ŞUBAT ORTASI GÜNLÜKLERİ


75963_10202419545703714_1934631569_n

 

11 ŞUBAT 2014

Heeeeeeer sabah “Aaaay ne güzel yine sabah oldu, fırlayıp kalkmalı” diye kalkmıyorum, hatta çoooook sabah  Oğlum 06.40 da evden çıkıyor. Şu sıralar tam o çıkarken eğer hava güzelse gökyüzünün renkleri değişmeye başlıyor, önce tüm bulutlar kızarıyor, hani alı al moru mor, yüz halleri olur ya onlar gibi sonra kızıllık bir çizgiye taşınıyor, o çizgilerin, sabah kuşağı renklerinin arasından güneş salına salına bir kez daha doğuyor, bıkmadan, usanmadan, tekrar tekrar heeeeeeeeer gün  O zaman sayılı günleri olan bir insan olarak, aydınlanan bir günü karanlığa boğmaktan utanıyorum 

” Hayat kolay değil”, bu ilk öğrendiklerimizden, sonra kendimizi her şeye karşı korumayı öğreniyoruz. Bu arada sahiplenilmek de istiyoruz, taaaaaaaa çocukluktan kalma bir açlık bu, sevgi ve ilgi ihtiyacı ve de bunun belgelenmesi, bir türlü sevildiğimizden, sevdiğimizden emin olamıyoruz  Belki de bunlarla ilgili iyi örnekler görmediğimizden, konuyu bilmediğimizden. Ayaklarının üstünde durduğunu savunan insanlar bile an geliyor sevgi, aşk şemsiyesi altında dağılıyor. Konuyu toparlamayınca da arkasından bunalımlı, buhranlı ayrılıklar geliyor, sonrasında kabuklu kabuksuz, açık kapalı yaralar…

“SEVMEK” hayatın temel taşı, koşulsuz sevmek, boğmadan sevmek, avuçlarına hapsetmeden sevmek, severken paylaşabilmek, hesapsız kitapsız sevmek, tutkuya dönüştürmeden usul usul sevmek, terk edilmek korkusu olmadan sevmek, kuşku duymadan sevmek, sevdiğini af edebilmek,” sevildiğim kadar severim” demeden, birebir karşılık beklemeden… “SEVMEK” anayı babayı, eşi, çocuklarını, yanındaki kankanı, uzakta olanı, kırda açan çiçeği, okuduğun kitabı, seyir ettiğin filmi, dinlediğin müziği, arkadaşlarını, dostlarım dediklerini, doyasıya ağlayıp, doya doya gülmeyi, hatıranda yaşayanı, her gün gözünün önünde olanı…

Sorunlar bile hırsla yaklaşılmadığında, sevimli oluyor  Yeni kapılar açıyor Telefonum serviste ve nasıl olduysa SİM kartım tertemiz  Eski telefonuma taktım, içinde bir yığın Ahmet, Abdullah ve Ayşe var :))))) Daha önce birine ödünç vermiştim, onun kayıtları  Zihinsel problemi olduğunu düşündüğüm telefon geri geldiğinde içinde rehberim olmaya bilir :)) Cumadan beri her çalan telefonu “Sizin isminiz kimdi ? ” diye açıyorum. Nur topu gibi yeni bir rehberim olacak, işime yaramayanlar da otomatik silinecek  Canım sıkılırsa elimde arayabileceğim bir sürüüüüüü numara var :)))))))))))))))))

Hadi güneş aydınlattı dünyayı, aydınlanalım bizde, hadi en kolay şey sevmek tutmayalım kendimizi, hadi iliklerimize kadar GÜÜÜNAAAYDIIIIIIIIN, hadi her şey güzel olacak, hadi kuşlar konsun yollarımıza…   

12 ŞUBAT 2014

“Eski günler yok artık” , “Hiç bir şey eskisi gibi değil”… buna benzer cümleler var hayatımızda. Bedenimiz bu günlerde olsa da aklımız, kalbimiz eskilere gidip gidip geliyor Bugünden düne bakan bir penceremiz var . Bi koşu bakıp geliyoruz  Bu bakışlarda özlem, pişmanlık ve keşkeler var. İmkan olsa da ben geçmişin ne iyi günlerini ne de kötü günlerini tekrar ve telafi etmek istemem  Her an anında güzel. Yaşayacağız, kendimizce yapılabilecek olanları yapacağız, sonra da anılar hatıralar arasına katacağız. Aklımız dünde iken bugünü gerektiği gibi yaşayamayız. Olmuşla ölmüşün çaresi yok.

Aslında geçerken zamanın kıymetini bilmiyoruz. Gençlikte “Sürat felakettir” diye bir tabela yok. Heeeeer şeyi hızla tüketiyoruz. Başka tüketenleri görünce de aklımıza kendi harcadıklarımız geliyor. Sonrasında karmaşık duygular, bilgelik halleri… filan :))) Yapılacak bir şey. Süreç budur, herkes az çok benzer şekilde geçiyor, amaaaaa var ya ebeveynlerin bu süreci evlatlarında izlemesi gerçekten yürek istiyor,tuhaf fakat gitti gidiyor deeeeerken dayanıyor bu yürek :)))

Hadi bugün yarın dün olacak, tadını çıkaralım, hadi dönüş yok eskiye ,oralar çıkmaz sokak, hadi yüreklere kuvvet :)) , Hadi taaaaaaam hafta ortası, ömrümüzün tam neresi bilinmez, hadi bildiklerimiz bilmediklerimizin rehberi, hadi geçti geçiyor, bi gayret, hadi bi cesaret… 

13 ŞUBAT 2014

Biraz heyecanlı, biraz gergin, biraz da bir şeyim ama onu tam analiz edemedim :)) Sabah biraz daha erken kalktım, oğlanı ilk sınava yolcu ettim. Bugünkü Almanca, 6 ders saati kadar sürecekmiş. Böyle böyle üç hafta, her hafta iki sınav var.Sonra da sözlüler gelecek. Almanya’da üniversite okuma sınavları bunlar. Benim oğlum gitmeyi düşünmüyor ama belgenin elinde olmasına önem veriyor, gelecekteki cv si için.

Benim çocuklar yeterli zaman ayırtılarak büyütülmüş çocuklar, yaş aralığı itibari ile üst üste yığılma yok :))) Bu nedenle gözlerine baktım mı kitap gibi okurum onları. Endişeler, heyecanlar… beni de gerer  Mutlu olduklarını, mutluluk kaynaklarını bilirim, seslerini duyunca yüzlerini tahmin ederim. Benden bir şey saklayamazlar, eninde sonunda gönüllü anlatırlar  Bu sabah, oğlumun gözlerini okuduğum bir sabah, tüm emeklerin saatlerle mukayese edildiği bir sabah… o daha çooooooooook genç hayatında benim şahit olduğum ya da olamayacağım daha çok böyle sabahlar olacak 

Kendime bir yıl boyunca heeeeeer sabah düzenli günlük yazıcam diye söz vermiştim. Baktım Mart ortasına doğru bir yıl doluyor. Bu durumda sözün süresi dolunca düzenli yazmalardan düzensiz yazmalara geçeceğim :)) kendime ya da başkasına verdiğim sözleri mutlaka tutarım, biri benden bir şey istedi mi illa ki yapmanın yollarını ararım. Alışkanlıklara, rutine, kronikleşen heeeeeeeeer şeye karşıyım, illa ki renkler değişmeli :)))) Bu son sabah yazımdır diye veda yapmayacağım için aklınızda olsun dedim 

Hadi hayat matematik üstüne, içinden dört işlem geçer, hadi hayatta heeeeeeer şey sayı ile sıfırın bile yeri var, Hadi önümüzde sayılı sabah yazıları var , Hadi dünya dönüyor, günler geçiyor içinde biz de varız, kendimizi belli edelim, Hadi birbirimizin taaaaaaa gözlerinin içine bakarak, hadi gönülden koca bir parça halinde koparak, hadi sararak sarmalayarak… GÜNAYDIN 

 

14 ŞUBAT 2014

Biz içerideyken yağmur yağmış, eve dönerken de çiseliyordu  Çoooooook erken bir yaz gecesi gibiydi, ıhlamur, hanımeli kokuları aradı burnum, ağaç altında bir banka oturup, gecenin sessizliğinde aklıma gelen yaz gecelerini anmak istedim. Sanki biri bana anlatıyor da, hatırla hatırla diye ısrar ediyor, arada kare kare resimler ekleyerek, aklımı karma karışık ediyor, hepimize olur, arada geçmişi bir film tadında yarım yamalak hatırlarız, birden kendi filmimize bakasımız gelir 

İstanbul Müzik Festivali diye bir etkinlik vardı, sanırım haziran ayına denk gelirdi, sonra bir şeyle birleşti mi, bitti mi bilemiyorum. Ben mahalle çocuğuyum, Yakındaki okula giden, arkadaşları hem okuldan, hem de bir kaç apt ötede komşu olan, çocukların birbirine emanet edildiği, ailelerin birbirini bildiği o eskiiiiiii günlerdenim :(Rahmetli müzik öğretmeni hem komşu, hem hemşehri, hem lisede hocam, çocukları arkadaşım  Keman çalan, gitar dersi veren ince müzik zevki olan oğlu her yerden takviyeli kanka. Kızıltepe de karakolda 8 ay askerlik yaptı, tüm arkadaşları sırayla düzenli mektuplar yazdık ona destek olsun diye. “Er mektubu, görülmüştür” damgalı zarfın içini evcek okurduk  Sonunda bize Arif Susam’cı olarak döndü :))) Tiyatro, sinema biletlerini ben, konser biletlerini o alırdı. Açık havaya bir Azeri topluluk geldi, gittik, epeyce bir geç başladı, bir aksilik olmuş, seksenlerin ortası, açık hava Harbiye’nin oturma yerleri taş, o zamanlar gazeteler “Oku oku minder yap” diye satılıyor :))), ılık yaz gecesi, tıklım tıklım dolu, biz de genişçe bir grubuz. Esas aklımda kalan, solist kadın en sonunda kısacık bir konuşma yaptı ve “Karabağ benim vatanım” diye bir şarkı söyledi kiiiiiii hatırımda bir tek yaşattığı duygu kaldı, bu kadar mı hissederek, bu kadar mı içten gelerek, bu kadar mı yürekten söylenir, Hiç unutmam tepeden tırnağa hissederek dinledim  Bu ziyafetin bedeli Mköy’e yürüyerek dönüş oldu :)))

İşte böyle, severim duygularını yaşarmış gibi anlatabilenleri, anlatırken insanın ciğerine, burnunun direğine dokunabilenleri  Volkan Konak bu kategoride :)) İzlediğim ikinci konseri, Sunay Akın’la da güzel olmuş, Annemin söylediği “Bahçe duvarından aştım” türküsü de içimi ayrı bir coşturdu :))

Hadi hafta sonuna bir adım var, hadi iyi değil ama havada yalancı bahar var, Hadi 14 şubat abartılmasına karşıyım, kutlanmasına değil :)), Hadi sevgili geniş kapsamlı, dar alanda yokluk yaratmasın :)) , Hadi etrafta ciğerine, burnunun direğine dokunulacak illa ki birileri var, Hadi sevmekten kim usanır, Hadi sevgiyle taaaaaaa ciğerden bi GÜNAYDIN…        

15 ŞUBAT 2014

Arada oluyor, bir hatırlamaya başlayınca, bir iki gün devam ediyorum :)) Artık ne tetikliyorsa beni. Hatıralara sımsıkı sarılma, sarıp sarmalama gibi bir huyum yok, biraz vardı onu da bıraktım :))) Bir nesneye, bir şeye bakarak hatırlamaktansa hatırlamamayı tercih ederim  Hatıralar zihinde sis altında kalmış şehirler gibidir. Sis aralandıkca, biraz daha, biraz daha… diye diye ilerleriz.

