OCAK SONU GÜNLÜKLERİ


1010601_10200783466002744_866036491_n

 

 

21 OCAK 2014

Bedenim rüzgara kapılmış hazan yaprağı gibi titrerken, içimde yaz günü orman yangınları yanarken, beyaz üstüne pembe elma yanaklar, kapağı kapalı gözlerin önünden geçen geçmiş kökenli bölük pörçük birbirine karışan renkli hatırlamalar TRT1 dizisi “Hanende Melek”, Seçil Heper başrolde, iki yada üç bölümlük, eser Sabahattin Ali’ nin çoğu kimse hatırlamıyor bile Udi Hırant’ı ilk orada gördüm, dinledim, “Hastayım yaşıyorum”, kendi eseri, kendi sesinden Biz de geçmişi beğenmeyen, heeeeeeeeeeeep ileriye bakıp da doğrular oralarda sanan bugünkü kuşaklardandık :)) Sonrasında anladık, tıpkı bugünkülerin çooooooooooooook sonra anlayacağı gibi, işte bu hallerde dün akşamdan gece yarısına 39-40 arası gidip geldim:(
Kızım başımda, yarım saatte bir ateşimi ölçerken, başıma buz koyup, gözlerimi, yanaklarımı öpüp öpüp “Sen annelerin en güzelisin” diye sessizce gözyaşı dökerken, abisine “sen git yat, sabah erken kalkıcan, ben annemi beklerim” diye ablalık yaparken, daha haber vermediğim annem kılıklı ablam, abim kılıklı da bir kardeşim varken, yetiştirdiğim çocuklar benim aynam ken, “Bi gelsen” demeden yanımda olması gerektiğini hisseden kocaman bir ailem, dostlarım, yakın arkadaşlarım… varken, sevgi bu kadar güzel, bu kadar da yoğun yaşanırken, daha ne kadar bu halde kalabilirim bilmiyorum Yeni bir nöbet kapıda sanırım, kahvaltıda tost makinesini bağrıma basıp bir an bütünleşmeyi diledim :))))) Belki yarın, belki öbür gün, belki de daha sonraki gün dönerim, tabii ki de yarın ilk tercihim :)))
Tutsak düşebiliriz, yanıp yanıp küle de dönebiliriz, amaaaaaa kul olmak yok fıtratımızda :)))) Tüm mikrop ( Bu kavramı az geniş tutalım :))) ) ve bakterilere karşı bu felsefe altında savaşımız var :)))
Hadi benden bi gayret, hadi sizden dua ve iyi dilek…

