ŞUBAT SONU GÜNLÜKLERİ


11013579_10205021540751964_8517247781053172161_n

 

Şubat da takvimde işini bitirdi, sırasını savdı ve gitti, ömrümüz olursa 365 gün sonra yine gelir, gelişinde özlem gidişinde özlem, içinde anılar … Her ay böyledir ki, içi hep dopdolu, bizi boğan, ama bazen hüzne bazen sıkıntıya, bazen de neşeye boğan günler. İstemeden unuttuğumuz, isteyerek unutamadığımız günler … Bunlar heeep kayıt altında aslında, geliyorlar, geçiyorlar veeee aklımızı alıyorlar. Hem de almadığını sandığımız anlarda. Bu yaşlanma demeyelim ama yıllanma hallerinde günlere bir şey oluyor. Sanki her şey hızlı çekim. Hiç bir şeyin tadını çıkaramadan, yeni bir şeyle şaşırıyoruz. Bu yeni bir şey değil, bizden öncekiler de bize böyle söylediler de anlamak vakit aldı. Aaaaay hadi cüce şubatın son günlerine bi bakalım, bizi 28 günde terk eden, “bunaldım valla !!! ” diye çekip giden, o kısa zamana şiddetli kış, sevgililer günü, iki adet cemre, kurtulmuş şehirler, fırtınalar, tutulmalar, baharı anımsatan günler sığdıran sığdıran şubatı nasıl yolculamışız, bakalım …

22 Şubat 2015

İçine kar yağmur kaçmayan, arasına bayram seyran karışmayan gerçek bir tatil sabahında, kimlere tatil acaba ? diye bi deli soru aklımda, elbette başka sorular da var yanında, diyereeeek kafayı karıştırırıken açık ve net Güüüüüüüüüüüünaydın cümleten :))
Vakit dar, şu anda yola çıkmış, çıkacak İstanbul Gezginleri ‘nin arasına karışmam gerek. Fatih, Kariye arasında dağılıp, toplanacağız, belki de soğuk hava ile çarpılacağızzzzzzz :))) Yavuz Selim Külliyesi, İsmail Ağa Camii, Çukurbostan benim dağarcığımda, heyecan yaptım, Baş Gezgin unutursam fısılda :)) İki bulışma yerinden birine, Eski Kafa da şerbet içmeye olmadı Fatih Camii’ne birinden birine yetişecem iiinşaaaaaaallah :)) Kitapcığımı ayırın, gelince hır çıkarırım dermişiiiiiiiim :)))
Hadi aaaaaaaz sonra yollara, “Nerdesiiiiiiiiiiin aşkıııııııııım, yoldayııııııııım aşkııııııım !!!! ” aramızda parola, Hadi yeni tanışacaklarımız, yeni bilgiler var illa ki, hadi kıdemli gezginim, aklımda bi soru, cebimde ödül çikolata :))) Hadi tutmayım kendimi, haydin kuşlarla, açık yollarda, elimle koymuş gibi bulduğum mekanlarla …
Nerdesiiiiiiin aşkııııııııım, hemen şimdiiiiiiiii çıktıııım !!!!

23 Şubat 2015

Son kardan 70 cm nasibini almış, etrafta 15 cm i kalmış ilçenin bir evinde, penceresinden yüzüne beyazı kirlenmiş kar soğuğu çarparkene, ağrı, sızı bedenimde, iç ve dış işler zihnimde at koştururken, “günlerden pazartesi olmus bile !!!! ” diye sesli söylenerek, kendime ve dünyaya afilli bi GÜÜÜNAAAAYDIIIIIIN !!!! çektim, bi ümit ruh halime, aslinda tüm halime, memleket haline, ahvaline faydası dokunur diye :))) yazarken tebessüm halinde olduğum için, bi de radyoda çalan ” alcam sanaaaaa mor yazmaaaaa ” diye bir popi ( Bunu da kelime dağarcığıma yeni ekledim, zamane genci işi, popüler manasında :))))) ) şarkıya takılarak, uygun adım, biraz yandan, kollar ve eller sallanırken can bulacağız mecbur.
Hayatta eeeeen birinci kural başkalarına sırtını dayama, ihtimalleri göz önünde tut ama bel bağlama, sabır, hoşgörü, saygı, sevgi, sorumluluk daima aklında, kalbini ferah tut bunun içinde kalp kırma, kul hakkı geniş kapsamlı unutma, adalet herkese lazım bunu da aklından çıkarma. Madde uzun olduğu için akılda tutulamıyor, illa ki biri ikisi yalan oluyor,
Aaaaay sabah sabah uzatmayalım, hepsini ezber edip aklımızda tutalım, pazartesi sendromu da neymiş, evin annesinde pazar sendromu var, hatta bu pazardan bir değil hafta içinde bi kaç tane var.
Başaracağımıza yürekten inanarak, kendimi ve sizi ikna ettim sanarak, bir ucundan tutup başlayarak, bu haftayı da yola koyacağız, iiiiişaaaaalllah, malum bende hergüne bi çok şey var, siz de ne var ?

24 Şubat 2015

Üşütmüşüm, henüz kafayı degil ama geride kalan her şeyi, sıkıntılı bir gece maalesef pür neşe sabahlara bağlanmıyor, günden güne çivisi çıkan bir dünyada yaşıyoruz. Çivi oramıza buramıza batarken, acılarımızı gülüşlerin altına saklıyoruz kiiiii karanlıklara bi ışık olalım, hepten kahrolmayalım diye.
Yani bi hasta psikolojisi var üstümde, bir de yeni başlanmış bi diet, bi de memleket halleri … derkeeeeen iç karartmayalım. Haberler ve kaynaklar bizi yeterince bunaltıyor zati. Yaş itibariyle ” dikta, diktatör, cunta, kapalı rejim ….” ve benzerlerine aşinayız maalesef. Hitler ‘e yetişemedim ama takipcilerini, gelislerini olmasa bile gidişlerini, eziyetlerini, yöntemlerini … biliyoruz. Bu da beni ayrıca hasta ediyor.
Kendi kendimi bakarak, iyileşecegim iiiiişaaaaalllah.
Seceneklerden seçim yapacağız artık, istirahat, çorba, bitki çayı yanında ya bir miktar afyonlayıcı tv programı, ya Virginia Woolf kitabı ki bundan çok emin değilim, okuyamazsam değiştirebilirim, belki bir film karşısında uyuya kalma, geceyi telafi için, açılırsam kafayı yakın bir mesafe için dışarıya uzatma, temiz hava, sınırlı gıda …
Yapcez bi şiler, karanlığa kapılıp kaybolmak kolay, zor olan ışığı bulup takip etmek, ” biraz , biraz daha ışık … ” diye direnmek.
Hadi “Diren Ayşen ” , hadi yaşasın her türlü hastalıkla ilgili mücadelemiz :))) , hadi her işin başı sağlık, hala bazı yerlerinde kar duran ilçeme baktığım pencereden , haydin günaydın, unutmayalım hem bugünü kurtaracağız hem de yarina daha iyi olacağız, hadi iiiiişaaaaalllah … 

26 Şubat 2015

“Hayattan rengi alıııın, geriye ne kalır kiiii …” yeni reklam cıngılı. Dünden beri dilimde, acaip Tarkan’cı ve iflah olmaz bir iyimserim ben. Bardağın yarısının boş olduğunu görürüm, dolu tarafına şükür ederim 🙂 Kiiiiiii bu sebeple beni sarsan, içimi dışıma çıkaran, midemde taş yemiş hissi bırakan, kolumu kanadımı dermansız kılan hastalığıma ; ” Ayoool, detoks, detoks bunlar, haftanın kilosunu önden verdim !!!! ” diye bakabildim 🙂 çok şükür bugün daha iyiyim. Ateşe bağlı kabuslarımı bile elimle düzeltme çalışmışlığım, “Allahım biliyorum kiiii bu kabus, ne olur konuyu ve görüntüyü değiştirelim !!!! ” diye uyku arasında yakarmışlığım var :))))
Hayata renk veren biziz ki, vazgeçersek, siyahı tercih edersek kaybeden yine biz oluruz. Farklı, bize tıpa tıp uymayan amaaa uygun bi tarafı az olsun bulunan insanları düşman ilan etmek yerine sevmeyi denemek daha iyi valla 🙂 Her sevdiğimizi koynumuza almamız, 24 saat bağrımıza basmamız gerek. Biraz sevgi tahammülü kolaylaştırıyor, sınırsız ve koşulsuz sevgi hayatı kolaylaştırıyor, af etmek ve hoşgörü ruhu besliyor. Sonuçta hepimiz gelip geçiciyiz, kronometremiz açık geriye sayım gerçekken, orta yaşın ortasını geçmiş insanların halaaaaaa ” o onu dedi, bunu ima etti, laf çaktı, kıtır attı, dersini vericem, hakkından gelicem, kimle dans ediyor, bildiricem …” hesapları ile uykularını ziyan etmelerini, kafayı sessiz diyaloglarla meşgul etmelerini gereksiz buluyorum ve gunler için “zarardır, ziyandır, etmeyin, eylemeyin …” diyorum.
Insanları anlamaya çalışmak gerek, anlayamıyorsak peşini birakmak gerek, kendinden emin olunca karşı tarafı iknaya çok da gerek yok.
Aaaaay sabah sabah piskolojik analizler yapasım tuttu :))) Ama, ama kötü bi niyetim yok, sabah renklerimiz canlı olsun diye gayretim. Yukarıda maviler, aşağıda yeşiller, ikisinin arasında pembeler, beyazlar, morlar … pencereden ön bahar kokusu geliyor, cemre düştü havaya, yarınki suya, sonra leyler gelecek, soğuklar kırılacak, belki bahar yağmurları, kırk ikindiler …
Hadi yaşadığımız sürece, her şey için hep umut var, hadi illa kiiii olacak, hadi olmalı bunun için bi gayret, hep gayret :))) Haydin GÜÜÜNAAAAAAYDIIIIIIIIN !!!!! gök kuşağının arasından, sıcak renkleri sevelim ve seçelim.

