Kasım Sonu Günlükleri


1461863_10151901654853159_1514247179_n

Sonbaharın da sonu geldi :-), arkasından da yıl biter, hayat heeeeep yeni başlangıçlara açık aslında, biri bitiyor biri başlıyor. Kiminin farkındayız, kimi de telaşın arasında kaynayıp gidiyor.
21 Kasım 2013

Bir adabı var tabii Bir kere telvesinin hepsini yiyip, içip bitirmeyecen, göz kararı kalanı şöyle bir everip çevirip, fincanın kenarlarını parmakla temizleyip (Dudak izi yanıltıcı oluyo ), üstüne tabağı denk getirip, dıştan içe doğru çevirip, sihirli cümle “Neyse halim, çıksın falım” diye söylenip, soğumaya bırakacaksın:) Arada parmagınla kontrol edip, “Soğumuş şekerim, bir iki çift laf ediver” diye de bu işlere gönüllü ya da hatır için bakana şöööyle bi kendini hatırlatıcan :))))
Sabah sabah kahve tiryakinin aklına gelir tabii de, ben öylesi değilim :)) Ben konuya çikolatalı süt içip, kızarmış ekmek üstüne sürülmüş Nutella yiyen kızın kahvaltısından geçtim Sınavlardan öncede, sınav yokken de, hem pratik hem de zihin açıcı bir öğündür tavsiye ederim :)))
Aaaaaaaah umut etmek güzel şey, hele de güzel şeyler umut etmek daha da güzel Paylaşmıyoruz, kendimize duvarlar örüp, sonra da bir küçücük fincanda, bakanın anlatanın gözünden, görünen şekillerden çözülmek istiyoruz. Biz anlatmayalım, zinhar ip ucu vermeyelim, maskelerimizin altına gizlenelim, bekleyelim bir bilen, bir bulan çıkarla olmuyor bu işler:)) Kısa sorulara, kısa cevaplar gelir.Bunca iletişim aletinin yanlış kullanılması üzücü tabi, telefonda oyun oynayan, facebook da işi “Ne yemiş, ne giymiş, nereye gitmiş” olan, twitter da laf çakan, saatlerce sembollerle destekli, “Ha, hı, ok” gibi iki harflilere cümleler sığdıran,böylece sohbet ettiğini sanan, sonuçta anlamayan, anlatamayan, kusuru uzaklarda bulan… bir nesil yetişiyor maalesef
Akşam yağmur yağmış, yerler ıslak, hava açacak, güneş parladı bile, kuş sesleri var, güzel bir gün olacak diye umudum var, güne dair planlarım var, dünden kalma sevindiğim bir sürüüüüüüüü şey var, sağlıkta idare ederin biraz üstü, daha ne olsun ki…

22 Kasım 2013

Sinema, Pera, Galata… yoldu, yemekti, kitaptı, dergiydi derkeeeen dünden bugüne yorgun argın geldik.Evde olmayı planladığım bir hafta idi, olmadı :))) Beni bu havalar mı bozuyor, ben mi bu havalara ayar oluyorum belli değil, vakitli vakitsiz tüm bahar havalarına tavım sanırım :))))
“Sen aydınlatırsın geceyi” bağımsız sinema filmlerinden, festival filmi, dün izleyebildim.Değişik metafizik yetenekleri olan bir kasaba halkı (duvarların içinden geçen, ölmeyen…) ve çevresinde dönen fantastik olaylar, ara sıra vurucu mizah, bunların ortasında bir Cemal, siyah beyaz, eleştirmenlerden tam not, seyirciden de beş yıldan üç buçuğunu alan bir yerli yapım.Gittik, gördük, pişmanmıyız ? değiliiiiiiiiiiiiz :)))
Sinemaya gitmeyi seviyorum, sinema havasını seviyorum, Beyoğlu sinemasına özellikle gidiyorum, bir de o kapanmasın diye Bildiğimiz, yaşadığımız yerler, heeep yenilendi, değişti, ortadan kaldırıldı. Taksim meydanından gözümü kapayıp geçiyorum desem yalan olmaz. Gece ışıkları bile kurtarmıyor durumu, aşağı yukarı yürüyen bir kalabalık, tetikte polisler, ağaçsız, ışıksız… birbirine karışan sesler, nerdeee köşelerde lavanta satan kadınlar, nerdeeeee madamın sokağa yayılan akordiyon sesi, nerdeeeeee dağılan sinemalar, nerdeeee Vakko vitrini, nerdeeeeeee İnci… böyle uzayıp gidecek bir sürü yokluk daha var maalesef Bizim yaş grubu Beyoğlu’nu soran, arayan gözlerle geziyor.
Hatta gezmiyoruz bile işimiz olunca gidip, üstüne bakınıyoruz…
Beklentilerle, umut bir yerde buluşuyor mu ? Yoksa ikisi de ayrı ayrı şeyler mi? Ya da az çok benzer mi?, umut beklentiye döner mi, beklenti umudu besler mi? dünden bir de böyle sorgulama kaldı :))) Cevaplara çalışırım, der miyim ?, Nerde kalmıştık tan devam eder miyim ? Havaya ve duruma göre bakıcaz, bir hafta boyunca evde olma fırsatını kaçırdık nasılsa :))))))

23 Kasım 2013

Pazarlar pazartesine, cumalar cumartesine dönüyor da , biz dönemiyoruz bazen, bir önceki günde, günler öncesinde kalabiliyoruz Takılıp kaldıysak, sorun haline getirip aşamadıysak kötü, amaaaaa tadını muhafaza etmek, hazmetmek, sindirmek, kayıt etmek durumları varsa güzeeeel :)) Bir miktar dünden kalmayım. Aslında bu dünya çok da sıkılınalıcak bir yer değil, içinde her güne en az bir bilgi var :)) Yıllar geçerken, insana da bir heves mi geliyor ne, öğrenmek, öğrenmek, öğrenmek istiyor. Öğrendiklerini de unutmamak istiyor amaaaaaa kayıt biraz zor oluyor tabiii :)))
Yağmurun arkası nasıl da güzel oluyor :))) Temiz hava, kuş sesleri, temizlenmiş sokak taşları, tatil modunda yürüyen insanlar, telaş biraz azalmış gibi, hava çoooook güzel olacakmış gibi, Alta bir yazı düştü; “Güneşi örnek al kendine! Korkma batmaktan, Yılma doğmaktan…! ” aynen öyle, devam devam devaaaaam …!

24 Kasım 2013

Balkanlar’dan gelecek olan soğuk hava kapıdaymış Duruma bakılırsa bugün son gün.Okumalı, yemeli, içmeli, park bahçe gezmeli, temiz hava, mümkün mertebe güneş, kuşlar, havuzlardan akan sular, pazartesini akılda tutma, film bakma, belki de yakındaki sinemaya kaçma… içinden bunlar geçsin bu pazarın Dün çarşı işini hallettim veeeeee bir kez daha gördüm ki; Kız hızla büyüyor, gözümün önünde, avuçlarımın arasından akarak, zamana uyarak, fark etmeye fırsatım kalmadan, aniden anlayarak büyüyor Dün mağazasını gösterdi, “Hiç bir şeyi sormadan almamalıymışım ama buradan olan her şey kabulüymüş” Okul pantolonu aldık ama okul tipi değil tabiii, sadece rengini tutturduk, sonra arkadaşına hediye bakarken kendine de bir kolye aldı. Kartal kanatları arasında zincirler diye baktım ama onlar melek kanatlarıymış, zincirlerinde bir anlamı varmış :))) Öğreniyoruz
Akşam araya “Leylim Leylim” i sıkıştırdım, Bazıları bana yazılmış gibi, bazılarını ben yazmış gibi birden okudum. Anladım ama anlatamam Bazı şeylerin kelime olarak tam karşılığı yok. Sonunda “Birleşememişler, yazık” diyemiyorsun. Bu da öyle kalması gereken bir durum
“Haksızlığa, hakarete dayanamıyorum.Türk Siyasi Tarihi’nin işkence görme rekorunu kıracak kadar zulüm görmeme budur sebep! Ama hepsi, heeeeeppppsiiiiiii seni bulduğumdan beri boş, manasız ve yazık. Seni sevmenin büyüklüğü başımı döndürüyor. Kalbim çatlayacak handiyse. önünde diz çöker, önce parmaklarını, avuçlarını, sonra sonra, hüngür hüngür, yüzünü, saçlarını öperim.” “Senin” “imza”
Böyle böyle cümleler satırlar, aşkı besleyen yokluk, yoklukta bulunan varlık… Güzel

