TEMMUZ BAŞINDAN ORTALARINA KADAR GÜNLÜKLER


10534540_10203440905557072_9088452392579490265_n

 

Temmuzu da ortaladık, yaz takvime göre azaldı amaaaa şiddeti yerinde, yakıyor, kavuruyor, nem vücudumuzu kurutmuyor…” bundan gayri böyle bu mevsimler, yakında kitaplarda kesin tarifler olmayacak, belkide mevsim kalmayacak, ayların içinde parça parça yaşayacağız, uyum sorunumuz olmayacak, devamlı uyum haline geçmek için çabaladığımızdan ne olduğunu anlamayacağız”  diye karanlık bir tablo çizdim 🙂 Yaş aralığım, yaşamışlığım müsait 🙂

01 Temmuz 2014

Veeee İnci Abla’da “buraya kadar” dedi yirmi gün içinde girdiği altmış yaşından çıkamadan toparlanıp gitti. Cenaze bugün öğlen, yoldan gelecekler beklendi. Ömrünce gördüğü tüm eziyetlere karşılık, kimseye eziyet etmedi, dün sabah kızının kucağında ruhunu teslim etmiş, yukarı çıktığımda halının üstüne uzatmışlar, örtünün altından ayakları görünüyordu  Doktor raporuna “solunum yetmezliği” yazdı. Hastalığını anladı ve kendini bıraktı, çok çabuk üreyen bir türmüş, daha fazlası daha fazla acı olacaktı, belki de…
Hatırladığım ilk ölüm, annemin babası, Sofu Dedem  Trakya’nın bir köyünde idik, Yağmurlu bir kış gününde annemin yengesi, taksi ile geldi, Anneme “baban ağır hasta” dedi onu hatırlıyorum. Bir de taksinin damalarını, arkasında ki kuyruk gibi yerindeki kırmızıları, yengenin üstü naylonlu şasonlarını, evin önüne helallik almaya gelen cenazeyi, atıştıran karı, dağılan lisenin “amin” diyen öğrencilerini… Sonra dayılar, amcalar, neneler, dedeler, konu komşu,arkadaş, ana, baba derken arkadaşların çocuklarını bile gördük…  Ölüm hayatın tek gerçeği, Dönüşü olmayan, haber gelmeyen, haber gitmeyen… bir yolculuk. Hepimize sıra gelecek, tahammülün yolu kabulden geçiyor.
LYS nin edebiyat sınavından çıkınca arkamda konuşan öğrencilere kulak verdim.Samiha Ayverdi’den bir soru sormuşlar. Oğlanın biri “Samiha kim lan ? ” deyince, öbürü bir güzel cevap verdi. Merak ettim eve gelince baktım, zaten benim oğlan da biliyormuş  1905 ile 1993 arasında yaşamış ki bu çok kapsamlı bir süreç. İçinden içinden geçtiğimiz bir sürü rejim geçiyor. Yapıtlarında geçmiş-şimdi çatışmasını bireyin iç dünyasından hareketle veriyormuş. Rifailik tarikatından Kenan Rifai’nin en önemli öğrencisi olup, tarikatı hümanist bir yaklaşıma taşıması ile tanınırmış. Önemli romanlarından “İbrahim Efendi Konağı” nı aldık. Haftanın kitabı budur 
Hadi dünya fani, ölüm ani, Hadi hem yarın ölecekmiş gibi, hem de daha çooook vakit varmış gibi, Hadi gidenler yanında hiç bir şey götürmüyor, arkada kalan yapılan iyilikler, gönül alan sözler, Hadi “Hangimiz uğramadık ki haksızlıklara”, Hadi “Hoş gör sen, unut gitsin aldırma”, Hadi “Büyüklük sende kalsın sonunda”, Hadi sen seni biliyorsan, diğer bilenlerin yanlış bildiğine kulak asma, Hadi ne kendini ye, ne başkalarını tüket, Hadi bu gece bu hadiler bitmez , Hadi hayata inatla, ısrarla asıl, sevdiklerine “seni seviyoruuuuuuuuum” de, bi de üstüne gülümse…
Hadi ben de sizi seviyorum, valla   Hadi günaydın…

02 Temmuz 2014

Okuduğum kitapta adı geçti “Telefon Rehberi” nin. Telefon alırken sözleşmede “rehber ister misiniz” diye bir kutucuk olurdu. Ek bir ücreti de var mıydı, hatırlamıyorum. Sarı saman sayfalar, kapakta İstanbul resimleri, içinde alfabetik sıra ile abonman isimleri ve adresleri. Evler ayrı, iş yerleri ayrı bölümlerde olurdu. İş yerlerinde dahili telefonlar varsa alt başlıkta onlarda yazardı. Hatta, gerilim filmlerindeki kötü niyetli arkadaşlar ilgili sayfayı yırtar cebine koyar, gerekirse sokak lambalarının altında cebinden çıkarır, bakar. “Doğru yolda mıyım” diye kontrol ederdi :))))))) Rehberleri yıl boyunca postacılar taşırdı. 12 ay sürerdi dağıtım :))))) Umumi telefon olan yerlerde ipe bağlı rehberler olurdu. Yıl sonuna doğru epeyce de bir incelmiş  O sayfaları koparanlar da yanında kağıdı kalemi olmayanlar  Eskiden tanıdık, bildik postacılarımız vardı. Meşhur üsten kapaklı postacı çantalı, ölgün renkte üniformalı, kalın poliüretan tabanlı ayakkabılı, bıyıklı, bıyıksız… mahallemizin postacısı  mektuplar, telgraflar, haber kağıtları, posta kartları taşırlardı. Bizle hüzünlenir, bizle sevinirlerdi, hüzünde teselli onlardan, sevinçte bahşiş bizden. Sonra onlara bisiklet verdiler, aralarına bayaaaan memur kattılar. Şimdide sayıca azaldılar, artık görmüyoruz bile, muhatapları posta kutuları Şimdi kapımızı çalan kargocumuz var. Hiç birini tanımıyoruz, zaten tek bir firmadan da değiller. Dün cenaze evin önüne geldi, helallık için. O karışıklıkta ismim ünlendi, “Ayşen ablaya kargo vaaaaar”. Oğlanın mezuniyet töreni CD leri gelmiş. Kargocu kırk yıllık kargocum gibi, “çok kötü bi zamanda gelmişim, ne olur kusura bakma Ayşen abla, başınız sağ olsun… ücreti altı lira” diye bir dizi muhabbet yaptı :))) 

Öyle işte, zaman öğütmeye devam ediyor, yutuyor bildiklerimizi, yeniden yeni şeyler öğretiyor, kabul etmemiz için de ısrar ediyor, “zamana saygı”, mecbur bir yerde. Zamana direnmek pek de akıllıca değil zaten 
Hadi öğreten de, öğrenen de hepsi zamanın öğrencisi, Hadi “Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında,Yekpare, geniş bir anın, parçalanmaz akışında” Tanpınar’ın meşhur şiiri, kiiiiiiiiii şiirlerin efendisi, okudukça anlamı, içeriği her seferinde değişir , Hadi “Zaman zaman” da güzel şarkıdır. HadiZamanla Âlâ Olur  Hadi oldu diyelim  Hadi günaydın 

03 Temmuz 2014

Dün ustalar gelene kadar rahmetli annemin sokağa bakan penceresinde oturdum, biraz. Dar ama hareketli bir sokak bizimki, insan trafiği de, araç trafiği de akar akaaaaar gider  Salondaki pencereden bakınca caddeye kadar görürüz. Trump’ın gölgesinde, tek sıra araç park etmiş, iki yanı evlerle kaplı, çoğu artık iş yeri olmuş, ilk sahipleri çooooktaaan ölmüş, bakkallı, hamamlı, manavlı, kuaför salonlu, lokantalı,eczaneli, dişçili, butikli, kahveli, hatta bir de küçük Oda Tiyatrolu bir sokak bizimki  Böyle bir sokağa bakınca elbette sıkılmaz insan  Aslında bir adı var ama eskiden hamamın olduğu sokak, bizim ev de hamamın karşısındaki mavi betebeli ev, panjurlu daire diye anılırdı. Hamam kubbeli, kubbesi küçük küçük pencereli, içi mermer döşeli,haftanın bir günü kadınlara hizmet veren, tellakları kapısının önünde dinlenen, gelin hamamına, maç sonrası futbolculara, toplu mahalle sakini yunmalarına ev sahipliği yapan meşhuuuuur bir hamamdı. “dı” artık eski haliyle yok, yerine apartman yapıldı, altına saunalı modern bir hamam, ne giren çıkan, ne de tellaklar görünmüyor, yer altında kayboldular  Sahipleri Sivaslı bir aile idi, hala onların, kuşaktan kuşağa, zamana uyarak devam ediyorlar. Bizim ev de artık mavi değil, mantolandı, bejli, kahveli rengi, panjurlar da söküldü, gitti.
Benim hamam kültürüm yok, kokusunu sevmem, çok sıcak sevmem ayrıca hamamcının karısı tarafından kulaklarım delindiğinden, yaşımın küçüklüğünden, icraat mekanı, hamamın üstü olduğundan da ayrıca sevmem :))))) Büyük oğlan ilkokul başlarındayken “Beni hiç hamama götürdün mü ? ” 