80 ler hayatımın “en” leri ile dolu. Deli gençliğin tavan yaptığı yıllar, Özal’lı, Marbora’nın tombaladan kurtulduğu, döviz taşımanın suç olmaktan çıktığı, Doğu Blok’u nun çatırdayıp parçalandığı, saçların eline prize sokmuşsun gibi havalandığı :)))), boooooool tiyatrolu, sinemalı, konserli, buluşma yerleri Cafeli, ilişkiler yüz yüze ve düzeyli, sporcu şortları çooooook kısa :)), polis radyosu revaçta, kimse tv ye esir düşmemiş, Beyaz diziler gazete bayiinde, Taksim- Mköy arası tercihli yol, boynuzlu treleybüs hayatta, parçalı, seks filmleri Beyoğlu’n da, (Sinepop ile Alkazar festival filmleri göstermeye başlayınca tövbe ettiklerine inanamadık bir türlü :))))) ), diskoların gündüz seansları var, damsız almıyorlar :)) Boğaz da tavernalar, havada uçan peçeteler, Zorba’da kırılan tabaklar, Stardust’ın oralar da mı Esengül’ü vurdular, ya da Bergen mi idi ? ,kitapçılar iş yerlerini dolaşıyor, cilt cilt satılan ansiklopediler, ciltli, ayrıca bir kabı daha olan klasikler, çelik tencereler yeni, filtre kahveyi yurt dışından gelenler biliyor, Vatan Elmadağ’da küçük bir dükkan, Amstrat markasını satıyor, printer daktilo şeklinde, kağıdın adı sürekli form , Basic yeni yazılım dili, program satırları arasına “Go to …” diye yazmazsan ilerlemiyor, sonuna “Ent” koymakta şart :))), mevsimler yerli yerinde, kar, yağmur, güneş vaktinde, Migros arabadan, dükkana döndü, ilki Şişli’de, liselere, orta okullara sınav heyecanı yok, bütün okullar iyi, dershaneler bile sayılı, onlarda üniversite için, kızlı erkekli dolaşmalar amaaaaaaa kızlar gitmediği, gidemeyeceği yerler var  Benim Galatasaray-Tottenham maçına gitmediğim gibi :))), 31 sene olmuş Timur Selçuk ile Nüket Duru konser vereli, Konak sinemasında idi gittim :)) Beyaz giymişti ikisi de aklımda kalan; “Karantinalı Despina”, Şan henüz yanmamış, Sahneden yukarı doğru dikleşen yokuşta gibi koltuklar, yanlarda localar var, Sezen Aksu ilk kez havadan indi sahneye, ayakları yere değince çözdüler telini :)) Aklımda kalan; “Ünzile korkar gitmez, köyün en son çitine, inanır o sınırda dünyanın bittiğine” …

Şehrin sisi kalktı :)) Yine de hafif puslu bir hava var, güneş tam tepede parlayana kadar aralayıp, aralayıp, derine dalmadan bir bakış atıp dolaşacak gibiyim :))

Hadi hayatta tekrarlara gerek yok ama geçmişe ara ara bakmakta fayda var, hadi eskiyi analım ama bugünde olduğumuzu unutmayalım, hadi iyi hafta sonları… 

16 ŞUBAT 2014

Yağın iyicene kızması lazım ki ben biraz sıvı yağ biraz da tereyağ kullanıyorum. Çırptığım yumurtalara çok az da su ilave ediyorum, tavaya dökülünce yumurtanın hemen toplanmaya başlaması lazım, sonra tavayı eğerek ortadaki sıvıyı kenarlara tahliye edeceğiz kiiiii her yeri pişsin  yarısına kaşar peyniri koyuyorum, üstünü kapatıp alt üst pişiriyorum, kabarmış, parlak,nefis bir omlet oluyor, tuzu biberi yerken…  Bir mutfak yalanıdır, hiiiiiiiiç yağsız, yanmaz tavalarda yapılan omletler, olur olmasına da o çoooooooook lezzetli dediklerimizden olmaz :))

Yalanlar yalanlar; zararlı zararsız diye sınıflandırdığımız, inandığımız, inanılsın diye uğraş verdiğimiz, illa ki bir tarafın çıkarına dayanan, hayatın belki de taaa kendisi yalanlar… Sonra o yalanlarla yüzleşebilenler, cesaret edemeyip yalanı kat be kat artıranlar… heeeeeeeepsi hayatın içinden  Seçimler yaklaşıyor, kime oy vermeyeceğimiz belli ama verebileceklerimize de çoooooook inanamıyoruz. Susuzluğun olmayacağı yalan, geçen gün elim sudan çıkmadı, akşam bir baktım, tırnaklarımın kenarları kararmış, barajların dibini kullanıyoruz dedim  Yeşil alan artacakmış o da bir yalan, hangi alanlar kaldı ki, yeşillik gelecek nesillere, resimlerde, saksılarda. Ulaşımı şimdiye kadar çözen, rahatlatan olmadı, trilyonluk alt geçidi metrobüs için toprağın altına gömdüler, plansızlık yüzünden… çalmalar çırpmalar, ehline verilmeyen ihaleler… hepsinin içinde yalan. Doğrudan satışlar, kampanyalar, parselasyonlar… içinde ince ayrıntılar gizli kandırmacalar… Aniden başlayıp aniden biten şiddetli aşklar, “O benim canım, ciğerim” derken, nefrete dönüşen dostluklar, nedeni olan sahte saygılar… hepsi hepsi birinin kazandığını zannederken diğerini kandırdığı, sonuçları olan yalanlar…

“Dünya para üstüne döner” diyenler haksız da sayılmaz amaaaaaa var valla bu dünyada hala iyi olan, bencillikten uzak, iyi niyetli, duygulu, merhametli, vicdanlı… olan insanlar var. Mühim olan onlara rastladığımızda farkına varabilmek 

Hadi kızdan gayrisi uyandı, bir fasıl ön kahvaltı geçildi, oğlan kursa gitti, Dijitürk’te Oscar’lı filmler, ocakta yeni demlenmiş, bergamot aromalı çay var, gazete ve taze ekmek aaaaaaaaaz sonra… hadi şaaaaaane pazarlar

17 ŞUBAT 2014

Dünya dönüyor, günler geceye, geceler gündüze, kuşlar yuvaya dönüyoooooor :))) Ayrılanların da bir kısmı dönerken, mecburen mecburiyetten pazarlar da pazartesine döneceeeeeeeek :))) Başka yolu yok bunun  Bu yüzden, bu sebepten, lambaları seri bağlanmış bir yılbaşı ağacı gibi ışıl ışıl olmak varken, arızalı tek bir lamba yüzünden karanlıkta kalmayalım :)))

Hadi güneş parladı, biz de içimizin ışıklarını yakalım, hadi pazartesiler heeeeeep yeni başlangıçlar ister, hadi karar verelim, diyete, spora, okumaya, yazmaya, bu hafta onu ya da onları aramaya :))), hadi perşembe ilk cemre düşecek, bahara ne kaldı ki, hadi belkide ömrümüzün en güzel günlerinden biri olacak umudu kesmeyelim, hadi bir canlanalım, can suyu yürüsün her yerimize, hadi bir davranalım, günün birazı geçti bile…Hadi bi gayret, hadi bi cesaret… kuşlar geldi bile pencereye…

Cümleten günaaaaaaaaaaydın ve gönlümüze göre şaaaaaneee bi hafta olsun diye diledik, herkes için 

18 ŞUBAT 2014

Yorgunluktan sızıp kaldığım, sabahına da dinlenmiş olarak kalktığım sabahlarım vardı benim  Şimdi ise uyku ile uyanıklık arasında kaldığım, vücudumdan gelen heeeeeer sinyali aldığım :)) Bu arada rüya görüp, gördüğüm rüyaları anında yorumlayıp, orasını burasını düzeltip baştan aldığım gecelerim var benim :))))))) Sonuçta yorgun yatıp, yorgun kalkıyorsun  Alçak uyku tam kıvamını buluyor, o zaman da saat çalıyor :)))))))

Sabah hayata açılan penceremden bakınca, iki blok arası uzaklardaki dağ parçasını gördüm  Epeyce bir zamandır görüş alanımda değildi. Sonra baktım; diğer iki blok arasında güneş hazırlık yapıyor, tepede sabah yıldızım, tek tük pencerelerde ışıklar, servis bekleyen erkenciler, gökyüzünde gidip gelen uçak trafiği, topluca uçan bir dağılan bir toplanan, şekilden şekle giren kuşlar, onların sabah sesleri, saati gelince sönen sokak lambaları… daha bir sürü şey. Bir görüyorsun bir düşünüyorsun, insanın aklına gelebileceklerde sınır yok 

Seviyorum az olup da çok şey anlatan yazıları, resimleri, konuşmaları, konuşmayan amaaaaa çok şey anlatan yüzleri, söylenmemiş ama duydum sandığım sözcükleri… ” Sineklerin Tanrısı” nı okuyorum, yıllar önce yazılmış, filmi çekilmiş, Nobel almış bir kitap, veeeeee çooooook sürükleyici, çabucak okunuyor ama bazı paragraflar öyle güzel ki geri dönüp tekrar okumak istiyorsun 

Hadi gelen günler, geçenleri aratır gibi  , Hadi hatırlamak güzel, geri dönüş istemek sakıncalı , Hadi bende temizliğe devam planı var, siz de ne var, Hadi elimizde olanlarla olmayanların çaresine bakarak, Hadi gün başladı, hemen ucundan yakalayarak… 