27 Şubat 2015

“Ben, aslında … ” Bir konuya giriş cümlesi olup karşı tarafta ” du bakalım, ne yumurtlayacak !!!!” hissi uyandırır, Genel olarak itiraf, pişmanlık, tercih … anlamları taşır ama “senin için ya da onlar için nelere katlandım, nelerden vazgeçtim ” mesajını da direkt verir. Çoğu zamanda ” en az benim kadar üzülün, beni hissedin !!!” Yakarışıdır.
Sabah sabah perdeyi çekip, camı açınca, gördüğüm manzara karşısında ” ben , aslında bunları görmek istemezdim ” dedim. Artık caddeye dönüşen yol, son inşaatlarda tamamlanınca trafik sahibi olacak. Halbuki şurası iki yanı ağaçlı , sonu göle bağlanan bir yol olsa, iki yanında seyrek banklar bulunsa, arabalı arabasız çocuklar dolansa, kimse yere tükürmese, çekirdek çitlemese, pet şişeler top gibi sağa sola savrulmasa, oturup kitap okuyan, sohbet eden insanların ayaklarının dibine kuşlar konsa, ekmek kırıntıları onlara yemek olsa, ağaçların arasından güneş vursa, rengin, kokunun biri bin olsa … bir tatlı huzur almaya gelenler o huzuru alıp da gidebilse.
Yeri bulsan içindeki adam olmuyor, adamı bulsan yeri tutmuyor, eldekilere şükür bizimki.
Dünden kalmayım :)))) Mrs. Dalloway ‘ i okuyorum. V.Woolf, bilinçakışı tarzı, yazan zaten ödüllük de okuyan, anlayan da taktirdirlik, dermişim. Çok güzel bir çeviri, insanı bunaltmıyor, ruhunda açılan pencerelerden baka bakaaa ilerliyorsun.
Aaaaay bi baktık hafta sonu gelmiş, toprak suya doydu, ağaçlar bezenmeye başlamış, kuş sesleri geliyor, cemre düşüyor bugün, sular da ısınacak, memleketimin her köşesinden ayrı bir ses gelirken, kaygı, hüzün, merak dolu günlerimize bahar gelecek iiiiişaaaaalllah, “bahar gelmiş, ben baharı neyleyim, içinde huzur olmayınca, huzuru hep birlikte paylasamayınca … ” demeyeceğimiz günlerimiz olsun, Bahar içimizi de dışımizı da aynı güzellikte vursun .Vuuuur bizi eeeeeey !!!!  bahar, cümleten maaaşaaaallahlık olalım :)))
Haydin günaydın, kuşlarla …

28 Şubat 2015

Bizim kuşak pencereden bakan son kuşak olacak her halde. Pencereler ve perdeler ; iç dünyamızın dışının dışına açılan seyirlik yerler. Hem akşam yatmadan hem de sabah kalkınca camı bi açar, bi kapar kafamı bi uzatır etrafı kolaçan ederim. kim yatmış, kim kalkmış, inşaat kaç kat çıkmış, ağaçlar ne durumda, park yerleri dolu mu, şu yolda yürüyen tanıdık bildik mi , hava nasıl, kuşların, kedilerin, köpeklerin son durumu, bulutların, güneşin,ayın halleri, yıldız sayısı, gökteki uçaklar, yerdeki arabalar … daha bir sürü şeye bakar, içimden söyle bir toparlar, bir kanıya varır, ayrılırım.
Eskiden ışık yanmadan önce perdeyi çekerdik, hatta perde cinayetleri bile vardı, önemli idi evin mahremiyeti. Şimdilerde perdeler dekorluk, çoğu yerde, zati evlerde ilginç şeyler de olmuyor :)))) Herkes telefonuna ya da bilgisayarına, olmadı tv sine bakıyor, birbirine bakan, birbirinin yüzüne bakan pek kalmadı. Gençler yan yana bile mesaj hatlarında.Takipci olmak yeterli, takipci sayısı önemli.
Dünya değişiyor, eskiler yenilerle çelişiyor, fikirler çeneye kuvvet, kendini savunma her şeyin ötesinde, hatta her halde kendini haklı çıkarma marifet, şiddet bir tutamı aştı, adalet kimbilir hangi dağa kaçtı, dağın yuttukları yeni dağlar yarattı, zamlar olmadan yaşayamaz hale geldik, inşaatlar bile bizi diri diri yerin altına gömüyor, metro istasyonları yerin sekiz kat altında, yeryüzünün üstü de altı da insan kaynıyor, karanlıklara suni ışıklar yakarak, güneşi, ayı unutarak yaşıyoruz …
Aaaaaaaaay hadi nekahat dönemi mi, yaş dönemi mi , bilemedim neyin dönemi, bir gerginlik var üstümde, hırçın bi kız çocuğu gibiyim, etrafımdaki tüm büyükler suçlu, şartlar aleyhime, tek dostum ikimizin yerine konuştuğum bebeğim …
Bilemedim ama kokusu öğlene kalmaz çıkar, bakalım günün şanslısı kim, kime patlıyacaz, kimi günah keçisi yapıcaz … :)))
Aaaaaaaaay hadi olur böyle günler, gün dediğin saati kadar sürer, hadi yeni günde eskisinin hükmü kalmasın, hadi bugünü yaşarken yarında aklımız kalmasın, Hadi şöyleeeeeee bi kuvvetli “G Ü N A Y D I N ” çekelim kiiiiiii nefesimizin rüzgarından bulutlar dağılsın … Haydin kuşlarla …

Reklamlar

ŞUBAT ORTASI GÜNLÜKLERİ


10168128_10205035182853008_3709915479428050509_n

11 Şubat 2015

“Hatırlamak birbirini tetikleyen resimli geçitlerdir, hatta bu resimler çoğu zaman seslidir” diye sabahın özlü sözünü kondurduk veeeeeeee kış manzarasına günaaaydınn !!! dedik, bir yarımız sevinirken bir yarımız, hatta yarıdan fazlamız tedirgin, elimizden gelemeyenler, görmediklerimiz ama hissettiklerimiz için üzgün Allah bu havanın mağdurlarının yar ve yardımcısı olsun. Alçak öğrenciler fosur fosur uyuyorlar ama :)))))
Sabah penceremden bakarken neler gördüm, haydin heeeep beraber bakalım ;
New york’a gelin olduğumda daha ilk günlerimde bir sabah filmlerdeki gibi işe gitmek için çift kapımı açtığımda mavi çamın karlarla donandığını, çam ağaçlarının arasından görünen iki katlı bahçeli evleri, üstüne kar tünemiş, posta kutularını, açılmış yolları … görmüştüm, nasıl sessiz bir mahalle idi, gerçek mi kartpostal mı belli değildi, akşamları eşimin arabasının motor sesini tanırdım, o derece yani, insanlar evlerinde tv lerinin başında, çocuklar odalarında, etli ve sütlü karışmadan öyleeeeceee duruyor.
Dün Radyo Evi’ne ikinci kez gittiğimi hatırladım, ilkinde spikerlik müracatı için gitmiştim, ihtiyaç Erzurum radyosu için olunca vaz geçmiştim, Muhasebe ilkeleri ve uygulamaları dersini veren Cengiz Erdamar’ın hanımı Bengül Erdamar radyoda haber spikeri idi, Cengiz Bey’in beyaz dik yakalı kazağının üstüne taktığı madalyon kolyesi vardı, yeşil ve kiremit rengi takım elbiseleri de :))) O zamanlar hesaplar noterin onayladığı Kasa, yevmiye, defteri-i kebir defterlerine kayıt edilirdi, Mizan çıkartılır, hesaplar tutmayan kuruş haneleri yüzünden hallaç pamuğu gibi atılırdı, çünküüüü Muhasebe İlkesi idi, “Hiç bir şey yoktan var olmaz, var olan da yok olmaz !!!!” yıl sonlarında günlerce vergi ayarlaması yapılır, defterler, kapanır, bankalar, şirketler, kısa kış günlerine geceleri de ekler çalışıııır, çalışıııırlardı, şeritli hesap makinesinin şeritlerini tersten tekrar kullananlar, el altından kasa için “ece” ajandası tutanlar … vardı bi de defterler dolma kalemle yazılırdı yaaaaa bi de mürekkebli dolma kalemler başlangıç için biz küçüklere hokkalı divitler vardı, güzel yazı yazardık biz, üç dört çizgi arasına.
Radyo güzel bir deneyim oldu, sevdik, dinleyenler de sevmiş, bir sürü güzel geri dönüşüm aldım, mutlu oldum, fakaaaat bu yaşlı binalar bizde zamanla ruhunu kayıp ediyor, eski eşyalarla yeniler uyum sağlayamıyor, pislik ayrıca bir konu, düzensiz genişleme, koridorlara atılan masalar, yön levhasız, isimsiz yanyana bir sürü kapılar, hala bir sorun olan dayısı olanın hak ettiği kadrolar… değişen şeyler uyumsuz, değişmeyenler iç ağrısı.
Etrafında bir sürü polis vardı, hem de teczihatlısından, “Darbe de ilk ele geçirilecek yer!!!” diye kendi kendimize bir espri yapıp, kendi kendimize güldük .
Ooooooooo destan yazmışım bu sabah, meraklısı okusun kardeeeeşiiiiim!!!
Hadi tatilin uzama ihtimali nedir ? Hadi bana yazık değil midir ? Hadi son kışlar bunlar, cemreye az kaldı, hadi takvim yaprakları utandırmasın bizi :)))
Haydin bi de sonuna günaydın, Kuşlar aklımızda, çıkmasınlar bugün yazııık onlara da …♥♥♥

12 Şubat 2015

İncecikten bir kar yağıyor, fakaaaaat hayat “Elif” gibi değil, eğilmeler bükülmeler, yan dönüp yüz çevirmeler, gözünü kulağını kapalı tutmalar, anlayıp da anlamamazlıktan gelmeler,kendini bi şi zannetmeler, alçak dağlar üzerinde hak idda edip, yüksek dağlara göz dikmeler, düşeni çiğnemeler … felan liste uzayıp giderken, bir engelli destek videosu seyredip ağladım, hayat bayram olsa değil, olamaz biliyorum da arada bayram gibi olsa dedim …
Hadi tahlil sonuçları geldi değerler tavan yapmış, üzülmek nafile, kabahat bende, çok az konuda canımın istediğini yapabiliyorum, bana bağlı olmayanlara bağlıyım,kısaca kendime yeterince önem vermiyorum !!! mevzuu tanıdık di mi ?
Sabah bir aracı kurum reklamı dinledim kiiii biz onlara tefeci diyoruz. Çekin senetin resmini çekip gönderiyormuşsun, para cebinde. Para da sanal oldu, görünmeden ele değmeden ordan oraya transfer oluyor. Bizim zamanımızda beli kağıt bantlı paralar vardı, parayı cüzdanda düzenli tutmak, küçükden büyüğe sıra etmek, bozuklar için ayrı bir yer temin etmek, hatta paradan harcamak üzere küçük demetler yapmak da yapılacak işler arasında idi. Şimdi herkes borçlu,herkes kartlı, herkes hesap yapar gibi de iki yakalar kavuşmuyor ama.
Aaay hadi kar her şeyi beyaza boyadı, temizledi sayalım, temiz sayfa açamayız ama sayfada biraz temizlik yapalım, bana da sokağın yolu gözüküyor, hadi cümleten tek parça, hadi üşüyen sadece yüreklemiz olsa, kiiiiii o zaman hissederiz di mi ? Hadi günaydın …