diye sormuştu. Malum erkekler bir müddet kadın hamamında yıkanır :))))))) Çocuğa mahçup oldum, artık telafi imkanı da olmayınca, babası Avanos’dan “Hamamda yıkanan kadınlar” ın resmedildiği bir duvar tabağı alıp gelmiş :)))) Hala duruyor, çeyizine koyacam, artık 
Eskiler, yenilerin eğlencesi oluyor  Dönüp, dolaşıp, bir bakıp, bugüne dönüyoruz. Dün yolda annemin arkadaşına rastladım. Uzaktan bakıştık, ben onu tanıdığım için baktım, o da “bu kadın bana niye bakıyor” diye baktı. Kendimi tanıttmadım  iki üç sene evvel bir denemiştim. Aynen Zaytungmetinleri gibi oluyoruz :)))))
Aaaaaaaah aaaaaaaah her işin başı sağlık, biraz evvel, komşular çağırdı, genç gurbetçi bir çiftimiz var, bebekleri havale geçiyormuş, bebecik ellerimde çırpınırken ne kadar çaresiz kaldım. Yüksek ateşten hastanelik olduk ama havale geçiren çocuk ilk kez gördüm  Komşuluğun ölmediği bir yer burası, apt önünde arkasında hemen iki araba hazırlanmıştı, çocuğu acile götürdüler, ben de bekliyorum, kulağım seslerde.
Hadi her sorunun cevabı, her derdin illa ki bir çaresi var, Hadi ölümden gayrısı telafi ediliyor, Hadi dünyayı iyi yapan da, kötü yapan da insanlar, Hadi ” Umut, Binbir ayaklı, Umut, Güneşte saklı, Umut, edenler haklı, Umut, insanın hakkı” diyor N.Hikmet , Hadi usta çoooooook haklı, Hadi günaydın 

04 Temmuz 2014

Gece güne dönüyor  Güneş derinlerden ışıklı işaretler göndererek doğmaya hazırlanıyor  Gördüğüm kadarıyla sakin bir gece idi Görmediklerimiz dört duvarın gizi. Ağustos böceği, gece kuşu, sabaha yakın da mart sesleri ve gökyüzü trafiği veee Ramazan davulcusu, tek tük arabaların motor sesleri… gecenin sesleri.
Uykusu olmadığını iddia eden, annesinin kucağında uyku için uygun pozisyon bekleyen, göz kapakları gözlerinin üstünde, bi gidip, bi gelen çocuklar gibiyim. Ne şahane uykudur o, ana baba kucağında, yanağı bedene yapışık, üstünde kumaş izleri, terlemiş saçlar, onları karıştıran eller, uyku içinde koklanan, sağına soluna öpücük bırakılan yüzler, rüzgar değmesin diye büyük bedeninden soyulup, küçük bedenlere sarılan, hırkalar ceketler, rahat etsin diye derilip toplanan kollar bacaklar, arada açılıp, dünyaya bir bakış atan, aslında gözüne çarpanları rüyaya katan… çocuklar  Nerdeeeee bulacağız onları artık  Ne kucağına yatılacak ana baba var, ne de kucağa sığacak çocuklar… 

Aslında çok titizimdir, uykuya. Çocukları doğduğu günden itibaren gece uykusu için soyar pijama giydiririm. İlla ki yataklarına yatırırım, yaklaşık saatli yollarım, uykusu gelmeyene ya kitap okurum, ya da kitap okuturum  Öyle çoraplı, yelekli, günlük kıyafetli uykulardan hiiiiiiiiiç haz etmem  Gecenin bir bölümünü uyumazsam, gündüz olduğunu inanmam :)))))
Hadi hiç takmıyorum diyenin bile taktığı şeyler var, Hadi takmak önemli değil, takılıp kalmak önemli, Hadi teravi ve sahur sekiz oldu, iftar kısmetse yedilenecek  Hadi özeti, bir haftası geçti, yazı da ortaladık, Temmuz geldi ,Hadi “Bilmiyoruz anların değerini, anılara dönüşene dek”, aynen öyle, Hadi bugünden itibaren bari bilelim, Hadi Güüüüüüüüüünaaaaaaaaydıııııııın dedim

05 Temmuz 2014

İçimden, gönlümden, aklımdan… ya da geçebilecek aklıma gelmeyen bir yerden , bir hayal geçiyor  Şööööyle bir hamakta olsam, sabah yeli bedenimi dolaşırken, az öteden denizin kıyılara dokunan sesi gelse, kuşlar ötse, rüzgar beni yavaaaaaş yavaaaaaaş sallasa, burnumda çiçek kokuları, bildiğim bir melodiyi çıkarmaya uğraşan kuşların çabaları, aklıma takılan, yarım kalan her hangi bir iş yok, uykumda gelmiş, göz kapaklarım dıştan inmiş, içten renkli, hoş bir film oynuyor, bir bakıyorum içinde bildiğim kareler, karelerde epeydir görmediğim, özlediğim kişiler, bir huzur, bir huzuuuuuuur… derkeeen, bu hayallerin içine eden iç mekanizma çalışmaya başlıyor :)))
Bir kere hamağın ipleri, sana batar, içine bi de minder gibi bi şi lazım, bunu unuttun. Ayrıca sesler çok olmuş, kuş, deniz, rüzgar… hışır hışır adamı bunaltır. Kuş tamam, rüzgar ara ara, denizin kokusu gelse yeter  Hem zaten sen böcü, börtü korkusundan, ağaca dolanan yılan olabilir mi tasasından yatamazsın oralarda. Aklına takılmayan, yarım kalmayan iş de iyi bir fantezi olmuş, yakışmış amaaaaaaaa olmaz tabii :)))
İşte böyle valla, kendi içimizi kendimiz öldürüyoruz, boğuyoruz hayalleri, tam ortasından sıktığımız gibi, birbirinden ayrı iki parça :))) Eeeeee kimin torunlarıyız, atalarımız kim dermişim 

brahim Efendi konağı’ na devam. Kitapta oraya da Ramazan geldi. Anlı, şanlı bir konakta yüzlerce insan var, hizmetli konumunda. Aynı “it ite it kuyruğuna” misali. Misal çubukçu başı var. Piponun uzun boylusunu sağ omuzunda, özel örtüsünün üstünde taşıyor, ikram edeceği kişiye yaklaşınca sağ dizinin üstüne çöküp, öyle bir ayar yapıyor kiiiiii, çubuğun ucu kişinin tam da ağız hizasında, ucu küllükte  Cümle misafire ikram edilecek durumlar için, ekip kurulmuş, seccade serenler, sadece kapı açanlar, sofrada peşkir dağıtanlar…bir sürü ıvır zıvır iş önemli imiş o vakitler, tembellik icat gerektiriyor valla :)))

Ve hiç kayıt tutmak adeti yok, bilge yerine adam yetiştiriyor, her adamda bilgiler, değişiyor, eksiliyor, günümüze gelemeden yitip gidiyor  Itrî’nin rivayete göre yaklaşık bin tane eseri varmış, günümüze yirmi tanesi ancak gelmiş  Her konuda adını bile bilmediğimiz kayıplarımız var.
Hadi uykuyu iyice açtık, hamak gerçek olsa bile durumu kurtarmaz sanki :))) Hadi aklımda sofralar, iftara misafir var  Hadi gün başladı amaaaa ben biraz geç başlıcam  Hadi içimden kuşlar geçiyor, valla :))))) Hadi kuşlar konsun yollarımıza, Hadi günaydın 

07 Temmuz 2014

Sanki havada asılı su zerrecikleri var, onlar gözümüze bir bulanık perde çekiyor, aaaaz sonra güneş çıkacak, bir hışımla her bir zerreyi yutacak, görünmeyen buharlardan oluşan yeni bir bulanık perdemiz olacak. Gözümüzden çok bedenimizde hissettiğimiz 
Kazanan kim olacak, bakış açısına göre değişecek amaaaaaa; mevsim yaz ise, günlerden pazartesi, trafik, kalabalık yerli yerinde ve canımızı sıkan ufak tefekler, bir araya toplanıp gövde gösterisine hazırlanıyorsa kaybeden ruh sağlığı olacaktır :)))) Veeeeeee bir hafta başı klasiği olarak, kendi dünyasında olmak isteyen herkes esas dünya tarafından hallaç pamuğu gibi atılacak :))))) Sonra elbette bir uyum sağlanacak ama bu da hafta sonunu bulacak 
Gerçekler böyle işte, iç karartıcı, korkutucu, yıldıran, çekimser yapan, baştan kaybetme hissi yayan duygular. Bence yenilmek kolay iş, insana yakışan mücadele etmek ve o mücadeleyi doğru yollardan kazanmak 
“Şekerim, amaca giden her yol meşru, ne galibiyetler biliyoruz kiiiiiiiii enkazlar üstüne kurulan, zafer bayraklarından ceset kanı akan, yalana bal katıp, katıksız yutturan…” diye de bir itiraz illa ki olacaktır. Biliyoruz ve her seferinde de tekrar ediyoruz kiiiiii dünya bir gül bahçesi değil, hatta gül dediğimiz şey bile dikeni ile bir bütün 
Hissediyorum kiiii ipin ucu kaçacak ve hükumet sözcüsü gibi konuyu daldan dala metodu ile bile toparlamayacağım :))))
Hadi o zaman kendi dünyamızı başka dünyalara açalım, Hadi pazartesi bunun için iyi bir fırsattır, kaçırmayalım, Hadi “yan yatan da bir çamura batan da bir” güne başlamak için iyi bir özlü söz değil :)))) Hadi yeminlen olacak, Hadi bi gayret, Hadi bi cesaret, Hadi Güüüüüüüüünaaaaaaaaaaydın , Hadi kuşlarla… 

