Mart Ortası Günlükleri


1501691_10202211896192606_765280923_n

12 Mart 2014

Kendimi bildim bileli sözde demokratik bir ülkeyiz, hatırlamaktan utandığımız bir 12 martımız vardı, bir tane daha oldu. Olayları yatıştırması gereken devlet diye bilirdim, provokatör de olabileceğiniz gördüm, Nekrofil yakıştırmasını nereye koyacağımı henüz bilemedim, desem yalan olur, bu kelimeyi herkes bilmez, bilenler bir yerden bildikleri için kullanmışlardır, diye kendimi teselli ettim.Nasıl bir kin, nasıl bir nefret, nasıl besleniyor oraları henüz geçemedim. Savcılıktan, tahliyeye geçişde arada atlanan bir bölüm var, aslında tüm çark edişlerde atlanan bir geçiş bölümü var, özür gibi, açıklama gibi… onlardan da bir haber yok, Model ez, geç, arkana bakmadan yürü, güç sende modeli. Bu tanıdık bir model, hatta bu modeli kullananlar için “yataklarında ölmezler” derler…

13 Mart

Bir ooooof çeksem karşı ki dağlar yıkılsa ya da atın beni denizlere, yalan dünya size kalsın, sonra da batsın bu dünya hallerindeyim mi acaba ? Kiiiiii şarkılara takılmış klasik bunalım halimdir. Daraldım yeminlen. Ben kiiiiiiiii yetmişlerde seksenlerde genç olmuş, kaosun her türlüsünü görmüş, geçirmiş, bizzat içinde yaşamış biri olarak bugünlere çoooooooooook üzgün gözlerle bakıyorum. Ölüyor gençler, çocuklar, polisler, askerler, sağdan, soldan, orta yoldan gidenler , hatta yerinde durup seyir edenler  “Seni sevmek ibadettir” diyenler, ve onların “Beni sevmeyen ölsüüüüüüün” diyen lideri “Beraber yürürlerken bu yolları” cesetleri çiğneyerek, ah alarak,”benden sonrası tufan” mantığı ile ilerlerken, karşı taraflar da kısır döngü, yok bir bangır bangır geliş, bir dayatma bir direnme yok. Özet hesap kitap işleri, bu siyasetciler demek hep yedekleme desteği ile çalışmışlar, kendileri bulaşırken bulaşanları da kayıt etmişler. Gerçek bir lidere ihtiyaç var, inandığını inandıracak gerçek, doğru dürüst. Aaaaaaah aaaaaaaaah bu memleket “Mazot 1 tl olacak” diyen Uzan’ ı bile yüzde sekizlere dokuzlara taşıdı.Kamplara bölünüyoruz, ayrılıyoruz, dağılıyoruz 

Yurdum böyleyken evde karışık. Çünküüüüüüüü kızın veli toplantısından geldim. Değişen gelişen bir şey yok tabii ki de çelişen şeyler var  Yarın annemin duası var, gelir gelmez açtım yemek sayfalarını, döktürüyorum  , malzemeleri, hunharca doğrarken, parçalarken, hırsla karıştırırken “Sakin ol şampiyon” diye kendime tempo tutuyorum. Valla da sakinim kızı ağız tadıyla bile haşlamadım. “Toplantı hakkında konuşmuyorum,durum bildiğin gibi, ek bilgi yok, ne yaptıysan o” diye bir cümle kurup yüz ifademle de destekledim, hepsi bu kadar, ders çalışıyor, ne kadar gider bilmem Yaptığım tüm gülücüklerin karşılığı asabi gülüşlerdir, yanlış anlaşılmasın, henüz tam olarak “hunilik” olmadım 

Yarına un helvası kavuruyorum, iki saattir, kısık ateşte. Dinlenince güzel oluyor. Bir ocağın başına, bir bilgisayarın başına gidip geliyorum, radyo dinliyorum, gelip geçerken tv ye bakıyorum, ayrıca telefona, kapıya da bakıyorum, her yere herkesten hızlı koşuyorum, en az üç dört saatlik daha sıkı işim var, sonrada sızıp kalmak istiyorum, “Her şey bir rüya olsa, unutarak uyansam” tarzı bir uyku dileğim… Bu arada dua öğle yemekli, Edirne tarafında işi olan varsa, geçerken uğrasın 

16 Mart

Bir pazar gününü diğer günlerden ayıran özellik kayıtlara tatil günü olarak geçmesidir amaaaaaaa kime göre, neye göre tatil orası karışık  Bana göre uzuuuuun zamandır , tatil özelliği taşımıyor, çamaşır, bulaşık, yemek, temizlik, ütü… gibi asli görevlerimden en az üçü yakamı bırakmaz 
Fırında tahinli, cevizili kek, ocakta yemek var, makineler bir tur çalıştı bile, bir miktar kahvaltı halledildi...” Tatil benim de hakkım” bazı kimselerden uzak bir cümle Çocuklarım büyüdü, eşim de huysuz biri değil, pazarları hiiiiiiiiiç bir şey yapmasam olur ama genlerde, hizmet ve bir miktar hizmetçi ruhu var  Neyse ki
genç kuşaklara azalarak geçiyor :))
Eskiden “Hak değirmende olur”, “Hakkımı ver hakkı”, “Hakkı bir erkek adı”… şimdi bana iğrenç gelen, esprileri yapmış ve gülmüşlüğüm var  Demek ki eskiden alınıp verilecek bir hak varmış. Şimdiler de hak, hukuk, adalet, sevgi, saygı… el ele giderek uzaklaşıyor. Toplu yokluk günleri artık günler  Herkes işine gelen tek kaynaktan besleniyor, at gözlükleri ile bakıyor, kendini güncellemeyi istemiyor. Duyduklarına ya hemen inanıyor, ya da asla inanmıyor. Oysa ki her şeyde bir yanılma payı, farklı bakış açısı vardır. Üç gündür, sağdan, soldan OSLO Görüşmelerini okuyorum. Her türlü kaynaktan,” neler oluyor, hayatta, okuduğum her şey gerçek olmasa” diye bir türkü var dilimde…
Şaaaane bir pazar olmasını dilerim, herkes için gönülden isterim  Olacak gibi değil sanki, olduğu kadarından mutluluk payı çıkarın, hadi bi gayret, GÜNAYDIN 

