İNCİ GİBİ…


10308055_10202897060041274_5063847413839235294_n

 

Resimdeki gibi bir bakıp gördüğümüz kapılar var bir de bakıp da göremediğimiz kapılar var. Önümüzde açılan, içimizde kapanan kapılar…

Sevdiklerim içimde göğüs kafesimde canlı canlı yaşarlar, her şeyi beraber yapmayız ama birlikte nefes alırız, aynı gökyüzünü paylaşırız, birbirimize ihtiyacımız olduğunu hissederiz. Zaman içinde sevmenin sınırları olmadığını, her sevdiğimizi avuçlarımızda tutmak gerekmediğini, sevmek için kendi sebeplerimin yeterli olduğunu, sevmenin alış veriş olmadığını, sevginin kalbin güneşi olduğunu… daha bir çok şeyi öğrendim. Pozitif olarak doğru yoldayım yani 🙂 Bir tek sevdiklerimin bir daha dönmemek üzere gitmelerini, hem de ansızın gitmelerini, kısaca ölmelerini anlayamadım diyemem ama kabullenmem çok zaman alıyor 😦

Ölüyorlar, gidiyorlar… Her giden, ışığını söndürüp, odasının kapısını çekip gidiyor içimden. Ne o odalara yeni birilerini koyabiliyorum, ne arkalarından gidebiliyorum, ne de unutabiliyorum. Heeeeer şeyleri değil ama bazı şeyleri unutamıyorum. İç hesaplaşmalarım oluyor, içimi sızlatan, içimi açan anlar hatırlıyorum, unutmak istemediğimden değil benimki, hatıraların sık karşıma çıkmasından, bir çıkanın yanı sıra bir başkasını çağırmasından, o kalabalık toplantılarda kaybolmaktan, sonunda “elde sıfır” la kalmaktan bunalıyorum. Rüyalarım karışıyor, hayaller ile rüyalar çarpışıyor, acabalar, keşkeler, göz ardı edilmiş şeyler… teker teker ortaya dökülüyor. Biliyorum bunlar sonuçsuz işler, kabuk tutan yaralarımı kanatmaktan başka bir işe yaramıyor.

Ölüm hayatımızdaki tek gerçek. Asla telafisi olmayan, çizgiyi net ve kesin çizen bir ayrılık. Genç, yaşlı, kadın, erkek… ayırmadan ayrılıyorlar aramızdan. İnsan önceleri anlamıyor, ölümün acısı geçen yıllarda gizli. Küçük bir sıyrıktan, derin yaralara dönüşüyor.

Gidiyorlar, içimizde bir boşluk kalıyor. Hayatın içinde oraya buraya koşturarak oyalanıyoruz. Hiç ölmeyecekmiş gibi hırslara kapılıyoruz. Sonra ansızın biri daha ölüyor. Dünya gözümüzde değerini kaybediyor. Kendimize üzülüyoruz, üç aşağı,  beş yukarı kalan zamanı tartıyoruz. Her yeni ölüm tazeliğinde ders verici oluyor, ölenin arkasından kendimizi de içine katarak muhakeme yapıyoruz. “Çoooooook zamansız gitti”, diyoruz.  İNCİ gibi…

Reklamlar

HAZİRAN ORTASI GÜNLÜKLERİ


10334450_10203098094347006_8047823372600390033_n

 

11 Haziran 2014

Bildiğimiz bir yaz sabahı  Bilmediklerimize gebe, diyelim de içinde heyecan olsun. Tepemde ışıldayan yaz güneşi sevmem, yaz güneşi, ağaçların arasından filtre olarak süzülürse makbulümdür  Sokak işlerini sabahtan halletme zamanı, ilk sınav okuluna bi bakıp gelirken diğer işlere de bakacağım. Yol boyunca noktaları işaretledim :)))
Konya da evlendim. Büyükşehir belediye başakanı kiii sonradan milletvekili bakan bile oldu, aynı kafa ile  Damadı yaladı yuttu, beni tebrik etmedi, bi de üstüne cüzdanı eşime uzatıncaaaaa, elinden kaptım aldım, hiç aklımda yokken bi de ayağına bastım :))) Bizde ki gidiş o gidiş  Örnek ezik kadın yok bizde, iki halam var, kız modeli, ellerinden uçan kaçan kurtulur, o da bir müddet için :))))))
Sonra “adam çok çalışıyor, eve gelince nefes alacak zamanı kalsın” diye içi merhamet dolu hislerle, bir nefes alma zamanını oluşturduk, ev için amaaa evin içinde futbola, dışında mangalcı arkadaşlara kaptırdık o zamanı :)) Evlilik zaten asla eşit ağırlıklı değil, taraflar yüklerini severek taşırsa yürüyor, angarya görürse bitiyor. Arada çocuklar katalizör, tabii ki de :)))) Neyse dolaylı da olsa iltifat görüyoruz çok şükür  En tazesi oğlanın mezuniyetinden :)))) Anne ve babalara bu çocukları yetiştirdiğiniz sağ olun, var olun, mersiiiii :))) diye bir berat verdiler, eşim de “Bak hanım sana teşekkür etmişler, yanına beni de eklemişler” derken “valla bu çocukları sen büyüttün, emeğin çok, Allah razı olsun ” demek istedi :))))) Evlilik; anlatılamayanları , anlama sanatıdır :)), ifadeleri zenginleştirip, eve gelince nutku tutulan eşe “Böyle demek istedin di mi? ” diye onaylatma cesaretidir kiiiiiii, her eşde aynı hoş görü olmaz :)) Enerjimi düşürmeye gayret eden bu nemli yaz havasında, hadi bıkmadan usanmadan, hadi “memleket elden gitti gidiyor” , havasıyla bizi birbirimize düşürmeye gayret edenlere aldırmadan, hadi sağ duyulu, sağdan sağdan :))) (bunun siyasi görüşle ilgisi yok, iğrenç “cüzdan bulma” esprisine ithaf edilmiştir)
hadi olacak, bugün olmasa sonra ki gün, hadi bi gayret, hadi bi cesaret  

12 haziran 2014

Mevsim normallerinde, spor haberleri ile, Dünya Kupasının ilk maçının oynanacağı, günlerden kandil olduğu, aklımın yatmadığı olayların ülkemi kasıp kavurduğu, “iç savaş kimlerin kimlerin işine gelir” diye muhakeme yaptığım bir sabah daha. Umutluyum çünküüüüü, umutlarını kaybetmek demek ölmek demek, nefesim tükenene dek umutlu olmaya devam etmek istiyorum .
Belli bir grupta çoğunluk aynı fikirde yaşıyoruz. Karşı fikirlere karşı tezimi savunuyoruz, ikna ettiğimiz, ikna olduğumuz zamanlar var. Düşünenler için doğrusu da bu. Fakat bu ülkede burnumuzun dibinde bile haberimizin olmadığı çooooook farklı dünyalar var. Dün oğlanın okulunu bakmaya gittim. Eşim cumartesi gelecek, bir ön hazırlık  Semtin tam adını bilmiyorum, metrobüsle 6 durak gittim, sonra içeriye doğru yürüdüm. Deniz ile göl arasında. Deniz tarafında lüks oteller, göl tarafı kasaba gibi. Çok yüksek olmayan apartmanlar, nispeten ağaçlık, her evin altında illa ki dükkanlar, kimi yemek yemek için, kimi ihtiyaçlara yönelik. Satılan kıyafetler, ev eşyaları onları nasıl insanların satın aldığını anlatıyor. Yol sormak için bir iki esnafa soru sordum, aldığım cevaplar da eklenince, bi de bunların hepsinin oy kullandığını düşününce hangi bölgeden ne çıktığına şaşırmamak lazım. Halkımız kültür düzeyinde değil, hayat standardında sınıf atlamaya meraklı. Lüks inşaatlardan ev satın alanların büyük çoğunluğu illa ki bir yerlerini yıktırıp yeniden yaptırır. Mimarlar evinizi yapar, mağazalarda uygun kıyafetleri başkaları sizin için hazırlar, nerede tatil yapacaksınız, nerede yemeğe gideceksiniz bunları da takip ettiklerinizden alırsınız. Ama ne okuyayayım da gelişeyim, ne yapıp da daha çok bilgileneyim diye bir bölüm yokNe güzeller bilirim de ağzını açınca bütün havası kaçan! :))))
Küçümsemek için değil ama öyle  Bunlara ulaşamıyoruz, bazen de silip ulaşmak istemiyoruz. Üçüncü çocuk konusunda tereddütler olunca ki çoğu sağlığa yönelikti. Doktorum “sizin gibi insanların daha çok çocuk sahibi olması lazım, sizlerin yetiştirdiği çocuklara ihtiyacımız var, doğurun bu çocuğu” diye bir ayar vermişti. Doğru, iyi yetişen çocuklara ihtiyaç var, gelişi güzel yetişen, bir anda doğru basamaklarla yıldızı yükselenler, ihtirasları uğruna canımıza okuyorlar. Binlerce koruma altında “Hayır ve şerrin Allahtan olduğuna” inanlar, marka çantalara, eşarplara milyarlar harcayıp, mütevazi olmaktan bahsedenler, kul hakkını baş tacı edenler nerelerden nerelere, nasıl geldiler bilmek lazım.
Elden mi gelecek, dilden mi gelecek bilmiyorum ama bir şekilde düzelecek, bizim ömrümüz yeter mi bilmem ama yıllaaaaaaaaar sonra yazılacak. Hangi hesaplar niye yapıldı, kim kimi nasıl kandırdı  Ayrıntılara yetişemezsek de sonucunu görürüz diye umudum var…
Hadi baktım uzun olmuş, bunu bile uzun diye okumayacaklar var :))))) Hadi okuyup güzelleşmeye devam  Hadi olacak, umut her zaman baştacı, hadi günaydın