08 Temmuz 2014

“Uykum var, gidip yatıyorum” diye yazıp gidebilirim amaaaaaaa, yapmayacağım :)))))
Dün İnci ablanın yedisi idi. İftar saatinde elime geçen irmik helvasına bir müddet baktıktan sonra, nice Ender’leri, Müzaffer’leri, Taylan’ları hiçe sayarak,” uzun zamandır kuvvetli bir tatlı yemedim” diye nefsime yenik düşerek, yemeğin üstüne götürdüm elbet  Tabii ki de bu durum kan şekerimin hoşuna gelmedi :))) Teravi için caminin yolunu tuttuğumda göz kapaklarımda bir ağırlık, bedenimde bir yorgunluk mevcut idi. İtiraf etmeliyim kiii, imam “Allahuekber” dediğinde ödümün patladığı zamanlar, dudaklarım mırıldanırken “ne diyorum ki ben” diye düşündüğüm anlar oldu :)))))) Çaydır, sodadır, sudur, çamlıkta bi uzun tur da pek faideli olmadı.Uyku saatini beşe tamamlayınca toparlanırım diye düşünüyorum. Aaaaz sonra deneyeceğim. “İbrahim Efendi Konağı” na devam, Ramazan bitti bayram geldi  Eskiden ne ustalar varmış, minarelere asılan kandilli mahyalarla resim bile yapılırmış. Makaralı ipler, hesaplı düğümler, aralarında yanan kandiller, şimdi ne yazacak diye bekleyen meraklı kalabalıklar… Ustadan, çırağa sistemi ile devam ederken, tembel ve muhtemelen zoraki bir usta, “kim uğraşacak çırakla” deyince olay bitmiş. Hesap, kitap işlerini anlatan kayıt, kuyut, resim filan da yok tabii.

Halkımın halleri yüz yıllardır benzer şekilde sürüyor, ağızdan bilgi alma, ona kendince yorum katma, sinirini bozana çamur atma, mümkün mertebe yan gelip yatma, kısa yoldan çoooook para, aman rahatım bozulmasın, varsın dünya yansın, aydınlar mümkün mertebe karanlıkta kalsın… kuzu kuzu halleri heeeeep aynı 
Memleket meselelerine ilgi duymuyorum, kendi haline bıraktım, bir oyum var, onun da adresi yok  “Yok artık” dediğimiz her şey “Valla, var artık”
Hadi bu sabahlar artık hadisiz olmuyor  Hadi arkamızdan itekleyen hadiler var, Hadi bunalıp, daralabiliriz amaaa henüz ölmedik  Hadi “çıkmayan canda ümit var” Hadi “sevmek bu dünyayı çerden çöpten, sevmek bir zerresini ziyan etmeden,sevmek, dinlenmeden sevmek / B.R.Eyüpoğlu”, Hadi dibine kadar sevgiyle, Hadi aşk ile, Hadi Günaaaaaaaaydıııııın ..

09 Temmuz 2014

Rahmetli annemin mendil ve çorap çekmecesi vardı. Mendiller saten küçük bir şase içinde çoraplar da yanında dururdu. Şimdiki gibi sayısız, tekleri kayıp, boyları ve renkleri farklı çorap olmadığından, uzun uzun katlanabildiğinden yan yana karışmadan dururlardı. Zaten erkeklere çoraplarını kadınlar mendilleri ile beraber getirirdi.Mendil bir adet ve alışkanlıktı. Bayramlarda el öptüğümüz evlerde kızlar ve erkekler için ayrı hazırlanmış mendiller olurdu. Uygun bir zamanda kucağımıza bırakılırdı  Üçgen katlananlar kızlara, kare katlananlar erkeklere. Bizimkiler kenarları renkli ince çizgili ya da çiçekli olurdu. Erkek tipi ya tek renk ya da kenarı kalın ve ince çizgili… Büyük kare önce uzuuuun bir dikdörtgen olur, sonra da üçe katlanır, her katına ayrı ayrı ütü basılırdı. Rahmetli babam yazları gömlek cebinde, kışın da pantolonunun arka cebinde taşırdı, kah terini silmek için, kah burun temizliğine, kah abdest aldığında havlu niyetine, kah güneşte, dört ucuna ayrı ayrı düğüm atarak şapka yerine kullanırdı.Her gün illaki değişir, temiz mendil hanımın temizliği, titizliği demekti  İlk okulda mendil üzerine ellerimizi koyarak pazartesileri temizlik kontrolünden geçerdik, Pamuk keten, ince opal, kenarı oyalı ipek mendiller… Oyalı mendillerin mana ve önemine yetişemedim amaaaa diğerlerini bilirim. Gönül işlerine aklım erdiğinde renkli, kalpli, çiçekli kağıt ve zarflara geçilmişti :))) Gerçi artık ikisi de yok. 

Bir keresinde küçük oğlan ana okulunda iken bir bayram mendilin içine şekerler koyup, kurdele ile bağlamışlar, kenarına da bir nazar boncuğu koymuşlardı. Valla ağlamaklı oldum. Çocuk şekerini yiyip buruşturdu, bana da boş boş bakmıştı :)))
Birde kenarı harf işlenen mendiller vardı  vedalaşırken sallanan, parmak ucuna dolanıp da göz kenarlarını dolanan mendiller…
Hadi biz adetlerden, yeni nesil modellerden eskiyor , Hadi gördük geçirdik ama halaaaaaa bilmediğimiz bir sürü şey var, Hadi “Bodrum Camii” deyince aklına “Hazar Bodrum’dadır” cümlesi gelen kaç kişiyiz ? :))) Hadi Brezilya da feci kaybetti  , Hadi sıcak daha da sıcak olacakmış, Hadi yatsam iyi olacak  Hadi cümleten GÜÜÜÜNAAAAYDIIIIIN…

10 Temmuz 2014

Şimdi artık bıraktık amaaaa bir zamanlar evlerin illa ki bir oturma odaları vardı  Tabii ki de salondan ayrı. Salon evin daima derli toplu, temiz tutulan, özel eşyalarla döşenen, özel kimseleri misafir için bekleyen, genelde kapısı kapalı, çocuklara yasak bir alandı :))) Çocuklarında çoook umuru olmazdı. Zaten onlar ara ara girer çıkar, misafir sigarası ile misafir şekerine göze batmayacak şekilde ilgi gösterirdi  Misafir gelme süresi uzarsa yakalanma ihtimali de yüksekti, amaaaan ne olacak ki, çocuk dediğin adrenalin bağımlısı zaten :))))
Oturma odalarının somya üzerine pamuk yada yün yatak konmuş divanları, onların etekleri pileli, kordanetle şekillenmiş örtüleri ve dayama dediğimiz yastıkları olurdu. Sert şekli bozulmayan, duvara dayanan, oturunca sırt yaslanan, Öyle uzun oturmalar yoktu, karşılıklı iki divan varsa üstündeki tüm boşluklar cüsseye göre dolar, onbeş kişiye kadar kapasitesi vardı  Bu divanların en iyisi Bulgar somyası idi, çökme yapmazdı, dolayısı ile altı daha düzenli doldurulurdu. Divan altlarında; seleler sepetler, ağzı duvara dönük bavullar, ansızın lazım olan, ortada durması hoş olmayan her şey sıralandığı gibi saklambaç oynayan, anneden kaçan çocuklar içinde alternatif bir alandı :)))))) Hatta kız bakmaya gelen teyzeler, örgü yumaklarını yuvarlar da çıkışındaki toz derecesine bakıp, anneye temizlik notu verirdi. Malum o zamanlar “anasına bak kızını al” diye bir durum da vardı :))))

 

Duvar halılarından söz etmeden geçemeyiz  Duvara çivilenen, ormanlık alanın cennet manzaralı köşelerinden su içen geyikler :)) Çıkıp evimize gelecekmiş gibi, iki çift laf edecekmiş gibi bakarlardı. Bazı evlerde de kahve içen, meşk eden, pembe beyaz, etine dolgun, baygın bakışlı kızların olduğu modeller de gördüm  Taban halılarının da iyisi Isparta idi o zaman Kenarı bordürlü, içi dallı güllü, lacivert ya da bordo halılar  Öyle sehpalar, felan yoktu ama bir küçük masa olurdu, üstünde radyo, saat, sürahi, bardak aksesuar :))