13 Şubat 2015

Kar yağıyor, ara ara incecikten Elif gibi, ara ara yamalık gibi smile ifade simgesi “Yamalık gibi” rahmetli annemin benzetmesi.Evlerde dikiş dikildiği zamanlarda artan parçalar bir araya toplanır, beli bir kumaş parçası ile bağlanır, yırtılan, eriyen yerlere takviye yapılacağında “yamalık dürgesi” ne bakılırdı. Sümerbank diye bi mağaza vardı, hatta bi 15 sene öncesine kadar vardı. Basmalar, pazenler, çizgili pijamalık kumaşlar, çeyiz için patiskalar, yatak yorgana çarşaf için sınırlı renkte “Akfil” ler, altı kalın, siyah renkli babalara ayakkabılar, el işi altı imzalı porselen vazolar … satılırdı. En çok pijama kumaşlarına takılmışımdır, tüm babalar; ya bordo ya lacivert, belden düğümü görüken lastikli uzun uzuuuun çizgili, aynı model tek tip görünse de değil :))) Paçası dubleli , üst parçada cebi olan, yakası erkek yaka ya da yuvarlak kapananlar vardıııı kiiiiiii bu da babaları ayrırdı, dermişim :)))) Aaaaaay eskiden babaların iç donları da evde dikilirdi, şimdinin boxer larını ilk bizim atalar giydi :)))
Bir de bizim el işi derslerimiz olurdu kiii kızlar bebe zıbınları, etek diker, zürafa ve antika ile kumaş kenarı döner, örgü örer, çanta yapardı. Erkekler de halı tezgahında minik çalışmalar, başka ne yaparlardı bak hatırlamadım, teee o zamandan angaryaları azmış onların :))))
En son benim iki numaranın pantolonunu kayın valideme yama yaptırmıştım. Her fırsatta top oynadığından, parçalamadığı kumaş türü kalmamıştı, her dönem en az iki pantolon ve eşofman altı parçalayınca “usandım !!! ” dedim, babanneye havale ettim. O da; kumaş payından parça kesmiş, yönünü yönüne getirmiş, gizli dikişlerle dikmiş, eline almadan belli olmuyor, yama olduğu smile ifade simgesi heart ifade simgesi Tabii ki de bu hareket bizim BJK li oğlanın hızını kesmedi, sağ olsun eğitim sistemi, sınavlarla boğuşurken, futbola seyirci kaldı amaaaaa bu yıl halı sahalara döndü :)) Her maç öncesi, tüm çocuklarıma tembih ederim; “Çok koşma, topu münasip yerlerde bekle, terleme… ” Aaaaaay Allah beni de ıslah etsin, ne diyim :)))
Aaaaaaaay hadi kar yolları ben de satırları doldurmuşum :)) hadi kaçtım, ama önceeee haydiiiiiin günaydıııııın !!!!

14 Şubat 2015

Memleketimim dağlarında, bağlarında kış var amaaaaa takvimine “Sevgililer Günü” gelmiş, Aaaay hoş gelmiş, “Kapatalizmin dayatması bu günleeeeer !!!! ” diyenlere cevap veriyorum; “Bugüne kadar kapitalizm bize neler dayattı, hepsine dayandık da bu mu batıyor ? ”
Aaaaaay anacığım, illa ki herkesin sevgili derecesinde bi sevdiği vardır, herkes bilse de bilmese de birinin sevgilisidir, aslında bilinir de derece sorunu var :)))) hediyeler, sürprizler bu derecenin tayinine yardım eder, Abartmamak, aşırıya kaçmamak, hava atmak derecesinde kullanmamak gerekir.
Aaaaaaaaaah ne çektik biz ki ; zor zekat bakışarak, her harekete bi anlam katarak, bi sevgili yaparsın, bi buluşma ayarlarsın, için tarifsiz duygularla kıpraşırken, peşinde mahallenin bakkalı, kasabı, ağır abisi, yan komşu, üst komşu, dayılar, emmiler, halalar teyzeler, küçükten yetişen gözleri fıldır fıldır ispiyoncu kardeşler … nereye gidecen ? Hadi bir cafe buldun, garsonun bakışları, yan masanın laf çakmaları … saat hızla ilerler, yalan dolan aklında bir birine karışır, yardımcı arkadaşlar, yancılar işe bulaşır, sen söylemeden annen zaten bilir :))))) Beş dakika el ele, yanaktan bi buse sanırsın zina yaptın, o kadar ağır bi durum …
Hediye zaten hak getire, hangi harçlık neye yetecek, gittiğin yerde hesap illa ki bölüşülecek, bölüşmedin üstünden bir ay geçmeden tekrar edilemez, zaten aşk da o arada bu kadar baskıya dayanamaz biter :)))))
Kurumuş çiceklere, özel kağıtlara yazılmış mektuplara, cafede kenarı limon dilimli kolaya gitti bizim aşklar !!!!
Fakaaaaat o zaman öylesi güzeldi, şimdi devir değişti, yer gök bütçelere göre hediye, büyüyüp küçülüyor, geniş alana yayılıyor sanal alemde kalpler, ilişkiler akıllı telefonun tuşlarında hayat buluyor, derinleşemiyooooooooor ama ancak yüzme bilenler kıyıya çıkıyor, dibe dalan yok, zaten dipteki hayatı anlayacak adam da yok.
Hadi sıcak çikolata, kalpli kurabiye, üstünde “seni seviyoruuuuuum” yazan kupalar, hadi benden bu kadar :)), Hadi sevmekten kim usanır, sevgiyi ne satın alır ? , hadi her şeyi düşünmüş belediyeler, yalnız kalplere bile teselli verecekler :))))) Hadi her şey gönlünüzce, gönlünüze göre, içinizden geliyorsa “kutluuuuuuuu ve mutluuuu olsun “
GÜNAYDIIIIIIIN Kİ …

16 Şubat 2015

Öylece bakıyorum, düşünüyorum, empati yapıyorum, okuyorum, dinliyorum … daha bir sürü şey ve aynı konu. Konu sanki “Nerde kalmıştık !!!! ” dan devam eder gibi, son mu ? hayır, arkası gelir mi ? Tabii ki.
Kadınlar ; erkekleri doğuran, büyüten, onlardan şiddet gören, onların boyunduruğu altında gölgesi olmayı kabul eden, bir Tanrı varken, ona inanırken, kendine tapınacak erkekler bulan…
Toplum da “erkek çocuk” doğumuyla bayram eden, hala cinsiyetin babanın genlerinden geldiğini bilmeyen, ” her zaman kadın kabahatli !!!! ” bu sava çanak tutan bilge kadınları baş tacı eden, doğurduğu çocuğun kölesi olan, oğlunu kocası, babası yerine koyan … daha bir sürü şey, yazdıkça bunalıyor insan. “Kabahat kimde !!!! bu bir kitap adı, Herzen yazarı,kütüphanede olacak da ben okumadım. Kabahat herkeeeeesde, adam gibi çocuk yetiştirmek için çaba sarfetmeyenlerde, karşı fikirlere kapanıp kendine özel dünya kuranlarda, fikirlerinde yanılmış olabileceklerini kabul etmeyenlerde, “Erkek dünyası ” diye bir dünyanın varlığını kabul edenlerde, sağ duyu diye bir şey var ama bunu bilmeyenlerde, “eğitim şart !!!” diye bir espri var ve buna acı acı değil de kahkahalarla gülenlerde, “Tecavüzcü Çoşkun !!!” diye bir kahramanı, gazoza ilaç koyan herkesin bildiği bir adamı olan, izlediği dizileri filmleri sahi sanıp mesaj alan, bunların haber değeri olduğuna inananlarda …
Ama esas kabahat acısının, rengi, ırkı, çeşiti, sınırı olanlar da ve bunu mazeret gibi paylaşıp, hala da “insanım ben !!!” diyenlerde …

17 Şubat 2015

Bir nisan gecesinde, Nisan yağmurları yağan bi rüya görürken, “Sabah Nisan ayını yazsam” diye aklımdan geçirirken, bir şubat sabahına uyandım. Rüyaymış, Kalktıkdan yarım saat sonra kar yağdı, şimdi de güneş açtı, o güneşin yalancı bir güneş olduğuna kızımı ikna etmeye çalışıyorum,
Kızımı daha bir çok için ikna etmeye çalışıyorum ; arkadaşlarını takip ediyorum, yargılamadan, akıl verip, baskı yapmadan konuşuyorum, saatlerine, ruh haline, gelişine, gidişine, yemesine içmesine dikkat ediyorum, koluna, bacağına bile bakıyorum. Her şeyden koruyamam ama aklında yer etmeye çalışıyorum, açık konuşup, örnek veriyorum, bir meslek sahibi olmasını istiyorum, iyi eğitim alsın, kendi karnını kendi doyursun, helal yesin, kul hakkını bilsin, küçüğünü büyüğünü, örfünü, ananesini bilsin, dinini öğrensin, ev işlerinden anlasın, insan tanısın, yediği kazıklardan intikam için bilenmek yerine, tecrübe hanesine kayıt düşsün, kendini başkalarına emanet etmesin, kendini kendine emanet bilsin … daha bir sürü şey eğitim kapsamında, en iyi bilmesi gereken şey de aynı potada, çok farklı insanla karışmakta olduğunu bilmesi, çevre faktörü denen bir şeyin varlığını göz ardı etmemesi…
Bir anne olarak o kadar çoooooooook şey biliyorum kiiii, hepsini hem anlatamam, hem anlamasını sağlayamam, bazı şeyleri yaşayıp öğrenecek, iz bırakanlardan ders alacak, aldığı dersler ruh sağlığını bozmasın diye de mümkün mertebe, zamanımız oldukça yanındayım.
Aaaaaaaaah kocasından dayak yeyip tekrar ona dönen kadınlar var, tek başına dünyanın yükünü omuzlanmışken itin kopuğun tacizinden bunalan kadın var, öldürüldüğünde, dul kaldığında, yalnız yaşadığında, sevgili yaptığında, iyi mevkide görev aldığında … ardından türlü hikaye anlatılan kadınlar var, kadınların en büyük düşmanı kadınlar ve yetiştirdiği çocuklar, biri kendine, biri topluma dönüyor.
Herkes kendi arasında konuşuyor, herkes her tavırda bir anlam buluyor, herkes alim, herkes bilgin, herkes de bir çene … netice Hatice.
“Allaha Emanet ol ” dedim, gönderdim kızımı…

