ADSIZ


1455180_10201724474407366_706877543_n

 

 

Bazı haller var, bir halin açıklaması da, açıklanamaz sanki 🙂 İnsana özgü bir durum denebilir mi? Bitkiler, hayvanlar, başka dünyalar içinde benzeri var mı, öğrenilmiş bir davranış şekli midir, iç güdüsel bir gelişim midir?  Detaylar üzerinde bir bilgi sahibi değilim amaaaaa benzer halleri yaşayanları bilirim.

Belki de çok kapsamlı bir düşünce şeklidir; Hani dişimiz ağrırken, aklımıza neden ağrıdığından çok niye ağrıdığı gelir ya. İhmal etmişizdir, vücudumuz zayıf düşmüştür, iltihap olgunlaşmıştır, canımız sıkılmıştır… bir sürüüüü bilimsel olmayan sebebi vardır, dişimizdeki ağrı aklımıza başka ağrılar getirir, o ağrılar gelirken yanına üç beş adam sürükler, haydiiiii bir anı bir hatıra derken, ölmüşler, ölü gibi saydıklarımız, ölü iken unutamadıklarımız… bir kalabalıkta sürüklenirken, kulağımıza bir şarkı gelir, telefon çalar bir ses gelir, bu gelmeler sağdan soldan toplananlarla zenginleşir, bir de yalnızsak, aklımızı dağıtan, karıştıran da yoksaaaaa bir diş ağrısından bilmem kimin düğününde giydiğimiz elbiseye, düğünde olup da şimdi olmayan birine, ertesi günde ki havanın haline, yediğimiz pideye, içtiğimiz kahveye … kadar geliriz. Bir de bakarız kiiii dişimizi unutup başka bir konuya gelmiş, oralarda oyalanırken buluruz kendimizi :))

Bir çeşit bastırma ya da ört bas etme, konuyu başka yerlere çekme halimiz vardır. Her zaman asıl nedenden uzak durmayı tercih ederiz, Gerçek sebebi de cümleler içine gizleriz de anlayan anladığı kadar işte. 🙂

Canımızdan can katıp evlatlar doğuruyoruz, sonra da onlardan tekrar tekrar, değişik sebeplerle ayrılıyoruz. Onlar giderken; Hem gitsinler istiyoruz, hem de gidene kadar gözlerimizde bir bulut ile dolaşıyoruz, ansızın döken, ansızın güneşi gösteren anne bulutları…  Hep aynı dilek;” Kendi ayakları üstünde dursunlar” derken çok anne” ben de bir elinden tutayım , düştü mü kaldırayım , derdine derman olayım”  istiyor amaaaaaaaa bunların sonu yok. İlla ki bırakacağız. Uzaklardan, dokunmadan, kokusunu almadan sevmesini ,Başaracağından emin olarak düştüğüne, kalktığına karışmadan, kararlarına saygı duyarak beklemesini öğreneceğiz. kendileri, severek isteyerek gelecekler ve tabii kii de gidecekler…

Oğlumu yolcu ettim, daha şehirden ayrılmadı, tam gitmiş, kabul etmiyorum 🙂 Kapıyı arkasından kapatınca iki satır yazayım dedim, ne ile başladım, ne ile bitirdim. İyi ki “Hayat işte” diye bir kalıp cümle var. Her yere oluyor, çooooook kullanışlı valla 🙂 Gelenler ve gidenler ve de kalanlar, tüm mevzu bundan ibaret. Hepsinin üstüne, hepsi içindeyken “Dünya Dönüyor”…

Reklamlar

OCAK ORTASI GÜNLÜKLERİ


11 OCAK 2014

 

Hep acelem var, saat çalıyor,hiç oyalanmadan, yüzüğümü takıp kalkıyorum :))) Yıllardır kolye ve küpe ile yatarım ama yüzükle asla :)) Neyin psikolojisi bilemedim, bazen gecenin bir vaktinde aklıma geliyor, bakıyorum parmağımda kalmış, gözüm kapalı çıkarıyorum :)) Kitaplarda okuyup,filmlerde seyir ediyorum, arkadaşlardan duyuyorum, oyalana oyalana kalkış şekilleri var, bundan bir dram çıkarmıcam amaaaaaaaaa ölmeden önce yapılacak 100 şey listesine yazdım:))) Bir sabah sağa sola gerinilenecek, sonraaaaaaa gözler tavana kilitlenip, uzuuuuuun, uzuuuuuuuuun bakılacak, göz kapaklarının tekrar tekrar kapanmasına müsaade edilecek, gerekirse uykuya hiiiiiiç ara verilmemiş gibi devam edilip, sersem sepet olana kadar, “Aaaaay bi kalkim, daraldım yeminlen”diyene kadar, halinden iyicene bezginlik gelene kadar, tekrarını istemeyecek hale gelene kadar durum muhafaza edilecek :)))
Yorgunum, yoruluyorum…, bir yorgunluğun dinlenmesini gelecek sorumluluğun yorgunluğunun gölgesine bırakıyorum. Üst üste yığmıyorum ama hafif bir birikme hali de var yani :)))
Neyse, sabahın bu saatinde, aklımdan geçenler bunlar, önümüzde yaşanacak, bir daha aynısı olmayacak bir cumartesi var, Hadi; ziyan etmeyelim, Hadi; hakiki kışların yalancı baharına, Hadi; güzel bir gün olacak umuduyla, Hadi; Bunca kötülüğe rağmen iyilerin hatırına, Hadi; günde izi kalacak bir şeyler yapmaya, Hadi; Kuşlar konsun omzumuza, avuçlarımıza, yollarımıza…
12 OCAK 2014
Günü kızlı erkekli, küçük çaplı, büyük muhabbetli akraba toplantısı ile sonlandırınca yorgunluk filan kalmadı :))) Halaaaaaa aklıma gelenlere gülüyorum 
Toruna büyük anneden ergenlik dersi ; İki hafta sonu içeriyor, torun erkek, anası babası doktor :))
Telefon defteri ; Küçük beyaz kağıtlarla destekli, Kiracı Mustafa “K” harfinde, Perihan teyze “T” harfinde :)))
Balkondan görülen, aşağıda araba kurcalayan hırsıza beş kat yukarıdan “Utanmıyormusun sen” diye
seslenme :))))
Oğlana yol tarifi; “Otelin ışıklarını görüyor musun, oraya gel, orası, Elmadağ, aşağıya doğru Taksim, yukarısı M.Köy”:)) Çocuk onaltısında, ilk kez İstanbul’da, gece yarısı Küçükçiftlik de metal konseri çıkışında :)))
Ama o benim arkadaşım gibi denen bir türlü vedalaşılamayan eski terlikler, atılamayıp parça parça kesilerek toz bezi olarak birlikteliğe devam eden elbiseler :)))
Geniş aile problemi, kızlar ve gece izinleri :))
Benzer gençlikler, benzeşmeyen eşlemeler, yaşlanmayla gelen çocukça gibi gözüken de yetişkin alameti de taşıyan davranışlar, savunmalar, kayırmalar… bunlar konu başlıkları açılımlarıyla gülmekten gözümüzden yaş geldi valla :)))) Kendimizle dalga geçmeye de bayılırız, yukarıdaki konu başlıklarından biri de benim :))))))
Genelleme “Karadenizli” olunca, rengi havaya göre değişen, dalgaları kıyıları döven, durmak, durulmak bilmeyen, hem korkutan, hem de gel diye çağıran suyumuz gibiyiz :))) hep çoşkulu, hep enerjik, hep yorulmaktan uzak… kedere, kadere, hüzne, neşeye hep bir çok seslilikle yaklaşırız. Bir arada olmaların tadına doyamayız :))) Bunlar ne ki, eskiden daha şendik, çalar söyler, plaktan yayılan kemençenin sesine sesimizle, bedenimizle eşlik ederdik… Kayıplarımız çoooooooook, amaaaaa dün onları bile heeeeeep kahkahalarla yad ettik…
Hayat işte her şey iç içe ;
“Ben denizde bir gemi, dalgalar vurur beni,
Ben ağaçta bir yaprak, rüzgar savurur beni” Öyle, bazen kulağına gelen, bazen gözünün önünden geçen iki satır seni böyle özetler… 
13 OCAK 2014
Pazar pazartesine yeni dönerken telefon çaldı, ara sıra olur ya hissettim; “trafik kazası, durumu iyi, ama sen acil gel, çocuğu getirme, yarına uçak ayarladık, biletini değiştir…” Bir gün sonraya zaten dönüşüm varken, bir gün önce, telefondan 5-6 saat sonra kendimi havaalanında Kahire-İst.-Roma-NY uçuşu için sırada buldum, kardeşim bir değişik sarıldı, cenaze almaya mı gidiyorum diye korktum. Geceden inandığım tüm yalanları sorgulamaya başladım. Vücudumda su niyetine ne varsa hepsi gözümden geldi.Roma’ya kadar ağladım. Uçak değiştirene kadar, para bozdurup telefonlar ettim, kahve içtim, TWA ‘in malum orta doğulu sorgulamasından geçtim. Atlantik uçuşu için yeni uçağa bindim. 9-10 saat sürecek yol boyunca yorgun, ağlamaktan tükenmiş halimden çıkmak istedim. Yemek yedim, bir ağrı kesici içtim, kendi kendime karar verdim;” Böyle ağlamakla bir yere varamam, en kötü ihtimal ölmüş olması, o zamanda ortalığı toparlar, cenazemi alır dönerim”, çocuk bir yaşında, evlilik iki,eşim 32, benim de otuzuma sayılı günler var. Böyle yazarken kolayda düşünürken hayat insanın omuzlarına bir çöküyor, seni derinlere karanlıklara çekiyor, ciğerlerin sökülürken, sözcüklerin cümle olup dökülemiyor.
Günlerden pazartesi, uçak toplamda 12-13 saat sonra NY’ a indi hala pazartesi… Yoğun bakımda, 48 saatin dolmasına, 5-6 saat var, çıkarsa sabaha kadar ameliyat olacak, Papaz kapıda dua okuyor, hiç tanımadığı, hortumların, makinelerın arasında yatan genç adama. Doktorlar bekleme git dedi, eşi olduğum için istediğim zaman ameliyathaneye bağlanıp bilgi alabilirmişim.Gereken imzaları attım, başlarken haber alacağıma dair söz aldım, eve geldim, ne yanıma kimse istedim, ne de kimseyle gitmek.Günlerden hala pazartesi. Gün salıya dönerken ameliyat başladı, sabahı bulur dediler, tümden cam olan balkon kapısının önüne oturdum,hiç ışık açmadım, saatin, telefonun yanında, “Eğer bu geceden çıkarsam, bu gece biterse…”diye dünyanın farklı yerlerinde, bildik insanlarla aynı şey için birbirimizi görmeden bekledik, son haber geldi, “operasyon tamam, durumu iyi diye”, gün aydınlanırken, yeşil çimlerden kızıla kuşlar havalandı, bilmem gerçekti, bilmem gözüme öyle geldi, kanat çırpmalarının rüzgarından ateşler söndü, her kuş havalanırken, içimden bir de ağırlık alıp gitti.
Uzun yıllardır kıyamam günlere, insan bir kez kendini ipten aldı mı daha çok inanıyor, günlerin geceye, gecelerinde yeni bir sabaha döneceğine, her günün adı da değişik, tadı da, ortak özelliği içinden geçiyor olmak 
Pazartesi zor olsa da en geç salı sabahına kuşlar uçar  Kesin bilgidir inanalım, eeeeeeeen uzun pazartesilerden salı sabahına çıkanlar anlatırlar 
Hadi hep beraber güzel olacağına inandığımız bir haftaya, hadi, kuşlar konsun yollarımıza…
14 OCAK 2014
Veeeeeeee kış mevsiminin ortasında güneşli bir salı sabahına uyandık  Diyoruuuz ama “ortalık kuruyor, ne olacak bu havaların hali” diye de adamakıllı sevinemiyoruz  Bu büyümek dediğimiz şeyin kaynağı mutluluğun üstüne şraaaaak diye düşen gerçeklerin gölgesini görmek olabilir mi acaba :))) Çocukları uyutarak, içinde “uyusun da büyüsün” geçen ninnilerle, kendimizi de karanlıkta bitsin diye beklediğimiz gecelerde büyütüyoruz.İnsanın kimseye açamadığı daha doğrusu açmak istemediği yaşanmışlıkları var. Bunları utanç duyduğumuz için değil (Çoğu zaman) tekrar yaşamaya dayanamadığımız için üstlerini güzelceeee örtüp sarıp sarmalıyoruz, unuttuk sanıyoruz. Aniiii bir gelişle aklımıza geldiklerinde, tam da yerine rast geldiyse, paylaşıyoruz. Hatta paylaşan bensem, yıllarca kimseye anlatmamışken, kimse bilmezken, kainat bilmeli tarzında yazıyorum :))) Her zaman değil, arada yarası yarasına denk geldi durumları oluyor, o zaman ne yazmaya, ne de anlatmaya gerek duyuluyor,aynı noktaya bakarken, aynı şeyleri hissettiğini bilerek anlaşıyor insan :))) (Nadir durumlara girer:)) )
30 ile 40 arasında bende hayat bilgisi yoğun :))) Girip ve hepsinden illa ki çıktığım pek çok sınavım var, hazırlıksız yakalandığım var, amaaaaaaa boş kağıt vermişliğim hiiiiiiiiiç yok :))
Her şeyin özeti; Hayat devam ediyor, dünya dönüyor, günler gecelere, geceler yeni sabahlara gebe… kalanın hepsi sana bağlı, senin içinde…
Dünden beri “Allah diyen çam ağacı, askerliğini yapmış türbanlı, önü kesilen bacılarımız ve onların arkasındaki millet” esprilerine gülüyorum :)) Gündem de iyice fıkralaştı artık, güleriz ağlanacak halimize olduk…
15 OCAK 2014
Ve zaman geçtikçe anlıyoruz ki, insan kendisine bir şey veremediği zamanlarda kendi kendine yabancılaşır. Sahip olamadığımız her şey bize sahip olur. Bu yüzden bir armağan, bir tebessüm, bir mutluluk vermeli insan kendine. Ruhuna, vücuduna, zihnine iyi bir şeyler vermeli. Yol boyunca durmayan gezgin çabuk yorulur… İnsan bazen kendisini köşeye çekip dinlenmeli, ruhunu hissetmeli.’