Sonra kütüphaneli divanlar girdi hayatımıza  Rafları dantelli, orta gözü ansiklopedi döşeli, ufak tefek biblolar da üstüne dizildi, bu oturma odaları, oturma bitince evin çocuklarından birine yatak odası olurdu  “Hadi biz de yatalım, çocuğun uykusu geldi” herkes yatsın gibisinden bir uyarı idi  Zaten yatmasan yıldızlara bakıcan, ışıklar söner, odadan odaya “Allah rahatlık versin” muhabbeti döner, uyku da gelirdi o zaman, şimdiki gibi firari değildi 
Hayvan figürleri hep hayatımızda oldu. Geyikli halılar, araba arkasında baş sallayan köpekler, uğur getirecek filler, çeyizimizde “aslanlı battaniye”, duvarda gerçek kertenkele, bahçede tavuk, horoz, kapıda köpek, evde kedi, takla atan maymun oyuncak… azılı olanların ormanlarda yaşadığını sanacak kadar saftık o zaman 
Hadi neeeeeeerden nereye geldik, bir çok konuda ilerledik, insan hakları heeeep geride  , Hadi evimizin sıcak pide memuru kızımız ; “Türk insanı sıraya girdiği zaman hakkının yendiğini düşünüyor” diyor , Hadi “Kuşlar haber verdi bana, kuşlar, Gelecekte bir şeyler olacak, Gün dilediğimiz gibi doğar, İnsan yüzümüz güler olacak” C.S.Tarancı, Hadi çooook uzun olmuş :)))) Hadi günaydın 

11 Temmuz 2014

Evde mutlaka bir rüzgar çanı ile yedi adet muhtelif filim olur  Hava öyle sıcak kiiiiiiii çan da tık yok, üstelik açılabilecek tüm kapı pencere açıkken Fillerin de sanırım sıcaktan haberi yok  Malum yaz ayı, olacak, diye kendimi teselli ediyorum, gerçek şu kiii inandırıcı olmuyor, bunalıyorum.
Kır Bahçesinin kenarına plastik renkli çadır gibi bir şey kondurmuşlar, waffle yapıyorlarmış. Bahçe çitinin üstüne de bir el ilanı asmışlar, “Tecrübeli waffle ustası aranıyor, sigorta+yemek” Her gözüme çarptığında, gidip, ben “ustayım” diyesim geliyor :))) Annelerimizin yaptığı, çörek ya da akıtma dediğimiz şey, önce yağsız tavada krep oldu, sonra küçüldü, kalınlaştı, şuruplandı, pan cake’e döndü, şimdide dokusu makineye bağlı değişti, arası meyve ve çikolata sosu ile bezendi, waffle House’lar da satılmaya başlandı. Hamurun ölçüsü var, şekli veren makinesi var, ille de tecrübeli usta aranıyor, sanırım kuş konduracak :)))
Biz annemizin yaptıklarını yanına hiç bir şey katmadan yerdik, öyle güzel olurdu  Sonralarda filmlerde gördük de üstüne reçel dökmeye başladık. Kocaman, tombul, cam kapaklı, cam kavanozlarda reçellerimiz olurdu, mevsimine uygun. Vişne, çilek, erik, ayva, portakal… renkleri de, kokuları da “günaha davet” gibiydi, deyip de abartayım bari :))) Eskiden yediklerimiz ne yasaktı, ne de dokunurdu, tereyağlı kızarmış ekmeğin üzerinde dans ederdi reçel taneleri, düşürmeden yakalardık, ağzımın kenarında  Şekerim sonradan çıktı, bu kronik hastalıklar, onu yeme, bunu yeme, sağlıklı beslen… masalları 

“İnsan hiç bir şeye ilgisi, hiç bir şeyden umudu kalmayınca, hayatın her günü değişmeyen tekrarı altında ezilir gibi olur ” Gustave Flaubert / Madam Bovary
Hadi hep ilgimiz, hep umudumuz olsun, ezmeyelim, ezilmeyelim, Hadi bir rüzgar çıksa denizlerden esen, saçlarımızı, düşüncelerimizi dağıtsa, toplamayı hiiiiiiiiiç aklımıza getirmesek , Hadi yeni bir gün, yeni bir hafta sonuna hazırlık, sıcak ama mevsim yaz zaten  Hadi olması gerek  Hadi gün aydı bile… 

12 Temmuz 2014

Dün gece ile bu gece aynı ısıda  Ay bir avuç bulutun arasında oynaştı, kah kızgın bir adam oldu, kah bir masal devinin başı, beyazına kara gölgeler düştü… sonra da karşıdan doğacak güneşe nispet hafifçe kızararak, gitgide ufalarak kayboldu. Sabahın sesleri başladı, açılış çöp arabasından, arkası gelir artık  Gece de sessiz değildi, klima uğultuları da kulağımıza eklendi 
Üç katlı bir apartmanın giriş katında otururduk, tümünün sahibi dedem. En üste onlar, ortada kiracı, bahçe katında biz  Pencereler parmaklıklı, açılınca kenara toplanan cinsinden. Arkada küçük bir bahçe var, üç yanı duvar, bir yanı iki kapılı kömürlük, birinde kullanmadığımız eşyalar, birinde kışlık yakacak.Rahmetli dayım maden mühendisi, yumurta gibi olan kömürden alıyoruz, kok kömürü  Duvar delikli tuğlalardan, boyu benim boyumdan uzun, amaaaaaa deliklere basarak, parmaklığın boşluklarından yararlanarak, damın üstüne de, duvarın üstüne de çıkıyoruz. Etrafında kocaman bir arsa, üstünde incir ağaçları, bir ucunda taşlar üst üste dizilerek kale yapıp top oynuyor çocuklar, bir yanda akşam üstüne doğru gelip uçurtma uçuranlar var, ağaçların altında da çocuklarına bakanlar 

Rahmetli amcam tıbbıyede öğrenci, yukarı çıkmadan illa ki uğrar. Adetimizdendir. Kapıdan girene “hoş geldin” der, “açlığın var mı?” diye sorarız. Annem bazen kahve yapıyor, amcam gizli sigara içiyor, ama annemin yanında serbest  Bazen de tereyağında yumurta, küçük yumurta tavalarımız var, bakırdan. Memleket tereyağı iyice kızıyor, rengi değişirken, hafif köpüklenirken, kokusu etrafı dolanırken, yumurta içine düşünce beyazı hemen toplanıyor, sonra annem onu çeviriyor. Beyaz örtünün altında, sulu sarısı var, ekmek banınca beyazın üstüne yayılıyor. Hala annem gibi yapamam yumurtayı 

lık bir geceydi, baktım tarihine ekimmiş. Arka bahçede, kapının ağzında oturuyoruz, üç kardeş. Muhtemel babam nöbetci, annem de yatsı namazını kılıyor, bitsin bizi yatıracak, kendi de yatacak. Yıldızlara bakıp konuşuyoruz. Apollo uzaya fırlatıldı, aya bi bakıp gelecek  En bilgilimiz ablam  Büyükten küçüğe ukalalık diz boyu :))))) “Sen küçüksün, bilmezsin” cümlesi bizim neslin kardeş muhabbetlerinden kalmadır. İtiraf etmiyoruz ama hepimiz de “Apollo bizim buradan da geçer mi? ” diye tetikteyiz :))))
İşte öylesine kalmış aklımda. Aklımızda kalıyor ancak, bir apartman dolusu insandan geriye kalan yok, apartman da yok zaten 
Hadi başlangıç Türkçe Fısıltılar‘dan;

Her ezgi başka ezgilerle güzeldir,
Her şiir başka şiirlerle.
Sen öyle söylersin,ben böyle.
Bir bütünü oluşturmuyor muyuz,
Başka başka ses versek de?

Mehmet Salihoğlu
Hadi farklı sesler, farklı renkler hayat için çoooook gerekli, farkı görelim, ezip geçmeyelim  Hadi her işin başı sevgi, saygı, Hadi olması için bi gayret, bi cesaret  Hadi Günaaaaaaaydın

13 Temmuz 2014

Bilgisayarım açılırken karşıma çıkan şehirlerin hava durumlarına imreniyorum  Misal Paris; 22 / 16  Hep bu aralıkta sıkılmadan yaşayabilirim. Oldum olası sevmem sıcağı, İlk okula başladığımda havalar sıcak olurdu, kenarında simli pembe şeritleri olan, o şeritler hizasından katlanan kısa çoraplarım ve sandaletlerim vardı. Derse ilgimi kaybettiğim anlarda çoraplarımı çıkartıp, sıranın gözüne koyduğumu iyi hatırlıyorum :)))) Bir keresinde yakalanmıştım :)) Çıplak ayakla tahtaya kalkınca ilk öğretmenim Rahmetli Dedem dumura uğramıştı. Belki de meslek hayatında ilk idi :)))))
Hayat çözüm ürettikçe, ürettiğimiz çözümleri hayata geçirdikçe güzel Dengeli beslenme, bunun neticesinde kilo verme çabalarım devam ediyor :)))) 300, 300 gidiyorum  Dörtte bir pide hakkım var, masada hem börek, hem pilav, akabinde tatlı, olmazsa olmaz sıcak pide veeeee hepsinin toplamından seçim, eşittir dörtte bir pide :)))) Adalet olması gereken yerlerde yok biliyoruz da ondan dayanıyoruz. Ben de her gün değişik metotlar deniyorum, doğru yolu tam bulamadım ama en azından yoldayım. Bu hallerde bir kaşlarını çatan, adeta masaya yumruk vuran Karatay Hocamla, bizim başak kuzen Nurdan’dan korkarım :)))) El ele verip pilavı, beyaz ekmeği, şerbetli tatlıları aklamalarını bekliyorum :)))
Aynı, yumurta, tereyağ gibi …
Bir gün elimi her attığımda tuttuğum pidelerin dörtte birini, bir gün evdeki pidelerin dörtte birini hane halkına bırakıp kalan gerisini, bir gün hakkımın ne kadarını tükettiğimi unutup, yeni baştan başlayarak… amaaaa “Bir gün mutlaka olacak” sözünü aklımda tutarak… :))) Çözümler üretmeye devam.
Hadi çareler tükenmez, Hadi bu sabah da Ziya Osman Saba’dan ;