25 Kasım 2013

Bir bakış açısına göre aylak sayılan, hatta istediği zaman aylak olabilen biri olarak bu pazartesiler beni neden, niçin, niye gerer acaba :)) Kendimi bildim bileli pazartesiler bir başlangıç, bir planlama günüdür. Pazarın yorgunluğu ile muhtemel isteksiz uyanma, hele hava karanlık ve yağmurlu ise çooooook zor uyanma, sorumluluklara ters ters bakma, haftanın beş gününü şöyleeee bir zihinden tarama, ne giysem, ne yesem, akşama ne pişirsem, tamamlasam, arasam, bi yapsam, amaaaaa geç kalmasam, trafiğe takılmasam… gibi çoooooook genel konular beynimizin içinde cirit atarken, araya sıkıştırdığımız bize özellerin yükünü de taşırız :)))
Yine de kaldığımız yerden, sil baştan, yeni baştan bir şekilde başlarız . İyi de yaparız. çünkü öylesi güzel, “hiç bir şeyin elinden tutmazsak, hiç bir şey de bizim elimizden tutmaz ” diye de çooooooook sıradan bir sallama yaparak, bu salladığımız cümleye tutunarak, sağa sola bakınıp gözümüze, gönlümüze şirin gelecek olanlara bi işaret koyarak, hatta onlara öncelik tanıyarak, bir kaç felaketi aklımızda tutarak, Çoooooook şükür” diye teselli bularak, “Hayat devam ediyor” diye de notumuzu alarak… başlayalım, ben başladım bile :)))) Bir adet yatak ve oda topladım, çamaşır makinesinin düğmesine bastım, oğlanı yolladım, kızı kapıya doğru yanaştırdım :)))))
Kısmetse evde olmayı düşlediğim, en fazla 3-5 km kadar uzağa giderim diye düşündüğüm bir hafta olsun, yağmur evde oturmama destek olsun, güzel güzel üstüme vazife olan ödevlerimi yapayım, “nasılsa yoksundur” diye beni cepten arayan kayınvalidemi evden arama imkanım olsun, “evde misin” diyen çocuklara “eveeeet” demek istiyoruuuuuum :))))))) Basit ve sıradan, olabilecek isteklerim var benim, sonuçlarını almakta, kurallarımı bozmakta, yeni kurallar koymakta… elimde. Sağa, sola, öne,arkaya her yöne esnemeyi de seviyorum :)))
Günaydın ve de gönlümüze göre bir hafta dileğiyle…

26 Kasım 2013

“Sağ ayak bileğimde ağrı ile acı arasında bir şey var, zor basıyorum” diye bir cümle ile güne başlamak istemezdim, ama öyle Bugün bir daha jel sürüp bandajlayım, gün içindeki durumuma göre yarın doktora gidermiyim gitmezmiyim diye bi düşüneyim Ağrı eşiği yüksek, doktordan ilaçtan uzak yaşayan biriyim, buna karşılık kolları bacakları çizilse “Mikrop aldım mı, acep” diye telaşa düşen eş ve çocuklarla beraberim :)))) Doktor reçeteme, “Kesin istirahat, hatta ev hapsi” yazar mı diye de gülümsemekteyim Aslında doğal eczaneyi severim. Eşimin halası, yengesi bu işlerde uzmandır. Bir keresinde oğlanın incinen bileğine kuru üzümü tuz ile havanda dövüp, sarmışlardı. Keten tohumunun sütle kaynadığında lapa halinde iltahap söktürmek için kullanıldığını da biliyorum. sabah sabah hastalık muhabbetlerini sevmiyoruuuuuuum…
Yağmur devam ediyor, tam eve kapanma havası Dün verimli geçti, ilk defa okuduğum kitabın arasına başka okunacak kitaplar kattım, Tanpınar’ı hazım ederken, arada “Leylim Leylim” den sonra “Uzun bir ömür için. uzun bir elbise” ye başladım. İnan Çetin ilk defa okuyorum ve yarıladım
Bugün de öylesine bir gün işte, esnemeye müsait, görev ve sorumluluk bölümü hafif, uyku ile ziyan edilmese iyi olur, film, kahve, çay gün içinde iyi gider, yağmur hafiflediğinde, ayak da izin verirse, korulukta yıkanmış yeşillikler arasında yürüyüş de ruha iyi gelir… bakıcaz artık

27 kasım 2013

Kış çorbalarının zamanı geldi. Bugüne yeşil mercimekli, erişteli, biberli domatesli, booool naneli kayınvalide çorbası yakışır Güzel yemek yapar benim kayınvalidem, güzel de kocalarımızı çekiştirme sohbetlerimiz olur :)))) Kayınpederi şikayet ederken araya girip, “Aaaaaay aynı valla, seninkinin az gelişmiş modeli de ben de var” dedim mi, biricik oğluna kıyamaz biraz bozulur gibi olur. Yanımda görümcem varsa, “Abimin de de aynı huylar var” diye destek çıkarsa, çıtayı el birliği ile yükseltiriz de yalnızsam hemen konuyu toparlarım kıyamam anneme
Ben hala memleketten beslenirim, Mayıs nanesi, bol yumurtalı erişte, kurumuş biberler, kabaklar, çifte kavrulmuş tahin, bahçe pekmezi, biber salçası, çilek ve kayısı reçeli …kayınvaldenin eliyle ulaşır mufak dolaplarıma .
“Kuş havalandı, kaçış mübahdır” diyen Ajdaaaaaa ya takılarak, “6-7 aydır çekiyorum, gidip de bir görüneyim”, kendime fırça atarak, “Yarına belki kar gelirmiş” diyen hava raporuna inanarak, “Ödevlerimin çoğunu yaptım zaten” rahatlığına sığınarak, doktora, ordan oraya filan… diye planlar yaparak, çıkıcam inşallah
Amaaaaa önce çorbayı yapıcam tabii ki de, Bu arada mercimek haşlanırken içine bir iki damla limon damlatılırsa, rengi kararmıyor, sarı yeşil gibi, hem de daha lezzetli oluyor, ben de yeni öğrendim

28 Kasım 2013

Evin ince belli, eteği kemerli, yakası fularlı, saçları bukleli, kloş etekli annesi; makineden iri ekmek dilimlerini alır ve omlet tabağının kenarına yerleştirirdi. Böyle gördük filmlerde, siyah beyazı içimizden boyardık ABD filmlerinde bunlar olurken, bizim evlerde, kömür sobasının üstünde maşaya dizili ekmekler kızarırdı. Annemiz çiçekli basmalı, kışsa pazen, üstü çoğu kez hırkalı, yelekli, kızaran ekmekleri tepsi içinde bırakırdı ortaya
Bu sabah kahvaltıya ekmek kızarttım,soba yok, benimki de makinede, iri değildi dilimleri, fakaaaat koku aynı sanki :))) Eskiden çocukken, şimdi anne iken, kızarmış dilimlere tereyağ, kaymak, bal, reçeli isteğe göre sürerken, hazır dilimleri, elimle zorla açılan ağızlara uzatırken, dilimle de sabah öğünü üstüne nutuk çekerken… bi gittim bi geldim :)))
Doktor yürüme dedi, ben yürüyüş yapma diye algıladım :)) Çıkarken de her ihtimale karşı sordum. “On gün hiiiiiiiiiiç yürüme, hatta baston” deyince bir hoş oldum :))) Fakaaaaat program bir yoğundu kiiiii, sabah çıkıp akşama ancak dönebildim, Çıkmışken ağrıyan her yerimden haber aldım, dişçiden de haftaya randevuluyum :)) Bir de üstüne sağanağa yakalandım, yağmurda koşmadım tabii ki de epey bi ıslandım, yürümek ne kelime, küçük su birikintilerinin üstünden hopladım :)))
İlaçlarımı içtim, sürdüm, ayağımı genelde uzatıcam, az doktoru dinleyip, az da bildiğim yoldan gidecem :))) Biz de böyle, yaşlı teyzeler, amcalar ilaç yazdırmaya gidiyorlar, hastalığın teşhisi belli, ilaçı belli… talimat için doktora :)))))

29 kasım 2013

Hümeyra sabah programının nostalji bölümünde “sessiz gemi” yi söylerken, yalancı kış güneşi aldatacakları için hazırlık ederken, “Hava güzeeeel amaaaa” diyen kıza engel olmaya çabalarken, “İyiyim ben” diye meraktakilere haber ederken, “Marmara Yunanistan’a kayıyor” diye bir haber dinlerken, ” Ev hali” annemin benzeri diye kendi kendime söylenirken… daha bir çooooook şey aklımdan geçerken. haftanın son iş günü de başladı :)))) Beni niye bu kadar çok ilgilendiriyor, bilemedim, eski alışkanlıklar tahminim :))) Yılın son ayına son iki gün, klasik “Ne çabuk geçti” ye aaaaaaaaz kaldı.
Her şey geliyoooooor ve geçiyoooooor, biz de yaşlanıyoruz Yaşlanmakla kalmıyor, annelerimizin babalarımızın benzeri oluyoruz. Kendimizi geliştirip, yenilesek de özümüz aynı :)) Birden kendimi geçen akşam yüksek lisans yapan oğlana “Bitirince ne olacan ” diye sorarken buldum :)))))) Açık ve net , Yük. Müh. olacağını söyledi, telefondan yüz ifadesini göremedim :)))) Dün gece yatmadan evi bir güzel topladım, sabah için hazırladığım fırça cümlelerini, günaydının ardına sıraladım. Kayınvalide çorbalarında sırada Bamya Çorbası var. Ben karadenizliyim, hamsili pilav pişirmek istiyorum, bunun için en az 3-4 kişiyi bir araya getirmeliyim 🙂
Çok dinlenme, az mutfak işi, az okuma, az yazma, az bedeni sokağa atma, (Gazete ve ekmeklik), az kahve, çok bitki çayı…böyle sıradan bir gün sanki :))) Amaaaaaa bir AVM ye gidesim var kiiiii sormayın, dükkan dükkan dolaşasım var, sanki her şeyim bitmiş, eksikmiş gibi :)))) Nasıl yürüyesim var anlatamam :))))

