamuroğlu yeni bitirdim, Hem yeniçeri, Hem Bektaşi ocağı, bir sürü şey öğrendim. Araya dergilerimi koydum, yeni kitap da sırada, bazı şeylerin sonu yok, öğrenmek gibi, olmasında, hatta öğrendiklerimizi hayata geçirmek, başkalarına da öğretmek nasip olsun.
Hem işim var, hem yazasım var, Bi de ilerleyen zaman var, bir orta bulucaz, yazmayı kestim bile, Cümleten günaydın

19 Eylül 2015

“Hayat kısa, tatlıyı önden yemek gerek” demişler, doğru da demişler. Baş öğretmenimiz olan hayat, bize sırayla öğretmiyor, bi acı bi tatlı diye denge de yok. Hayat tatlı sert bir öğretmen. Bağlı olduğu bir bakanlık olmadığı için gerçi bakanlığı olup da bağlı olanlar da ortada, hayatın nereye baktığı nasıl baktığı belli değil, hayat bakıyor, baktığı yerlere baktırıyor, “yorum size kalmış !!!” diye de atar yapıyor. Aaaaaah atara atar, gidere gider yapmasını da öğrendik de yerleştiremedik, eski terbiye yakamızdan düşmüyor,”Aaaaah hayat bizi ezikleyip durma, hakkımız hukukumuz aklımızda kalmasın, biz de tuttuğunu koparanlardan olalım, “ama ama yazık, ne desem, nasıl söylesem” triplerinden kurtar biziiiii !!!!, amiiiin !!!” diye bi sabah duası ettik var sayalım, bu dua kabul olduğunda yüzümüze gözümüze bulaştırmayalım, “Ne nasıl, yapılır, yapıldığında nasıl yağ gibi su üstünde kalınır ?” diye de bi hayat dersi var da bizimki hep kırık not, hep bütünleme, sınıftan atılana kadar sanırım bu böyle
Yurdum uzun tatillerden birine daha girdi, para yok, tatil var, yatın yuvarlanın, evde didişin, gündemi unutun tatili. Benim ekip salı akşama tamamlanacak inşallah, malum özel sektör bizimkiler. Ben de ancak yetişirim, bir tatil yaptırma, evde tatil huzuru sağlama, yeme içme, hediye, ibadet, ziyaret … hepsi benden geçiyor, Allah bugünlerimizi aratmasın, yapılacak olanları yapıcaz inşallaaah, evinannesi olmak kolay değil.
Dün İstanbul Modern’i dolaştık, sanat, kültür karışımında gözlerimizi dört açıp anlamaya çalıştık,ehh biraz da anladık,Tuzlu su, hayatın sıfır noktası, çünkü göz yaşı tuzlu, doğar doğmaz ağlıyoruz, daha sonra da hayat sağ olsun, neşeden, kederden, sebepsizken ( Bu bir ikna yalanıdır, sebepsiz olmaz, sebebini açıklamak zordur ) de ağlatıyor. İşte bu tulu su her şeye karışmış, daha üç tur daha var, araya bayram, Film Ekimi girecek, sonra devam. Kasıma kadar zamanı var.
Benim zaman buralarda harcanırken, çamaşır makinede, çay ocakta, bugün yapılacaklar listesi aklımda, haydin hayat bilgisi dersinde yerimizi alalım, bakalım bugün neler öğrenip, neler öğreteceğiz, habersiz sınav var mı göreceğiz, hayatın huyudur ansızın ” çıkarın kağıtları sınav yapıcam, kapatın kitapları sözlüye başlıyacam !!!” der, Tüm sorular bildiğimiz yerlerden gelsin, inşallah, Cümleten günaydın

20 Eylül 2015

Eeeeeh artık “Bayram gelecek evimizeeeee !!!” türküsünü çağırma zamanı. Tartışmalı, travmalı ,Kanlı, kasaplı, hayır hasenetli bi bayram. Ben o tartışmaların içinde değilim. Et severiz ve yeriz,Kendimi bildim bileli evde bir kurban telaşı olmuştur. Hiç de kötü bir anım yok. Kurbanı babam keserdi, hayvanı önden alırdık, bağ bahçe de vardı, önce bir çukur kazar, hayvanı keseceği zaman başını çukurun kenarına yatırırdı, gözüne ütülü mendil bağlardık, boynunu dualarla okşaya seve, hayvanı üzmeden, işi vahşete dönüştürmeden, gözünde iki damla yaşla keserdi babam, yaş şükürden mi, yaptığı işten artık orasını bilemem ama hepsinden olabilir, sonra ağaca asar derisini zedelemeden yumrukla sıyırır, tuzlar, katlar, vermeye hazır tutar, hayvanı parçalar, tepsilere sıralar, işi bitince gömülecek olanları gömer, çukurunu kapatır, etrafı da yıkardı. Üçe bölünürdü et, eve, fakire fukaraya, hısım akraba ile yemeye ya da onlara vermeye, en az yedi yere verilmesi gerek derlerdi. İşkembe, kelle, paça da babamın elinden annemin talimatları ile çıkardı. Eti dinlendirirdik ama ilk yemek ciğer, yürek, böbrek kavurma olurdu, işkembe de ertesi güne en geç yetişirdi. Öyle kesilen hayvana zorla baktırma, ayağını tutturma, hayvanı elinden kaçırma, hayvanı kesmeden yaralama … gibi hallere hiiiiç tanık olmadım. Babam bu işin ustası idi, hatta küçük halam da kasap olarak çok iyidir ama babamın yanında mı yetişti kendi kabiliyeti mi bilmem, görünce sorarım artık, Biraz kokulu, biraz telaşlı, mana ve önemini anlaması zor bi bayram bu bayram. İlk gün hiç ziyaret yapılmazdı, herkes kendi eti ile ilgilenir, kesmeyenler de evinde hissesini gençlerin elinden beklerdi,teşekkür ve bayramlaşma sonraki günlere kalırdı, son gün de illa ki yağmur yağardı, “kan kokusu gitsin diye yağar” derdi babannem.Tabii ki de evlerde hassas insanlar olurdu, onlara da eziyet edilmezdi, misal bizim evde ablam,Mutfaktan uzak tutulur, önüne başka yemek konurdu. Şimdi durumlar değişti, etin de derinin de peşinde hayır kurumları var, bağ bahçe kalmadı, hijyen sınıfta kaldı, Marmara denizine lağımla birlikte kan akıyor, kesimhaneler nispeten daha iyi, bu da çevreye rahatsızlık veriyor, rahatsızlık konusunda hem fikirim, bağış iyi fikir de bi tane ben yaşadığım sürece eve olacak inşallah, benden sonrası tufan, ben karışmam, bir kaç yıldır, bir markette kestiriyorum, parasına faiz karıştırmadan ödüyorum,hatta işlem yaptırıp alıyorum, verdiğim yerlere kıyma, kuşbaşı veriyorum, o da alanları memnun ediyor, çok şükür dolabı dolduranlardan değiliz. Tüm sorulara vevap verecek evrakları var, içimde rahat.” Din ile çok detay akla zarar” diyenlerdenim. Bayramları birleşme, buluşma,barışma,yardımlaşma olarak algılıyorum, bayramı tatil olarak algılayanlar, bayramı yaşayamazlar, zaten bayramlar da bayram olmaktan uzaklaşıyor. Eeeee artık nerdeeeee o eski bayramlar deme zamanım geldi :)))
Aydogan abim cümlelerim sana ; Kapı çaldığında bir kalabalık, hatta küçük bir ordu olurdu arkasında, “Cüceler” geldi, derdi kapıyı açan, kardeşler, gelinler, çocuklar, yeğenler … nasıl bir hava dolardı eve, en çok sizin ekibi hatırlarım, gezdikçe birleşip, çoğalıp gelirdiniz. Kocaman İskender Abi, En çok korktuğum Muzaffer Abi ( Bıyıkları ile Ustra Kemal gibi dururdu), Güzeller güzeli Sevgi abla, Delikanlı Erdoğan Abi, Çakır gözlü Emriye Teyze, Geçim ehli olmayan Mashar Enişte, Altın küpeli, Münire Teyze, Oyuncakcı İhsan (hikayeyi biliyorum, anmasam olmaz :)))) ) Teyzeler, Dayılar illa ki sizi beklerdi, şimdi ne gezecek adamlar ne de gidilecek evler kaldı, toprak ziyaretlerimiz var şimdi. İnsan yazarken okurken bi gidip geliyor, geçmiş zaman sesleri kokuları getiriyor,uzun uzun yazmışım, ne yazdım bakmadım, hazar günlük bu içimden geldiği gibi, adı geçen, içimden geçen tüm ölmüşlerimize rahmet olsun, nur içinde yatsınlar, kalan sağlar bizimdir,Artık onlarla, aramıza yeni katılanlarla, bizim kattıklarımızla bayram edicez inşallah, Evin annesinin kafasında bayram yemekleri var kiii, hele bi kahvaltı edelim de öncesinde.

