Noel Baba’ya Bi İnanasım var


007

006

Sağlamcıyımdır. Tüneli gördüm mü hemen içine girmem, sonu var mıdır?, ışık durumu nedir?, Kaç metredir ? … bilmem gerek 🙂 Hayal gücümün de sınırları vardır, öyle elle tutulmayan, gözle görülmeyenlere pek itibar etmem, fala inanmam… yani bazı hallerde ikna olmam zordur 🙂
Yıllardır yeni yıl geliyor diye sevinen, birbirlerine bir şeyler hediye eden, bayramlarda kahvenin yanına isteyene likör ikram eden, Kurban bayramında gayri müslim komşusuna et gönderen, paskalyada ondan gelen çöreği, yumurtayı afiyetle yiyen, Cumhuriyet Balo’sunda dans eden, akşam gezmelerinden dönen kızlarının mutlaka bir erkek arkadaş tarafından kapının önüne kadar getirilmesini isteyen, kendileri kapalı olsa bile çoluğun çocuğun kılığına pek de müdahale etmeyen, muhafazakar olduğunu düşündüğüm bir aile ile yaşadım kiiiiii kalanlarla hala da devam ediyorum 🙂
Bir yıl bitince yenisi için hep heyecen duymuşumdur. Yeni umutlar, yeni dilekler, yeni beklentiler, yeni bir yaş… içeren yıllar sıra sıra geldiler geçtiler.Hediyelere sayısını arttırarak devam ettik, çam ağacının hakikisine üzülürken, süslü plastikleri çıkınca, caddenin, AVM nin ortasına kurulmasına sevindik, Noel Baba halinde dolaşan, resimlere fon vazifesi görenleri hoş bulduk amaaaaaa hiiiiiiiiç inanmadık. Varlığına değil, bacadan geleceğine 🙂
Bu sene bi inanasım var, bu sene olmazlara karşı meylim, Noel Baba ile bir iki çift laf etmeye ihtiyacım var, varsa hediyesi onu da alırım 🙂
Ev kaloriferli ama bir banyoda, bir salonda baca kapağı dolayısı ile bacası var. Banyodaki işimi görmez ama salondaki ideal. Hemen altına bir de küçük çam ağacı koydum, süslemesini kızım yaptı, kırmızılı yeşilli,beyazlı al benili, Bize gelecek Santa için yeterli 🙂
Gördüğüm filmlerde yılbaşından önce gelmeye başlıyordu, karlar yeryüzünde iken o gökyüzünde geyiklerin çektiği kızağı ile sürat yapıp işaretli bacalarda durup çuvalını sırtına vurup bacadan aşağıya süzülüyordu. şu an için ne kar var ne de soğuk hava ortalık yalancı bahar havasında ama kalbimi bozmuyorum. Yılbaşına yakışan kar ama her memlekette olmuyor, hiiiiiiiiç kar görmeyen yerler var.
Bugün, yarın, öbürgün… en son güne kadar bekliyorum. Geldiğinde bir iki hoş beşten sonra önce inanmadığımı ama artık inanmaya başlacağımı az iknaya, az gayrete ihtiyacım olduğunu anlatacağım. muhtemel sonu “Hoooo hoooo hoooo” ile biten bir kaç cümleden sonra isteklere geçerim.
İlk önce toplu istekler, malum dünya da hepimiz iyi olmazsak mutlu olmamız da zorlaşıyor.Kimse ölsün mölsün istemem, hastalıklara da bir dur diyelim, ekonomiye güzellik, piyasalara istikrar, yurdumun meydanlarına huzur ve yeşillik diliyorum. Yapılan bina sayısının azalmasını, kaldırım taşlarına harcanan değiştirilme paralarının devlet okullarına harcanmasını, ihalelerin gerçekten olmasını, bilir kişilerin iş almasını, adaletin geniş bir kapsama alanı olmasını başında adaletli insanların bulunmasını istiyorum. Yaygın sevgi ve saygı olmasını, insan haklarının, kadın haklarının yürürlükte, öfkesine mağlup olanların azınlıkta, demokrasinin gerçekten var olduğuna inananların çoğunlukta olduğuna inanmak istiyorum.Yani dünya güzelleşsin, ülkemiz güzelleşsin her yer güllük gülüstanlık olsun istiyorum. Çubuğunu şöyle bir sallamasına bakar 🙂
Kendim için tabii ki de en başta sağlık istiyorum. Malda mülkte gözüm yok.çocukların iyi günlerini de görmek istiyorum. Çok da özel bir isteğim yokmuş, aklıma başka da bir şey gelmiyor 🙂
Santa gelmese de olur 🙂

Reklamlar

Üst Üste Kutlama Reçetesi…


1452401_10151901710513159_128276026_n

Mutluyum 🙂 kırklı yaşlara gelebildiğim, hatta o yılları geçebildiğim, bugünlerime gelebildiğim için.Gençliği nasıl hoyratça harcamışız,kıymetini bilmeden, abuk subuk şeylerle, pişman da değilim, o günler öyle gerektiriyordu 🙂 Ama “öyle olmasa iyi olurdu” dediğim oluyor, valla.
En şahane kadınlar, orta yaşının farkında olan kadınlar, diye de iddia ediyorum 🙂 Hatta bu maddeyi de “Bu konuda hiiiiiiiç mütevazi olamıyacağım” şeyler bölümüne ekledim 🙂
Şekerim söyle söyleyim ; İnsanın üstüne bir dinginlik, bir serbestlik, bir huzur geliyor. Sanki dalga dalga yayılan bir arınma, farkına varma durumu gelişiyor. Hareler içinde kayboluyor insan. Adımlar, kendinden emin, bilinçli, asker tipi de kimsenin askeri değil sanki, yaşama tutku ile bağlı da kendine bile esir değil gibi…
Geçmiş Aralık aylarına şöyleeeee bir bakınca içim daralıyor, desem yalan olmaz. Bu ayın son on günü benim için önemli bir çok tarihi kapsar kiiii ; içinden doğum, ölüm, nişan, düğün, balayı, yılbaşı geçer. Yılbaşı sürekli, nişan, düğün, balayı 89 yılında eklendi, doğum 94 e rast gelir,aynı zamanda eşiminde doğum günü olan bir günde kendisine bir oğlan doğurmuş bulunmaktayım deeeeeermişiiiiiim 🙂 ölüm ise 2007 de…
Hüzün, neşe, kutlama her şey son on günün içinde mevcut, ruh halimin eeeeeeen çok dalgalandığı günler de diyebiliriz. Fakaaaaaaaat son yıllarda öyle değil amaa. Bir takım şeyleri aştık ve rahat ettik. Yıllarca yıl dönümlerini unutma, hediye alıp almama gibi daha çok tarafımdan kaynaklanan problemlerle boğuştuk.Mutluluğum yılın üç beş gününe odaklı sanırdım, değilmiş :)))))
On yıl boyunca tanışıp, uzaktan bakıştıktan sonra aniden on gün içinde evlenince, hepsi bir araya geldi, birini hatırlayınca hepsini aklında tutmak gerek diye bir mantık yürütülebilir amaaaaaaa olmuyor, erkeklerle kadınların önem ve hatırlamaya ait beyin hücreleri koordine çalışmıyor 🙂
Arada adam tam hazırlanıyor, sürpriz olsun diye zamanı ayarlayamıyor, ben erken kızıyorum, sonrası hüsran :)))) Aaaaaaaay ne mücadele ettim anlatamam, sonunda “Allah ıslah etsin” moduna bağladım, kendi hediyelerimi kendim almaya başladım, aslında bu da değil mutluluğun kurdelalı paketlerle, senenin üç beş gününde var olmadığını anladım.
Mücadeleden yorgun mu düştüm ?, “Zaten aldığı çoğu şeyi beğenmiyorum, bi de iade için için uğraş” diye teselli mi buldum, “mutluluğun formülü de kaynağı da bende mevcut” diye dışa bağlılıktan bir çırpıda nasıl vazgeçtim, kesin bilgi yok :)))) Amaaaaaa kırklı yaşlarla birebir ilgili.
Ben bile son bir kaç yıldır, doğum günü, evlenme yıl dönümü,yılbaşı hepsini birleştiriyorum. Tek bir hediye son güne toplu kutlama… sorun yok, valla. Geçmişin intikamını felan almıyorum, boşu boşuna fesatlanmayın, asker adımlarından esinlenip, erkeğin karşısına erkek düşünceleriyle geldim :)))
Hepsi bu:) kimseye fazlası gerekmez, herkese kapasitesi kadar.
Kesin bilgi; Önce eşini iyicene bir tanıyacan,ihtiyaç listesini zaman zaman tarıyacan, (benim açımdan bunun için önümde 11.5 ay var), bir seferde, tüm kutlamaları tek hediye ile yapıştırıcan :))) Çakmaktan, takım renklerinde kravata, gömlekten, cd ye, biraz ilgisi varsa tornavida setine bile aynı oranda seviniyorlar :))))) Yanında da “Hayatım kendim içinde bunu aldım” diyorsun, cimri değilse mukayese etmiyor bile kiiiiii benimki öyle :)))), bunu yayabiliriz 🙂
Sonuç herkes mutlu, mesut, gerçek…