22 OCAK 2014

Elimi yüzümü yıkadım, saçlarımı taradım, toplayıp minik bir topuz yaptım  Dişlerimi fırçalayıp, kıyafetlerimi değiştirdim, artık kırmızı kareli polar sabahlıkla bütünleştim :)) Malum penceremi açtım, yağmur yağmış, hava bulutlu ama tepede ışıl ışıl parlayan tek bir yıldız var :)) Nedir, ne değildir diye merak etmedim, bu benim gibi gören herkesin “umut ışığıdır” , öyle hissettim. Temiz havada uzun uzun soluklandım, konvoy olmuş ağrı ilerleyen arabaları görünce, Kovboy’u hatırladım :)) 80 lerde yaz geldi mi hiç otobüs bulunmazdı, tatil hac mevsimi ile çakışınca, otobüsler hacca giderdi. İyi bir şoförün oldu mu o arabayı da bulur gelirdi.89 ağustos, kurban bayramı, Ege ye gidiyoruz, o zaman yollar bir gidiş bir geliş, en ağır kazalar yanlış sollamalar, ben de uykuyu otobüse bıraktım, her şatta uyuyacam :)) Kovboy’un mazi biraz karışık, vaktiyle bir yerden bir yere adam nakil edermiş, lakabı ordan kalmış :))) iyi şoför, canı sıkılıyor, beni de uyutmuyor, ikide bir ellerini bırakıp dönüp dönüp, “Ayşen hanım bak arkayı lunapark gibi yaptım, ip gibi dizildiler”:))) 
Trafiğin hakimi büyük arabalar, taksi kıvamında ilerleyen, yüklü kamyonlar, koca koca tırlar, otobüsler eskisi gibi değil, hız sınırına uyuyorlar.Ne çok insan geçiyor hayatımızdan, bir Kovboy aklıma geldi, peşine bir otobüs, bir otel dolusu insan sürükledi…
Sofu dedem “Kız doğduğunda göğe 9 sancak çekilir” derdi. Kız yetiştirmek zor ama, sorumluluk verip güvenmek zorundayız, devamlı koruyup kollayıp, göz önünde tutarak, kesin sınırlar çizerek bir yere gelemeyiz, istenince illaki bir yol bulunuyor, ben de sınırlı saatlerden epey çekmiş biriyim, yirmilerin ortasında daha fazla özgürlük için bir arkadaşımla ortak şirket kurdum, bir yandan defter tutup öte yandan tur götürmeye başladım. Normalde izin istesem gidemeyeceğim tatillere, dualarla yolcu edildim :)))))
Eda aklı başında, hoş kız, eğitimli, iş sahibi, iyi yetişmiş, ama akşam izinleri 21.30 a kadarmış. Anne ve babası dönüşünü cama yapışıp beklermiş :)) Buradan Halearkadaşıma sesleniyorum, izini biraz daha uzatalım, en iyisi 24.00 yapalım, balkabağına dönmeden dönsün eve :)))))) Son bölümü istek üstüne yazdım, Eda’ya destek olalım :))))
Mücadeleye devam, sabah daha iyi oluyorum, akşam beşten sonra ateşim çıkıyor, epey bir baygın yatıyorum  geçecek , ışığı gördüm…

23 OCAK 2014

Aaaaaaaaaaaaaakşamdan akşamaaaaaaaaaaa yüksek ateşin salladığı bünye bi gayretle, yoğun destekle, toparlanma yolunda, hala yorgun, hala bitkin, hala ağrılı sızılı,hala akşamları baygın amaaaaaaaaaaaaa hep umutlu, tutuyoruz hayatın bir ucundan :)))
“Ama ama böyle olmaz kiii, biraz çaba göstermelisin” diyen kızın ittirmesiyle, birazda içten gelmeyle yakalıyoruz , bir ucundan, bir köşesinden. Söz verdim iyileşince saçımın bir tutamına mavi, bir tutamına kırmızı attırıcam :)) önden, arkadan, yandan yeri bana kalmış :))))))
Duman ile Manga’ y la en çok da Türkan’la karaoke yaparken kapı çaldı  Ana kız “Kargoooooooooooooooo” diye koşuştuk :)) Tıpkı eski günlerdeki telefon sesine koşan annemle ben gibi  Annem açarsa, tanıdıksa, hal hatır eder, tanımıyorsa yedi ceddini sual eder, sonunda da karşıdakinin hiiiiiiiiiiiiiiç tanımadığı anasına babasına selam eder, sonrasında da ahize bana geçerdi. Utanmazdık annelerimizden, hepimizin ki öyle idi Aşina idik seslere, kulaklıkla korunmuyorduk henüz. Yoğurtçunun zili, bozacının sesi, bekçinin düdüğü, köşeye gelen Migros arabasının melodisi… geniş kapsamlı gelir yıllar sonra aklımıza 
Yılda bir kez Konya’dan etli ekmek kargosu gelir :)) Her sene kargo şirketini kiiiiiiiii hep aynı olur, Kademe kademe haşlarım,beni işaretlediler mi bilmem, teslim süresi 48 saattir diye hemen telefonuma mesaj geldi, “taciz etmeyin bir ara gelcez ” der gibi :)) İnternetten takip ediyorum ama kendime de söz verdim, bu hastalığın arasında kendimi germiyecem, uslu uslu bekliyecem diye  Bu arada iki kargomuz var, aynı şirketten biri kitap, tabii ki kitap önce geldi, dayanamadım adamı bir iki sorguladım, biliyorum ki aynı arabada, ısrarla yok dedi, neyse ki biri bir asönsörle inerken öteki öteki ile “bunu unutmuşuz” diye geldi. :)))) Kitaplar yarına kalsın, Konya kolisini anlatalım 
Biber salçası, kurumuş kabak (sarılacak olanlardan), Bozkır tahini, süzme yoğurt, Konya gevreği, dürümlük yufka ekmeği ( Hafif esmer un karıştırılmış, lastik gibi uzamayan, ağızda dağılandan), keşli börek veeeeeeeeeeeeee etli pide , içi evde hazırlanmış, odun fırınında iyicene pişmiş, incecik,ama kuru değil, hafif bir fırına girip çıkmayla, yanına bol salata ile ziyafet sofrasına bedel…Ellerine sağlık kayınvalidemin 
Aile çay bahçesi, Yekta Kopan okuyorum 