18 Mart 2014

“Bir insan her zaman hikaye anlatıcısıdır. Kendi hikayeleriyle ve başkalarının hikayeleriyle çevrili yaşar, başına gelen her şeyi onlar aracılıyla görür ve hayatını anlatıyormuş gibi yaşamaya çalışır.” JEAN- PAUL SARTRE

Hikaye ve masal ; Benzer yanları da var, farkları da. En belirgin ayrılık bence, masallarda olabildiğince abartı var, hikayelerin ayakları yere basar. Hayata masallarla başlıyoruHepimizin kulaklarında kurtlar, kuzular, devler, canavarlar, her şeyi iyilikle yapan küçük adamlar, kötü krallara, kraliçelere galip gelen kahramanlar … var. “Bir varmış, bir yokmuş” diye başlar masallar.En başından şüphelidir ya, anlamaz çocuklar  Bir büyük kucağında, yanak yanağa, anlatıcının sesiyle gidebildiği kadar uzaklara… göz kapakları yenik düşer uykulara. Bi de hep aynı başlayan masalın değişik versiyonları olur ki, anlar çocuklar da tadını çıkarmak için ilginin, sıcaklığın inanmış gibi yapar ya da itiraz eder “Dün anlattığın böyle değil di” Benim klasik cevabım “Sıkılmayın diye, değiştirdim” :)))

Kardeşimle aram az olunca, dayım ablası gurbetlerde bunalmasın diye getirmiş beni, İstanbul’a Mecidiyeköy’de iki katlı konak, dedem, anneannem sağ, dayılarım bekar, teyzem genç kız, gelen giden misafirin haddi hesabı yok, ev de emanet bir küçük kız. El bebek, gül bebek :)) İlk masallar dayımdan Nur içinde yatsın, beni uyutmak için, kucağına alır, koklaya koklaya severdi. Belki ondan kalmıştır. Hiiiiç öpmem bebekleri, hep kokuları ile severim. Sonu iyilikle biten, sevgi temalı, içinden kurt, ayı geçen masallar dinledim  Çocuklarıma da çooook anlattım, sonra bir zaman geldi okudum :)) Her yaz elimden geçen yeğenimin, çirkin ördek masalından etkilendiğini hiiiiiiiiç unutmam. “Annesi ona dit dit demiş” diye gözleri dolu dolu tekrar ederdi :))) Belki de çalışan anne sendromu idi, bilemeyiz 

Aaaaaaah hayat hep masal gibi  İnanılmazları inanılır kılan olaylar. Aynısı, benzeri tekrar tekrar yaşananlar, en kötüsü de dinlediğimizi unutup, tekrar tekrar inandığımız masallar. Herkes için geçerli değil ama, bazıları hep aynı yerde kalıyor, aynı masalın içinde, aynı yerde, ne masal bitebiliyor, ne sonu değişiyor. Halbuki gözümün içine baka baka geçen bir zaman var. Sorgulanabilir, ders alınabilir, ileriye dönük mukayese edilebilir…

Karışık, kalabalık bir hafta benimki  Yapılacak işler, okunacak öyküler, yazılacak ödevler, gidilecek yerler, daha önce verilmiş tutulacak sözler, finalin de de YGS sınavı var. İyi bir zamanlama ile, biraz çaba biraz gayretle, başarılı olacağım inşallah.” Bak iki günü geçti bile” dedim kendi kendime  Bu haftanın planları arasında gidilecek bir film, alınacak hediyeler de vardı. İçine bir de öğlen yemeği ekledim, kendimi hepsini kapsayan bir AVM ye attım. Üç parça çocuk eşyasını iyi bir mağazadan iyi bir fiyata alıp sevindim. Mağaza arkalarındaki seri sonları, tek kalmışlar favorimdir, iyi fiyata yakalarım :)) Kıza da uygun bir parça, filmden sonra oğlana sınav tişörtü (Sarı olacak :))))) ) diye içimden geçirip , yemeğimi yedim, Ferhan Özpetek filmine biletimi aldım. Gün ortası, eli mendilli kadınlar matinesi, ortalarına doğru, gözüm, burnum akmaya başladı. Hikayen var, hikayesi olan var, karşılaştığınızda örtüşen yanlar var. Koro yapmadık ama ben iyice bir savruldum. Sonuç ; Kimse kimsenin işlerini üstlenmeyecek, kimseyi sonuna kadar himaye edemeyiz, hamilikten bıkınca da burnundan getirmememliyiz. Her şeyin sahibi olmak, her şeyi yönetmek, dur şu da olsun, bunu da yapayım deeeeeeeeerkeeen hiç umulmadık bir yerden bir darbe geliyor ve her şeyi yarım bırakmak zorunda kalıyorsun  Tat almayı, keyfini çıkarmayı ertelediğimiz her şeyde aklımız kalarak gidiyoruz 