Deli Çocuğun Güncesi / Özgür Bacaksız

Sağımıza, solumuza, önümüze, ardımıza kuvveeeeeeetli bir GÜNAAAAAAAAYDIIIIIIIIN deyip, yukarıdaki satırlara aynen katılıyorum diye ekliyorum. Bugün kendimi armağanlara boğmak niyetim :))) İnsan başkalarını mutlu edince de mutlu oluyor, hem kendini hemde başkalarını mutlu etmenin ise değeri paha biçilmez. Bunlar zor şeyler değil, bir içten gülüş, taaaa uzaklardan yanındayım mesajı, geniş kapsamlı günaydın, gerçek bir hal hatır sorma… filan diye devam edilebilir :)) En doğrusu içten geldiği gibidir. Kime ne şekilde gelir bilemeyiz 
Az evde çalışıp, çoook sokakta olacak bir program benimki, Sabah sabah sessiz sakin bir AVM işleri, Kurban’dan beri görmediğim Titiz Oğlum’ u özledim, ona da bir hediye alayım  Paketim var diye bakarsın erken gelir :)) Geçen akşam malum besinlerin son tarihi ve saklama koşulları ile bana danıştı, “Şu ara hem iş, hem okul çok yoğun, zehirlenmem di mi” :)) Nasıl da pirpiriklidir, ayrıntı delisi :)) Fakaaaaaaat anne geniş , bir keresinde de yurttan aramıştı da yine zehirlenme üstüne, “Bi şi olmaz, yatın uyuyun, güvenliğe haber verin ara ara kapıyı açıp baksın” demiştim  Eveeeeeet, özledim 
Hadi kışın ortasında tedirgin eden bahara, hadi mutlu olalım, mutlu edelim ana tema, hadi çoooooooooook şey elimizde, hadi kasmayalım kendimizi , önce mutlu olalım sonra dinleyelim içimizi…

16 OCAK 2014

 