18 Şubat 2015

Günün teselli cümlesi ; “Ayol, kutuplar her gün böyle, hayat kesintiye uğramıyor ki, kar yağdı diye !!! ”
Kar yağdı heeeer yerlere, sevinmek ve üzülmek arasında gidip gelirken heyecan da çekiyoruz, yani ben,
Yıllar yıllar önce Konya’ da gurbet ellerde yaşarkene bir kahve grubum vardı, haftada bir gün dört arkadaş buluşup, “sade kahve, yak bi sigara, dönsün müzik setinde içli şarkılar, dök içini, sen söylemesende kahvenin telvesi gelir dile…” modelinde bi buluşma idi bizimki, iple çekilen, kar kış dinlemeyen, aslında evler arasında yürüyerek bile gidilip gelinen, evli, barklı, çoluklu çocuklu, biraz evlilikten, biraz kocadan, biraz etraftaki yurttan sesler korosundan sorunlu, ufak tefekten mutlu, içten, samimi, ağzı sıkı, dışa kapalı bu grup küserek değil ama şekil şartları yüzünden yurt içine dağıldı, herkes kendi başının çaresine bakarken, birbirini unutmadı ama aramadı da, aklımızda yer edenlere facebook el attı, hatta bu alçak face işe yaradı veeeeeee aylar öncesinden ayarlanan, güya havası da hesaplanan gün geldi. Bu akşam bizim hana gurbetten yolcular inecek inşallah, bir yatak serip, bir yemek verip, çokcana dinleyip, bolcana söyleyip … artık burasını bağalayamadım, bi buluşalım bakalım. Biri geldi Anadolu yakasında, öbürleri henüz Konya’da akşam uçağı yolcuları :))
Şekerim ben hazır sayılırım, evi “bal dök, yala konumuna getirdim” sayılır :))) Bir miktar yemek ayarladım, bir miktarı da bugüne, sağlıklı, soğuk, zeytinyağlı, ara sıcaklı, bu havaya uygun olmazsa olmaz çorbalı, ana yemek isteğe bağlı… hazırıııııııııııım !!!!!
Yatakları yapmadım, yatıp yatamayacağımızdan , yarına bir Beyoğlu var, iptal etmedim, gidip gidemeyeceğimizden emin değilim amaaaaaa her şeyden yüksek derecede umutluyum, mutluyum, heyecanlıyım …
Kıııızzzzzzzzlaaaaaar yolunuz açık olsun, karlar altında kalan bu dünyada sizi bekleyen sıcak bi ev var, çıkın çıkın geliiiiiiiin !!!!
Bu arada cümleten günaydın, hava şartlarına rağmen kavuşabilirsek beni bi kaç gün merak etmeyin, havadislerle döncem ben, iiişaalllaaah !!!!

 

“Sen yemekleri yap, bu havada balkonda bile 15 gün bozulmadan durur, gelmezlerse biz yeriz !!!” Diyen arkadaşların gazı ile çalışıyorum, kalkan uçaklar iptal, inecekler için ümit var, havaalanına gidecek taksi haber bekliyor, ulaşım ihtimaller ve dualar üstüne … hayırlısı

19 Şubat 2015

Sabah kalkınca bir baktım kiiii her yer “Doktor Jivago” filmi manzaralı, göz alabildiğine beyaz (artık göz ne kadar alıyorsa :))) ) otoparkta arabalar kaybolmuş (gerçek) tek tük insan, onlarda yolun ortasından ortasından gidiyor, hayvan dostlarımız ; kuşlar, kediler, köpekler ortalıkta yok , yoldan ve gökyüzünden motorlu hiiiiiç bir taşıt geçmiyor, rüzgar durmuş, en önemlisi kar durmuş, elektrik direklerinden, evlerin köşelerinden, pencere kenarlarından buzlar sarkıyor, heeeeeeeer canlı sanki uykuda, temiz hava, her şey yolunda değil ama …
Misafirlerin ancak biri gelebildi, o da kapıya ulaştığında tanımak için önce karlarını silkeledik, daha önce fönlü olduğunu tahmin ettiğimiz saçlarına “bunlar da ne ki ????? ” diye bi baktık, arkadaş Muğla’dan geldiği için, atkı, bere, eldiven … aksesuarlardan bi haber, kafasının üstünde de ayrı bir kar kütlesi vardı kiiii bu onu tahminimce sakin tutmuş :)))) Bir anne şefkati ile bakıma aldım tabii ki de , “hasta çorbası, tarçınlı çay, kahve, salep … gibi içeceklerin yanı sıra çikolata, abur cubur, zengin açık büfe … de hizmete sunuldu. Evde de mahsur kalınca gidip gelip, rejime zarar gelmesin diye ufak parçalar halinde ama sıklıkla besleniyoruz :)))))
Bizim tarihi buluşma bahara kaldı, biletler yenilendi fakaaaat Nisan yağmurları da biz buluşmayalım diye coşar mı, coşar. Bilmem artık, bakıcaz duruma, olmadı buluşma yaz güneşinin altına :)))
Günümüz Türkçesi ile , “unutmak hafızanın bir hastalığıdır” anlamına gelen bi söz var eskiler de, eskiler ne demişlerse doğru demişler, unutuyoruz ve iyi yapıyoruz, unutamadıklarımız ise unutmak istemeyip, tekrar tekrar andıklarımız, bir sürü şey hatırladık konuşurken, unuttuk sandığımız. Demek ki aslında unutmuyoruz da hasır altı ediyoruz, tamamen hafızadan silinenler ise kapasite sorunu dermişim :))))
Böyle bir gün, böyle bir sabah, Herkes kendi “böyle” sinin içini dolduracak, çoğumuz için bugünler “ne kar yağdı ama, ne kış olduydu o sene…” kayıtlara geçecek.
Hadi kayıt tutabilmek ve kayıtları istediğimizde bulabilmek dileğiyle, hadi beyaz sayfalar hayal ama kar altında geçici beyaz dünyalar var, hadi sosyal medya da tahminimce bugün de ilk sırada kar resimleri ve yol çileşi haberleri var, böylece ölenler, kavgalar, zamlar, yaklaşan seçim, uzaklaşan adalet … daha bir sürü şey kar altında kalacak, haydin günaydın olsun.

20 Şubat 2015

Bizim ilçede hala tatil var, her ihtimale karşı sürülmüş ojeler kazandı !!! herkes horul horul uyurken, ben de kalkalı iki saat kadar olmuşken, zihnimden tekrarlar halimdeyim.
Böyle bir kış en son 86 da oldu İstanbul’da, aslında 86 ne çok şey olmuş; iş değiştirmiştim, anneme kanser teşhisi ve ameliyatı, kardeşimin askerliği, başında bi büyük olmadan bi tatil (ablamı arkadaş sayıyorum :)) ), sinema günlerine kombine bilet, Sezen Aksu yakın takipte, Polis Radyosu kiiiii sınırsız müzik demek, Mc Donalds da o sene mi gelmişti acaba, ofise bilgisayar, İTÜ de yazılım eğitimi, Et Lokantaları en tutulan mekanlar, çatlayana kadar ikramlar, Avşa Adası, Çınarcık, Erdek yaz gelince tatile gidilecek diye not alınan bölgeler, Emirgan Köşem ‘de Arif Susam Heeeeeer gece var, Perihan Abla’nın müziği ile dansa kalkanlar, havada uçan peçeteler, o zamanlar sadece Zorba ‘da kırılan tabaklar, Esentepe ‘de Stardust’da Kibariye var rakibi Tüdenya, Esengül ile Bergen henüz hayatta, yani galiba :))) Vatkalar omuzlarda, altında tayt, saçlar elini prize sokmuş gibi havada ya da içi, dışa kıvrık fönlü, erkeklerde İspanyol paça, ayakkabılarda hafif bi topuk var :)))) Arabalarda telsiz, Brek Brek arkadaş aranıyor, Pizza lokantaları var iki üç tane, Harbiye Taksim arası diskolar hem gece hem gündüz faaliyette …
Ne günlermiş geldiler ve geçtiler, üstümüzde hala ağırlığı var smile ifade simgesi
Misafirimle yeme içme, çay kahve, eskileri anma, yeni hayatlardan açıklama yapma … şeklinde devam ederken bir den hayallendik :)))
“Şöyle iki üç katlı bir ev, altı büyük mutfak, en altı çamaşırhane, üstlerde bir kaç oda, soğuk günler için bi de büyük sofa, odalarda az eşya, tv yok ama İnternet var :))) Bahçede yemekler için üstü beyaz örtülü masalar, tahta sandalyeler, fıskiyeli bir minik süs havuzu ortada, içinde kırmızı balıklar, onların üstüne eğilmiş bir nar ağacı, ağaçlar arasında kabloya sıralanmış, renkli ampuller, güller, küpeler, ortancalar, akşam sefaları beş duyuya hizmet için seferber, bahçe taşlarının arasından fışkıran çimenler, tabii ki de yemekler benden smile ifade simgesi Bir de arka bahçesi olmalı, yıkanmış çarşaflar, örtüler, ipe asılıp, rüzgarlanarak kurumalı, ufak tefek taş heykeller, girişe bi tahta çit, denize ya da ormana yakın, tatil yeri değil de sanki huzur evi, sesler yükselmeden, fondaki müziğe itiraz gelmeden, muhabbet var ama çoğu sessiz bi dille, gerektiğinde hep beraber neşe ile geçen zamanlar, açık büfe kahvaltı, akşamlar ahçının keyfine bağlı, illa ki de bi beş çayı, hafif tatlılarla…
Akşamları sırtıma bir şal alsam, en çok ışık alan masada hesaplara baksam, ara ara çayımı yudumlasam, dosyamın içine karışmış kağıtları karıştırsam, bi telefon numarası, bi not, arkası tarihli bi resim bulsam, “çocukları da özledik …” diye konu açsam, sonra sevdiklerimiz için gün saysak, kendimize “yarın bi arasam ” diye söz yapsak , sonra eski usul de “Allah rahatlık versin ” diye masa başından dağılsak ve her şey bir rüya olmasa, bazı şeyler hayalde kalmasa …”