13 Haziran 2014

Kalktığımda dolunay vardı, hemen aklıma süpürgesine binmiş dolunayı çapraz kesen cadılar geldi  Cadılar hala hep kadın, vampirin filan dişisi çıktı ama Belki o da vardır. Gözümden kaçmış olabilir, ayı malzeme yapan “Mavi Ay” diye bir dizi vardı, sonra gençleşip güzelleşen “Tatlı Cadı” da süpürgesi ile aya paralel uçardı  Bugün ayın 13 ü hemi de cuma, Newyork’lu arkadaşlar buna kara cuma derler, bugün için çok da telaş ederler. Batıl inançlarım yok benim. Gördüğüm, bildiğim gibi inanır giderim.
Diyorlar ki ; “Türkiye dış politikada ektiğini biçiyor”, aslı yok bence bizimkiler bilmediğimizi sandıkları bir yoldan gidiyor. Bilenler bilmeyenlere anlatamıyor, budur sorun  “Napcaz şimdi” diye de bir şarkı vardı, Nazan Öncel’in o kaset ne sattı ama  “Everything for sale” diye ismi olan bir tiyatro oyunu seyretmiştim. Afişlerinde isim türkçe oyundaki tabela ing. idi. Aklımda hep tabela kaldı. Evet her şey satılık, her şeyin bir bedeli var.Bedelini biçenlere ve bedelini ödeyenlere dönüyor dünya 
Şimdi güneş yükseliyor, kuş sesleri var dışarıda, “Kuş sesleri ovaaaaalaraaaaa yayılır” çocukluğun bağrış çağrış söylenen şarkılarından. O da mazi oldu. Kuşlar etrafı pisletmesin diye bıçaklı, dikenli tuzaklar kuruyoruz, ovalar ev yapıyoruz. Ağaçları kesip, dikey bahçeler, halı çimlerle çevre düzenlemesi yapıyoruz ve çooook moda, yakında su da kalmayacak, ıslak mendille temizlenip, kuru kuru oturacağız  
Haftanın son gününde bir hırçınlık var üstümde, her şeyi kıyaslayıp, elimde kilere bakıyorum, yetersiz  Bi de “Aaaah bu gönül şarkıları” vardı şimdi Melahat Gülses de güzel söylüyor.Gönül her telden çalıyor 
Hadi günlerden cuma, okulların son günü, Gamze’nin karneyi elinde sallamasına az kaldı :))) (Bana serinlik yapsın diye :)) ) Hadi yine yeniden bir hafta sonu, Hadi pazara çifte sınav ana oğul da biraz heyecan,az biraz da gerginlik var, Hadi hala umutlarımız var, Hadi Kadir İnanır internet reklamlarına çıkıyor, hiç bir şeyden umut kesilmez, Hadi “Dolu sevgi tasında gönül… ”  Hadi her şey hepimiz arasında, Hadi günaydın 

14 Haziran 2014

Zaman geliyor, bir sürü yeni şey, geride bıraktığımız bir sürü geçmiş şeyleri hatırlamamıza sebep oluyor. Yine hazirandı, yine sıcaktı ama şimdi her gün süren o zaman üç gün süren bir sıcak olmuştu. Ramazandı, 1982 dünya kupası ve fakültede finaller vardı  Kupayı İtalya aldı, sınavları geçtim, oruçu tuttum, babam öldü, hepsi 32 sene önce idi. Akşam Hollanda İspanya’yaya yağdırırken özü aynı farkları olan bir manzara vardı.Baba oğul farklı takımları tutarken, şimdi aynı, eski tv kütüphanede altında Beta max video, yanında reğülatör, şimdikinin yarısından da küçük, yanına gidince açılıp kapanan, sadece tek kanalı olan, mutlu TRT 1 mahkumlarını ağırlayan, kapalıyken üstünden dantelli örtü sarkan…
Şimdi ekranda binlerce nokta, gerçeğe yakın görüntü, duvarın büyük bir kısmını kaplıyor, uzaktan kumandalı, altında yanında bir şey yok, hepsi içinde  Baba oğullar daha samimi, kızdı mı küçükler büyüklere yapıştırıyor lafı.Yaz sarsıcı sıcaklara, ani yağmurlara gebe, ne kadar süreceği, neye benzeyeceği belli değil, Ramazan daha gelmedi, kupanın favorisi Brezilya, hayat devam ediyor, manzarada değişiklikler var, olması lazım da refahla mutluluk arasında ters orantı var 
Karne geldi, ortalama öğrenci ortalamaya dayanarak geçti. İlk dönem notlarının toplamı ile ikinci dönemin toplamı aynı  Buna da şükür deyip, akşamdan ojeleri sürdük, telefona internet talep ettik :)) Hazar karne ödülü :)) Diyeti yazmıyorum ama devam ediyor. Rihanna olmayacağız ama Adile naşit görüntüsünden de çıksak iyi olacak :))) İstesem Rihanna da olurum amaaaaa sesim yok, hemi de taklitciliği sevmiyorum :)))  İyiki Pinokya gerçek değil, birbirine çarpan burunlar trafiği kaç kat daha felç ederdi kim bilir :)))) Bu arada halkımız kış uykusundan mı uyandı bilmem :))) Bir trafik var, bir trafik var, yayalar, tolu taşınanlar, trafikteki araçlar hepsiiiiii sıkışık. Metrobüslere hiç bir saatte binemiyorsun  Nuri Bilge’nin filmi vizyona girdi, tek filmini izleyen oğlanın tahlilini çok severim :)) “Ağaçtan bir elma düştü, üç buçuk dakika kadar yuvarlandı, sonra durdu” :))) Ruh halimizi uydurup bi bakıcaz:)
Hadi gönlümüzce bir hafta sonuna, hadi heyecan artıyor, bizim sınavımızı yarın iki tane, bugün sosyalden girenlere başarılar , hadi başlayalım, hadi günaydın

Allahım Allahım, normalde terliyorum, yemek yaptığım için de extra terliyorum Metabolizmam çalışıyor diye kendimi teselli ediyorum  Akşama bile tartılsam olur, diyorum. O derece yaniiii  Sanırım Kış Uykusu filmine bugün gidebililrim, sabır çalışmalarıma yardımcı olur. Hayata pozitif bakış maximum düzeyde :)))))) Aaaaaaaah benim ıslah olmaz yanlarım 

15 Haziran 2014

Gündem yoğun  Sabah matematik, öğleden sonra Almanca sınavı, iki ayrı okulda, arada iki saat boşluk var.
Bugün babalar günü  Sabah ben eşimi, oğlan babasını kutladı. Eş olarak bazı konularda notunu kırabilirim amaaaaa bizimki gerçekten iyi bir baba  Rahmetli babamı da özlem ve hasretle andım  Bu arada eşim de hediyesini giydi geldi. Geçen bir reklam duydum. “Hep aynı, hep aynı, babalara cüzdan, kemer, gömlek.. diye sanki anne hediyeleri çok farklı :)))) Mikser, ütü, tava, tencere… gibi bir malzeme ile anne mutlu etmek bir çok mesaj vermek demek :)))) Eskiden çok özel hediyeler arar bulurdum.Artık ben de bıraktım  Bir sene gömlek, bir sene tişört :))
Veeeeee KIş Uykusu’nu izledim. Nuri Bilge’nin çooook geveze bir filmi olmuş. Ben beğendim. Biz yaştakiler için çok da güzel işlenmiş bir konu, görüntülerde çok güzel. Bölgeye bir yaz güneşinde bir de karlar yağarken gitmiştim. Karlı haline daha çok yıldız verdim.Bana göre anafikir ; Soğuk samimiyet ve sorgulama imkanı veriyor, git demekle, gitmekle gidilmiyor, çok düşünmek olmayacak şeyleri doğru kılıyor… diyorum. Uzun bir filmden önce illa ki ihtiyaç molası, film boyunca su, ses yapmayan atıştırmalıklar önerilir  Misal ben ara öğünlerimi yanıma aldım :)))))
Hadi sayısal öğrencisi kalmasın, hadi Babalar günü kutlu, mutlu olsun, hadi gün uzun ve sıcak sınava girenlere kolay gelsin, haklarında hayırlısı, hadi günaydın, hadi biz kaçtık 

16 Haziran 2014

“Ormanı anlamak istiyorsanız, kıyısında bir ileri bir geri gezinmekle yetinemezsiniz, ona yaklaşmalı ve içine inmelisiniz, ne kadar tuhaf ve ürkütücü görünürse görünsün.” demiş Alfred Adler 
Hadi pazartesi bir ormandır  Kıyısında köşesinde kalamayız, kalmamalıyız Hadi pazartesi yorgunluk dolu, isteksiz bir başlangıçtır, başladıkça güzelleşir 
( Her şeye de yalan demeyin, her yalanda bir gerçek vardır, valla ), Hadi haftanın özeti benim için “ekşın, ekşın, ekşın… ” buna rağmen sürünerek kalktım amaaaaaa kahve kokusuna uyandım   ,Hadi çok da yazasım var amaaa ev halkı komple evde, görüntüde zoraki bir pazar , benimde pazartesini ertelememe kararım var , Aaaaaaay hadi bi gayret, Hadi bi cesaret olacak, gökyüzü hareketlerinde venüs filan var :)))), hazır Merkür de geri hareket yokken, Hadi ne oluuuuuuuur başlayayım, benim yapacak çok işim var 
Hadi günaydın, Hadi güzelin en güzelinden bir hafta olsun, Hadi Amiiiiiiin 

Evin annesi her türlü olumsuz koşula rağmen ilerleme kaydetmeye çalışmaktadır. Hayat bir oyunsa günlük bölümde bir çok leveli geçip eve sabaha nazaran bir ev havası vermiştir  Bu arada okullar kapandığı için ” mevsimlik ev kızı” statüsünde kıza emek vermektedir. Kiz babadan destekli, oğlan annesinin yanındadır.” Aaaaay hava çok sıcak, az hareket edelim, az terleyelim” görüşünü savunan kız elbette fikrini değiştirecek :))))) Mücadeleye salondan, elektrik süpürgesi devam  Iyi olan kazansın :)))))

17 Haziran 2014

Her sabah, her sabah umut ve enerji dolu uyanamıyor insan  İç sıkıntısı, bir belirsizlik, bir ne yapacağını bilememe hali, bir karışıklık, bir karamsarlık oluyor bazı günler  Bana bazı günler, kimine çoğu günler. Çooook şükür ki bunu geçiştirebiliyorum.
Çünkü biliyorum kiiiiii ölüm ile yaşam arasında çooooook ince bir çizgi var. Kazalar, ameliyatlar, doğumlar… yola çıkıyorsun varamıyorsun, bir masaya yatıyorsun kalkamıyorsun. Sevinç götürmeye, iyilik bulmaya niyet ettiğin şeyler bakıyorsun sonun oluyor. Hep aynı işler, benzer akış yoruyor insanı, hepimiz aynı durumdayız, amaaaaa gayret etmeliyiz,
Eveeeeeet dünya kötülükler yuvası, hak ve adalet hep beklemede, insanlar insanlara kötülük yapmak için durmadan planlar yapıyor, çocuklar, gençler sebepsiz yere ölüyor, savaş çığırtkanları var… birinin iyisi illa ki ötekinin kötüsü oluyor. Gözümüzün önünde olana bitene gücümüz yetmiyor, elimizden gelmiyor.
Yinede yeniden, yine yeni bir güne uyanmak güzel  Bu benim iflah olmaz pozitif yanım var yaaaaa zararı yok faydası var. En basitinden rahat nefes almak bile güzel, bu dünyada yaşayıp da nefesini bile doğru düzgün alamayanlar var.
Hadi sıcaklık gün boyu mevsim normali, mevsim anormali  Elimizden gelmeyenler arasında , su ve sabun var diye şükür edip geçelim 
Hadi içimizi ısıtan dünya güzeli insanlar var, bir tanesi bana doğru yeşil ışıktan bakıyor günaydın Merihim  , Hadi herkesin kendine özel hadisi var, onların hatırına , Hadi bugünün asla tekrarı yok, unutma, Hadi “Dem bu demdir” ana tema , Hadi başlayalım, Hadi olacak, Hadi günaydın  

