AKLIMIZDA ÇOCUKLUKTAN İZ, GENÇLİKTEN YARIM HEVESLER KALDI


10262185_10203092859016126_7882957512996689270_n

Aynı resimdeki gibiyiz, içimiz dört duvar, başımızın üstünde bir avuç gökyüzü var. Artık oradan içeriye ne sızarsa… İçeri alıkdıklarımızı dışarı da salmayız 🙂 Bir zamanı gelince bir şeye bağlar hatırlarız.

Genellikle önce yaşıyoruz sonra düşünüyoruz. Bunun tersini yapanlar da yok değil amaaaa onlara zaten dayanamıyoruz, bulaşmıyoruz, çoğunluk ; önce eylem, sonra etüd şeklinde yaşıyoruz.

Yaşadıklarımızı unutuyoruz diye üzülüyoruz, fakat öyle unutamadıklarımız var ki, içimize işleyen, işareti alınca arka plan dökülüp geliyor. Kökleri de çoğunlukla çocukluğa dayanıyor diyebiliriz 🙂 İsimler, resimler, cisimler, sesler… küçük, kendimize özel işaretler.

Ayşegül ile Zeynep sıradan isimler, hatta modası bile geçmiş denebilir. Bir de bana sorun bakalım 🙂 Ayşegül; ince resimli, kitap. Seri halinde, piknikte, uçakta, bahçede, baloda, tatilde… İmrenilecek bir annesi babası var, evleri o zamanın çocuklarına hayal ötesi, köpeği fındık, kabarık elbiseleri, bukleli saçları, hiç fikir ayrılığı yaşamadığı kardeşi var. Kitapdan çıkıp gelemez ama hayallerde hep misafir. Zeynep; bir ilkokul şarkısından kalma. “Zeynep harman yerinde, düvenin üzerinde, bir türküdür dilinde…” En az üç sene söylenmiş, hayali hep aynı kalabilmiş. Yanlarda iki örgü saç, güllü basamadan elbise, pembe yanaklı, son derece sağlıklı, yaz gelince tarlada, ufak tefek işlerde, dere kenarında, bir ağaç altında, en sevdiği kuzu ile Ayşegül’ün yerlisi :)))

Birbirine benzer konuda bir sürü Kemalettin Tuğcu kitabı okudum. Burnumun direği sızlayarak, sessiz sessiz ağlayarak, onları yaşamadım diye şükür ederek. Geçen plaja inerken, merdiven dibinde rastladım ona. Kollarını bacaklarına sararak oturmuş, plastik terlikleri yanı başında, yanyana, güneşten yanmış, pantolunun paçaları katlanmış, soluk renkli bir tişört, gözleri kaygılı, sıkıntılı, özlem dolu, yorgun, meraklı, endişeli… her duygudan bakıyor.Pamuk şekercinin oğlu. Bu sene ara ara gördüm, biri önde, biri hemen arkada,  çocuğun boyu babanın diz kapaklarında, sessizce dolaştılar, çağıran olursa sattılar. sanki o acıklı kitaplardan birini okur gibi oldum. Bütün şekerleri alasım geldi. Ama bir tane bile alamadım. Gelin kaynana toprağı derler ya, bir çok huyumuz benzer de para huyumuz hiç benzemez. kayınannem hiiiiç parasız çıkmaz, ben çıkarım, sonra da pişman olurum.

Daha bir sürü şey var, çocukluktan kalan, öldürmeye korkarak yaşattığımız, yaşamasından hem keyif , hem de acı aldığımız.

Gençlikte de yarım kalmışlar, hiç denenmemişler, şimdi olmayanlar var. Çocukluk izleri saklımızda, gençliğin yarım hevesleri aklımızda. Bir şekilde harmanlayarak yaşıyoruz gidiyoruz. Aslında hatırladıklarımızı paylaşmıyoruz, öyle durmadan analtılacak şeyler değil onlar. Beynimizin içinde çarpışıyor onlar, kıyasla, kıyasıya.