 

ŞUBAT BAŞI GÜNLÜKLERİ


10897763_10204688006133807_8921957048710614271_n

 

Şubatı da ortaladık, kışın durumu meçhul 🙂 Şimdilik gidecek gibi görünmüyor. İnsan dediğin memnuniyetsiz, doyumsuz, mutsuz, dırdırcı … aynıııı küçükken okuduğumuz pollyanna’nın halası gibi, yoksa teyzesi mi idi :))) Neyse kiii hepimiz hala gibi değiliz, genele uymayan aykırılardanız biz. Ruhumuzu besleyen pollyanna yanlarımız var. Mesela yukarıdaki resme bakınca mutsuz olmuyoruz, huzur buluyoruz. “Akşam oluyor, herkes gidiyor, yalnız ve mutsuzlar için karanlık bir gece var önümüzde …” demiyoruz, “yağmur yağmış, bank ondan ıslak ve boş, bir sıcak çay yanında daha sıcak bir dostla pencereden bakıyoruz kiii …” Aaaaay işte size iki fikir, iki iç geçiriş, hangisinden geçersiniz, hangisinde kalırsınız, bilemem, teklif var ısrar yok 🙂 Ama ısrarlar şubata bakalım, isterseniz…

01 Şubat 2015

Şubatın biri, ilk günü, bi de pazar :))) Suçlu, çilekeş, mutlu etmeyen, etse de arkasına intikam gibi pazartesi gelen pazarlardan biri daha.
Hadi şubatla temiz sayfa açtık sayalım, bu pazarları yorgunluk olmaktan kurtaralım, arkasına gelen “ertesi” yi öncesinden mesul tutmayalım. Biraz ilgi, biraz sevgi, az sağ duyu, çokcana kabullenme, bedene saygı, organlara saygı :)) tatil kiiii mide hariç olabilir, hatta mideye bayram sayalım :)))
Aaaaay hadi abartmayalım, ben çoluğa çocuğa karışmış, evli, mutlu, üç çocuklu bi anneyim, Pazar günü niye tatilmiş kii ? Farklı kahvaltı hazırladığım, çamaşır ve ütü yaptığım, akşam yemeği düşündüğüm, kafamın içinden gözlerimle dertleşip “Buuuuuuu gördüklerin var yaaaaa, yarın bunları göremiyeceksin, en azından gördüğün yerde göremiyeceksin, su ile sabunla irtibat kurulacak, seyrü sefere çıkmış heeer şey yerini bulacak, yeminlen !!!! ” diye sessiz sessiz konuşurken, her köşeden, hatta uzak köşelerden bile imdat anlamında “anneeee !!!” sesleri yükselirken, hangi alçak “pazar bi tatil günüdür !!!” diyo sa beeen de anneler için “hayıııııııır !!!” diyorum.
Fakat ben her günün annesi olmayı seviyorum, pazarın dağınıklığını, çayın kokusunu,”kahvaltıda ne var ? “diyen uyanmayı red eden çocukları, işe okula gideceklerin telaşına ortak olmayı, akşam yemeği için fikir alıp, bildiğimi okumayı … pazarın üstüne yapışan, yakışan heeeeer şeyini seviyorum. Bunlar da mazi olacak günler, gelecek ve geçecek, söylenip sorun etmektense, şikayetle, sitemle duygu sömürüsü yapmaktansa kabul edip, sorumluluklarımı sevee seveee yerine getiriyorum, zati hafta içi ki benim tatilim :)))
Yazdık ve ayarı verdik. İşte tam da “kim tutar beni” kıvamındayım. çay koyayım, aklımdakileri sıraya koyayım, ekmek ve gazte için kura mı çeksem, kendin mi gitsem ona daha karar vermedim :)))))
Haaaaaaaaaaydi cümleten günaydınnnnn, Şaaaaaneeee bi pazar olsun, takmayalım, takılmayalım, tükenmeyelim, tüketmeyelim , ruhumuza kalıcı zararlar vermeyelim, sevelim, sevilelim … noktalı yerleri tamamlayın, herkesin pazarı kendince olsun amaaaa ennnn güzelinden olsun

 

Sufle yaptım !!!!, Kahveler Gamze’den, isteyene filitre, isteyene iki ölçü türk kahve, Açtık bi de ” Tarkan Viking Kanı ” filmi :))) “cık cık .. , eskiden böyleymiş ” diyerek sarı sırma saçlı Tarkan’a, turuncu peluşlular kim ?, aaaa bu da Asteriks, deniz altı gibi suyun yüzünde avını bekleyen ahtapotun aldığı canlara, ilk su altı kamerası denemelerine, wikinglerle iş birliği yapan çinli prensese, Alman Kurduna … olmayacak olanlara … her kafadan bi ses usulü bakıyoruz :))))))
Pazarlar pazar yeri gibi olalım diye var.

02 Şubat 2015

Sabah bi uyandım kiiiii heeer yer karanlık, cama vuran yağmur damlalarının sesinde bi hırçınlık, bi şiddet var.Içimden ” bahtım bu havadan da mı kara acep ? ” diye bi cümle duruma istinaden geçer gibi olduuuuu, fakaaaaat iç sesim kabaca ” hadi leeennn !!! , kara baht görmemişsin ” diye beni susturdu:) Eeeee haklı da sayılır, bahtımda bulutlar dolanır ama kara diyemem, nefes aldığım sürece, elim ayağım tuttukca, aklım başımda oldukça heeeeer şeyin çaresini buluruz evvelallah.
Tansiyonum oynuyor, baş ağrısı, mide bulantısı ona eşlik ediyor, halsizlik, uyku hali, premenapoz ( umarım doğru yazdım :)) halleri bunaltıyor. Dünyadan elimi eteğimi çekecek durumlara geliyorum, yeminlen.
Cekmiyoruz ama mücadeleye devam, pazar gününün izlerini biraz silicem, birazı kalacak, yemek ufak tefek dokunuşlarla olacak (kalanlara makyaj, çoğunluk beden sesime uymakla geçecek gibi,
Aaaaay hadi sil süpür, ev dolu iken nafile işler, bu haftayı komple sallamak, geleni gideni ağırlamak, haftaya temiz , derli toplu bi ev sayfası açmak çoook mantıklı :))))) hadi tatiller yoruyor beni, sevdiğimiz şeylerin yorgunluğu güzeldir ki.hadi bu kadar teselli yeter, olacak bi şeyler, hadi yağmurdan ilham aldık, hafta sular seller gibi geçecek, kuşlar konacak yollarımıza, hadi bi gayret, bi cesaret, illa ki olacak ….

03 Şubat 2015

Aaaaaay attık gamı kederi, bi silkelendik, yağmurlara teslim ettik sıkıntıyı, o daa sildi süpürdü, bu sabah güneş var, kalıcı değil ama var işte. Isıttı içimizi, erteledik bizi karanlığa boğan düşüncüleri, “iyi ki varız, iyi ki varlar ..” teşekkür, tefekkür, geniş kapsamlı şükür şemsiyesinin altında bi toplandık, bi da bi yoklama yaptık ; Eveet, eveeet, dünya fani ölüm ani, bi de gezegenimiz dönüyor, gündüzler var geceler var birbirinden az az çalan ama birbirine karışmayan, güneş var, ay var geceyi aydınlatan, gündüzün renklerini açığa çıkaran. Eeeee durum böyle olunca hastalıkta, sağlıkta yaşam faaliyetlerine dört elle sarılarak, devam valla :))))
Tansiyon iner çıkarken, yağmurlu ama temiz havaya rağmen, mecburen attık kendimizi sokaklara, sorumlulukların yüzü gözü hürmetine dolanırken biraz açıldık, evde de biraz yattık, yuvarlandık, iyiyiz çoook şükür.
Nar Ağacı bitti, kalın bi kitapdı, okurken Acem topraklarını gezesim, Batum’dan Trabzon’u bi seyresim geldi.Araya Peride Celal’in Mektup’unu kattık, Aleksandır Meydanı sırada. Ben öykücüyüm, büyüyünce öykü kitapları yazacağım.Bu yazdıklarımı kitap yap diyen arkadaşlar var, bunlar karşılıklı konuşmalar, sabah sabah çayımızı kahvemizi yudumlarken, Karşı komşu, evdeki yetişkin çocuk,iş yerinde masa arkadaşı, yakın bir dost, iç ses… elimizin altındaki biriyle söyleşir gibi, cümleler bitince herkes işinin başına dönecek gibi, tamamen içten gelen, anında servis edilen, anlık yazmalar çizmeler.
Öyküler, roman tadındaki üç beş sayfa, aklımızdan geçmeyenleri aklımıza getiren, kilit altında tuttuklarımıza nefes aldıran, bizi aynaya baktıran, bize bizi aratan, bulduran öyküler …
Hayal her yaşta , hep olmalıdır, Hadi “Önce hayaller ölür” kitap adıdır ama doğrudur, hadi hayallere can vermek hep niyetimizde, hadi kuşlara bi hareket geldi bile, onyedi gün sonra ilk cemre geliyor :))) Haydin günaydın, hayaller önde biz arkada, bi gün yan yana, bi gün içinde, en son gün geride, illa ki

04 Şubat 2015

Bebeklerimi yıkamadan önce geniş kapsamlı bi hazırlık yapardım. İç. dış giysiler, pomatlar, bezi, emzik, biberon, battaniye … artık ne lazımsa. suyunu hazır eder, lifi, şampuanı elimin altında tutar, çabucak, üşütmeden, düşürmeden, kan ter içinde işlemleri tamamlamaya gayret ederdim. Havlunun içine tülbent sererdim, yumuşacık, sarıp sarmalasın ilk suyunu alsın diye, sonra onu alıp havlu ile bir müddet kucağımda tutardim, kurusun diye bebecik :))) İşte o anlarda, o bebekler, o yumuşacık havluların arasında, gögsüne dayanmış, missss kokular içinde, parlamış, aklanmış, bi güzel bakarlardı kiiiii , hem anlatamam, hem unutamam. Bİr çok anne de benim gibi yapmıştır. Yumuşacak giysilere meylimiz, aklımızda aklımızda kalmadan yer eden o banyo sonralarına mı bağlı acep? Polar sabahlığımlan, aynaya bakarken kiiiiii kalkınca mecburum, karşı karşıya bir boydan bir boya , dolabın kapağında :))) beni şişman gösteriyor diye düşünemeden ilk anda aklıma bunlar geldi. “Aaaaaaah, aaaaaah eller kadir kıymet bilmiyoooor anneee, kimse senin kadar sevmiyooooor anneeee !!!! ” beni her duyduğumda ağlatmayı başarabilmiş bir şarkı sözü olasa da içerik doğrudur. Ne yazık ki çoğumuz annelerimizi öldükten sonra sevmeye başlıyoruz, neden acaba demeyecem, herkesin kendince nedenleri vardır.
Hadi güneş sol yanımdan usulcana doğdu, yükseldi, konuştuk kendi aramızda, hadi bi kupa kahve yaptım kendime,klavye başında arkadaşlık etsin diye, hadi bir gün, yeni bir gün daha, hadi içinde saklı olanlar var, biz de gün içinde ebe, hadi “sobeee, sobeee !!!! ” hadi çanak çömlek patlayana kadar, hadi aradığımıza ennnnnn yakınını bulana kadar. haydii günaydın, haydin kuşlar yollarımıza, omuzlarımıza, avuçlarımıza …