18 Haziran 2014

Haydeeeee!!! Kişisel gelişimde master günleri bunlar. Yaz sıkıştırıyor, Ramazan kapıda, hafta sonuna iki ayrı yerde, iki ayrı sınav, banyoda duşa kabinin altından akıntı var, iki kişi üst üste duş alınca, bir kırmızı balık arıyor, insanın gözleri  , ayrıca üç ayrı eve, üç ayrı usta gerek, başlarına da ben 
Aaaaah aaaaaaaah ödev ve sorumluluklar tek sıra ama kuyruk uzun. Buradan bakınca takvime göre dağılım açısından kasımı buluyorum, o derece ekşın :)), yaşarken, yatağın kenarına yatıp,önden bacaklarımı sallıyorum kiiiiii yer çekiminden faydalanarak kalkayım :))))
Kendine acımakla, suçu başkalarında aramakla olmuyor.Kendini bilmek, kendini tanımak gerek. Bi dilimize gelenler, bi içimizden geçenler, bi de bize “bi şi” diyenler 
var.Saç ayağına her daim denge gerek 
Yakın gözlüğümden, gönül telimi titretenlere kadar aklımda bir şarkı var. “Nerdesin, nerde” ! Bi de “Ben denizde bi gemi, dalgalar vurur beni…” sözlerinde bir şey yok ama müzikteki hüzün vuruyor beni  “Nası da hatırladum, kapudaki çeşmeyi…” deyinceeeee, içimdeki tüm çeşmeler dışa dışa akmak istiyor, sular geçtiği yerlerde iz bırakıyor, o izler hem kurusun, hem de kurumasın istiyorum. Olacakları olura bağlamayı, olmayacaklar “illa ki sen” diyorsa kabul etmeyi, her şeyi sevmeyi, hatta kendimi daha çok sevmeyi :)))))) (kibire bulaşmadan, abartmadan, hadi daha çok önem verme, saygı duyma diyelim ) merkeze oturtma çabası içindeyim. başka çabalarım da var  Şeker sağlığımıza çooook zararlı, ihtiyaç fazlası tükettiğimiz her karbonhidrat eklemlere fazladan yük. Yani diyete devam ve onu sabote eden tüm şartlara karşı mücadele çabam da var.
Şekerim; akşam Alman Elçiliği’ n de Abitur Diploma töreni vardı, bahçede
kokteyl, çok iyi ve çok değişik hazırlanmışlar  Küçük parçalar, hesaplayınca yekun tutuyor, aksi gibi tıka basa doyuran bir kokteyl oldu, hiiiiiiç Almanlardan beklemezsin :))))Her şeyi bilirim, çok da bilinçliyim amaaaa bunlar her zaman kazandırmıyor, Hadi yenik düştüğümüz savaş alanlarına dönüp, zafer kazanacağız , Hadi bıraktığımız yerden devam, Hadi akşam diyet hasar aldı demek için ne çok yazmışım :))), Hadi olacak, Hadi günaydın 

20 Haziran 2014

Bu sabah kıyı köşe saklanıp, hayata bir anahtar deliğinden bakasım, gördüğüm kadarla kalasım var. Sıkılınca bakmaktan, kitaplar arasında kaybolasım, roman kahramanları ile iki çift laf edesim, bazılarına “sizi kendime çooook yakın buluyorum” diyesim var. Adı geçen şehirlere ve zamanlara misafir olasım, su kenarında, küçük bir kahvede oturasım, sadece kendimle konuşasım, “her kahvede kırk yıl hatır var mıdır ? ” diye, benzer cümleleri sorgulayasım, dönüş kelimesini bir zaman telaffuz etmeden, oradan oraya gidesim, bir zaman da kalasım var 
Sokağımızda akşam üstüne doğru saklambaç oynayan kız çocuk olasım, balkondan adımı haykıran anneme aşağıdan “Biraz dahaaaaaa” diye yalvarasım, sanayağı sürülmüş üstüne toz şeker ekilmiş ya da vişne reçelinin taneleri ile bezenmiş ekmeklerden yiyesim, sabah okula giderken kapı önünde yoldan geçecek arkadaşlarımı bekleyesim, “akşama Kaçak var, bakalım ne olacak” diye konu açasım, dinlediğim doldurma kaseti arkadaşa tavsiye edesim, mahalle sinemasında Kadir’li Türkan’lı bir filme gidesim, annem arkadaşları ile otururken gizlice konuşulanları dinleyesim, 501 in altına çektiğim topuklu çizmelerle, omzumdan sallanan küçük çantamla, bağrıma bastığım üniversite notlarımla, saçlarımı savura savura sokağı bir boydan bir boya tıkııııır tıkııııır geçesim var.
Aynen “ADALET” gibi olasım, akşam nasıl yattıysam sabaha öyle kalkasım, kararlarımın birbirini tutmayası, tutarlı olmayası, “öyle de olur, böyle de olur”, “her şey kılıfa uydurlur” diyesim, “çatı” konusuna ne giresim, ne de ilgilenesim var 
Hadi ustalarla mesaiye devam , Hadi hayatın heeeeer yanı sınav, Hadi aramızda uçağa binecek kadar parası olan ama “Bunun üstünde Amasya yazıyor, ben İstanbul’a gidicem diye arıza çıkaranlar var :)))), Hadi izleri takip etmek, izinden gitmek de olabilir amaaaaa esas olan o izlere bir şeyler katmak, yanında yeni izler bırakmak, Hadi geçmişe geçmiş olsun, Hadi hava şimdilik pırıl pırıl, kuş sesleri, ıhlamur kokuları, trafiğe çıkmadan evvel son sakinleştiriciler, Hadi hafta sonu, yarın eeeeeeeeeen uzun gün, uzun gecelere ne kaldı :))) Hadi bi gayret, hadi bi cesaret, Hadi tahminimce olacak, Hadi azalıp çoğalan umutlarla, Hadi kuşlar konsun yollarımıza, Hadi GÜÜÜÜNAAAAAYDIIIIIIN !!! 

 

 

İVA ÖLMÜŞ !!!


10320529_10202877786719453_6281561078300464497_n

 

Böyle resimler iç huzuru çağrıştırıyor 🙂 Resimlere bakınca da kayıp huzurlar geri gelmiyor ama destek amaçlı kullanıyoruz 🙂

İVA ölmüş!!!

Baba evine zorunlu ziyaret esnasında, pencerelerden sokağımıza bakarken, bin bir türlü olmayan şey hatırlarken, sela sesi evin içinde yankılandı. Sonunu bekledim, baktım İsmail Ağabey 😦  İçim bir buruldu, tam da geçmiş günlerde gezinirken “Kim bilir ne sırlar, ne anılar götürmüştür yanı sıra” dedim.

Evden çıkalı 25 yıl oldu, hem evin kızı gibiyim hem de değilim. Aradaki yıllar boyunca kısa misafirliklerim oldu. Değişikliklerin detayının farkına varamımışım. Şimdi bakıyorum da yeni olan her şeyin altında bir sürü eski anı var.  Yerli yerinde bir özel günlerimizin fotoğrafçısı İVA vardı, o da tüm kanıtları topladı gitti. Kim bilir dükkan şimdi ne olur 😦

İVA ölmüş !!!

Emin’e kız kaçtı dediler. Emin ağabeyimiz. İsmail Amca ile Beyhan Teyzenin büyük oğlan. İsmail Amca İ.E.T.T de memur, elektrikci, şimdiki Cevahir’in yerinde hem garaj hem de kantin var. Sicil numarası 2242 tüm mahalle, hesabına hesaplı alış verişte. Önceleri yan yana , sonra karşı karşıya komşuyuz. Kız Neyir’de çalışıyormuş, arka mahalleden. Neyir Osmanbey’de köşede, Şubatta, martta tenzilat yapar. Özel müşterilere “Tenzilat Kart” gelir. On gün onlara, kalanı halka. Sevda’yı oradan bildi büyükler, manken gibi… Bir hafta on gün sonra düğün yaptılar, telli, duvaklı çıktı karşı apartmandan. Ama önce İVA’ya günün anısına siyah beyaz poz poz fotoğraflar. Büyük bir tane duvara asmışlar, perdeleri açılınca yarısını görürdük pencereden. Başını örtünün altına sokan, poz verirken insanın başını, kolunu, sırtını eliyle düzelten, gülümseme miktarı belirleyen, sarkık bıyıklı, bıçkın delikanlı İsmail ağabeyin el emeğini.

İVA ölmüş !!!

Belli zamanların anısı olsun diye üç beş kişi dizilirdik, iki basamaklı perde önüne, kimimiz hasır bir koltukta, kiminin eli onun omzunda, bir yanımızda uzunca bir palmiye… poz verirdik zamanın durduğunu sandığımız fotolara. Doğum günü, sünnet  zamanı çocuğunun elinden tutan sıraya girerdi, döner tabureli şimdiki deyimle “Ön Büro” da. Beğendikleri vitrine dekor olurdu. Bacak bacak üstüne atmış, tek dişi eksik afacanlar, bukle saçlı büyümüş de küçülmüş kızlar, sünnet sıkıntısını yüzünde taşıyan, zorla gülümsemiş, ışıltılı küçük oğlanlar, inci dişli, gülümsemiş, genç kızlar, birbirinin gözlerinin içine bakan az sonra evlenecek gelinler damatlar. Çok önemli idi resimler, siyah beyaz, donmuş anlar, kenarı tırtıklı kağıda basılırdı, arkasına şehir yazılır, tarih atılırdı. En az bir hafta sürerdi teslimat. Bir de kendi resimleri olurdu İsmail Ağabey’in, vitrin camından kaş göz eder gibi, büyük boy, arka sıralarda duran ama heybetle bakan…

İVA ölmüş !!!

Salon boydan boya cam desem yalan olmaz. İki cepheli, bol güneşli, büyük pencereli, duvardan duvara perde 🙂 Şimdiki kartonpiyer o zaman kadife kaplamadan, arasından püsküllü süsler sarkar. Aaaaah bu perdeler bir saraylarda bir de bizim gibi geçmişin son emanetçilerinde kaldı. Arada boş bir sütun var, üstünde yaldızlı çerçevede aile resmi. Ben yirmiyi henüz geçmişken, annem babam genç, ablam yeni işe başlamış, kardeşim hafiften gerginken, küçük dayım evlendiğinde düğün evinde çekilmiş. hani şu el oyması, desenli kadifeli, kuş tüyü minderli üçlü kanepelerde diz dize, ne de güzel gülümsemişim. Kenarında bir logo İVA. Bu tab ettirtiğimiz, birini büyüttürdüğümüz, renkli filmlerden.