Aslında çocuk olmak da , genç olmak da güzel şey. Onları yıpratanlar, kuralları koyan, kuralcı olmakta ısrar eden  büyükler. Her ikisinde de keşkeler var, işte !!!

 

 

Reklamlar

İÇİNDEN BAYRAM, TATİL, SICAK GEÇEN TEMMUZUN SON GÜNLERİNİN GÜNLÜĞÜ


10500540_10203322954728375_8373003356857748547_n

 

Resim tam benlik ve tam da bayramlık oldu 🙂 Özgül’ümün ellerine sağlık, afiyet olalı çok olmuş 🙂  Şeker tadında diye kendimizi avuttuğumuz, eskilerden günden güne uzaklaşan, bizi bile eskiyi aramaktan bıktıran bir Ramazan Bayramı daha gerilerde kaldı. Büyüklerimiz birer ikişer bizi bırakıp giderken, kendi doğurduklarımızın büyük küçük öğrenmesi ve bayram kelimesinin içeriği hakkında fikir sahibi olabilmesi için çekirdek aileyi topladık, tatille harmanlayıp bir nevi bayram ettik 🙂 Bayramlaşma, bayram tatlısı, uzun uzun bayram yemekleri, ufak tefek hediye, yaş arasına göre el öpme, davulcuya bahşiş, çeşit çeşit çikolata şeker, bir iki kısa ziyaret ve bize gelenlerle bir çok şeyi de yakaladık sayılır. Bayram boyunca yazmadım, yaşadım 🙂 Aklımda kalanlarla bir özet  yapmak gerekirse ; hava çok sıcak, nem oranı çok yüksek, site çok kalabalık, deniz de ılık idi. Sabah kimse girmeden, akşam herkes eve dönerken severim denizi, hala da öyleyim, eskisi gibi açılmasam da az gittim, az boyumu az geçen yerlerde su balesi tarzı hareket ettim 🙂 Kahvaltıyı ben, akşam yemeklerini eşim pişirdi, biraz ev işi yaptım, biraz denize baktım, biraz okudum…  Eski günleri de andık, çocuklara çocuk günlerini hatırlattık.

Sonra her güzel şey gibi tatil bitti, herkes geldiği yere döndü, bu tatil de anı raflarına kaldırıldı, benim aklımda çocuklar büyümüş ve hepsi genç kız ve bekardı, hepimiz bir arada idik, güzel sohbetler ettik kaldı 🙂 Yaşlanıp, tonton bir büyük anne olabilmeyi, bayram yemekleri yapıp aile olmuş çocuklarımı ağırlamayı, çocukların, torunların, gelinlerin, damadın hatta onların ailelerinin bile geldiği kalabalık sofralar kurmayı, eşimin hala mangal yapabilmesini, zeytin yağlı, tatlı ve börekler yapabilmeyi istiyorum, ikimizinde yaptıklarını yakmamasını diliyorum :))))))

21 Temmuz 2014

Sevdiklerimin gözlerinde tanıdık hüzünler, tarifi belli kederler… görüyorum, kimi zaman Hiiiiiç bir şey yapamamanın ağırlığını duyuyorum. “Aaaah aaah keşke acılar; Tek kullanımlık, tek dozlar olsa, benzeri, tekrarı bulunmasa, bir yaşayan tekrar yaşamasa, yaşayanlar yaşadıklarını başkalarında tanımasa!” diyorum da, Olmuyor işte Yaşadıkça, yaş aldıkça ıssızlaşıyor insan. Ne sorası ne de anlatası geliyor. okyanuslarda, haritasız, pusulasız, sessiz gemiler misali, bir yerde bir karaya vurana kadar, o karada tekrar hayat bulana kadar…sürüp gidiyor acılar. “tarifsiz kederler içinde” olsak da “mezara kadar sürmüyor” geçiyor işte, bir şekilde.
Bir pazartesi sabahında, nedeni belli belirsiz bir iç sıkıntısı ile diyorum kiiii; “Ne insanlar var, ıssız adaya düşerken bile yanına almadan, bulduğunda sevinemeyeceğin”, ne olaylar var kiiii başına gelen “hadi canım, yok artık” dedirten… bunlar ana başlık olsa, yandan ilerleyen, aşağıdan yukarıya gelen yan başlıklar da var illa ki Ne yapalım, öncelikle bir gülen yüz yapalım , sonra niye yaptığımızı düşünürüz dermişim :)))))
Aaaaaay hadi daralmayalım, bunalmayalım, o işi havada neme bırakalım, Hadi pazartesiler bitmez amaaaaa ramazanın pazartesisi bitti, Hadi “umudu kesmek insana yakışmaz, bunu bir pazartesinde yapmak ise hiiiiiiiiiç yakışık almaz” :)))) Diye de bir özlü söz yok ama artık var sayalım Hadi inanıyorum kiiii eninde sonunda olacak, güzel şeylerin hepsi bir arada olacak, yağmur misali yağacak… hadi elimden gelen budur, hadi bi gayret, hadi bi cesaret, hadi önce günaydıııııııııın , hadi, hadi, hadi !