Okuldan geldiğinde çantanın dibinde bulduğu Browni’ye ne kadar sevindiğini anlatan kızın sesinde mutluluk, sınava hazırlanan oğlanın hediyeye sevinip yanağına kondurduğu öpücükte mutluluk, evindeki huzurda, Her sene sana festival bileti alan Lale kartlı arkadaşın 35 yılı kapsayan dostluğunda .. küçük şeylerde, izi kocaman kalan her şeyde… diye tekrar düşündürdü beni içinden evlilik, aşk, aldatma,orta yaş krizleri, büyüyen gençler, aile hayatı, gündelik sıkıntılar ve acı geçen film 

Üç parçaya verdiğim paradan daha çoğunu vererek İlhan Selçuk’a kirli sarı bir tişört aldım, ekonomik olmadı ama helal olsun oğluma 

19 Mart 2014

Bugünleri nasıl unutacağız, hafızamızdan silinmesine ömrümüz yetecek mi acaba ? Tapeler, yazılı, sesli, hem yazılı, hem sesli kayıtlar… yağıyor. Artkadaşlar maden bulmuş gibi paylaşıyor :)) Değerlendirirken küçük dilimize, elimize, ayağımıza, büyük dilimize hakim olmak için gayret sarf ediyoruz  Açıklamalar ayrı komik, “Bu konuşmaların tamamını benim yaptığımı düşünerek incinen iyi niyetli kardeşlerim” diyen, bu saatlerde dava açmış olması gereken devrik bakan acep, birazını yaptım demek istemiş midir ? Dolar 1.92 geçmez diyenler 2.22 olunca utanmış mıdırlar ? sorulara cevap vermek yerine karalamaya devam eden, mesaisi mikrofon başında geçen Başbakan’ın rüyadan uyanmasını ne engelliyor :))
Yanarım yanarım geziyi anlamayanlara yanarım. Oraya kimse kimseyi çağırmadı, herkes kendiliğinden gitti. Hergün bir sürü mesaj geliyor telefonlara, ilgili ilgisiz herkese, şuraya gelin, buraya gelin, otobüs kalkacak diye, Başabakan’ın Beylikdüzü’ n de konuştuğu alanın yarısı dolmuş, bizzat gidip bakanlar var, ben dağılıp otobüslere binenleri gördüm. Tv de görenler nerede bu alan büyük alan diye soruyor :))
Fezlekeler mecliste, içeriği çoooook gizli. Ankara semalarında “Ankara’yı Gezi’ye yedirmeyiz” diye pankart açmış helikopter uçuyor,” bu şehirde benden habersiz kuş uçmaz” diyen İ.Melih” görmedim, bir hayranım yapmış olabilir” diyor :)))))
Her şey hem komik, hem gerçek, hem de iğrenç :((
Günden güne “Her şey daha güzel olacak” demek zorlaşıyor, neredeyse “Eskisi gibi olsun yeter”e razı olacağız. Ne hallere geldik, hiç aklımızdan geçmeyen partilere sempatizan etti bizi durum 

20 Mart 2014

Akşamdan hissetmedim, sokaklar yaz gecesi gibiydi. Sabaha yakın yakın cama vuran damlaların sesini duydum ama rüzgardır, rüyadır dedim  Sonra kalkınca baktım ki yağmur yağıyor, hızlı yavaş arası, sessiz sakin sokaklarda yalnız kendi dolaşır gibi, yollara, ağaç dallarına, evlerin camlarına… dokuna dokuna ulaşır gibi. Sevindim yağmura  Ne çok şey öğrenmişim küçükken, aklıma duası geldi; “Allahım, dağlara taşlara, nehirlere göllere, ekili olan toprağa, ihtiyacı olan yerlere hayırlı rahmet ver” 
Yazılan, okunan, seyir edilen, konuşulan, duyulan… her şeyde kara çalınmış haller var. “kardeşler gündüz kavga edermiş, gece tüfeklerini aynı yere çatarmış” derdi Saraylı Eşref hanım. Güya hepimiz kardeşiz, ama tüfekler gece gündüz elimizde, üzülüyorum, merhamet ile vicdanın yok olan değerler arasına karışmasına, üzülüyorum yüzünün derisi kalın olup da utanmayan insanların yaptıklarına, üzülüyorum çocuklarım adına, onlara sunduğumuz dünyayı ellerimizle her şekilde kirletmiş olmaktan utanç duyuyorum  Şakalar bile gerçek gibi anlaşılıyor artık, gerçek, şaka birbirine, şaşırmak tarihe karıştı.Hepsi bu kadar değil,yazdıkça yazarım  özeti ; Dardayız, başımız belada 
İlkbaharın resmi başlangıcı olan bu günde, eşitlenen gündüz ve gecede, iç sesim ;”Bu bir fırsattır, kendini, gördüklerini, bildiklerini hesaba çek, hem sen hem de herkes Küçük dilekler büyük mutluluklara sebep olsun.” diyor ama bir yandan da ekliyor, “Tek başına olmaz ki”, hemen başka bir ses itiraz ediyor “Ama yalnız değilsin ki”
İnanmak istiyorum, iyi insanların varlığına, yalnız olmadığıma, baharın bir başlangıç olduğuna, yaşamadığım, gelecek güzel günlerin çokluğuna…

 

Reklamlar

Mart Başı Günlükleri


1978690_10202535115232880_879045529_n

 