21 Eylül 2015

Sessiz, sakin, aydınlık bir sabah, Fırtına öncesi sakinlik diye içimizden şüphelenmiyoruz, kötü şeyler düşünmüyoruz. “Çok gülen, çok ” sendromundan kurtulduk, aklımız başımıza gelince (olgunlaşma da diyebiliriz) ne çok gülebiliyoruz, ne de çok ağlıyoruz. Çünküüüü gülünecek şeylerin sayısı git gide azalmakta, (Gülme komşuna gelir başına, geçerliliğini koruyor, insan neyi kınarsa yaşamadan ölmez, derler ya o doğru) çok ağlamak da çözüm değil, ne kadar yırtınırsan yırtın, bazı şeylerin önüne geçilemiyor, bazı olmuşlarla, tüm ölmüşlere çare yok, “yazık inci tanelerimize ” diyoruz ki.
Ammmaaa bazı zamanlar var kiii “ağlamak ayıp değil, saklama gözyaşını !!!” işte bu kurala da yaşlandıkça uyuyoruz, yani bizler, benim nesil, şimdiki nesil tüm duyguları anında yaşamaktan yana, amaaan iyi de yapıyorlar, biz biriktire biriktire ne hale geldik,
Toplu ağlamalarda insanlar neye, niçin ağlarlar diye merak ederim. Misal bir cenazede herkes ölüye mi ağlar ? Yoksa kendi ölülerine mi ağlar ? yoksa içinde öldürdüklerine mi ağlar ? Ben baba cenazelerinde az kendi babama, anne cenazelerinde az kendi anama, çokça da geçen yıllara, onların anılarına, gelecek yılların da meçhul yanlarına ağlarım. Ben her şeye gülmem ama gönül telimi titreten her şeye ağlarım, gelene gidene, okuduğum kitaba, seyrettiğim filme, mutlu olduğumda, hüzün dolduğumda … yani çok ağlarım ben. Ama gülmeyi de severim, en çok kendime, çoçuklarıma, bir iki şahşına özel insan var onlara, kara mizaha da bilgiç bilgiç tebessüm ederim.
Dün sokaklara çıktık, iki bacı bi de benim kız, hem köfte yemeye, hem de mobilya bakmaya, kalabalıktan başım döndü, herkes İstanbul’da, kimse bi yere gitmemiş, ya da gidenlerin yerine iki misli gelmiş !!! kesin bilgi yayalım :))))
Sonra dönerken metrobüse, mendilci küçük kızlar bindi, birisi yanıma geldi, diz kapağımdan az yukarıda bir boyu var, mendili uzattı, bir şey demeden yüzüme baktı, elimi bozuk para cüzdanıma attım, parmak uçlarım ne tuttu ise avucuna saydım, kaşımla “Mendil kalsın ” dedim, o sırada durağa geldik, bu hemen indi, kendinden az büyükle buluştu, heyecanla parayı gösterdi, beni gösterdi, canımın önüne geldi, bana kocaman bir öpücük gönderdi, verdiğim para ne beni fakir eder, ne de onu zengin, ama avuç içi kadar bir mutluluğu paylaştık, küçük kızla, sonra ben yolun kalanında ağladım, ” niye bu yavrucak yollarda, akşam gidecek bir evi var mı ?, kaç yıl yaşar, kurtulur mu ?, Kurtulsa travmalarından kurtulur mu ?, annesi var mı ? …” daha bir sürü soru ile kendime soru sorup kendimi imtahan ettim, sonuç insanlık sınıfta kaldı, ben de geçemedim ama,
İşte böyle bu sabah, evinannesi bayram sonuna kadar sayfasından izinli, hayattan sayfalarla malzeme yapıcak, sonra onları yazacak, ammaaaa önce baklava börek açıp resimlerini instagrama koyacak :))))))) Ara ara da evhallerini haber yapacak tabiiii kiii de, “anne beni yazma !!!” diyenlerin gözünün yaşına bakmayacak
Gönlümüze göre bir hafta ve bayram olsun, akan tek kan kurban kanı olsun, o da doğru yerde yerini bulsun, Hısım akrabayı arayalım, dargınlarla barışalım, çocukları sevindirelim, yolu Edirne taraflarına düşenleri beklerim. Bayram yemeği, Bayram tatlısı, mendil, harçlık … tarafımdan temin edilir. Ama esas sermayemiz, güler yüz, tatlı dil, Cümleten öptüm, sevdim, şaaaaneeee bi hafta olsun cümleten .

23 Eylül 2015

İnsan uzun yıllar evli kalınca birbirinin aynası oluyor, kapıdan girerken eşimin bir sıkıntısı olduğunu, yemek yerken de dişinin ağrıdığını bildim. Böylece yazlık dişe takıldı, Allahdan nöbetçi dişcimiz var, o da akşama yola çıkacak ama gitmeden eniştenin dişlerini onarmış olacak, inşallah. Böylece arife gününde bir savaş meydanını andıran evimizde biraz daha kalacağız, odaların önünden gözlerimi kapatarak geçiyorum, salonda sadece tv ye ve bilgisayara bakıyorum, arada bi hışımla kalkıp, bir iki şeyi yerine koyuyorum, ammaaa what fayda, hane halkı böyle mutlu, şarj aletleri kördüğüm olmuş vaziyette, muhtaelif sehpalardan sarkıyor, boş bardaklar iteleme usulü ile çoğalıyor, sabahlayan kız uyuyor, kalkan gençlerin eline kahvaltı öncesi çayı uzattım, gözler meşgul :)))) Dışarıda yağmurumsu bir şeyler var, sessizliğin sesi bile susmuş, yazarken ayağımla bir şeylere dokunuyorum, aaaazzz sonra eğilip bakıcam,
Hayat karışık, karmaşık, meraklı, heyecanlı, endişeli, kalabalık olarak akıyor. Uzayda bir kum tanesi olan bu dünyayı gözümüzde büyütüp de sahiplenmeye kalkmak, kendimize krallıklar kurmak, oralarda baskı ile düzen sağlamaya çalışmak … beyhude işler. Varsa sağlığın, cebimde yeteri kadar paran, eşin dostun el altında, çoluk çocuk etrafında, aaaah biraz da umut olmalı, biraz da renkli gözlüklerle hayata bakabilme … gerisi geliyor, valla :)))
Ankara’dan oğlum geldi, oleeeeey !!!, Eşim de geldi, aaay hadi ona da oleeeeeey !!!!, planlarım ve programlarım var aklımda, ama sırası, zamanı değişebilir, esneyebilir şekilde, eeeee hadi o zaman, deliye her gün bayram :))) hepimiz biraz deliyiz, deli olmak, delirtmekten daha güzel kiiii, “Deli deli, tepeli, kulakları küpeli ” , ayol kim bu deli, Haydin huniler bu sene hem çok moda, hem de sebil, hunisini sevdiklerim, cümleten günaydın dedim

27 Eylül 2015

Etrafta bayram olduğuna dair söylentiler var, arada hşsseder gibi oluyorum ama tam olarak idrak edemiyorum :)))) Orta hizmetçisinden az halliceyim, fıtratımda hizmet var, çırpınıyorum ve tam isabet çarpıyorum, bu bayram mutlu ettiğim insan sayısı geçen bayramı geçti mi bilmiyorum, aklım başıma geldiğinde bi parmak hesabı yapıcam. Aklım suda sabunda, dolap içlerinde, bastığımız halıda, banyodaki çamaşırda, hala beni yapış yapış yapan havada, trafiğe saldığım Ankara Yolcu’larında, ütü masasında, yarın okula gidecek olan liyseli kızda, yarın okulu açılacak olan, hafta içi teyzesine taşınan oğlanın toplanacak eşyalarında … aklım benden başka yerlerde, arada başıma geliyor canım,
Sabahın köründe kavurma yapmış, yufka ekmekle Anadolu usülü kahvaltı yaptırmış, etin bu yakada dağıtımını tamamlamış, ablamın dağıtacaklarını dolabına yollamış,yoldan gelen gömlekleri yıkamış, ütülemiş, yola hazır etmiş,şehir dışı yolcularını uğurlamış, oğlanın “Anne sen de buyur gel !!!” daveti ile bi hoş olmuş, biraz ortalık toplamış, bi süpürge takmış, terlemiş ama kurumamış, şuraya bi göz atıp soluklanmış olmak istemişim, Son durum budur, yani. Hiç haberlere bakmamıştım, biraz kulak verdim kiiiii yurdum top yekun bayram edememiş, Bayramın bitmesine on saat kadar daha var, fıtratındakilere benzediğim küçük halamın elini öpmeye gidecem inşallah , Metrobüs yarı fiyata düşmüş, umarım yer bulurum, iyi hizmet gördüğüm bir evdir, sağ olsun kuzenler, yerimden kaldırmazlar, gak deyince çay, guk deyince kahve, bir şey demeden ev usulü sofra önüme kurulur,
Aaaaaah aaaaaah Allah gönülllere bayram huzuru versin, günü gelen geçip gidiyor, aaaaaah aaaaaah ömrümüzden gidiyor, yarın daha detaylı gelicem canlarım, dermişim :)))) Bi kısa kendimi hatırlatma notu şeyettim kiii

28 Eylül 2015

Veeeee bir pazartesi daha, yeni başlangıçların günü, rejime başlama, temizlik yapma, geçen haftanın yarım kalanlarını tamamlama, sorularına cevap bulma, sonbaharı hissetme, okula başlama, anne tatillerine giriş … felan filan
Kalkalı epey oldu, namaz niyaz, kahve veeee kızı kaldırma, şu an kızı geçen zamanla baş başa bıraktım, neler yapacak, geçen yıldan aklında kalanlar ne, eylem ile kalan zaman uyumu var mı ? Kahvaltı şart da yatak da topalana bilecek mi ?, anahtar aklına gelecek mi ? harçlığa zam yapmadım, yetecek mi ? derslere uyum ne olacak, kanka farklı bölüm seçti, muhabbet ne olacak, dakikalar, internet paketi bu ayrılığa dayanabilecek mi ? … aklımızdaki tüm bu deli sorular, bugün yarın cevap bulacak, sınırlar çizilecek, faydalı kurallar konulacak, gidişata bakılacak.
Ben de kendime bakıcam inşallah, gün içinde kendimle kalabileceğim, oleeeeeeeeeeeeeeey !!!! bazı işlerin teferruatı azalacak, ev sadece hafta sonları yoldan çıkacak, anne okuyup yazacak, az da faydalı geziler yapacak, filmlere, sergilere bakacak … aaaay hadi işallah
Dünya dönerken, başımızı döndürmeden, hayat yolunda yolcuyuz hepimiz, “herkesten bir anı saklar bu yollar, herkesin acısı sevgisi kadar, güzelmiş çirkinmiş ne fark eder ki, deli gibi sevmek ruhumuzda var ” demiş idi Müslüm Baba* eveeeeet, her işin başı sevgi valla, pazartesiyi sevmek gerek, sendrom filan yakışmıyor, yeni başlangıçlara, hem zaten mutluluk bir anahtar ise kilit biziz ki, hangimizin iç dünyasında karışıklık yok ki , oraları da karıştıran biziz kiii, vefasızlar kıymet bilmez, görmediğimiz yanlışlar bir gün doğru olur, ah lar, vah lar bir yere kadar,haydin toparlanalım, önümüzde yeni bir gün var, ömrümüzün eksi hanesine yazılacak, ne kurtarırsak kardır, benim için haftanın başı temizlik, ortası sakinlik, sonu “Film Ekimi”, dokuz adet biletim var :))) haftanın kitabı,BİTİRGEN/ Figen Şakacı, bayram da da PUSLU KITALAR ATLASI / İhsan Oktay Anar’ı okudum, gençler arsında bu kitap pek tutuluyormuş, bir önceki okuduğum kitapla da birbirini tamamladı. Aaaaay hadi gün 24 saat her şeye zaman bulacağız, “vakit yetmiyooooo !!!” diyenler, harcanan zaman çizelgesi yapsınlar :))))) Cümleten günaydın, şaaaaneeee bi hafta olsun inşallah .