22 Temmuz 2014

Sabah sabah gözüme çarpanlar ; “Oyala bizi dünya”, “Edep yahu” ve Mumbai’ de hava tam istediğim gibi Aklımız iyicene erdiğinden beri, içinden geçenler içimizden geçer gibi üzülüp sevindiğimiz, hayallerimizin onarılmaz kırıldığı, hastalıkların, ölümlerin bize bir an için heeeeeer şeyi unutturduğu “Ha bu yalan dünya” ya uyuduğumuz uykulardan uyanıp, sıradan bir giriş yaptık. Zira sıra dışı girişlere her zaman açık değil bu bünye Sahurdan sonra, güneş ha doğdu ha doğacakken, göz kapaklarımı ağırlaştıran alçak tansiyon nedeniyle serilip yattım, telefon sesine uyandım, işe güce başlamış, çoktan kalkmış olanlara uyuyordum demeye utanıyor insan, ben de öyle yaptım “yooooo uyanıktım” diye günün ilk beyaz yalanını salladım
En güzel oturumlar, filmler, belgeseller… öğrenip, düşünmeyi sağlayan tüm iyi programlar, hep gece yarısından sonra oluyor, sahura hazırlanırken, sinemamızdaki Süperman, Batman, Killing… gibi taklit kahramanları izledik. çocuklara killing’i anlattım Benim de ödüm kopardı, ondan. Cep fotoromanlar vardı. Haftada bir bakkala gelirdi. Ruhumuzu üzmeyen, romantik romantik besleyen resimli hikayeler, baş rollerde İtalyan yakışıklı gençler, hanımlar nerden ? bak onu hatırlamadım :))))) eskiden daha mı çok okurduk acep, her hafta bir fasikül ansiklopedi çıkardı, on sayıda filan cilt olurdu, o zaman bir de kapak satılırdı, ciltçiler hala var mı ki, üniversite kitaplarımızı da ciltletirdik, üstüne adımız da yazardı Benimkiler bordo idi Nasıl geçiyor zaman, kahramanlar hala sinemada var ama teknoloji ile donandılar, bazı ilklerimiz kayboldu İlk şampuanımız Blendax; beli ince dışı dairesel çizgili mavi plastik şişede, yıkadık ve çıktık uzun yıllar, sabuna direnen ev halkının zeytinyağlı has sabunu ile yan yana durdu, küvetin başında, sonra sonra çeşitlendi, Müjde çoraplarının reklamında Müjde Ar, Ali Taran’ın meşhur jilet reklamı da dillere çok dolandı, bi zamanlar. İnternetsiz, cep telefonsuz, AVM’siz … kendi kendimizle kaynaşıp geçen günlerdi, yurt dışına gidip de