İVA ölmüş !!!

Ne çok vesikalık resim lazım olurdu. Okula başlama, okuldan ayrılma, işe girişler, kimlikler… için. Bir de arkası yazılı, hatıra verilen, cüzdanların arasında taşınanlar vardı 🙂 Rakamları elle çevirilen, lastikli mühürlerle arkasına numara yazılırdı. Acil durumlarda kısa sürede en son çekilen kolayca çoğalsın diye. Ya altı ya da oniki tane arada fiyat farkı var, zaman farkı yok. Hafif baş yana çevrilmiş, tebessüm etmiş 6×9 luk siyah beyaz  lisans diploması resminin kenarında da yazar İVA.

İVA ölmüş !!!

“Bıraktığın yerden devam et”  derler ya nerede bıraktığımız, nasıl bıraktığımız da önemli. En iyisi, önünü, arkasını çok takmadan, hayatı bırakmadan yaşamalı. Bırakıp da başlamalar hayal kırıklığı ile dolu olabiliyor. Yıllar öncesinin İsmail Ve Ahmet’i (İVA)  ölmüş derken bir baktım ki tek ölen o değil 😦 İçimiz de ölmüş deyip drama bağlamasak da geri gelmeyecek şeyler var geçen ömrümüzde. Bir kez daha aynı tatta yaşanamaz, tekrarlanamaz şeyler. Resimler bile sararıp , solmuşken, birlikte hatırlayacaklarımızın sayısı hızla azalırken, niye bırakıyoruz ki, devam devam… İVA ölmüş !!!

 

 

HAZİRAN BAŞI GÜNLÜKLERİ


988868_10202884380804301_497307363469905104_n

 

01 haziran 2014

Günler öncesinden kararlaştırılmış, zor zekat günü ayarlanmış bir akraba buluşması, sabah kahvaltısı, beklenen, özlenen yağmurla denk gelirse, ertelemek imkansız ise, kararlı olmakta fayda var  Aynen bizim yaptığımız gibi  Sabah gök gürültüsü, ve şakırtılar içindeki havaya bakıp talihimize küsmedik valla. Taaaaaa ülke sınırından kuzenin biri yola çıkmışken, benden kızartma, zeytinyağlı kuru dolma veeeeee sürpriz kadayıf varken, başak kuzen önden gidip havayı koklamış, kapalı yer ayarlamış, masayı donatmış iken, bir gece önce dönecek olan eşimi; “Hayatım yarın sabah nasıl giderim, hem annen de var, bizi bırakman lazım” ayar etmişken, kimse de gitmeyelim dememişken, “Ya yemişim yağmurunu albümüne fotoğraf ekleriz yada yağmur bizi per perişan albümüne ekler” diye de sağlam bir duruş sergilerken… yaptık kahvaltıyı, dolaştık sahil boyu, birbirimizle özlem giderirken, kah yağmurlu, kah güneşli saatler bıraktık arkamızda Mutlu,mesut  Seneye inşallah her şartta bir daha 
Hiç bir ayrıntıyı atlamayan, adeta her malzeme konusunda “Yok, yok” havasını bize yaşatan, “bugün bendensiniz” diye de ekstra iyilik yapan, şahane insan, harika kuzen Nurdan‘a şuracıktan teşekkürü borç bilirim  Hatta çoooooook teşekkür ederim  Hepimiz adına. Hemencik yazdım kiiiiiiii yarının sendromuna faydası olsun :))))
Sonuç; ertelemeyelim, seçenek üretelim, illa ki her şeye bir çözüm var göz ardı etmeyelim  Hadi kalanına olsun şaaaaaneeeee pazarlar 

02 Haziran 2014

Veeeeeeeeee yine yeniden bir pazartesi daha  Mecbur araya gülücük koyacağız  Pazartesi bizi hırpalarken teslim olmayalım arkadaşlaaaaaar  Bir gülücük durumu kurtarmaz amaaaaa bir kaçını bir araya getirirsek kuvvet buluruz, hadi deneyelim 
Pazartesi başlangıçlara gebedir, geçmişten taşırsak olmaz, dünkü pazar geçmiş bir gündür  Yedi günde bir tekrarı olan bu güne ne bu şiddet bu celal ?, Biliyoruzkiiiiii dünya bir gül bahçesi, biz de içinde salınan sultanlar değiliz  Gül bile güzelken, buna rağmen dikenleri varken, empati yapmanın taaaaam zamanı.
Hadi, karmakarışık rüyalardan, aklıma gelen çocukluğumun travmatik masalı “Kibritçi kız” ile uyanmışken , Hadi ” o son kibrit bile yanıp sönerken kısacık bir mutluluk verdi, kız cennete gitti, şimdi hiç bir sorunu yok ” diye bir anafikir yazdığımı hatırlarken :))))) Hadi sonlara ölüm hariç inanmıyorum, bitti dediklerimizde bile istersek yeniden hayat bulacak kırıntılar vardır amaaaaa uğraşmayalım bunlarla,Hadi bugün yeni bir gün, 24 saate her şey sığar, plan program yapalım, uygunsa yapılmışlara uyalım, bunca saatin içinden neşe, keder, sürpriz, sevinç, hüzün… her şey geçer, bırakalım gelip geçsinler 
Hadi kızı yolladım, gerisi uyuyor, sessiz yapılacak işlerden başlamakta fayda var, Hadi bugün bende yeni bir başlangıç var  Hadi güzel Türkçemizi katletme çabalarına bir an için katkıda bulunalım, ama okuyup hemen unutalım, ben de tesadüfi bir radyo kanalında buldum 
Hadi şap şaaaneeee, hap harikaaaaaaa bir hafta olsun hepimize :))))
Biraz gayret, biraz çaba olacak valla :))) 

03 Haziran 2014

Dün gece “al sana, al sana ” diye yağan bir yağmurdan sonra sanki o anlar hiç yaşanmamış gibi bir sabaha günaaaaaydın  Kuş sesleri ve sessizlik, tazelenmiş yeşillikler, evlerin arasından yükselen güneş, bembeyaz bulut kümeleri haftanın ikinci gününde içime çiçekler açtırıyor, şarkılar söyletiyor. Yüzümde nedensizmiş gibi görünen ama nedeni derinlerde yatan bir gülümseme, aklımda yapılacak işler listesi, içimde “gidip biraz daha yatmalı” isteği  Kaç gündür olana bitene uzaktan seyirciyim, duyduklarım, gördüklerim var ama daha çok evle, konuklarımla meşgulüm 
Benim tıp ilminde çalışma yapan, çalışan kuzenlerin “Haydin diyet yapalım, yaza hazır olalım ” grubuna dünden itibaren dahil oldum. Sabahın köründe dün yediklerimi yazdım  Araya peynirli pide eklerken bir hayli utandım  Amaaaaa umutlarımı kaybetmedim, pes etmedim, illa ki olacak 
En çok da eski model cam sürahideki, içinde nane yaprakları ve limon dilimleri olan suyumu seviyorum  Görüntüsü bile içime ferahlık veriyor.” Bugün daha bir bilinçli daha bir iddialıyım” diye de kendime bir ayar çektim  Aslında sık diyet yapan biri değilim, hatta bu yaptığım üçüncü diyet  Her şeyle barışık olunca, kilo da bu sistemden faydalanıyor, amaaaaaaaaa ayak bileklerim, diz kapaklarım, solunum sistemim durumdan hoşnut değil, şu fani dünyada bir de onları hoş tutalım diye çabam  Gerçi dün başlangıç yaparken tartıyı, ölçüyü unutmuşum ama :)))))) 
Hadi yepyeni bir salıya, Hadi içinde güzellikler, iyilikler var mutlaka, Hadi karar vermek, yarısını halletmek demek, Hadi umudu kesmek kendimize yapacağımız en büyük kötülüklerden biri, Hadi şu dünyada her şeyin bir farkı, farkında farkında olmak diye bir şey var, Hadi ha oldu, ha olacak (Burayı abarttık ama arada gerekiyor :)) ) Eeeeeeee hadi ama..

04 Haziran 2014

Aklımda uçuşan bir sürü cümleler, gözümün önünden gelip geçen eski, yeni bildiğim, hayal dediğim görüntüler var. Seher yeli ılık filan da değil  Bayağı insanın içini titretiyor, hatta yağmur çiseliyor. Zamanı da bir kovalayan var, hızlı adımlardan öte gelip geçiyor. Kalkalı iki saat olmuş bile.Dünyaya şöyle bir göz attım, gözüme görünenler hep bildiklerim  Doğanlar, ölenler, isyan edenler, hakkını isteyenler, sanatını icra edenler, sesini yükseltenler, kendini bir şeylere kaptırıp yol kat edenler.. ortaya karışık bu dünya  Hatta ortalık bile karışık. Yine de bırakıp gitmek istemiyoruz, ucundan köşesinden bir yer edinmek için çabamız.
Günlerden çarşamba, hafta ortası, havaya bakılırsa sel alma ihtimali var, merakla akşama kadar olacakları, olabilecekleri bekliyoruz. Kimine hazırız, kimi sürpriz “Eeeeeeey hayat bugün bildiğim konuları karşıma çıkar” diyesim var Şaşmayalım, şaşırmayalım 
Öyle ya da böyle hayat devam ediyor, bizler içinde aksesuar  Yakıştığımız yerde duralım inşallah :))) Diyet devam ediyor,tam oturtamadık ama dün itibariyle yoldan da çıkmadık :)))) sorunlar var, çözümler var, ihtimaller var, “du bakalım” ile “acaba” lar anlık molalar niteliğinde…
Yine de bi gayret, bi cesaret, bi hamle… arkası gelecek  Hadi günaydın 

05 Haziran 2014

Bir hafta boyunca anne yemeği yedik, her akşam bir dizi izledik, dizinin kahramanlarına ileri geri söylendik :)), durup dinlenip aklımıza gelenleri sorup, andık, çocukların unuttuğumuzu sandığımız hikayelerini anlattık, tabii ki de birbirimizi ısrarcı olmadan tamamladık :))))
Kapının ağzında bir çift terlik, kirli sepetinde yıkanacak çarşaflar, dolapta biraz da anne eli değmiş yemek kaldı  Babanne ile dedeyi dün akşam uğurladık  Hala ayrılığın hiç bir şekline alışabilmiş değilim. Annem yanında bir sürü resim götürdü, “hoş geldin” ziyareti adı altında gelen meraklı komşularına bir bir gösterip anlatır artık  Bu arada” gelin hala tombalak” der mi bilemem :)) Şekerim bu gelin kaynana arasında sular durulsa bile arada hafif bir dalgalanma olmazsa olmaz :)))) Hayatın renkleri bunlar, mühim olan siyaha ağırlık vermeden, sıcak renkleri hayata geçirebilmek 
Diyetime sahip çıkmaya gayret ediyorum, dün de biraz sallandı ama aklımca telafi ettim  Ama hocam ne der bilemem, yediklerimi akşamdan yazdım, Tabii ki de aklımda tutamayacak kadar çok değil yediklerim, sadece azıcık sıra dışı :))
Hadi zararın neresinden dönersek kârdır, Hadi zarar dediğimiz şey bize kısa bir mutluluk verendir, Hadi hayat bazı şeylerden azar azar, Hadi vazgeçmek, pes etmek akla zarar, Hadi olacak 
O zamaaaaaaan cümleten güüüüüüüüüünaaaaaaydın 