 

yeni eğitim öğretim yılı yağmurla başladı. Rahmet yağacak eğitime diyebilir miyiz ? İstersek deriz, kim tutar bizi
Kızım yağmura kalmadan geldi, daha ilk günden yorulmuş, “kitaplar çok ağırmış, zaten onları kullanmayacaklarmış, akıllı tahta varmış …” Bi dizi söylendi, El cevap ;” Direkt tema kutusuna atsaydın o zaman !!!” :))))
Aaaaaah aaaah sabah kahvaltı yalan oldu, arkadaş zeytinli poğaça almış, bekliyormuş, yatak toplanamadı, anahtar kapıda hatırlatıldı, harçlık zamlancak sanırım, kantine çoooook zam gelmiş :))) Saçlarını savurara savura, kolunda okul ile ilgisi olmayan bir çanta, ayakta pantolonla uyumlu, yağmurla uyumsuz bir, ne ne desem, marka verim bari, lacost, :))) Eller temiz, tırnaklar bakımlı, ayak tırnakları görünmez ama oceli :))) okul tişörtü çok şükür okul armalı, yolladık öğrenciyi, şimdi de odasına yolladık, sezona hazırlancak, yarın biraz daha öğrenci olacak, işallah :))))
Yapcek bi şi yok denemez, katsayıya takılırsa ABD ye yollucaz :)))) Daha önümüzde bununla beraber iki sene daha var, aslında oğlanlar gibi değil kız, varsın uzun uzun okusun, Bana “aşkım !!!” diyo, yalayıp yutup, konuyu bağlıyor, Yalnız arada bazı konuları bana Bilal’e anlatır gibi anlatıyor, o zaman bozuluyorum, hemen konuyu derslere bağlıyorum :))) Taze haberler bunlar, yağmur suyu ile yıkandı, bereketli, dahaaaa çoooook malzeme çıkar, çok da yazarım, hani bi giriş yapim dedim :)))

29 Eylül 2015

Bugün daha organizeyiz,Kahvaltı yaptık, yatak toplandı. Örtünün bi dudağı yerde, bi dudağı gökte ama olsun, birden yüklenmiyorum. Zira dün akşam dolap düzelttik, bir kayıp ararken, gördüklerim karşısında “Buuuuu neeeee kepazeliiiiiiik !!!!” diye klasik anne atarı yaptım, gidere fırsat vermeden, ayıkladık, düzenledik, biraz idare eder artık. Öğlen yemeği için tost yaptım, bu nesil de yemekhaneye karşı, okulda yemiyorlar, bir gün kantin, dört gün de ev diye kısıtlı bir liste yaptık, kısıtlı, her şeyi yemiyor, her şey öğlene kadar ilk hali gibi durmuyor, kokanı var, imrenme durumu yaratanı var, heeeeer şeyiiii düşünen bi anne var, çok şükür :))))) kendimi de yağlamasam olmaz ama di mi, daha yapılacak çooook iş var. neyse saat belli oldu, bundan gayri, bu saatlerde yazıp çizecez inşallah. Kızı yolcu edip, el salladıktan sonraaaaaaa bana kalan nedir bu hayatta ? sorusuna boş gözlerle eve bakıp, kalanlar ayrıntılarda gizli ki, diye bi teselli durumunu da geçip, özete gelelim.
Bugün dünden daha çok yapılacak işler var, bu sıralama kafamda ama, bakıcaz artık. Temizlik devam ediyor. Ben yorgun, bıkkın, asabi bir anne olarak kimseye kapı açmak istemiyorum, belli bir yerde kesiyorum iş yapmayı, kapı açıldığında sabun kokusuna yemek kokusu karışsın istiyorum, eve geleni hoş beş edip, gün hakkında bilgilenmek, onlarla ilgilenmek istiyorum. o yüzden benim temizlik uzun sürer, amaaaaan temiz olanları ayrı bir yere koymuyorlar kiii, herkese aynı kara toprak.
Bitirgen ; küçük şeker gibi kayısı demekmiş, kitabı bitirdim, zaten yüz küsur sayfa, bi de sonunda ağladım, heee gözyaşım yağmura bile karıştı,Sevmeyi bilmiyoruz, sevgiyi gösteremiyoruz, karşılıksız sevgiden bi haberiz, sevgi konusunda insanlık onda dokuz kusurlu, o derece yani. Ben bile günden güne kendimde ilerleme kayıt ediyorum, sevgi üstüne ihtisas yapar gibiyim, tabudur biz de sevgi konusu, özür dilemek kadar zordur “seni seviyorum ” demek, aman şımarmasın, aman elalem ne der, aman önce ben demeyim, belli etmeyim, derken toprakla kucaklaşıyor insan, sağ kalana travmalar kalıyor, ya da çift tarfalı travma hesabı başka insanlarla görüyorlar.
Aaaaah sevgi insanın hamurunda var da mayalandırmıyoruz kiii, Çoktan unuturdum, her şeyi çoktan. bu kitapların, filmlerin, şarkıların, şiirlerin gözü kör olsuun …
Aaaaay kimse kör olmasın, açık gözle, açık açık sevelim, hatta dokunalım, öpelim, taş gibi sarılalım, dilimizle olmazsa bile bedenimizle izah edelim, Ben seviyorum valla, saymakla bitmez sevdiklerim, ama ağırlık yapmıyor üstümde, eksik olan varsa gayret edin derim, cümleten günaydııın millet

30 Eylül 2015

Okuldan, işten çıkışlarda koşa koşa eve gelinen yıllar vardı. Limonata tadında yıllar, içe serinlik veren, ateşleri söndüren, nanesi olmayan, içine buz kütleleri katılmayan yıllar, bastırılmış, içten içe hizaya sokulmuş, tek tipe yakın yıllar, aykırılar gizli kalırdı. Elinde filesi ile evin babası kapıyı çalar, çocuklar açar, terlikleri uzatılır, eller yıkanır hazır sofraya buyurulur, masa en büyük kız tarafından söylenerek toplanır, okul zamanı ders yapılır, değilse “evdeyseniz ” diye komşuya haber salınır, varsa tv bakılır … öyle yıllardı onlar, bir oda içinde tüm aile, salonun kapısı kapalı bu arada :)))) Genelde böyle idi, çok zenginleri bilmiyoruz, o zaman onlar kendilerini afişe etmezlerdi. Amma yıllardır, tüm filmler, diziler aynı ; Eve gelen ayakkabıları ile içeri dalıyor, kendine bi içki alıyor, bi de eskiden viski limonata bardaklarında olurdu, Yani filmlerde belki pavyonlarda, kendimi bildim bileli içmem ama bilirim, viski bardağını, bunlar “ne koysak gider kafası ” İncelemeden, araştırmadan, kime hitap ettiğini bilmeden, ticari kafalar. Gerçi şimdi bardaklar düzeldi :)))
Annem titiz kadındı, babam kapıdan üç basamak aşağıda soyunmaya başlardı, banyoda da bir fasıl arınır, ancak sofraya gelirdi, değil ayakkabı ile eve girmek, sokak çorabı ile bile basmadık biz. Abdestli namazlı adam, kendine en fazla bir çay doldururdu kiiii o da yemekten sonra. Fakaaaaat salondaki duvar boyu vitrinin içinde her tür içki bardağı, sürahisi ile süs olarak bulunurdu, şampanya, martini, şarap, likör, viski … ne ararsan, rakı bardağını saymadım, onlara hep limonata muamelesi yaptık biz :)))) Hatta bir punch kasemiz bile var :)))) Annem de babam gibi o zaman “Bu ne yaman çelişkiiii anneeee !!!” Aaaay işte nur içinde yatsınlar, paşabahçe ne yaptı ise alırlardı, severlerdi, parlak şeylere bakmayı, yattıkları yerden yıldızlar görünür mü acep ?
Buraya nerden geldik, dünden geldik. Kıza okul açılmadan “ayağına hafif bi ayakkabı alalım, sonbaharlık olsun, ayağındaki yeni ama ince, botlarında kürklü çok kalın ” dedim. Sakalımız yok ki sözümüz dinlensin, aaaay yoksa biraz var mı :))))))) hava bozunca ayaktan titremeye başladı, okul çıkışı AVM ye gittik, Tabii ki de kandırıldım, bütçem yalan oldu. Mağaza belli, fiyatlar belli, tıpış tıpış girdik, beğendiğini de aldık, çok şükür :))) Kıza geniş duruyorum, yarın öbür gün be olacağı belli olmaz, karnı gözü baba evinde doysun, bizden gidene kadar mutlu edelim istiyoruz. Eşimde aynı kafada, yalnız o istekleri tam tutturamıyor,
Neyse, işten çıkan okuldan çıkan, işi olmayan gelmiş, her yer tıklım tıklım, yürünmüyor, ruhum daraldı ama ritüele uyup yemek de yedik, bir bir çırpıda yedim, 27 dakika kızı bekledim. Bir ara yan masada mıy mıy eden iki çocuklu ailenin anası ile göz göze geldim, “Yemezseniz teyze sizinkileri de yiyecek, diyim mi çocuklara ? ” diye bi baktı, ben de bakışlarımla “heee” dedim ama bi netice alamadım :))))
haydin temizliğe devam, bugün ekstra ütü var, şükür, ütü için uygun havalar, bi de kurusa yıkadığım çamaşırlar, piyasada “BAVUL” diye yeni bir dergi var, Edebiyat ve sokak temalı,dün karıştırdım, bugün kaldığımız yerden her şeye devam inşallah, cümleten günaydın