Aralık Ortası Günlükleri


1476689_10151901813108159_1896443360_n

11 Aralık 2013

Hadi, ölümlü dünyada yeni bir güne , hadi, İstanbul kar altında, hadi “Eğdirmem başımı kimselere ama ölüm bir tek sana yerle bir olurum” deyip de dik yaşayanlara, hadi, hep gidip uzaklaşıp da, gidemeyip dönüp dolaşanlara, hadi her şeyi biriktirip “Söylemem ben acılarımı, hep içime içime anlatırım” diyenlere, “hadi ölmüyor da insan ben bunu da atlatırım”, “yönsüzüm , sebebi sensiz bir yere konamadıysam” diyen şarkı sözlerinde kalanlara, hadi kulağımızdaki Adamo, Tombe la neige geçmişe, hadi “Dönsen şöyle köşeden, şarkı söylerim ben” diyen Nilüfer’e, hadi beyaz karlardan beyaz sayfa açma isteğine, hadi üşüyenlere, yollardakilere, uzaklardakilere, trafiğe, açık olan okullara, karın bir çırpıda aklımıza taşıdıklarına, aklımızda kalanlara…
Hadi kar taneleri gibi döne döne, yönsüz, içimizden geldiği gibi bir güne…

12 Aralık 2013

Sokak lambalarının altında uçuşan, ince ince yağan, çam ağaçlarının dallarında toplanan kara devam. Buradan bakınca böyle görünüyor, sanki soğuk kırılmış gibi, bir hafta sonuna daha yaklaşırken, tembel öğrenci konumundan çıkmam gerek. Ödevlerimi yapmadım henüz, çünkü kitap kargosu gelmedi, bugün ve yarın çoooooook çalışıcam inşallah :))) Tek bir yemek yapıcam, her şey dahil gibi, eti, pilavı, sebzesi, meyvesi bir arada Oğlan coşturdu beni, dermişim
Geçen akşam telefonla konuştuk, öyle uzun uzun cümleler kurmaz genelde ama bazende konuştukça konuşası gelir, “Kış lastiği taktırmış, bu dönem üç dersi varmış, vizeleri fena değilmiş, hafta da bir halı saha, ders sonrası da yüzecekmiş, tüm tiyatrolara bilet almışlar sırayla gideceklermiş, henüz kız arkadaşı yokmuş, zaten kaynak oralarda sıfırmış, ben de baksam olurmuş, ekip başının kızına ders veren bir piyano öğretmeni ile tanışacakmış, arada halasına yemeğe gider, babasına da uğrarmış, hem yeni hem de eski liseden kalma arkadaşları varmış, arkadaş toplantıları karışık sayılmazmış, maç için onda toplanacaklarmış, arabaşı çorbası, bi de hamurunu yapmış, geçen pazarda fırında kıymalı börek ” Ben de oğlanı bi geçeyim dedim Kemiği alınmış, açılmış, kalçalı buta iç pilav doldurmak , nar gibi olana kadar da fırında tutmak niyetim
Cetvelle çizilmiş gibidir, benim oğlum. Gelişmiş hali bile ya “L” ya da “T ” :)) Huysuz, geçinmesi zor, dili sivri olsa da bilirim, aslında kırmak istemez kimseyi, anlatmadıkları, anlattıklarının en az on mislidir, anlaşılmayı bekler, halinden, eve girişi misafir gibidir, hemen dizime yatacak hale gelmez :)) On numara insanlığı vardır da anlayıp, çözebilene…
Satırlardan anlaşıldığı gibi özledim Kalbim -9 ile sabaha başlayan Ankara’da

13 Aralık 2013

Yağmura, kara, güneşe, aya, yıldızlara,gün doğumuna, gün batımına, denizin her haline saatlerce sıkılmadan bakabilirim Hep ben mi anlatırım, onları mı dinlerim belli olmaz ama içten içe iyi bir muhabbet ederim. Şimdilerde yüzlere de daha uzun bakabiliyorum, konuşurken mutlaka gözlerini görmek istiyorum. Dillerle gözler her zaman aynı dili konuşmuyor Üstümde bir bilgelik, halimde bir çok bilmişlik, kendi kendime gülüyorum, ama öyleeeeee :))
Dün kargo geldi, 7 tane , biri bitti bile Dalda Duran Kuşlar: Jean Rhys, Sırça Fanus: Sylvia Plath, Arsız Ölüm: Latife Tekin, Geyikler, annem ve Almanya: Nursel Duruel, Peruk Gibi Hüzünlü: Yalçın Tosun, Teklifinizle İlgilenmiyorum: Başar Başarır (Bu ödevlerden biri) , Peri Gazozu: Ercan Kesal (Okudum bitti) , Tek Kanatlı Kuş: Yaşar Kemal ile Tuhaf Bir Erkek: Leyla Erbil de dün bitenler arasında
Bugün de devam,incecikten bir kar yağarken dışarıda, içime içime yağacak başka hayatlar, bana benzeyen yanlar, hatırladığım tanıdıklar, gitmediğim uzaklar, göremediğim yanlar, unuttum sandığım olanlar…
Her kitap insanın içine yaptığı bir yolculuk gibi, yollarda daha çok tanıdık görürsek, bildiğimiz yerlerden tekrar geçebiliyorsak, hemen okuyup bitiriyoruz. Peri Gazozu’ nu gece uykumdan uyanıp okudum bitirdim, burnumun direği sızlaya, sızlaya, gözümden yaş aka aka…
” “İnsan olmak”, kendi mutlu olduğun şeyleri yanındakilere de iletmektir. İnsan, kendinde olmasını istediği herhangi bir şeyi bir başkası içinde aynı şiddetle isteyebiliyorsa “insanım” diyebiliyor. Birbirimizin hayatları içindeyiz ve insan olmak galiba “diğerkâm” olmaktan geçiyor” öyle Bir doktorun gözünden, Anadolu, insanı, babası, 80 lerde öğrenci olmak,kasabalar, çocuk ölüleri,evladını sırasız gömen anneler, bitmeyen zulümler, kendi oğlu ve hastaları… okumak gerek Peri Gazozu’nu.
Bazen düşünüyorum da ne çoooooook şey unutmuşum…

14 Aralık 2013

“Farkında mısınız, sahip olduklarımızın, başkalarının da işine yarayabileceği bir büyük sofradır yeryüzü? Çok mu zor, karşılıksız ve çekinmeden bir kibrit tanesini, bir tutam tuzu ayırıp, bir kaya yarığına saklamak? Sonuna kadar tüketip, bitirmek yerine, ihtiyacımız kadarını alıp, geriye kalanını bizden sonrakilere bırakabileceğimiz bir hayat… Gerçekten, çok mu zor?
Hadi, bir tutam tuz ve birkaç kibrit koyup cebimize, düşelim yollara.
Hadi, kendimize ve dünyaya ağlayarak.
Hadi önce, kendimizi kurtararak başlayalım şu işe.” Peri Gazozu, S.190-191
Başka kitaplara geçtim ama aklım bu kitabın bazı sayfalarında kaldı
Hadi, ödevleri tamam olan bir öğrenci rahatlığı ile
Hadi, ders saati biraz öne kaymış olmanın ferahlığı ile,
Hadi, dişim ağrıyor ama ayağım daha iyi tesellisi ile,
Hadi, karlar tükenmiş, hava da fena değil sanki, çıkışta sahilden yürüyebildiğim kadar yürüyeyim planı ile
Hadi, “büyüler denizde bozulur, kötü rüyalar suya anlatılır” nene bilgisi ile…
Denizin sesine, rengine, esintisine, fısıltısına, bağırtısına, görünen uzak kıyılara, görmediğim daha da uzaklara, aklımdakilere, yeni eski yüklerimle, su kenarında bir çaya, kahveye… hadiiii

15 Aralık 2013

Zooooooor bir cumartesinden, dağınık pazara günaydın Keyfim yok , hiiiiiiiç bir şey yapmama hakkımı kullanmak istiyorum amaaaaaa olcak gibi değil:) “İçimde tarif edilemez bir sıkıntı var ” diye kendime yalan söyleyemem, istesem tarif edebilirim :))) Ben tüm sivrilerimi törpüledim zannederken, hiiiiiiiç el sürmediğim yerler kalmış, onu fark ettim, oğlana sinirlendim, bir iki işim ters gitti, dişim akşamları çok ağrıyor, felan… bak yazarken hiç de kayda değer şeylermiş gibi gözükmedi gözüme ama dün bir şekilde kayıtlara geçti :)))
Kendimde de var ama onlarda daha çok var Hayatımdaki tüm zor insanları daha kolay olan boğa ve kovalarla değiştiresim var :))) Bir çoğu bilmece olmaktan çıktı, sudoku oldular valla :))) “Benim yalnızlığım, insanlarla doludur” diyen Kafka’ya yürekten katılıyorum :))
Kendimi tekrar bi temize çekesim var, bugün olmaz ama yarın kendi kendimle gözden geçesim var :)))
Mutlu pazarın, mutlu bir insanı olarak, hep beraber ruhuna katılıyorum, yarın ve sonraki bir iki günde oyundan çıkıcam Siz yarın haftaya başlayın, ben çarşambaya, perşembeye, en geç cuma’ya gelirim Kendimi aksi ve huysuz hissediyorum, size de bulaşmasın, az bi müsade, döncem size :))))