06 Haziran 2014

Takvim yaprağına bir baktım ki, 6 Haziran. Annemin doğum günü. Yaşasaydı bir yaş daha alacaktı. Babamla araları iki gün, önce annem  Tonton bir ihtiyar olurdu annem. Öyle buruş buruş olmayız biz, biraz belimiz bükülür, azıcık ufalırız, yenileri unutur, eskiyi aklımızda tutarız. Gördüğüm bildiğim tüm insanlar huysuz ise uyumlu, uyumlu ise huysuz oluyor yaşlanınca. Bir bakıma yaşamak her şeyden azar azar da olsa tatmak. Tabii ki de yaşlanabilenler için. Hiç olmadık şeylerden hiç aklımıza gelmeyecek şeyleri hatırlıyoruz. Sistemin nasıl çalıştığına dair kesin bilgi yok. Nur içinde yatsın ölmüş analar, babalar, kardeşler…
Hadi diyete devam, dünden aferine yakın destek aldık , Hadi yetmedi destek için saçın rengini, şeklini değiştirdik , Hadi her halimizi sevdik ama bazıları için çarkı sağlıktan yana çevirdik , Hadi hayatın sırrı kendini sevmekten, huyunu suyunu kabul etmekten geçiyor, Hadi değişim gelişim güzel şey, Hadi yeni yepyeni bir şeyler ekleyelim hayatımıza, Hadi acele edelim, ömrümüzden bir hafta daha gitti, Hadi sayısal kahvaltı tabağına, Hadi günaydın hafta sonunun başına..

07 haziran 2014

Bazen rüzgarı arkama alıp koşar adımlarla yürüyüp gitmek istiyorum. Ben uzaklaştıkça arkamdaki manzara ufala ufala kaybolsun, önümde uzaklarda bir kapı olsun, ben de o kapıdan içeriye gireyim istiyorum. Ama sadece arkamda kalan manzara ile geçtiğim yolların resmini yapabiliyorum. Kapıya varamadığım gibi kapıdan içeri girsem ne göreceğim ne görmeyi beklerim, daha oralara gelemedim 
Hayat sürprizlerle dolu ve bunları insanlar insanlara yapıyorlar. Ukalalar, dangalaklar, yol yordam bilmeyenler, içi komple odun olanlar… ezip geçiyorlar 
Bir de bunları en çok yapan “kul hakkı, din, iman” diye bağırıp duranlar olunca tepemin tası atıyor valla amaaaaaaa yapacak bir şey yok, yapamıyorsun da zaten “insan kendi doğurduklarını terbiye edemiyor” da, elin oğlu, elin kızı nereye kadar. Ben bu bölümü geçtim sayılır, Kendimden ve niyetimden emin olunca yoluma taş ve diken döşemeye gayret edenlere uzaktan bakıyorum, uzak kalıyorum, çoğu kez cevap bile vermiyorum. Çünkü insanları daha çok tanıyorum, onları nelerin ezdiğini, nelerin izlerini silemediklerini, nelere tutkulu olduklarını, onları nelerin yönettiğini… daha bir çok şeyi hissediyorum, çok nadir yanılıyorum. Eh epey bir törpülendik bugünlere gelene kadar.
Dünya güzel insanların hatırına dönüyor, çooooook şükür tanıdığım, bildiğim, yanımda, yakınımda güzel insanlar var  Bunlar ilaç  Bir de davranışları ile içleri her zaman uyuşmayanları var, bunlar can sıkıcı, “özünde iyi bir insan” hatırına idare ediyoruz, fakaaaaaaat kırıcı, dökücü, hatır, gönül bilmeyip, her şeyi bildiğini iddia edip, tozu dumana katıp da uzun zaman sonra pişman olanlar var  Onları da hayatımızdan silmiyoruz ama “ederi kadar” muamelesi yapıyoruz 
Dün geceden, sıkıntılı, haklı, öfkeli, dişe diş uygulamasında direten bir arkadaşla, içimi açan bir mesaj kaldı 
Sıkıntılı arkadaşın içini biraz soğutmaya çalıştık, olmadı hadi git yap bir de sabah bakalım dedik, mesajı tekrar tekrar okuduk, okudukça güzelleşti  Sonra ikisini birbirine denkleyip uyumaya gittik, çok da başarılı olamadık amaaaa, sabah oldu ayaktayız 
Yaşanan onca kötülük ve sıkıntı varken, haberler, gazeteler, aklı selim olanların konuşmaları içimizi karartırken, ne olur tanıdık, bildik bir birine eziyet etmesin.
Hadi “dünya fani, ölüm ani” budur hayatın özeti, hadi gelmişlerin geçmiş olmasına izin verelim, hadi bir lafa bir de lafı edenin hayatımızdaki yerine bakalım, hadi içimizde ufacık yer tutanların, kocaman fırtınalarında kaybolmayalım, hadi bi cesaret, hadi bi gayret, hafta sonu ziyan olmasın, güneş bile var :)))) Hadi günaydın

08 Haziran 2014

Saatin zil sesi ile uyanan yaşama sevincim bedenime komut verdi :)Ruh ile beden uyum içinde olsun diye İstanbul Gezginleri ile Cihangir, Tophane, Kabataş 34 nolu etkinliğe doğru yola çıkıcaz aaaaaaaaaaaz sonra  Kılıç Ali Paşa Cami bende Artık diyetin etkisi ile “Paşa yağ oranı düşük biri idi, işi gereği kas yapısı gelişmişti…  Caminin kubbesi mayalanmış ekmek hamuru tarzında tasarlanmış, pencereler etrafa serpilmiş susamlar gibi, minare yağsız gevrek gibi yalnız ve sert…” diye sallarmıyım bilemiyorum :)))) En son öğünümü zamanında alıp almama bağlı Açken ben ben değilim :))))))
Hadi ömrümüzde bir pazara daha, hadi tembellik genlerimizde varsa da  Sağlık problemi yoksa, biraz gayret, biraz çaba, buluşma 09.30 da, Hadi dünya dönüyor, yıllar geçiyor, yıllar bizde iz bırakmasın, biz yıllarda iz bırakalım , Hadi, Ayşen hadi uzatma , tostlar yanacak, hadi amaaaaaa …  Şaaaaneeee pazarlarımız olsun, cümleten 

09 Haziran 2014

Yine bir pazartesi sabahında, günü zora sokan bulutlu bir havada, bizi bekleyen birikmiş işler aklımızda, pazarın yorgunluğu omuzlarımızda ( Aslında benimki heeeeeer yerimde :)) ), içimizden kuşlar filan henüz havalanmamışken, ufak tefek bir gülümseme isteği var ama onu daha yüzümüzü yerleştirememişken, “Heeeeeeeeeeeyt dağılan laaaaan!…” diye bağırması muhtemel bir ses usulen izin beklerken , ben de sabah sabah niye uzatıyorum kiii bu motivasyonun yerden yüksekliği diz kapaklatımı geçmiş bir ütü selesine ne faydası var kii :)) diye az biraz fesatlanırkeeeeeeeen… 
Olsun varsın gün gündür, yaşayalım gitsin, her şeyin bir başı ve sonu var ki, hem başlangıçlar heyecan vericidir  Misal eve baktıkça “Tanrım hepsi beni mi bekler, hepsi benim işim mi ? ” diye karmaşık duygular yüklenmiş cümlelerim var. Elbet bir yerinde heyecanda vardır ama ilk bakışta anlaşılmıyor, arayıp bulacağız mecbuuuuuuur :)))))
Hadi gün başladı, bize de bir ucundan tutmak yaraşır, hadi aklımızda itiş kakış olmasın, sıraya koymakta fayda var, hadi “benim işim, nasılsa yapacağım, kaçmak, ertelemek nereye kadar ? ” diye de hayatın bir gerçeği var  Hadi ben motive olmak üzereyim, kahvaltıyı edince de muhtemelen tamam  Hadi darısı başınıza, hadi cümleten günaydın, cümleten iyi haftalar, başınızı camdan uzatın havada ıhlamur kokusu var :)))

10 Haziran 2014

Kaç gündür doğru dürüst gazete okumuyorum, haberleri seyretmiyorum, linklerin başlığına bakıp tıklamıyorum. Herkes kendi penceresinden bakıyor. Akıllı uslu konuşanlar, yazanlar da var tabii. Denk gelirsem onları okuyorum. Umurumda olmadığından değil , olan biten içimi acıttığından, dönüp dolaşıp her şey aynı yere bağlandığından. Ankara’yı sel alıyor, neden acaba ? Doğu karmakarışık neden acaba? Zamlar fırsattan faydalanıyor, Hoca efendi bir nolu düşman oldu, Gezi’den bir türlü çıkamadık, her yol Taksim’e çıkıyor. Bir tane de “Ben yanlış yaptım” diyen kendini sorguya çeken yok. Olmaz da bu milletin fıtratında yok. Fikrini söylemekten ve genç olmaktan daha büyük bir suçun olmadığı bu ülke için ancak üzülebiliriz. O da herkes değil. Her sabah oğlanın sayesinde spor haberlerini dinliyorum, aklımda kalmıyor ama onlar güzel  Dünya Kupası da geldi. Biz yokuz ama illa bir takım tutar oyalanırız.
Sınav haftasına girdik. Okullar belli oldu.Son testler çözülüyor, ben garson anne Okullar tatile girdi sayılır, kız da evde. Üç zayıfı olan sınıfı geçiyor. Biri benim kızı kolluyor :))))
Emrah Serbes okuyanlar, Mahir Ünsal Eriş okusunlar, ikisinide okuyanlar Cemil Kavukçu , hepsini okuyanlar Murat Uyurkulak okusun. Tavsiyedir.  Haftanın kitabı İngiliz edebiyatının Zolası sayılan Thomas Hardy’den “Çılgın Kalabalıktan Uzak” Okuyalım, güzelleşelim  Bi de GÜN AYDIN olsun 

İÇİMİZDE DOĞA OLAYLARI VAR…


1530355_10202884233760625_3490305039043256423_n

 

İçim çekiliyor sanki, boğazımdan aşağılara doğru hızla bir şey kayıyor, çooook yükseklerden kendimi bırakıyormuş gibi oluyorum. Bir ateş yayılıyor, tepeden tırnağa her yerime, içim akıp giderken, dışım kor ateşlerin üstüne uzanıp da kalmışım gibi. Nefes alamayacağımı zannediyorum, kocaman bir alanda kocaman yerler tutacakmış da kendimi tutamayacakmışım , patlamak üzereyken, o anı beklerken, o ana hiiiiç ulaşamayacak gibi oluyorum.