19 ŞUBAT 2014

Hani “Tekne kazıntısı” dediğimiz çocuklar var ya biz onlara “Son beşik” deriz. Sabah bugün 19 şubat diye uyandım  Dayım, annem derken sıra amcama geldi. Biz çocukken o gençti, 60 gençliği canlı canlıdır bizim gözümüzde. Dalgalı, önü kabarık saçlar, İspanyol paça pantolonlar, dik yakalı kazaklar, ayakta bottan uzun, çizmeden kısa ayakkabılar…Annem de babam da çooook severdi. Dayımda amcamda 43-44 arası çooook genç, çoooook zamansız öldüler. Biri mühendis biri, doktordu, ikisi de iyi yerlerde idiler  Hele amcam, prof oldu da cüppesini giyemeden öldü  Dedemle arası az, dedemin “Bebeğim hasta” diye ağladığı güne şahidim 

Bu şubat benim için enteresan bir aydır. İçinden ; Beni yerle bir eden bir sürü ölüm, yol ayrımına geldiğim zamanlar, bir fotoğraf netliğinde hatırladığım, karlı, yağmurlu, soğuk, içimi dışımı üşüten günler geçer. Haksızlık etmeyelim bu alçak aya :)) Arada yüzümün güldüğü zamanlar da var :))

Su kaynakları tükenmeden, acele ettiğimden mi, Silip süpürdükçe içimde aydınlanır diye düşündüğümden mi, yoksa bilemediğim başka bir nedenden mi bilemem ama temizliğe devam  Her gün ikiye üçe kadar yapıyorum, sonra kapıyı yorgun ve suratsız bir kadın olarak açmamak için bırakıyorum :)) Yemek yapıyorum, duş alıp üstümü değiştiriyorum, biraz süzgün ama neşeli… Çünkü eve önem veriyorum. Bu evin insanları özleyerek, severek bu eve dönsünler istiyorum, kapı açıldığında evin sıcaklığı yüzlerine vursun, yemek kokusunu alsınlar, çocuk olduklarını, anneleri babalarının hala var olduklarını hissetsinler istiyorum 

Noktanın önemini çabuk, ucuna bir cengel takıldığında virgüle dönüştüğünü geç öğrendim  Nokta koyup karanlıklara gömmektense, alaca karanlıkta virgülle bekletmek daha iyi. Arada yüzleşirsek, küçük küçük hesaplar görürsek ferahlıyoruz :)))

Hadi hiç bir şeyin sonu yok,ya da her şeyin sonu var, ikisi de doğrudur, inanalım  ; hadi dosyaları tekrar tekrar açmayalım amaaaa açılanlara da bakmadan geçmeyelim, hadi dünya fani ölüm ani, hadi temizliğe devam, hadi her yer, her şey pırıl pırıl olacak, hadi güneş de var…

20 ŞUBAT 2014

Yaprak dökümünü sonbahar diye biliriz de insanların yaprak gibi döküldüğü ay şubata denk gelir diyebiliriz. Yaşlandıkça mı farkına varıyorum, “Biz bile yarım asrı devirdik”gidenler anne babalar, bunlar sıralı ölümler diye mi düşünmek gerek, “Ama ama gençler de ölüyor” diye karamsarlığa mı düşmek gerek bilemedim. Evvelsi gün arkadaşın babası, dün hem mahalleden, hem liseden arkadaşın annesi, bildiğimiz tonton teyze, akşam sanal alemde yazı ile, “Bi şi sorcam” sohbeti arasında ” cuma günü amcam öldü” yazan çok bilmiş arkadaş da araya eklenince üç günde üç haberi tamamladım  (Kara mizah gülüşü  ) Malum uyku firar da  Uyurmuş gibi durup da uyanık hallerde saatin sesini bekledim. Aslında isyanım yok, ölüm bu sözün bittiği yer ama bilinç altı diye de bir şey var işte 

İsli pisli günlerden sonra bir güzel sabaha uyandım, gökyüzü pırıl pırıl, renkler harika, heeeeeer yerden pozitif, pozitif sesleri geliyor, sabah yıldızı tepede, güneş gelecek belli, toplu kuş uçuşları, onların çığlıkları, şarkıları da tamam…

Hani üstünde “Aile Çay bahçesi” yazanlardan, tahta masalı, tahta sandalyeleri boyalı olan, masaya çay gelince dengesi bozulan, illa ki uzaktaki denize bakan, masaları arasında şemsiye olmayan, ağaçları gölgelik yapan, insanları dip dibe oturmayan, iki garsonu, bir sahibi olan, biri çay , biri ekmeğe basılmış tostları dağıtan, arada birbirlerine “Abi den hesap al” diye bağıran, çay ocağında polis radyosu çalan, oturanları şarkılardan fal tutan, mevsimi bahar sonu ile yaz başı olan, vakiti öğleden sonra, ikindi vakti, akşama doğruyu kapsayan, kırk ikindiler yağmış, vaktinde açılmış çiçekleri , oralardan yayılan, yanına çayın kokusunu da alan bu zenginliği burnumuza taşıyan ılık rüzgarların estiği ,hani üşütmeyen, hafifçe saçları dağıtan, kitapların, defterlerin kapağını açanlardan olan, üç beş kişi bir arada, ipe sapa gelmeyen bir muhabbet ortada, hayallerimiz var, önümüzde yaşanacak up uzun yıllar var, kirlilik suyla sabunla gidecek gibi, var tabii ki de yalancılar, yalamalar, sahtekarlar ama sınırları çok belli, dar alanda kısa paslar onların ki , inanıyoruz heeeeeeeer şeye, saflıktan değil bizimki, öyle öğrendik, öğle gördük… hani olsa da bi gitsem  Şu aralar bu manzaraya ihtiyacım var. Biliyorum, eskiden vardı öyle bir yer, ama başında görüyoruz kiiiii eski kelimesi var 

Hadi güzel bir gün olsun, içinden güzel şeyler geçsin, hadi düğün, bayram, cenaze toplanma sebepleri, hadi her şey iç içe, hüznün içinden neşe, neşenin içinden hüzün geçer, hadi bunlar da, onlar da, şunlar da … hepsi ama hepsi, heeeeeeeer şey gelir ve geçer… Hadi Günaydın, hadi kuşlar konsun avuçlarımıza 

Reklamlar

NEERDEEEN NEREYEEE


384467_2572231298831_352767486_n

 

Terleyip soğumaktan her yerim tutulmuş. Rahmetli annemin en kızdığım huylarından biri idi, ne zaman önemli bir işimiz olsa o gün temizlik yapardı. Normal olanından değil ama her yeri kaldırdığı, yemek yapamadığı, çok yorulduğu temizliklerden. Meğer kadın kafasını dağıtmak istermiş. Bu sabah oğlanı sınava yolcu ederken yüzündeki, ruhundaki gerginlikten gerildim, hemen odamın perdelerini indirip makineye attım, kesmedi, öbür odalara da sarktım 🙂 Sonunda üç odanın penceresi perdesi, halısı, yatakların altı, çalışma masaları, kütüphaneleri,,, derken evin yarısını temizlemiş oldum.Yemek yapmak, akşama yığılıp kalmamak için bir yerde bıraktım . Yarın da devam edip tamamlamayı düşünüyorum 🙂

Hizmetçi ruhluyum 🙂 Bir doğru dürüst temizlikçi filan edinemedim. Benimkiler çoooooooook zorunlu hallerde, mecburen konumunda olur hep. Çalışırken de arada yarım gün alırdım, Kendi işimi kendim, bildiğim gibi yapmayı severim. Ayrıca kadın aldığımda ondan daha çok yoruluyorum 🙂

Aslında her şey yetiştirilme ile bağlantılı. Savaş görmüş kuşakların torunlarıyız. Varlık içinde israf etmeden büyüdük. Daha doğrusu büyütüldük 🙂 Boşa akıtılmayan sular, kapanan fazla ışıklar, küçük kalmış sabunlar, iyice çalkanan şampuanlar, değerlendirilen ekmekler, düzenlenen giysiler, dibine kadar sıkılan diş macunları… heeeeeeeer şey de bir ekonomik davranış öğretildi bize, fakaaaaaaaaat biz çocuklarda başarılı olamıyoruz.

Kardeşim bir torba küçük diş macunu verdi. Ben de ortalıkta kalabalık etmesin diye çocuklara “Bunları kullanın dedim” Sanki her güne bir diş macunu açın demişim gibi bu sabah bir baktım aynanın önü dolmuş, artık yenisini açmak için nasıl bir nedenleri varsa, sıralamışlar 🙂  Bana yeni bir iş daha çıktı, şimdi sırayla onları dibine kadar kullanmam lazım :)))))))

Bazı öğretilmiş şeyleri öğrenmemiş gibi dursak da gün geliyor uyguluyoruz. Annem tabii ki de zamanında beni beğenmezdi, hep eleştiri hep eleştiri değil ama hep bir eksik vardı :))) Oysa ki şimdi ben tıpkı onun gibiyim. Zamanında kayıt ettiğim heeeeeeeer şeyi hayata geçiriyorum. Bu da kendi çocuklarım için içimde bir umut oluşturuyor. Gerçi ben anneme göre daha hoş görülü bir anneyim, annemde annesine göre öyleydi. Yine de pergelin ayakları çocuklar tarafından hızla açılıyor. Bir önceki nesle göre iyileşen ebeveynler kendilerinin olduğundan daha çok uçuk kaçık çocuklarla karşılaşıyorlar. Bastırıp düzeltemiyorsun , çevre faktörü var. Eskiye göre çevre çok farklı örnekler taşıyor. Yaşamlar, tipler, hareketler birbirinden hızla uzaklaşıyor ve bu çeşitlilik bir biri ile iç içe.

Karışık durumlar, karmaşık duygular, ortada analar babalar ve çocuklar. Şekiller değişiyor, özü aynı kalıyor.