Reklamlar

EYLÜL BAŞI GÜNLÜKLERİ


11225384_10153668049133159_8157420888352335294_n

Eylül de geldi, yazdan esintiler taşıyarak demeyecem, bildiğin yaz bu eylül. Sonbahar güzel mevsimdir, canlı renklerin insana nasıl hüzün verebileceğini anlatır, yaprak dökümü ana temalı olup, bu dökülmeler hayatın heeeer bölümüne uyarlanır. Resim Karadeniz yaylalarından, Erdal Kocaman çekmiş, daha bir sürü çekmiş, malzeme yapıcaz inşallah, iki yanı kuru dünyadan, yeşile akan, çağıl çağıl akan sular. Aynı insan gibi, “tüm çabamız, yeşertmek, yaşamak için ” diyenlerdenim, hepimiz bir fidanın güller açan dalı olmak isteriz ama, ama, ama … aması var hayatın. Bakalım bu eylül beziyor mu geçmiş eylüllere,

01 eylül 2015

Hayat mı bizi yola koyuyor, biz mi hayatın yoluna çıkıyoruz tam belli değil, yumurta tavuk bilmecesi gibi, Fazla kurcalamadan başlıyacaz,” Bak Eylül de geldi !!!” diyen iç sesimize eşlik etcez, ben Eylülün gelişini hep sevmişimdir, yaz enerji düşüren bi mevsim, tabi ki de bana göre.
Evdeki tüm saatler farklı zamanları gösteriyor, kimi az ileri, kimi çok geri, hemen onları hizaya soktum. Az yorgun, az uyumuş ama mutlu ve huzurluyum, dün sildim süpürdüm, ütü bekliyor, çamaşır devam ediyor, Ben temizlik yaparken illa ki yere yapışanlardanım. Muhtelif sopalar var ama bezi elime alıp, kenarları köşeleri kazımasam olmaz, şimdilik yapıyorum, ona da şükür.
Üç gecedir oğlanı bekliyorum, ağır metal konserlerine gidiyor, ağırlaşmış olarak gece yarısından sonra geliyor, klasik anne rolünde dün akşam onca yorgunlukla bekledim, temiz çarşaflara yıkanmadan yatmasın, yerlere oturdu, steril evim batmasın diye :)))))) Bu arada kız dönmedi daha, tatil dönüşü halasında misafir, muhabbetleri iyi maşallah,Huyları suyları da pek benzer.
Bugün mutfak ağırlıklı çalışmayı planlıyorum, kışa hazırlık, yaz sebzelerini kış için dondurcam işallah, sokakta da işim var, akşama Fatih Erkoç konserine gidesim var. Belediye Sevgi ve Barış Günleri düzenlemiş, bir sürü etkinlik var, bir meydan düzenlemişler, bana yakın hemen şuracıkta, dün akşam market dönüşü bi dolandım. Hoş olmuş, çok renkli, misal Çiğer Dürüm yapan arkadaşların yerinde ” Fly me to the moon ” çalıyordu 🙂
Neyse kısa keselim de Aydın havası olsun değilmiş, bunu da dün öğrendim, yanlış bildiğimiz deyim ve atasözlerinden biri , doğrusu “Kısa keselim de Aydın abası olsun” imiş. Teşekkürler Selma 🙂
Ne yaparsak yapalım , ama aşk ile yapalım, O zaman önse günaydın, sonra; haydiiii aşk ile …

03 Eylül 2015

Bir çok şeyin peşinden koşuyoruz da en çok mutluluk ile ilgili takıntımız var. Her yaptığımızdan sonra iç ses bizi sorguluyor, “Mutlu musun !!!!” cevap evet ise “Ne kadar mutlusun ?” sorusu geliyor, “çooook !!!” cevabı hemen hepsine yakışır da içimiz de yine de bir küçük boşluk kalır. Tarif edemediğimiz değil ama kişiye göre farklılıklar taşıyan bir kavram, Genel ölçüleri var tabii, biten okullar, atılan imzalar, doğan çocuklar, hayırlı evlatlar, çok para ( mı acaba :))) ) ... başkasında görüp de “bizim de olsa” dediğimiz şeyler olunca mutlu olacakmışız gibi gelir, gerçekte “dışı seni yakar, içi beni yakar !!!” durumu olasıdır. İnsanlar iç dünyalarının çok azını dışa açarlar, en dışa dönükler bile böyledir, gizli tutmak fıtratımızda var. Hatta kendimizle yüzleşemediklerimiz yüzünden ruhumuzda biriktirdiğimiz yaralar var .Bi de mutluluğun onay konusu var,Mutlu isek herkes haberdar olmalı, “bakın da görün, siz de yok, ben de var” şeklinde değil ama :))))) paylaşalım da çoğalsın açısından, hanı ” ben mutluyum, sen de mutlu ol, benim mutluluğumla mutlu ol ” gibi ama bununda peşini haset bırakmaz, içine riya karışır.
Bu konu uzadıkça uzar, Küçük mutluluklar, büyük mutluluklara kapı açar, “avuç içi kadar mutluluk yeter bana” diyen şarkılar var 🙂

Mutlu olmak bakış açısından geçer, deliksiz uyku, merdiven inip çıkma, yıllar sonra birine rastlama, evdeki kayıp bir eşyayı bulma, br eş dost arayıp sorma …
Burnuma çilek ve kahve kokusu geliyor, Kahve kupada, çilek ocakta, reçel olacak, İki gündür, sebzecilerle haşır neşirim, bu arada saçımın boyası da gelince, teyzelikten anneliğe terfi etmişim :))))) Domates, biber ve türevleri üstüne çalıştım, bir müddet ne göresim ne yiyesim var. Boncuk Ayşe de maşallah almış başını gidiyor, hatta dört nala gidiyor.
Kahvenin içine kek batırma, kekin üstüne reçel koyma … gibi basit ve zararlı sayılabilen mutluluklarım var benim, ara sıra bazı bazı kuralsız takılmayı seviyorum ki , Sonbahar ayında şiddetli yaz yaşarken, hala ıslak ıslak dolanırken, yakın gözlüksüz bir hiçken, yakın gözlük bile arada büyüteç isterken, reçelin başında an itibari ile bulunmam gerekirken, daha da yazdıkça yazabilecekken, bu benim sabah mutluluğum diye kestirip attım, cümleten günaydın, elimiz ayağımız tutuyor, nefes de alıyoruz çok şükür, arkası gelecek, hayatı öne doğru iteklemeye başlayalım, haydiii…

04 Eylül 2015

Pazartesinin sıkıntısını aşarak cumanın rehavetine hoooooş geldik. Hoş da buluruz inşallah. Memleket manzaraları yine kanlı, hüzünlü, dramatik, kin ve nefret cirit atıyor, yalan riya onların kah önünde kah arkasında, bölündükçe bölünelim, insanlık suretinden iyice bi sıyrılalım çabaları had safhada.
Yetmişlerde seksenlerde genç kız, lise ve fakülte öğrencisi idim. Muhtıralar, darbelerle geçti hayatımdan. Kimini gördük bildik, kiminden haber aldık, kimini yıllar sonra okuduk anladık ölümlerin, işkencelerin. Konu aynı konu nemalananlar farklı değişen bir şey yok yıllar sonra da. Bu böyle gider mi ? gitmez inşallah. Toplum kulaktan dolma beslendikçe, kin ve nefretle “öteki, ötekiler, beriki, berikiler ” diye etiketlemeye devam ettikçe, yol açanların yolunu kestikçe hem zor, hem zaman alır.
Dün bi akvaryumlu AVM ye gittim. Konya’dan gezmeye gelen komşumla buluştum, onlar karşıda olunca bi orta yol yaptık, İlk defa gittim, ev mağazasına daha önce gitmiştim ama ancak işim kadar gezerim ben, Neyse yol boyu iki vasıta , fazla gitmişim, bi de tornistan yaptım :))) Bolca etrafa baktım, insan manzaralarına içimden senaryo yazdım Acaip kalabalık, yaz, tatil durumları yok, milletin elinde haritalar, arabalarda navigasyon, işaretledikleri yerlere doğru akıyorlar. İki akvaryum var, birinden çıkan öbürüne yol alıyor, orta halli gezginler, Suriyeli, dilenci, mülteci, Orta Doğu turisti, yerlisi, yaz okulunda öğrencisi … ne ararsan var. Ortak nokta ; telefona bakma, “Beni şöyle bi çek kanka !!!” İnsanları 4.5 G birleştiriyor :)))))
Yani hayat acılı, endişeli devam ediyor. yapacak bir şey yok demiyecem var, bakış açımıza geniş açı uygulayalım, muhalif fikirleri çöpe atmayalım, dinleyelim, anlatalım. Silmek, yok saymak asla ve asla çözüm değil. Her doğrunun yanlış geldiği bir insan, yanlış sayıldığı bir yer vardır. Doğru zamanla eğrilmiş ve eksik olabilir :))) yani bi gayret etmeli insan, kestirip atma ile olmuyor. Fakaaat evlilikleri börek açmanın kurtardığına inanılan, “120bin tl aylık gelirim var, aradığım eş para yemeyi bilsin !!!” diyen adamları tvlere çıkaran, sormayan sorgulamayan, işine geldiğine inanan toplumların işi zor.
Bu arada börek açmayı sonradan öğrendim,”azzz daha yuvam dağılyordu, sağ olsun kıymalı patatesli börek !!! ” demicem, “120bin tl aylık geliri olan adam istese her gece evlenir, niye durumu sabitliyor kiii !!!” dicem :)))))
Bi de günaydın dedim, haydi içimiz, dışımız serin olsun, inşallah.