Yaşlanmak, tamam kızmayın  Yaş almak, hadi bi güzellik yapalım  Yılları geride bırakmak ;
Karşılaştığın heeeeeer konuda analizli, çözümlemeli kitaplar yazıp, onları hafıza kütüphanesinde saklamaktır 
Koşarak geçtiğin yollardan ağır sakin, bakına bakına geri dönerken karşıdan koşarak gelenlerin nerelerde düşeceğini bilmektir 
Bilgelikle çok bilmişlik arasında,kendini iyi bildiğin bir yerde olmaktır
Bugünkü arızalarının geçmişine dönebilmek, kendine itiraf edip, arada da arkadaşlarla “Ben de de bunun bir benzeri var” diye üstü yarı kapalı paylaşmaktır 
Seçmediğin savaş alanlarında, hasmının söylediklerini dinlemek ve çok da gerektirmedikçe savaşmamaktır 
Evet ve hayırları tam da yerinde kullanmaktır 
Yastığına sinen yeni şampuan kokusu ile aniden “Güzel kokuyor” diye uyanacak kadar hayatın farkında olmak, kalkmaya az zaman kalmış sa, “Boşa koysam dolmaz, doluya koysam almaz” larla uğraşacağına açıp bir iki sayfa kitap okumaktır 
Haftanın kitabı “Sırça Fanus” yazarı Sylvia Plath ,elli küsur sene evvel olduğu kadar bugünün insanının da metropol yaşamındaki yabancılaşmasını anlatan modern bir klasik diye tanımlanan bir baş yapıt diye arkasında açıklama var. Okuyorum az kaldı, aynen öyle :))
Hadi hava aslına dönüyor, hadi cumaya ne kaldı, hadi burnuma deniz kokusu geliyor :))
hadi kuşlar konsun avucumuza, müjde getirenlerden olsun… 
17 OCAK 2014
Günlerden cuma, hafta sonu kapıda, hava bulutlu, yağmur kokusu var ama, Havayı koklayan adam güneş gelecek diyor , Sağ ayak bileğimde şiş var, ağrı var, Aylak arkadaşlarla buluşma var, çıkmadan illaki yapılacak işler var, radyo açık, Cem Aslan’dan kendi usulüne göre okunan gazeteler var, durum kaç sabahtır olduğu gibi karışık, kabuller, yükselenler, inenler, her yerde haşhaşiler, altta bir paylaşım “Aşk kutsaldır; Kirli gönüllere yuva yapmaz” Hz Yusuf demiş, bunlara hiiiiiiiiç inanasım gelmiyor :)))) Arada bakıyorum adamların kitaplarını okuyoruz, az çok tanıyoruz, üstünden yıllar geçmiş bir de bi laf etmiş :))) Akıllara zarar  Şüphem var, kendilerini başkalarının arkasına saklayanlar var. Saklanmak çoooooooook erken öğrendiğimiz bir şeydir. Birinin bir şeyin arkasına saklanmayı severiz, tercih ederiz. Saklananları arayıp bulmayı da çok ciddiye almayız, öyle ya genelde ortada olanlar varken, çeşit de zenginken, sağı solu deşmeye ne gerek var  Yaşanacak bir gün, içinde türlü çeşit hoşluklar var, yazılacak, söylenecek, gezilecek, görülecek, zamanı gelsin diye beklenecek çooooooooooooook şey var, ömür hepsine yeter mi diye kuşku var.
İçimden güzel şeyler geçiyor, Ara Güler yoğun bakımda, yoğun bakımlarla ilgili çözülmemiş sorunlarım var  Galatasaray’da bir Ara Güler kafesi var. Hayatımda yoklukları ezip geçen bir sürü var var :))) Bu da beni her sabah daha güçlü kılıyor, yokluklarım aynı kalırken, artan varlıklarım var :))))
Metrelerce süren maillerden sonra Galatasaray’dan başlayan , yokuş aşağı denizi sağımıza alarak Kabataş’a kadar uzanan içinden sergiler, kafeler, kiliseler, camiler, okullar, depolar geçen, yeme içme ile takviyeli evden çıkış saati belli dönüşü açık güzel bir program var :)))
18 OCAK 201
İnsanın kalkar kalmaz yapacağı ilk iş kendine çok içten, samimi,sahici bir “GÜNAYDIN” demek olmalı. Güne kendini selamlayarak başlamalı :)) Sonra pencereden bakmalı, sokağın, havanın kokusunu almalı, benim gibi erkenci ise sessizliğin sesini dinlemeli demek isterdim amaaaaaaa artık öyle sessiz sokaklar, uzun uzun uzaklara baktığımız manzaralar yok  Yine de ben bunların bir kısmına sahip sayılırım :)) Bir parça uzaklara bakıp, sabah kuşlarının sesini alıp, rüzgarın sesini dinleyip, ıhlamurun, yaseminin kokusunu duyabileceğim bir yerdeyim 
Tabii ki de gezmek zor oluyor, bazı zamanlarda Bulgar sınırına gitmekle, buluşma yerine gitmek arasında çok da bir fark olmuyor :)))))))
Seviyorum, sokakları, sokaklarda gördüğüm heeeeeeeeeeeer şeyi  İnsanları, binaları, ağaçları, taşları, yürüdüğüm sokakları, soluklandığım mekanları… hava ile birebir ilişki kurmalıyım, tiryaki değilim ama titreye titreye sokaklara taşan masalarda oturmayı severim  Gelene geçene bakmayı, aklımdan hikayeler yazmayı severim 
Taksimden Eminönü’ ne uzanan Tophane, Karaköy civarında sağa sola dallanıp budaklanan dünden geriye hoş anılar, ağrısı biraz daha artan bir bilek kaldı 
On kişiden sekizinin ayakkabısında “N” harfi , elinde de mendil var. Onunun da elinde telefon, sekizinin ki faaliyette  kimsenin telefonu çalmıyor artık, avuçlarında, ceplerinde titriyor Kızların boyu kısalmış  Platform topuklu çizme üretiminde sanırım kota var :)))) kılık kıyafet serbest her mevsime uygunluğu var. Kapalı alanlardan çıkan on kişiden beşinin elinde yakılmaya hazır bekleyen sigara var. Dolaşanlar ya yalnız ya tüm erkek ya da tüm kız, kızlı erkekli sayısında azalma var :))))
Eeeeeeeeeeen önemlisi herkesin gözünde bir donukluk var Endişeli, sıkıntılı, düşünceli bakışlar… ilişkilerin arasında filtre var, muhabbetler kısa mesajla sınırlı, her kesin üstünde “ben iyiyyim, bir şeyim yok” hali var. Ne onlarda anlatma, ne de onları anlama isteği var…
19 OCAK 2014
Yaşanmışlıklar artınca onları zihnimizde bir dosya altında toplamakta fayda var :)))
Örneğin bende “Bi cesaret… ” Dosyası var :)))
Yaşım kırka doğru yol alırken, evlilik on yılı tamamlamış, az biraz sallanırken:))) Bi evin bi oğluyla evli, İç Anadolu’ya gelin gitmiş, erkek çocuk, en az iki çocuk levelini atlamış,çocukların yaşları 9 ile 5 e ulaşmış,hiiiiiiiiiç planlamamış, programlamamış, aklımın köşesinden bile geçmezken… üç nolu çocuk ihtimali ile karıştık :))) Düşündük taşındık, kimseye danışmadan, kendi aramızda doktorun yolunu tuttuk. “Bu çocuk kız, ben bi cesaret doğurucam” dedim, kapıdan dönüp geldim. 3-4 ay kimseye söylemedim, özellikle annemlerden itina ile gizledim, üzülmesinler diye :)) Çoooook ağır bir hamilelikle kıştan bahara çıktık, gününden önce sinyal geldi, eşimin eli ayağına dolaşınca konu komşu ile bir apartman doğuma gittik :)))
Sabah kendime gelince, pembe beyaz, kiraz dudaklı, 3.250 kg ya 56 cm, yalanıp duran kızımı kucağıma verdiler, Bi cesaretle doğurduğum ,bugün 14 ünde ayın ondördü gibi bir kızım var:))) Bütün çocuklarımı çoooooook severim, Onları kolumun altında, gözümün önünde tutarak değil, yüreğimin taaaaa içinde, burnumun direğinde, gözümün kenarında severim de kız bir başka sanki :))))
İstanbul Gezginlerinin etkinlik duyurusunu sayfa kenarında gördüm, baktım bir kaç gün sonra, “katılıyorum” u işaretledim, hiiiiiiiç bir şey sormadan, kimseyi tanımadan, bir pazar sabahı;Bi cesaret..; “kendimi Arkeoloji Müzesi”nde buldum :)))
Bi cesaret girişimlerimin sonuçlarından pişman değilim :)))
Bu sabah bi cesaret doğurduğum kızı yanıma alıp bi cesaret aralarına karıştığım gezginlerle “Topkapı Sarayı Etkinliği”ne yolculuk :))) Saray bahçesi pikniği için yanında kek (Çikolatalı, fındıklı) ve Börek ( maydonuzsuz, dere otsuz) var :))
20 OCAK 2014
Bir küçük çapta ateşlenme, vücutta direnme, mikrop, bakteri artık her neyse ona karşı aktif bir mücadele var  Akşamdan belli idi, duş alırken buharların arasında yitip kaybolmuşken, sıcak suyun değdiği heeeeeeer yer üşüyordu  “Etlerim lime lime dökülecek gibiyken, halim yokken, başım ağrırken gidip geri yatmakta fayda var da yatar mıyım acaba :))
Sabah bir portakal mandalina yeme, suyunu içme isteği ile uyandım :)) Hem çocuklara hem kendime sıktım, uzuuuuuuuuuuun uzuuuuuuuuuuun elimdeki portakalın kokusunu kokladım. Nasıl güzel bir koku, insan kendini turuncu ile yeşilin kaynaştığı, ağaç dallarının yere sarktığı, yerde kuru toprak, gökte mavi üstüne yer yer beyaz pamuk yığınlı, azıcık esen, burnuna burnuna koku getiren bir bahçede gezinirken hayal ediyor :))) Portakal çiceği de çoooooooooooook güzeldir :))
Aaaaaaaaaaaaaaay iyileşiyormuyum ne :))) Önce evi biraz yola koyayım, hastada olsam, ya da olmasam “kadın dediğin dipli bucaklı, derli toplu olmalı.” (Anne dersleri, her konu başlığı illaki buraya bağlanır :))) )
hadi; “gerçekten yok bi şeyim, ben iyiyim” diye kendimizi inandıracağımız pazartesi ile hafta başına, hadi her şey gelir ve geçer, takmayalım, takılmayalım, hadi vücut yorgunluğu nedir ki, bir ağrı kesici ile bir deliksiz uykuya bakar, Allah gönül yorgunluğu vermesin :)), hadi bi gayret, hadi bi cesaret…hadi kuşlar konsun yollarımıza…   

 

Ocak Başı Günlükleri


1441284_10201665117323476_827370158_n

01 Ocak 2014

Her zamanki saatte yatamadık amaaaaaa her zamanki saatte kalktık Yeni yılın ilk gününü uyuyarak karşılamak istemedim. Totem yaptığımdan değil ama bazı şeylere nasıl başlarsak öyle gideceğine inanırım. Yatmadan evi bile topladık. “dık” çünkü kızımla beraber yaptık. Hediye paketlerinin çöp kısmını, bardakları, boş tabakları, gözümüze çarpan kuruyemiş döküntülerini… ortadan kaldırıp pırıl pırıl olmasa da yatmadan önce arkamızda sabah kalkınca tanıyabileceğimiz bir ev bıraktık.
Bir sürüüüüüüüü yeni yıl mesajı okudum, kendim de yazdım . Herkes aynı şeyleri aynı şekilde istiyor, bu kadar ortak duygu ve istek varken farklılıklar nasıl geliyor bu sene buna yoğunlaşacağım dermişim :)))
Ev trafiği yoğun olunca bir türlü tatil modundan çıkamadım :)) Ödevlerimi tam olarak yapamadım. Bu haftaki öyküler çoooooook hüzünlü Sabahattin Ali’den Hanende Melek, Nursel Duruel’den Geyikler, Annem ve Almanya (içinde bir iki paragraf var, bir ara size de yazarım, tarifsiz) veeee Firüzan’dan İskele Parkları. Birer kere okudum ama tekrarlara ihtiyaç var
Hane halkı yarı uykulu, yarı uyanık. Hava yarı kapalı yarı açık. Plansız ve programsız bir yeni yıl sabahında çoktan seçmeli bir hal de yok ama “Bi bakıcaz ” artık :)))
Kahraman benim, “Allahım yarın pazartesi gibi ama bugün pazar değil !” kahramanın çelişkisi, her türlü ödev ve sorumluluk, kahramanın düşmanı ve kaşıyanı, kırılma noktası; yarına en yakın zaman akşam, mekan ev, olay örgüsü; ev içindeki kahramanın ev dışına bakarken, ne kadar uzağa bakabileceği, gördüklerinin ne kadarı ile eve dönebileceği… :))))
Yaşama sanatı diye bir şey var herkesin kendine özel, tarif verilemiyor, standart belirlenemiyor :))) Amaaaaaaa her şeyin bir öyküsü var.
Günaydın…