24 OCAK 2014

Veeeeeeeeeeeeeee bir karne sabahından tüm öğrenci velilerine,taze öğrencilere, bir vakit karne günleri yaşamış eski öğrencilere günaaaaaaaaaaydıııııııııın :))))
Günlerdir kiiii, notlar belli olduğundan beri, boynumda boğazımda dolanıyor, şapur şupur hallerinde :))) Belli ki sıkıntı var. “Dokuzuncu sınıf kolay değil, on beş tane ders var, hepsine yetişemiyor insan”, ” Şimdi çok çalıştım da yapamadım desem, yalan olur”, “Abim bu hafta gelmese iyi olurdu”, “Abimden korkuyorum, doğrudur ama ben adrenalin seviyorum, belki de ondan zayıfımdır”, “Hep iyi karneler görmüşsünüz, ben size farkı yaşatıyorum”, “son yazılıda soruyu yanlış anlamasaydım, doğru formül kullansaydım da, çok bi şi değişmezdi”… daha bunun gibi neler akşamdan beri gülmekten kırılıyoruz. Tabii kii de asabi :)) 
Çocuğunu tanıyan bir anne, kendini bilen bir çocuk olunca ortada suç yok, ihmal var, yapacak bir şey yok, illa ki bir meslek sahibi olsun diye kanımızın son damlasına kadar evcek savaşacağız :))) Şu anda serbest kıyafet seçimiyle ilgilenen, aaaaaz sonra tarafımdan eline harçlık verilerek “Çıkışta arkadaşların bir yere giderse sen de git, ama benim haberim olsun, çok da geç kalma, en geç okul çıkış gibi ev de ol” diye tembihlenerek yolcu edilecek kız için daima umut var  Bir gün olacak  
Aile çay bahçesi, güzel kitap, okudum bitti, içinden çooook bildik şey geçiyor, öneririm  Yeni kitap Ralf Rothmann’dan Deniz kenarında geyikler.
Kargonun dökümü ; Otomatik Portakal, A.Burgess, Sineklerin Tanrısı W.Golding, Dokuz Öykü J.D.Salinger, Fatih Harbiye Peyami safa, Bir de Baktım yoksun, Y.Kopan, Karı Koca Masalı, Ahmet Mithat, Tess, T. Hardy bir de Samuraylar Çağı diye Japon tarihi var o oğlanın :))) Bu arada daha önce bahsettiğim öykülerin bir kısmı mailimde dosya halinde var, meraklısına gönderirim :))
Haftanın son günü, şaaaneeee bir hafta sonu habercisi olması, sağlıklı insan grafiğinin hızla yükselmesi, heeeep iyilik , heeeep güzellik olması dileğiyle…. 