01 Mart 2014

Salak ağaçları çiçeklenmiş  Kızın kreşe gittiği zamanlardı, birlikte bir yere gidiyoruz, canım sıkkın, trafik var, hatta sinirliyim bile ama nedenini hatırlamıyorum. Kız da arka koltukta, şarkı, türkü, kendi kendine eğleniyor  Yol boyunca gördüğü ağaçları işaret edip “bunlar ne ağacı ne” diye sordu. Ben de düğmeye basılmış gibi saydırmaya başladım “Bunlar salak ağacı, her sene aynı olayı yaşarlar, azıcık güneş görsünler, tedbirsizce açarlar, arkasına gelen soğuklarda donarlar, hiç de akıllanmazlar, aynı tuzaklara, aynı şekilde yakalanırlar…”  Sonra aradan bir zaman geçti. Kreşte arkadaşlarını bilgilendirmiş. Hepsi çok şaşırmış :))) Anlatınca hem utandım, hem üzüldüm, hem de güldüm. On senedir , aklımızda doğrusu, dilimizde yakıştırılanı aynen devam :)))

Böyle işte, bazı şeyleri silemiyoruz. Bazı şeyler hayatımızda çooooooook yer tutuyor. Bazı tercihler, bazı nedenler, bazı kimseler, bazı işler… hep biri diğerine üstün gelir, ayrılır, üstünde durulur, akılda tutulur 

Şu sıralar hayatımda bazı kitaplar, bazı filmler, bazı şarkılar… var :))) Sayıları artsın istiyorum. Her biri ile ayrı ayrı seyahat ediyorum. Başka dünyalar, oralara ait insanlar, ucundan köşesinden bildik, tanıdık olaylar…

İsimler değişiyor  Kursların adı atölye oldu  Tatil bitti, okuma yazma atölyesinin ikinci bölümü bugün başlıyor  Devam, devam…” bazı” başlıklı dosyaya yapılacak ekler var. 

02 Mart 2014

Kesin sabah insanıyım  Gün aydınlanmadan ama aaaaaaaz sonra aydınlanacakken ayakta olmayı seviyorum. Her gün güne başlarken farklı bir şeyler olduğunu hissetmek hoşuma gidiyor. Kimse bana gülümsemeden ben gülümsemeye başlıyorum yeni bir güne daha başlayacağım için. Bu hep böyle idi, böyle kalmasını da dilerim :))

Geceyi de seviyorum aslında  Belli bir saatten sonra ıssızlaştı sanılan ama içi hikaye dolu olan geceleri :)) İnsanın zihninin en çok açıldığı saatler var ya onları. Hani aklımıza bir sürü şey hücum eder ya, hani biz onlardan eeeeeeeeeen yürek dağlayanını seçeriz ya, gülünecek olana ağlarız, ağlanacak olana güleriz :)) sonra da onları rüyalara havale eder gider yatarız :))

Hem gündüz insanı, hem de gecelere sevdalı olunca uyku biraz problem oluyor tabii ki de :))) Ona da bir yer buluyoruz , bir arada :)))))

Uyandığım saatlere, kahvaltı telaşına göre düşünürsek bana heeeeeer gün pazartesi :))) Evin annesi olmadan da evin kızı idim bir zamanlar. Üstüme gönüllü vazifedir kahvaltılar :)) Eskiden kırmızı ojem varsa tüm hane halkı bilirdi benim bulaşık yıkamayacağımı :)) Şimdi ise kahvaltı set halinde :)) Hazırla, yedir içir, topla :))) Seviyorum, severek yapıyorum 

Oğlan evden çıkmadan, uyanıklara bir fasıl  Çayla bir küçük kurabiye, ya da ince bir dilim kek, ev işi. Oğlanın tabağında mantarlı, sosisli omlet, bir orta boy kabuklu haşlanmış, dumanı üstünde patates, ortadan yarılmış, bir parça tereyağı ile rendelenmiş kaşar içinde kaynaşmakta :)) yanına bir iki dilim ekmek, akşamdan kalma olunca isterse kızarabilir ,ekmek durumu ikram anında sorulacak, kendisine çayla beraber tepsi içinde sunulacak :))) Spor kanallarına bakarken, el yordamı ile yesin diye … 

Hadisiz, desteksiz bir pazar, yıkılacaksa yıkılsın, yığılacaksa yığılsın, bırakın bu pazar bilmediğiniz bir halde yeni bileceğiniz gibi kalsın  Pazartesine saklayalım enerjimizi ya da harcayalım, nasıl isterseniz, yarın duruma bir daha bakarız  Mutfakla salon arasında gide gele yazdım, düzeltmeler yok, olmasın da nasıl hissettiysek öyle kalsın modeli ile şaaaaaaaane pazarlar…

03 Mart 2014

Bulutlar güneşle savaşta  Bugünlük gönlüm yağmur bulutlarından yana. Dışarıda işlerim de var ama, ihtiyaca binaen :)) Bir pazartesi sabahında, gökyüzünde kara bulutlar trafiği varken, kulağım radyoda, haberler içimi karartırken, zorla havalandırdığım umut kuşlarına alçağın biri hatta birileri nişan alıp ha vurdu, ha vuracakken… Beyaz bir sayfa açmak nasıl bir yalandır, nasıl inanılır diye düşünesim geldi.