02 Ocak 2014

Rüya görüyordum, saatin zili çaldı, sonunu merak ettim:))) Saati 15 dakika sonrasına yeniden düzenledim. Taaaaaaaam yerine koyarken düştüüüü, karanlıkta el yordamı ile aradım, baktım parçalı kırık , ışık açtım, pilin tekini bulamadım, yataktan kalktım, daha büyük bir ışık açtım, gözlüklerimi taktım, saati tamamladım, o neee! Logo yeni yazılım aranıyor tarzında, ışıklar altında geçiyor :)) Bir an yaşını hesapladım, vedalaşma zamanı mı acep diye düşünüp durakladım, uyku ile vedalaştım, rüya ne idi onu hiiiiiiiiiç hatırlamadım, mutfağa doğru giderken koridorun camından dış dünyaya baktım, karanlık, ne ay ne yıldızlar, ihtiyaca binaen yanmış ışıklar, yoldan geçen arabalar, tek tük sportif olan ve olmayan yayalar… İç dünyamda aklımda “Etiket programı” :)))) Nasıl bağlantı kurdum bilemedim amaaaaaaaa yapışkanlı kağıt üzerinde ak pak dikdörtgenler ve onların üstüne Sayın diye başlayan bir satır altına isim unvan yazan, sonraki satıra adresi, en sonuna da hafifçe kayarak yazılmış şehri gösteren program… O zamanlar mektuplar kiiiiii bunlarda kendi içlerinde bir kaç gruba ayrılır, tebrik kartları yazılırdı. Tebrik kartları bayram, yıl başı, doğum günü için gezdiğimiz yerlerden de anı için alınır, gerektikçe gereken yerlere atılırdı. kalemin değdiği tüüüüüüüüüm kağıtları severim. Kalem yazarken, kalp hizasında durur ya belki de ondan :)))
Kalan ömrümün bir kısmını da bir müzede “Alet bulunamadı, kadın her şeyi biliyor” etiketi altında geçirme ihtimalim var mıdır ? :))))))))
Yılın ikinci günü, böyle bir kaç gün daha sayarız :)))) Sonrası hemen alışkanlığa bağlanır .Yeni şeyler umut ederek başladık amaaaaaaaaa yıllar önce konan, çoktan kalkması geren, açılımını bile unuttuğumuz ÖTV kapsamında zamlandık Rutin dedik, kasada olması gereken paralar olmayacak yerlerde bunlar ondan diye açıklama getirdik. Dünden beri bir gayret, bir gayret bu yıl o yıllara benzemesin diye amaaaa bir yerlerden bir tanıdık illa ki olacak :))))
Pazartesi havasında perşembe, hafta ortasından bir ileride, hafta sonundan bir geride, hadi bu da kırmızı perşembe olsun, etiketlemeden olduğu gibi sevelim, hadi bi gayret, hadi bi cesaret… :)))))
Günaydın

03 Ocak 2014

Arada birikmiş tüüüüüüüüüüm yorgunluklarımı uzuuuuuuuuuun uykularla atıyorum :)) İlaçlarımı içtim, bileğimi sardım, benlik işleri de olduğu kadar yapıp kendimi uykunun kollarına bıraktım :)) Yer yer delikli bu uykudan dinlenmiş olarak eeeeeeeeeeerkenden kalktım :)))) (Kaçta yattığımı yazmıyorum tabii ki de :))) )
Ruhen tamamen, bedenen kısmen hazırım yeni güne kiiiiiiiii üç saat kadarını eskittim bile.
Bizler “Ergenlik” diye bir hoş görü şemsiyesi altına hiiiiiiç giremedik dersem ağır olur, daha çok erkek çocukları kapsayan “Deli zamanlar” diye bir tanımlamaya aşinayız. Aslında biz böyle bir durumdan pek de faydalanamadık ama bi şekilde daha az sorunluyduk. Şimdiki çocuklar devamlı gözlem altında amaaaaaa iletişim yine de kopuk. Çünkü ebeveynler çocuklarını kendi istekleri doğrusunda anlamaya çalışıyorlar, seçtikleri okullar, kıyafetler, arkadaşlar, anne tarafından düzenlenmiş odalar, sağlıklı beslenme tarifleri, vitaminler, hatta uzun yıllar ter bezleri… :))) Genelde çocukların ensesinde devamlı bir anne soluğu var. İnanılmaz veli toplantılarına şahitlik ettim, çocuğu için yurt dışı hayalleri kuran kadın, oğlanın spor için gittiği otelde güvenlik olmak istediğini, kısa bir okul okuyup az zamanlı, çok paralı bir hayali olduğunu bilmiyor :))) Ben de Çocuklarla aramda olan “Sana bir sır vereceğim” muhabbetlerinden biliyorum :))))
Bu yıl iletişim yılı :))) Çocukların hepsinde farklı haller var :)) Biri ev bark sahibi, komple kendi ayakları üstünde “Kapuska pişirdim, kalan lahanayı ne yapayım ? ” diye telefonlar edebilme aşamasında :))) Üstüne çalışılacak bir iki konusu var, hakkımı telefonla harcamıyorum :))) Bir ara gelecek bekliyorum
Biri sınav çocuğu, şubattan itibaren önce Abitur , arkasına üniversite sınavları, seçimi belli ama gergin, kollarımın altından çıkmak istemez gibi de gözleri uzak yollarda
En zoru kız olanı Beniiiiim çooooooooook gelişmiş modelim, yetişemiyorum. ne tepeden inip hızını kesmek, ne de başı boş bırakmak istiyorum, yutkuna yutkuna, “böyle de olabilirdi, bir daha ki sefere böyle yap daha doğru olur, başka bir yol var mı , bi düşünelim” gibi köşeleri alınmış yuvarlak cümlelerle yumuşak frenlerle gidiyoruz ama du bakalım :)) Ben de ergen çocuk psikolojisini eni konu bu kızda hissettim valla :))
Bir şekilde çözeceğiz, bu yıl çocuklar için daha önce çalışılmış konulara ince ayar yılı, olacak, umutsuz değiliz :))

04 Ocak 2014

Bugünün işini yarına bırakma diyenler, sabahki işini akşamdan yapanlara da “İyi olmuş” derler mi acep :)))))
Malum, kış sabahları; karanlık, soğuk, havada bulut varsa ekstra karanlık. Kalkar kalmaz bu şartlar altında içimden aydınlık şeyler yazmak gelmiyor, bir de antibiyotik içiyorum, kabusa yakın rüyalardan da uyanmış olunca durum daha da vahimleşiyor :))) Gerçi normalde de her sabah kafamın üstünde ışıktan bir hale ile uyanmıyorum :)) Ama en azından kendime gelme zamanım oluyor, genel olarak heeeeeeeeer şeyden çabuk sıkıldığımdan uzun zaman da depresif kalamıyorum :))))
Yaniiiiiiii özet olarak, yarın erken çıkıcam, yazmak yerine yatma saatimi uzatıcam :))) Sabah yerim boş kalmasın diye bu sefer akşamdan yazıyorum. Aslında günlüklerin bir yazma saati olmaz da ben sabah kendimi daha enerjik hissettiğim için sabah yazıyorum, yazdıklarım, bir seferde içimden geldiği gibi olduğu için arada bana da iyi geliyor :)))) Tekrar tekrar yazmıyorum, tuşa bastığımda çoooooooook bariz bir imla hatası yoksa düzeltmiyorum, öyle yani, bir anda olduğu gibi :))) Amaaaaaa yine de bir zaman alıyor :))) Harcadığım zamana yazık durumu yok tabii ki de :))) yarına bir zaman ayarı var :))) İlaçtan midem bulandığı için kahvaltımı da dışarıda yapayım diyorum :))) Artık hangi bölgeye denk düşürürsem
Şimdiden duruma göre iyi akşamlar ya da günaydın dedim :)))