25 OCAK 2014

   Ankara’dan oğlum geldi 
Dün gündüz vaktinde malum karne, gece yarısı da malum abi geldi  Zil çaldığı anda kız da uyumaya gitti :))) Taraflar henüz karşılaşamadı :))))
Bir çok iyi, bir de orta hatta bir dersi ortanın altında olan karnelerimiz var  Abi ile benden başka henüz karşılaşan yok, sanırım hoş beşden sonra “Getirin bakalım karnelerinizi” bölümüne geçilecektir. Abide de öyle bir hava var kiiii, hani ben bile şöyle bir bakınıyorum, ben de de bir karne çıkar mı diye :)))))) Hiç bir çocuğumu diğerine ezdirmem amaaaaaa birbirlerinin iyiliği için gelişen olaylara da taraf tutup müdahale etmem, biz de hala 3Y var :)))) Karneden sonra sırada bilgisayar var :)) Benimki can çekerken nihayet bozuldu, bilir kişiyi bekledik, tabii ki de tamir için değil malum o mühendis :)))) 
Ne güzel şey, gecenin sessizliğinde, gurbetten gelen oğula bir yatak serip onun ucuna ilişip, uykunun gölgesinde açılıp koyulaşan bir sohbet  Sonra sabahında yine onu evde bulmak, çay demlemek, sevdiği yemekleri tek tek hatırlayıp, pişirmek için sıraya koymak, güzel şey boyunu geçen evlatların arasında kaybolmak, kokuları hep aynı diye aklından geçirmek…
Sayılı günlerimiz var, tatil bahanesiyle tekrar aile olabilmişken, heeeeeer anını değerlendirmek lazım, bu sebeple bana bir kaç gün müsade  Biraz daha çok karışıp kaynaşalım  Kalabalık dağılınca dönerim 

29 OCAK 2014

Üstünden baharın, yazın hiiiiiiç elini çekmediği, yağmurlu bir kış sabahından, hafta ortasından, içimden kuşlar geçerken… hoş bulduk ve de GÜÜÜÜÜÜNAAYYDIIIIIN 
Hayat değişiyor ve gelişiyor, biz bunun neresindeyiz diye sorsak: “Hayır, asla” dan uzak, çaresiz bir kabullenişten daha da uzak, değişmeye gelişmeye yatkın hisseder miyiz kendimizi ? hissetsek iyi olur :))) Öyle işte, dün biz çocuktuk, başka çocuklukların hikayelerini dinlerdik, bugün bizim çocuklarımız var ve onlara anlattığımız kendi hikayelerimiz… 
Tüm çabamız, üç yanlışın bir doğruyu götürdüğü sınavlara hazırlarken onları, hayatta bir yanlış çooooook doğru götürdüğü mesajını verebilmek 
Oğlum geldi ve gitti  Karne sorgusu iki gün aralıklı olarak sürdü, e-okul şifresi takip için alındı, nasihatler edildi, notlar bu hale nasıl gelmiş iyice araştırıldı :))) Bekleyip göreceğiz sonuçları  Alıştık, gidince üzüldüm, katlanmış pijamasına, çıkartdığı çoraplarına, su içtiği bardağa bakınca gözlerim doldu, her zamanki gibi doğru dürüst bir güle güle diyemedim, yutkunmaktan, kendimi tutmaktan ama sıkıca sarıldım, o anlamıştır :)) Hiiiiiç vedaların, kinlerin, dargınlıkların, küçük hesapların adamı değilim, olamadım, olamam da 
Hadi vedalar geçicidir, sevgiyle uğurladıklarımız sevgiyle döner, hadi hafta sonuna ne kaldı ki, hadi şu iki günlük dünyayı ömürlük sevelim, hadi kötüler de var ama iyilerin sayısı daha çok inanalım, hadi bir ucundan tutalım, hadi başlayalım… 