ŞUBAT BAŞI GÜNLÜKLERİ


1560678_10202344083697211_331842416_n

 

 

1 ŞUBAT 2014

Elim yüzüm hala şiş, görüntüm dağlar kızı Heidi ile Neriman Köksal arasında bir yerde :))) Kaz ayağım felan yoktu zaten de olanı da doğal botoxla kayboldu. Pembe yanaklar, süzgün bakışlar, Japon havası göz yapısı… bir değişik görüyorum kendimi aynalarda :)))) Dışım forma içimi sorma halleri yani :))) Sanki etlerim lime lime edilmiş de maşa ile tek teeeeeeek toplanıyor. Beynim her ne kadar kafatasımın içinde ise de kenarlardan bir çekilme oldu da arada sallanıyor sanki, Hareket etmeden önce ” etsem mi acep” diye düşünüyorum. Hemen yoruluyorum. Bugün ablamın misafiri var, kırk yılda bir işi düştü, yine de bir şeyler yaptım. Keki yapıp, sos için biraz uzanıyorum… hallerinde bir iki çalışma yaptım :))

Sokak kapısının tam karşısına gelen bir odamız vardı. Açılır kapanır bir kanepe, iki tekli koltuk, bir duvara gömülmüş kütüphane ile hem oturma odamız hem de akşamları erkek kardeşimin yatak odası idi,kapının arkasında portatif bir masa vardı, ders çalışmak için kullanırdık, kardeşimin ölü kemikleri de yeşil selenin içinde uzun zaman durdu, annem üstüne bir de tülbent örterdi, her gün de” işin bitince bunları göm” diye ısrar ederdi :)))) ben evlendikten sonra bir de küçük tv eklemişler. Orası aynı zamanda bizim hasta odamızdı. Hasta kanepeye yatar, annemle babam da teklilerde hastayı beklerdi, Daha çok babam hastalık üstüne uzmandı, ilaç saatlerini kaçırmaz, terlemeleri anneme haber verirdi. .Bakıyorum da bayağı düzgün bir aile yaşantım olmuş, kurallı, olması gerektiği gibi. Aaaaaaaaaaaah aaaaaaaaaah evlilikleri en çok bunlar yoruyor, kurduğun evi de geldiğin eve benzetmeye çalışıyorsun :)))) Eşler aynı evlerden gelmeyince olmuyor tabii :)))

Birazdan gelecek olan abim kılıklı kardeşimle, annem kılıklı ablamın oturduğu eski baba ocağı evine gidip, kendimi sihirli kanepeye atacağım  Sağda solda gözüme çarpan anılara hatıralara bakıp bakıp da ağlamayacağım, geçen hafta içinde gördüm kiiiii döktüğüm göz yaşının ödemlere faydası yok :)))

02 ŞUBAT 2014

Evlendikten sonra artık misafir olduğum baba ocağında, sabahlarında “Aman ses yapmayalım da, kız biraz daha uyusun” fısıltılarının dolaştığı zamanlarda uyudum en derin , en sakin uykularımı :))
Sabah erkenden kalkıp, kestaneli pilavımı da yapınca, birazda ablamla mutfakta çalışınca, yoruldum, kendimi sihirli, sağlık kanepesine attım, duvarlara bakarken, tam karşıma rast gelen aile resmine baka baka… “Hani yaldızlı çerçevesi olan, duvara asılan, büyük boy, renkli olanlardan , Hani güzel bir günün hatırasından, Abasının, govalak gözlerine dolandığı, eline doğan, küçük dayının, nikah gününden, sonrasında düğün evinden, hani yengemin darbuka çaldığı, dayımın Piço’nun kemençesi ile horona kalktığı, annemin de bir iki dolanıp eşlik ettiği, henüz kimsenin ölmediği, bazılarının dünyaya bile gelmediği günden  Mevsim yaz sonu, sonbaharın başları, seneyi tam bilemedim ama kesin fakültede öğrenciyim, fonda kadife perde, organze yere kadar tüller, el oyması, kuş tüyü minderli, desenli kadifeden üçlü koltukta yan yana beş kişi. Ben de pembe, ablamda mavi, annemde petrol rengi ipekli, kardeşimle babamda ceket çıkmış ama kravat gömlek var belli takım elbiseli. Ben annemin yanında, annemle babam yan yana, ablam kardeşimle babamın arasında, herkes de bir mutlu ifade Kim çekti bilemedim ama makineyi bildim. Hani elle ayar yapılan, içine film takılan, ışığa göre flaş açılan Canon :))
Annemle babamı ölüm ayırdı, çoook ağırlaşana kadar her gece annem pijamasını giydirip, kocasını odasına, yatağına taşıdı. “Hadi yatalım artık, geç oldu, yarın sabah erken kalkacağız” denilen, tüm ışıkları söndürülüp, tuvaletin kapısının orda gece lambası yanan, odadan odaya “iyi geceler, Allah rahatlık versin” sesleri dolanan bir evdi bizimki  Aaaaaah ne güzeldir, karşılıklı yatan kardeşlerin uyku öncesi gece fısıldaşmaları, sadece sayfayı aydınlatan lambaların altında okunan bir kaç sayfa kitap, kiliti bıçak ucuna, tel toka kenarına yenik düşen günlüklere karalanan satırlar, sonra onu yastığın altına saklamalar, sabah gizli yerine bırakmalar :)) Her şeyi bile annenin “uyuyun artık” diye ikazı :)) Şimdilerde kanepelerde tv karşısında uyuyan kocalar, hiç mi bu evlerde yaşamadılar, ya da erkenden evden ayrılıp bildiklerini mi unuttular :)))) ”
Uyumuşum, uyandım karşı duvarı siyan ve net bir çizgi ile kesen, zevksiz doğal gaz borusuna baktım, her şeyin öncesi ve sonrası var mesajını aldım :))
Sevgili Baş gezginin Mehmet, evet dediğim bir etkinliğe sağlık sebeplerinden çoooook istediğim halde katılamıyorum  Bedenimi yok yazabilirsiniz ama gönlüm sizinle. Ruhum İstanbul Gezginleri ile senin peşin sıra dolanacak, resimlerin bir yanında illa ki bir gölgem olacak. 9 Marta ödevimi yaparak, özlem ve hasretle hazırlanacağım inşallah :))
Bu kırmızı yanaklı, gözlerinin altı mor halkalı, kanlanmış gözleri ile yeşil yeşil her şeye rağmen umutla bakan, gülüşünde yaramazlık yapacak çocuk hınzırlığı taşıyan, yavru dinazor herkese şaaaaaane pazarlar diler ve “yaw sevdiklerimi kapasitemin üstünde seviyorum” diye ekler…   

3 ŞUBAT 2014

Uzaktaki iki blok arasındaki boşluktan doğuyor güneş, suya bastırılmış deniz topu gibi aniden fırlamaya yakın hızla bir ateş topu halinde yükseliyor, rengini ışıklara çevirerek sağdan sağdan ilerleyerek önce diğer blokların arasında kayboluyor, sonra da yeni yapılan kale görünümlü sitenin tepesinden parlıyor, penceremden içeriye sabah güneşi olarak yayılıyor. Gerçi bugün yükseldiğinde bulutların altında kaldı amaaaaaaaaa biz onun var olduğunu, yeni bir günü, günlerden pazartesini aydınlattığını, ömrümüzün yeni bir bölümü için başlayın işaretini verdiğini biliyoruz. Güneşi görmeyince özlüyor, varlığından emin olarak seviyoruz :))) O da bizi seviyor, ısıtıyor, aydınlatıyor, gördüklerimizi renklendiriyor… diye de empati yaptık  Hazırız inşallaaaaah 
Dün evimin az ilerisine M.Sarıgül geldi. Malum penceremden izledim sayılır, ekran netliği karşımda yoktu ama belirtilerle, seslerle, hareketlilikle kendimi orada saydım. Heeeer zamanki gibi CHP işi idi, adam konuşmaya başladıktan sonra toparlandılar, kafalarına göre takılıp sağa sola yayıldılar… olamıyor, olmuş gibi davranıyoruz ama olamıyor CHP bir türlü istenilen yere gelemiyor, yönetilemiyor, yönetemiyor :(( Neyse artık, mecburen “koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurahman Çelebi” hesabı bizimki. Pencereden doğru selamlaştık, “Penceredeki seçmen, seni görüyorum, sana da selam” mesajını alıp tüüüüüüüüüüm mahalle paylaştık :)))
Burası rantı yüksek bir bölge, bildiğim tüm belediye başkanları ya hapse girdi, ya da kurşunlandı  AKP nin bile kendi içinde 4-5 adayı vardı, ipi eskisi göğüsledi, bu da bir taktik, tüm belediye kampanya için birlikte çalışıyor, Sarıgül onca meydan varken, bir yol kenarından ancak seslenebildi :((
Kayıtsız kalmayacağız; ne ekonominin gidişine, ne siyasete ne de hayatın akışına. Bir fikrimiz, söyleyecek sözümüz, cevaplanacak sorularımız, ikna olmak istediğimiz konularımız, ziyan etmekten korkacağımız oylarımız olacak…
Hadi şubatın ilk pazartesine, hadi bulutlu, soğuk ama mevsim kış zaten dedirten bir güne, hadi haftada yedi gün var, yedisi de başka güzel diye içimizden geçirerek, hadi iyi şeyler umup, ümit ederek, hadi olacak, olacak diye pozitif hissederek, hadi kuşlar konsun yollarımıza… Gönlümüze göre bir hafta olsun, kuvvetli bir GÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜNAAAAAAAAAAYDIIIIIIIIIIN ile başlayalım …  

 

04 ŞUBAT 2014

Okurken görüyorum, yazının içinden geçenleri, yazanın yüzündeki ifadeyi, renkleri, müzikleri, sesleri, içindeki kişileri, hatta, bazen yazılmak isterken başka yana çark eden cümleleri :)) Yazarken de öyle, görüyorum  Gördüklerimi yazıyorum, ama ruhumu arada saklı tutabiliyorum  Üzgün iken neşeli yazabildiğim, hüznümü neşemin altına gizlediğim zamanlar olduğu gibi, şen şakrak iken de hüzünlü şeyler hatırlayıp, gülümsemenin gölgesinde yazabiliyorum 
İnsan tam olarak çözülemez bir varlık, zenginlik dolu, derinlik dolu, her zaman ulaşılamayan, şaşırtan, bağrına sırlar basan, bu sırların arızalarıyla, tam olarak hiiiiiiiiiiiç bir zaman anlaşılamayan, zaten tam olarak da anlatmayan…
Hastalık hallerinde doğal olarak tv ekranına bakarak yaşadık :)) Favori programım tabii ki de “Esra Erol” , Lütfen, seyretmeyenler programı eziklemeyelim :))) İçinde her şey var, geçen gün 58 yaşındaki Hüseyin Bey Shakespeare’den dizeler okudu, ben o aralar dalgalı vücut ısısında olduğum için konu ile tam bağlantı kuramadım amaaaaaaaa kesinlikle halüsinasyon değildi :)) Birinci dereceden on kadar bekarım var ama ben tipler açısından seyrediyorum, tiplerin hepsi benim için ayrı ayrı hikayeler, yılların verdiği tecrübe ile çoğu kez bakınca %50 tahlil ediyorum, konuşup bir iki cümle kurunca yüzde 80 e yükseliyor, kalan 20 nin büyük bir kısmını tahmin edip, kalanı da gizli arızalara, çocukluk travmalarına saklıyorum :)))))) Öyle valla, bu konuda hiiiiiiiiiiiç mütevazi olamayacağım, insanı tanırım, ben de insanım nadiren yanılırım :))))))
Aaaaaaaaah aaaaaaaaah günler hızla geçiyor, karne tatilinin neredeyse sonu geldi :))) (Kızımın iç ve dış sesi ) Hayat mesafesi belli olmayan bir yol  Beraber yürüdüğümüz bu yolda bizi bırakıp gidenler var, yola yeni çıkanlar var, tanıdığımız, bildiğimiz yoldan çıkanlar var :))) etrafta manzara var, manzara da ayrıntı var… devamlı bir hareket var, hak hukuk, adaletin varlığı tartışılır hale gelmişken, Chanel bile Muz Cumhuriyeti orası diye mağaza müdürüne bavul ticareti yaptırırken, para atar yapan vekilleri, fırıl fırıl döndürürken, Esra’nın insan manzaraları programına bakarak vakit harcamak çooook mudur ?