Nefes almak,içten içe,derin derin,
Taze,ılık,serin.
Duymak havayı bağrında
Nefes almak her sabah uyanıp.
Ziya Osman Saba

Hadi Günaydın  

14 Temmuz 2014

Kurdun kırk tane hikayesi varmış, hepsi gurbet üstüne, Ayının kırk tane hikayesi varmış, hepsi ahlat üstüne derdi annem  Ayşen’in kotasız sitemi var, sıcak üstüne diyorum ben de  Üşüyünce istediğin kadar giyiniyorsun amaaaa sıcak basınca bir yere kadar soyunuyorsun, o da fayda etmiyor zaten  Yine her yer açık, arada bir rüzgar dolaşıp, evi kolaçan ediyor ve gidiyor  Terli bir vücudun kapı koluna, dolap kenarına takılıp, oradan hasarla ayrılması demek gökteki yıldızların bir an için başının üstünde ışık saçması demek  Kiiiiiii bu acı ayak parmağının masa ayağına vurması ile aynıdır.
Bayram yaklaşıyor  Bu bana bizim neslin en az yüzde doksanyedi buçuğunun kabus cümlesini hatırlatıyor. “Biraz büyük alalım da seneye de giysin” Ömrümüzün en güzel yılları, yakası paçası bir yana kaçan kıyafetlerle, parmak ucunda az boşluk olan ayakkabılarla, bir büyüğün küçülen illa ki giyilecek kıyafetleri ile geçti desem yalan olmaz  Gerçi lise talebesi olunca durumu kurtarıyordun. Çünküüüü artık çocukların fiziksel olarak pek de fazla büyümeyeceği, rabbim akıl, fikir versin zamanları geliyordu :)))) Belki de bu nedenle üstüme yapışan şeyler giyemiyorum, belki de bu nedenle kilo alıp tüm kıyafetlerin içini doldurmak istiyorum… diye de travmayı haklı çıkarabiliriz :))))))
Bir zamanlar paraların bellerinde lastik olurdu, genelde bayram gibi durumlarda evin annesinin eline tutuşturulur , serbest kalan eline en küçük çocuk tutturulur, diğerleri birbirinin elinden tutarak, annenin kaşının gözünün hali ölçü alınarak çarşının yolu tutulurdu. Çocuklar götürülür amaaaa konu mankeni olarak  Annenin uygun buldukları alınırdı.
Zayıf ve uzun olduğumdan, alış verişim bir dönem sorun oldu  Yarım kollu, eteği kloş, üstü nervürlü, üç sıra dantelli, beli kurdelalı, pembe bir elbise beğendik, hele ben çok beğendim, amaaaa tam üstüme göre  Annem olmaz dedi, ben küstüm, filan sonunda aldık. Üstüne önü saç örgülü, düğmeleri minik altın top gibi bir hırka, kenarından minik ponpon sallanan beyaz yarım çorap, maalesef siyah rugan ayakkabı  Başka renkleri yoktu, çocuklar için siyah, beyaz, kırmızı. Askıyla dolaba astık da bayram gelene kadar her sabah bir fasıl seyir etmiştim 
Öyle idi bir zamanlar, yok olanların içinde var olanla mutlu olurduk. Şimdi var olanın içinde yokluğu bilmeyen, bilmediği içinde tahmin edemeyen, karşılaşınca da çözüm üretemeyen bir nesil var 
Hadi bugün hadileri idareli kullanalım  Yine bir pazartesi, hayat devam ediyor, herkesin kafasında yapılacak, haftaya yayılacak işler var,”pazar yorgunluk demekse, pazartesi yoktan var etmektirrrrrrrr”, diye de bi sallayalım, belki tutar :))))) Hadi inşallah tutar,Hepimiz için şaaaaaneeee bir hafta olması dileğiyle, günaydın 

16 Temmuz 2014

Aklımızdan geçenler, elimizden gelenler, çevresel etkenler… hepsi bir potada harmanlanıyor. Tadını beğenirsek mutluluk, beğenmezsek mutsuzluk,” biraz daha ondan, bundan katalım da, bi de öyle bakalım” dersek beklenti oluyor.
Veeeeeee hayatın büyük bir kısmı beklemekle geçiyor, 18 olmayı bekliyoruz, hayatımızın kadınını, erkeğini bekliyoruz, nokta konmuş tarihlerin gelmesi için günlerin geçmesini bekliyoruz, çocukların büyümesini, gönlümüzce emekli olabilmeyi, gidenlerin dönmesini, ihtimalleri, verilen sözleri… daha bir sürü şeyi beklerken ömrümüzü tüketiyoruz. Beklediğimize değenler var, değmeyenler var, bekleye bekleye ağaç olduğumuz durumlar var… 
Hepimiz mutluluk takıntılıyız ve mutluluk bir beklentinin sonunda bizi bekliyor sanıyoruz. “Ayol mutluluk, yanı başımızda, her an ıska geçiyor ” diye bir adet pozitif cümle güne başlamak için ilaç gibi olabilir  Bir de taaam mutlu olacakken, aklımıza gelen şeytani sorular var kiiiii, lütfen bunlara bulaşmayalım, şüphe ve karamsarlık kalbimizi karartır, valla :)))) Ne kararmış kalpler bilirim de kalp kalbe karşı gelsin istemem 
Hadi her işin başı sağlık, olmayınca hiiiiiiç bir şey olmuyor, Hadi gerçekten mutluluk ulaşılmayacak bir şey değil, Hadi mutlu olmak için en az on sebep sayamayan adam, adam değil :)))), Hadi yağmurdan haber yok, mecbur cam silicez :))) Hadi “Hayat dersi dedikleri iş işten geçmeden farkına varmaktır yalnızca” demiş, M.Mungan, Hadi derslere çalışalım, ortalama düşmesin, Hadi bu sabah daha da çok inandım, illa ki olacak  Hadi Güüüüüüüüünaaaaaaaaaydııııııııııın 

17 Temmuz 2014

Hava biraz serinler gibi olunca, kendimi de biraz iyi hissedince çarşı işlerini halledeyim dedim. Ayağıma bir bandaj almam lazım olunca, mağazada uzaktaki AVM de olunca, servise bindim. Bir sonraki duraktan iki genç anne, bir erkek bebek ile 3-4 yaşlarında iki kızdan oluşan bol sesli bir minik grup bindi  Çocuklar ile annenin biri önden bebek arabasını toplayan anne arkadan, şoförün de yardımı ile yerlerini aldı. Boş da olunca bir kısmı arkaya yerleşti. Annenin biri arkada yan yana dizdiği kızların, ellerini, kollarını poz olacak şekilde ayarladı, flaş patladı veeeeee hemen sosyal medyada paylaşıldı. Anında yorum düşmeye başladı, genç anne bir eliyle fren ihtimaline karşı kızları tutarken, öbür eliyle muhtemelen ne kadar mutlu olduklarını, nereye gittiklerini, ne yapacaklarını, ne alıp, ne yiyeceklerini… yazdı Yanlarında olmayanlar da üzüntülerini paylaştı ya da “biz de şurdayız” diye hava attı :))) sonuç mutlu adam suratları ile bağlandı :))) Hem de üçer, beşer tane  Kimini gördüm, kimini tahmin ettim :)))

Sonunda birbirimizi özleyemez hale geleceğiz, birbirimizden o kadar çok haber alınca, çay, kahve resimleri de “ben içiyorum, sen de iç” diye yollanınca, zaten trafik var, kaliteli zaman da yok olunca… iş elmalı telefonlara kalacak  Bir diş alınmış, tadına bakılmış, hevesi geçmiş misali ilişkiler Halbuki insan sevdiklerinin sesini, kokusunu, gözlerinin içine bakarak yapacağı sohbeti özlemeli, buluşmak için heyecan duymalı, içilen çayın tadı damakta kalmalı, kahvenin kırk yıl hatırı olmalı, hatta biri birine ikramda bulunup, öteki bir sonraki buluşma için borçlanmalı.Bu formatta google sayfalarına düşecek, bir gün herkes Saadabat buluşmaları gibi arama motorunu çalıştıracak 