Karışık durumlar, belki hormanal belki başka bir nedeni var. Araştırmak, takılmak istemiyorum, nasıl aniden ortaya çıktıysa, aniden de kaybolup gitsin istiyorum. Belki de baş edemediğimiz durumlara bedensel bir tepki. Ama yinede beni esir almasına izin vermiyorum. Programı bozmadan, yapılacak işler listesinde yol almaya devam diyorum.

Hava boğucu sıcak, “mevsim normallerinin üstünde” diyor bilenler. Mevsimin normalini de unuttuk zaten. şehir günden güne kalabalıklaşıyor. Otobüslerin, yolların tenha olduğu zamanlar yok artık. Üst üste yığın yığın insanlar, yüzlerinde hep kaygı var. Mutlu yüz ifadeleri sanal ortamlara kaldı. Bacaklarımın dermanı kesilecek gibi, oturabileceğim bir araç gelene kadar bekliyorum.

Körüğün yakınına oturdum. Arkamdan binen adamın elinde kocaman iki koli var. Ayaklarımın dibine koydu. İçi civciv dolu. Karşımda yer buldu oturdu. Ayakkabısının kenarı açılmış, sakalları uzamış, yanında biri daha var. Her kutuda 50 civciv olsa, 100 eder. Bir kısmı hemen ölür, ortama uyum sağlamayanlar, arada ezilenler, genleri zayıf olanlar… Belki uzaklarda bir yerde iki göz oda bir evi vardır, yanında küçük ekili alan, hanım duvar diplerine, ya da pazara satışa çıkıyordur, yanına günlük yumurta da ekleyeceklerdir. Malum her şeyin doğalı makbul ya. İneceği yeri göremem ama en az bir vasıtaya daha binecektir. Gözlerini görüyorum, oturduğum yerden, gözlüklerin karanlığına sığınarak. Yorgun ama umutlu, küçük hesapları var, büyük hesap yapanlara göre. İçinde belki parçalı bulutlu bir hava, usul usul akan sular, toprağa serpilmiş tohumlar var. Bir gün istediği manzarayı yakalayacak , umutlu.

İniyorum aklıma, Migros’un köşesine duran, önüne serdiği naylona bahçesinden topladığı otları, ektiği, biberi, soğanı, elmayı sıralayan seksen küsur yaşındaki Bahriye Teyze geliyor. Yaz günü bile paltosunu çıkarmaz, elleri toprak karıştırmaktan nasırlaşmış, yüzü güneş yanığı, derin derin çizgileri var. Gözleri mavi, her gördüğümde biraz daha soluyor rengi. Göçmenmiş, sorarsan anlatır. Bir keresinde “bununla yemek ye ” diye para verdiğimde, en çok bahçesinden topladığı soğanları kavurup, içine iki yumurta kırmayı severmiş, bir de üstüne yoğurt alırmış bakkaldan, nasıl mutlu anlattı, onun gözleri parladı, benimkinde yaş. Epey zaman oldu geçmedim oralardan, ölmüştür diye bakmaya korkuyorum. Bahriye Teyzenin içinde çoook uzaklarda kalan memleketinin rüzgarları var, her zaman soğuk esen, içini üşüten rüzgarlar. Belki aklında bir karlı gün kalmıştır, evinde sobalı bir oda ve oda dolusu sevdikleri, yalnızlık üşütür insanı, oğlu gelini de varmış ama “hepimiz yoksuluz, hepimiz iş peşinde” diye anlatmıştı bir keresinde. Bazen insanı insana yetememek kahrediyor.

Yol üstünde parkta uyuyan bir adam, köşelerde Suriyeli dilenciler, dağılan yaşlı cami cemaati, caddeye sıralanmış dönerciler, pideciler, hamburgerciler, kaldırama taşmış kahveler… hepsinde, her yerde insanlar… Hepsinin içinde ayrı bir hava, özlemler, onları savuran rüzgarlar, üstlerine yağan yağmurlar, karanlık geceler, umut dolu sabahlar, beklenen güneşler, kümeleşen bulutlar, sis perdeleri … doğa olayı dediğimiz her şey bizim içimizde de var.

Sık sık kavga eden çiftlere rastlıyorum, hemde her yerde. Mutluluk, tekrar tekrar aynı şeylerde yakalanır zannediyorlar. Aslında kimse sevdiği kadar sevilmez. Hep bir taraf çok seven, bir tarafta kendini daha çok sevdirendir.

Bir kaç kez oğlanın kıza bakışlarını yakaladım. Sevgi dolu, ışıl ışıl, seni ben mutlu etmeye adayım diyen. Aşık bakışları. Arada yaş farkı var. Çok da önemli değil ama o yaşlarda dünyaya bakış farkları var. Oğlan iş güç sahibi, askerliği tamam, geliri iyi, evliliğe hazır. Akşam eve döndüğünde kapıyı açan biri olsun, evde yemek kokusu, yeni yıkanmış çamaşır kokusu olsun , tvnin karşısına yerleştiğinde eline bir çay uzatan, günün nasıl geçti diye soran, yanında yöresinde dolanan birini istiyor. Sonra belki de o kadından kendine baba diyen çocuklar…Kız toy yeni mezun olacak, hayatın çok başında, bir sürü şeyi merak ediyor. hazır değil evli olmaya. Seviyor oğlanı, yanında mutlu ama aşık değil. Birinin acelesi, birinin de ağırdan alası var. Buluşamayınca ortak noktada, oğlanın içinde fırtınalar, yağmurlu bir havada yerler ıslakken ayağı kaymış ta bir kayanın dibine düşmüş gibi, her yanı yara bere canı yanıyor, canı sessizlik, dinginlik, bahar yağmurları… istiyor. Kız biraz üzgün, kendini tam ifade edemedi,” beni şimdi özgür bırak ama sen de kal” diyemedi. Sonra kız hayırsızın biri ile gidecek, biraz mutlu, biraz pişman olacak. İkisine mutlu bir son olmayacak. Bir iz kalacak, soğuk havalarda sızlayan kırıklar gibi. Üstünden ağustoslar geçtikçe sızısı azalacak, yeri hep kalacak.

Gideceğim yere vardım, kapının önündeyim. Şöyle bir dönüp arkama baktım, yol boyu peşim sıra sürüklediklerim, gözüme görünenler, gözümün önünden geçenler, “bugünlük buraya kadar, şimdilik dağılın, sonra yine bir ara ben sizi tekrar anarım”… sesiz konuşmalar ve içimizdeki doğa olayları, onları görenler, onları hissedenler, “hayat budur işte zamanlı, zamansız hep beraber”

MAYIS SONU GÜNLÜKLERİ


10348230_10203087395239535_1847505100456115223_n

 

Mayıs bitti haziranı ortalayacağız nerdeyse 🙂 Günler, aylar, mevsimler, her şey bir birine karıştı, içimiz karışık, dışımız karışık, dünya karma karışık, bir çıkış yolu bulacağız umudunu bugünlerden yarınlara taşımak için savaşımız. Yaşıyoruz işte, bakalım mayısın son günlerini nasıl geçirmişiz ? 🙂

21 Mayıs 2104

Çocukların bir oyuncağı vardı. Bir düğmeye basınca başka yerden bir baş çıkıyordu, renkleri eşleyerek basmak gerekiyordu, sonunda ya tüm düğmeler ya da tüm kafalar ayakta kalıyordu. Küçücük yaş grubuna aitti  Şimdi bakıyorum da hayat aynen öyle. Bir tarafı hallediyorsun, başka yerden fışkırıyor, üstelik tek tipe de geçemiyoruz. Bazı düğmelerle bazı kafalar eşleşmiyor.
Rahmetli annem ; “Ha bu iki günlük, kıçı kırık, yalan dünyada insanın insana ettiği eziyet nedir?” derdi. Öyle valla, anlamıyoruz, dinlemiyoruz, anlatmıyoruz, bilmediğimizi bilmiyoruz… uzayıp gider. aslında yakın değiliz, tüm dünya kamplar halinde. Çatışarak, sözlü sataşarak, gerekirse gizli silah kullanarak… taraflar taraftar toplamaya çalışıyor. Kendimi bildim bileli böyle, kendimi bildiğim zamanların miktarı da epey yüksek sayılır 
Bugün içimin karanlıklarında hem kaybolasım var, hem de geri dönemezsem diye korku  Sadeleşmiş hali ” canım hiç bir şey yapmak istemiyor” Biliyorum ki canımın öyle bir lüksü yok. Peşimi bırakmayan sorumluluk duygum, yaşayan şükran hislerim var  Dolap doluyken yemek pişirmekten kaçınmak, su, elektrik, deterjan, makine varken çamaşırı dert etmek, elim ayağım tutarken toza toprağa 
izin vermek… olmaz tabii  Bunlar olması gerekenler, olabilecekler. Bir de elimizden gelmeyenler var. Belki de onlar da gelecek de, gelmemesini tercih ettiklerimiz, kaçtıklarımız, ertelediklerimiz var  Bu çelişki bizi yoruyor 
“Gitmek, kaçıp gitmek, bırakıp gitmek, arkasını dönüp uzaklaşmak” bunları merak ediyorum. Hani gitmekle gidilebiliyor mu ? Gidince gerçekten her şey iyileşiyor mu ? Gitmenin ruhsal maliyeti nedir ? Gerçekten gidiyorum deyip de aklen ruhen tam anlamıyla gidebilenler kaç kişi ? Bu bir özlem midir ? Herkes ister de itiraf etmez, yapabilemez mi? Bu bir cesaret işi mi ? Cesaret tek başına yeter mi ?… Bunlar günün soruları  Gidilecek yer tam tarif edilemezken, plan program yok ama sade istek varken, neler yapılabilir ? günü buna ayırdık sanmayın, araya katacağız Hadi olabilecekse gün aydın olsun..