 

05 ŞUBAT 2014

Sabah yıldızım tepede parlarken, arkasından güneş süzüle süzüle renkleriyle doğup kollarını dünyaya uzatmışken, içimdeki kuşlar kıpır kıpır bir telaşla sağa sola koşuşurken, “gerçekten iyiyim” cümlesi gerçek bir durum ifade ederken, pencereden odaya yayılan güneşin ışıkları sırtımı ısıtmaya hazırlanırken… sebeplerim, sebeplerim varken Bu günden güne çirkinleşen, zorlaşan, kirlenen dünyaya iyilik dolu gözlerle bakmak istiyorum :)) Haydi hep beraber o zaman :))
Seçimler yaklaşırken seçim mavraları da çoğaldı. Aslında mimar da olmak istemiştim ama İşletme’nin puanı İTÜ mimarlığın üstünde idi Şimdilerde projeleri görünce kendimi yetersiz hissediyorum :)))) Bu şehir planlamalarını yapanlar, yaptıranlar ne okudular acaba ? hangi gözlerle nereye bakıyorlar ? M.Köy Şişhane arasına hava ulaşımı yapılacakmış. Teleferik değil yani. Bu İstanbul var ya üzerinde çalışmalar yapmak için, deneme yanılmalara açık bir şantiye yeri gibi bir yer. Yıllardır güzelleştirmeye çalışanlar mezarlarında ters dönüyorlardır eminim
Biliyoruz ki hayat bize sunulan bir hediye, içindeki oyun hamuru gibi, şekil vermek elimizde, hadi kışı görmeden bahar gelmek üzere, hadi bugün güzel bir gün olacak diye pozitif düşünceyi saldık evrene, hadi sessiz kalmayalım aklımızı zorlayan şeylere :)) Hadi bi gayret, hadi bi cesaret… GÜNAYDIN

06 ŞUBAT 2014

Sabahları toplu halde uçan kuş sürüleri görüyorum, kül rengi değil, alıcı değil Kavisler çize çize, döne dolana uçuyorlar. Yakınlardaki koruluklarda yaşıyorlar da sabah yürüyüşü, sabah sporu mu onların ki. Belli ki bunlar göç etmeyenlerden, yerleşik düzeni tercih edenlerden. Her sabah, her sabah aynı sırada mı uçarlar, liderleri neye göre değişir, rotaları hep benim pencerenin önünden mi geçer ? Geçenler yoksa hep aynı kuşlar değil miler ? Nereye kadar gider nereden dönerler, arada siste kaybolduklarını görüyorum, onlar dönerler mi ? … diyerek, pencerenin önüne bir zaman kendimi sabitleyerek güne başladım  Klasik, standart umutlarımız yanımızda Gördüklerimiz, duyduklarımız karşısında aklımıza mukayyet olmak günden güne zorlaşırken, samimiyetsizlik her alanda sınırları aşmışken, sabah haberlerinde bir iyiye karşılık en az beş kötü havadis denk gelirken, enflasyon bile “sehven” yanlış hesaplanırken, savunmasında “insanlık hali” denirken, park bahçe yapmak için evvela her yer dümdüz edilip beton dökülüp, üstüne tekrar on cm toprak, halı çim, yanlara saksı içinde ağaç konurken, tabelada yeşil alan yazarken, İnternet yasası da gece vakti geçmişken… daha yazacak bir sürü şey var ama içim daraldı diye yazmazken, neler yapılabilir ki ?

Dün hala küçük sayılacak bir adet çocuğum olduğunu hatırlayarak, bir karne kutlaması düzenledim. (Karneye ancak alışa bildik de :))) ) Önce “Eyvah Eyvah 3” filmine zorla önün üç ardında bilet bulup, çoluk, çocuk, mısır, cola, cips ve ebeveyn kalabalığına kendimizi attık. Bir şey ummuyorduk zaten, bir şey de bulmadık, maksat hoş vakit :)) Ardından sağlıksız beslendik, ardından alışveriş, Mavi de kabanlar %50 inmiş ama çoğu tek, uygununu bulup kızı sevindirdik. Allahım ne kalabalık ne kalabalık, eline çocuk alan gelmiş, bayılacaktım ama diren Ayşen modunda havayı bozmadım :)))

Hadi tatilin son demleri, hadi okumak güzel şey ama anlamak zor Ralf Rothmann’ i :)), hadi içinden kitaplar, filmler geçebilecek bir güne, hadi içimizdeki çocuğun elinden tutarak, hadi anlayıp da anlamamış sayarak, hadi kendimiz için illa ki yapılacak güzellikler olduğunu bilerek, hadi kendimize güzellikler yapalım, hadi başlayalım… 

 

07 ŞUBAT 2014

Tanrı bilir nasıl taparcasına sevdiğimi hayatı, Rüzgar kıyıya vurduğunda bir gün daha çıkagelir, istemem daha fazlasını. Beth Gibbons

3-4 tane mail adresim var. Hepsini kullanıyorum valla :))) Ayırdım; Faturalar, ekstreler, mail grupları, liseliler, üniversiteliler… Hatta bir keresinde büyük oğlanı arkadaşına “Ooooluum benim annem sizinkilere benzemez, Torent indiriyor” derken duymuştum da çooooooook hoşuma gitmişti. Açtım Mynet’i dörtyüz küsur mail, oğlanın okulundan deneme yapmışlar, kim okuyor, kim kimin velisi… silerken arada bazılarını açtım, başında unvan olan meslekler, şirket logolu mailler, ana baba aynı anda velililer acıdım çocuklara :))) Kiiiii bunlar 19 ile 20 arasında “Yavrum lisede okurken yaşlandı” takımındalar :)) Ben de hemen, “Görüyorum, okuyorum ama çocuğun artık velisi değilim, sadece gelişmelerden haberdar olmak isterim” diye yazıp bir de edeplisinden gülen adam ekledim ama gitmedi :)))) Sonra sürüye dahil olup normal gönderdim, demek oralarda kontrol ediliyor :))))

Asıl mühim haber Myneti açınca gördüm kiii Merkür geri harekete başlamış. Bu hem iyi hem de kötü haber :)) İyi her şeyin sebebi geri geri giden Merkür :))) Kötü geçmişi günümüze getirip takıldığımız yerlere bir daha bakacakmışız. Biz ki tarihinde üç ileri beş geri hareketlerle bugüne gelen Mehter Takımı olan bir milletiz. Bu durumdan da elbet yüz akı ile çıkarız , diye kendime bir ayar çektim ama yeterli mi bilmem, bu Merkür beni şaşırır, yoldan çıkarır, huyumda suyumda değişiklik yapar mı önümüzdeki günlerde görcez artık :)))

Tarzım değildi ama Otomatik Portakalı bir solukta okudum  Pişman değilim , tavsiye ederim. Yetmişlerde filmi çekilmiş, hatta Oskar almış, Fragmanını izledim ama tamamını bulup izlemeye ruh sağlığım dayanır mı bilmem 

Hadi şubattan da bir hafta gitti, hadi tatil dedik o da bitti, yeryüzü karışık, gökyüzü de Merkür ile karıştı, hadi şaşırtalım ama şaşmayalım, hadi bi ucundan tutalım, hadi başlayalım, hadi yürekteeeeeeeeen yedi düvele Güüüüünaaaaaaaydııııın  , hadi kuşlar konsun yollarımıza… 

08 ŞUBAT 2014

“Çocuklar tekinsizdir, annelerse uçurum; olur olmaz düşülür”

Peruk Gibi Hüzünlü / Yalçın Tosun

Şubat; benim için karışık bir aydır. İçinden her şey geçer, ölüm, ayrılık, kavuşma, manzara, eğlence, doğum günleri… aklına gelirse  Her şey de benim aklıma bu alçak şubat ayında gelir  Belki kış ayıdır, depresyona meyillidir, sonu baharın başıdır, hormonsal dengeleri dengesiz hale getirir… bir sürü ipe sapa gelmeyen savunması da olabilir :)))

İnsan her gün mü anar, her gün mü hatırlar, her seferinde burnunun direği sızlar, gözleri yanar ? Evet  Hala anneme bir telefon edeyim diye uyandığım, “Yok ki ” diye oturup ağladığım sabahlarım var  Kederler de sevinçler de hayatımıza ardı ardına tren olup sıralanıp gelmiyor, biraz öyle, biraz böyle, ortaya karışık misali idare ediyoruz. Ne zaman ki kabullenmeyi, af etmeyi öğreniyoruz, o zaman fırtınalara karşı dümeni düzgün tutabiliyoruz. Gemi de, tayfa da hasarlı ama yeni fırtınalara karşı şerbetli 

Bugün annem öleli üç yıl bitti  Tam her şeyi yoluna koymuşken, karşılıklı kahve içip gülüp söyleyecek hale gelmişken, gidişi hem ani oldu hem de ardından kalışı zor oldu. Böyle bir günde insan anlatmaktan çok, içinde yaşamak istiyor 

Sekizinde ikindi vakti yoğun bakımda öldü, ertesi gün öğlene toprağa verildi. Tansiyon birden fırlayınca mecbur ilacı içtim, bir çok şeyde buzlanma var, net hatırlayamıyorum zaten.