30 Kasım 2013

Tanpınar sonunda bitti. İlk basım 1961, bugün 2013 dünya aynı dünya. Anlatım çooooook güzel amaaaaaaa çabucak okunmuyor, yarısında bıraktım arada iki kitap okudum. 400 sayfa felan. Akşamları yatmadan önce biraz okurum, gözlerim kapanırken, kitabı da kapar, son sayfanın kendimce devamı ile uykuya dalarım. Tanpınar’da o kadar çok ayrıntı var kiii düşünecek hiiiiç bir şey kalmıyor. Anlatırken resimliyor, çok da benim tarzım değil dersem ukalalık sayılmaz, okuduğum kitabın beni açmasını seviyorum, sonrası sonrası… aklımı meşgul etmeli, bir tad kalmalı, tekrar tekrar hatırladığım bir yeri olmalı. Bu şartlara göre okursak da her şeyi okuyamıyoruz, sadece zevkimize göre seçimler de ufkumuza sınırlar çiziyor, oysaki sınırları aşmak gerek…
Öğlene kadar öğrenci anne, öğleden sonra gezenti anne, akşama muhtemel yorgun anne 🙂 Pazar sabahı havadislerle beraber, çay demlemiş, normal anne… diye de durumu izah ettik, aaaaaaaaz sonra “Kahvaltı hazıııııııır, ben çıkıyorum çocuklaaaaaar, telefonlaşırııııız…!”

Reklamlar

Seçme Saçma; Yağmur…


Sabah beri full enerji ile çalışırken, bir yandan düşünüp, taşınıp aklıma gelenlere tebessüm ederken, yağan yağmurla hallenirken, aklımdan yağmurla ilgili anılarım var mı? diye geçirdim veeeeeeeeee aklıma iki anı getirebildim 🙂 Birinin geçmişi 3-4 sene evvel rahmetli annemle ilgili ki, elli kusur sene yaşamış birinin en fazla üç sene geri gitmesi yakışık almaz 🙂 Mecbur ötekini hatırladım.
Aylardan kasımın son günleri, mevsimlerden sonbaharın sonu, durup dinlenip yağan yağmur, gri gökyüzü, hızla gelip giden bulutlar, çıplak ağaçlar, üstünde seyrek sepet kuşlar, yerde sarıdan kırmızıya kurumuş ıslak yapraklar, birbirine sokulmuş aynı şemsiye altında insanlar, mecbur yağan yağmurda ıslananlar, su birikintilerini doğaya eşit dağıtan yoldan geçen arabalar… daha neler neler varken, yağmur ki, her mevsimde yağması olası, yağıp da beni illa ki ıslatmışken, yağmuru birileri ile kesin paylaşmışken… nasıl hiç anım, hatıram olmaz, şaştım valla 🙂 Demicem, unutmuşum demek ki. Bu da ayrı güzel. Ne kadar pozitif olsam da, yılmadan usanmadan yeniden başlasam da, gücümün yetmediği zamanlar oluyor. Beni de üzenler, kıranlar, içimi yakanlar oluyor. Hepsini affedip bağışlamıyoruz, arada ayırdıklarımız, kor ateş halinde sakladıklarımız, bir ılık rüzgara teslim edip harladıklarımız var, tabii ki de 🙂 Ne demiş; Andromakhe’ye aşık olan, Troya’yı yakan Pyrrhus “Yaktığımdan daha büyük ateşlerde yandım”.( Benimde haberim yoktu bu sabah öğrendim 🙂 İsteyene kaynak gösteririm ) Kendimizi yaktığımız kadar, etrafı yakamadığımızın bilincinde olarak, yanmamak için unutuyorum demekki,diye de konuyu toparlayabilirim.
Sanırım aynı zamanlardı, bir ödev vardı, kesin tarih ya da sanat tarihidir. O zamanlar kaynak, evdeki dizi dizi ansiklopediler, yetmedi komşudakiler, en son çare kütüphane. Beyazıt’a gittiğimize göre lise son, yoksa gidemezdim, çünkü lise yıllarında en fazla Etiler-Taksim arasında seyir ederdim. Dört kişiyiz o kesin, iki kız, iki erkek o da kesin. Kızı hatırladım; mahalleden, liseden, aynı sıra, yan yana fakülte, altlı üstlü iş yeri, omuzunda ağladığım, omuzumda ağlayan, yakın biri. Arkadaşlıklar noktalama işaretleri ile izah edilse, onla benimki, devamlı virgül. Birbirimiz kayıp edip, kayıp edip buluyoruz, aynen kaldığımız yerden devam. Oğlanları bilemedim, bir krem pardesü ile bir tüylü kaban var hatırımda ama içini dolduramadım. Muhtemel onlar da mahalleden, hatta biraz da özellikleri var gibi, amaaaaaaa kesin bilgi yok. Neyse aklımda kaldığı kadarıyla, dolmuşla Taksim yaptık, ordan Beyazıt’a ring sefer yapan otobüsler var, bindik meydana geldik, taaaam o anda kız ayakkabısını çıkardı,” bakın benim çorabım yok” dedi. Güldük, hem de çok güldük, mutlaka bir iki bir şey de söylemişizdir amaaaaa, niye bu anı hatıra aklımda:-) Bilemedim valla :)))) Anı da sayılır mı ? o da ayrı bir karmaşa.
Unutmak güzel de, arada hatırlamak gerekiyor: Aklıma geldiği kadar, aklımda kaldığı kadar hatırlamasını seviyorum, Belki de o yüzden yıllardır, hiç bir şey biriktirmiyorum, ille de şurada bir resmim olsun demiyorum. Objelere bakarak hatıralarımı tazelemek bana yapay geliyor, sanki o parça olmasa hiç bir hatırlayamayacağız gibi. Bağımlılıktan ödüm kopar ya, bağımlı olucam diye aklım çıkar ya belki de benimki ondan. Elime ayağıma bir şey dolaşmayacak, yanımda yakınımda gibi de sanki, uzağımda duracak. Buraya nasıl geldim,nasıl bağlandım karıştı, çünkü kapı çaldı, yaşlı bir komşum var o geldi, canı sıkıldıkça gelir zaten 🙂 Kahve yaparım, bir iki nasihat ederim gider, açık bir pencerem var, oradan da ödev yapıyorum, sıkıldım, blog yazıyorum, kitaplarım yanı başımda, aklım başımda mı ? bir yağmur yağdı böyle mi olduk…

Kasım Ortası Günlükleri…


Sonbaharın son demleri 🙂 Artık önümüz kış amaaaaaaaa hala pastırma yazı devam ediyor. Bu gidişle 2013 kasım aklımızda sıcak kalacak 🙂
11 Kasım 2013

Günaydın sevgili günlük kaç sabahtır güneş doğarken pencereye yapışıp kalıyorum. O renklerin güzelliği, değişme hızı, güneşin hooooooop diye birden yükselişi:) Bir ufuk çizgisine bakmak bile içimi coşturup, gönlümü hoş ediyorsa, aklıma türlü çeşitli güzellikler geliyorsa, kendi kendime tebessüm ediyorsam, her an kahkahaya dönebilecek halde isem…ne kadar mutsuz olabilirim ki :)))) Olsam olsam sadece huzursuz olurum; Düzende uyku, bedende mide gibi
Annemle babam akraba benim. Bu sebeple halamla teyzem, dayımla amcam yan yana gelebildiği gibi toptan karışabiliyoruz da :))) Dün yakın ildeki hekim kuzene gittik. Aynen düşündüğün gibi, gelenlerden de katkılı yöresel, genel şahane bir sofra, konu dün akşam ki düğün :)))) Hastanede yakın, doktorlar yanımızda diye ipin ucunu salıverdik :))))) Kesinlikle geleneksel Türk ailesi tipi, düğünlerde erkek evi diye bir durum var. Gözde bekar diğer 45 liğin gelin çiçeğini yakalamasını nasıl sağladık, unutulan ayakkabı altlarını nasıl tamamladık, salonu en son biz terk ederken damatı “Oda açtıralım, kalın isterseniz” diye nasıl söylettik… düğünün çerez bölümü, ana başlık yengemden geldi :)) Kaşla göz arasında kızın anasına “Anası babası yok diye sahipsiz sanmayın, elimde büyüdü, beş yaşına kadar ben yıkadım, kaynana beni bilin, beni belleyin” diye yapıştırmasına diyecek söz yok valla :)))) “Şekerim; istediğin yerde müdür ol,iş yeri sahibi ol, saygın ol… filan geçmişi silemiyorsun:) En olmadık yerde, ben yıkadım, altını bağladım.. gibisinden salvolar karizmayı yerle bir ediyor” Dedikodu demeyelim, görenler görmeyenleri aydınlattı :)) Konu teyzemin konseri ile bağlandı :))) Her seferinde en az 3-4 tane çalışılmış şarkı söyler, bir daha kine udu ile gelecek, bendir çalmaya geçtiğinde beni de yanına ekleyecek :)))) Kendimi vurmalı çalgılara yakın hissediyorum :))))
Güzel gündü,çok eğlendik hacı hoca takımından eniştemi bile söylettik :))))
Şimdiiiiiiiii , geçen hafta güzelcene geçmişken, bu hafta sonu için heyecan taşırken, havalar yazdan kalma, sonbahar ve kış ertelenmiş gibiyken, her şey daha güzel olacak diye ümit beslerken :)))) Bir pazartesi sendromuna yenik düşer mi bu beden Düşmeeeeeez, siz de düşmeyin :))) Beraber yürüyelim bu yolda…
12 Kasım 2013