05 Ocak 2014

Sabahattin Ali, A.H.Tanpınar, Füruzan,J.Joyce, D.H.Lawrece, V.Woolf… okumadan ölmeyelim :)) Okuyamadığımız kitaplara dikkat edelim, neden okuyamıyoruz, nerelerimize denk geliyor da daralıyoruz :)) Ne anlatılıyor, ne anlıyoruz… derkeeeeeen hayatım karıştı birden :))) Okuduklarım ve okuyacaklarımdan canım :))) Haftaya kurs bitiyor ama okuma ağırlıklı yazma olarak bir kur daha devam edecek, ben de tabii :)) İlgi alanına girenleri bekleriz :)))
Sadece toplu taşıma gözlemlerimden ve başıma gelenlerden bir sürü öykü yazabilirim dermişim :)) E-5 de tırın önüne kırıp, yanlış solladı diye tır şoförünün üstüne yürümeye giden otobüs şoförü, silahlı çatışmaya giren minibüsçüler, karakola çekilen, yolcuları birbirine giren otobüsler…, % 87.5 u arıza çıkan taksi şoförleri kiiiiiiii herkes bilmediği yerlerde taksiye biner ben en iyi bildiğim yerlerde. Son zamanlarda geç vakit dönerken her türlü engele rağmen saat 22.00 den sonra hafif çakır keyif arkadaşlarla metrobüs yolculuklarım oluyor kiiiii yolun nasıl bittiğini anlamıyoruz :))) Dün buna birde “Bir yayaya temasımız oldu, aranızda doktor varsa gelsin” anonsu ile tramvay kazası eklendi. Ben orta vagonlarda ve bir önümdeki gençleri dinliyordum, kazadan sonra yerimden bile kalkmadım, hem içim kaldırmıyor, hemde ortalık hemen ana baba gününe döndü. Çocuk dönüp de “Sultanahmet’e daha çok var mı?” deyince konuya dahil oldum, bir küçük gezi planı yapıp, Baş Gezgin’in kulaklarını da çınlatıp Küçük Ayasofya’ da mutlaka diye ekledim, biri Türk biri İsrail’li gençleri gönderdim :))
Bu arada çooooooook net gördüm kiii trafikte seyir edenler ambulansa yol vermeyi bilmiyorlar, sağ da trafik duracak, açılacak boşluğa öndeki arabalar kayacak ve yol açılacak amaaaaaa bir grup haldır haldır hızla önden gidip aklınca yol açıyor, bir grupta haldır haldır arkadan gelip öndeki hızdan faydalanıyor
“Yuuuuuuuuh artık” bizim için heeeeeeeeeeer yere uyan isyan ünlemi hatta şu günlerde her güne en az beş tane lazım :))) Barış için yollara düşmüş, nur topu gibi, ateşli, gizemli bir tırımız oldu. On sene sonra kitabı çıkar, kimler ne kadar inandı, kimler kimleri inandırdığını sandı, göreceğiz bakalım…

06 Ocak 2014

Malum pencereyi açtık, günler sonra gökyüzünün güneşin renkleriyle renklendiğini gördük, temiz hava, hatta motor sesleri arasına karışmış kuş sesleri.. “Ayşenim bunu kaç derecede yıkadın ?” diye yanlış pantolon verdiğim oğlandan da sabah neşesi geldi :))) Soğuk; Mevsim kış, Midem ağrıyor; İçtiğin ilaçlardandır, Çoook işim var; Çooook normal, Dişçiye gideceğim; O dediğin abin kılıklı orijinal kardeşin :))) … dedik olumsuzlukların önünü de kestik, nasıl iyi gidiyoruz di mi ? Bir miktar da “Hadi” desteği ile olacak, Hadi bi gayret :))))
Hadi; yılın ilk gerçek pazartesine, ilk tam haftasına, Hadi; Haftanın bildiğimiz güzellikleri illa ki var, bilmediklerimiz sürpriz olsun umuduyla, Hadi; Bahara ne kaldı ? , Hadi; Dünya fani, ölüm ani, Hadi; Sıkmayalım canlarımızı, ölümden gayrisine çare var, Hadi;mutluluk beklemekle gelmez, gidip almak, yerinde bakmak lazım, Hadi; Bi gayret, Hadi; Bi cesaret… Hadi; Olacak, olacak…

Şimdiye dek düşünmediyseniz
Bakmayın içinde ne var
Küçük bir kitaptır yaşamak
Elinde tutmaya yarar… Cemal Süreyya

Hadi Günaaaaaaaaydın, Hadi iyi haftalar…

07 Ocak 2014

Genlerimizde var, sülalece kısa film tadında rüyalar görürüz, kalkar su içer, tuvalete gider kaldığımız yerden devam ederiz, olmadı yatakta bir doğrulur, beğenmediğimiz yerden geri alır başka bir bakış açısı ile bakarız… :))) Sabahleyin güle söyleye anlatırız, yorumlarız, fikir alırız, gerekirse bi de kahve içer işaretler doğrultusunda kendi falımıza da bakarız :))) Ellere karıştıkça çocuklarda bir bozulma oluyor ama bir önceki kuşak heeeeeeep aynıyız :))) Hep güzel rüyalar olmuyor tabii ki de, üzgün, hüzünlü, gözü yaşlı uyandıklarımız da var Bir tek kabus tarzını dikkate almayız, ya çok yemişizdir, ya da antibiyotikliyizdir :)))
Bizim kızın dediği gibi “Aaaaaay anne bi ekşın, bi ekşın, inanamazsın” tarzından koşmakla yetişemediğim, çıkmaz sokaklarda kayıp olduğum, daraldığım, bunaldığım, insanlarını tanıyamadığım rüyalarla dolu bir geceden uyandım. Aslında gece boyu sık sık uyandım, orasını burasını düzeltip tekrar baştan aldım ama olmadı :)))))) Üçüncü kutunun son ilacını da az evvel aldım, bu gece, olmadı en geç yarına normale dönecem inşallah :)))
Yıllarca güneşin doğuşunu izlemiş, her seferinde bugünkü daha güzeldi diye tefekkür etmiş, iflah ve ıslah olmaz bir pozitif olarak kabuslu bir geceyi önümdeki güne taşımayacağım tabii ki de :))
Bu güzel sabahta yurdumun spor yapan insanları ile korulukta radyo eşliğinde bir kaç tur atarım, kır kahvelerini topladılar ama emeklilerinki duruyor, açık havada, ağaçlar altında bir sabah kahvesi de iyi gider :)))
Bizim kuşak bilir Robin Williams’ın meşhur Good Morning Vietnam filmindeki gibi yedi tepeye bir “Güüüüüüüüüüüüüüüünaaaaaaaaaaaydııııııııııııııııııııın” çektim veeeeeee gittim…

08 Ocak 2014

Kesinlikle sabah insanıyım :)) Hiiiiiç de öyle ön yargılı güne başlamam. kalktıktan yaklaşık iki saat sonra güneş doğuyor, sabahın karanlığında güzel haberler almaya bayılıyorum, mutlu oluyorum, ağzım kulaklarıma doğru yayılıyor… filan :)))))
İçimden kuşlar uçuyor, her biri ayrı bir müjdeli haber taşır gibi, heeeeeeer şeyin çooook güzel olacağına inanıyorum, sesimi duyan bu işleri bir yoluna koyan var ona inanıyorum, dünyadan umudumu kesmiyoruuuuum, genelde heeeeer sabah değil ama çooooooook sabah ömrü uzun kelebek gibi oluyorum adeta :)))))
Uzun uzun ikna turlarını sevmem, “acizlik, ama ben, ama bana… ” edebiyatını sevmem. Bazı bazı “Siz aranızda anlaşın, ben bir şekilde uyum sağlarım” durumları oluyor ya sonradan bunlar hiiiiiiiiiiiç kendimi yormadan benim istediğim hallere dönüyor ya o halleri çoooooooooook seviyorum, bu hal o hal :)))))
Zaman akıp giderken çocuklarla yaşlıları aynı ruh halinde eşitliyor. Gözlerimizle görünce inanıyoruz, zamanın nasılda geçtiğine.Yılların Meloş’u ; oturunca ayakları koltuktan bir karış yukarıda kalıyor, düşmüş başında 25 dikiş izi, takma dişlerini çöpe atmış, hatırlamıyor, konuştuklarını biz tamamlıyoruz, aklı eski günlerde, yüzü solgun, gözlerinin pırıltısı eksik… kızım okuldan dönünce süzüle süzüle ” hoş geldin” merasimi için içeri girince buluşan arkadaşlar gibi oldular, arada 70 yıl var, bir o an gördüm içten güldüğünü, belki de kızımda kendini gördüğünü… Dünün ani misafirleriydi, severim akrabalarımı, mutlu oldum, giderken “Hakkını helal” deyince kendimi zor tuttum, ama şimdi bıraktım…

09 Ocak 2014

Dikişli, nakışlı, yarım anestezili, kanamalı olunca küçük bir ağız içinde geçse de adı “Kist ameliyatı”, benimki de ondan Operasyon, çifter çifter antibiyotikler, ağrı kesiciler eşliğinde uyur uyanır hallerde epey bir saattir servis dışıyım :)) Hele gece “Bir ekşın, bir ekşın” misali kabus ayıklamaktan yorgun düştüm :))) Bir merdivenli bölüm vardı kiii mutlu sona bağlamam epeyce bir zaman aldı, çok da yoruldum ama başardım :)))
Şimdi iyiyim, hatta “Yargı” ile mukayese edilirsem çoooooook iyiyim :)) Yargı Adalet bakanlığına, Adalet bakanlığı Başbakana Başbakan kime bağlı diye, Yetmez ama evetci, telefonundan ezan sesi gelen arkadaşlara soruyorum. Hatta “fail ile fiil” arasında ayırım yapamayan yargıya “ooooooh olsun” demek caiz midir?, HSYK adres tariflerinde bir bina adı olarak geçmesi uygun mudur? diye ekliyorum, ev ödevidir, hemen cevap vermesinler, karşı tezleri de okusunlar, araştırsınlar, biz öyle yapıyoruz
Yasama, yürütme, yargı diye bilirdik. Yargının elinden yürütme tutucak, artık aynı istek doğrultusunda, aynı yolda, nurlu ufuklara… Bu arada yanar dönerli savcının da tenezzül etmez demiyorum ama bir fatura hatası yapacağına inanasım gelmiyor.
Fırsat bulup yazamadım ama okumalara devam ediyorum. haftanın kitabı; Jean Rhys dan Dalda Duran Kuşlar, Pınar Kür çevirisi ile. Dört tane öykü okudum, Japon, Pakistan kökenli ikisi, adları “Bir aile yemeği”, “Fanatik oğlum” diğerlerinin yazarlarını not almamışım ama öykülerin adları; “İlk aşk, son ayinler” , “Serbest radikaller” ve “Yüz” demek ki beş tane okumuşum, hiç biri diğerine benzemeyen, akıcı ve değişik sonlara bağlanan güzel ve seçme öykülerdi
Her şey amaaaaa her şey bir gün mutlaka çooooooook güzel olacak umuduyla, yaraların illaki kabuk tutacağı inancıyla, her şeyiiiin geldiği gibi gideceğini bilerek, yaşamayı severek, isteyerek… Günaaaaaaaaydın…