17 Aralık 2013

Sağlığı yerinde olmayınca insan ağız tadıyla bunalamıyor valla Canınla uğraşmaktan, kendine acıyıp yeterince kahredemiyorsun dermişim :)))))
Bir diş ağrısı, bir diş ağrısı, arada baş ağrısı… ne siz sorun ne ben söyleyim. İki normal doğumum var kiiiiiiiiiii, dünkü çektiklerimin yanında aklıma bile gelmedi. Bunların sebebi geçiştirmek kaynaklı tabii ki de , gerekli fırçalar kardeşim tarafından atıldı. Beş altı senede bir böyle oluyorum, ufak sinyalleri hiiiiiiiiç tepkisiz geçtiğimdendir, bu hallerim.
Neyse vaktinden önce döndüm
Arkadaşlık çooooooooook başka bir şey, ben eş ve çocukları bu kavramın dışında tutarım, zaman zaman olabilir ama süreklilik olmaz diyenlerdenim. Kardeşler bir dereceye kadar, kuzenler illa ki arkadaş olurlar. Sınırları belli olmayan, (Senin için neyi ne kadar yapacaklarını her zaman bilemiyorsunuz, iyi anlamda yazdım ), duygu ağırlıklı, her türlü itirafı kaldıran, uzakta durup da bir çırpıda yakın olan, paylaşan, hası kin tutmayan, ihtiyaç anını kendiliğinden hisseden… arkadaşlara sahip olmaktan mutluyum Sağ olsun, var olsunlar, hep olsunlar
Bunalma isteği ve diş ağrısına teslim olmadan, okumalara devam ettik, Başar Başarır post modern öykülere güzel örnek, Paul Auster’in Ay Sarayı nı okuyorum, akıcı. Yarına kısmetse Yozgat Blues, Beyoğlu sinemasında, cumartesi tamam, hatta bu sene tastamam :))) Ocak için bile işaretlenmiş günlerim var :)))
Dünya dönüyor, Hayat akıp gidiyor, elimizde olanlar var, olmayanlar var, önce sağlık, biraz farkındalık, biraz da kendi gönlünü önce kendin hoş tutma çabası, gerisi geliyor zaten :))
Karanlık sabahlara güneş olsun içimizdekiler, Heeeeeeeep beraber dileyelim, kuşlar konsun yollarımıza, GÜNAYDIN

18 Aralık 2013

Hayatlarının her parçasında polisin, askerin, derin devletin parmak izleri olan bir kuşağız biz altmışlı yıllarda doğanlar. Hep bir parça daha fazla özgürlük için mücadele verdik. Evde, okulda, sokakta, iş yerlerinde… hep de bastırılarak, örselenerek, misli cezalarla karanlıklara mahkum olarak geçti yıllar.
Bir sabah uyandık; Kıbrıs çıkartması, kahramanlık türküleri, karartmalarla içimiz titrerken yıllar sonra okuyabildik gerçekleri.
Bir sabah uyandık; Kanlı 1 Mayıs, günlerce inanamadık, masum insanlara ateş edenlerin varlığına.
Bir sabah uyandık; Tanker patlamış, günlerce yandı Marmara, ihmalin, sahipsizliğin yüzünden.
Bir sabah uyandık; 12 Eylül, üç gün dünya ile hayatla iletişimimiz kesildi, evlere hapis edildik, toplamalar kolay olsun diye.
Bir sabah uyandık; susurluk’ta trafik kazası, araçtan çıkanlara şaştık kaldık.
Bir sabah uyandık, bir sabah uyandık… müdahaleler, had bildirmeler… Hep tepeden inerek, hep göz dağı vererek, hep kıyı köşe gizleyerek, hep yalanlarla süsleyerek, hep düğmeyi başkalarının eline vererek… hep sarsarak geldiğini gördük devletin.
Çoğunluğunun Müslüman olduğu bir millet, dini teminat vermiş olarak gelmiş bir hükumet, kul hakkının tavan yaptığı icraatlar… ne desek ki ? Üzgünümler çoooooooook yetersiz kalıyor. Vaktiyle din ile devleti boşuna ayırmamışlar, ikisini bir arada görüp de oyu için pişman olanlar, kendinizi tekrar tekrar bir sorgulayın bakalım. Kaçta kaç suçlusunuz ? din ile siyaseti bir tuttuğunuz için .

Türkiye, üzgün yurdum,
güzel yurdum…
Harlı bir ateş gibi
derinde yanan.
Haramilerin elinde bulunan. A. Behramoğlu

19 Aralık 2013

Bir başka sinemaya, bağımsız filmlerle, Beyoğlu sinemasında devam Yozgat Blues güzeldi. Küçük bütçeli, hızla akan hayatın, bir bölümünün ağır akışı, iki saate yakın ara vermeden, mısırsız, kolasız, sessizce, perdeye odaklı, içine içine anlatarak, benzer yanlar yakalayıp, tanıdıklara rastlayarak geçen bir zaman dilimi. Ben severim, bana göre fazlası ile değer.
Sayılı tutkularımdan biridir, değer verdiğim şeylere sonuna kadar destek vermek Film sinemada, sinema AVM de değil, Beyoğlu’n da. Onca yolu bir film için gidiyorum, bilete nakit para, yer gösterenin eline üç beş lira, kapanmasın diye, illa ki Halep pasajının merdivenle inilen bir altında, girişte küçük bir kafe köşede çay ocağı, günlük gazeteler, bir tüm duvarda film replikleri, eskilerden elimizde sayılı kalanlardan.
Okuldan çağrıldım, programda dişçi ve fizikçi ile görüşme var. Çocuklar hem ergenlik çağında, hem de hakkını arama, kararlı olma, cevap hakkını kullanma şeklinde yetiştirilince illa ki okul davetleri alırım Fakat, sanki en küçüğü kan kırmızı :))
Evden bir savunma aldım, abartıp, çok söylenip, çocuğu usandırmadım. Çünküüüüüüüü bana anlatmaktan vazgeçmesini istemem. Kendimi onun yerine koydum, onu öğretmenin yerine koydurdum, sonundan bir ders, bir tecrübe çıksın diye karşılıklı konuştuk. Dersini aldı, inşallah ezber de edecek :))))
Çocukların her türlü arkasında, gerekirse yanındayım, bir adım öne geçmek onların hakkı, herkes kendi adımını ayarlayacak, sonuçlarına katlanacak, hasar varsa bir daha tekrarlamayacak, böyle gördük, böyle öğretiyoruz :))
Kış güneşinin devamı var sanki, karanlıktan aydınlığa çıktık sayılır, hafta sonuna bir adım kaldı:) Hadi sıkıntıları büyütüp kafaya takmadan, hadi “her şeye çare var, ölümden gayrısına yok” unutmadan, hadi sağa sola saklanmış küçük mutlulukları sobeleyerek, hadi günün ilk çayının kahvesinin kokusunu içimize çekerek, hadi heeeeeer şeyeeeeeee şöyle yüreklice, içteeeeeeen kocaman bir GÜNAAAAAAAYDIIIIIIIIIN diyerek… Kuşlar konsun yollarımıza, avuçlarımıza …

20 Aralık 2013

“Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum” S.Plath Zaman akıp giderken bazı fotoğraf karelerini kayıt etmiş gibi,neşeli, hüzünlü, yalın ama renkli, doğal, dolaysız gördüklerimi anlatırmış gibi yazmak istiyorum. Tam olarak anlatamıyorum, biliyorum Bir gün tam istediğim şekilde yazacağıma inanıyorum
Kendime bir yıl için söz verdim, her gün günlük yazacağıma, sözümü tutuyorum, az bir zaman kaldı, gelişmelerden memnunum
Her sabah aklıma gelen ilk şeyi, defterime yazarmış gibi, içimden geldiğince, tekrar tekrar düzeltmeden, bir seferde, kendime konuşmuş gibi yazıyorum.
Aslında her şeyden sıkılma, alışkanlıklarla savaşma huylarım var. Ama yıkıcı tutkularım yok, vazgeçebiliyorum, gidebiliyorum, farklı olanı seviyorum, az da aykırı gidişlerim vardır :)))) Bir tek şeyim aynı kalıyor, seviyorum, bazen az, bazen çok ama mutlaka sevilecek bir yer görüyorum Nefret ve kin bana insan için bir numaralı yıkım kaynağı gibi geliyor. Yaşadığım sürece tüm eğrilerin bir gün doğru olacağı ihtimalini göz önüne alırım, sorgulamaya açık kurallarım
İçimden şarkılar, kuş sesleri, içten gülüşler geçerken, “Ne çabuk geçti” dediğim bir haftanın daha sonuna gelmişken, “kışın yüzünü bahara çevirmesine şurda ne kaldı ki, yarın en kısa gün, en uzun gece, sonra her şey tersine” diye umutlar beslerken, “her şey gelir ve mutlaka geçer, ama öyle ama böyle” diye bir gerçek varken, iyi ki bir kız bebek olarak doğmuşum Dünya parmaklarımızın ucunda dönüyor, bize kıyanları bile biz doğurduk, kendi kendimizi biz teselli ediyoruz, ihtiyaç halinde her yere de yetişiyoruz :))) dediğim, “Bu konuda hiiiiiiiiç mütevazi olamıyacağım” listesine eklediğim durumlar varken… neye, nereye, ne kadar takılacağım ki :)))
Cuma serbesttir, cumartesi, pazar güzelliklere, önceden ayarlanmış planlara ve esnemeye hazırdır :))) İyi bakalım, farkına varalım, araya sıkışmış, saklanmış olanları kaçırmayalım…
Hadi Günaydın,hadi başlayalım…