Sabah sabah aklımda en olmadık şeylerle uyanıyorum,diyeceğim ama aslı öyle değil :)) Her şey birbirine bağlı, birbirini tetikleyerek gelişiyor, aradaki bir ufak ayrıntıyı atlayanlar, küçük bir parçayı kaçıranlar “Neden, neden Allahım” diye söyleniyorlar Bir parça geri gitseler olacak Sabahın objesi elektrikli ızgara, kaplumbağa gibi yuvarlak, telleri görünen, ısınınca pişiren, iki sapı üst üste gelen, alt kapaktaki telin üstüne pişecekler dizilen ızgara Hayatımızda tabii ki de önemli yeri var, köfteler, kestaneler, yumurtalı, peynirli ekmekler, kaşarlı sucuklu dilimler, daha önceden pişen börekler… heeeeep onun içinden geçti. Babam arada bozulan tellerini tamir ederdi. Sahi eskiden babalar ne çok şey bilirlerdi. Bozulan her şey mutlaka ellerinden geçerdi, her şeyin en iyisinin satıldığı yerleri, geçilecek yolları, komşunun hasını, matematik sorularını… ne lazımsa babaya sorulur, çooook nadir anneye yönlendirilirdi. Hem de o bilgiler kesin bilgiydi, sorgulanmazdı bile :)))) Çoooooooook şey değişti, evlerin hakimi yok artık, herkes çooooook bilgili, en büyük danışman Google sanki Eşimde babamdan biraz eser var ama çocuklar da yok gibi, ellerinden tamir gelmiyor gelse de yapmıyorlar :)))
Aaaaah aaaaah benim dan dan oğlana “bilgisayarıma bi bak” dedim de bana “Ben mühendisim, tamirci değilim, bozuksa yenisini alalım” dedi, öteki perdeyi ters astı da, sökmemek için on cümle mantık yürüttü :))))
Yarına yemeğe misafirim var, kestaneli pilav yapıcam, ters çevrilince çok güzel duruyor, eti sebzesi bir arada olunca da ana yemek artı pilav gibi oluyor Canım kestane yapmak istemiyor, olmazsa olmaz ama bakıcaz artık Bir köşe başından alıp gelip, mezardakileri tedirgin mi edicez, yoksa bi gayret eski bir teflonda, gidip gelip çevirip pişirecekmiyiz ilerleyen saatlerde karar vericez, ince işlerin adamı değilim :))))) Kestaneyi önceleri babam, sonraları kocam, zaman zaman da kaynanam, onlar olmayınca da ablam yaptı :))) Vaktinde elini sürmediğin her şey sonraları anısından mı, tembellikten mi bilmem ağır oluyor
Sokağa bir çıkalım, markette dolanalım, belki donmuşu da vardır :)))) Kestaneye mesafeli ama aşureye yakınım, yarına bi de aşure var :)))

13 Kasım 2013
Sisli puslu bir sonbahar sabahında, rüzgar son yaprakları sallarken, inceden yağmur damlaları rüzgarla savrulurken, “kasımı da ortaladık, kışa ne kaldı ki” diye tasalanırken, kendimizi tabii ki de hüzne teslim etmeyeceğiz Güneş bir yerlerde var biliyoruz, dönecek, içimizi ısıtmaya devam edecek, mevsimdir illa ki gelip geçecek diye terapiye devaaaaam
“Ben de ki sabır da paslanmaz çelikten” diye kendimi motive ederek, modifiye edilmiş Çalıkuşu’nu söylenerek izleyerek, “Neeeeee uğraşıyosun, metrobüs durağında, olmadı Migrosun orda bi kestaneci vardır, al gel bi koşu” sesini dinlemeyerek, çöplere bakıp da “Annem, teyzem, kayınvalidem, halam görse koro halinde “Yarısını ziyan etmişsin!!!” ” der diye düşünüp, gülerek… kestaneler tamam :)))) Tümler pilava, kırık dökükler aşure kasesinin dibine :)) Azzzzzzzz sonra faaliyetlere başlıyacağım, akşamdan organize oldum sayılır, geçen sene doğradığım meyvelerin boyutuna laf eden yeniden elden geçiren komşuyu da iki iş olmasın diye önden çağırdım :))))
Mutfağı seviyorum, yıllardır yemek yaparım, annemin, halalarımın, teyzemin, kayınvalidemin izlerini taşırım, yetişip gelişmemde emekleri vardır Pişirdiklerimin yenilip, hemen tüketilmesinden, tarifinin istenmesinden, “Aaaay bayıldım valla” diye seslendirilmesinden mutlu olurum :)) Büyük sofraların küçük kızı olarak yetiştim ben, bayram yemekleri, iftarlar, davetler, içi hep sıcak olan mutfaklar, gelene gidene aniden kurulan masalar… anneannemin lokmasını, babannemin domatesli pilavını, annemin zeytinyağlı dolmasını,kayınvalidenin çorbasını, halamın burmalısını yapamadım, tam tadını tutturamadım, teyzemin kusursuz sofrasını kuramadım amaaaaaa şevkimi de kırmadım Bazı güzellikler, bazı ellerde güzel. Onların tadına ulaşamıyorsun, çünküüüüüüü o ortamı bulamıyorsun ki
Bu karanlık havada içimi karartmadan, mutfağımın renklerine, sıcaklığına koşuyorum, “her şey çoooooooook güzel” olacak diye son gazı da veriyorum, hemen gidiyorum ama önce Mahjong da 60 sn yakalıyabilir miyim bi bakim :)))))

14 Kasım 2013

Hapşıran oğlana “Hava soğudu, içine beyaz atletlerden giy” diyen, ardından gelen “Bildiğin gibi okulun renkleri sarı siyah, sarı beyaz değil, ben; Selçuk beyaz fanilalı dedirtmem, racona ters, duymamış olim” savumasına kendi de evin 3-5 km civarında spor ayakkabı içinde çorapsız seyahat ettiğinden sessiz kalan anne beniiiiim :)))
“Belimin ipliği ayrıldı” tabirinin tıp literatüründe bir karşılığı var mıdır, bilemem amaaaaaaa Biz; eğildim mi doğrulamıyorum, doğruyken eğilemiyorum, elim ,kolum, bacağım ağrıyor, sızlıyor… durumuna özet olarak kullanıyoruz. Önce kestane peşine nar ile imtihan olmuş, sabahtan akşama aşure + yemek pişirmiş, 15 kişi kadar misafir ağırlamış, arkalarından bir miktar silip süpürmüş, bedeni yorgun fakaaaaaaat ruhu mesut mutlu biri olarak cümleten GÜNAAAAAAAAAAAYDIIIIIIIN diye sesleniyorum :))))
Şu kış benzeri havada bir ev kadını olmam sıfatıyla, örtüler altına saklanıp, gözümü ekrana bağlayıp, Müge’ye, Seda’ya Esra’ya bakıcam ,sanıyorsanız yanılıyorsunuz :))) Entel dantel hallerde kitap okuma, yanına kahve, bir iki festival filmi de değil plan program :)))) Çıkıcam arkadaşlar, bir çok geçerli sebebim var ; Ablamın doğum günü, ona aşure götürücem, yanaklarından öpücem, sımsıkı sarılıcam, hediyesini vericem, “güzel havalarda herkes her yere gider, bu havalar, işte bunlar cesaret ister” diye aklımdan geçirerek, kimler kimler sokaklarda seyir ederek, dünden bir şey kalmadı, bu akşam da sağlıksız beslenelim diye gülümseyerek… azzzzzz sonra trafiğe karışacağım inşallah :)))
Birini ya da bir şeyleri sevmek, sevgiyi göstermek, ifade etmek, karşılık beklemeden, sınır belirlemeden taşıyabilmek güzel şey Tavsiye ederim, koy verin kendinizi, hem sevin, hem söyleyin…