haberlerle, hediyelerle dönmek ne büyük sükse idi. Günlerce anlatılırdı, tertemiz sokaklar, yollar, gidilip de görülen yerler…eski günler mi güzel, gelecek günler mi, yoksa bugünler mi tam olarak ifade edemem amaaaaaa geçen günlerde de gelen günlerde de güzellikler var. Gelecek günlerde de illa ki olacak, “Rabbim dayanma gücümüzü arttır” diyelim de çokca güzel günler görelim inşallah Gerçi insan temenni ederken bile tereddütte kalıyor ama…
Hadi salı sallanmasın ya da birazını sallayın, ömrümüz olursa haftaya yenisi gelecek zaten, takılıp kalmayın, Hadi sıcak basmış her yanı, içimden bildiğim eski eylüller geçiyor , hadi özlediğimiz sonbaharın geldiğinde nasıl geleceğini bile bilmiyoruz, Hadi yinede yeşertilecek en az on onbeş tane stok umudumuz olmalı, hadi hemen liste yapalım :)))) Hadi uzattım, farkındayım şimdi kestim :))))) hadi günaydın

23 Temmuz 2014

“Temiz, beyaz bir sayfa” temennisini, dileğini çooook eskiden bilirim de “Temiz eller”i sonradan öğrendim.
Hatıra defterimiz vardı Sayfalarına sevdiklerimizin sevgi dolu cümleler yazdığı, çoğunun da “Bu temiz sayfa” diye başladığı… Beyaz sayfalar, gösterişli bir kap, genelde bıçak ucuna, tel tokaya yenik düşen bir kilit, kıyı köşe saklanan, sayfalar arasında çiçek kurutulan, bazı sayfalarda resimler, çizilmiş kalpler, eklenmiş şiirler olan, ömür boyu saklayacağımızı, yazanları hiiiiiiç unutmayacağımızı sandığımız hatıra defterleri. Benimkiler yok olmuş “Özel hayat özel kalmalı, duygunun mirası olmaz” diye düşündüğümden değil ama sağda solda kaybolmuş, kimisini de kızıp biz yırtar atardık. Sonra yenisini yapardık, ilk sayfanın sahibi sık sık değişirdi :)))))
Sonra büyüdük, dünya da yeni yeni kirlenmeye başlamıştı. Anket defterleri, şiir defterleri geldi. Sıra altlarında, çantalarda dolanan, herkese verilmeyen, çooooook özel defterler… Anket soruları birbirine benzerdi, arada değişik soruları olanlar çıkardı, misal benim sorular dermişim :))))) Anket defteri zaten çakal çakal kokardı. Gözüne kestirme, merak, ortak yanları afişe etme… filan. Bir de onların topluca okunma seansları vardı kiiiii yorumlar şimdinin futbol yorumlarına rahmet okutur, o derece yani :))))
Sonra biraz daha büyüdük, dünya biraz daha kirlendi, biz yalnızlaşmaya başladık, çooook ucundan dı ama yine de başlamıştı. Şiir defterleri yaptık, sevdiğimiz şairlerin şiirlerini yazdık, denemeler yapan arkadaşlardan da imzalı alıntılar Bildiğim bir şair çıkmadı ama aklımda yer eden en az yarısını hala ezbere okuduğum şiirler var; “Yeşil pencerenden bir gül at bana..”, “Sisler Bulvar”, “Annabel Lee”… Üniversiteli olunca da hepsini bıraktık, yani
Sonra biraz daha büyüdük, dünya biraz daha kirlendi, biz yalnızlaşmaya başladık, çooook ucundan dı ama yine de başlamıştı. Şiir defterleri yaptık, sevdiğimiz şairlerin şiirlerini yazdık, denemeler yapan arkadaşlardan da imzalı alıntılar Bildiğim bir şair çıkmadı ama aklımda yer eden en az yarısını hala ezbere okuduğum şiirler var; “Yeşil pencerenden bir gül at bana..”, “Sisler Bulvar”, “Annabel Lee”… Üniversiteli olunca da hepsini bıraktık, yani defterlere yazmayı,gerçi günlük tutanlar olurdu, onlarda gün ışığı görmezdi zaten. Şarkıları, şiirleri sevmeye devam ettik,biri söyledi mi, okudu mu, içlene içlene dinledik, merak ettiklerimizi, soramaz olduk, kendi içimizde konuşarak, çooooooook nadir paylaşarak, bizi bize anlatanların kitaplarının ardı sıra yürüdük, hala da yürüyoruz çok şükür
Yıllar içinde çoooook kirlendi dünya, beyazlar nerdeyse siyah oldu, kırmızı kan kokuyor, sarıda ölüm sarılığı var, yeşiller kayboluyor, gök kuşağını göremeyecek nesiller yetişiyor…diye içimizi karartmak mümkün de bana olmaz :)))) Kızdığım, kırıldığım… doğrudur amaaa küstüğüm külliyen yalan :)))) İçinden geçen insanlarına bile küsüp, kin tutamazken, hayatın neyine nesine ne kadar küseceğim ki ?
Tüm zulüm edenlere de tüm zulüm görenlere de, dünyanın neresinde olursa olsun, aynı gözle, aynı hisle bakıyorum,dünyanın beyaz bir sayfa açmasını temenni ediyorum, diliyorum amaaaaaa artık biliyorum kiii açılan beyaz sayfalarda bir türlü kapanamayan sayfaların gölgeleri var
Hadi günaydın…