Temize Çekme Halleri (Gelişme ve Sonuç)


1469983_10151917436918159_767995702_n

İnsan kendini etraflıca bir gözden geçirse, dikkatlice gelişimini seyir etse bir de kendine kaçamak bakmayıp zararsız saydığı yalanlarını söylemese… olacak, her şey olacak da olamıyor 🙂
Kıyamadığımız sebeplerimiz var. Bu nasıl bir çelişkidir ? Bu yaman bir çelişkidir. Herkeste en az üç beş tane bulunur. Aslında bizi yaşatan, ayakta tutan, bağımlılık yaratan sebepler bunlar, kızıp, küsüp, sinirlenip tekrar tekrar sil baştan yapmalarla kendimizi yenilediğimizi sandığımız, kökünü kurutmaktan kaçındığımız, zaten de yapamacağımız nedenler bunlar 🙂
Arada yorgun düştüğümüzde, yenik düşeceğimiz, yendiğimizi sanıp da beslediğimiz nedenler bunlar, içimizdeki saklı canavarlar diye de abartabiliriz.Ya baş etmesini öğreneceğiz ya da öldüreceğiz, ikisini de az az yaptığımız için bunalmış haldeyiz. Kalıcı çözümlere ulaşanların sayısının çok az olduğunu düşünüyorum, hatta onların öyle sandığını düşünüyorum. Devamlı çalışan bir beyin, tetikleyici, görüntüler, sözler, benzer haller ya devamlı savaşmayı gerektiriyor, ya da devamlı geri çekilip bastırmayı ikisi de konuyu canlı tutuyor.
Böyle satır satır yazınca çok mühim bir mesele varmış gibi hissettim, kendimi karanlık çukurlara düşmeden bi kurtarayım dedim. Bu da önemli bir adım, iyi hale geçiş yapma isteği güzel.
Tüm bir hafta sonu diş ağrısı ile inledim diyebilirmiyiz ? Evet doğrudur, deriz. Oğlana sinirlendim, yanına bir kaç mevzu daha ekledim. Bu da doğrudur. Mevsime bağlı, etraftan kaynaklı bir takım boğulma halleri de var. Eeeeeeee daha ne olsun ki, “Ver odunu, ver odunu” besle içini, şişir şişir sonra da salıverememe. Durum bundan ibaret. Bir derin nefes alıp, bir yutkunup, seçilmiş kelimelerden özenli cümleler yapma gayretinin sonucu bunlar. “Amaaaaaaaaaan boş ver”, çekmesi biraz zaman alıyor ama sözlere döküp de etrafa ayrıntılı açılıp saçılmaktan iyi valla. Konuşmak, her şeyi ayrıntılı ayrıntılı anlatmakta yoruyor insanı, sanki tekrar edermiş gibi.
Bi gayret “Amaaaaaaan boşver” bölümüne geldim, öyle bastırılmış duygularım felan da yok, her şey olduğu kadar, olacağı kadar.
En yakınında senin modelin olarak yetişen bir kızın varken, o kız; iki günlük hafta sonunda evde otursa bile, her tırnağına ayrı bir renk oje sürüp, yeni aldığı mıknatıslı küpelerini coşku ile takarken, her sabah evden çıkarken “Kendine dikkat et” deyip giden bir oğlun varken, Diyetini kontrol eden ana yarısı teyzen kaplıcadan dönmüş; “Kaç kilo verdin ? ” diye ilk iş seni ararken, uzaklardaki hekim kuzen “olmazsa dişçiyi değiştirelim, gel bana, sana tepeden tırnağa bakarım” derken, mesaj kutumda sıcacık içten cümleler, kurtulma tarifleri varken, beni seven, benim sevdiklerimin sayısı bunca çokken… bunalıp da ne yapacağım, yazık geçen zamana 🙂
Dedim ve döndüm 🙂

Temize Çekme Halleri (Başlangıç)


Kapkaranlık bir sabahta, kararmış bir iç dünya ile karanlıklardan aydınlığa çıkmak için çabalamaya başlayabilir mi insan ? Ortam itibariyle zor ama, bir gayret modunda nedenlerden başlayabilir 🙂 Biriktiriyoruz, biriktiriyoruz, hatta yerli yersiz biriktiriyoruz, eşyaları, duyguları, insanları.. istifliyoruz. Sonra da temizliyoruz. Eşyaları atıyoruz, insanları hayatımızdan çıkarıyoruz, birikmiş duyguları da bir patlama ile de dışarıya açıyoruz kiiiiii bu da çevreye rahatsızlık veriyor 🙂
Bastırılarak, sıkıştırılarak yetiştirilmiş bir nesiliz, biriktirmeyi zaman içerisinde öğrendik. Yaşlandıkça da patlamanın hem boyutunu, hem de sıklığını azalttık. Zaten gençliğimiz de de biriktirmeden patlardık. O zamanlar çooooooook kararlı, çok kesin çözümlerimiz vardı. Bir geceden sabaha yepyeni çıkardık 🙂
Sonra ne oldu ? Öğrendik, neyi ? Sabırlı olmayı, dünyayı değiştiremeyeceğimizi, insanları değiştiremeyeceğimizi… Daha çok emek, daha az beklenti moduna geçtik, adımlarımız ağırlaştı, bir adım attık, sağımıza solumuza, önümüze ardımıza baktık. İnsanları seçer olduk, yüzleşme hallerine gelmeden kaçar olduk, eski bilgiler ışığında, anamıza babamıza hak vererek bastırmaya, saklamaya geniş yer ayırarak devam ettik. Hatta bunun adına olgunlaşma deniyor, hatta ben de bu yoldaki yolculardan biriyim.
Fakat istikrarlı değilim, ara ara yoldan çıkıp, bir ferahlayıp geri geliyorum.
Dünyaya sakin sakin bakarken, içimde türlü ateşler yakıp yakıp, söndürerek devam ederken arada bir rüzgara rast gelip harlanıyorum 🙂 Biriktirmek için her türlü donanıma sahibim, çoluk çoçuk, eş, arkadaşlar, komşular, hısım akraba.. gibi canlılar, haksızlık,anlaşılamama, anlatamama,memleket halleri, ergen halleri gibi çizilmiş tablolar… da ben de ziyadesi ile mevcut 🙂
Çok da takmıyorum, diyebilirim ama farkında olmadan takıyorum demek ki, üçü beşi üst üste gelince, bir ağırlık çöküyor üstüme, eziliyorum.
Birden her şey gözüme çok kalabalık, çok karışık geliyor. Bunalıyorum, nefes alamıyorum, daralıyorum.Bir karanlıkta kaybolmak , her şeye kapanıp,kapandığım gibi kalmak istiyorum Hiç bir şeyi düzeltemeyecekmişim gibi oluyorum, anlık çöküyorum. Fakaaaaaaaaat terazi burcuyum ya bir yana çoooook fazla kayamıyorum, silkinip, dengeye geliyorum amaaaaaa hemen değil tabii ki de. Kendime bir süre veriyorum, kendimi bırakıyorum ( Ya da öyle sanıyorum 🙂 ) Halimden sıkılacağım zamanı bekliyorum, neticede insanız her şey için bir süremiz illa ki var 🙂
Sonra geçiyor, normale dönüyorum, her seferinde yeni bir şey öğrenmiş olarak, az biraz darbeli, biraz daha suskunlaşarak, bir daha ki patlamaya kadar süreyi biraz daha uzatarak.
Böyle zamanlar üretim zamanları da oluyor, daha çok okuma, daha çok yazma (Çünkü çıkış için benzer haller aranıyor ya da anlatma ihtiyacı doğuyor, bilgi tarzında 🙂 ) , hızlı hızlı iş yapma, mümkün olduğunca açık hava, sözsüz müzikler veeeee gerçek dostlar. İşte onlar böyle günler için varlar, abartmadan, kıyısından köşesinden, tam müdahale etmeden, “Ben buradayım, istediğin an yanındayım” diyorlar. Sen de fark ediyorsun ki, hatta iyi biliyorsun ki “Geri dönmez, su gibi akar zaman”, bir hışımla içine dönüp “korkma, yanındayım, geçecek” diyorsun, sonra da süreyi bekliyorsun 🙂
Bekliyorum…