10 Ocak 2014
Koltukta uyuya kalıyorsun ve illa ki uyanıyorsun Kucağımda kitap, gazete, tablet varken, vücuduma yayılan sıcaklıkla, gördüklerim gözümden kayarken, kulaklarıma gelen sesleri duyup ama anlamazken, usulca gözlüklerimi çıkarır saçlarımı çözerim, örtülerin altına kayar, kendimi zamansız uykuya teslim ederim :))) Hep değil ama ara ara yaparım. Ya sonra ; Herkes uyurken bir enerji ile uyanırsın, her şeyi yapabilecek ama ses yapabilmeyecek bir durumda biraz bakınıp uygun bir şey seçersin demeyecem, uygun olan ya okumak, ya film izlemek, ya da yatağına gidip ısrarla uyku denemek. Sonuncu en kötü seçenek, yokken uykuyu beklemek, çözülebilecek şeyleri bile karıştırmaya yarıyor
Dün gece öyle işte, ben seçeneklerin hiiiiiiiiiiç birini seçmedim, sayfayı dolaştım, sonrada mail grubuna gelen arkadaş öykülerini okudum. Yarın onlar için bir kaç cümle söylemek gerek, hatta söylemezsem olmaz :))
Herkes eleştiriye açık değil, ne kadar inkar etseler de bunu bakınca anlıyoruz. Amaaaaaaa başkalarından önce davranıp yoluyla anlatmak en güzeli dermişim :))) Eleştiri insanın yolunu tıkamamalı, eleştiriyi alanda duruma umutsuz bakmamalı, hatta kendisini geliştirmek için bir adım olarak görmeli, neticede bu da bir iletişim yolu :)))) Yollar daima açık tutulmalı.
Hayatta en büyük sorun, anlatamamak, anlayamamak, yanlış anlamak ve bunları kendi kendine yapmak, kafadan konuşup, kararlar almak. Sanırım “Biz ayrı dünyaların insanıyız ” savunmasının kaynağı da budur :))))) Aslında hepimiz aynı dünyalıyız, aynı yere bakıp farklı görüyoruz, herkes de kendi gördüğünü doğru kabul ediyor. Hatta ısrar ediyor. Ben de bu konuyu uzattıkça uzatabilirim ama işim var :)) Dün bir tesadüf eklediğim hocam köşeden bana bakıyor, üstümde baskı var:)))))))
Önce içimdeki Polyanna’ya, sonra dışımdaki dünyaya, eşe dosta, arkadaşlara derindeeeeen, manidar olmayan :)) yürekli bir GÜNAAAAAAAAAAYDIIIIIIIIN dedim.
Dünkü geçmiş olsun dilekleri iyi geldi, “geçti bile” diye durumumu güncelledim.
yanına “Öptüüüüüm” diye ekledim. ( Bunun da bir işareti varsa öğrenelim :))) )

Antibiyotik Halleri


1425729_10151901655058159_574275600_n
Antibiyotik içmek bana iyi gelmiyor. Hem belli saatlerde hasta olduğumu tekrarlıyormuş gibi oluyorum, hem de yan etki olarak beni depresif yapıyor, enerjimi düşürüyor, içimi karartıyor, vücut ısımı dalgalandırıyor, midemi bulandırıyor… kısaca beni daha çok hasta ediyor. Son zamanlarda anladığım kadarıyla fiyatı ucuzlamış, adedi ve tesiri azalmış. Çünküüüüüüü üçüncü kutuya başladım. Bitirmek gerektiği bilincine sahibim, kısaca ilaca bağlı mutsuzum 🙂
Acaba öyle mi ? “Bir şeyim yok”, “Ben iyiyim”, “Beni merak etme” gibi gelişi güzel söylenmiş cümlelerin derinliği konusunda kaç tane kalın kitap yazılır acaba. İnsan dediğin kapalı bir kutu. Bazen kapağı hafif aralık, bazen yan tarafında ince bir yırtık, az ışık alır, az içeri sızılır durumdadır. Hani içi dışı bir olarak bildiklerimiz var ya onlar külliyen yalan dermişim :)))))
Karşı tarafın müsaade ettiği kadar ona yaklaşabiliriz. Kendimden biliyorum, herkesin bir ateş hattı var. Ne yansın ne sönsün isteriz. İçten içe de stabil durumu muhafaza ederiz. Kendimize çizdiğimiz sınırları geçme gayretinde olanlar arada çıkıyor, onlarında niyetlerini anlamaya çalışırken hem elçiyi yıpratır hem de zaman kaybederiz.
Bir de bana yaklaş, azıcık, uğraş türünden, eşilmeye, deşilmeye müsait tiyo veren cümleler var kiiiiiii bunların çoğunu da dinleyenler duyduğu gibi anlayıp geçiyor. Mesela “Merak edilecek bir şey yok”, “Biraz canım sıkkın ama kayda değer bir şey yok” gibi. Tüm bunlara havadan ,sudan kaynaklanan geçici öylesine söylenmiş cümleler diye bakınca kimsenin kimseye bir faydası dokunmuyor. Halbuki bunlar çoğunlukla kapı aralayan, iyice bir yoğunlaşırsan sana anlatıcam mesajları taşır.
Birbirimize kaliteli zaman ayıramıyoruz. Birbirimizi anlamadan, iyi dinlemeden sevdiğimizi sanıyoruz. Sonrası, sonrası da kendi kendine konuşan, konuştuklarının doğruluğuna inanan bir sürü insan.
Konuşamayanlar yazıyorlar mı acaba ? Yazanlar çıkıyor da, istedikleri gibi yazanlar az çıkyor, ben yazmaya meyilli, yazmak için gönüllüyüm amaaaaaaa daha çok okudukça, daha çok gezip gördükçe, daha çok öğrendikçe kapanıyorum 🙂 Çok bilmek de ifade zorluğuna yol açıyor, yazdıkların “Olmamış, anlatamadım” kaygısı taşıyor.
Nereden nerelere konuyu taşımayalım 🙂 İnsan saatlerce sohbete muhabbete değil, içten bir “Merhaba, nasılsın ?” a tav oluyor çok zaman. Mutsuzluğun kaynağı yeterince oluşmamış şartlar, “ille de benim istediğim” gibi tutumundan vazgeçersek, biraz esner, biraz da gözlerimizi sağda solda gezdirirsek oluyor valla 🙂 Bir de nedenini bilmek lazım, bunun içinde en azından insanın kendine karşı dürüst olması gerekiyor, bak o da zor, unutmaya kıyamadıklarımız var :)))) Bizi hırpaladıklarını bile bile bir köşede tuttuğumuz insanlar, anılar var.
Toplu bir temizlik, bir arınma hali kesin çözüm olabilir de , nerdeeeee biz de o yürek… 🙂

Aralık Sonu Günlükleri


008

Bir yıl daha bitti, biten yılın son günleri 🙂

22 Aralık 2013

İstanbul’la aramda yirmi yıllık bir boşluk var. Mecburi hizmetten dönmüş gibiyim :))) Çok şükür ki İstanbul kurdu bi arkadaş arayı kapatmama yardım ediyor. Ben giderken Beyoğlu’nda Bilsak, Bilsak ‘ da caz , bir tek çiçek pasajı yenilenmiş, bi de “Vakko vitrin yapmış, akşam ışıkları yanınca gidip bakalım” cümlesi vardı. Şimdi varlar yokları geçmiş amaaaaaa benim Beyoğlu’mun bildik ruhu kaybolmuş Bazı şeyleri her şeye rağmen seviyoruz, yapılacak bir şey yok
Şu filme girelim, üstteki cafede çay içelim, bu sokaktaki lokantada yabancı mutfak yemeği yiyelim, üstüne bildik tatlı için yerine gidelim, üstüne kahve iyi gider, burası değişmiş, burası yenilenmiş, şurayı hatırladın mı? … derken havayı kararttık, geceden çalmaya başladık, maç dağılmadan, ben de dağınıklar arasına karışmadan, vakitlice döndüm Zaten insanın pencerede bekleyen bir annesi olmayınca geç kalmanın da bir tadı olmuyor
Adı Babillon idi, başka yazılıp da öyle okunur muydu ? hatırımda değil. Aklımda kalanlar; çıkmaz bir sokakta köşe başında camlı bir giriş , Amerikan usulü yüksek arkalıklı, bank biçimi koltuklar, arada sabit masa ve hamburger menüsü, o zaman bir tek kristal vardı, oda köfte, ekmek, ayrandı, Mc Donalds açılmamıştı, patates kızartması hamburger ile bütün olmamıştı henüz ama orada vardı Emek sinemasından çıkınca mı karşımıza gelirdi, Sinepop’un sokağına girence miydi ? o da net değil, en net olan müzik dolabı; Para atıp listeden parça seçilen, mekanik kol tarafından dönen tabla üstüne seçilen plağı getiren, iğne yalpalayan zemine yavaşça konunca, kulağımıza gelen incecik cızırtılar arasında çalan hediye ya da sevilen parçalar…
Hayatımızda bazı nedensiz netler var, ya da öyle mi sanıyoruz bilemem Bir daha ki sefere arkadaştan burası ile ilgili çalışma isticem :))))))
Evcek en kısa günü sokaklarda yaşarken gecenin birazını da oralarda harcadık, bitmeyince, çay, kahve, doğum günü pastası, geç vakit pizası, neşeli muhabbetler, uygunsuz saatte rast gelen antibiyotik… geceden bolca faydalanma sebebimiz oldu. Uzuuuuuun uzuuuuuuun yaşadık :))))
Hayalet gibi sayılabilirim amaaaaa ben tez canlı bir hayaletim, çay koydum, geniş kahvaltı için hazırlanıcam :)))