05 Eylül 2015

Bir yandan kahvaltı hazırlıyorum, bir yandan yazıyorum,Kademeli olarak kalkacak olan ev halkı kademeli olarak sokağa dağılacak inşallah. Kızım geldi , güzel vakit geçirmiş,halası hediyeler almış, yıkayıp ütülemiş, valiz siir gibi idi,ellerine sağlık, eeee hala candır, Biz de Öpüşüp koklaştık, hatta beraber bile yattık kiiiii benim için büyük fedakarlık :))))
Yazarken arada çaya, gözlemeye bakıyorum, yiyeceklere yakın gözlükle bakınca, yiyesi gelmiyor insanın :))))
Yarın ayrıntı yapıcam inşallah , baba kız yazıcam :)))))
Şimdi kahvaltıya alaka göstermek gerek, sonra kendimi Bizans’ın dehlizlerine, Sarnıçlarına, muhtelif cami kilese bahcelerine atıcam inşallah ,’ hazar serin olacaktır ” diye gezicem dermişim :))))
Eeeeey Ahmet Faik Ozbilge bekle bizi, yola düşeceğiz aaaaz sonra , kalanlara Günaydın olsun, bugün yarın “istanbul hamam bile değil sauna !!!” Diyorlar bilenler, son sıcaklarmış ,”hayrını görelim !!!” mi diyelim acep :))))

06 Eylül 2015

İstanbul’u seviyorum ❤ Çünkü bu şehrin her zaman bilmediğim yanları kalacak, çünkü bu şehirde her zaman karşıma yeni bi güzellik çıkacak, çünkü şehrin her yanında tarih var, tarihte efsaneler, örnekler,aşk, hırs, kan, gözyaşı ve şiddet, az da mutlu son var Yani bu şehir; sayfaları bitmeyen bir kitap, sonu gelmeyen bir film,Dünde Sultanahmet’in altına bi bakış eyledik, alttan alttan kalanları gezdik, dükkanların altında şehrin kalıntıları var, döşemeyi cam yapmışlar, Dün ile bugün arasında kalıyorsun. Yorgun ve memnun döndüm, Yorgunluğum geçici, memnuniyetim kalıcı, sağ olasınAhmet Faik Ozbilge ,Önerdiğin kitaplar da en kısa zamanda sanal sepette işallah :))))
Sabah sabah kuş sesleri kiiii sanırsam erkenden göç edenler var, susmak bilmeyen bir alarm, kim bilir sahibi kaç blok ötede. Bunlar da şehrin hüzün veren, sinir eden sesleri, amaaaa “coooolll ” yani “seeeeriiiin” durumu muhafaza edicez inşallah,
kahvaltı sonrası, baba kız arasındaki sorunu çözeceğiiiiim. Aslında sorun tek taraflı, baba sorunu yeni bilecek :)))) Kızımız büyüdü, hayatında gelişen, değişen şeyler var, çelişen şeyler ise babanın hediyeleri ile kızın zevki :))) Çok şükür Barbie, Wings, Hanna Montana … gibi bir çok karakterli eşyayı geride bıraktık, allı pullu da da gözümüz yok, siyah ağırlıklı, gümüş madeni içerikli, marjinal, cool ve daha adını diyemediğim şekil takılıyoruz. İşte bugün babayı günümüze uyarlayacağız inşallah, tampon bölgede “Bak hayatım …” lı konuşmalara hazırım, zati bu başlangıçlara da idmanlı adamcağız :)))) Şu anda elimizde bir pembe, bir turuncu okul çantası, iki ilk okul işi kalem kutusu ve muhtelif simli kalemler var :))) iade ve ya da yenisi hakkında görüşmeler yapıp baba incinmesin, kız doğru hediyeler sevinsin diye ara bulucam inşallah :))) Bu arada babamız kırtasiye ile ilgili çalışıyor, her geldiğinde en doğru şeyleri bana getirir, misal bu sefer yeni bilgisayarıma uyumlu parlak bi kablosuz mouse yollamış :))))
Gamze’nin geldiği belli oluyor, sabah bulaşıkları artmış, eee bi çay koyalım, bi kafamızı toplayalım da bakıcaz artık heeeeeer şeyeee, bugünün yarın pazartesi olarak devamı var, Sendroma fırsat vermemek lazım, biz elimizden geleni yapalım, gelmeyenlere de bi formül bulucaz,
Haydin, A planı elimizde, B planı aklımızda, C sürpriz … alfabe Z ye kadar, Günaydın millet, hadi, haaadiii, haaaaaaaadiiiiiii ….

07 Eylül 2015

Ne içimizdeki ne de dışımızdaki dünya tek kişilik değil. Sebepler ve sonuçlar insanın insana ettiklerine, edebilecek oldukları ihtimallere bağlı.” Şu olmasaydı, bu da böyle olurdu”, diye yapılan savunmalar, sızlanmalar yüzeysel kaçış planlarıdır, en kolay savunmalardır, üstelik savunanı da aciz kılar. Topluluklar ihtiyaçtan doğar, genelde de bir mağduriyet toplanmayı gerektirir, mutluluk da toplanma sebebi olsa bile süresi kısadır, ama acılar, eziyetler, yenilmiş haklar … daha can yakan bir sürü şey insanları bir araya toplar. Bu topluluklara ; “Aaaay o evini açmasaydı, çaya bilmem kimi çağırmasaydı, o da onun peşine takılmasaydı …” gibi ev usulü çemkirmelerle bahane bulamayız, Varsa bir parti, var olması gerektiği içindir, kimi örtülerin, kimi etnik kökenin, kimi asil soyun, kimi kötü koşullarda çalışanın … temsilcisi ise, demek ki bunların toplanması için bir sebep var, demek ki karşılanmayan ihtiyaçlar, huzursuz olunan durumlar var, haber akışı olsun diye bir araya geliniyor. Şuna buna oy verenleri lanetleyen, şu olmasaydı bu da olmazdı diye üstten üstten bakan arkadaşlar, lütfen konunun iç derinliklerine inin, yıllardır yüzeysel huzurlarla yaşadık, onüç sene, onüç günde nasıl kötüledi acep ?
Bir aile kurduğumuzda bile etrafımız genişliyor, yarı bizden çocuklarımız oluyor, onların çoluğu çocuğu derkeeeeen genişliyoruz. Yok mu fikir ayrılığı ? Yok mu farklı milliyetler ? Yok mu aile içinde aykırı gidenler ? Vaaaar , eeeee memlekette bunun büyük büğyük çok büyük olanı. İçimizdeki küslükler, kırgınlıklar sürerse, bakış açımız yerinde sayarsa hatta geriye kayarsa, demek bi de kendimize bakmak gerek.
Baba kız arasını uydurdum, Çantanın yenisi gelecek, az da kızın zevklerinden babayı haberdar ettim, araya küçük küçük pembe beyaz yalanlar da kattım. Allah af etsin, zaten Allah af etmezse bu annegillerin yatacak yeri yok,Baba kız arası gene daha iyi, esas baba oğul arasında kutsal ruh oluyor anne kiiiiii, başında ışıklı hale ile dolaşan çok anne bilirim. Bu arada evde kalan çantaya da ablam talip oldu, ona da “emekli ol, belediye kurslarına başlayınca, istediğin pembeyi alcam sana, bunu şimdilik geri verelim ” dedim. Aklım başımda duman benim de rüzgarın yönüne göre mukayyet oluyorum çok şükür.
Hafta hava bakımından serin olacakmış, bu iyi haber. Terörün her türlüsüne karşıyım, destekçilerine, menfaat sağlayanlarına lanet olsun. Kimse silahla, başkalarının yerine ölsün istemiyorum.Ölenlerin ailelerine ne desek kifayetsiz, onları öldürmemenin formüllerini bulacak bu millet, illa ki

08 Eylül 2015

Güne nasıl bir ad koysam bilmiyorum, hüzünlü, öfkeli, acılı, serin, karışık, endişeli … aslında hepsini içeriyor gün.
Bir sürü şey okudum, hala da okuyorum, makaleler, yorumlar, kısa kısa lanetler, beddualar, dualar, parmak sallamalı tehditler … herkes bi şekilde içini döküyor, acıdan coşmuş insanlar kimi açıldıkça açılıyor kimi kapandıkça kapanıyor. (içine demek istedim. Dün bir yerde sıra beklerken kadının biri, uzaktan geçen çarşaflı kadına bi saydırdı, ağzım açık kaldı, bu hakkı nerden buluyor, hani demokratik bi ülkeyiz, armağan cumhuriyetimiz, gerçi şortlu kıza saydıranı da gördüm ya, iki ucu keser bıçak bizim toplum, herkes kendine haklı, kılık kıyafetten öteye geçemediğimiz için, geriye sayıp duruyoruz. )
Acılar bitmiyor,”hah tamam bunu unutmayacağız !!” derken üstüne katmerlisi geliyor. Bahçeli evler katliamı, fakülte yolunda patlayan 16 Mart bombası, çöken maden, düşen asansör, yanan çadırlarda ölen işçiler,Suruç’daki bomba, sınır şehitleri, servis aracında şehrin ortasında sele kapılanlar … daha neler neler ölümün bin bir şekli var bu ülkede. acınız acımızdır diye bi çoşup sonra da unutuyoruz, unutturuyorlar, işimize gelmiyor …
Hitler’in hayatına çok meraklıyım, Kavgam’ı okumadım ama kavgayı nasıl çıkartmış, kimler kavgada saf tutmuş, kavga nasıl büyümüş, nasıl küçülmüş, okuyorum, dinliyorum, seyrediyorum, sonra da diyorum kiiii ; Bir şeye bel bağlamak zorunda olan, o bel bağladığıyla adam sırasına katılan, arkam kuvvetli diye kendini aslan sayan, psikopat olma eğilimleri taşıyan, kavgayı çıkaranı baş tacı yapmağa yemin eden, kısır döngülerde dönenen herkes, ateşe odun atandır. Ateşe tapanlar paçayı kurtarır, tapmayanlar da sürüm sürüm sürünür.
Çocuk yetiştirmek ; terini kurulamak, saklama kabından parkta yemek yedirmek, isim yapmış iyi okul ile öğretmeni seçmek, düşmesin diye yere bırakmamak, arkadaşları ile arasını bizzat bulmak, maddiyata yüklenmek değil. Çocuğa değer vermek, sevgi saygı göstermek, haklarını bildirmek, kendi haklarımızdan bahsetmek, çevrenin bir parçası haline getirmek, okuma yazmaya heves ettirmek, sosyalleştirmek gerek (sadece annenin arkadaş çocukları ile değil tabii :))) ) , ağaç yaşken eğilir, eğilmeyen ağaçlarda kütük olur, başımıza başımıza vurur. Yani eğitim şart, yoksa paralel paralel gidersin. Dünyan renklensin diye gezi ruhunu üç beş ağaçla özetler, haşasilere söversin. Öyle …