15 Kasım 2013

“Unuttular, yordu ve gittiler..
Ve ben yine düştüm anne.
İyi gelir mi yüreğime, dizime sürdüğün merhemler… Murathan Mungan Dünden vuruldum bu satırlara. Yazıldığı gibi okuyoruz ama okuduğumuz gibi anlamıyoruz. Tabii ki de kabuklu, kabuksuz yaralarımız var. Bazı şeyler bazı yerlere denk geliyor işte. İnsan bir içi ,dışı üşüdüğünde bir de hasta olduğunda annesini çoooooook özlüyor Ben de anneyim bilirim, annenin nefesinde, sesinde, elinde şifa vardır. Çocuklar yaralarının öptüğü zaman geçeceğine inanır, anneye itirazlar olur amaaaaaa onlar yaşın doğasından, tüm çocuklar bilir ki anne en doğrusunu bilir… İşteeeee böyle dağılmışken, yorgunluk, mide bulantısı, baş ağrısı, göz yaşı… harmanıyla kendimi eve attım, uyanıp uyanıp tekrar uyudum, ara ara kanal değiştirdim, geç saat zeytin ekmek yedim, yarım kitabımı bitirdim, gecenin ışıklarına, çise atan yağmura baktım, saatin 3.33 olduğu zamana rast gelince uyku arasında gülümsedim, karın yağdığı bir rüya gördüm, başka bir rüyada pembe pazar yeri vardı… Eksik uykulara yama yaptım, şimdi tamam sayılırım. Bugün paşa gönlüm ne isterse, ne dilerse, kendime müdahale etmeden, seyrine bırakarak, hayata seyir halinde bakarak … :))
Bu arada dünden bir havadis, metrobüs şoförlerinin kıyafetleri yenilenmiş. Kirli sarı, parlak, şal yaka yelek, aynı renk iri düğümlü kravat, beyaz gömlek, siyah pantolon ve ceket, parlak ya da parlamayan ayakkabı tercihe kalmış :)) En son gördüğüm şoför etine dolgun, kalıplı, bıyık üstten tıraşlı, mesai bitince az dinlenip, bir hanendenin arkasında zurna üflemeye gidecek gibiydi… :))))
Bunun arkası hafta sonu, varsa dağınıklığı bugünde bırakalım, sonrasına toplanalım diye hem kendime hem de size önerdim.

16 Kasım 2013

Bir öğrencilik halim var desem, öğrencilik hiiiiiiiiiç bitmedi ki, her gün yeni şeyler öğreniyoruz Okullarda diploma alana kadar, hayatta ölene kadar öğrenciyiz :))) Kimin kime ne öğreteceği belli olmuyor. Kimi konular bildiğimiz, ihtisas yapıyoruz, kimi konular yabancı soru çıkacak yerlere çalışıyoruz Başarılı başarısız, istekli isteksiz, devamlı öğrenciyiz. Ben memnunum, gelişen ve değişen bir hayatın içinde olmak gereği, her yaşta, her konuda eğitim şart diyorum :))))
Kahvaltı hazırlayıp, çayı demleyip, ortalığı şöyle bir toplayıp, “Çocuklar ben çıkıyorum, kahvaltı hazır. telefonlaşırız” diye seslenip, dersime yetişmek için acele edip, içimden geçen acabaları “Du bakalım” a çevirip, “aylak olmak da güzel şey, insanın istediği şeylere zaman ayırabilmesi daha da güzel” diye içimden sessiz düşünerek… sekiz haftalık, Gümüşlük Akademisi Vakfın’da Müge İplilkçi’nin öğrencisi olarak, atölye çalışmalarına hazırıııııııııım … izlenimler yarına :)))

17 Kasım 2013

Ruhu olan şeyleri seviyorum, hissettiren, düşündüren, ağlatan, gülümseten, aklıma bir şey getiren şeyleri… Dün sabah çaldığım kapıyı ev sahibi, Latife Tekin açtı, ayağında terlikler, evde boya kokusu, yukarı çıkan merdivenler, merdiven başı cumbalı odaya dahil olmuş, mutfağa açılan bir kapı, çay kokusu, tamamı ahşap kapılar, ahşap tavan, Ermeni Usta işi, yukarı sürgülü camlar, satıcının sunduğu set halinde değil de tek tek mobilyalar, üçlü, ikili, tekli, minderli, renkli ama sırıtmayan, yerde halı, orta sehpası üstü çay kahve, altı kitap dergi için veeeeee odada toplanan yaşları 14.5 dan 66 ya uzanan, okumuş üflemiş, yazma isteği ile yanıp tutuşan, “Bir ışık ver, bir nefes ver, bir yol göster” diye bekleyen ilk İstanbul grubu Sevdim, hem de derinden sevdim, ilk bakışta, ilk görüşte ama sevdim işte :)))) Sevdim bana göre genel bir kavram, “seni seviyorum” dan önceki ısınma turları, belki de iyi elektrik almak temeli. Ben hala zor bireyselleştiririm, özel sevmeyi, cimrilikten değil ama zor söylerim, az söylerim “Seni seviyorum” demeyi, Bir de “Senden nefret ediyorum” var kiiii onu hala yapamam, diyemem, kırılmış olabilirim, üzülmüş, zarar görmüş olabilirim yine de asla görmek istemiyorum, kötü dilekler diliyorum diye içimden geçiremiyorum. Ben sadece mesafe koyarım, tesadüfler yan yana getirirse de tahammüle gayret eder, ya da kaçar giderim :)) Bunlar hayata dair bazı formüllerim Var, içimizde karanlık noktalar var, bastırdığımız, renkli boyayıp ortaya çıkardığımız, aslını, özünü sakladığımız… Yazmayı bunun için istiyorum, kat kat sarılıp sarmalanmış yaralarımdan, üstünde durmadan geçtiğimi sandığım, derinlere sakladığım her şeyden kurtulmak, soyunmak, hafifleyip, havalanmak için… bir sayfa bittiğinde, sözcüklerin, cümlelerin arasından sıyrılıp, sayfanın dışından bakmak istiyorum, kendime, dünyama, başkalarıyla, başkalarının dünyalarına… kıvırmadan, yalan katmadan :))

18 Kasım 2013

Kırktan sonra kilometreyi sıfırlamış gibiyim, bedensel olarak değil tabiii :))) Onu normal akışa bıraktım, çizgiler, yağlar, beyaz teller… “yaşamış yahu” dedirten cinsten, onları özen ve itina ile muhafaza ediyoruz (Bu da pazartesinin en büyük tesellisi, hep bir ağızdan tekrar edelim kiiiiiii inanalım, dermişim :))))) )
Sanki 80 yıl ömrüm varmış gibi, belki de olabilir bilemiyoruz :)Kırka gelince aydınlandım. Her şeyi değil ama beni hırpalayan bir çok bakış açısını geride bıraktım, “Oralara bakmıyorum ki artık” değil tabii, bakıyoruz da başka şeyler görüyoruuuuuuuuz ( Bu da terapide ikinci adım, bir bak, çok gör yöntemi:)) ) Saatleri ayarlama enstitüsü’nü okuyorum, bu ilk, daha önceleri mesela kırktan önce okusam kesin bu tadı almazdım. “Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır… Bu da gösterir ki zaman ve mekan insanda mevcuttur!” diyor Tanpınar. katılıyorum da zamanı hazmetmeyen, hatim etmeyen insana bu cümle bir şey vermez, hele ki koşa koşa geçmek istediğimiz ve de geçtiğimiz gençlik yıllarındakiler bir şey anlamaz bile İşte böyle, ikinci ders bu haftalık 15 gün sonra, bir okumalık, bir de gezip yazmalık iki ödevim var. Kendimi çooooook dolu hissediyorum, bir bakıyorum, neler neler görüyorum, aklıma neler geliyor, neler hissediyorum, ne kadar yanılıyorum, aslında doğru bakıyorum, bazen gördüklerimi saklıyorum, kelimelerim kağıda düşünce değişiyor mu, sihir her zaman bozulur mu, yazılacak çok şey var derken, yazmakla bitmez ki diye düşünürken, neler tıkar yolumuzu, sonra ne açar, hangi patlama işe yarar… bunlar ruh halimden satır araları, ayrıntılar ve başlıklar zamana yayılacak :)))
Pastırma yazı geri gelmiş oleeeeeeeeeeey :)))) Dedirten bir sabah da, bir önceki gün kendinden geçmiş insanların, aniden toparlanıp pazartesine adapte olması tabii ki de kolay değil amaaaaaa başarılabilir, Önceeeee kuvvetli bir GÜÜÜÜÜÜÜNAAAAAAAYDIIIIIIN, ardından cümleten gayret, en geç öğlene olacak…