24 Temmuz 2014

Daha sabahın köründe yapış yapış başladık güne kiiiiii benim daha gece uykusundan eksiğim var, heeeeeeeer yer sıcakken nasıl olacak acep ? diye sorsak da bir yolunu bulacağız. Zaten her şeyin bir yolu, bir yordamı vardır, aaaaah kış gelse de bir de yorganımız olsa diye … ipe sapa gelmeyen cümleler aklımızdan geçerken, sadece geçse iyi elimizden ekrana düşerken, bu karmakarışık, ama hiç bir yeri bir yeri ile barışık olmayan yaşlanmakta olan dünyamızın bir yarısı bir yeni güne daha başladı, kış mevsimi yaşayan küreye hasetle bakıyoruuuuuuuuuuz :)))))
Tam da yazımın altına “ufak tefek şeyleri dert etmeyin” ile başlayan, “Gerçeği olduğu gibi kabul edin, çünkü hayat adil değildir” diye biten 16 adet terapi cümlesi düşmüşken, “Ayol ben onları zaten biliyorum kiii” diye ukalalık ederken, “ha bu kıçı kırık dünya” nın bir ucunu tutacağız elbet
Güzelliklerin ve güzel şeylerin herkes için çooook olmasını diledim tüm gece, inşallah kabul gören dualar arasına karışmıştır
Tanıdık, bildik, kuzen, yeğen derkeeeeen oğlan da Boğaziçi’li oldu Gerçi ben klasik anneler gibi bu puanla “ne tıp okunur, ama” diye aklımdan geçirmedim değil ama seçim oğlanın Onca kanlı filmi diziyi seyir edip de doktorluk bana göre değil demelerini inandırıcı bulmuyorum ama evlat işte inandık :)))) Şaka bir yana, hayallerinin peşinden giden çocukları destekliyoruz, biz onlara insan olmayı öğretmeye çalıştık, onlar da insanlık için çalışacaklar inşallah Kız halaya derler ya, kuzen Boğaziçi’nde okurken onu halam korkuturdu, gelip de bahçede piknik yapalım diye, hatta çok zaman bir araya gelince kadroyu da genişletip, yazıp oynadıklarımızla kızın ödünü patlatırdık :))))) Bu oğlanın huyu öbürüne göre daha iyidir, olmazsa ben halamın hayalini gerçekleştiririm :))))) İkinci sayfada ” gizlice mangal yapan öğrenci yakınları” diye bir haber olursa bilin ki o haber biz oluruz :)))))))
Sıcak da insanı ne söyletiyor ama :)))

Hadi dünya bildiğimiz gibi, bilmediğimiz güzelliklerin özlemi var içimizde, Hadi yeni bir günde çokça yeni umutlar olsun, içinden çoğu umut olmaktan kurtulsun, Hadi bir kez daha günaydın