İsrail yine vuruyor, genelde her sene Ramazanda illa ki yapar. Küçük çocuktum, Golan tepelerini aldığında, tarihe altı gün savaşı diye geçmiş, bir bakarsak İsrail her şeferinde kırıp geçmiş, hala da devam ediyor. Şimdi işi daha da kolay, kendi içlerinde birbirini yemekte olan Arap dünyası, senin orucun 30 gün, benim ki on gün, sen de minare yok, ben de var, senin abdesti bozanlar bizi bozmaz …” ben daha çok müslümanım, o koltuk benim olmalı” diye birbirleri ile savaşırken, arada hap kadar bir devlet olan olan İsrail hedefleri üstüne çalışıyor  Ne yapıyoruz ? Tabii ki üzülüyoruz, tabii ki de kınıyoruz, Can almanın hiç bir türlüsü haklı olamaz,savunulamaz. Yıllardır aynı süreç, aynı netice. Hemen İsrail menşeeli mallara boykot yapalım, Taksim’e çıkalım, Elçilik önünde bağıralım… hepsi o  Büyük abinin malları kapış kapış,akıllı telefon ordan, içinde İsraile kınama mesajları, çocuklar orada okusun, tatiller yapılsın,ameliyatlar orada, alışveriş oradan, çantalar, eşarplar, parmaklara marka yüzükler… akıtalım paraları, tutalım yahudilerin elinden sonra da İsrail “tuuuuuuuu, kaka ” Bir de şimdi yeni moda tüm yollar Gezi’ye bağlanıyor.
Hadi “Böyle gelmiş, en azından daha uzun yıllar böyle gidecek”, Hadi daha çok okuyalım, daha çok araştıralım, her pencereden bakalım, Hadi çocuklara cehennem bırakmayalım, Hadi kin ve nefretin hiç bir kitapta yeri yok, Hadi “olacak ama ben göremiyeceğim galiba” elini eteğini çekmek sayılır, hadi herkesin yapabileceği bir şeyler var, hadi yapalım, bir ucunu tutalım, Hadi günaydın…

18 Temmuz 2014

“İknasız sabahlara uyanıyorum
Ne etsem aydınlık yok
kanadını bulutların tepesinde bırakmış bir kuşum
Uçsam da kâr etmez” Tayfun Gerz
Kıyı Edebiyat Dergisini karıştırırken tanıştım, 24 yaşında kalp krizine yenik düşmüş şairle. Yazıldığı gibi okudum, okuduğum gibi anlamadım satırları. İçimizde yer etmiş, ete kemiğe sinmiş acılarımız var. Yine yalnızca içimizde muhafaza ettiğimiz.
“Dünyanın çivisi çıktı” derdi rahmetli annem. Öyle çıktı da, herkesin aynı yerine batmıyor. İnsanın içini dışına çevirmeyen, içine içine yığılan duygularla dolu bu sabahlar. Nereyi tutsan elinde kalıyor. İnsan insanın canına okuyor, biri bunun adını zafer koyuyor, öbürü intikam için kin doluyor. bugün mü böyle oldu ? Hayır, hep mi böyle idi ? evet  Belki şimdi daha çok haberimiz oluyor, belki daha bilinçliyiz, daha çok farkına varıyoruz. Manzaralardan söz etmeye gerek yok, malzeme çok, herkesin “en çok içine dokunanı” farklı.
Her şey insanda düğümleniyor, onun tutkularında, hırslarında, olan ya da olmayan vicdanında, merhametinde. Dünyayı uzaklarda, yakınlarda peşine taktığı milyonları bir sözü ile ölüme sürükleyenler yönetiyor, bir sözü söyleyen, bir de söylenen sözü o söyledi diye, illa ki doğrudur, diye inananlar var. yakınımızda da “özünde iyi bir insan” kontenjanından devamlı şans verip canımıza okumalarına izin verdiklerimiz var.
Böyle işte, bunun gibi geçmiş ya da gelecek çoooook sabahlar var…

“ne de yabancı yenilgiler biriktirmişim
boyumdan büyük sapasağlam kederler”,

“ve hiç bir şey yaşarken ki yorgunluğuna
değmiyor insanın
sen hala yıldızları ateş böceği zannet
sayısız öldürdüm seni severken kendimi”

İki farklı şiirden iki farklı dize yine Tayfun Gerz’den. Sonunda her şey bir yerde buluşuyor ama bir bütün olamıyor  Her şeyi yamalı bu dünyanın…
Hadi arada tutuklu kalsak da gönüllü esir olmayalım, “düşmek önemli değil, her düştüğünde yeniden kalkabilmek önemli” diyor Mandela, Hadi inanalım, Hadi günaydın…

19 Temmuz 2014

Bilmediğim bir yoldan bildiğim bir yere gidebilsem. Yeşilin içinden geçerek, yol boyunca hafifleyerek, ardım sıra teeel teeel dökülse ruhumda taşıdıklarım, arkamda kalsa içimi daraltan heeeer şeeeey, teeeeel teeeeel çözülüp, tecrübe dosyaları adı altında aklımın çekmecelerinde yerini alsa, bi de hafif bir rüzgar çıksa, beni telaşla ittirmeden ama ” yol almalısın” diye fısıldayarak, yolun sonu illa ki deniz olsa, kalanını da suya söylesem, dalgalarının eline versem, uzaaaaaak kıyılara selamım gitse, köpük köpük coşarak geri gelse…
Böyle de huzuru özlüyoruz işte  Biliyoruz kiii, görüyoruz kiiii insanlık can bile çekişmiyor, ama ağır ağır, ama hızla… bildiğin ölüyor 
Ben ki ; Annesi halter kaldıranlara bile bakamayan, “aaaaay şimdi bi yerine bi şi olacak” diye telaşlanan, “bugün iyi bir yemek pişirdim, bakkala da bir tepsi yapalım, hadi sen bi koşu götür” diye beni iftar saati sokağa salan , izlediği dizi de sevdiği oyucunun ölümüne üzülüp “essa gene öldü mü ki” sorusunu soran, gözü görmese bile anlatılanlara “bak gene kahırlandım” diye göz yaşı döken, bant kaydı sekretere ayıp olmasın diye cevap veren, yokluk nedir çooook iyi bilip de bildirmemek için çaba sarf eden,,, daha bir çok şey var ama aklıma gelmeyen  … birinin kızı olarak, buram buram duygu yüklü günlerden, geldiğim günleri hazmedemiyorum 
Dünya para üstüne, çıkar üstüne dönüyor, o dönerken içindeki insanlar ondan hızlı dönüyor  Sorunlarını Güzin aplasıyla paylaşan, evlilikte mutluluğu Haydar abisinden alacağı öğütlere bağlayan, Niyat hocasına sonsuuuuuuuz güven duyup da ruhunun yaralarını aldığı cevaplarla saran insanların sayısı hızla artarken, sorulan sorular hep aynı, cevaplar havada kalırken…başka ne olabilir ki. Hassasdır yurdum insanı, üzüntüsünü hemen öfkeye çevirir, bağırıp çağırınca ferahladım sanır, iki de yandaş bulursa “alem buysa, kral benim” e bağlar.
Eeeeeeeey sevgili günlük, durum budur, her yer karanlık olmasa bile her yer karışık.Hadi ihtiyacımız olan “hadi”leri yazalım 
Hadi yaz mevsimi bile ha bitti ha bitecek, tatil faslına henüz geçemedik, Hadi kabul etmeliyiz ki dünya eski dünya değil ve hiiiiiiç bir şey bir daha eskisi gibi olmayacak, Hadi dayanma gücümüzü tüketmeyelim, hala gözümüzün içine bakanlar var , Hadi akşama İstanbul Gezginleri ile gece gezmesi var, Bodrum Mesih Paşa Camii ‘ni satır satır hatim ettim, kan şekerimin durumuna göre şakıyacağım :)))) Hadi gün aydın oluyor  Hadi umudu kesmedik hiç bir zaman, zamanı gelince olacak, Hadi günaydın… 

 

 

Reklamlar

HAZİRAN SONU GÜNLÜKLERİ


10171836_10202884468486493_2514127732718218863_n

 

Kuşlar gibi, kuşlarla derkeeen, Haziran bitti, yaz mevsiminden bir gitti, ömrümüzün tükenen günleri, geçmiş olarak tarihe geçti, bir bakalım bakalım nasıl geçmiş…

21 Haziran 2014

En uzun güne uyandık, güneş 05.20 doğuyor, zor kalkıyorum ama kalkınca da geri yatamıyorum. Zamanla uyku da azalıyor zaten. Çocukken köyün birinde yolun sonunda kıp kırmızı tepsi gibi duran akşam güneşini hatırlarım. Her gün yakınına gitmek için yol boyu koşardım, geride bıraktıklarımdan uzaklaşırken, güneş hep aynı yerde kalırdı. Bir de küçük bir dere, annem yün yıkamıştı, ben de kardeşimle yol boyu uzayan duru sularda oynamıştım. Unutuyoruz, yerlerin isimlerini, tarihleri, hayatımızdan gelip geçen insanları Bazı görüntüler kalıyor ama, yerli yersiz yanı sıra sürükledikleriyle. Aklımda bir türkü ” Yüce dağ başında yanar bir top ışık” annemin sesinden.
Eşimi bekliyorum, kulağım kapıda çocuklar zil sesine uyanmasınlar diye. Asansörün sesinden bilirim geldiğini, eskiden arabanın motor sesini bile 
tanırdım.Şimdi yerden daha yüksekteyiz, o da kayıp seslere karıştı.
Ne güzel şeydir, babaların kapıyı çalması. Rahmetli babamın arka cebinde filesi olurdu. Kapıyı açınca uzatırdı elimize  Ne zaman naylon poşetlere geçtik hatırlamıyorum, filede dışı nemlenmeye başlamış kese kağıtlarında, yağlı kağıtlara sarılı olurdu her şey. Günden güne naylonlaşıyor,yaşadığımız hayatlar. Kaygan, hışırtılı, şeffaf görünümlü ama donuk, sağlam gibi durup kopmayan, uzadıkça uzayan, elimizde çekiştirirken şeklini kayıp eden naylonlar.
Hadi yeni bir güne daha, Hadi içinden heyecan geçen, gerginlik saklayan cumartesi sabahına, Hadi bir sınav daha, Hadi güneş bir top ışık, kuş sesleri, sabahın geçici serinliği, yorgun vücutların direnci…, Hadi inanalım her şey daha güzel olacak, ama gayret gerek  Hadi kesin olacak, Hadi hep beraber, kuşlar gibi, kuşlarla, Hadi GÜÜÜÜÜÜÜNAAAAAAAYDIIIIN!!! 