Soğuk Hava, Esra, İnanmam Valla…


1 016

Ben “tv de sadece belgesel, bilimsel seyreder, açık oturum izlerim” diyenlerden değilim. Onları da izlerim ama müptelası değilim. Aslında tv ile pek aram yok, en son dizi olarak hiiiiiiiiiiç bir bölümünü kaçırmadan “Asmalı Konak” izledim, sonrakilere ara ara bakıp geçtim.Soğuk havanın esaretiyle şartlar değişti. Az sokak, çok ev olunca tv ye de zaman bulunuyor, akşama doğru yemekten önce çoluk çocuk hep birlikte “Esra Erol’la” izliyoruz. Yaniii evlenmek isteyen ama yardım alması gerekenleri seyrediyoruz.
Tamamen sosyal içerikli, tipler bi cesaret gelmişler, gelmeyenlerin binlercesi ile bir arada yaşıyoruz. Yaş ortalaması 19 dan 83 e. eğitim orta derece, “Bi arkadaş toplantısı” n da tanışıp evlenen boşananlar var, Allah katında nikahlılar, orijinal bekarlar, yalnız yaşayanlar, annesinin elinden tutup gelenler… çeşit çok 🙂 Hikaye çok, malzeme çok, renkli konuşmalar, anlatırken, saklamaya çalışırken lafı şaşıranlar, çoluğu çocuğu olanlar, yalan dolanla kendini anlatanlar, stüdyo basanlar… yok yok.
Bunların hepsi üç günde olmuyor tabii, ben hep ara ara bakarım zaten, süreklilik gösteremiyorum, daralınca uzun bir ara veriyorum, geldiğimde gelişen, değişen fazla bir şey olmuyor 🙂
Herkesin ortak noktası, evlilikten beklentisi mutlu olmak. Ama kimse nasıl mutlu olacağını bilmiyor, Mutluluğun tarifini bilmiyor. Herkes karşısındakinden bekliyor. Mutlu olmak için insan önce nelerin kendisine mutluluk verdiğini, bununda evlilik ile bağlantısını bilecek. Mutluluk izafi bir kavram. Bireysel olanı var,iki kişilik, grup olanı var :)))
Bir çooooooook mutlu evliliklere bir de eski aşıkların “biz arkadaşız ” demesine inanmam. Eski aşıkların biri pişmandır, ötekide hala aşıktır, geri dönüş imkansızdır, maskesi de arkadaşlıktır :))))

“Biiiiiiiiiz çooooooook mutluyuz, şahane bir evliliğimiz var” diyenlere de dikkatle bakın, aaaaaaz sonra nazar değer ve mutluluk, olmayacak bir şeyle biter. Bu yenilerde böyle, eski mutlular, karı kocanın birinden birinin diğerinin dümen suyundan hiiiiiç çıkmaması sayesinde.
Etrafımda bir şekilde devam eden uzun sayılabilecek evlilikler var, her gün, her gün mutlu değiller, hatta zaman zaman sıkı kavgalar bile edip, küsüyorlar. Ama sonuçta evli kalıyorlar. Bu insanların arasını yapmaya çalışan evlilik danışmanlarının büyük kısmının da boşanmış olması ayrı bir çelişki :)))

Bizzat şahitim, onuncu yıldan sonra kökten sallanmış, yeni doğum yapmış anne, kırk yaş sendromunda baba, ergenliğe doğru yol alan bir erkek çocuk, yeni okula başlamış bir erkek çocuk daha, bir de kız bebekle, çooooook çeşitli evliliğimin üstündeki kara bulutları dağıtsın diye iyi bir paraya, üniversite bağlantılı iyi bir uzmana gitmiştik de, kocam, hem kabul etmiş hem de kimse bilmesin diye sıkı sıkı tembih etmişti de,ben de usulca gizlilik sınırlarını ihlal etmiştim de, üç, dört seans gitmiş, verdiği ödevleri yerine getirememiş, sonunda da adamın boşanmış olmasını bahane edip tedaviden vazgeçmiştik :))) İki cümleden feyiz alarak toparlandık, birincisi; birlikte terapi isteyen çiftler boşanma eğiliminde değildirler, ikincisi; evliliğin devamlı olması için her gün mutluluk şart değildir, hatta devamlı mutluluk şart değildir.
Aslında her şeyin özü sevgi, saygı,farkındalık, özgür olabilmek, özgürlük hakkı verebilmek,karşılıksız ve çekinmeden yaşayabilmek, hesap kitap işlerinin elini eteğini duygulardan çekmek..
özeti şu kitap cümlesinde; “Hocam, bu sarılma denen şey ne kadar önemliymiş meğer. Keşke çok daha önce birbirimize doğru düzgün, adam gibi sarılabilseydik. Biz kıymetini bilememişiz”
Kıymet vermek, kıymet bilmek belki de temeli…

3 K… Kar, Kahve, Kitap


1 014

Kar zorunluluk yoksa eve kapanma sebebidir.İnsan kendini hoş tutacak faaliyetlere yönelir 🙂 Pasta. börek, değişik yemek…, sıcak sıcak içecek kalabalığa hizmet…
Kar yağışı durdu ama iyi soğuk var, yemeği ayarladım, kendimi koltuğun üstüne attım, sıcak tutan bir battaniye, yakın gözlüklerim, okunacak kitaplarım, elimde kahve bardağım, ortalık sessiz sakin, okumaya, okuduğunu anlamaya müsait ortamlar 🙂
Kitaplar bizi bize anlatırlar, unuttuklarımızı hatırlatırlar. Eskiden hepimiz aynı şeyleri okurduk, çok da çeşit yoktu. Şimdi kitap çok, yazan çok, yetişemiyoruz. konular çoğaldı, tabular yerle bir, her şey açık seçik, hayallerde sınır yok, akla hayale gelmeyecek kurguları yazan kitaplar var, değişti her şey de değişmeyen satırlar arasında karşımıza çıkan hayatımızdan parçalar. Okuduklarımız bir yerimize dokunuyor illa ki. Hayatın en mühim meselesi ölüm ve yaşam. Yaşamın temeli çocukluk, anne baba, aile, eğitim… gerisi onlara bağlı gelişiyor. Bu bölümlerde gizlimiz, saklımız var, yüzleşemediklerimiz var, aşamadıklarımız var, ulaşamadıklarımız var.
Bugün bir yarım kitap, bir tam kitap bitirdim, birine de yeni başladım. Üç farklı dünyada yaşadım.Posta müdürü, istasyon şefi, kasaba tayinleri, seksen darbesi, kayıp gençler, içi dışı farklı evlilikler, çocuklar, ev hali, doğumlar, ölümler… dolaşıp durdum geçmiş günlerde 🙂
Kitabın resmine, konu özetine, yazarının ismine bakarak seçim yapmak her zaman doğru olmuyor, esas zenginlik iç sayfalarında ama ben her kitabı okuyamıyorum, ya da öyle sanıyorum 🙂 Ağır cümleler, uzun uzun tanımlamalar beni bunaltıyor, başladım mı yarım da bırakamıyorum, bazı yerleri üstünkörü geçiyorum, bu sefer de eksik hissedip geri dönüp bi daha okuyorum, kitabı sevmek ve anlamak için çabalayıp duruyorum. Aslında o satırlar bana bir şey hatırlatmadığı ya da düşündürmediği için okuyamıyorum 🙂
İçinden ben geçen ya da hayallerime hitap eden kitaplar su gibi akıyor, okuduklarımızda yaşamak, hatırlamak, ağlayamadıklarımıza ağlamak, gülemediklerimize gülmek, öğrenmek, bilgilenmek istiyoruz.
“Hayatımız,bir yumağın sürekli sarılmasıdır. Yaşadığımız her şey, ardımıza takılıp gelmekte ve doğal olarak birikmektedir. Yol boyunca ne yaşandıysa toplanmaktadır çünkü “Bugün” diye adlandırdığımız şey, geçmiş ve geleceğimizin toplamıdır.” diyor son okuduğum kitabın ön sözü ve ekliyor “okurlarıma anlatmak değil göstermek istiyorum ” Aynen ben de yazarken resmini çizmek istiyorum, okurken hep beraber görelim, bi gidelim bi gelelim :)))
Kar sebep oldu, kahve bahane, kitaplar şahane :))