30 OCAK 2014

Ellerim portakal kokuyor  Çaya her uzandığımda burnuma çay kokusu ile birlikte geliyor. Kış kürüne devam,sıkma nar, portakal, limon… Annemin elleri de akşamları limon kokardı. Babam eczanede bir karışım yaptırmıştı. İşi bitince akşamları onu sürerdi ellerine… küçük çocukken yanıma yattığında ellerimi saçlarının arasından geçirirdim, yumuşacık saçları sabun kokardı. Güzel kadındı, akşamları üstünü değiştirir, topuklu terliklerini giyerdi, yüzüne sürdüğü bir kremi vardı, saçlarını at kuyruğu yapardı, üstünde “Made in France” yazan, bastırınca açılıp kapanan üstü fiyonklu tokası ile… O zamanlar kırklı yaşlardaydı. Heeeeeeep bildiğim kokulardan kokardı annem, başından çıkan son örtüyü poşetlere sarıp sakladım, kokusu gitmesin diye de bilirim ki ne arayıp bulabilirim ne de açıp kokusuna bakabilirim :((

Mezarlığa gittiğimde, basma namaz sabahlığı ile, başında yarım örtüsü ile, örtünün altından, kenarından gözüken saçları ile bir gençlik resminden bana bakar sanırım, hiiiiiiiç başımı yerden kaldıramam, hiç konuşamam, öylece tutuk orda kalırım, yüzünden korkmam ama unutmuş olmaktan, baktığımda yüzünün olmamasından korkarım…

Mutsuz değilim, şükür edecek çoooook şeyim var farkındayım, neşeli, yazarken güldüğüm satırları yazmayı daha çok seviyorum amaaaaaaaaa hüznün gölgesi her yere uzanıyor, hastalıkla, ayrılıkla, yaklaşan yıl dönümleri ile besleniyor kederim  Elinde değil, tutamıyorum kendimi, ben üzülürken bu satırları okuyan teyzem de üzülüyor, yandaki yeşil ışıktan harfleri birbirine karıştırarak bana hemen mesaj atıyor :))) Sonra ben ona telefon açıyorum, bir fasıl sesli ağlaşıyoruz :)) Sonra aklımıza komik bir şey geliyor, ağlarken gülüyoruz. Biliyorum bunları okuyup da üzülen annesizler, babasızlar var, onlarda sabah sabah gözü yaşlı oluyorlar  Şubatın sekizi de geçsin hep birlikte toparlanacağız, hem o zaman takvime göre kışın bitmesine de baharın gelmesine de az kalacak 

31 OCAK 2014

Hastalıklar, ayrılıklar, ölümler, dargınlıklar, ters giden işler… hayatın koyu renkleri. Sevinçler, bölüşülen mutlu anlar, kavuşmalar, göz yaşartan törenler… hayatın sıcak renkleri. Biz de bu renkler arasında gidip geliyoruz. Kah başkasının boyadığı renklerde, kah kendi boyadıklarımızla… renkler olmasa hayat tek düze sıkıcı kalırdı, renkten renge girerken, renklerin manaları ile gider gelirken, oyalanıyoruz işte…
Dün yine ateşlendim, yüzüm gözüm şiş, burnumun yanına doğru iltihap var, acıyor, ilaçlara yeniden başladık, hastalıktan dolayı mutsuzum diyebilirim ama demicem :)) Geçici bir şey, eninde sonunda iyi olacağım inşallah. Biraz yatıp, biraz kalkıp hayatın bir ucundan tutmam gerek, kara bulutlarımı başımın üstüne toplayıp da karardıkça kararamam  Hayatın herkes için zor yanları var, küçücük çocuklar sabahın karanlığında, ayazında mumyalanmış gibi sarılıp sarmalanıp anneleri babaları tarafından camları film kaplı minibüslere uzatılıyor  
Ateş, kırıklık, ilaçlar, ağrılar,sızılar… sizi geçici kabul ediyorum  Bir yerden, bir köşeden iç açıcı bir çıkış yakalayacağız :)))
Hadi bi gayret, hadi bunlarda geçecek, hadi karanlık bir günü aydınlatacak şeylerde vardır, hadi hafta sonu geldi, ocak ayı bitti, arkadaş paylaşmış içinde ben de varım “İlgilenin lan benim dertlerimle, bana iyi bakın” diye içimden geçirerek, en iyisi ben kendime iyi bakayım diye düşünüp gülerek :))… olacak, olacak, hadi bi gayret :))))

Reklamlar

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