Annem bir duvar dibinde, Zincirlikuyu da yatıyor. Karanlıktan korkar, başında sokak lambası yanar. Çocukları çok sever, duvarın arkası park, gece gündüz insan eksik olmaz. Sık gitmiyorum, her gittiğimde hep aynı haliyle bakar, çok üşür annem, üstü de ince bu gittiğimde omuzlarına bir şal bırakabilsem, dua eder bana “Sana da çocukların baksın” diye, ben yine yüzüne bakamam, konuşamam ama belki o bir türkü de sesi ile kulaklarıma gelir “Yar vuruldum, vuruldum senin kara kaşına, ne yazılar yazılmış ha bu garip başıma…”

09 ŞUBAT 2014

Güzel bir sabah  Erken saatlerde bir iki yağmur atıştırdı, sonra rüzgar yağmur bulutlarını kovaladı, güneş evlerin arasından yükseldi, tepelerden tebessüm halinde :))) Üzülelim mi sevinelim mi bilmem ama bahar geliyor  Arada sürpriz soğuklar, kar filan da olur ama artık önümüz bahaaaaaaaaar :))

Artık eskisi gibi sabah kahvaltılarımız sık sık olmuyor, aile bireyleri ayrı gayrı Topladıklarımızla idare ediyoruz. Bu yıl da sınav annesiyim, dershane genelde her gün. amaaaaaaa bugün evde çoğunluk var, çayı koydum, bir fasıl sabah için tarçınlı süt yaptık, yanına ev keki ile :)) Uyumuyoruz, evcek sabahcıyız :))))

Dün gece Leonardo Di Caprio nun filmine gittim, uğradığı kesintiye rağmen, hala uzun ve hala on sekiz yaş üzeri. Filmin başlarında kendimi fakülte derslerinde sandım. Ben okurken işletme bölünmemişti. Muhasebe, Finans, Personel, Üretim, Denetim, tüm dersleri prof.lardan görürdük, son sene bir bölüm seçerdik, ben Finans mezunuyum. Geçenlerde radyo da bir program dinledim, adını unuttum ama yetklii biri idi, “on iki yıldır üniversitelerde bilim adına bir şey yapılmıyor, bilgi üretilmiyor” dedi. Üniversiteler başka şeylerle uğraşıyor artık, zaten Rektörler, dekanlar tuhaf seçimlerle geliyor, yönetmiyor, yönetiliyor :(( Film beş altı yıllık çoooooook hızlı geçen bir zamanı kapsıyor, veeee deli paralar ile o paranın delirttiği insanlar üstüne, ana karakter arada gözüme Serdar Ortaç gibi gözüktü :))))) Tip olarak yani  Hayata bakış açınız ne ise öyle bakacağınız bir film, filtresiz aktarılmış bir yaşam, izlenebilir 

Bir de aradan sonra aklıma geldi; eskiden iki sinemada oynayan filmlerin tek kopya olduğu, makaraları taşıyan bir kurye bulunduğu, arada makaraların geç kaldığı zamanlar olduğu… film arasında küçük tahta kutularda koko, frigo satanların bulunduğu, patlamış mısırın AVM sinemalarıyla hayat bulduğu…

Kahvaltıdan sonra kardeşim gelecek ve mezar ziyaretler… Aklımızda türlü türlü düşünceler varken, düşündüklerimiz düşüncemiz olarak kalırken, bedenimiz hayatın içinde kurallara göre, hayatın getirdiklerine göre sürükleniyor demeyelim ama bir şekilde yol alıyor işte. Dünya dönüyor, hayat devam ediyor, herkes kendi filminde baş rolde…

 

Hazır mıyız ! Eveeeeeeeet :))) Kız ojelerini sildi, oğlan sakalını kesti, anne okul ütülerini bitirdi  İkinci yarı yıla hazırız.
Oğlan dershaneye devam etti, dolayısı ile çalıştı, zaten bu hafta Abitur başlıyor, haftada iki gün sınav var,üç hafta sürecek, sonra YGS birinci eleme…
Kız günde ne 42 ne de 44 , tam tamına 43 matematik sorusu çözdü :)) Ana rakamı bölünce günlere denk gelen rakam kadar matematik, dolayısı ile diğerlerine zaman kalmadı :))))) E okul abinin elinin altında adrenalin tutkusu devam edecek gibi :)))

10 ŞUBAT 2014

Namaz niyaz, kahvaltı, çocuklar kaldırıldı, her biri tek tek yolcu edilip, arkalarından el sallandı  Kız her zamanki gibi anahtarını unuttu :))Portakal kokan eller, çayını da alıp, yazı için hazırlandı :)) Önce bir GÜNAAAAAAAAAAAYDIIIIIIIIIIIIIIN dedik, sonra da başlayalım istedik 

Saraylı babamın Kulaksız’dan Haliç’e baktığı, anası, babası ,kardeşi, uzak yakın akrabaları ile yattığı mezarlıktan, Elit annenin de aynen ailecek yattığı sosyete mezarlığını dolaştık dün  Az hüzün, az özlem,biraz akılda kalanlar, biraz konuşup, biraz da konuşulmayanlar… Mezar taşlarının da dili vardır, bakmasını bilirsen çoooooooook şey anlatırlar. Annemin komşusu teyze torun almış koynuna, çok yeni, çiçekler taze  Var tabii ki de yazılacak, anlatılacak çok şey de onları geçelim bir kalemde  Yakında tek hakiki yeşillikler mezarlıkta kalacaklar bile diyemiyoruz çünküüüü yolları bile mezar yapıp satıyorlar 

Sonra eve bir uğradık, hava da güzel hadi çıkalım, bir Beyoğlu Taksim, sinema yapalım dedik. Kendimizi “12 Yıllık esaret” filmine attık. Pişman değiliz  Son yıllarda seyrettiğim en iyi filmlerden, “Kötülük dipsiz bir kuyudur, ennnnnn derinine inmek için daha çok kötülük ister” dedirten, “Şekerim, Brad Pitt de yaşlanmış” diyerek yüreklere su serpen, uzuna yakın ama konu iyi işlenmiş, sonunda hak yerini bulmuş ama ilahi adaletin bir kısmı yerin altına kalmış güzel bir filmdi. :)))

Mezarlıklar, kayıp yakınlar, işkencenin bin bir çeşidinden parçalar… derken işte yine bir pazartesi :)) Hadi pazartesini sevelim o da bir başlangıçtır, hadi yağmur sonrası baharı anımsatan güneş taaaa tepelerde ama hissedersek içimizde, hadi okullar açıldı ama sürpriz değil trafik ikiye katlandı, biz sinir katsayımızı katlamayalım , hadi bir kuş konacak parmağımıza, sonra da havalanacak bize huzur bırakarak ( Burası çok olmadı ama hadi inanalım :)))) ), hadi bir kaç hadide siz yazın, hadi Süleyman iyi haftalar sana  Hadi iyi haftalar yazdıklarımı okuyanlara da okumayanlara da, hadi bi gayret…

 

 

Anneeeeeeeee, sana mail var…


184929_1793034539399_678842_n

 

Üç yıl önce annem öldükten bir kaç gün sonra yazmıştım. Sene geldi, hadi bir daha analım…

 

Annem, gittin . Günler oldu bir haber almadık. Ne rüyaya, ne düşe, ne hayale gelmedin.Biz hatıralarınla seni hep andık. Bu kalp seni
   unutur mu ? Annem.
 
   Seni hastanede bırakıp evine geldik. Önce uzak diyarlara, sonra yakınlara haber verdik. Akşamdan yerin belli oldu. Gelenler evi doldurdu.
   Halam, teyzem, ablam, ben birlikte kaldık. İçtiğimiz ilaçlardan, anlayamadığımız şaşkınlıktan, ne uyuduk nede uyanık kaldık.
 
   Valla ister inan, ister inanma sana kızdığım, titizlik adına yaptığın ne varsa, hepsini yaptım. Ayakkabılardan, tuvaletlerden gözümü ayırmadım.
    Yeğenin Ahmet motorla gelmiş. Kaskı yok diye yerine söylendim.
   Bu arada hastaneden geldince üstümüzdekileri hemen çıkarıp makineye attık. Haberin olsun. Bir geceliğini, bir elbiseni giydim. Üşüdüm üstüne 
   birde kazaklarından geçirdim. Ama hiç birini alıp evime getiremedim. Öylece katlayıp yerlerine iade ettim.
    Eskiler gülüşün, sesin, konuşman aynı annen dediler. Böylece “anası kılıklı” lafını sonuna kadar hak ettim.
  
   Ne şanslı kadınsın anne, hiç tanımadığın, bilmediğin insanlar sana kuran okudu, tabutunu taşıdı, toprak attı. Tam istediğin gibi oldu herşey.
   Ölüm evden çıksın derdin, evden çıkarken zaten ölü gibiydin. Kimseye yük olmayım, çoluk çocuk eziyet görmesin derdin. Onu da becerdin.
   18 günde kuş gibi gidiverdin. Tenim toprağa değmeden hatimim olsun isterdin. Eş dost sağolsun senden önce kabrine iki hatim gönderdim.
 
   Camiye, ilk gece duana gelenleri görebilsen ne sevinirdin. Hem ağladık, hem güldük. Bir ara evde 60-70 kişi oldu. Ansızın çıkıp gelip “bu ne kalabalık,
   her yeri dağıtmışsınız” dersin diye bekledim.
 
   Annem, inşallah darılmadın, küsmedin. Çünkü ben son anlarında yanına giremedim.
   Hatırlarsan Etfal’de el ele sabahladığımız gecenin sonunda ben çıkarken alnına bir öpücük kondurdum. Elimle gözünün kenarında ki damlayı sildim.
   Aslında ikimiz de biliyorduk, ben sana orada veda ettim. O zaman gözlerin açık vücudun sıcaktı. Ben seni buz gibi nefessiz görmek istemedim.
 
   Ne kadınsın ama, gider ayak bir ince ayar çektin. Son gününü gelinin doğum gününe denk getirdin. Babam da yılbaşında gitti. ” Biz size Allah’ın ilmini
   öğrettik, dinimiz de yas yok, okuyun üfleyin hayata devam edin” derdin.
   Mesaj alındı annem, günler geldiğin de, sağ olduğumuz sürece sizlere okuruz, hüzünleniriz. Sonra da doğum günü, yılbaşı der neşeleniriz.
 
   Daha hiç bir eşyanı ellemedik. Şimdilik dursun, içimiz kaldırınca bakarız dedik.
   Ama genede iyi yaşadın annem. Hayatın ritüellerini uyguladın. Bonuslardan faydalanamadın. Hacı oldun, Kudüs’e gidemedin. Torun mezuniyeti görüp,
   kız isteyemedin. Torunlardan en az biri hekim doktor olsun istedin. (Valla öyle bir niyeti olan yok ama, gelin ve damat konusunda doktor adaylar için
    çalışacağım bilesin ) 
   Babamla üç yıl kırk gün aran var. Doğrusu ya ben seni bu kadar çabuk kaybetmeyi hiiiiiiiiiç hesap etmedim.
    Senle huylarımız benzerdi. Arada kuşak farkı, tanım farkı felan vardı. Örneğin senin ki inatsa, benimkinin adı kararlılıktı. Güzel sohbetlerimiz olurdu.
   Çoooooooooook takışır, sonunda mutlaka uzlaşırdık. Dozunu kaçırınca da, ikimizde hem karadenizli hem de müslüman olunca mendil kurumadan barışırdık.
   Vasiyetlerini bana yaptın, merak etme gerekenleri sahiplerine açıkladım.
 