25 Temmuz 2014

Ankara’dan oğlum geldi Sahuru yolda yapmış, temiz, kokulu çarşaflardan bir yatak serdim, gelir diye tuttuğum, pijamalarını verdim, ayak ucuna yerleştim, onun gözleri açılıp, kapanırken, anne olmanın verdiği gereklilikle direkt, çapraz sorularla hal hatır ettim
Yüreğimde yerleri baki, Allahın emaneti, evimin misafiri çocuklar… Bir gün hepsinin kendi evleri, kendi hayatları olsun diye büyütüyoruz. Bizde üniversiteye giden çıkıyor, sıra küçük oğlanda o da büyük ihtimal okulun yurduna yerleşecek, bitiren kendi evine geçecek, şimdilik elimde kız kalıyor :)) Yaptığım planlara göre; her sınıfı iki kere okusa, üniversite girişte oyalansa epey bir birlikte kalırız sanki :)))) Fakaaaaaaaaat eğitim sistemi o kadar mükemmel kiiiii, beş zayıfı olan sınıfı geçiyor, mantar gibi, apt dairelerine özel üniversite açılıyor, zorla diploma sahibi yapıyorlar insanı da mezunlar tın tın

Bayrama olan ilgimi henüz kaybetmedim, beni hala heyecanlandırıyor Bir buluşma, bir kavuşma sebebi olarak görüyorum. Ne yazık ki bayram edlicek havaya hem mecazi hem de hakiki anlamda sahip değiliz Yeryüzü insan elinden çıkan ölümlerle birbirinden ayrılmış gözü yaşlılarla dolu, anlam veremediğimiz ama derin anlamlı savaşlar sürüyor, “Hiç bu kadar kötü günler görmemiştim” diyorum valla Sorsan herkes dünyayı cennete çevirmek için çabalıyor ama cehennem manzaraları eşliğinde Paylaşmak en büyük sorun hatta gönül rızası ile paylaşmak, insanların yüzleri kaygılı, bakışlar soru işareti ile dolu da diyemiyoruz bu ifadeleri olmayan insanlar yüzünden böyleyiz. “Ez ve geç, evvelinden ahirinden bana ne” model budur
Hadi geçecek inşallah, umutlara zarar gelmesin, hadi sıcaklar da insanın aklını başından alıyor sanki, Hadi evde erken bayram havası var, yolcular gelmeye başladı, yemekler, hediyeler, gidip gelmeler, içine tatil kaçmış, tatile bayram bulaşmış, günler var önümüzde Hadi ben de bu günlerin içindeyim, merak etmeyin Ağustos boyunca bir var bir yok gibiyim Hadi erkenden bayramlaşalım Bu bayrama çok yakışır, şeker tadında olabilmesi dileğiyle, sağlıkla, huzurla,aramızda küslük, dargınlık olanlara, uzun zaman oldu görüşmeyeli dediklerimize, pansuman niyetiyle “Çocukları sevindirmeyi unutmayın” notu ile “Hayırlı Bayramlar”, iyi bakın kendinize ve sevdiklerinize Hadi günaydın

31 Temmuz 2014

Bayram bitti, temmuzun son günü, yazdan ne kaldı bilmiyoruz. Ağustosun yarısı yaz yarısı kış olmayacak gibi Güneş hararetle gün boyu ışıldarken, çatılarda geceleri ikinci bir güneş gibi iş görüyor :))) Deniz bile paşa çayı tadında, kanlı haberler var ekranlarda, yol boyu dizi dizi araç trafiği eklendi manzaramıza, Israil yemin içmiş, Gazze’de canlı hiç bir şey kalmayacak diye Akşamları davul zurna sesi var, yollarda, çocuk sesleri evlerin balkonlarında , ara sokaklarda, havuz dikey durumlara ancak yetiyormuş :))) Gözümü çevirdiğim her evde mangal tütüyor, yakanı var, yakamayanı var , masalar sıkışık, kollar birbirine temasda, sandalye arası tabureler var, telefon konuşmaları kamuya açık :)))) kuralına uygun akşamcılar var :)))) Hepsinden öte akşam oldumu denizden bir esinti, her akşam bayram yemeği, bir arada olmanın sevinci, biraz daha tatil var Hadi içinden sevgi ve barış geçen bir dünya dilegiyle… ama operasyon ilk önce iç dünyamızda Hadi güüünaydıııın, Tekirdağ yakınlarından :)))

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