22 Mayıs 2014

Yaşam geçiştirdiğin bir şey olacak !
İçinden geçtiğin ; geçtikçe geciktirdiğin ; sonra da geçip gitmesine izin verdiğin bir şey. / Oruç Oruoba
Yeryüzündeki milyarlaca insanın bir bölümü yatmaya, bir bölümü kalkmaya hazırlanırken milyonlarcasının aynı şeyi hissettiğini düşünüyorum  Bu sabahlarda, sabah uykularında bir güne başlama problemi illa ki var. Zaman zaman çözümlense de kalıcı bir formülü yok. Uykunun miktarı, görülen rüyalar, uykuyu bölen dış sesler, içe yansıyan dış etkenler… filan gibi sayılabilen kalemlerin tesiri var. Bir şekilde kendine geldiğin de ayrı bir gerçek 
Kahvaltı masasında tostunu hiç bitmesini istemezmiş gibi dudaklarının kenarında gezdiren, tosta kıymetli eşya muamelesi edip daha çok bakınmayı tercih eden kızın başını beklerken ( Kiiiii beklemezsem yemiyor, sağa sola saklıyor alçak! :))) ) beynimde şimşekler çakıp, iki kaşım birbirine yaklaşırken, aklımdan “al şunu elinden, iki lokmada yut” diye kendime zarar bir fikir geçerken, açıldım valla :)))
Bende hayatla ilgili bir hız sorunu var. Ben birlikte koşar adım olmasa da bekleme yapmadan ilerleyelim istiyorum, ağırdan alanlarla, kendini kasanlar hızımı düşürüyor  Sonra ben de daralıyorum, her şeyi yapmaktan, planlamaktan, başarmak zorunda olmaktan yoruluyorum  Erteliyorum, biriktiriyorum… sonra da altında eziliyorum. desem belki biraz ağır kaçar ama bunalıyorum uygundur 
“Yaşamak zor iş” diye kestirip atmakta istemem ama “hayatı birbirimize 
kolaylaştırmak ” konusunda ısrarcıyım. Eeeeeeey insanlar birbirinize iyi bakın, dünya fani, ölüm ani, etmeyin, eylemeyin, az biraz kendinize gelin, içinizi, dışınızı dinleyin:) Bekleme yapmayalım, birbirimize yardımcı olalım, zamanı da iyi kullanmak gerek, yaşamda ki gitti mi gelmeyen tek şey.
Deniz havası iyi gelecek diye bir ihtimalim var  Bugün olmadı, en geç yarın bir denize bakmalı, üstünde dolanmalı, ada gibi bir yerlere demir atmalı :)))
Hadi olacak, hadi günaydın 

24 Mayıs 2014

“İnsan bir yerde doğdu mu oralı olmuyor, o zamanlı oluyor daha çok. Memleketi o zaman oluyor. Doğduğumuz büyüdüğümüz şehirdeki bütün değişimleri hüzünle kaydetmemizin nedeni bu. Hüzünlenmek için illa somut bir yıkıma da gerek yok. “Eskiden bu okulun kapısı paslıydı ne güzel” diye üzüldüğüm de oldu. Konu, doğduğumuz yerin mazisi olunca asla vazgeçemeyeceğimiz takıntılar var çünkü. Renkler var, sesler var, kokular var, binlerce ıvır zıvır var. İnsan zamanı durdurmak istediği yere aittir.” hikayem paramparça / EMRAH SERBES
Öyle hem zaman en çok huzur bulduğumuz yerde dursun, hem de geçsin isteriz. Bana kalsa en çok zamanla zorumuz var 
Üstünden yirmi yıldan fazla geçti ama vapurdan inen kalabalığın içinde uzaktan bile hemen tanıdım. Onca sene içinde belki yirmi kere aklıma gelmedi. Hiç değişmediği için değil, değişen yerlerine karşın aynı kalan yerlerinden tanıdım, duruşu, yürüyüşü,etrafa bakınışı… zamana hiiiiiiç yenik düşmeyen yanlarımız var. Gerçek bildiklerimizi bize unutturmayan ip uçları var. Hafıza dediğimiz şey, kilitli kutu Kapak az biraz aralandı mı, koşarak gün ışığına çıkmaya çalışan parçalar var. Bir bakıyorsun, bir elbise renginden, bir kalabalığa karışıyorsun, ardından aklına çok güldüğün bir cümle geliyor, unuttum sandığın biri teferruatla gözünün önünde 
“hatırla, hatırla” diye ısrar ediyor, bir kahve kokusu, bir tost kokusu, yarısı içilmiş bir çay bardağı, kenarından taşmış, kül tablası, sıkışık bir kahvehane, sıra ” bende mi ?” diye soran bir zorla dördüncü, birbirine karışmış teksir kağıtları, okul yolu, mahalle girişi, sana zor gelenler, unuttum zannedip de geçip gittiğini düşündüğün heeeeeeeeeer şey yeni boyanmış, yağlı boya tablolar gibi kokusuyla, canlı rengiyle duvarlar boyunca sıra sıra çıkıp geliyor, sonra da o resimler canlanıyor. Şaşırıyorsun ,” unutmamışım” diye kendini taktir ediyorsun. Aslında unutmanın mümkün olmadığı zamanları hep kayıt ediyoruz da, işimize gelmediği için unutmuş gibi yapıyoruz.
Tıpkı yaşadığımız son günler gibi, elbette geçecek, bitecek ama sandıkta yeri baki kalacak.

26 Mayıs 2014

Tablet evde benim telefonum gibi  Arada soluklanmak istediğimde bi açar bakarım. Bir iki satır okurum, bi el candy atarım. Genelde devamlı açık, devamlı haber taşır bana, hatta arada dedikoducu kadınlar gibi bile hissederim  “Bi bakim, kim ne yapmış, ülkemin başına yeni bir şey gelmiş mi” diye yazsam da ben “sadece belgesel izliyorum” diyenlerden değilim, heeeeeeer şeylere bakar, sonuna kadar da okurum :)))
Bir mola vermiş koltukta oturmuş, sosyal medyaya her türlü bakınırken, sallanmaya başladım. Yer altımdan gidip geliyor, avize de de ritmik hareketler var. çocuklarla aynı odadayız. Önce sesimi çıkarmadım, baktım bitmiyor, “Deprem oluyor ” dedim. Biraz sessiz kaldık, sonra üçümüz de kapı kirişin altına toplandık. O kadar belirsiz ve o kadar çaresiz bir durum ki  Bu sefer korktum, hem de çok korktum. Ölümü kabul ettim, vaktine saatine hazırım inşallah da. Çocukları kaybetmekten, enkaz altında kalmaktan… daha bir sürü şeyden korktum. Aslında sokaktan çığlıklar gelince kötü oldum, her şey için bir an yetiyor. Plan program uygulamasına bile zamanın olmuyor. Bir anın içine sığabilecek kadar kısa zamanlara sığabilecek şeyler hayatımızı kökten değiştirebiliyor.
İşte böyle bir hale bir kez daha şahit olmuşken, hayat tarifi imkansız kadar kısa olabilecekken, yazılı yazısız her kanunun uygulanamayacağı durumlar illa ki varken, biraz esnemek, biraz daha anlayışlı olabilmek, bölünmektense birleşmenin güzelliğinin farkına varabilmek, iyi olacak her şeyin iyi olması için gayret 
edebilecekken… elimizde olanların aklımızda da olması için çaba sarfedelim :)) Lüüüüüüütfeeeeeeeeen  
Bu durumda son durum; “Yemişim pazartesiyi, kim korkar haftanın ilk gününden” diye bir kendimize bir enerji yükleyip, o yükle hemen başlıyoruz 
Hadi günaydın 

27 Mayıs 2014

Bildik duygular içinde yatakla vedalaştım  Kıza yolcu edip, oyunlarıma bir göz attım, yazsam mı yazmasam mı derkeeeen parmaklarım klavyede uçuşmaya başladı :))) (tabii ki de bana göre ) Hafta sonu oğlanın mezuniyet törenlerinden biri var. “Şekerim bu köklü okullarda mezuniyette kırk gün kırk gece gibi, iyi ki sınav varda hız kesiyorlar” diye bir sitem hakkım var :)) Bir kumkapı yaptılar, bu hafta okul bahçesinde resmi tören var, devir teslimli filan  Haziran ortası Abitur yapanllara Alman elçiliğinde bir tören var. Final Çırağan’da sırf öğrencilere. Bilet parasını 6 ay önce döviz üzerinden verdim. Takım elbiseyi Beymen’in outletinden aldım, ayakkabı, gömlek filan.. bilet parasını anca yakaladık :)) O derece yani, ama helal olsun kuzuma  Kravatı daha almadım, “kız arkadaşımın elbise renginden olacak” deyince oğlan hafifçe bir sallandım :)))) sonra hanım kızımız resim yolladı, artık fikir sahibiyim, bir ara halledicem. Aslında evde de iyi kravatlar var ama, bakıcaz artık, cümlesi ile gelecekteki kayın
valide fitilimi ateşledim :)))))
Bu arada yarın benim kayınvalidegiller geliyor  Seferberlik ilan etmedim ama genele bir çeki düzen verme durumu var. Kayınvalidelik önemli bir statü Geçmişte gençken, gelinken,” kıymayın gelinlere onlar size emanet derken”, bugün yine aynısı söylüyorum ve de ekliyorum; “Üzmeyin oğlan analarını, onlar o çocukları ne zorluklarla büyüttü” :))) Kökünün derinliği bilinmeyen, devamlı güncellenen bir konu bu gelin kaynana muhabbetleri. zamanında biz de de oldu ufak tefek. Eşim ne anası kılıklı ne de hanım köylü olmayınca genişleme fırsatı bulamadı  Şimdi hem 
öksüz hem de yetimken, kayınvalide ile kayınpeder sanki gerçek babam annem Biz yılları iyi değerlendirdik.
Şu üç günlük dünyada ille de “benim dediğim, benim istediğim gibi olsun” yapanlara yazıklar olsun, acıyorum onlara, kin ve intikam planları ile yazık ediyorlar tekrarı olmayan günlere. Netice de “el oğlu, el kızı” ama kader birlikte yazdıysa, gençlerde birbirini sevdiyse bize anlayış ve yol göstermek düşer  Seveceğiz gelinleri, damatları ortak şarkımız var “Aynı güzeli sevdik, ikimizin bu yara” :)) Herkesin kendi hatasını yapma hakkı var. Uyarmak görevimiz ama “ben demiştim” de demeyeceğiz.
Aaaay işte böyle, her şeyin hayırlısı, ben de kalkıp bir iki cam sileyimde yağmur yağsın bari :))))

31 Mayıs 2014

İki yağmur arasında mezuniyeti hallettik. Liseyi bitiren çocuklar hanesine küçük oğlanla birlikte bir çentik daha attık 🙂 Güzel şeyler, çocukların mezuniyetleri, evlenmeleri, torun torba halleri 🙂 Ömrümüz yeterse adım adım yoldayız. “Günler gelip geçiyor” çoooook klasik bir cümle ama öyle. Kimini unutuyoruz, kimini unutmak istiyoruz, özlemlerimiz var, endişelerimiz var, yapabileceklerimiz var, elimizden kayanlar, elimizden gelmeyenler…daha bir sürü şey var da bunların içinde en güzellerinden biri çocuklar 🙂