Geniş Günlük


1 015

Nihayet mevsim normallerine döndük, fakat mevsim anormallerine o kadar alışmışız ki bir uyumsuzluk hali var üstümüzde 🙂 Bir türlü inanamadık bu kadar soğuk olacağına, o yüzden hazırlıksız yakalandık, desek de olmaz ki, millet olarak çok da tedbiri sevmeyiz. Kar da durup dinlenip, eriyip tekrar yağıyor, İstanbul içinde bile hava birbirine uymuyor, bir yan açmak üzere iken, bir yan tipi, boran.
Artık akşam saatleri, gün bitti.Kar bir şekilde toplanma sebebi. Okuldan, işten acele ile eve dönüşler. Maalesef “bizim zamanımızda” diye de bir başlama cümlesi var 🙂 Kış 4-5 senedir elini eteğini çekti bazı bölgelerden, oluyor da yok eski kışlar. Günlerce yağan karlar, buz tutan yollar, eski kışlarla birlikte geçmişte kaldı. Şimdi 3-5 günlük kışa teslim insanlar.
En son hatırladığım şiddetli kış 86 yılındaydı.Karlar erimeden üst üste günlerce yağdı.Mecidiyeköy Taksim arasında sadece otobüslere bir tercihli yol vardı ki o bile temizlenip çalışamadı. Hayat devam etti, herkes okula işe gitti. Şehir de daha derli toplu idi, birazını yürüdük, bazı yerlerde bulduğumuz vasıtalara bindik. O zamanlar birbirini gönüllü taşıyan insanlar vardı.
Kış günü kapı açıldığında insanın yüzüne çarpan sıcaklık, burnuna gelen yemek kokusu, hoş geldin diyen annenin sesi… yıllar sonra bile hatırlayıca insanın içini ısıtır. Biz akşam oldumu saatli bir araya gelen aile idik, yemek saatimiz, çay saatimiz vardı. Günümüze dair muhabbetlerimiz, annemizin merak ettiği sorular olurdu 🙂 Tv o zamanlar hayatımızda kısıtlı, komşu gezmelerine ayıracak zaman vardı, akşam yemek sonrası aktiviteleri; çocuklar için ders, büyükler için gazete okuma, örgü örme ya da misafirliğe gitme,”Bir maniniz yoksa annemler size gelecek” çocuklara söyletilen randevu talep cümlesi idi. Çay içilir, meyve yenir,geniş yelpazede sohbet edilir, çocuklar genelde götürülmezdi. Geç saatlere kalınmaz, ev sahibinin sabah erken kalkacağı hesap edilirdi.
Sobalı, kaloriferli evler vardı. Sobanın yaydığı şiddetli bölgesel ısıyı, üstünde devamlı kaynayan suyun yaydığı buharı, kömürün kokusunu , üstünde kızaran ekmekleri, ısınan yemekleri, kuzinede pişen patatesleri, ekmekleri özlerim. Kaloriferli evin rahatlığını, mazotsuz geçen buz gibi yılları da iyi hatırlarım.
Bizi bir evlilik bir de askerlik bölerdi,yani o zamanlar tüm aileler öyleydi. Arkadaşlarda yatma, ayrı ayrı gezmeler, tatiller zoooooor izinlere bağlı işlerdi. Normal eve dönüşler akşam ezanına endeksli, gerisi için ikna edici izin gerekti 🙂 Benim gece iznim, saat 10′ a kadardı,(yaşım yirminin üstü, okul bitmiş, işe girmiş halde), telefonla 11′ e uzar, 12′ de gelirdim. Her saat başı vuran bir duvar saatimiz vardı, annem kapıyı açmasa bile yattığı yerden sayardı. Bir ihtimal 11 ile 12 birbirine karışır mı ki diye şansımı denerdim 🙂 Alçak saat yıllarca kabusum olarak çalıştı, evlendiğim yıl bozuldu :-)))))
şimdi karın kışın bir araya topladığı aileler eskiden çoğu zaman tamdı, birbirlerinden çok da sıkılmazlardı, başka tercihler olmadığından mı, sevgi bağından mı, öyle görmüş olduğundan mı bilmem ama bir arada olmak güzeldi.

Aralık Başı Günlükleri


20130107_164735

Yılın son ayının ilk günleri, kışın ortasına yakın, soğuğa yakın, yeni yıla yakın, en uzun gece, en kısa günler… en güzel yanı yeni bir yıla, yeni umutlara çooooook yakın 🙂

01 Aralık 2013

Çayın, kahvenin kokusunda davet var Ne yaparsan yap, yanına eşlik eder gibi, kışı yazı fark etmiyor, ille de bir çay kahve olsun isteniyor, yalnızlığa arkadaş, kalabalığa nefes gibi, tadında, kokusunda, kupasında, fincanında, bardağında, tutan elde, yudumlayan kişi de var bir şey Tamamlar gibi, paylaşır gibi, aklına getirir gibi… bildiğiniz gibi, var bi şi :)))
Günlerden pazarı pazar gibi yaşamak istiyorum, uzuuuuuuunca bir kahvaltı, sağa sola saçılmış, okumalık gazeteler, dergiler, kitaplar, yeni ödevler, banyo sırası, yıkanan çamaşırlar, sağlıksız beslenme, hiç bir köşesi toplanmayan bir ev, kapalı ve soğuk bir hava, sıcak odalar, bolca sorgusuz muhabbet, az biraz arama sorma, pazartesi ve sonrasına planlama, yarın sabahı kurtaracak kadar ütü, herkese bir koltuk, herkese bir battaniye… komple serbest :)))) Siyah beyaz Haneke filmi ve çay ile kahvaltıdan önce başladım bile… rahaaaaaaaat, dağılabilirsiniz :)))) Heeeeeep berabeeeeeeeer

02 Aralık 2013

Hayatın tarifleri günden güne artıyor Çünküüüüüü başka başka yerlerden bakıyoruz. açıyı genişlettik, ön yargıyı hafiflettik, öfkeyi az biraz dizginledik, olmayanı olamayacaksa, olduğu gibi kabul ettik, ” İlla ki” lerden vazgeçtik, sabır destekçimiz… diye uzattıkça uzatırız. Çünküüüüüüü yaşlanıyoruz. Bu bir kederlenme, umutsuzluğa kapılma hali değil tabii ki de :))) Öğrendikçe küçülenlerdenim ben :)) Öyleeeeee çooooook eksik var kiiiiii. Filmler, kitaplar, dergiler, yeni dostlar, eski konular, eski dostlarla derin mevzulaaaaaaar derken, entellektüel ruh halinden, sabah sabah çorap muhabbeti ile döndük gerçek hayata, bi de üstelik pazartesi :))))
Dün dökülüp saçıldık, bugün sonraki günler için toplanacağız, ev içi ödevler, ev dışı ödevler, bana özeller, istek ve talepler, kaçınılmaz rutinler… az biraz bekleyin, hepinizle ilgilenicem :))) Planda her sabaha bir festival filmi var, başladı bile :)) Okunacak kitaplar; Sebahattin Ali den “Değirmen” yarısı bitti bile. Şiddetle öneririm, arkasına Sema Kaygusuz, “Sandık Lekesi” o da ince , daha sonraları da olacak elbette :)))
Silme, süpürme, yemek pişirme, ütü… olmazsa olmaz zaten, sööööööööz ihmal edilmeyecek, amaaaaaaaa aşırı da gidilmeyecek, geçen hafta zor yemekleri yaptım, bu hafta hafif gidilecek :))))
Sıradan bir pazartesiyi güzelleştirmek elimizde, iyi bir başlangıç sayalım, havaya, sinir olduğumuz insanlara, kafamıza takılanlara takılmayalım, bekleyen işlere bir göz atalım, sıraya koyalım… amaaaaaaaaaan yapalım bi şiler işteee, hayat akıp gidiyor, seyirci kalmadan içinde olalım
Ancak bu kadar oluyor, ama idare eder di mi, herkesin terapisi kendine, ha gayret millet… Şaaaaaaaaaaaaneeeeeeeee haftalar cümleten, bi de GÜNAAAAAAYDIIIIIIIN