22 Haziran 2014

Günler, haftalar, aylar sonra kimsenin bir yere yetişmeyeceği tam olarak alınmış sabah uykusundan sonra Güüüüünaaaaaaaaydın 
Sınav maratonu bitti, artık sonuçları bekleyeceğiz. Bir yıl içinde üniversite ile ilgili beş adet sınav geçirdik, bilmem şu kadar kağıt kalem tükettik, binlerce satır okuduk, binlerce soru çözdük diyen çocukların hepsi gibi benimki de fokur fokur uyuyor valla  Sınavlarla birlikte ben de hiç gitmediğim yerlere gittim. Sefaköy, Parseller, Halkalı, Avcılar… çarşılarında gezindim, mahalle kahvelerinde oturdum, etrafa bakındım. Avcılar’ı az çok biliyordum ama diğerlerine ilk kez ayak bastım. Dün Halkalı’daydık, gelin tabası süsleyen, fotoğraf çeken bir yere yakın oturmuştuk, iki bayram arasına kalmayalım diyenlerin biri gitti, biri geldi  Eskiden gelinler damatların ellerini sıkı sıkı tutardı, baktım eller telefon tutuyor artık :))))))
Hep başka ülkeler, başka şehirler merak eder gitmek isteriz. Yakınımızda da ne yerler varmış, gidilmedik, görülmedik, kendi halinde… Yapılacaklar listeme yazdım, “ara ara bilinmedik yerlere giden, dolmuşlara, otobüslere gidilecek, o yerler bilinecek !!!”, Bu arada trafikte bir yaz rahatlığı yok, aksine daha da kalabalık  Çoğalan evlerle, açılan yollar doğru orantıda olmayınca olmuyor 
Hadi bir pazartesi sabahı daha, Hadi eskiden Ağustosun yarısı yaz, yarısı kış bilirdik, şimdi günlerin yarısı kış, yarısı yaz, Hadi hayatın normale döneceği yok, biz de normalimiz etrafında dönmekten vaz geçelim , Hadi “günler, aylar, yıllar gelir geçer”, tabii kii içlerinde sıkıntı veren, mutluluk veren günler var, Hadi dengenin sınırları yok, tek ayak üstünde bile kurulabilir :)))), Hadi takmayalım, takılmayalım, bekleme yapmayalım, bakıp da geçelim, af edelim, hatta helalleşelim , Hadi daha açılamadım, ama umutluyum :))) Hadi gönlümüzden geçenleri elimize döken bir hafta olsun 

23 Haziran 2014

Hükumet gibi kadın İnci Abla, enine, boyuna, eli, kolu her yere yetişen Öyle güzel güler ki, tüm bedeniyle  temiz, titiz, pişirdiği yenen, bir açma yapar, asla bir tane yiyemezsiniz. Ablalığı yaşadıklarından, zamanın çocuk gelinlerinden  Sırasıyla, huysuz koca, yokluk, evlenip ayrılmış, bir çocuklu, bir çocuksuz eve geri gelmiş bir kız bir oğlan iki evlat, 99 da enkaz altında kalmış bir abla ve tüm ailesi, onların yanında misafir annesi  Bir zaman çocuk da baktı. Günde üç sefer okul kapılarında dolandı. Şimdi her şey yoluna girdi, güzel günler görmeye tam başladı kiiiiii, hastalık kemiklerini sarmış, ağrısı dayanılmaz. Ağır dediler, kötülemeden gittim  Kardeşleri gelmiş, evli oğlan, iki gecedir orada kalıyormuş, hepsinin gözü nemli Halının desenlerine baka baka bir sürü yalan söyledim, iyi olacağına dair O da inanmıyor ama, bi umut işte…
Hayat mı bize ayar veriyor, biz mi hayata belli değil. “Yedin be kaç senemi” ya da “Ömrümü tükettin” dediklerimiz diye bir grup var, maalesef  Bunlar hem bizi yiyor, hem de kendilerini, ne mutlu olabiliyorlar, ne de mutlu ediyorlar. Yola geldiklerinde de, tükettiklerini gömüyorlar. Böyle işte…
Bir kaç gün bana müsaade  Yaklaşan Ramazan dolayısı ile ahirete yönelik çalışmalar yapabilmek içiiiiiin, halletmem gereken fani dünya işlerim var. Buralarda vakit harcamadan, hızlaaaaa sabahtan başlamam gerek ki ancak olur  Belki cuma sabahına, en geç cumartesi imsakta dönerim. Severim Ramazanları, bende güzel anıları var. Söz bu sene sizin Ramazan Eğlenceniz olucam :))))) Zaten bende bir kantocu tipi var. Tüller, pullar, payetler içinde, 
“Bana derler fındık kurdu…” diye sahneden salona doğru bir hamle yapsam, en az önden beş sıranın ödünü patlatırım :)))))))) Bunun üstüne, yazının altına, incecik bir direkler arası kantocu resmi koyan olursaaaaa, yeminlen küserim 
Hadi “Benzemiyor gelen günler, geçen günlere” demiş şair, Hadi ne kendimizi, ne de etrafımızı yiyip, tüketmeyelim, Hadi haftanın kitabı, “Beşpeşe” Murathan Mungan başlamış, Pınar Kür bitirmiş, tek baskı, annemin evinde buldum, Hadi okudukça içimizden başka başka insanlar çıkıyor, ufak değişikliklerle, onlarca kopyamız var, Hadi güzel günleri beklerken, vakit doluyor, oysa ki her günün güzelliği kendi içinde saklı, unutmayalım, arayıp bulalım, Hadi çok uzattım, olmazsa günlere bölüp okuyun :)) Hadi olması için gayret, Hadi cümleten günaydıııııııııın, Hadi kuşlar konsun yollarımıza, göğsümüze… 

27 Haziran 2014

Ne demiştik ? “Ömrümüz bir su, içiyor yıllar.” Biz de suyun akışını kesmek, yolunu değiştirmek, suyun başını bekleyenlere müdahale etmek… gibi bir sürüüüüüüüü sudan işleri mesele haline getirerek, bir arpa boyu yol için yıllaaaaar harcıyoruz. Sonunda her şey olacağına varıyor. Hayır, tamam da, “su akar bizde bakar” da olmayalım ama kapasitemizi bilelim. Tutamayacağımız sözler vermeyelim, kendimizi bilelim, başkalarından çooook şey beklemeyelim, üstümüze düşeni yapalım. Nereye kadar ? Oraya kadar Herkesin “Orası” dediği yer, kendini bildiği yer 
Sabahın ilk haberleri , Buğday üretimi yüzde elli azalacakmış , Paris yağmurlu, Mumbai bulutlu güneşli, Google normale dönmüş, ben de döndüm  Dün öğleden sonra itibariyle ablamın şantiye haline dönmüş evini yola koyup, içinde bir kamp havası esen evimdeyim. Kamp alanını temizleme, düzenleme işlemlerine bugün bakacağım, bakacağım pek çok şey daha var, sırayla :)))
Şehr-i Ramazan denince şehrimize Ramazan geldi sanırdım, çocukken  Her şehre ayrı ayrı geliyor sanmazdım ama :)))) İçinde annemin tereyağlı yumurta kokusu, Babaannemin mangalda domatesli pilavı, anneannemin bal lokması, aniden iftara gelenler, kurulan 20-25 kişilik sofralar, Yeni Caminin ampullü mahyası… olmasa da Ramazan geldi  Eskinin tatlarını unutamıyoruz, tıpkı ölen çok sevdiklerimiz gibi, aslında ölüm geride kalanın sorunu  Gidenin arkasından, iç hesaplaşmalar, af etmeler, keşkeler… yakamızı bırakmıyor, bir türlü vedalaşamamız bundan  Aslında vedalaşmak, unutmak istemediğimizden.En azından sıcak pideler duruyor, elimizle kopardığımızda buhar çıkan, kokusu missss gibi içimize dolan, avuçlarımızı yakan, yumurtalı, susamlı, çörekotlu… pideler  Gramajı eksik, fiyatı yüksek, eski lezzeti yok, bizimki soğuk… diyenlere cevabım; Yakında odun fırını var, bizimki sıcak :)))) Diğerleri de artık olduğu kadar, her şeyi özlemekle olmuyor, bulduklarımızda özlenen tadları bulucaz bi zahmet bulucaz artık :)))
Hadi her şey güllük gülüstanlık değil, olamaz da zaten, aklı erenler, her şeyin farkında ama sayı yeterli değil , Hadi dünya her halde dönüyor, biz de içinde ama kesinlikle iyi insanların yüzü gözü, suyu hürmetine, Hadi akşama sahur var  Yarına iftar, yemek kitapları ortaya çıktı, siparişler alınmaya başladı bile  Hadi mecbur olacak :))) Hadi yazın bir ayı bitti bile, Hadi her şey geliyor ve geçiyor, Hadi günaydın  