Olabilse güzel olur  Beyaz bir sayfa ile yeniden başlamak amaaaaa alt yapı bırakmaz insanı. Evet, unutuyoruz ama bizi on ikiden vuranları değil  İsimleri, kaldırdığımız eşyaların yerlerini, verdiğimiz sözleri… bizi karıştırırken, ortalığa ses vereceğimiz şeyleri, paylaşarak hatırlayacaklarımızı unutuyoruz :))) Bunlar için beyaz sayfaya gerek yok ki :))) Son yıllarda yaşı seksenlerde takılı kalan, Komşum Halime Teyzem, gelince hep unutmaktan, hatırlayamamaktan şikayet eder, ilaçlarının yerlerini, duaların isimlerini… benim çözeceğim her şeyi unutarak yanıma gelir :))) Amaaaaaa babasının onu okula göndermediğini, öğretmene söylediklerini, kardeşinin kitaplarına bakıp bakıp içlendiğini, çoooooooook yıllar sonra okuyup yazabildiğini, çocuklarının hepsinin doktor, mühendis olması için dikiş dikerek, nasıl çalıştığını, kucağında can veren kocasını… hiiiiiiiiiç unutmaz. Tekrar, tekrar renkleri ile anlatır bana  Halime Teyze beyaz sayfa açsa ne olur ? Hayatına yön veren her şey sayfasına ya kenar süsü olur ya da giriş cümlesi Şunları, bunları silmek isterim, silecem derken bile tekrara düşer hatırlarız.

Öyle işte, sayfa açmaya kalkmadan, eski sayfalara katlanmayı, kendimizle barışmayı, “af ettim seni” diyebilmeyi başarmalıyız. “Af ettim seni” derken tonlama serbest :))))

Pazartesi, pazartesidir :)) Gider ve gelir. Ayrımcılık yapmadan, seçmeden, ayırmadan sevmeli haftanın günlerini, unutmamalı bizi geren ne salılar, ne perşembeler vardır geride kalan günlerimizde. Tatil dönüşleri hırpalar insanı, unuturuz, işi, trafiği, okulu… Yeni işe başladığımda her pazartesi tepemde dikilen bir patronum vardı. Şimdi genç dediğim yaşlarda :)) Arada daraldığımda, “Aaaaaay bu yüzünüzün hali ne böyle, hafta sonunda ne yaptınız kendinize, aynaya bakmadınız mı bu sabah..” der kayıp gençliğinin peşinde dolanan patronu Taksim’e dolaşmaya yollardım. O zamanlar temiz hava bulmak zor değildi 

Uzatmışız, daha da uzatmadan, GÜNAYDIN ve de gönlünüze göre haftalar …  

04 Mart 2014

Bir yanım sal kendini derken, bir yanım hafif hafif frene dokunuyor :)) Sinirli sayılmaz, pek de gergin denemez, agresif olmaya müsait ama saldırılmazsa saldırmayacak bir halim var :))) Okuduklarıma, gördüklerime, bildiklerime… canım sıkılyor, canım Böyle de bir şarkı vardı di mi ? 

Bu yıldan itibaren ÖSS soruları sınav sonrası açıklanmayacakmış,noktalı virgül dil bilgisinden kalkmış,gruba yeni katılan edebiyat öğretmeni söyledi, dün AKP den bir bayan Belediye başkanı ve Meclis üyesi bilmem kimin selamı var diye aradı, Sarıgül vatandaş yumruklamış, metro çıkışındaki adam gazeteyi “Paşaları aldılar, hırsızları saldılar” diye bağırarak satıyor, intihar eden bir anne oğul hikayesi okudum, maalesef gerçek, sonra aklıma askerde intihar eden arkadaşım geldi, sonra düşündüm ki bazı kurumlara eleman alınırken, aranan şartlarda “psikopat olması şarttır, birinci derecesi tercih sebebidir ” diye yazar mı ? “Dünya günden güne kötüleşiyor” diye cümleler kuranlar hep eskiler, eskiler yeniye uymadığı için mi, yoksa daha çok bilip, tecrübeleri olduğu için mi ?

Oğlum artık daha çok evde ya ders çalışıyor ya da acıkıyor :))) Dün ona makinede kahve yapmasını öğrettim. “Kaç yaşına geldim, hala dolu fincan taşıyamıyorum. Teknik olarak nerde hata yapıyorum, Ayşenim” Beni güldüren şu basit cümlede ne çooooooook şey var, bakmasını bilirsen :)) Kendini bilme, kabul etme, kendini geliştirme ve düzeltme isteği, bi de itiraf … Bu cümleler gibi basit ve yalın olabilecek bir hayat zorla kafa karıştırılacak şekle sokuluyor… Bir sürü şey için üzgünüm…

05 Mart 2014

Ertelediğim, yapmaktan kaçındığım, “Zamanım yok” diye salladığım işler var Çiçeklere su vermek, bahar bakımı yapmak ( ki sayısı 3-5), kuşlara yiyecek koymak, Bu ikisini aslında ara ara yapıyorum  , delik çorapları dikmek, aranacak bir iki kişiye hatır gönül için bir “alo” demek, çamaşır dolabını düzeltmek, verilecek kıyafetleri ayırmak, kütüphaneye bir el atmak… yazarken, okurken yoran ama benim için çok zaman almayacak işler. Yapasım gelmiyor  ” Zaman bulamıyorum” dersem yalan. 24 saat bir gün için her şeye yetecek bir zaman. Rahmetli annem “Nifilikten yapmıyorsun” derdi böyle durumlara. “Nifi” bizim memleket lisanından, anlamı tam olarak açıklanamayan amaaaaaa duyulduğunda bilenler tarafından anlaşılan :)))) Böyle kelimelerimiz, cümlelerimiz var bizim. Anlayacak insan sayısı “yok” a doğru hızla ilerlediğinden kullanmıyoruz 
Uykumu aldım ve uyandım  Hemen aklıma bu yapılacaklar geldi fakaaaaat uygunsuz zaman diye bir kez daha salladım. Çooooooook öncelerden kızıma “Sevgili Salak Günlük” diye bir kitap almıştım. Birden aklıma geldi, içinde yazanlar tahmin ettiğiniz gibi :))) Ben de sonlara yaklaşan, hatta çok yakınında duran günlüğüme günlük yazımı yazmak için oturdum.