 

 

 

 

HAL-İ PÜR MELALİMDİR


10277173_10203092857536089_1484431084550151002_n   Nisan kılıklı haziran ayının her an sel tarafından alınabilecek çarşambasında evimden sesleniyorum 🙂 Duyun beni ! diye bir durum da yok ama yinede kendi kendimle bir fasıl konuşasım var. Nereden başlasam ki… “Yazı yazmak bir noktada yazanın okurları karşısında soyunmasıdır” der hocam Müge İplikçi. Eğer kendini, bildiğini yazıyorsan iplerini koparamıyorsun. Yazının içine abartı ya da yalan katmak olmuyor, yani bende olmuyor. En güzeli kurgulamak,  anlattıklarının arasına ara ara kendini katmak, satırların arasına saklanmak, sadece tahminlerde kalmak… bu da edebiyat oluyor 🙂 Hem herkes bilsin, hem de kimseler görmesin 🙂 soyunmak da zaman ve tecrübe isteyen bir şey. Yüzleşemediğin iç hallerini şakır şakır yazamıyorsun. Ama zamanla oluyor işte. Ben de soyunmaya niyet edenlerden ama parça parça gidenlerdenim 🙂 En çok ruh halleri dikkatimi çekiyor, iyi bir gözlemci olduğuma dair etrafta dedikodular var 🙂 İnsan bence dünyanın ta kendisi, hatta iç içe geçmiş matruşka dünyaların sahibi 🙂 Dilden bir cümle çıkıyor, gözlerde başka mana, hal ve hareket de ayrı bir ima… ayıkla ayıklayabilirsen. Pek de ayıkladığımızı düşünmüyorum. Sözü esas kabul edip geçiyoruz, zamanımız yok, canımızı sıkmaya niyetimiz yok, nasılsa insan çok. Sonuçta hep kırılmaya müsait, diken üstünde ilişkiler içindeyiz çoğumuz. Çok da karamsar olmayalım 🙂 Bir miktar daha nesli tükenmeye yüz tutmuşlardan var. Adaletin yok denecek kadar az olduğu hayatta, hakkını arayamayan, hukuktan faydalanamayan bir sürü insan var. Şekerim, şu kalori hesabında bile adalet yok. Tanrı her güzelliğin arkasına bir ceza koymuş sanki. Bir lokmada tükettiğin yasak, bir anlık gaflet, nefsine yenik düşmek… bile insanda onarılması zor tahribatlar yapıyor 🙂 Yemesi saniyeler sürerken, telafisi saatlere yayılıyor 🙂 Kaç adımda kaç kalori, yüzsem mi ? Yürüsem mi? diğer öğünlerden kesmek ise seni midenle baş başa bırakıyor, için ezilirken, ruhun utanç içinde. Hem kendine hesap veriyorsun, hem diyetisyene, hem de diyete başladığını bilen eşe dosta. Toplum olarak zayıflama işine girişenlere verdiğimiz tek destek “Bi kereden bi şi olmaz” , “Rejim yapacak günü mü buldun ?”, “Şimdi ye, evde yemezsin”, “Niye ya, sen iyisin”… türünden yoldan çıkmasına sebep olacak muhabbetler. Halbuki yaşamak  bir ağaç misali, hem bir orman gibi kalabalık, hem de hür ve özgürcesine 🙂 Orman bölümü genelde tamamda 🙂 Hür ve özgür olmak zor iş. Her hürriyetin, her özgürlüğün en az bir düşmanı var. Halbuki birbirimize destek olsak, “onu yeme bunu ye ” yapmasak, diyete başlayanı listesi ile baş başa bıraksak, olacak da olmuyor. Bizim toplumda herkes her şeyden az az olduğu için tam olamadığımız gibi, tamlanacaklara da düşmanlık besliyoruz. Uzun sözün kısası, bugün de diyet yara aldı. Daha üçüncü gününde iki kere sarsıldı 😦 Öğlen yemekte ekmek yerine kibrit kutusu kadar su böreği,ara öğünde iki yemek kaşığı sütlü tatlı,  liste dışı. Onları masumlaştırmak için bir saate yakın yüründü, akşam yemeği;  bir kase yoğurt, domates salatalık, iki adet grisini oldu. Ruhlar huzursuz, vicdan rahatsız. Kendime verdiğim sözü tutamadığıma mı, yarın yediklerimi nasıl yazacağıma mı,  yatana kadar su ile nasıl idare edeceğime mi ,yanayım bilmiyorum 😦 Ama umudu kesmedik, diyeti terk etmedik, illa ki olacak. O derece de kararlıyım :)))) Şimdi ev halkını başıma toplayıp “Bu kadar bezelyeyi ne yapacağız ” diyen kızıma dediğim gibi “Küçük yeşil toplardan kendimize bir dünya yaratacağız” :))) Bir bitkisel terapi ile hayata döneceğiz mecbur,bu sayede buzluğa kış için bezelye de atmış olacağız. Zaten vazgeçmedim ki, sadece şartlarda bir gevşeme oldu, illa ki telafisi var.

NEREYE KADAR ?


10369730_10203101367988845_8430270174456862046_n

 

Fotoların konu ile ilgisi olmuyor 🙂 Onları sevdiğim insanlar, sevdikleri yerleri çektikleri için, biz de gönül gözü ile sevelim diye ekliyorum. Bu işi iyi yapan arkadaşlarım var, paylaşmama da izin veriyorlar 🙂 Daha çok Özgül Karadeniz’den faydalanıyorum. Ellerine, gözüne, gönlüne sağlık arkadaşımın 🙂

Sabah aralanmış kutu kapağının arasından kırmızı pabuçlarımı gördüm. Aslında yeni onlar, giyip çıkarıp kutusuna koyuyorum 🙂 Malım kıymetlidir. Ne de olsa kıtlık görmüş dedelerin nenelerin torunlarıyız.Kırmızıya hep meylim vardır ama ayakkabı olarak giymeye evlendikten sonra başladım. Bir hikayesi var tabii ki de, beni yaşama döndürme, ayaklarımın üstüne dikme hikayesi 🙂

New york’a gelin olunca peşine gelen hamilelik, doğum, eşimin uzun çalışma saatleri, yalnızlık, tepeden tırnağa her şeye özlem… derken bıraktım kendimi ama ne kadar bıraktığımın farkında olmadan. Çocuğa bakıyorum, ev işi yapıyorum ki yapılacak iş de yok sayılır, hiç bir şey tozlanmıyor, ev dağılmıyor, gelen giden ara sıra, yapacak iş bile yok. Çocuk da daha aylarda yiyor, içiyor, uyuyor, arada bir gülücük, bir agucuk hepsi o kadar. Tv lerde ilgimi çeken bir şey yok, kitap okuyacak kadar dilim yok, olsa bile beni avutacak gibi değil. Yakınlarda bir Mall var oraya gidip dolaşıp geliyorum, onda da bir aksilik oluyor, servisi kaçırırsak, dönemiyoruz, alengirli telefonlardan eşimi ara sonra da gelmesini bekle filan sinir olup dönüyorum.

Hayatım renkli, canlı, hızlı ve de kalabalık iken birden tek düze olunca uyum sağlayamadım. Bir mutluluk çeşit çeşit yiyecekte var 🙂 Orası da hazır gıdanın cenneti zaten, lezzet yok çoğunda amaaaaaaaa albenisi var. Biz de mecbur alıyoruz ve tüketiyoruz, hatta ziyan olmasın diye oğlanın kalan yemeklerini de yiyorum, eşimin tabağında kalanları da tabii .Üst baş da hak getire, orada ne giysen, nasıl giysen oluyor. Kimse kimseye dönüp bakmıyor bile. Kilo da alınca beli lastikli eşofmanlar, kotlar, bol bol tişörtler, ayakta terlikler saç baş karışık, boyasız… kısaca komple bakımsız. Artık ne halde dolaşıyorsam, komşunun dikkatini bile çekmiş. Garden Apt. dedikleri bir sitede oturuyoruz, iki katlı, uzun uzun bloklar, kimse kimseyi görmüyor gibi, bir sabah, bir akşam, bir de çamaşır makinelerinin orada insan oluyor, o da merhaba, merhaba. Benim gibi evde oturan da sayılı . Sol köşedeki evin giriş katında çocuk bakan bir kadın var. Arada balkonda çocukla ikisini görüyorum, muhabbet yok, selamlaşıp geçiyoruz.

Bir sabah oğlanı arabaya koydum, sitede dolaşacağız, kadın beni çağırdı, biraz sohbet ettik, Lübnanlı imiş, torununa bakıyormuş, yakından uzaktakinden daha genç, hoş sohbet 🙂 Sonra çıkardı bana iki poşet verdi. İçinde kıyafetler var. “Bunları giyebilirsin, ya da giy”  bir şey dedi ama hatırlamıyorum. şok oldum, kelimeler boğazıma düğümlendi. O kadar üzüldüm ki anlatamam. Yine de kibarca teşekkür ettim, hemen eve geri döndüm, Ağlaya ağlaya attım kendimi içeri. Bir yandan da poşetlerin içine bakıyorum. Bir kaç çeşit kıyafet ve kırmızı babetler çıktı. o hale gelmişim ki, giyinsin diye kıyafet vermek ihtiyacı hissetmiş insanlar. En son alış verişimi Nişantaşından yapmışım, çoraplarım bile oradan :),kürklerim, ziynet eşyalarım, o zamanın modası deri takımlar, ipekler, angoralar, marka ayakkabılar… her şeyim var ama ben yokum 😦

Eşimi aradım hemen, anlattım, eşyaları yeniden poşetledim. Bir tek kırmızı pabuçları ayırdım. Ertesi gün onları eşim, uzak muhitteki bir toplama kutusuna attı. O gün kendimi toplamaya karar verdim, bir daha kaybetmemek için de kırmızı pabuçları ara sıra giydim, çok zaman da seyrettim.

Nereye kadar ? Birinin seni yoldan çevireceği ana kadar 🙂 Ben olayı; Kesinlikle kızgınlıkla yorumlamadım. Hatta beni izleyen, bana yardım etmeyi isteyen birinin varlığından mutluluk , kendimi o kadar bırakmış olmaktan utanç duydum. Hayat dış etkenlere endekslendiğinde sekteye uğruyor. Birinin varlığına bel bağlamak ya da her zaman yardımcı olacak birilerini bulmak… gibi şeyler insanı kendinden uzaklaştırıyor. Kendi varlığını unutup, onların yokluğu ile kahroluyorsun.

Severim kırmızı pabuçları 🙂 Biri beni izliyor hissini uyandırıyor bende, sonra yaşama dönme isteği veriyor, bir bakıma sihirli de sayılır, onları giyince, yürüyorum, geçiyorum, geçiyor…

 

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