05 Şubat 2015

Kahvemi yaptım, yanına da bir parça çikolata kattım, malum mutluluk hormonuna yardımcı :)))), masa başına kuruldum. Nerde kalmıştııııık ki ?
Havanın halleri ile benim hallerim birebir ilgilidir. Bi insanın bi de havanın iç daraltan adamı bunaltan hallerini hiiiiiiiiiiiç sevmem, insanın yanına yanaşmam hava içinde sabır ederim mecbuuuuur.
Beni önce facebook a çağırdılar, twitter’a ben gönüllü geçtim. WhatsApp için mecbur tuttular :))) İnstagram’a meyilim var :)))) Çok yakında elimin, yaza doğruda ayağımın halleri ile neşriyata geçicem :))))
Sosyal medyada oyalanmayı sevmiyorum çünküüüü hem dedikodu sevmem (Az severim :)))) ) hem de internetteki gitmeler gelmeler, bağlanmalar, sunucu aramalar … zamanımı hızlan tüketiyor, yetişemiyorum diğerlerine :)))
Neyse ; telefonu değiştirdim, oğlanın eskisine geçtim, gruplarda şakımak için :))) Fakaaat hava durumu ekrana yapıştı kaldı, her gün yağmurlu, her gün sekiz derece, bi de şakır şakır yağmur sesi, gök gürültüsü yapıyor, bi de şimşek çakıyor, bayılıcam valla :))) İçim daralıyor, başka yerlere girince güneşi görüyorum, bugün var mesela :))))
Aaaaah bir müyendis, bir de aday oğlan var elimin altında, bi de bu işlerin kitabını yazanlardan olacaklar, ben bir minik ekranlan, kifayetsiz gözlüklerle, kutulara sığmayan parmak uçlarımla, deneme yanılma yöntemi ile, kızımdan ek destek alarak ( Kiiiiiiii o da çok zor, kendi telefonundan gözünü ayırtamadığından, benimkine bakamıyor.  sorunlarımı çözmeye çalışıyorum, “o bulutlar gidecek, o yağmur dinecek, gökyüzü homurtularını kesecek !!!! ” diye de motive olmuşum kiiiii bu bir sorunsa çözülecek şekerim !!!! Uçarı, kaçarı yooooooook, ensesindeyim !!!! :)))
Aaaay hadi çok kararlıyım, bozmayalım iişaalllahh , hadi iyicene baktım, iki gün yalancı bahar var, yazık olacak salak ağaçlarına :))) , hadi bağzı şeyler, bağzı şeylere heeeer zaman kanar, hadi günaydın, bugün kuşlar illa ki var …

06 Şubat 2015

“O güzel gözlerimi doktora götürecem, yanında kızın gözlerini de sürüklüceeem, yakınımı görmüyoruuuum, nerdesiiiin aşkııııım ????, yoldayım aşkııııım !!!! ” diyerek gerçekle bağdaşan yazdan kalma bi piyasa şarkısını kendime uydurdum, sabah sabah derme toplama, cuma ibadeti … gibi işlemleri tamamlayıp ekran başına koyuldum, kahve çikolata yok, kan verecem iişaaalllaaaah.Kızı kaldırana kadar iki satır karalayım dedim, “Şekeriiiim !!!! iş çoooooook” her sabah yapılacak işer listesi ile uyanıyorum, bazılarını heeeeer sabah yapıyorum kiiii Korkuyorum, bi sabah bu listeyi yapamazsam, yataktan kalkamazsan, sadece yatarak etrafıma bakarsam diye.
Allah hepimizi işsiz ve güçsüz kalmaktan korusun canlar, Amiiiiin !!!!
Haydi cüce şubat günleri bunlar, 29 un da doğanlar yaşlanamayacaklar :))) Haydi her günden öğreneceklerimiz, her gün de birilerine bi şi öğreteceklerimiz var.Hadi kısa keselim, Aydın havası olsun, hadi dilimizde bi şarkı illa ki bulunsun, sözlerinde hüzün olsun, müziği fıkırdatsın,
Aaaaay aklıma geldi “Dilaraaaaa gazel düştü bağlaraaaa, Dilaraa ayaz çöktü bağlara, Dilaraaaa neredesin benim sevdiğmmm …”olsun :))) Dilara seçimi serbest arkadaşlar, yerine istediğinizi koyun :)))) Haydin günaydın, tabii ki de kuşlar konacak yollarımıza…

07 Şubat 2015

“Ünzile korkar gitmez köyün en son çitine, inanır o sınırda dünyanın bittiğine …” Balkonlu Harbiye/Konak Sineması’nda sahneye beyaz elbisesi ile melekler gibi tepelerden süzülerek inen,Sezen Aksu’nun en sahici yıllarında, sesinin daha bozulmadığı, hatta hiç bişisinin bozulmadığı yıllarda bir konserde dinledim bu şarkıyı. Beni çok etkilemişti.
Bizim de dünyamız annemizin anlattığı kadar, evimizin duvarlarından az öteye kadar, acılarımız yaralı dizlerimizi yakan tentürdiot acıları kadardı. Sonra büyümeye başladık, genç olduk, annemiz küçüldü, çoluğa çocuğa karıştık, anne olduk, baktık ki annemiz “en çok bilen” bi daha büyüttük annemizi.
Sonrada gün geldi kulaklarımızda hemşirenin “Hastanıza müdahale ediliyor !!!!, yanına girebilirsiniz” sesi, gözlerimizde bir yoğun bakım odasında son görüş kaldı.Gitti annler, babalar, başka yakınlar, gitmeye de devam ediyor.
Küçüçük bir kızken ben; annem içinden insan kılıklı hayvanlar geçen, sonunda illa ki bir ders veren masallar anlatırdı, pencereden üstüne sanayağı sürülmüş, şeker ekelenmiş ekmekler uzatırdı, öyle çok öpülüp sevilmezdik, uyuyrken yorganımız düzeltilir, hasta iken eller alnımızda, saçlarımızda dolanırdı, sevdiğimiz yemekler yapıldığında hakkımız ikiye katlanırdı, bayramlıklar sevdiğimiz renklerden alınır, zuladan teselli edici şekerler, çikolatalar çıkardı … içten içe sever sevilirdik biz.
Yarın annem gideli üç yıl bitiyor, boşluk yıllarla orantılı arttıkca artıyor.
Hadi sıradaki şarkılardan “yeşil ördek, Bahçe duvarından aştım…” çocuklarının uyanmasını beklerken soba başında türkü söylerek dantel ören annelerle, “annemin şarkısı bitmesin ” diye gözlerini kapalı tutan çocuklara gelsin … Hadi benim annemin de kabrine “Beni anıyorlar…” diye haber gitsin, Hadi nur içinde yatsınlar, Hadi onları hep çok özleyen çocukları var, unutmadılar, unutmasınlar, Hadi içinden göz yaşı geçen günler bunlar, Hadi biraz gülüp biraz ağlayacağız, insanız sonuçta…

09 Şubat 2015

 

Derinden bi soluklanma, içten bi “aaaaaaay !!!” sesi ile sona bırakmadan önden “güüüüünaaaaaaydııııııııın !!!! ” diyorum. Mümkün mertebe canlı ve ciğerden seslendim, benimde kendi sesime ihtiyacım var :)))
Feysbuuuk da dolaşan özlü sözlerden biri ” Son yaprak kuruyunca, son su damlası tükenince, beyaz adam akıllanacak …” buna benze bi şi, aklımda kalanı yazdım. Şekerim; evdeki son elemanı da kapıya koyduğumda tatilin bittiğini anlayacağım, önce evi sonra da kendimi kendime getirecem, cumaya kadar yetişemezsem diye korkuyorum, valla :))
Yeni yıl tatili, kar tatili, yarı yıl tatili derkeeen bunaldım, daraldım, yeminlen; Ayol !!!!, gelen giden, yenen içilen, temizlenen pislenen … iyicene karıştı, Ben de insanım, benim de kalbim var, hatta yaşanmış, üstümde ağırlık yapan yıllarım var, Tüm geceyi bi müddet tatil olmasın, hafta sonları hiç bi şi ile birleşmesin, gelsin gitsin, kar gerekli yerlere, gereği kadar yağsın, trafiği ve okulları hatta salı, çarşamba etkinliği olan bu kulunun işlerini aksatmasın, Tanrım !!!! ( Bu ara çok film izledim :)))) ) “yine de sen bilirsin, heeeer şeyin hayırlısı ” diye dua ettim, dermişiiiiiiiiim :))))
Aaaay hadi kafada şikayetlerle şükürlerin maçı var :)) Hadi iyi olan, hakkı olan kazansın :))), hadi evin içinde para kadar derli toplu bi yer yok, şavaş alanından zaferle ayrılmam gerek :)) Hadi bi yerden başlıyacağız, hadi bi cesaret, hadi bi gayret, olması gerek, illa kiiii …