Her yer karanlık, her yer sessiz, insanlar son derin uykularda saatlerin zilleri birazdan çalmaya başlar. Koca bir güne başlamak için kısa süre verilmiş başlangıçlar başlar. Evi en fazla yarım saat içinde terk ederiz, gerisi heeeeeep işim var kapsamında ta ki yatağa tekrar dönene kadar. Hayat uyudum, uyandım arasında geçiyor. Kendim uyanmışım ama zihnim uyanmamış demek ki :)))) Aklımda yazacak bir sürü şey var dersem, bu sabahın ilk yalanı olabilir, güne ilk olarak kendime söylediğim yalanla başlarsam, zati kendisi yalan olan bu dünyanın yeni bir gününden ne hayır gelir ki  Yalanlar, yalanlar … bir dönemde böyle mi anılacak, yoksa her dönem böyleydi de bu sefer dozu mu kaçtı ? 

Okuduğum kitaplar günlük masalların yanında ağır kalıyor, olanları hafif gırgıra alan gazete yazıları iyi bir kalemden çıkınca hem gülümsetiyor, hem de bilgilendiriyor. Selahattin Duman Hürriyete gelmiş, spor yazarı diye ama hepsinden karma yapar. Dün başladı, “Seyrek bıyıklı, asabi şahsiyet” diye birinden bahsediyor, tanıdık sanki :)))))

Burada kaldım, yazdıklarımla bir süre bakıştık kiiiiii hiiiiiiç sevmem bu takılmaları :)))) Hadi günaydın 

06 Mart 2014

Veeeee son cemrede bugün düşüyor, bahar geldiiiii :)) Gerçi kışın bir takım soğuk şakalar yapması mümkün ama bilemiyoruz, gökyüzünün halleri eski haller değil artık Güneş yavaş yavaş yükselmeye başladı, penceremden seyire ara ara devam :)) Renklendi gökyüzü, bulutları bir kovalayan, heeeeer gün, heeeer gece, heeeeer sabah bu işlere bakanlar var. Kuş sesleri zayıf kalıyor, bir gün konacak ağaç bulamayacaklar, konacakları yerlerde de jiletli tellerle karşılaşacaklar. Bu kuş düşmanlığı da yeni çıktı. Bir yandan sokaktaki kedi köpek, pırıl pırıl oldu :))) her yan hazır mamalar, sular  Bir yanda kuşlara uçmasın konmasın diye tuzaklar 

Boğaza yolum tekrar düştü  Bir durak önce inip yürüyorum. Manzara iç açıcı değil. Bir yanda yükselen binalar, öte yanda kıyı boyu sıra sıra tekneler ve katmanlaşmış pislikler. “Herkes evinin önünü temiz tutsa, sokaklar tertemiz olur.” diye öğrendik, herkes teknesinin etrafını temizlese, kıyılarda biraz adam olur mu diye sordum kendi kendime, insan kendi pisliğini de seyretmekten rahatsız olmuyor demekki.

Dün yeni kitaplarım geldi; İyi İnsan Bulmak Zor- Flannery O’Connor, Franny ve Zooey- J.D.Salinger, Elmalar Diyarı- John Cheever, İt Kopuk Takımı-Jennifer Egan. Alice Munro’nun Bazı Kadınlar’ı nı yeni bitirdim. Kadın hikayeleri hep güzel olur  Kadın dünyasının sınırları yok bence :)) Her konu da, yıllar önce 12 ihanet öyküsü okumuştum da ağzım açık kalmıştı :))) Şimdi bile örnekler çoğalmasına rağmen aralık sayılır :)))))))

Okumak, okuyarak iç dünyaları dolanmak, oralarda bildiklerime rastlamak, bilmediklerimi öğrenmek, şaşırmak, “olabilir valla” tepkileri ile gülümsemek hoşuma gidiyor, aldıklarımı okuyorum, araya hafif kitaplarda katıyorum, bazılarını okumak uzun sürüyor, bazıları hüüüüüüüüp diye içimize çektiklerimizden. Son aldıklarımı haftaya cumartesine bitirmem gerek ” Elmalar Diyarı” ile dün akşamdan başladım , ara sıcak için elimde Yalçın Tosun’dan “Dokunma Dersleri” var :))

İşte böyle  Kendimiz içinde bir şeyler yaparak, başkaları için yaptığımız ufak şeylerden büyük mutluluklar alarak, umutlarımızı muhafaza ederek, kızmadan, küsmeden, başkalarından beklemeden, sabrı işin içine katarak, bakış açımızı değişebilir kılarak … yeni bir güne günaydın :))