10 Eylül 2015

İç seslerimiz bile karşı karşıya ; Bir tanesi “çok şükür bugün ölüm haberi yok ” derken öteki; “var da haberimiz mi yok ?” diyor, beriki beni saf buluyor, bir başkası umursamazlıkla suçluyor, en derindeki “geçecek ” diye fısıldıyor … her yerde bi kaos var yani. Ruhumuza en çok hizmet edene inanacağız artık. Dikenle bakışıyoruz milletçe, henüz üstüne oturmadık ama, an meselesi gibi tedirginiz. Sinemalara daha önce siyah beyazını bildiğimiz, kitabını okuduğumuz, bi seyredenden dinlediğimiz, uzak diyarlarda, geçmiş zamanlarda oynamış bir film gelmiş gibi, seyircinin biletlisi var, loca tutanı var, duvar üstünden bakanı var, bir fırsatını bulup da gidememişi, sinemadan hiç haz etmeyeni var. Dün buralara bi haber düştü ; Kendi Fransız, milliyeti vergileri protesto için Rus olmuş bi oyuncu “Bu ülkeden gideceğim !!!” demiş, resmin üstünde bu yazı var, hemen döşenmiş halkım, küfür kafir git diye, kim bu adam, nereye gidiyor ? diye merak eden yok, “ülke ve gitmek ” üzerine çalışmışlar. Ne diyeyim ? Cahilliğe mi yanayım, okumadan anlamadan yoruma mı yanayım, konuşma dilinin lağım çukuru olduğuna mı yanayım, “Vur de vuralım, öl de ölelim !!!” sloganının kuşattığı salaklara mı yanayım bilemedim. Zati aklı başında olanlar her gün için için yanıyor, sönmez artık onlar.
Hayatı çekiştirerek devam ediyoruz, dişim ağrıyor, sıkıntıdan, iltihap topluyor, ateşim de var, antibiyotik başladım, bitince hekime gidicem, o kadarını biliyoruz artık, hasta dişlere iyi olmadan bakılmıyor, hastalık iz bırakıyor ya izlerinden tedavi. her şey iz bırakıyor, çocukluk ondan önemli, yokluğunu çektiğimiz, varlığından rahatsız olduğumuz her şey gelecek yıllara damga vuruyor, hem soğuk hem sıcak damga, bi de üstüne ıslak imza.
Dün kendimi mutfağa attım, iki numaranın kız arkadaşını, olası gelin adayını eve çağırdım. Börekler açtım, sarmalar sardım, seviyor diye en zor tatlılardan yaptım. Rahmetli babannem, Kurban bayramı için” illa ki bi yeniniz olsun,Hiç bir şey olmazsa bi yeni kilitli iğne takın içinize” derdi. Bayramlık yapmıyoruz artık ama Kurban Bayramı için çocuklarıma, yeğenlerime illa ki bir şey alırım, zaten ikisinin doğum günü de yakın, bu sene araya kızımızı da kattım. Sevindi, o da bana hediye getirmiş ben de sevindim, güzelce yedik içtik, sohbet ettik. Oğlumun sevdiği, oğlumu seven benim de sevdiğimdir. Ölümlü dünya, hoş tuttuklarımızla anılacağız, Yattığımız yerden dua isteriz, beddua değil, işte öyle, yaşamak sorumluluk işi, sevgi gerektiriyor, saygı gerektiriyor, yaaa işte uzayıp gidiyor tren yolları, bizim işimiz el sallamak şimdilik, bi de yolcu olup, son durakta inmek var.

AĞUSTOS ORTASI VE SONU GÜNLÜKLERİ


11880459_895192213895926_5386387033435347067_n

Yaz kılıklı bir Eylül başındayız, yapraklar sararmadan kuruyacak, kar altında kalacak, yazdan sonra kış gelecek gibi. Ne desem bilmiyorum, “dediklerim yazdıklarımdır !!!” diyebiliyorum. Mutfakta yaz sebzelerini kışa hazırlayarak çooooooook yorulmuş bir halde, kucağımda yeni bilgisayarım, sessizliği tv sesi ile bozmuşum, bi oraya bi buraya bakarak, günlüğü toparlayacam inşallah, gittiğim her yere teknoloji gelmiyor 🙂 o yüzden birikti. Aslında teknolojiye karşı felan da değilim ama bazı konularda eskiyi seviyorum, kurşun kalem, kağıtlar, defterler, dağınık masa, küçük küçük notlar, defter kitap arası sıkışmış, unutulmuşlar … seviyorum ama ışıklı ekrana yazıcaz artık, temize çekme işleri olmayacak, zamandan kazanacağız fakaaaaaaaaaat şimdilik oraya buraya gidince kağıt kaleme talim 🙂 Seviyorum işte, sevdiğim şeyleri koruma altına alıyorum 🙂 artık koruyabildiğimiz kadar, bir yerden sonra direniş kırılıyor 🙂 Kırılsın zaten, insan yenilenmeli ara ara, ayak uydurmalı ortama, kısaca uyum sağlamalı, şu günlerde BARIŞ’a çok ihtiyacımız var, gereksiz  yol tıkamalar, diretmeler, dayatmalar … bunları aşsak da bi yenilensek diyorum, diğer dediklerim aşağıda 🙂

12 Ağustos 2015

İnsanın uykusu kaçınca uykuyu geri beklememeli, misal benim kaçtı, koyun saymaya teşebbüs etmedim ama karşıya kaç kiracı geldi onları saymaya kalktım, ilkini gayet iyi hatırladım, sonuncu zati belli,arada bi alevi, bi köpekleri olan İspanyol eşli kadın hayal meyal gerisi yok 🙂 Aleviyi de kınadan hatırladım. Genelde yeni evliler geldi. İlk çift Metin ile Feride; Metin doktor, siyah kalın çerçeve gözlük, hafta sonu robdöşambırlı fularlı, bu üçüncü hanımı, Feride genç, manken gibi, Aygazda muhasebeci, evlilik annenin teyzenin marifeti, eve gelinlikle geldi, biz küçük ama meraklıyız, kapının göz deliğinden bakıyoruz arada :)))) zeytinyağı, çay kaşığı … istiyorlar arada. Evlilik yürümedi, doktor annesinin evine gitti, bir zaman sonra Feride’nin bi amca oğlu oldu, sonra evlendiler mi onu çıkaramadım, son kiracı çıkacakmış, dün haber etti, 3+1, doğal gazlı, kombili, her tarafı bombili kiralık dairemiz var :))) Bombili derken, karakola , camiye, cevahire,Trump’a eşit uzaklıkta, metroya metrobüse kaç adım, yarın saycam :)))), sokakta devamlı haraket, yaklaşık yirmi kadar ağaç var,muhtelif yiyecek yerleri, hamam, okul, dersane ne ihtiyaç varsa el altında, kapı önüne park tamamen şans işi, hatta imkansız 😦  Bekara, öğrenciye, paralel gidene, aykırı gelene vermicez !!!! de kime vercez, kaça vercez belli değil, uykumu kaçıranda bu değil aslinda.
Gerçek evimiz, büyüdüğümüz, genç olduğumuz, ana baba evlerimi ? Bir geceye ne çok şey sığıyor bu evlerde, detoks gibi , temizlik yapıyor anılar, çıkıp çıkıp geliyor, tozu alınıyor, tekrar yerine konuyor sanki, konuyu değiştirip uykuyu yeniden deneyim bari, bi de esinti çıktı sanki, konuda da sıkıntı var, yokluğundan değil coklugundan :))) iyi geceler ile günaydın arası araftayım. Hayırlısı en iyisi 🙂

13 Ağustos 2015

Geçenlerde bir güneş sistemi çizmişler, sistem bitince sonuna da Beylikdüzü’nü koymuşlardı. Yaniii o kadar uzak, Öyle valla ama insan buraya gelince bi nefes alıyor, yeşil yanında mavi az ötede elimizde olanlarla mutluyuz biz buralarda 🙂  Bu arada nufüs hızla buralara kayıyor desem yalan olmaz, yolların durumu araba kullanma ihtimalimi tamamen ortadan kaldırıyor, ihtimal ruhuma darlık veriyor, bu seçenek “Bizden geçti !!!” kategorisinde gayri. Her yanım ağrırken aklıma eski arabalar geldi, iki kere tam sağ, tam sol yapsan, iki de geri vites atsan kolları kalkmazdı insanın :)))) Şimdi parmak ucunda koca arabalar.
Kendimi evler arasında suya sabuna endekslemiş durumdayım, kitap okuyorum ama Haberleri sadece duyuyorum, üzülüyorum, hem de çok üzülüyorum. Bir kez daha gördüm kiii ülke menfaati siyasetçinin sıralamasında ilk üçde değil,
Bir de yalnızları izliyorum bu aralar, aslında hep aklımdalar ama ayrıntı yapıyorum bu aralar, ablam da yalnızlardan biri, evine giresi gelmiyor, hep annemle babamla yaşadı, ikisi de elinde can verdi, Allahtan çalışıyor ama eve bağlanamadı, söylesem üzülüyor, “şunu yap bunu yap !!” desem kızıp, kırılıyor. Titiz olmasa kedi almak şart olacak :))) Geçen yıl oğlanı yanına koymuştum, bu yıl da devam artık, bir ses, bir nefes …
Yalnızlık bir seçim olursa güzel, mecburiyetten kaynaklanırsa yıkıcı, Asıl bizden sonraki nesil ne yapacak, gerçek dostları yok gibi. Karşı evin üstüne üç tane kız taşınmış, hoş kızlar, akşamları teras cıvıl cıvıl oluyor, gelir gelmez kahve içip fal kapatıyorlar, sesli sesli iş yapıyorlar, tam onlara bakan evde de tek bir oğlan var, arada arkadaşları geliyor, Oğlan gelir gelmez bir tepsi yapıyor,Balkona yerleşiyor, kola şişesi ile yanında, açıyor bilgisayarını gözünü ayırmadan bakıyor,insan arada kızlara bakar, etrafa bakar … yok anacım, dünyalar ekrana kilitli, üç gün etüt ettim valla :)))
Halbuki bizim nesil, karşı apartmandan Ayşe Hanım cam silerken beni hal hatır etti, sorguya çekti, kahveye davet edip, bi de kiracı gönderdi :))))) Bu arada camdan tanıştık :)))
Bu evleri hep farklı pencerelerden görüyorum, rahmetli annem de benim evde hiç canım sıkılmaz derdi, tesbihini alıp, cam önüne geldi mi mahallenin günlük raporunu aklına yazardı. Bakkalımız da elimizde büyüdü, gidince ilk ona uğrarım, “ne var, ne yok ” diye. Hayat öyle ya da böyle, geçiyor işte,”Nasıl olsa her şeyin zamanla sonu yok muuuu ?, ömür dediğimiz şey küsecek kadar çooooook muuuuu ?” Evet, hayat, hayata küsecek kadar uzun değil, küsmeyelim o zaman, haydin günaydın, bugün kendi evimde aktifim, inşallah.