19 Kasım 2013

“Bana sen yedir” diyen kızın ağzına kaşıktaki çak çak yumurtayı ekmek lokmaları ile birleştirip tıkarken, üstüne “Bunun nesini çiğniyorsun yut artık” diye hırslanıp, “Arkadaşlarına anlatacam, annesinin elinden besleniyo, diye” tehdit ederken :)) “Metrobüste kucağıma otur dediğinde lise talebesi olmuyorum ama di mi”, “Beni bırakıp gitme, daha çayım var”, “Bir gün evden kaçarsam bunları gerekçe olarak mektubuma yazacam” şeklinde bir seri cevap alarak güne başladık, aslında çooooooktan başladık da bu kızla başlangıç :))) Çocukları olacaksa insanın bir de kızı olmalı Renk renk ilmek ilmek hayatına karışmalı, ben en çok bana verdiği cevapları ve yakaladığım kaçamaklarını seviyorum, “annelerden hiiiiiiiiç bir şey saklanmaz, anneler her şeyi bilir” diye balyoz gibi gözünün önüne inmeyi seviyorum, anlattığı her şeyin sonunu bilmeyi, yine de sabırla dinlemeyi seviyorum, onun heyecanlarında kendi geçmişimi hatırlamayı seviyorum, hatalarına mecbur izin verirken, sonuçlarını bilmenin bana annemi hatırlatmasını seviyorum, giysilerini, kırtasiye malzemelerini, odasının duvarlarına yapıştırdığı her şeyi, her türlü kutlama heyecanını tazelemesini seviyorum, “Bil bakalım bugün okulda neler oldu” diye kapıdan eve girişlerini, çoooooook iyi geçen sınavlarını ve onların “ama” sını seviyorum, kolumun altına sokuluşunu, kokusunu, gülüşünü, sesini, aramıza peçete tomarı koyup birlikte film seyrederken ağlamalarımızı, arkadaş mıyız, ana kız mı bilmeyişimizi, yerine göre deyişimizi… seviyorum

20 Kasım 2013

“Sana bi örgü başlayalım” uzun kış gecelerinde, yapacak hiç işi, düşünecek çok şeyi olanlar için iyi bir tekliftir. Renk renk ipler, onların vücuda yayılan sıcaklığı, işin çabucak üremesi, kısa zamanda bitebilmesi, ortaya kullanılabilir, hediye edilebilir bir parça çıkması ruh sağlığı açısından iyi olur. Bir dönem bir komşu bana önermişti de, ben o zamanlar hamilelikten geceleri uyuyamazdım da, örgü örmeyi de bilmiyordum da, biraz gayret çaba ile öğrenmiştim de :))), “Olmazlara, zorlara meylim var” yanımdan dolayı düz yerine, üstünde kuşlar, ayıcıklar, balonlar, ördekler olan, işlenmeyen, örülürken konanlardan resimli çocuk süveterleri yapmıştım :)))
Ali bey üç ay önce öldü Perihan hanım yalnız, bir oğlu bir kızı var ama ayrı yerlerde, ayrı evlerde. Çok da hassas, kırılgan bir hanım, pazar günü yolda karşılaştık, ne yöne gideceğini bilmez, dalgın, yorgun, mutsuz… hali içime dokundu Hemen oracıkta “Sana bi örgü başlayalım” dedim Dün de malzemeyi tedarik ettim, kırmızı içinde çok az simleri olan ipler; Örerken kanı kaynasın, simler ışıldasın diye, Hafif şişler; Kolları yorulmasın diye, İçi örtü ile kaplı bir hasır sepet; Örgüsü poşetlerde kaybolmasın, iki koltuk arasında, elinin altında, odaya girince gözünün önünde olsun diye
İpleri sepete attım, şişi üstüne çapraz yaptım, beline de irice bir kurdele bağladım, akşama “Peruşum ben geldim” diye kapıyı çalmaya hazırım Dünyayı kurtaramayacağız, ondan ümidi kestik, bari bir iki kişiye faydamız dokunsun :))) Bu arada gündüz misafirim var, giderken yanına bir de karbonhidrat tabağı yaparım artık, “sabah yersin” diye de tembih ederim, şal başlayacağız, o da pek örgü bilmezmiş, ben de çooooook sabırlı bir öğretmen değilim ama bir orta yol bulacağız.

Geçici Daralmalar…


1441284_10201665117323476_827370158_n

Kuralına uymaz bilirim, yaşadığımız bu günler, iyi başlayıp, iyi gitmezler 🙂 Sonu iyi de biter ya da
bitmeyebilir.
Ben de yazıp da içimi dökme isteği uyandıran gün içindeki gelişmeler şöyle geliştiler bir ara çoooook daraldım valla 🙂
Allahım ne kadar heyecansız, ne kadar kontrollü, ne kadar cool bir çocuk bu.İnsanın hepsi benim mi diyesi geliyor.Kızın deyimi ile sabah sabah hayattan soğudum.Benim güneş doğalı çoooook olunca, ev hayatı erkenden başlıyor dolayısıyla, çekmece neden kapanmıyor diye bakarken, arkasına sıkışmış kayıp bir evrak geçti elime.Muhatabı büyük oğlan olunca, “Dur, işe gitmeden bir arayayım” dedim. Benim kırkta birim kadar sevinmedi, sönmüş bir balon gibi kalakaldım, yapacak bir şey yok, evlat işte; Anneler, babalar,kardeşler, çocuklar kesinlikle, eşler genellikle, dostlar duruma göre hoş görülüp, af edilme kategorisinde 🙂
Yine de insan hep aynı kalmamalı, durumda bir memnuniyetsizlik, bir eleştirisel bakış var ise değişmeli.”Ne yapabilirim, elimde değil” demek çooooooooook ayıp 🙂 İnsanları kendinden uzaklaştıran insanların, kalpleri iyilik yumağı olsa da ne fayda. Onu keşif edecek ne insan, ne de ona ayıracak zaman var.Bu arada radyoda şarkı söyleyen belediye sanatçısı adamda bence benzer kategoride, Bu nasıl bir sestir,hiç mi iniş çıkışı yok, şarkı mıdır, yoksa ahenkli okuma mı anlamadım, içim bayıldı valla…Bunun cd si kaç satmıştır acep 🙂
Derkeeeeeen kapı çaldı, burnumdan soluyarak açmışken, baktık ki belediyenin seçim taraması, oyumuzu hangi partiye verecekmişiz, bu isimleri tanıyor mu muşuz, kişiye mi, partiye mi oy verir mişiz… tepem attı tabii, adama “Kardeşim, oyumuzu kapı kapı soracaksanız, neden gizli seçim yapılıp sandığa gidiliyor, sana ne benim oyumdan ” diyebilmeyi çoooooooook istedim amaaaaaaaa diyemedim, bütün kutuları işaretlemeye çalışan, belli ki ek günlük iş bulmuş olan, garibanın teki, bağırıp çağırsam ne olacak, ne anlayacak, ne anlatacak. “Oyum belli değil, hala düşünüyorum” dedim. “Öyle bir kutucuk yok” deyince de benimkini kenara not al dedim :-)))) sakincene göderdim.
Eski günlerdeki ben olacaktım, amcayı perişan ederdim :))))) Bazı konularda uslandım, öyle uzaktan bile beni sinirlendiren arkadaşı da geçen gün af ettim, görünce çitilemek isteği ile yanıp tutuşurken, bir aydınlanma geçirdim veeeeeee “Amaaaaaaaan kaç kere nerede görücem, ne uğraşıcam, merhaba, merhaba, o kadar da idare ederim diye içimden geçirip, akıllı uslu bir kadın oldum.
Zamanla anlıyorsun ki her şeyi de çok takmamak , anlık öfkeleri, anlık nöbetleri içeriden dışarıya doğru serinletip, atlatmak gerek 🙂 Şöyleydi böyleydi derken ömür geçiyor. Tabii ki de her şeyi sallamayalım, amaaaaa durmadan tazeleyip de durmayalım. Hem yapmaktan, hem de yapandan sıkılıyorum, hayat dizi film gibi reyting notlarına göre gitmiyor.Bu da benim iç dökme yazım, kendime iyi geldi 🙂 Günün bitmesine de az kaldı, kalanı kurtarabilirim, ben en iyi mutfakta kendime gelirim 🙂 küçük küçük kurabiyeler yapayım, nişastalı, üstü pudra şekerli, tarçınlı,uzun uzuuuuuun dayanır, kurabiye kavonuzundan bakışırız, neden ki, diyette miyim yoksa ? yooooooooo, bilinç altı …

KASIM BAŞI GÜNLÜKLERİ


Son baharın son ayında, kıştan hemen önce. tel tel dökülürken, içimden dökülenler 🙂
1003243_10201664614510906_479644643_n

01 Kasım 2013

Tam da cuma günene uygun bir haldeyim, gerçekten cuma mı diye de şüphedeyim Günleri ikram edildiği şekilde yaşadık, başını sonunu karıştırdık, takipte zorlandık desek de olur. Haftanın son gününe yapılmış yüklemeler gözlerimin önünde bekleşirken ben de bekliyorum, aaaaaaaaaz sonra başlıcam da, artık ayaklarımın götürdüğü yere ki muhtemel ilk adım mutfağa :))))))) Bugün misafir var, yarına öbür güne de bi şi ler var :)) Hazırlandım sayılır amaaaaa son dokunuşlar var. Saatler sabahı gösterirken, sabah olmamış hissi veren karanlık içimi daraltıyor. “Hep karanlık, hep karanlık yeter, yeter artık” demek bizi iyicene bunaltır, çünküüüüüüü epey bir zaman karanlık. Takvim mevsimleri üç aylık ayırmış ama sarkmalar oluyor maalesef :))))
Üstümde iyi bir enerji var, kendimi dünya dönerken bir el atıyormuş gibi hissediyorum diyebilir miyim bilmiyorum :))) Desem iyi olacak diye düşünüyorum, buralarda ne işim var gitsem, hafifçe radyomu açsam, kulağıma gelen müzik sesleri ile ruhumu dolaştırırken, ellerimde iş görse, bu arada yan pencereden gelen mesajla salı günü de doldu :))) Gelecek 12 adet perşembenin akıbetine yarın karar vericem :)))
Böyle işte hayat her şekilde devam ediyor, içimiz dışımız ayrı tellerden çalarken,dışımız baksan Roma’yı bile yakacakken, içimiz bir kibrit bile çakamazken, bu ne yaman çelişki böyle diye diye… hayatımızda ki değişen, gelişen, çelişen her şeyle devam devam…