28 Haziran 2014

Aaaaaah aaaaah şu imansız geceler!!! Kimler geldi, kimler geçtiden başlarsın, “buraya nasıl geldim ?” le şaşar kalırsın. Ruhtur alemi gezer, misali.”Gökteki yıldızlar kadar çok, hayatımızın bizde kalan ayrıntıları” dersek abartmış olmayız 
Bizim memlekette bir Sis Dağımız var. Adı türkülerimizde geçen, başı dumanlı. İçinden çıkamadığımız, ucu bucağı yok, başı sonu belli değil dediğimiz heeeeeeeer şeyi ona benzetiriz  Yetmişli yıllarda bir gittiğimde rahmetli dedem köyleri gezdirmişti. Sis dağının eteklerinde dereler akar, bir keresinde çamaşır yıkayan kadınlar görmüştük, odun ateşinde kazan, külle, tokaçlarla
doğal leğenlerde…  Ne manzara idi ama, başını kaldırsan ayrı güzel, yere baksan ayrı güzel.”Sis dağının başları da, kesme kesme taşları…” diye de bir türkü aklıma geldi. Beynimde kemençe ile çalıyor. Kıyı boyunca kemençe sesinin hastasıyız  Kemençecinin bizi anlatan cümlelerine, çalarken bir yandan da horon edişine vurgunuz :)) Ha sis dağının eteklerindeki dere kenarına, Ha Piedra ırmağının kıyısında… oturduğunda benzer konular, konuyu açar. Bir hesap görürsün kiiiii hüzün alacaklı, mutluluk borçlu. Dengeye gelmez terazi kefesi 

Memlekete anamın babamın gençliğine gitsem ; Kilise Düzünde toplanan gençler, fındık bahçeleri, akşam denize çimmeye gitmeler…  Evlenecek kızların güneşte yanmış olması çok ayıpmış o zamanlar.Gelin olduklarında kara kara olmasınlar diye sıkıca örtünürlermiş, denize de güneş geçtikten, bahçeden sonra, abilerin, kardeşlerin, yaşı yakın dayıların amcaların eşliğinde giderlermiş.Peştamallı, keşanlı deriiiiin sularda yunan kızlar Annem anlatırdı. Babamlar gemilere kadar yüzermiş o zaman. Küçükken hazır ola geçmiş gibi, sağ elini havaya kaldırır, “Boy veriyorum” diye seslenirdi babam. Suda kaybolduğunda içim hop ederdi 
Memleket deresinin kenarına otursam, soğuk sularda elimi, yüzümü yıkasam, Sis Dağının tepelerine bakıp bakıp, “Zaman, zaman, aynen valla” desem Kulağıma kemençe sesi gelse, türküde adım geçse, “Ha uşak, ha, vur, vur vuuur, al aşağu, al aşağu…” diye tempo tutsam, yerinde duramayan, horon edenlere :))) Düşüncesi bile güzel  Yüzümde kocaman bir tebessüm var :)))
Hadi ilk teravinin, ilk sahurun üstünü çizdik  darısı iftarın başına, Hadi gece karanlık, hatta bir ara kapkaranlık ama her gecenin sabahı var, iila ki , Hadi sınav sonuçları açıklandı  Her gecenin içinde bir hayır var , Hadi gece uykusundan beş saat alacağım var :)) Hadi bayıldım bayılacağım valla :)) Hadi olacak, oluyor da, hatta bazıları oldu bile :))) Hadi günaydın 

29 Haziran 2014

Son çatal, son kaşık, son bardak da tıkıştırılıp, kapak kapandı veeee gördük kiiii deterjan bitmiş  Sürpriz değil, bittiğini gördük ama ne aklımızdakine ne de elimizdeki listeye giremediği için, o aralıkta en az on kez markete gitsek bile, alamadık  Sabahın ilk ışıklarında değil amaaaa gün ortasına doğru yapılacaklar arasına yazdım :)))
Bugün sahurda davulcu vardı, sokak başlarında bir iki tıngırdattı, abartmadan, pencere altlarına sokulmadan gitti. Uzun zaman sonra ilk kez davul sesi duydum. Eskiden mahallenin yerlisi bir davulcu olurdu, meslek babadan oğula geçerdi. Muhtemelen başka bir iş daha yapardı, çünkü on bir ay nota çalışacak hali yok adamın :)))) Ramazanın başında, ortasında, sonunda, bayramda dolanıp bahşiş toplarlardı, bayramlarda bir de sopası olurdu. Üstüne hediye olarak mendil, çorap hatta gömlek bağlanır, davula da para sıkıştırılırdı.Komşular ya eşlerinin meslekleri ile, hamamcının karısı, bakkalın hanımı… ya memleketleri ile, Adapazarlı Ayşe, Sivaslı Hatçe ya da özellikleri ile, Ziili zarife, Kara Fatma… anılırdı  Şimdilerde kimlerle komşuyuz bilmiyoruz, Bilmeden bir seri katille selamlaştığımız gibi, sapığın birine de her gün güler yüz gösteriyor olabiliriz. Çok kitap, çok film açıyor insanın görüş mesafesini dermişim :)))) Ama öyle, yüzeysel ilişkiler bizimkiler,” çünkü zamanımız yok” deyip geçiştiriyoruz ama aslında zamanı hatalı kullanıyoruz. Bir günü saat saat yazın göreceksiniz, ben yaptım oldu :)))))
“Herkesi bir başka neden
Bir başka hüzne götürüyor.
Çok kimse bıkıyor günden,
Akşam olmadan…” Turgut Uyar

Aynen öyle  Hadi bıkmayalım günden, içinde illa ki güzellikler var, Hadi gün dediğin gelip geçiyor, sahurla teravi ikiledi, iftarın hanesinde bir var , Hadi serinletmeyen ama serseme çeviren bir rüzgarlar var, hiç bir şekline kapılmayalım , Hadi ben yatıcam artık, size günaydın :)))) Hadi daha ayarı tutturamadık, Hadi bi gayret, Hadi bi cesaret, Hadi kesin olacak, Hadi şaaaaneeee pazarlar olsun…  

30 haziran 2014

 

Malum artık pazartesi, davulcu kısa tur yaptı  İnsanlar geceleri doğru düzdün uyuyamıyorlar  TV’lerin ışıkları hep dışarıya yansıyor. Çoğu evde sabahlara kadar açık. Ben de de takıntı var  İlla ki yatmadan tv kapanacak. Geçmişin izlerini silemiyoruz. “televizyonunuzu kapatmayı unutmayınız” yazısı zihnimizin çooooook derinlerine kazınmış :))))) TV lerin ilk yıllarına şahitlik etmiş olsam da bağımlısı değilim, yalnızsam gündüz hiç aklıma bile gelmez, akşam rahmetli anam, babam gibi ajansa bakarım :))) Şimdi onları da bıraktım, kaç gündür gazete de okumuyorum. Dün akşam sağ yanıma bir yığın yaptım, cumadan başladım, okudukça sol yanıma bıraktım 
Değişen gelişen şeyler elbette var amaaaa paylaşıldığını zannetmiyorum Bir gün susuzluktan kuruyacağız, meyve sebze bulup yiyemeyeceğiz, her şeye zam geliyor, kırmızı et yok, çünkü hayvancılık yok, gölleri kurutup, ağaçları kesip beton yapılar konduruyoruz, doğamıza düşman çocuklar yetişiyor, dikkatimi çekti bakıyorum, yol boyu küçük çocuklar ellerinin yetiştiği yaprakları kopararak yürüyorlar, büyükler güzel bir çicek gördüler mi hemen ellerine almak istiyorlar, yemekler, ekmekler dökülüyor, musluklar iyi kapanmıyor…  Birileri durmadan birilerini yalanlıyor, “susuzluk yok, kırmızı et çok, ağaçları kesmedik, size yol yaptık, hava limanları açtık…”
Gece karanlığından etkilenip, karanlık lakırdılar ettik  Martı sesleri geliyor dışarıdan, bunlar casus martılar “Yalaaaaaaaan söylüyorsun !!!” diye 
bağırıyor olabilirler :)))))) Hayatın gerçekleri hep sevimsiz olur zaten, dünya pembe, beyaz yalanlar üstüne dönüyor 
“Umutsuzluk nedeniyle korkup kaçma. Umut, umutsuzluğun ötesindedir. Aş, yürü, geç onu.Karanlık geçidin ötesinde ışık bulacaksın” Andre André Gide
Hadi tüm pazartesiler, tüm karanlık günler için anahtar cümle yukarıda, Hadi suçlamak özgürleştirmez, aksine ağırlık yapar , Hadi hayallerimizi muhafaza edelim, Hadi illa ki peşlerinden gidelim, Hadi önce kabul edelim, Hadi olmak zorunda :)))) Hadi gözümüze, gönlümüze göre bir hafta olsun 
Hadi günaydın  

 

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