23 Aralık 2013

Çoooooook soğuk bir sabah, şöyleeee bir bakınca değil temizlemek, her şeyi yerli yerine koymak bile saatler alır dediğim ev veeeeeee günlerden pazartesi “Daha ne olsun”, demeyelim hemeeeeeen çözüme geçelim :))) “Malum kış ayı tabii ki de soğuk olacak, ev de hafta sonundan çıktı, bu bir yaşanmışlık hali”, pazardan sonra elbetteki pazartesi gelecek, direkt salıya geçiş formülü bulunmadı :)))
Hafta sonu akıcı, neşeli, eğlenceli, olabildiğince dağılmaya yönelik… kısaca iyi geçti 21 Aralık en uzun gece değildi sadece, içine küçük oğlumla eşime ait iki adet doğum günü, nişanlandığımız gün de sığmıştı Evlilik eskidikçe tarihlerde oynama oluyor da bizim ki sağlam iş. Tüm hikaye; Ailelerin tanışması, alışveriş, nişan, nikah, yılbaşı, balayı heeeepsii 15 Aralık ile 3 Ocak arasında geçtiği için hatırda tutması kolay :)))))
“Yıllardır her gittiği yerden tarih vermeden ille de sürpriz olsun diye dönen bir eş, gece yarısında zil sesi sesi ile yüreği ağzına gelen, eli ayağı dolaşan, gelenin kocası olduğu aklına gelmeyen ben” :)))) Sabah konuşuruz, “Ne zaman geleceğim belli değil, ama bu hafta gelemem” sözüne ısrarla inanırım :))))Kocamın kalesi çooook sağlamdır. Yıllar içinde tüm duvarları yerle bir edemedim amaaaa süreklilik sağlayacak gediklere sahibim :)))))) Bizimki de böylesi :))))
İlhan Selçuk (İsmini ben koydum, İlhan’ı rahmetli babamdan, hepsini bir söylemeyi seviyorum ) noel tatili için tüm hafta evde. Bu hafta okunacak kitaplar ağır, hafta sonuna misafir var, dişçiye ve bir akşam üstü Nişantaşı’na gidilecek notlar arasında.Daha bir sürü ayrıntılar var da kafaya takılacak bir şey yok
Hadi yılın son tam haftasına, hadi kış güneşi var, acele edip faydalanmaya, hadi aklımızdan güzel şeyler geçsin, güzel şarkılar dinleyelim, geçti geçiyor ne kaldı yeni seneye, hadi, hadi… başlayalım
Gönlünüze göre bir hafta olsun, ama önce günaaaaaaaaaaaydııııııııııın…

24 Aralık 2013

Her hafta iki öykü ödevimiz oluyor. Genellikle de yazarı tanısak bile daha önce okumadığımız türler. Bu hafta V.Voolf’dan Yeni elbise ve J.Joyce ‘dan Dublinliler var. Voolf daha önce okudum, ötekini de geçen yıl oğlana almıştım. Ben okumadım. Zoooooor hikayeler :)) Okurken yazara da bakmak lazım, ne iş yapar, nasıl yaşar, nasıl bir aile… tüm bunların dökümü, yazarın iç dünyası… cümlelerle karşımıza çıkıyor da çooooook da kolay anlayamıyoruz Zaten sanat değeri taşıyan heeeeer şey anlatılanların hemen anlaşılmamasından, herkesin de farklı anlamasından kaynaklanıyor :))))) Çaba halindeyim, bu hafta erkenden çalışmaya başladım, ancak olur :)))
Hayat zor biliyorum, görüyorum Hayata katlanmak yürek işi, katlanamayanların kendi istekleriyle zamansız gidişine çooooooooook üzülüyorum, dün akşam haberlerde bir intihara rast geldim, genç, eğitimli, işi gücü olan, belli ki mutsuz biri, boğaz köprüsünden atlamış Çocuklarımızı sınavlara hazırladığımız kadar hayata hazırlayamıyoruz, satın aldıklarımız yeter sanıyoruz, etraflarına duvarlar örmesine yardım ettiğimiz, sıfır hatalı olması için gayret ettiğimiz, suçu hep başkalarında arayan çocuklar yetiştiriyoruz. Devamlı korunan kollanan çocuklar, yönetilen çocuklar… hayatla ilk karşılaştıklarında olmasa bile ikinci de üçüncüde yerle bir oluyorlar
Her şeye dair umutlarımız olmalı, bitip tükenmeyen, gerçek olması sevindiren, olmasa bile umut halinde kalmaya devam eden… umutlarımız, hayata tutunmaya yardım eden, yarını bekleten umutlarımız olmalı.

25 Aralık 2013

Yazı yazıyormuşum, bir de baktım ki; iki cümle arasında, koyu pembe bol çiçekli, canlı yeşil yapraklı, toprak saksıda… menekşeeeee :)) Üç boyutlusundan, bombeli, satırdan uzanmış gibi, uzansam tutacak gibi, öylesine güzel, öylesine gerçek sanki…
Bazı görüntüleri gözümüzü kapayınca da görürüz ya, bu gözüm kapalıyken gördüğüm, gözüm açılınca da devam edecek gibisinden
Uyandık; bir saksı menekşe gözümüzde, aklımızda, dudaklarımızda bir tebessüm, kulaklarımızda “Menekşe gözler hülyalı”, “Mor menekşe” birinden Müzeyyen Senar, birinden Nilüfer sesi gelmekte. Çiçekleri suladık, pencere önüne kuşlara ekmek ufaladık, “Kahvaltı hazır, kalk kuşum” diye kızı kaldırdık, bir bardak çayımızı aldık, menekşe tesiri altında yazıya başladık :)))
Kendimizi toplayınca fazla pozitif enerjiyi evrene saldık :)))
Hadi, Her şey yoluna girecek, Hadi, “Su akar yolunu bulur” doğrudur, inanalım, Hadi; Haftanın taaaam ortası bitmeye ne kaldı, Hadi, Ne haftası, yıl bitiyor, ömür geçiyor, Hadi, anın içinde olduğu kadar olmaya… diyorum amaaaaaaa aklımda; Neden ben herkesi olduğu gibi kabul ediyorum da, ben olduğum gibi olamayıp, olanlara uyum sağlıyorum diyeeeeee, şeytani bir düşünce kiii içinden isyan geçebilir :))) Prensip olarak şeytana uymuyoruz :)))
Hadi su verdik menekşelere, hadi kuşlar geldi pencereye, hadi güneş var ama aaaaaaaz sonra gelecek, şimdilik bulutlarla muhabbette, hadi, hadiiiiiiii…

26 aralık 2013

Akşam kadıköy’de Moda’da neler oluyor, gün içinde neler neler olmuşlardan haber alıp da, yatmadan da Dublinliler ‘i okuyunca menekşeli rüyalar göremedik tabii Amaaaaa fena da uyanmadık, bir kaç sağlam “Hadi” ile durumu kurtaracağız sanki :)))
Zaman aslında farkına varırsan en iyi öğretmen. Sadece iyi izlemen, farkına vardıklarına kayıt etmen gerekiyor. Zaman akarken içinden geçenler de çoooooook önemli. Arada geri dönüşlerle; Nerede düştük, kırılma noktamız nerelerde idi, ne kayıp ettik, ne kazandık, ne harcadık, ne kaldı… diye bir iç muhasebe yapmanın da çoooooook faydası var.İlle de yıl sonuna denk gelmesi gerekmiyor :)))
Hadi; Ayın, yılın son perşembesine, Hadi; “tekrarı yok, bir daha kine ya kısmet” bilinci ile, Hadi; “Adalet kördür, topaldır ama adrese mutlaka ulaşır” doğrudur, inanalım. Hadi; Koltuklar kalıcı değil, kalmak için çabalayanlara, Hadi;son anda çark edip, iplerini gönüllü başkalarının ellerine bırakanlara, Hadi; “Nerde hata yaptık?” diye sorgulamak yerine, kuyruğu dik tutmaya çalışanlara… sonunuz malum diye bakarak, Hadi; sevmek, affetmek ,hoş görmek… güzeldir, “Neden ama hep benlere” takılmazsa, Hadi; Kış içindeki yalancı baharlara, Hadi; Taaaaaa derinden, çooooook içten “GÜNAAAAAYDIIIIIIIN” larla,