15 Ağustos 2015

Bir kamyon yazısıdır amaaaa hepimize, hele benim yaş grubumum ve ötesinin hislerine tercüman olur “İleride güzel günler göreceğiz demişlerdi, daha çok gidecek miyiz ? 🙂
Gelmişi ve geçmişi arkada bırakıp ilerisi için güzel hayaller kurduk, ben hala öyleyim, çok dipli bucaklı olmasa da, “olsa, iyi olur” dediğim günlerin özlemi var içimde, olmalı da zaten. Her sabah bıkmadan usanmadan demeyeceğim ama çok zaman pozitif enerjimi kuşanıp, ışın kılıcımı çekerek; “Davaran, eeeeey hayat !!!” diye güne başlıyorum. Fakat şu sıralar çok sıcak, ışın kılıcımı çekmiyorum, pozitif enerjimi kuşanıyorum ama o da üstüme yapışıyor, enerjiyi harcayamıyorum 😦 Sabah sabah ilk saatlerde güneş tepeye tırmanmak için hazırlık yaparken, ben de “olduğu kadar, olmadığı kader” ruh haline geçmeden kendimi “bugün çok iyi” imiş, “her şey çok güzel olacak”mış gibi kandırıyorum, ne zamanki hayatla yüzleşme başlıyor, sıraya bakmadan akın akın gelen üzüntü, sıkıntı haberleri, can sıkan insanlar, bilumum hatırı olmayan anılar hatıralar, bilhassa bilhassa üstüme üstüme gelirken bilahare, bilahare, bilahare …
Çok beğendiğim, bana huzur verecek zannettiğim bir manzara içinde kaybolmak istiyorum, sonsuza kadar değil tabii ki de” bi bakıp çıkıcam ama biraz uzun kalıcam, ya da canım isteyince geri gelicem, beni aramayın sormayın, ben de sizi arayıp sormayım, her iki tarafda Allaha emanet …” gibi bi durum benim ki, eminim sizinki de ama,lütfen herkes kendi manzarasına, toplaşıp, kaynaşmayalım, ben yanıma kitap ve onların kahramanları ile zamanlarını alıcam …
“Aaaaaah bu şarkıların gözü kör olsun !!!” çoktaaaan unuturdum çok şeyi de, bu şarkılar kabahatli :))
Günaydın, yarın yazlığa inşallah, yaz bitene kadar, yani takvime göre bitene kadar, paketim yetene kadar, Trakya taraflarından, yazlık evin yaz annesi olarak, daha çok magazin takılarak, tv çekmiyor, gazeteler Anadolu baskısı gibi … durumlara zil takarak, şakkıdı, şukkudu, aman huni başımdan kaymasın, hayat kayıyor zati … ruh hallerinde olurum diyorum, du bakalım ? ❤

16 Ağustos 2015

25 yıldır evler arası gidip geliyorum, kökten taşıyorum, eksik eşya taşıyorum, giderken bıraktığım yeri, gidince gittiğim yeri temizliyorum, kadın eli değdiği belli olsun diye örtüler serip, süs eşyaları taşıyorum, okunsun diye kitaplar taşıyorum, genelde bir yerden bir yere fazlasını taşıyorum, sonra taşıdıklarımı “niye taşıdım ?” diye sorguluyorum, cevap bulamazsam kıyıp atıyorum, “Atmayın bana verin !!!” diyen olursa yerini bulduruyorum …
Felan fistan uzadıkca uzar, değişmeyen yol gerginliği, “bu eşya bu arabaya sığar mı ?” endişesi, endişenin getirdiği ağız dalaşları, hafiften küsmeler ( kiiiii bunlar daha çok çocuklar küçükken olurdu, “Bu araba yük taşımak için değii !!!!” diyen eşim üç gün için bir bavul yaparken, bir ay için üç çocukla yaptığım hazırlığı aşırı bulurdu kiiiiiiiiiiii , kiiiiiiiiiiiii hep kendi eşyalarımdan fedakarlık yapmışımdır, yıllarca site kapısına gelen penyeciden giyindim valla :)))) )
Bir yolculuk sabahında daha kapı ağzına yığılmış durumdayım, bir yandan da evi topluyorum, çay yapıyorum, bulaşık makinesinin kulağını bükücem, bir kat da silip süpürcem :))) Allah beni ıslah etsin, Amiiiin !!!
Hedefim ; ehliyetimi büyütmek, bu seyahatler için minübüs kiralamak, şoför koltuğuna kurulup,istediğim kadar eşya taşımak, gerekirse iki kere gidip gelmek … :))) Hatta arabayı akşamdan yerleştirip, tüm boşlukları dolu yapmak.
Allah cümlemize iyilikler versin, zararlı akılları, faydalıya çevirsin, taşınmaktan, taşımaktan ayırmasın da yükü hafifletsin 🙂 İhtiyaçlar el altında olmasa bile bi uydurma kabiliyeti versin, Buna da amiiiin!!! …

18 Ağustos 2015

Karşı evlerden birine” Bengi Su” gelmiş, bir minik bebecik, evcek bakıyorlar, eski yeni, ninliler, zamanelerden pop tarzı uygulamalar, emanet mi bilmem, “aaah” dedirtmiyorlar. Aaaaah ne zordur, boynu bükük çocuklar, teselli etmek ne imkansızdır. Aaaaah aaaah her gün her gün boyunlar bükülüyor. Bir tiyatro gibi günler, rolünü iyi yapanlar, hüüüülooooğ !!! diye ona alkış tutanlar.
Hayatın tadı tuzu yok. Tadını veren baharatlar eksik, görsel bi şölen durumları olamıyor.
Buralarda nem karşı kıyıları yok ediyor, kurumuyor bedenler, deniz sabahları güzel, uyku sabahları tatlı … guzel olan her şey sabah altıdan ona kadar. Ya da gece yarısından sabaha kadar, gece üçte bi uyandım, şanslının annesi içli şarkılar dinliyordu. Herkes kendine uygun zamanlarda uygun etkinlikler yapıyor, Bir küçük kütüphane yaptık 🙂 Eski ve yeni kitaplardan, sararmış yapraklı çok el degmis klasikler bile var.
İşte böyle geçen günlerin malzemesiyiz, dillerde, gönüllerde yerimiz var çok şükür,
Tekirdağ yakınlarından şimdilik bu kadar, yeme içme, silme süpürme … tam gaz olmasa da kesintisiz, kahve saati gelmiş

19 Ağustos 2015

“Bengi Su” Serdar Ortaç eşliğinde kahvaltı ediyor. Sibel Can’la eğlenecek, “dandini dandini dastana …” ile uyuyacak, tahminim torun çocuğu ama babaanne mutsuz, ilgiyi kıskanıyor olabilir :)))
99 yazı, diye bi kitap okuyorum, çerez niyetine. Aaaaah en zor yıllar, onbeş – yirmi arası, ne anlaşılırsın, ne anlatabilirsin, dünya üstüne üstüne gelirken, “bu dünya kaç bucak !!!” Konusu üstüne ihtisasın başlar. Sonra da ben gibi kendini teselli edersin, “çok şükür hayata karşı tuş olmadık, biraz geç olsa da arkadan dolanıp puan almayı öğrendik ” diye :))))
Özet; “Hikâyenin üç hali var: sendeki hali, bendeki hali, gerçekteki hali ” ( kitaptan )
Şanslı’ya cınğıraklı tasma aldılar, hepimiz hangi bahçede biliyoruz, hala sıcak, hala ıslak ıslak , hala umutluyum, herşeyden değil ama çok şeyden,
Bengi Su’ nun altını açacaklar, ayıp şakalar yapıyorlar , istikbal kirli bez gibi mi acep ? Bi sıcak dalgası geldi de :)))))))

20 Ağustos 2015

Her gecenin sabahı oluyor da içimizdeki karanlıklar karardıkca kararıyor. “Hep karanlık, hep karanlık, yeter yeteeeeer artık !!!!” Hesaplar, kitaplar … rakamlar, harfler kanla yazılıyor. Öte dünya var, inanıyorum. Sebep olanları toprak kabul etmeyecek, ona da inanıyorum, hırslar, tutkular … doymaz, “işbaa noktası yok” ( Nur içinde yat Yüksel Ülken ) bu da gerçek, kana kan isteyen kanlı eller kendi kanlarında bogulacak bunu da tarih yazar, olmadı 400, olsun ölü sayısı en az 400 diyenler var hazar.
Dünyaya çivi çakan yok, kefenin cebi yok, ne dograrsan çanağına o gelir kaşığına, dünya etme bulma dünyası, adalet bir gün herkese lazım olur, adalet kördür topaldır ama gideceği yere illaki varır, alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste … sabahın özlü sözleri.
Günün kitabı ; Oedipus Kompleksum / Frank O’Conner , Irlanda’da çocukları gözlemliyoruz, burası yetmedi, bi de arada farkla bunalalım smile ifade simgesi Dilimiz Günaydın dedi, kulağımız “Atmacayı vurdiler, bir avuç kanı içün …” çalsa da dinlesek diyor .