02 Kasım 2013

Üç yıl önce yine bu zamanlardı, hatta ekimin son haftası idi. Fakülte arkadaşları ile gece yemeği:) Annem “eve gitme bizde kal” dedi. Evin köşesini dönerken camda beklediğini gördüm. Kapıyı çalmadan açtı, ne o geç kaldığım için kızgın, ne de ben kızacak diye tedirgin, bir iki hoş beş ettik, gecenin yarısından sonra sohbet ettik, kimle gittim, kimle geldim, kimler geldi, ne yedim… klasik anne muhabbeti Biraz daha uzattık araya eski yeni kattık, sonra bana yatak yapıp yattık. Sabaha çok da yoktu ama gitti geldi odama. Yastığımı düzeltti, üstümü sıkıca anne eli ile örttü, öksürdüm diye su getirdi… Ben hissettim, bunlar son dedim, o gidip geldikçe yüzümü duvara dönüp ağladım, tekrarı yok diye :((( Sabah hemen gitme dedi, biraz daha uzun kaldım, öyle içime dokundu ki yol da bile ağladım. Çok da değil üç ay sonra, yoğun bakım kapısında “Hastanıza müdahale ediliyor” diyen hemşirenin sesine ablamla kardeşim koşarken ben yerimden kalkamadım, ne son anına ne de ölüsüne baktım, ben annemi hep gülüp söylerken, kızarken, sitem ederken, kanlı canlı hatırlamak istedim…
Baba evinde hiç anahtarım olmadı, annem gelişlere, gidişlere, saatlere heeeeeeeep hakim yaşamak istedi :))))) Yıllar sonra bugün kendi anahtarımla eve girince ne yaparım az çok tahmin ediyorum Bu gece 3-5 nöbetine kalanlar; yer ve mekan bildirimi yapmadan, birbirimizden haber almadan, aynı gökyüzünü, farklı duyguların aynı sonuçları ile kalpten paylaşıyoruz, ben de varım unutmayın :))) Artık saatlerce dışarıda kalıp gelince hemen sızar mıyım, uykuyu tutturamaz oda oda gezer miyim, olmadı Beyoğlu’na geri döner miyim, bilmiyorum, bakıcaz artık duruma :))))
Yarına buralara yazmam artık Telefonuma ısrarla İnternet paketi almıyorum Ayrıca şekil şartları oluşmadan yazamıyorum :)))) Bu benim için bir keyif, her yerden, her gündeme yazamam, içimden geldiği gibi, canımın istediği gibi, hür irade ile serbestçe ama devamlı Buraya yazmasam da bir yere kesin yazarım, bu arada yazdıkça yazasım var, yazıyorum da bu olmamış diye size okutmuyorum, sonra bir gün beğeniyorum, o zaman da yayınla tuşuna basıyorum :)))
İçinden heeeeeep güzellikler geçen, bizi gelecek olan gerçek bir pazartesiye hazır eden, “Aaaaaaaay ne şaaaaaneeee bir hafta sonu oldu” dedirten, gönlünüzce iki gün dilerim :))) Yapabilirsiniz, biliyorsunuz elinizde

04 Kasım 2013

Kendimi ikna ettim Kesinlikle bardağın dolu tarafındayım “Tanrı bizimle beraber” diye araya bir de film repliği kattım. (Kaynak gösteremiyorum, illa ki birinde geçmiştir ) Günlerdir süren puslu, sisli havalardan sonra “İnanamıyoruuuuuuuuum güneeeeeeeeeeş” diye tatlı tatlı naralanmak varken, evimi çoooooook da özlemiş, akşamdan kavuşmuşken, ara sıra, bazı bazı evin annesi babası gibi, babası da annesi gibi olabiliyorken, hafta sonu güzel geçmiş, gezmiş dolaşmış, arkadaşları ile kaynaşmış, gülmüş, söylemiş olmanın doygunluğunu taşırken, hepsi de güzel , içinde gönlümü hoş eden bir sürü şey varken… kim korkar pazartesiden :))) dedik veeeeee başladık.
İlk önce perişan görünen, “bu benim ev mi” dedirten evi adam edicem, yemek, alışveriş, çamaşır, belki ütü… “hepsini ard arda dizicem (İiiiiiiiiinşallaaaaaaah) , kararlıyım hepsini bitiricem” diye planı programı da yaptık, uysak iyi olacak, önümüzdeki günlerin her biri için yapılacak bir şey, evle arayı açmamakta fayda var
“Hafta sonuna ne kadar kaldı” diye günleri saydırmayan, “Aaaaaaaaa ne çabuk cuma oldu, hiiiiiiiç anlamadık” dedirten, ara ara gönül telimizi titreten, içimizi açıp, ferahlık veren günler diliyorum, ama önce GÜNAAAAAAAAAAYDIN herkese, içimize, dışımıza, haydiiiii …

05 Kasım 2013

Sabahları yazarken kendi hayatıma da start vermiş oluyorum. Bu nedenle şuram buram ağrıyor, acıyor… gibi şikayetlerle başlamak istemiyorum, her sabah da yeni bir gün heyecanı ve full enerji halinde de olamıyorum Amaaaa karamsar, mutsuz “Batsın bu dünya” modelini de sevmiyorum Aslında hepsini içimden geçiriyorum, sonra birini seçiyorum ya da az az karıştırıyorum, gün içinde ilaveler yapıyorum, azaltıyorum diye de bir durum var sayılmaz Gerçek şudur kiiiiiiii; Gün kendini gün içinde belli ediyor Ana başlıklar bizden, gelişme önümüzdeki saatlerden. Esnek olabilmeyi seviyorum, hoşuma giden zamanları uzatmayı seviyorum, en çok kendi kendime yaptığım sürprizlere seviniyorum, kendimle çok fazla haşır neşir olup kafayı düşüncelerime takmaktansa, hayatın trafik akışına seyirci olmayı, arada karşıdan karşıya geçmeyi, sıkışıp kalmayı, sonra açılan yolda telafi edercesine hızla akmayı seviyorum.
Kısaca gün ziyan olsun istemiyorum Yazıyorum da yazdıklarımı harfiyen yapıyor muyum. tabii ki de hayır Misal dün sabah onca işle bakışırken ilk iş oturup film izledim, sonra sıralamayı yaptım ama ayrıntıya kaçamadım :)))))))
Böyle işte hayat yazıldığı gibi değil, reçeteli değil, önümüze geldiği gibi, imkanlar dahilinde canımızın çektiği gibi yaşansa da oluyormuş. Bunu hemen anlayamıyoruz ama anladığımızda da her şey çok daha güzel oluyor, valla :))))))
Program yoğun, bunu yazarken gülümsüyorum :))) Geçen gün fark ettim ki en çok aklımda cümleler ve kelimeler kalıyor. Kim söylemiş, niçin söylemiş, nerede söylemiş net değil ama söylendiği an ile tepkim aklımda. Birden aklıma geldi “Biraz gayret, biraz çaba arkandadır tuz baba” bu gırgır’ dan bir cümle olabilir :))) Bana uydu vallla :))) Bir de “Bir posta müvezzi varmış, yıllık iznini almış, şehri dolaşmaya çıkmış” cümlesi var, sanki bir oyun repliği gibi, Kenterler’ de Yıldız Kenter söylemiş olabilir mi ? …