   Annem beni bilirsin, çabucak daralır, hemen sıkılırım. Hani sen de  ” senin ruhun daraldı, bir havalan da gel bakalım ” dersin ya  yakınlarda üniversiteliler
   toplanacakmış. Beni zor günlerimde hiç yalnız bırakmadılar, hep arayıp sordular. Ben bir gider gelirim, kafam dağılsın derim.
   Her zaman ki gibi, kül kedisi gibi erkenden gider vakitlice dönerim. Kocamdan izin istemem ( zaten git der annem ) ama gönlün olsun diye usulen söylerim.
   Bu sefer Ali’ye haber eder, kendi evime dönerim.
 
   Şimdilik bu kadar annem, unutmadan şunu da ekleyim. Oralarda bana dua et. Allahım hiç kimseye, hele de Ayşen’e o yoğun bakım koridorları bir daha nasip
   olmasın de. Annem ne olur çok dua et Allah bir daha beni oralarla imtahan etmesin.
   Bu arada 7 si benim evde, 40’ı senin evde haberin olsun. Ayarla, bir şekilde çıkar gelirsin. Biz de geliriz ama daha zamanı belli değil.
 
   Seninle rüyalar da, dualar da buluşmak dileğiyle…
 
   Annesinin ortancası, babasının Gül Ayşe’si

OCAK SONU GÜNLÜKLERİ


1010601_10200783466002744_866036491_n

 

 

21 OCAK 2014

Bedenim rüzgara kapılmış hazan yaprağı gibi titrerken, içimde yaz günü orman yangınları yanarken, beyaz üstüne pembe elma yanaklar, kapağı kapalı gözlerin önünden geçen geçmiş kökenli bölük pörçük birbirine karışan renkli hatırlamalar TRT1 dizisi “Hanende Melek”, Seçil Heper başrolde, iki yada üç bölümlük, eser Sabahattin Ali’ nin çoğu kimse hatırlamıyor bile Udi Hırant’ı ilk orada gördüm, dinledim, “Hastayım yaşıyorum”, kendi eseri, kendi sesinden Biz de geçmişi beğenmeyen, heeeeeeeeeeeep ileriye bakıp da doğrular oralarda sanan bugünkü kuşaklardandık :)) Sonrasında anladık, tıpkı bugünkülerin çooooooooooooook sonra anlayacağı gibi, işte bu hallerde dün akşamdan gece yarısına 39-40 arası gidip geldim:(
Kızım başımda, yarım saatte bir ateşimi ölçerken, başıma buz koyup, gözlerimi, yanaklarımı öpüp öpüp “Sen annelerin en güzelisin” diye sessizce gözyaşı dökerken, abisine “sen git yat, sabah erken kalkıcan, ben annemi beklerim” diye ablalık yaparken, daha haber vermediğim annem kılıklı ablam, abim kılıklı da bir kardeşim varken, yetiştirdiğim çocuklar benim aynam ken, “Bi gelsen” demeden yanımda olması gerektiğini hisseden kocaman bir ailem, dostlarım, yakın arkadaşlarım… varken, sevgi bu kadar güzel, bu kadar da yoğun yaşanırken, daha ne kadar bu halde kalabilirim bilmiyorum Yeni bir nöbet kapıda sanırım, kahvaltıda tost makinesini bağrıma basıp bir an bütünleşmeyi diledim :))))) Belki yarın, belki öbür gün, belki de daha sonraki gün dönerim, tabii ki de yarın ilk tercihim :)))
Tutsak düşebiliriz, yanıp yanıp küle de dönebiliriz, amaaaaaa kul olmak yok fıtratımızda :)))) Tüm mikrop ( Bu kavramı az geniş tutalım :))) ) ve bakterilere karşı bu felsefe altında savaşımız var :)))
Hadi benden bi gayret, hadi sizden dua ve iyi dilek…

22 OCAK 2014

Elimi yüzümü yıkadım, saçlarımı taradım, toplayıp minik bir topuz yaptım  Dişlerimi fırçalayıp, kıyafetlerimi değiştirdim, artık kırmızı kareli polar sabahlıkla bütünleştim :)) Malum penceremi açtım, yağmur yağmış, hava bulutlu ama tepede ışıl ışıl parlayan tek bir yıldız var :)) Nedir, ne değildir diye merak etmedim, bu benim gibi gören herkesin “umut ışığıdır” , öyle hissettim. Temiz havada uzun uzun soluklandım, konvoy olmuş ağrı ilerleyen arabaları görünce, Kovboy’u hatırladım :)) 80 lerde yaz geldi mi hiç otobüs bulunmazdı, tatil hac mevsimi ile çakışınca, otobüsler hacca giderdi. İyi bir şoförün oldu mu o arabayı da bulur gelirdi.89 ağustos, kurban bayramı, Ege ye gidiyoruz, o zaman yollar bir gidiş bir geliş, en ağır kazalar yanlış sollamalar, ben de uykuyu otobüse bıraktım, her şatta uyuyacam :)) Kovboy’un mazi biraz karışık, vaktiyle bir yerden bir yere adam nakil edermiş, lakabı ordan kalmış :))) iyi şoför, canı sıkılıyor, beni de uyutmuyor, ikide bir ellerini bırakıp dönüp dönüp, “Ayşen hanım bak arkayı lunapark gibi yaptım, ip gibi dizildiler”:))) 
Trafiğin hakimi büyük arabalar, taksi kıvamında ilerleyen, yüklü kamyonlar, koca koca tırlar, otobüsler eskisi gibi değil, hız sınırına uyuyorlar.Ne çok insan geçiyor hayatımızdan, bir Kovboy aklıma geldi, peşine bir otobüs, bir otel dolusu insan sürükledi…
Sofu dedem “Kız doğduğunda göğe 9 sancak çekilir” derdi. Kız yetiştirmek zor ama, sorumluluk verip güvenmek zorundayız, devamlı koruyup kollayıp, göz önünde tutarak, kesin sınırlar çizerek bir yere gelemeyiz, istenince illaki bir yol bulunuyor, ben de sınırlı saatlerden epey çekmiş biriyim, yirmilerin ortasında daha fazla özgürlük için bir arkadaşımla ortak şirket kurdum, bir yandan defter tutup öte yandan tur götürmeye başladım. Normalde izin istesem gidemeyeceğim tatillere, dualarla yolcu edildim :)))))
Eda aklı başında, hoş kız, eğitimli, iş sahibi, iyi yetişmiş, ama akşam izinleri 21.30 a kadarmış. Anne ve babası dönüşünü cama yapışıp beklermiş :)) Buradan Halearkadaşıma sesleniyorum, izini biraz daha uzatalım, en iyisi 24.00 yapalım, balkabağına dönmeden dönsün eve :)))))) Son bölümü istek üstüne yazdım, Eda’ya destek olalım :))))
Mücadeleye devam, sabah daha iyi oluyorum, akşam beşten sonra ateşim çıkıyor, epey bir baygın yatıyorum  geçecek , ışığı gördüm…

23 OCAK 2014

Aaaaaaaaaaaaaakşamdan akşamaaaaaaaaaaa yüksek ateşin salladığı bünye bi gayretle, yoğun destekle, toparlanma yolunda, hala yorgun, hala bitkin, hala ağrılı sızılı,hala akşamları baygın amaaaaaaaaaaaaa hep umutlu, tutuyoruz hayatın bir ucundan :)))
“Ama ama böyle olmaz kiii, biraz çaba göstermelisin” diyen kızın ittirmesiyle, birazda içten gelmeyle yakalıyoruz , bir ucundan, bir köşesinden. Söz verdim iyileşince saçımın bir tutamına mavi, bir tutamına kırmızı attırıcam :)) önden, arkadan, yandan yeri bana kalmış :))))))
Duman ile Manga’ y la en çok da Türkan’la karaoke yaparken kapı çaldı  Ana kız “Kargoooooooooooooooo” diye koşuştuk :)) Tıpkı eski günlerdeki telefon sesine koşan annemle ben gibi  Annem açarsa, tanıdıksa, hal hatır eder, tanımıyorsa yedi ceddini sual eder, sonunda da karşıdakinin hiiiiiiiiiiiiiiç tanımadığı anasına babasına selam eder, sonrasında da ahize bana geçerdi. Utanmazdık annelerimizden, hepimizin ki öyle idi Aşina idik seslere, kulaklıkla korunmuyorduk henüz. Yoğurtçunun zili, bozacının sesi, bekçinin düdüğü, köşeye gelen Migros arabasının melodisi… geniş kapsamlı gelir yıllar sonra aklımıza 
Yılda bir kez Konya’dan etli ekmek kargosu gelir :)) Her sene kargo şirketini kiiiiiiiii hep aynı olur, Kademe kademe haşlarım,beni işaretlediler mi bilmem, teslim süresi 48 saattir diye hemen telefonuma mesaj geldi, “taciz etmeyin bir ara gelcez ” der gibi :)) İnternetten takip ediyorum ama kendime de söz verdim, bu hastalığın arasında kendimi germiyecem, uslu uslu bekliyecem diye  Bu arada iki kargomuz var, aynı şirketten biri kitap, tabii ki kitap önce geldi, dayanamadım adamı bir iki sorguladım, biliyorum ki aynı arabada, ısrarla yok dedi, neyse ki biri bir asönsörle inerken öteki öteki ile “bunu unutmuşuz” diye geldi. :)))) Kitaplar yarına kalsın, Konya kolisini anlatalım 
Biber salçası, kurumuş kabak (sarılacak olanlardan), Bozkır tahini, süzme yoğurt, Konya gevreği, dürümlük yufka ekmeği ( Hafif esmer un karıştırılmış, lastik gibi uzamayan, ağızda dağılandan), keşli börek veeeeeeeeeeeeee etli pide , içi evde hazırlanmış, odun fırınında iyicene pişmiş, incecik,ama kuru değil, hafif bir fırına girip çıkmayla, yanına bol salata ile ziyafet sofrasına bedel…Ellerine sağlık kayınvalidemin 
Aile çay bahçesi, Yekta Kopan okuyorum 