21 Ağustos 2015

Çok mutluyum, bu sabah günlerdir ilk kez üşüdüm, hatta aylardır.
Sonra fesatlandım, :dişimde iltihap var” onlardır dedim. Çok aklıma yatmadı, “az evvel okuduklarımdandır” dedim 78 in 16 martı içimi titretir hep. Sonra, sonra dedimki ;” kalbim Üşüyor benim!!!” Kalbim ıssızlaşıyor, ölü ya da diri giden gidene, tanıdığım, az tanıdığım, tanımadığım insanlar ölüyor, ansızın hem de, kalpten gidenler, pusuya düşenler, vakiti gelenler … bir trafik var, zorunlu olandan, kural tanımayandan.
Kalbim Üşüyor !!! Kalbimi ısıtan sevgiler nefrete yenik düşüyor, benim sevgim, benim hoş görüşüm, benim af etmelerim … zayıf kalıyor, hep kötülük kazanıyor, şu insanların sayılı günler kaldığı yazliklarda bile ağacın dalı, çocuğun hızlı koşması gibi sudan sebeplerden küslük had safhada. Bi de abdestli namazlı, dini bütün insanlar. Sorun varsa çözümüde vardır, çözüm muhatap dışındakilere konuyu açmak, muhataba surat asmak, kendini kendi kendine haklı bulmak , “neler neler yaptım kiii ben, çok iyiyim, yeter amaaaa !!!!” diye iç ve dış seslerle vicdan savunması yapmak değil, çözüm, bire bir sabırla iletişim, empati … şekerim. Amaaaa nerdeeeee bizde o yürek, mekanizma arkadan, tahmini işliyor bizde, uykularım kaçıyor, yeminlen, kararmış kalplere ne boya ne cila … Aaaaah ve de Aaaaaay çok salaksınız valla !!! Sevmek nefret etmekten kolay. Sevgi az suda yeşillenirken, örn; taşlar arasından çıkan bitkiler :))) Nefret devamlı beslenmek, hatırda tutmak istiyor.
Hah işte, Bengi Su da kalktı, şanslı da çın çın ediyor bahçelerde, içim de kıyılır gibi oldu, gitti gidiyor uyku, ve gittiiiii, ben de çay koyarım o vakit 🙂

22 Ağustos 2015

Hava missss !!! Ama deniz pis 😦  Dalgalar adam boyu, dipteki kum havalarda, tahminimce uzak diyarlardan atık da taşınıyor.
İki iyilik bir arada olmuyor da diyemeyiz ama çoğunlukla olmuyor. “İnsan kısmı şımartmaya gelmez !!!” Bir versen şükretmeden yanına beş ister, ne doyar ne doyurur, hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışır, ahiret ya son nefeste aklına gelir, ya da aklındaymış gibi rol yapar, çıkarları için .. ” diye tespitlerim var 🙂
Site halkı bi çorap, bi hırka gibi ekler yaptı, bana hala sıcak, kendi imkanlarımla terliyorum :))))) Para biriktiriyom, kuzey ülkelerinin yaz tatillerinde tatillencem :))))
Bu akşamki düğünde seçim de kutlanıyor olacak, reyiz halay başı olsuuuuuun !!!!

23 Ağustos 2015

“Büyüyünce ne olacaksın ? Ziyan !!!” Böyle konuşmalar geçecek mi acep, başını okşayarak klasik soru sorduğumuz çocuklarla aramızda. Belkide ne olacaklarını gördüğümüz için sormayacağız.
Sosyal medya taraması yaptım, nefret, ırkçılık had safhada. Elini sallasan bi şişmiş egoya çarpıyor. Çoğunluk resimlere bakıyor, uzun yazılar okunmuyor, okunanlar anlaşılmıyor, yorumlardaki linklere bakılmıyor. Herkes kendi havasında değil ama ortak havalar, havalı davetler var. Beğen tuşunu ; okudum, aynı fikirdeyim, hoş olmuş anlamında ya da paylaşacaksam izin anlamında kullanıyorum. Hiç kullanmayanlara da şaşmıyorum ama onları anlıyorum.
Beni sinir eden paylaşımlara ise bulaşmıyorum, iki satır yazdı isem kıymet verdiğimdendir 🙂
Sonbahar da mayasını attı diyecegimiz bu pazar sabahında konuyu bir yere bağlamıyacam. Hazar günlük bunlar, giriş, gelişme, sonuç zorunlu değil 🙂
Başımı alıp gitme isteğim devam ediyor, “fakat başın içindekileri bir yere sığdırmak mümkün değil ” diye bi sorun yok, aksine her yere taşınıyor, kafada hafif, omuzda ağır bunlar, denize gidim bari, dalgaların kucağında sallanırım biraz ,kıyıya vuran dalgalarla şöyleşir, eve mayomda kum ve midye getiririm, sonra da ekmekli kahvaltı, belki yağmur da yağar yağmur yakışır yaz evlerinin balkonuna penceresine…
Uzatıyorum, okumayın diye, “hazar özelim bunlar !!! ” dermişim 🙂
Ama gerçekten Günaydın derim. Haydin kapılıp gidelim bahtımızın rüzgarına 🙂

24 Ağustos 2015

Serin bi pazartesi :))) Aklımız selim değil ama. Kahpe dünya, yalan dünya , diye çemkirerek ona buna şey atarak, “halamın bıyığı olsa amcam olurdu ” olasılıkları ile kafayı yorarak … olmaz di mi ? Doğru yargılayamıyorsan tedavi olcan. Bu kadar basit, bir yerde bir yere takılmak akla zarar, bi de aklını bilenlere daha da zarar.
Yani lafı dolandırmayalım, “sen seni bil, sen seni, sen seni bilmezsen, patlatırlar enseni !!!!”
Sonuç için tahmini bi süre veremiyoruz, ama illaki bi patlatan bulunur, yaratan aracılığı ile hemi de , çeşitli sıfatlarla andığımız gelip geçici olduğumuzun kesin olduğu şu dünyada insan insana eziyet etmesin, yeter gayri, yeminlen bunaldım, ruh hali bilmecesi çözmekten, yöresel ağızla tıngılı düşmüş insan gönlü almaktan, bi de hangi konuya yoğunlaşacağımı bilsem. Aaaaay bi silkinin, kendinizi ifade edin, az bi cesaret, planlarınızdan bahsedin, gizli yüzününüzü gösterin … biz derinlerinize inmeden, kumsalımıza gelin, gelinde belki bir şeyler daha iyi olur .
Bu sabah da böyle uyandım, bu haftanın pis işlerine başlamadan denize gitcem, açılır gelirim, zannımca, bi dolu insana bi dolu saydırasım var, suya diyim bari.
Cümleten Günaydın, her şey bir gün iyi olacak da inşallah biz de o gün hala nefes alıyor olabiliriz.

25 Ağustos 2015

Bilirsin, yazılmadıkça bitmeyen şeyler biriktirir kadınlar / Tezer Özlü
Öyle, bir kaç gün daha birikenlerin üstüne yığına devam, sonra birikmişlerimle döncem inşallah 🙂
Sonbahar önce içimize düşüyor hazar. “İki bahar arasında bir umuttur yaz !!!” Diye okumuştum bir yerlerde bolca denize bakıp, bambu rüzgar çanının sesine anlamlar katıp , kitap defter arası tost olasım var :)))
Eylül’ de gelicem, inşallah.
Kendinize ve memlekete iyi bakın, birine genel sağlık açısından, birine de ruh sağlığı açısından ❤

31 Ağustos 2015

Ruhen ve bedenen döndüm ben. Anladım kiiii benim ruhum bedenden ayrı gezmez imiş. Her şeyi yanımda götürüp getirenlerdenim ben.
Bu yaşıma kadar gördüğüm ennn uzuuuun, en sıcak. en ölümlü Ağustos bu. Beterin beteri olmaz inşallah. Yazlık faslı bitti mi ? Bitmedi. bi fasıl da bayrama kısmet olursa. Bol bol dinlendim mi ? Dinlenmek yatma yuvarlanma, sabahları yüzme, akşamları uzun uzun uzaklara bakma, yanında götürdüğün kitapları okuma. bir iki satır yazı yazma ise evet. Tabii ki deeeee ev işlerini de ihmal etmedim. paslanır maslanırım maaaaazaallah :))))
Bol bol da TRT müzik seyredip dinledim. Beraber yaşlandığımız adamlar hala, “Seni biriyle el ele gördüm …” gibi taze aşk şarkıları söylemesin ama. 20 sene önce söylediklerini bilince olmuyor 🙂 Sözüm eski tavernacılara mesela, Ümit’e, bi de Mustafa Keser artık saçını. bıyığını boyamasın hem rengi çok koyu. hem de yapıştırma gibi. mendili sallasın. ona bi şi demicem :))))))) Tüm bunları tatil niyetine yaparken ; “Gözümde canlanır koskoca mazı, çoğu sevdiğimle aynı yerdeyim. geçen günlerin bir kısmına yazık ettik. ama telafisi yok. ama çok ilkbahar sabahı güneşten evvel uyandım ben :). hiiiiç yemin etmedim. kırık ve kırılgan da olsam dıştan dönerim ben. hesaplar mahşere havale, “ne kusur ettim. bilemem” de demem. az çok tahmin ederim. ama kasıt yok. Ne nefreti. ne nispeti severim.Rakamlara. insanlara. alışkanlıklara … köleliğe karşıyım. ne köle . ne de avare. Bir fırtına tuttuğunda beni gemiyi terk etmem. bir avuç toprak için kendini yoranlardan değilim inşallah. bilirim kiii dünyada ölümden gayrisi yalan …” hallerinde bulundum. bulunduğum kabın şeklini almadım ama :))
Şimdi ; malum pazartesi. ev , perişan. hava sıcak. daha da sıcak olacakmış.Adam kadına sormuş: “Seni nereden öpeyim ? ” diye kadın da “aah öpesin olsa ” demiş. Rahmetli annemden kalma, az da ayıp yanları var ama montajda kestim. Ben de aynı o adam gibiyim. Bir daha evi çocuklara bırakıp gidince. evi kullanma kılavuzunu duvarlara yapıştırcam. doğru evde miyim bilemiyorum. uyum zorluğu çekiyorum şekeriiiiiiim !!!!
Aaaaay hadi günaydın. dağılalım. başlayalım kiiii başlanan yol alsın. Başlanan uçlanır derdi rahmetli anam. anne sözü heeeep dinlemişimdir :)))

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