07 Mart 2014

Ara duraktan bindiler, kapıya uzaktım ama kız hemen gözüme çarptı. Saçları yandan ayrılmış, bir gözünü tamamen, bir gözününde çoğunu örtmüş olunca uzaktan uzağa ilk aklıma gelen Emo mu acaba dedim. Hani saçlarına gözlerine doğru şekil yapan akımdan. Körüğün oraya gelince baktım montun sağ kolu boşta sallanıyor, sağ göz, sağ kol zayi  Saçlar beline kadar, boylu boslu, hani dalyan gibi dediğimiz genç kızlardan, Bir üzüldüm, bir utandım ön yargımdan. Yanındaki babası imiş. Hemen önlerinde yer boşaldı oturdular, karşı karşıya geldik. Başımı öne eğdim, sağlığı sıhhati yerinde olup da olmadık pireleri deve yapanları düşündüm, kendi halime şükür ettim. Gözüm babanın ayakkabılarına takıldı. Yanları delik, arkası ezik. Bakarım; insanların ayakkabılarına, ellerine, yüz ifadelerine, gözlerinin parlama derecesine… Dillerden önce haller konuşur, cümlelere yalan yanlış karışa bilir amaaaaaaa onları inkar eden ya da tamamlayan başka şeyleri başka yerlerde görürüz…

Devletin önemli vergi gelirlerindendir, kaynaktan kesilen, peşin ödenen vergiler. Para eline gelmeden şak diye kesilir, ya da alış verişinde vergiyi malını kullanmadan ödersin. Bu paralarla maaşlarını ödediğimiz adamlardan biri çıkıp da “Günaha girme özgürlüğü” n den bahsedince, valla ben ne diyeceğimi şaşırdım, nutkum tutuldu. Halkın ayağında ayakkabı yokken, belki o kız bir kaza geçirdi, belki çocuk işçi bir şey patladı, Halktan alınan halka geri dönemezken, dönen dolaplar, tapeler, sesler, resimler… kepazeliğin son perdesi dediğimizin ertesi günü yeni bir perde açılıyor…

Taaaaaaa ciğerden sevdiğim, taşına toprağına kurban olduğum vatanım haramilerin elinden bir türlü kurtulamadı. “Zavallı koyun sürüsü ! Çobanı da o besler, çoban köpeğini de, kurdu da! ” Demiş Cenap Şahabettin

Bir kez kesişen doğrular paralel sayılmazlar. Kızıma okuldan dün tablet vermişler, kutusundaki reklam paralel yapıdan  Bu tabletlerde hangi eğitim verilecek ki ? Hazırlık dahil üniversitenin üçünde okuyan genç Avrupa Birliği’n de ki ülkeleri sayarken Amerika diyor. Bu olanlara, bu gördüklerime, bu duyduklarıma (kiiiiiiiii birinci ağızdan bir haber var daha hazm edemedim, yazacak durumda değilim  ) ölene kadar ooooooooooooooof çeksem kifayet etmez.

Bugüne başlamak sınırsız hadi ister gibi  Hadi sağlığımız yerinde ,hadi sürüden değiliz çok şükür, hadi bunlar da geçecek daha öncesinde benzerlerini tüm dünyada gördük, hadi günaydın, hadi yarına amacından saptırılmış, eğlence ve alış verişle taçlandırılmış “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” var , hadi benim de bu sabah çok yazasım ama bir o kadar da çok işim var 

08 Mart 2014

“Kurşun gibi ağır” dedikleri bu hava olabilir. Nemli, tek renkli, bıkkın, bezgin, kuş uçmaz, kervanlar da bu hava da çıkmaz :))) dedirten cinsten. Dünya Emekçi Kadınlar günü’n de yıllardan bir çok şeye emek veren bir kadın olarak, hava ile bağlantı kurmadan, kendi renklerimle boyanarak, güne başladım :))) Cümleten günaaaaaaydııııı 

Çamaşırları renklerine göre ayırınca içim ısındı :))))), gök kuşağı gibi de değil, mevsimsel olarak koyu renkler ağırlıkta amaaaaa gözümü aradaki kırmızılara, yeşillere yoğunlaştırdım. Aldığım enerji ile, ilk parti için düğmeye baştım ve mutfağa uzandım. Sabah keyfine çikolatalı süt :)) dolaptan yeşil yaldızlı, elde yıkanan kupalardan çıkardım, beyazı koyu kahve ile buluşturup, dumanı üstünde servis yaptım  Endorfin de tamam :)))) Çay ocakta, ağır ağır dem alırken, aklımdan kahvaltı hazırlıkları geçerken, bir ara ki şu ara :)) attım kendimi masa başına, aklıma gelenlerle, aklımdan geçenleri buluşturup başladım yazmaya, çekirdek ailemin evde olan uyanmış olan kısmı, gün içinde vereceğim her türlü emek için hazır, tv de “Kuşçu” diye bir yerli film var. Kafa karıştıran cinsten :)))))))