10 Şubat 2015

Rüzgarın sesine bakınca insan pencereden; karlı dağlar tepeler,yeşillerine ak düşmüş ormanlar, uzayıp giden yollar, bir köşede toplanmış bahçeli evler … felan görecek sanıyor. Baktığında göremiyor tabii ki de. Aaaaaah çok film, çok kitap, çok belgesel … insanı böyle yapıyor :))))
Memleketime, şehrime karlar yağmış, daha da yağacakmış, Doların ateş düşürdüğü ocaklara gündem değişikliği. Eveeeeet Dolar aldı başını gidiyor, çok şükür Dolarla işimiz yok, diyemiyeceğim, bu, buuuu , buuu haber yeni zamlar demektir. Hatta yeni gelen zamların üstüne yenileri eklenecektir. Şu aşamada yapcek bi şi yok, vaktiyle yapılan yanlışların, yapılmamışların hesabı bunlar. İşletmenin işletme olduğu yıllarda okuduk, kaaaaaaardeşiiiiim !!!! biliyoruz bi şiler :))) Göz boyama da bir yere kadar amaaa kör olmuş gözlere söyleyecek bi sözümüz yok, onlar zati görmüyor.
Günün mana ve önemine gelelim ; Bugün saat 15.00 de İstanbul Gezginleriile baş gezginin yanında yancı gezgin olarak TRT KENT FM, 106.6 da canlı program konuğu olcam iiişaaalllaaaahhhhh. Konuyu biliyorum, soruları bilmiyorum, sıram gelince dilim tutulur mu tahmin edemiyorum, mutluyum, az biraz heyecanlıyım. Sonraki hedef Beyaz Show’a arkasından ABD deki beyaz saçlı adama :))) diye de hayallerimin ucunu açık tuttum :))))
Hadi selam ve öpücük listesi cebimde, bir fırsat bulursam komple hatim :))) Hadi fırsat bulamazsam da niyetim halis, tüüüüüüüüm isimlere selam olsun, öpüldünüz :))), Hadi hava benim hızımı, yolumu keser mi bilmiyorum, her şeyin hayırlısı diye de ekliyorum, haydiiiiiiin günaydın, yumurta böyle bi zamanda mı içiliyo du ki ? 

 

 

 

 

 

 

OCAK SONU GÜNLÜKLERİ


10945613_10204823787648260_3671824430732505326_n

İstanbul’a kar geliyor, haberler felaketten bahsediyor, felaketin birinci günü felaketsiz geçti, yarına, öbür güne bakıcaz artık.Seksenlerde hava durumu tam bir komedi idi, hiiiiiiiiiç tutmazdı, şimdilerde arada bir denk geliyor, Gökyüzündeki uydularımızda serseri mayın gibi her hal, isabet kayıt edemiyor 🙂 Aaaaaaah aaaaaaaaah ocak da bitti, gözünü yola diken bahara sevinmeli, tükettiğimiz baharlara da üzülmeliyiz demiyorum.Gelecek günler önemli, önce gelebilmeli, sonra geldiğinde iyi değerlendirmeli. Tabi bunlar havada kalan cümleler, insan bildiğinden şaşamıyor, şaştığında şaşacak şey kalmıyor. Haydin bakalım, bakalım Ocak ayının son günleri bunlaaaaaaar …

21 Ocak 2015

Gülüş bir yanaşımdır bir öbür bir kişiye
Birden iki kişiyi döndürür bir kişiye
Anılarından kale yapıp sığınsa bile
Yetmez yalnız başına bir ömür bir kişiye. / Özdemir ASAF

Baba evine gidince kendimi kütüphanenin önünde raflara bakarak temize çekerim. Seri kitaplar, dışı parlak kabuklular, başına tarih ve yer yazılmış olanlar, babamdan kalanlar, doğum günlerinde hediye gelenler, bazı sayfaları tekrar tekrar okunanlar, sayfaları sararmışlar, okunmamışlar, okunup da akılda kalmamışlar veeeee hiiiç akıldan çıkmayanlar. Duygu Asena, Uğur Mumcu, Aziz Nesin, Barbara Cartland  , Vedat Türkali, Tomris Uyar, Pınar Kür, Nazlı Eray, Füruzan, Murathan Mungan, Selim İleri … veee bir sürü de yabancı yazar. Çoğu piyasadan kaybolmuş kitaplar, ya da bulunması zaman alanlar. Özdemir Asaf’ı aralarda buldum, 8 Ekim 83 de almışım, muhtemelen, Beyazıt’ta ki sahaflar çarşısından. Çok kitapcı dükkanı yoktu, hele yere yayılan korsan hiiiiiç yoktu. O zamanlar iş yerlerine taksitle kitap satanlar gelirdi ,Valla Fasikül fasikül ansiklopedi alırdık, sayısı tamamlanınca cilt kapağı da çıkardı, ciltci diye bir meslek ve dükkan vardı, şimdi kalmadı ,Kitaplar iniyor, ışıklı ekrandan gözümüze gözümüze, ansiklopediye ihtiyaç yok, bilgiler Google Efendide
Ben hala kitabı eline alıp okuyan, sayfasına dokunan, kağıt kokusu duyan, okurken ayraç koyan, baş sayfasına not alan, arasında takvim yaprağı, resim, not alınmış bi kağıt unutanlardanım
Hadi haftayı ortaladık, ocak ayının sonlarına doğru yelken açtık  Hadi havalar “bahara ne kaldı ki ” der gibi, Hadi şiirler güzeldir, Ö.Asaf en çoook güzellerdendir, bir kaç sabah, sabah dizeleri yapalım, Hadi etkinlikler ilçe içinde, “bir gülüşle yanaşacağız bir öbür kişiye” Hadi günaydın bi dize de kapanışa ;
Ben benden de başlar, ben senden de başlar.
İlgi dışından da, içinden de başlar.
Senden , benden, ondan sevi türküleri
Giderek yayılır, evrenden de başlar. / Ö.ASAF

22 Ocak 2015

Niçin bırakmazlar bizi insan-insan,
Seni de, beni de kırdılar insan-insan,
Ben onun kırıldığına kırıldığımdan,
O da benim kırıldığıma kırıldığından,
Bırakmadılar kırılalım insan-insan. Özdemir ASAF

Sabah kitabı açtık, bi baktık kısmette bu varmış. İnsan-insan kalamıyoruz maaaaalesef, Araya karışan hırs yüklü katalizörlerin birbirini yakıp yıkma savaşında ateşlere karışıp, oraya buraya savrulup duruyoruz. Bütünlük çağrısı, parça parça bölüp, etiketliyor hepimizi, ana fikir “Bi- taraf olmayan, ber- taraf olur !!!!!” olur olunca, aceleye karışan, menfaat kokan, sokma akılla sokulan düşüncelere esir düşenlerle, yolu esaretten geçmiş olanlarla, araya karışmış aklı selimlerle … bu işlerin mimarlarıyla dünya denen kazanda iyi ve doğruyu ararkene, buldum zannederkene, yanılmış olduğunu anladığında çoooook geç olmuş olacakkene … dönüp duruyoruz, içimizi daraltmayalım burda kestiiiiiiik :)))))
Bugün dolaplara göz atma, dolaplardan fazlaları faydalı yerlere atma,evin kapalı kısımlarını düzene sokma günü. Arada bir gerek. Rahmetli annem bu işin ustası idi, şiir gibi çekmeceler, yüklükler, dolaplar… yok bizde, Olamıyor kiiii, bir dolaba giren eller mikser gibi çalışıyor kiii, en alttan çekince, çekilen yanlış olunca, aradığın en üstte imiş meğer !!!! :)))
Sonra, sonrası dünya hali gibi, karman çorman :))) Ara ara kulağıma anamın “Ha bu kepazelik nedir ? !!!! ” diyen sesi çalınıyor, utanıyorum valla :))) Bugün de bu utançla çalışacağım iiiiişalllaaaah :)))
Hadi düzen her yere her şeye lazım, Hadi düzeni bozmak, düzeni yeniden kurmak fıtratımızda var :)))) Haydiiiiin günaydın olsun 🙂

23 Ocak 2015

Çayı koydum geldim, Akşamdan talimatları aldım, sırayla çocukları kaldırıcam, Orta boy önce kahve içmeye (demek yalnız kadınlara mahsus değilmiş bu adet ) sonra kız arkadaşı ile buluşmaya, kulaklık alacak, sakalına bakım yaptıracak, arada cuma namazı var, Kız ise, benim yeğane, biricik, toz şekeriiiiim !!!!! karne almaya okula gidecek 🙂 Ardından kutlama için bir AVM ye, ergen işi :)))) Yaaaa bir karne zamanı daha geldi, heyecan yok, her şey tahmin ettiğimiz, bildiğimiz gibi, kurtaramadık İngilizceyi :)))) Geçen yıla göre daha iyi ama kırktan kırkaltıya çıktı, mezüniyetten önce elliyi bulcaz, iiiişaaalllaaah :)))
Ben de dün dolapları düzelttim, şiir gibi olmasadaaaa bir şarkı türkü havası var, her an sallanıp, yuvarlanacak gibi :)))) Rahmettli annem tavanın köşesinden “Allah ıslah etsin seni !!!!!” der gibi bakıyor sanki :)))))) Bugün evdeeeeeeeyiiiiiiiim !!!! Yupppiiii !!!! Oleeeeeey !!!!! :)))))
Çocuklar İç Anadolu’ya yolcu, abilerinin, halalarının, babalarının yanına, belki bi de Konya yapacaklar, Ben de peşlerinden silip süpürücem iiişaaalllah .Sildiğim yerlere kimse basmadan, temiz örtülerle kirliler karışmadan, yeme içme teferruatı olmadan … saçımı süpürge etcem artık :))))) Tam temizlik bitecek, gelcekler dermişiiiiim :))))
Aaaay hadi yeni bilgiler var ; Bulaşık makinesi bir bilimmiş, karbonhidrat kirlileri ortaya, protein kirlileri kenara dizilecekmiş, çünkü eeeen iyi ortası temizlermiş, Kaşık çatal sepetine bitmiş limonları koyarsan hem koku olurmuş hem de temizliğe yardımcı, parlatıcı gözüne elma sirkesi dezenfektan işi görürmüş, suya da %90 zam geldi !!!! Bilimsel yan orta boy oğlandan, diğerleri konu komşudan, zam haberi ise haberlerden , hadi kaynaklar belli, kaynak kullanma tercihli, hadi hava güzel, kuruyor asılan çamaşırlar :))), hadi tüm plan programım suya sabuna bağlı, hadi köpürtelim, aaaaaaaaay noluuuuur kuşlar konsun sağımıza solumuza :)))Haydiiiiiiiiin günaaaaydın …