27 Aralık 2013

Düşüncenin eeeeeen büyük suç olduğu, yolsuzlukların ört bas olması için türlü türlü kılıfların bulunduğu, ülkeme Günaydın …
Yargının polise söz geçiremediği, eski davalarda iyi yenisinde yalan beyan veren savcıyı acilen suçlayan , kimseden emir almam diyen başsavcının inandırıcılığına inananların çooooook olduğu ülkeme Günaydın…
“Ülkeye ameliyat yaptırmam” diyenlerin, tırnak içinde “organ nakline geçtik” demek istediği ülkeme Günaydın…
Hiiiiiiiiiç bir bağımsız kurumu kalmayan, toprak altından çıkan üç beş eski model silahla darbe yapılacağına inanan, ayakkabı kutusundan gelen haberlere inanmayanların huzur içinde yaşadığı ülkeme Günaydın…
Birbirini kılığından kıyafetinden fişleyen, inançlı dini bütün olduğunu söyleyen, kul hakkı tanımını çooooook genişleten, ahlak üstüne ahkam kesen… aynada bir türlü kendini görmeyen iki kişiden birilerinin ülkesine Günaydın…
İhtiyaca binaen kanun hükmünde kararnamelerin, ek maddelerin, acil değişikliklerin asıl yasayı unutturduğu, ısrarla demokrasinin, bağımsızlığın savunulduğu, ülkeme Günaydın…
Hep bu filmi daha önce görmüştük dedirten, azıcık sahne değişikliği ile aynı konuları tekrar tekrar veren, Deniz Feneri’nin üstünü güzelce örten, bugünün davasının sanıklarını saf ve oyuna gelmiş ilan eden ve hala oy talep eden, yıkılmadık ayaktayız imajını devam ettiren, muhtemelen halaaaa oy alabilecek insanlar olduğunu bilen, körler ve sağırların birbirini ağırladığı ülkeme Günaydın…
Bu karışıklıkta dövizin başını alıp gittiği, filler tepişirken çimenlerin ezildiği ülkeme Günaydın…
En azından hava güzel, Günaydın…

28 Aralık 2013

Her zaman, her halini karmakarışık hatırladığım, altı, üstü, deniz kıyısı paylaşılarak, satılarak tükenmeyen, iktidarlar hep suçlu ama karşısında doğru dürüst bir muhalefet bulunmayan, faturası heeeep gençlere kesilen, bedeli geride kalan gözü yaşlı annelere, eşlere, bebelere ödetilen, suçun tarifi ve sahibi bulunmayan, her zaman okumuşu cahile kırdıran, heeeeeer yaşımda içimi sızlatan bu ülkeyi ve bu ülkeyi yaşanır kılmak için sesli sessiz mücadele veren halkını seviyorum
Filmi başka bir bakış açısından değil ama başka sahnelerden başa sardık, sonu belli de bakalım nereye kadar dayanacak… Sistem dışı kalınca çenesi açılan yurt severlere de diyecek bir sözüm yok.
Son haftanın sonuna geldik, ödevlerim hazır Öğrendik ki kitabı yazan da, çeviren de, kitabın yazıldığı ruh hali de önemli. İfadesi zor ruh halleri, anlaşılması zor eserlere sebep oluyor, fakaaaaaaaaat dil de bir o kadar zengin Zor kitaplar, zor insanlar, zor hafta… derkeeeeeeeen geçti bile. Üzümlü, fındıklı kurabiyeler yaptım, edebi tartışmalarda çayla iyi gider diye Yılın son dersi hiiiiiiiç olmazsa ağzımızda şekerli bir tat bıraksın diye.
İki haftadır, ikinci otobüsü kaçırdığım için yolun bir kısmını taksi ile gidiyorum, bugün biraz daha erken çıkıcam. Artık betondan ruhsuz bir meydan olan Taksim meydanı’na kuşlar konuyor, bildiğin Eminönü gibi :)) Topluca havalandıklarında o meydanda canlı, cansız kaybolanların, ölenlerin, bir daha haber alınamayanların ruhu gibi… sadece çırpılan kanat sesleri ile…
Meydanlara davetlerle, mesajlarla toplananlardan değiliz, bizi çağıran meydanları biz seçer ve davetsiz gideriz…

29 Aralık 2013

Takvime bakınca ; Günlerden pazar, yılın son pazarı, akrabalarımla buluşma günü, kuzenlerim, teyzem, gelinimiz, ablam… belki halam Evlenme yıl dönümümüz 24 yıl bitti Daha ne olsun ki :)))
Yıllar ve de yıllaaaaar geldiler ve geçip gittiler, geçenlere tecrübeler dedik, gelecekler için umut beslemeye devam ediyoruz :))
Hiiiiiiiiiiiiç buralarda oyalanmamam lazım, acilen mutfağa dönmeliyim. Kestaneli pilav, kadayıf, muhtelif salatalar… bir el atmamı bekler.
Az kısık sesle radyomu açıp, fırınla, ocakla bütünleşmeye gidiyorum :))) Geri kalan heeeeeeeeer şey daha sonra… Çayı demledim ama :)))
Günaydın..

30 Aralık 2013

Dünü yaşadık geçti, hem de güzel geçti Yarına planlarımız var Bugünün ana başlığı hüzün Babamın ölüm senesi, akşam üzeri idi ablamla telefonla konuşurken , ablam “babama bir şeyler oluyor ” dedi, on dakika sonra aradı “öldü, hadi gel ” dedi. Sabaha karşı geldiğimde cenazesi evdeydi, üstünden altı sene geçti.
Bunlar hayatın bizi budadığı, kolumuzu kanadımızı kestiği, bir şekilde de güç verdiği bölümler. Annesini babasını yıllaaaaaaaar önce kayıp edenler var, farkında olup ya da olmadan kaybedenler var.
Annem, babam yokluğu çoooooook fark edilen insanlar. Mükemmel bir uyum halinde yaşamadık ama, birbirimizi sevdik, hissettik, hissettirdik. Evlenene kadar her sabah babamın demlediği çayın, kızarmış ekmeğin kokusuna uyandım, her kış hastalığında pişirdiği hakiki saleple ayağa kalktım, “Gül Ayşem” derdi bana. üniversitedeyken öğlen yemeği için yanına giderdim, küçük bir esnaf lokantasına götürürdü beni, yazısı çok güzeldi, gençliğinde tutulmuş günlükleri vardı, sinemayı, kitabı, türküleri severdi, iyi yüzerdi, uzun uzun yürürdü, anneme göre daha sakin ama gizli bir inatçıydı Güzel adamdı, renkli gözlü, dalgalı saçlı, boylu boslu, tertemiz giydirirdi annem, arka cebinde İzmir işi bir filesi vardı, kapıyı açınca terliklerini giyerken, içi dolu olarak uzatırdı. Heeeeep annemin yıkayıp, ütülediği mendili olurdu, gömlek cebinde, arada yemek pişirir, akşamları “meyve faslı” yapardı, ben meyve özürlü olduğumdan, bıçağın ucuna takar “Al bakalım, elma ye” diye uzatırdı Annemi heeeeeeep çooooook sevdi, çocuklarını, anasını, babasını, yeğenlerini, kuzenlerini… o herkesi çooooook sevdi, biz de onu çoooooook sevdik… hemen gözlerine yaş dolardı, ben de ona mı benzedim ne…

31 Aralık 2013
Kapkaranlık bir sabahla başlayan yılın son gününde elbette ki içimizi karartmayacağız. İçimize sakladığımız güneş enerjili ışıkları yakacağız :))) Bu cümleler de benim bazı konularda ıslah ve iflah olmayacağımın bir kanıtıdır :)))
Geldi ve geçti, telafisi, tekrarı yok, adeta sıkılan diş macunu gibi geri dönüşü yok .(çooook hayatın içinden oldu ama öyle :))) ) 2013 beni savurdu, dağıttı desem olmaz ama esen rüzgarların hepsi de meltem değildi Zamanla hatırlayacağım, gülümseten, düşündüren, üzen, kızdıran, meraka düşüren… bir sürü duyguma görüntülü ev sahipliği yapan bir yılın arkasından da konuşmayalım. Yeri ve zamanı geldikçe değerlendirme yaparız.
Daha önce öğrenmiştik, bu yıl iyicene pekiştirdik.” Karar vermek için detaylara ihtiyacımız var. Bunun içinde nereye nasıl baktığımız önemli. Bakış açısının genişlemesi gerekli, ayrıca “Dem bu demdir. Dem bu dem” demiş Sufi’ler bu da doğru ve işe yarar bir bilgi…” Başka yeni şeyler de öğrendik tabii ki, kısaca fena bir yıl değildi deyip yeni yılın gerisinde kalmayalım
Hadi yılın son gününe, hadi farkına varırsan hayatın kendisi hediye, hadi yeni yılın yeni umutlarla gelmesi, hayallerin gerçeğe, dileklerin eyleme dönmesi dileğiyle, hadi sağlıkla, huzurla, hadi mutluluk dediğin herkesin kendi elinde, hadi heeeeeeeeer şey daha iyi olacak ümidi ile, hadi zaman su gibi akıp gidiyor, içinde olmak ve yakalamak gayretiyle…
Bunlar benim “hadi” lerim en az üç tanede siz ekleyin
Sağlıklı, mutlu, huzurlu, içimize de dışımıza da, dünyamıza da iyi gelen bir yıl olsun diye herkes için diledik…

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