03 Aralık 2013

Akşamı bekleyince günlük yazmak daha kolay oluyor :)) Duygudan çok aksiyon var :)))Pazartesi çooooooook çalışmış olmanın meyvelerini toplayım ,ev temiz, yemek ayarlı, hava bulutlu, dışarı soğuk, içeri sıcak, çay daha da sıcak, entelektüel bir gün olsun dedim Film, okuma, yazma, ödevler… hazır zihnimde bulanmamışken , umut kalbimde geveze bir kuşken, o9.37 de bir ödüllü bir film varken. Amallerle niyetler buluşmuşken… Kendimi sanat filmine odaklamış, “bir yerini kaçırmayım yoksa anlamam” derken… Uçsuz bucaksız manzaralarla, sessiz sessiz başladı macera, neler oluyor anlamaya gayret ederken, zil çaldı, seksen küsurluk komşum Halime Hanım geldi. “Gel, film seyrediyorum”, “Başını kaçırdım ama ben”, “Üzülme, ben başından beri bakıyorum fark etmiyoruz, aynı frekanstayız” Bu sanat filmlerini iki kişi izlemekte fayda var amaaaaaaaa o iki kişiden biri değil Halime Abla :)) Bizim kuşak bilir, Deve kuşu Kaberenin bir “Beyoğlu Beyoğlu” su vardı, meşhur birahane repliği, “Arabııııııın ne işi var, nerden çıktııııııı” aynen Halime hanım soruyor, ben kısa kısa geçiştiriyorum, ısrarlıyım, izleyecem. Halime Sultan filmi bıraktı, eskilere geçiş yaptı, kardeşleri, çocukları, komşuları, eski ev… o başka telden, ben ayrı yerden, ortak nokta ekran. Bir saat sonra sıkıldı gitti. Ben devam ettim, bir ara içeri su içmeye gittim, geldim, bitmiş :)) Anlamadım mı? anlatamışlar mı bilemedim. Öğleden sonra bir film daha seçtim, Ne gerilim, ne de içtiğim kahve tesirli olmadı, gözlerim kapandı, sıcak polarların arasında. Kapı çaldı. Halime hanım tekrar geldi, bu sefer filmsiz bir fasıl daha, sebebi ziyareti sabah geldiğinde söylemeyi unuttuğu bi şi :)))) Sonrasında yemek hazırlama, çocuklar geldi,yeme içme, mutfak işleri, akşam çayı, okul muhabbetleriiiiiii derken çakma Çalıkuşuna baka bak yazma …
Daha soğuk hava var, internet cafe var, lahana sarması var, sabahki dosya yükleme macerası var.. akşamın malzemesi zengin, bugünlük Halime teyze, bir ayar geçeceğiz gelecek günlere…

04 Aralık 2013

İçimden sonu küsmeye bağlanmayan sitemli şarkılar geçerken, gün ha ışıdı ha ışıyacak diye beklerken, aklımda günlük işler, beklentimde kış güneşi varken, hayat her şekilde akıp giderken, hep aynı şeyler, ama başka izahı yok ki diye kendimi teselli ederken… ruhumu, bedenimi, yine, yeniden masa başında bulmuşken…
Ölüm en zayıf , hastalık zayıf yanım. Seçimlerim hısım akrabadan yana benim :)) Birazdan dişçiye gideceğim, kandırılmışım gibi bir his var içimde, hekim orijinal öz kardeşim, “Fazla bir işin yok ama ille de sabahtan gel” diye davet edildim. Aaaaaaah bilirlerler beni 15 dakika diye sokulduğum emarda 35 dakikayı duyunca elimi tutmaya içeri birini istediğimi, iğneli biyopsi için koridora bir miktar adam dizdiğimi, uzun ,işler için “kuzenin hastanesi olsun” dediğimi :)))))
Dün lahana sardım, iyisi Samsun lahanası imiş, öğrendim ve beğendim :))) Küçük küçük olunca leblebi gibi yutuyorlar, ana yemek saymıyorlar, araya köfte kadar olanlardan da sardım , çıkmadan bir çorba, gelince, salata, makarna… yeter valla, diye planım :))
Kül kuşları, Elmas gerdanlık, bir tren yolculuğu, iyi insanlar… okunası öyküler, Sabahattin Ali Şahane biri, Değirmen bir solukta bitti, ödevde mekan tanıtımından “Pek iyi” ile geçtim amaaaa karakter tanımlamaya başlamadım bile, veri toplamaya devam, halindeyim…
Sabah enerjisinin yerini hiiiiiiiiiiç bir şey tutmuyor, en güzelinden, kalbimin eeeeen derin yerinden, içinden kış güneşi olsa da güneş geçen, söylerken yüzümde güller açtıran, içimi kıpraştıran, dudağımdan dökülürken açıldıkça açılan, uzayan, etrafa yayılan, “evrene pozitif enerji bıraktık be yav” dedirten, diyeni de, duyanı da mesut edecek cinsten bir GÜÜÜÜÜNAAAAAAAAYDIIIIIIN
Döndün mü ? Emin değilim, bakarsınız, bundan gayri sabah akşam gelirim :)))

05 Aralık 2013

Bu soğuk sabahlar aklımı karıştırıp, gözlerimi yaşartıyor. Sıcak evlere uyanamayanlar, yatılı okullarda okuyanlar, bir başına yalnız yaşayanlar, daha gün doğmadan ayazda yollara çıkanlar… Ben yalnız yaşayanlarla, yatılı okullarda okuyanlara takıldım, ikisininde içinden oğlum geçer çünkü
Eskiden yazdığım bir yazıyı hatırladım, aradım buldum,içinden bir bölüm aldım, buyrun beraber ağlayalım :)))
“Tesadüf okul açılmadan bir gün önce eksik bir evrak için okula gitmiştim.yatılılar 1-2 gün önceden gelip yerleştirilir, onları getirenlerde kalacak yerleri olmadığından akşama dönermiş.Bahçede vedalaşanları görünce kendimden geçtim .Anadolu’dan gelenler okullarda hemen belli olur.Onlar genelde çok büyümezler.Yaşlarından bile ufak gösterirler.El örgüsü kazakları ve ayakkabıları onları hemen belli eder.Bahçenin köşelerinde vedalaşırlar son tembihler yapılır bi daha bi daha öpülür.Araya soğuk bahçe demirleri girer, görevlinin ” sen merak etme yenge ” sözüne inanır ve gidersin.Çocuklar o gece birbirleri ile tanışır ve bir gecede yakın arkadaş olurlar. Okulun ilk açıldığı gün velisiz olan yatılılar bahçenin bir köşesine toplanıp birbirlerinin üstünü başını düzeltir.Yan gözle de etrafa bakarlar.Bu tip okullarda büyüklerin okula başlayanlara karşı bir takım eziyet ve şakaları oluyor.Zavallı yatılılar hem bunlardan faydalanır üstüne bir de yatakhane şakalarına katlanırlar.Ama çok da iyi arkadaşlıklar ve dostluklar kuruluyor.Normal öğrenciler onlara sahip çıkıyor.Zaman zaman pasta börek yaptık, yemeklere çağırdık.Hatta Levend uzun eşek oynarken sökülen ceketleri bile getirirdi. Benim annem diker diye.İlk sene önemli maçlar olduğunda bir kısmını alıp eve getirirdik.Ulaşım kayınpederden yeme içme benden.Gelirlerdi ve mutlaka ayaklarını toplayarak koltuğa otururlardı.İçlerinden en az biri hasta olup özel ilgiyi hak ederdi.Ihlamurunu içer, ilacını yutar.Gidene kadar bir şeyi kalmazdı. Hastalık bahane bir ilgilenen olsun başı okşansın mesele oydu.Ben Teyzeleri olarak elimden gelenleri yapardım.Tabi onlar içinde ayrı ağlardım.
Hafta sonlarında maç durumlarına göre haftanın hayvanını büyükçe bir kağıda çizerdim. Hatta ” 2 avans 4 de biter kale boş” FB-BJK maçından sonra muhteşem bir kartal resmi çizmiştim. Çocuklara da arkadaşlarına da hep yakın oldum.Bir Emre’miz var.Aynı sene içinde 6 ay ara ile hem annesi hem babası öldü.Abisi, bi de yaşlı bir babaanneye kaldılar .Abi son sınıftaydı. Açık öğretimi yazdı.Dükkanın başına geçti.Emre daha iyi okuyor diye ona destek oldu.Emre şimdi annesinin en çok istediği yerde ODTÜ de makine mühendisliği okuyor.Berk’in de Babası çok küçükken ölmüş.Bunlar bir ramazan bir kağıda anne babalarının adını yazıp teyze bunlara da dua etsin diye bana göndermişler. Tabii ki teyze 3 gün ağlamaktan kendine gelemedi..Bunları yazarken bile ağladım.Çocuklar başka bir dünya sevgiye, eğitime,anneye, babaya muhtaç, gelecek için hazırlanırken hepsinin doğru ellerde şekillenmesi dileğiyle…”
Bu sabahta ve her soğuk sabahta, bedeni ve yüreği üşüyenler, aklımdasınız…