24 Ocak 2015

Sonunda herkes annesine babasına benziyor, Öğrenmediğimizi sandığımız öğretilmiş davranışlar, genetik olanlar, kızdıklarımız, sevdiklerimiz … bi bakıyoruz hepsi bizde toplanmış. Akşam çocukları yolcu ederken baktıııım kiiii bir “anne kopyası olmuşum”. Yirmi senem gurbetlerde geçince çooook gittim geldim. Ana kız illa kiii bir gün önceden gözlerimiz dolmaya başlardı, bi de rol yapardık kiiii üzüldüğümüz anlaşılmasın diye. Şimdi benim temizliğe kalkışmanda ondandır. Oyalanmak babııındaaa .Tatil başladımı çoluk çocuk yola dökülürdük, son telefonda “yollar izler dolmuştur, dikkatli gelin !!!!” demese olmazdı. Daha evden çıkmadan çarşafları makineye atıp, silip süpürmeye başlamasa olmazdı,”şunu aldın mı, bunu çantana attın mı, aman bi şi unutmayın !!!” diye saymasa hiiiiiiiç olmazdı :))) Ben de dün gördüm kiiii gördüğüm gibi olmuşum :))))
Karne geldi, çocuklar gitti, yarı yıl tatili başladııııı, faydalananlar için “oleeeeeeeey !!!” diyoruz.“Tatil benim de hakkım, ayoool !!!” diye çark ettim, az silme süpürme, az daaaa etkinlik ilave ettim, hepsini bi kazana katıp, ara ara karıştırıp, bi taşım kaynatıp, altını daaa kıstım mıııı, olcek bi şi ler :))))
Hadi gün yirmidört saat, tek bir faaliyet ile ziyan edilemez, en az yarısı bile feda edilemez !!!!, hadi yaptık planları, artısı eksisi de var :)) Esneme payı illa kiii var.Hadi sulu sabunlu işlere devam amaaa dozunu kaçırmadan, kitap var okursan, film var gidersen, hısım akraba var ziyaret edersen, yeme içmeyi kafana takmaaaa, boşver diyeti, o da az nefeslensin :))) Telafi edersin. Diye de ayarı çektik,”kim tutar bizi” diye de gazı verdik Aaaaay sayılı gün nedir kiiiii, Aaaaaay yetiştiremicem sanki :))))) Hadi bana bi kaç gün müsade, tatil mümkün mertebe çoooook şey kapsamalı, Hadi kaçtım, arkamda gülümseyen bi günaydın bıraktım, valla

27 Ocak 2015

Sisli bulutlu, ağır ağır insanın üstüne çöken havalardan nefret ediyorum diyemem. Çünlü nefret duygusunu artık taşımıyorum. Tabii kii de canımı sıkan insanlar, durumlar, havalar var. Beni de tepeden tırnağa bir alev ziyaret ediyor, kelimeler ağzımın içinde cümleler olup ip gibi diziliyor, dökülmek için sınırda bekliyor, kendimi tutup bastırmıyorum amaaaaa muhakeme ediyorum, Söylesem ne anlar, ne kadarını anlar, ne değişir, söyleyince ne kadar rahatlarım, “ha kör kuyuya, ha buraya …” diye de noktayı koyuyorum. Bir kör kuyu bulursam ne ala, bulamazsam da kayıtlardan silemiyorum amaaaa kayıt dışı muamelesi yapıyorum :)) Bunlar çoğunluk insanlar için, havalar ve durumlar, içine sindirme, kabul etme, “Yaşandı, bitti !!!” diye geçiştirme ile halediliyor.
Canım her zaman başaramıyorum tabii ki de fakat gerçekten nefret duygusu taşımıyorum, hafif sinir olmak benimki, o da nadiren :))))
Aaaaa kucakladım pozitif bulutlar demetini, bastım bağrıma :)))) Hazırım sisli, bulutlu, bir ocak sabahına, Silme süpürme bitti sayılır, araya kitaplar, evde sinemada filmler katıyorum, Başka sinema’dan “Arayış” bir çeçen hikayesi, seyir ederken çooook duygulandım, şiddetle tavsiye edilir.Haftanın kitabı Nar Ağacı / Nazan Bekiroğlu Tebriz-Trabzon arasında Zehra ile Settarhan’ın hikayesi ama içinde devletler, kültürler, savaşlar var bi de olmazsa olmaz aşk , kalınca dörtte birini anca geçtim.
Aaaay hadi anne tatili benimki, evden kopamadan, ev halkını unutmadan, kendime ayıracak zamanlar hem var hem de kalitesi yüksek :)))
“Huzurum gergin ip gibi, yaşanacak ne kadar gün kaldı kii” diyen şarkı sözüne inat huzuru kendim sağlayıp, ipinini de kendim tutarım, kalan günler için hesaba kitaba gerek yok, yaşadığım ana sahip çıkarım diye de bi cila attık, ruhumuza,muhtemel perşembeye görüşürüz iiişaaaaalllaaaah, kendimize iyi bakma lüksüne her zaman sahibiz, unutmayalım, hayat kısa kuşlar uçuyor, aklımızda tutalım, haaaaydiiiiin günaydın, başlayalım …

29  Ocak 2015

Kendime kuvvetli bi günaydın dedim, Kahve yaptım, içine çikolata batırasım var ama sabah sabah kahvaltımdan kaç kalori götürür onun hesabını tam olarak yapamadım :))) Aklımda yazacak bir sürü şey var, bana dair, eve dair, gördüklerime, beklediklerime, havaya, suya, kuşlara, ağaçlara … her şeye dair söyleyecek sözüm, yazacak bir iki satırım var, Bu da beni enerjik kılıyor, malum yapılacak işleri yapmadan geçemem, yani en az %75 i ni atlamam, aaaaaah kör olasıca sorumluluk duygusu,her daim canlı bende :)))) Bu da güzel bir şey ama, yapacak şeyler olması, onları yapacak kuvvet ve isteğin bulunması, iyi şeyler bunlar,
Kulağım kapı zilinde çocuklar ha geldi he gelecek, işaaaalllaaah , pişiçek yemeklerin malzemelerini dizdim, mutfak tezgahına, mesai mutfakda yoğun, az biraz da çamaşır ve ütü olması muhtemel, ev temiz, “bal dök yala misali” bu da evin temiz tertipli son saatleri 🙂
Bu kadar tazelenmemin sebebi dünkü “Aylaklar” buluşması, ununu elemiş, eleği elinde gezinenler, bütün kızlar toplandık diyemem Ahmet‘e ayıp olur, “Ahmet bir sürü kızı bir araya topladı !!!!” münasiptir :))) 15 kişi bir ağızdan cıvıl cıvıl konuşup, Osmanlı mutfağından tükettik, yanında şerbetler içtik, bakışlar teeeeeee fakülte yıllarında baktığı gibi gördü, anılar, hatıralar puzzle parçaları gibi, yerini bulan yapıştırdı, Amaaan ne özleşmisiz, olanlarla hasret giderip, olmayanları bir bir söyledik. “Bi daha, bi dahaaaa…” diye tarih belirledik, bölgeyi de seçtik amaaaaa ayrıntılar daha sonra,
Aaaaay hadi yalnızlık da güzel şey ama bi mecburiyet değil seçim olmalı, yalnızlar zaman zaman yalnız olduğunu unutacak yerlerde bulunmal. kiii okul toplantıları iyidir, Hadi anne tatili bitti bitiyor, yarı tatili yarılandı, ocak son günlerini sürüyor, ilk cemreye 22 gün kaldı.Aaaaa bahara ne kaldı. Ömür dediğin günlerimizi bir bir tüketiyor, engel olamayız ama tadını çıkarabiliriz, aaaay hadi her fırsat bi şenliğe dönüşsün, valla elimizde, “Bozma moralini !!!!” sık tekrarlarla bile eskimez, gündemden düşmez :))) Aaaay hadi “çenem düştü !!! ” denmez ama düşen bi şi illa ki var :))))
Hadi cümleten günaydın, söylerken ağzımı kulaklarıma doğru yaydım, valla:)

30 Ocak 2015

Kalktım amaaa geri yatasım var. Üstümde bi kırıklık, bi üşüme, bi yorgunluk, bi bıkmışlık, bi bi tuhaflık var desem de tuhaflık bölümü yalan, Tuhaf felan değil bildiğim bir hal de adını koyamıyorum ya da adını her seferinde değiştirdiğim için bağlantı kuramıyorum amaaaaaaa geçici bir hal ya onu biliyorum :))) Bi kere hangi gündeyiz onda sürekli tereddüt ediyorum, parmak hesabı öncesini sonrasını hatırlayıp sayıyorum, zor denkleşiyorum :)))) Çocuklar evde gece nöbetinden geç çıktılar sızmış haldeler, etrafta çoraplar, bardaklar, polar örtüler, kitaplar, şarj aletleri, dinlenen telefonlar, dünden kalma yerini bulmamışlar veeee bir de tepeleme çitlenmiş çekirdek öbeği var, akşam da bi ara bi maç gördüydüm, bugün cumartesi mi, öncesi mi tereddüttüm var deyemiyeceğim, güncellenmiş aletler sağ olsun 🙂
Eveeeet bugün cuma ; Ocak ayının son cuması; ayın son gününün bi evveli, hafta sonu kokuları gelmeye başlamış, havada bulut var, takvim yaprağında karakışın sonu yazıyor, benim elimde o dandik saleplerden var, tadı da , kokusu da babamın yaptıklarına benzemeyen. Akılda hareket halinde olup, sıralamada yer değiştiren bilumum yapılacak işler var, bilhassa üstünde durulması gerekenler, bilihaaaaareeeee dikkat çekilecekler var. Var olanların hep var olmasını dilerken, yok olanların yokluğu ile üşürken, dilimizin ucundaki “amaaaan boşveeeer!!!” ler içimizde dolu dolu ağırlık yaparken, bir umut, bir ışık, bir haberle hayatımızın yeşillenip, çiçeklenmesi eeeeeennn büyük arzumuz olup, bunun adını mutluluk koyacakken … ihtimallere vurgun, tesadüflere yangın yaşamaya devam, tabii ki de.
Aaaaaaaaay hadi ısındım bile, vazgeçtim yatıp, yuvarlanmaktan, dimdik ayakta, yıkılmadım hayatta ( Yalaaaaaaaaan !!!!! ) yanına uyduramadım bi cümle daha, gerek de yok, mesajı alan aldı, hadi hayırlısı, hadi hepimiz için en güzeli, en iyisi !!!. , dönen dünya da mecbur dönerken, “Döndüüüüüüüüür beni dünyaaaaaaaa !!!!” komutunu biz vermiş gibi, taaaaaaaaaaa derinlerden su yüzüne çıkmış da güneşi görmüş de aradığını bulmuş… da gibi, haydiiiiin günaydın, Allahtan ümit kesilmez, valla ..

 

 

 

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