Bir yanım bu huzurlu ortamı karıştır diyor kiiiiiii “Günaha girme özgürlüğü” ile hiç bir ilgisi yok, başla banyo hallerinden, kirli sepetinin üstüne yığılanlardan, sağ da solda bırakılan yarı dolu bardaklardan, bir türlü çiftleşemeyen çoraplardan, gir şarkıya, bağla ardı ardına, çal söyle… :)) Bir yanımda hafta sonu bulaşma kimseye, her zaman olan şeyler, söylenip de yapacağına, söylenmeden yap kiiiiiii bununda “Kölelik ve sürü” ile bağlantısı yok. Sevdiğim için, sevdiklerimin hayatını kolaylaştırmak için yapıyorum desem olur ama o zaman da İ.Melih Gökçek ile aynı fikirde oluyorum, olamaz, bu da olmaz :)) Yapıyorum işte, amaaaa arada kendimi aşıyorum. Dün yatak takımlarını değiştirdim. Oğlana kırmızı üstüne alışverişe giden kız desenli bir takım, kiiiiiii kızın takımıdır :))) Kıza da çarşaf, yastık, nevresim tamamen farklı bir kombin yapıp serdim. Kimsenin çıtı çıkmadı :)) Demek ki neymiş, hayatı kendine dar eden benmişim :)) İlla ki şekilcilik, şekle uygunluk, konu bütünlüğü, giriş, gelişme, sonuç, kurallar, kanunlar… bunlar bana hayatı dar eden başlıklar :))) Halbuki bizler “Bir kereden bir şey olmaz” ların ışık tuttuğu, açıklama sayıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Anayasamız bile bir kere delindi, bi şi olmadı :)))))))))))))))) di mi ? Bir de tövbe tutmayan bi şi vardı, tövbe tutmaz, üç buçuk atar, kalkar , güvenmezsen bir işe kalkamazsın… filan neydi tam çıkaramadım :))))

Dağılmak ve dağıtmak üzereyken toplanayım :)) Herkesin başka türlü anladığı, ama aslında işçi emekçi kadınlardan bahseden, dünyayı parmakları üzerinde çeviren (kiiiiiiiiii bu konuda hiiiiiiiiç mütavazi olamam :))) ), duygu yüklü, pratik çözümlü, aslında anlaşılabilir de anlamamazlıktan gelinen, temeli eş, ana, bacı, şiddet gördüğü erkekleri doğuran , tüm isteği EŞİTLİK ve ÖZGÜRLÜK olan cümle kadınların kadınlar günü kutlu olsun    

09 Mart 2014

Hali-pür mealimdir :)))

Hayal gücüm sınırlı sanırdım amaaaaaaa dünden beri hava ile , yol ile ilgili bir yığın hayali proje geliştirdim. Eh fena da değilim :))) Kızın hazırlanma süresi uzun olduğu için kıyafeti akşamdan hallettik. Giyip giyip geldi, “Olmamış, Bizimle değilsin ” diye kaç kez geri gönderdiğimi hatırlamıyorum :)) En son evet dediğimde yarı uykulu idim. Neye evet dediğimi az sonra görecem. Bu arada jet bir kahvaltı hazırladım. Oğlana notlar yazdım :)) Yazımı yazıp, ben de koşturmalara katılıcam aaaaaaaaaaaz sonra :))

İnsana deli miyim ? akıllı mıyım ? Yoksa İstanbul’a sevdalı mıyım ? dedirten karanlık bir pazar sabahında rota Haydarpaşa Garı’nın merdivenleri sonrası Kadıköy civarı. Böyle havalarda katılım çok şaşırtıcı olabiliyor. Garın hikayesi kii benden :)) kiliseler, opera binası, camisi, çeşmesi, yol boyu dizi dizi gezginlerle bir etkinlik daha diyorum, başka da bir şey diyemiyorum, saate karşı yarışım var :))) Hem ruhumuzu, hem de bedenimizi hasta etmeyen bir pazar olsun diye de diledim, Pollyanna ruhumu biraz daha yükselterek, enerji dolu bir de Güüüüüüüüüüüüünaaaaaaaaaaaydın dedim

10 Mart 2014

Bir çırpıda olumsuz 10 şey sayabilirim  Günlerden pazartesi, hava soğuk, ıslak, hasta olmaya yakın bir halim var, ütü selesi boy atmış, yemek yapılacak, silme süpürmede ister, iki gündür hiiiiiç bir şey okumadım, ayak bileğim iyicene ağrıyor,gerginim Bunlar yoğun hissettiklerim. Bir de direnen yanım var 

Bu saydıkların nedir ki, hepsi de yapılacak işler, geçecek şeyler  Büyütmeyelim, çözüm üretelim. Bugün pazartesi , yarın salı, öbür gün çarşamba… böyle devam eder, ön yargılı olursak, yarın sallanır, öbür günü sel alır  Yapmadığın ya da ertelediğin heeeeeeeer şey peşindedir. Yap ve kurtul  Ağrıya, sızıya kesin istirahat, hatta “gezme bacım, senin evin yok mu? ” deyenlere kulak ver :))))) Gerginlik ise olacak, çocuk sınava hazırlanırken, görevi soru çözmek, seninki sorun çözmek :)) İkisi de yapana göre zor :))

Bak yazınca her şey kolaylaşıyor, şimdide yazdıklarını oku, sonrası “ha gayret” :))

Bir yıl boyunca her sabah, severek, isteyerek hallerimi yazdım. Hatta gelişme bile kaydettim :)) Yazdıklarımın altındaki beğenenler listesi kesinlikle göründüğü kadar değil  Güzel destekler, geri dönüşümler aldım. Bıraktım deyemem, bırakamam Amaaaaa kuralımız yok artık, günün her hangi bir saatinde,bazen her gününde, bazen ara sıra, bazı bazı…

Yazarken yazılanların yazıldığı gibi okunmadığını, yazanın da yazdığı gibi olmayacağını anladım. Tüm görünen, görünmeyen “Like” lara yorumlara gelişmeme katkılarından dolayı teşekkür ettim, sevgi ile sardım sarmaladım, bir buse ile taçlandırdım…

Hadi şaaaneee haftalar, hadi bahara bir adım var, hadi kuşlar konsun avuçlarımıza, müjdeci olanlardan…   

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