06 Aralık 2013

Dün sabah aklım karışıktı, bu sabah karmakarışık, akşamdan hallettim, uyku bildiğiniz gibi firari, adet yerini bulsun diye, mecburen, mecburiyetten kalktım. Dün akşam her türlü ödevlerimi bitirmişken, yazımı bir de danışman arkadaşım okusun derkeeeeeeen, mailleri açınca, yukarıdan aşağıya “Hastalık, geçmiş olsun” başlıkları ile sarsıldım. Arkadaşın kızı Akdeniz anemisi, beyinciğe pıhtı atmış, iki farklı tedavi bir arada nasıl olacakmış ? saate bakmadan aradım tabii. Telefonda durup durup, uzun uzuuuuun nefesler alıp konuşanı, sessiz sessiz bir de dinleyen varsa, bilin ki onlar ruhen aynı yerdeler. Tarifsiz üzüldüm.
“Çocukluk insanın düşünebileceğinden, hissedebileceğinden, katlanabileceğinden, daha tüyler ürpertici öykülerle eve gelen birisi” bu kitap cümlesi ile derin derin düşünüp, Sema Kaygusuz’un Tacettin’ ni ni okuyunca ben bu adamı tanıyorum diye gülümseyip, “Evlat bir bulanık sudur, ne içilir, ne geçilir” diyen dedemi hatırlarken, gençlik bir hata mıdır ?, kaynağı çocukluk mudur?, yaşlılığın kaderi gençliğin hatalarını görmek ve yüzleşme gayreti midir ? …diye karmakarışık olma gayretinin bir faydası yok elbette :))
O zaman ne yapıyoruuuuuuuuuuuz, her zamanki gibi; duyup hissedip, takılmıyoruz ( ya da öyle zannediyoruz) .Parola her şey geliiiiir ve geçeeeeeeer, olmuşla ölmüşün çaresi yok, kendi kendimizi kendimizle yüzleşmeye davet ediyorum, desem de ben bile her seansa gelemem. :)))
Yine de, her şeye rağmen de güne ön yargılı başlamamak gerek. Saldık evrene pozitif bir enerji, hadiii, hadiii rastgele… Olmazsa olmaz bi de GÜÜÜÜÜNAAAAAAAYDIIIIIIIIIIIN

07 Aralık 2013

Ne yazsam diye uyanmıyorum amaaaa hangisini yazsama takılıyorum. Aklımda “Bir gün, hiiiiç unutmam” la başlayan cümleler var, gülümseten ya da içimizi yakıp kavuran, tren garları, küçük kasaba istasyonları, yataklı vagon var, yağmur var, hava tahminleri var, hastalar var, yatağa çivili, sadece pencere yanına dönebilen… amaaaaaaa konu hiç biri, çünküüüüü zamanım yok Aaaaaaaaaz sonra çıkmam saatli toplu taşımaları saatinde yakalamam, gün boyu denize yakın, uzuuuuun uzuuuuun mesafelerde gidip gelmem lazım. Akşam eve döndüğümde çizgi film kahramanları gibi kapının altından süzülür müyüm bilmem :)))
Eskiden saçlarımı bozan , üstüme çamur sıçratan yağmur bugün serbest :)) Köşeden 5 tl ye şemsiye alırım, üşürsem LCW girer bi hırka bi kazak alırım diye tedbirsiz bir güne başlarken, alınmış başka tedbirlerim var :))) Çantamı hazırladım, içine Katina’nın makasını attım, kendim üzerinde de az biraz çalışıp, çıktııııııııım…

08 Aralık 2013

Günaaaaaaaaaaaaydın :))) Yirmidört saatte dört saattlik uyku ile ayaktayım, Gün de normal bir gün değildi :)) Münasip bir zamanda bayılacağım amaaaaaa henüz değil, daha kahvaltı hazırlayıp, kızın veli toplantısına gidicem, kiiiiiiiii hepsi bu değil devamı var. İçimde bir orkestra var da, vurmalılar ritm tutarken, nefeslinin biri hüzünden üflüyor, tellinin biri boyun bükmüş sitem geçiyor gibi :))) Bilmem anlatabildim mi amaaaaaa ben anladım :))) Hani güneş varken üşümek gibi, hani herkes tamken biri eksik gibi, hani kutlamaya göz yaşı karışmış da sebebi yanlış gibi, hani beden tel tel dökülürken, gönül ha çoştu ha çoşacak gibi, hani “İşte öyle bir şey” şarkısı cuk oturmuş gibi… gibi, gibi, gibi…
Terapi yarına kalsın, bugün zorlama yok, her şey olduğu kadar, pazarı pazar yapan şeylere yoğunlaşalım, özel harman demleme çay, uzuuuuuuuuun uzuuuuuuuuuun kahvaltı, bol ekli gazeteler, göz alabildiğine dağınıklık, polar sabahlıkla bütünleşme, gelişi güzel toplanmış yataklar, akşama ne yiyelim tasası… genişletilebilir, şaaaaaaaaaane pazarlar cümleten.

09 Aralık 2013

“Atın beni denizlere, yalan dünya size kalsın” desem, iç sesim “Yok artık, o kadar da değil ” der :)) “Beni bu havalar mahvetti” desem, o da olmaz onlar güzel havalar için, “Yeminlen bunaldım, sessiz kalma hakkını devamlı kullanan, çoğunluğu yakınımdaki erkekler olan insanlardan” desem, “Bunları toplayıp bir ıssız adaya bırakasım, bir daha da haber almayasım var” diye devam etsem, kısmen olur :)))))
Ruhumda bir yorgunluk, bir bezginlik, bedenimde bölgesel ağrılar, içimde daralmalar, önümde arap saçına dönmüş ,karmakarışık olmuş bi şi ler vaaaaar desem de yalan değil. “Cumadan pazara kaç gün var arada, neler neler oldu ki bu arada” desem kiiii, dökülür müyüm, dökülmem :)))
Kördüğümle uğraşmıyacaksın, atacaksın kesici aleti taaaam da düğümün ortasına, dökülsün kısa kısa iplikler, onları da at çöpe, biraz boyu kısalır ama temiz iş olur.
Cumartesi sabah çıktığım eve pazar sabahının ilk saatlerinde dönebilmişken, aynı sabah içinde uyuyup uyanabilmişken, akşama kadar yemek, çamaşır, ütü işlerinden ufak ufak bölümler geçmişken, yatmadan “Çikolata Şelalesi” de yapıp dondurma eşiğinde ikram edip, kendim de “Yemişim diyetini” deyip yemişken, üstüne de yatmaya gidip, Vicdanıma “Yansııııııın bu dünya” diye bi de ayar çekmişken, son söz “Pazar günlerinin neresinde yazar ki, anneler hariç” notu diye aklımdan geçerken kendimden geçmişken… şimdi burdayım :))))
Hafta sonunun hırpaladığı ruh ve beden çoooooook da uyumlu değil neticede. Amaaa umutsuzluk yok , bir kenarından tutucaz, insan isterse her şeye zaman bulur, zamansızlık, zamanın iyi bölüştürülmemesinden kaynaklanır. İstemek çoooook önemlidir, hatta istemek, yapılacak işin yarısını geçmek demektir. Zateeeeen insan isterse neler neleeeeer yapar ki :))) Bunun içinde ne yapıyoruz, pazartesiyi bir başlangıç kabul edip, kafaya takmıyoruz, listemize bakıyoruz, kırmızı kalemle, önem sırasına göre sıralıyoruz, iki kalem arasına, bizi mutlu edecek bir şey sıkıştırıyoruz, (İp ucu; Çay kahve, özlediğin birini arama, bir iltifat, birine güzel bir şey söyleme, tepkisi ile mutlu olma… filan geliştirilebilir)
“Kimse dinlemiyorsa beni ya da istediğim gibi dinlemiyorsa, günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar ! sonunda bana bunu da yaptınız” demiş Oğuz Atay :))
Olmadı yazın, yazdıklarınızı saklayın ama kimse de görmesin dermişim :)))))))
Kendime gelmem öğleni bulur ama kesin bilgi, belki siz beni geçersiniz
Sağlıklı, mutlu, huzurlu, azıcık da renkli bir hafta olsun hepimize.

10 aralık 2013

Heeeeeeer sabah aynı yaşama sevincinin değişik versiyonları ile uyanmayı seviyorum Her sabah birbirinin aynı gibi görünse de görünmeyen yerlerinde görebildiğim güzellikler var.
Kuşlar geldi pencereme, heeeeeer sabah gelirler ki Sanki gezip dolaşmış da yeni haberlerle gelmiş gibiler, sanki bilmediğim yerlerin adresini verecek gibiler, sanki müjdeli haberler cik ciklerinde de şifreyi çözmesi benden gibi… işte böyle bir sabah, bu sabah Soğuk, karanlık, Aralıkta heeeeeer şey aralık. Yılın son ayı yeni seneye bağlanacak da “Bi derilin toparlanın, bu senede kalacakları ayıklayın, sadece çoooook gerekenleri seneye taşıyın. Neden eskilerle uğraşırsınız ki, hadi bi gayret heeeeeeer şeyin yine yeniden olması için çaba gösterin.” diyen bir ses mi var, yoksa bana mı öyle geldi :)))
Dün Çağan Irmak filmine gittim, gördüm ki tamamız Hoş filmdi. Konu bana çoooooook bildik geldi Sözü dolaştırmadan, hemen mesajı yapıştıran, iyi, güzel de anlatan bir film. Yaşama sevinci ile sorunları olanlara bire bir
Ben derslerimi alalı, bu sınavlardan geçeli çoooooook oldu. Tabii ki de bir seferde ,yıldızlı pekiyilerle değil. Düşe kalka, bir elimiz yaralarda bir elimiz gözlerimizi ovalamakta… iz bırakanlar var tabii ki de ama geçiyorlar, Sonuç; hayata gülümsüyorum , işte yanına bi de kalp yaptım biraz sıkış tıkış oluruz ama hepimizi alır
Günaydınnnnn Kuşlar konsun yollarımıza…

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