24 OCAK 2014

Veeeeeeeeeeeeeee bir karne sabahından tüm öğrenci velilerine,taze öğrencilere, bir vakit karne günleri yaşamış eski öğrencilere günaaaaaaaaaaydıııııııııın :))))
Günlerdir kiiii, notlar belli olduğundan beri, boynumda boğazımda dolanıyor, şapur şupur hallerinde :))) Belli ki sıkıntı var. “Dokuzuncu sınıf kolay değil, on beş tane ders var, hepsine yetişemiyor insan”, ” Şimdi çok çalıştım da yapamadım desem, yalan olur”, “Abim bu hafta gelmese iyi olurdu”, “Abimden korkuyorum, doğrudur ama ben adrenalin seviyorum, belki de ondan zayıfımdır”, “Hep iyi karneler görmüşsünüz, ben size farkı yaşatıyorum”, “son yazılıda soruyu yanlış anlamasaydım, doğru formül kullansaydım da, çok bi şi değişmezdi”… daha bunun gibi neler akşamdan beri gülmekten kırılıyoruz. Tabii kii de asabi :)) 
Çocuğunu tanıyan bir anne, kendini bilen bir çocuk olunca ortada suç yok, ihmal var, yapacak bir şey yok, illa ki bir meslek sahibi olsun diye kanımızın son damlasına kadar evcek savaşacağız :))) Şu anda serbest kıyafet seçimiyle ilgilenen, aaaaaz sonra tarafımdan eline harçlık verilerek “Çıkışta arkadaşların bir yere giderse sen de git, ama benim haberim olsun, çok da geç kalma, en geç okul çıkış gibi ev de ol” diye tembihlenerek yolcu edilecek kız için daima umut var  Bir gün olacak  
Aile çay bahçesi, güzel kitap, okudum bitti, içinden çooook bildik şey geçiyor, öneririm  Yeni kitap Ralf Rothmann’dan Deniz kenarında geyikler.
Kargonun dökümü ; Otomatik Portakal, A.Burgess, Sineklerin Tanrısı W.Golding, Dokuz Öykü J.D.Salinger, Fatih Harbiye Peyami safa, Bir de Baktım yoksun, Y.Kopan, Karı Koca Masalı, Ahmet Mithat, Tess, T. Hardy bir de Samuraylar Çağı diye Japon tarihi var o oğlanın :))) Bu arada daha önce bahsettiğim öykülerin bir kısmı mailimde dosya halinde var, meraklısına gönderirim :))
Haftanın son günü, şaaaneeee bir hafta sonu habercisi olması, sağlıklı insan grafiğinin hızla yükselmesi, heeeep iyilik , heeeep güzellik olması dileğiyle…. 

25 OCAK 2014

   Ankara’dan oğlum geldi 
Dün gündüz vaktinde malum karne, gece yarısı da malum abi geldi  Zil çaldığı anda kız da uyumaya gitti :))) Taraflar henüz karşılaşamadı :))))
Bir çok iyi, bir de orta hatta bir dersi ortanın altında olan karnelerimiz var  Abi ile benden başka henüz karşılaşan yok, sanırım hoş beşden sonra “Getirin bakalım karnelerinizi” bölümüne geçilecektir. Abide de öyle bir hava var kiiii, hani ben bile şöyle bir bakınıyorum, ben de de bir karne çıkar mı diye :)))))) Hiç bir çocuğumu diğerine ezdirmem amaaaaaa birbirlerinin iyiliği için gelişen olaylara da taraf tutup müdahale etmem, biz de hala 3Y var :)))) Karneden sonra sırada bilgisayar var :)) Benimki can çekerken nihayet bozuldu, bilir kişiyi bekledik, tabii ki de tamir için değil malum o mühendis :)))) 
Ne güzel şey, gecenin sessizliğinde, gurbetten gelen oğula bir yatak serip onun ucuna ilişip, uykunun gölgesinde açılıp koyulaşan bir sohbet  Sonra sabahında yine onu evde bulmak, çay demlemek, sevdiği yemekleri tek tek hatırlayıp, pişirmek için sıraya koymak, güzel şey boyunu geçen evlatların arasında kaybolmak, kokuları hep aynı diye aklından geçirmek…
Sayılı günlerimiz var, tatil bahanesiyle tekrar aile olabilmişken, heeeeeer anını değerlendirmek lazım, bu sebeple bana bir kaç gün müsade  Biraz daha çok karışıp kaynaşalım  Kalabalık dağılınca dönerim 

29 OCAK 2014

Üstünden baharın, yazın hiiiiiiç elini çekmediği, yağmurlu bir kış sabahından, hafta ortasından, içimden kuşlar geçerken… hoş bulduk ve de GÜÜÜÜÜÜNAAYYDIIIIIN 
Hayat değişiyor ve gelişiyor, biz bunun neresindeyiz diye sorsak: “Hayır, asla” dan uzak, çaresiz bir kabullenişten daha da uzak, değişmeye gelişmeye yatkın hisseder miyiz kendimizi ? hissetsek iyi olur :))) Öyle işte, dün biz çocuktuk, başka çocuklukların hikayelerini dinlerdik, bugün bizim çocuklarımız var ve onlara anlattığımız kendi hikayelerimiz… 
Tüm çabamız, üç yanlışın bir doğruyu götürdüğü sınavlara hazırlarken onları, hayatta bir yanlış çooooook doğru götürdüğü mesajını verebilmek 
Oğlum geldi ve gitti  Karne sorgusu iki gün aralıklı olarak sürdü, e-okul şifresi takip için alındı, nasihatler edildi, notlar bu hale nasıl gelmiş iyice araştırıldı :))) Bekleyip göreceğiz sonuçları  Alıştık, gidince üzüldüm, katlanmış pijamasına, çıkartdığı çoraplarına, su içtiği bardağa bakınca gözlerim doldu, her zamanki gibi doğru dürüst bir güle güle diyemedim, yutkunmaktan, kendimi tutmaktan ama sıkıca sarıldım, o anlamıştır :)) Hiiiiiç vedaların, kinlerin, dargınlıkların, küçük hesapların adamı değilim, olamadım, olamam da 
Hadi vedalar geçicidir, sevgiyle uğurladıklarımız sevgiyle döner, hadi hafta sonuna ne kaldı ki, hadi şu iki günlük dünyayı ömürlük sevelim, hadi kötüler de var ama iyilerin sayısı daha çok inanalım, hadi bir ucundan tutalım, hadi başlayalım… 

30 OCAK 2014

Ellerim portakal kokuyor  Çaya her uzandığımda burnuma çay kokusu ile birlikte geliyor. Kış kürüne devam,sıkma nar, portakal, limon… Annemin elleri de akşamları limon kokardı. Babam eczanede bir karışım yaptırmıştı. İşi bitince akşamları onu sürerdi ellerine… küçük çocukken yanıma yattığında ellerimi saçlarının arasından geçirirdim, yumuşacık saçları sabun kokardı. Güzel kadındı, akşamları üstünü değiştirir, topuklu terliklerini giyerdi, yüzüne sürdüğü bir kremi vardı, saçlarını at kuyruğu yapardı, üstünde “Made in France” yazan, bastırınca açılıp kapanan üstü fiyonklu tokası ile… O zamanlar kırklı yaşlardaydı. Heeeeeeep bildiğim kokulardan kokardı annem, başından çıkan son örtüyü poşetlere sarıp sakladım, kokusu gitmesin diye de bilirim ki ne arayıp bulabilirim ne de açıp kokusuna bakabilirim :((

Mezarlığa gittiğimde, basma namaz sabahlığı ile, başında yarım örtüsü ile, örtünün altından, kenarından gözüken saçları ile bir gençlik resminden bana bakar sanırım, hiiiiiiiç başımı yerden kaldıramam, hiç konuşamam, öylece tutuk orda kalırım, yüzünden korkmam ama unutmuş olmaktan, baktığımda yüzünün olmamasından korkarım…

Mutsuz değilim, şükür edecek çoooook şeyim var farkındayım, neşeli, yazarken güldüğüm satırları yazmayı daha çok seviyorum amaaaaaaaaa hüznün gölgesi her yere uzanıyor, hastalıkla, ayrılıkla, yaklaşan yıl dönümleri ile besleniyor kederim  Elinde değil, tutamıyorum kendimi, ben üzülürken bu satırları okuyan teyzem de üzülüyor, yandaki yeşil ışıktan harfleri birbirine karıştırarak bana hemen mesaj atıyor :))) Sonra ben ona telefon açıyorum, bir fasıl sesli ağlaşıyoruz :)) Sonra aklımıza komik bir şey geliyor, ağlarken gülüyoruz. Biliyorum bunları okuyup da üzülen annesizler, babasızlar var, onlarda sabah sabah gözü yaşlı oluyorlar  Şubatın sekizi de geçsin hep birlikte toparlanacağız, hem o zaman takvime göre kışın bitmesine de baharın gelmesine de az kalacak 

31 OCAK 2014

Hastalıklar, ayrılıklar, ölümler, dargınlıklar, ters giden işler… hayatın koyu renkleri. Sevinçler, bölüşülen mutlu anlar, kavuşmalar, göz yaşartan törenler… hayatın sıcak renkleri. Biz de bu renkler arasında gidip geliyoruz. Kah başkasının boyadığı renklerde, kah kendi boyadıklarımızla… renkler olmasa hayat tek düze sıkıcı kalırdı, renkten renge girerken, renklerin manaları ile gider gelirken, oyalanıyoruz işte…
Dün yine ateşlendim, yüzüm gözüm şiş, burnumun yanına doğru iltihap var, acıyor, ilaçlara yeniden başladık, hastalıktan dolayı mutsuzum diyebilirim ama demicem :)) Geçici bir şey, eninde sonunda iyi olacağım inşallah. Biraz yatıp, biraz kalkıp hayatın bir ucundan tutmam gerek, kara bulutlarımı başımın üstüne toplayıp da karardıkça kararamam  Hayatın herkes için zor yanları var, küçücük çocuklar sabahın karanlığında, ayazında mumyalanmış gibi sarılıp sarmalanıp anneleri babaları tarafından camları film kaplı minibüslere uzatılıyor  
Ateş, kırıklık, ilaçlar, ağrılar,sızılar… sizi geçici kabul ediyorum  Bir yerden, bir köşeden iç açıcı bir çıkış yakalayacağız :)))
Hadi bi gayret, hadi bunlarda geçecek, hadi karanlık bir günü aydınlatacak şeylerde vardır, hadi hafta sonu geldi, ocak ayı bitti, arkadaş paylaşmış içinde ben de varım “İlgilenin lan benim dertlerimle, bana iyi bakın” diye içimden geçirerek, en iyisi ben kendime iyi bakayım diye düşünüp gülerek :))… olacak, olacak, hadi bi gayret :))))

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