06 Kasım 2013

Oğlanı sessiz sedasız yolladıktan sonra, “Ama anladıııııııım, o beni anladıııııııııı, dibine kadaaaaaaaaaar” diye bangır bangır Duman söylenirken, “Güne gülümseyerek başlayalım, o zaman tüm gün güleriz” diyen , kahvaltı masasında “Çiğneyip durma şunları yut artık, bak ben sana örnek olsun diye gözlemenden bir parça yiyorum” diyen anneye, “vücudumdaki asit ve baz dengesini korumaya çalışıyorum, o tükürükler niye salgılanıyo sanıyosun sen” diye ders veren, parmağı ile de “az çiğneyen, çok çiğneyen” diye işaret eden kızla güne başlarken, güneş de varla yok arası ama sanki var olacakmış gibi dururken, yapılacak işler listesi gözlerimin önünde devamlı akarken, tepki olarak gözlerimi açıp kaparken, aklımdan sabah sabah korulukta bir yürüyüş mü yapsam, bir film mi baksam yoksa sıralı sırasız ikisini de mi yapsam diye geçerken,uykuyu almış, gecenin bir yarısında uyanmış, duyduğu kuş sesine “Acaba kuşlarında uykusu kaçar mı, yoksa gecenin ortasında öten bir kuş var mı” diye kendi kendine düşünmüş, araştırmayı ertelemiş, yarım kalan kitabını bitirmiş, üstüne bir iki el de Candy Crush oynamış biri bu hayatın neyine, neresine, ne kadar küsebilir ki :))))))
Dün de güzeldi, bugünden, yarından, gelecekten umutluyum, illa ki iyi şeyler olacak :)))
Güzel arkadaşlarım var benim, ayrı zamanlarda, birbirine karışmadan, kalabalık olmadan, buluştuğum, konuştuğum, özlediğim, görüşmekten sevindiğim … arkadaşlarım. Zamanla buluşmaların şeklide değişiyor Karaköy, Galata, Yüksek kaldırım tabanvayla gezerken, durup ,bakıp seyrederken, şurada kahve, burada yemek, bi de çay içelim derkeeeeeeeeen geçen saatler su gibi valla Gözüm de gönlüm de şenlendi Sağolun kızlaaaaar, yılbaşından hemen önce bi de kış çayı içelim
hayatımda güzel bir gelişme var, artık o da yarına İçimden dışıma sevgi taşarken, yüzümde bir gülümseme, içimde kendi kendime yapılandırdığım bir huzur varken, son söz önce GÜNAAAAAAAAAAYDIIIIIIIIN, sonra sizi seviyoruuuuuuuuuuuuuum!!!

07 Kasım 2013
Yağmur en çok sonbahara yakışıyor Uyandım baktım, geceden yağmış, karanlıkta su birikintileri , sokak ışıklarının huzmesinde yağmurun hızı parlıyor. Severim yağmur yağarken bir pencere ardında olmayı Önce haberci damlalar düşer, yapışır camlara, küçük noktalardan, kısa uzantılar, sayılacak kadar, arttıkça sayılmaz olur damla adeti, önce biraz uzarlar sonra ardı ardına eklendikçe birbirine, su olur akmaya başlarlar, değdiği anda diğer damlalarla buluşan damla yol yol olur, akar gider pencere kenarlarında Saatlerce bakarsın akıp giden suya, hem de aynı noktada İçeride olduğun için şükür müdür, içine benzeyen şekil midir, bilinmez, demeyelim de yağmur herkesin içine iyi gelir Algısı içimizde gizlidir. Bir de buharlı camlar olur ya aklıma geldi birden, illa ki bir parmak atarım, küçüklükten kalma, bir şey karalarım Kalp çizerdik, ortadan böler içine harf yazardık, sonraları çapraz oklar da yaptık, adımızı yazdık, yanında sevdiklerimizin adlarıyla, yağmur dışarıda, buhar içeride siler giderdi
Penceremin kenarına bir dal ıhlamur gelmiş, kuşlar mı getirmiş, rüzgar mı sürüklemiş bilemedim.Kuşlardır diye, bir güzellik yaptım, yanına aşurelik buğday bıraktım, hem yesinler hem de zamanı diye :))))))
Evin kilit noktalarında gülümseten notlar:))) “Candy de bölümü tamamladım, bu gece oynayamazsın, bilet lazım”, “Sabahleyin sıcak çikolata içelim mi?” biri mutfakta, biri bilgisayarın üstünde, hepsi kızın işi :))))) Sabah maratonunu tamamlayıp, erkenden bir AVM ye yol alıp, hediye, düğün için elbise… işlerini çabucak tamam edip, hala yağmur varsa, dıştan yere kadar camlı bir cafede , elimde sıcak bir içecekle, camlara, onların ardına, gelmişime, geçmişime uzuuuuun uzuuuuuuuuuun bakmak istiyorum :)))) Yağmurda içeriden dışarıya bakanlar, yer,mekan, zaman önemli değil kalben beraberiz.

08 Kasım 2013

Uyku düzenimdeki düzensizlik devam ediyor. Sabah erken, akşam erken, gece yarısından sonra uyanma, Candy de bir kaç el atma, sayfa tarama, kitap okuma, tekrar yatma… benimkisi sürüden ayrı yaşama :))) Leyla Erbil’in mektup aşklarını okuyorum, daha önce de okumuş gibiyim ama devam edicem
Bordo bir elbise aldım, onca siyahın içinde hemen fark edilsin diye :))) Böylece beraber ve solo halinde söylenen “Kendine niye bakmıyorsun, ne bu halin” fırçalarını en aza indiririm, kimisine sadece uzaktan el sallarım diye de bir planım var Onlarda bir yere kadar haklılar, beni hep mazideki halimle tanırlar daaaa zaman ya içimize ya dışımıza bazen her ikisine de mührü basıyor “İz bırakarak geçip gidiyorum ben” diye
Bugün cuma içeriye dışarıya, yarın sabah TÜYAP a, akşama düğüne, pazara yakın bir ilimize, pazartesi çarşamba kesin evde, aradaki günlerde de yapacak var bi şe deeeee cumartesi Müge İplikçi ile Öykü Atölyesine :)) Üç yıl önce bir başlangıç yapmıştım, gelişme zamanı gelmiş, seviyorum yazı yazmayı, yazıyorum da Okurun içini titreten, satırlarında kendi geçen, aklına bir şeyler getiren öyküler yazmak istiyorum Ölmeden en az bir kitabım, “Ne giysem” diye düşüneceğim imza günlerim olmalı :)))))))
Fark ediyorum ki ,yazılarda yazandan bir şeyler mutlaka var, aslında bir muhatabı da var, ölü diri, yakın uzak fark etmeyen, araya sıkışmış küçücük itiraflar var, özlem var, pişmanlık var, aslında yazılmış olan her şey de çok şey var, farklı zamanlarda, farklı ruh hallerinde farklı anlaşılıyor İşte güzellikte burada zaten, haritasız, reçetesiz, herkese kendini anlatan, hissettiren yazılar yazabilmek…
Bu arada yer uzak gidip gelmeyim diye kendimi mail yoluyla kayıt ettirdim :))) Güzel yazdım, güzel cevap aldım :))) Kelimelerin hepsinde ayrı sihir var, diye düşünürüm :)) Uzaktan uzağa sevdiriyor bazı şeyleri doğru cümleler :))))

09 Kasım 2013

“Bir pastırma yazı olacaktı, geldi, geçti mi” dedirtmeyen bir sene bu sene Uzuuuun uzuuuuuuun yazdan kalma günler, bu mevsimde değil her mevsimde günün başlayışı da bitişi de güzel Renkler güzel, verdiği hisler güzel… Esasında her yere uzak, Avrupa sınırına bi de TÜYAP’a yakın muhitim güzel Seviyorum burayı, bana eski günlerimi hatırlattığı için; Karşımda lise var, müdürün sabah fırçaları tanıdık, Hababam Sınıfı müziği ile çalan ders zili manidar :)) Sokak aralarına dağılmış başka okullarda var, sabahları yer gök öğrenci ve veli Önüm arkam cadde, bakınca otobüs durağı, sokak araları yok ama küçük caddelerde sıralı dükkanlar, küçük bir postane, bahçe içinde, yanı sıra yaz kış açık kır kahveleri, büyükçe bir cami, karşısında etkinlik alanı Ara ara parklar, bahçeler, küçük havuzlar, banklar, kuşlarla oyalanan çocuklar, eski günleri yad eden yaşlılar… Karakol demiyoruz artık, yeni adı emniyet sonrasında peş peşe fırın, kırtasiye, dönerci, ganyan bayii, tekel, çiçekçi.. döne döne devam ediyor taaaaa hastaneye kadar Bazen bir anlık bakışla bir sayfalık yazı malzemesi görüyor insan:) Fırından sonra ekmek almaya geçerken arada bir de erkek kuaförü varmış, yeni mi açılmış, eskiden yerinde ne varmış, yoksa hep varmış da ben mi fark etmedim bilemedim Bir başımı çevirdim, yarı çıplak bir adam, üstünde bir havlu, ağda yapıyorlar :)))) İhtiyacı var gibi görünüyor, omuzlar apoletli :)))) Bir bakış baktım, adamı asla unutmam, her yerde tanırım, genç değil, ortadan biraz ileri sanki, pencere önünde olması biraz sarstı beni :))))))) İçinden insan geçen her şeye bekleme yapmadan takılmayı seviyorum Kalabalıklarda olmayı amaaaaa istediğim zaman hemen çıkabilmeyi seviyorum, gördüğüm her şeyin aklımda yazıya dönüşmesini seviyorum, ben bu dünyayı kendi yazdığım satırlarda okumasını seviyorum :)))))
Çay demledim, kokusu geldi, sıra kahvaltıda Sonra ,iki üç gün önceden paketlenen programa devam :)))

10 kasım 2013

Düğünü yaptık geldik Hala dayı kontenjanından kuzeni de gözümüzün kenarında iki damla yaşla evliler kervanına ekledik. Dayım öldüğünde 9, yengem öldüğünde 32 idi.Tek çocuk. Yalnız adam, 45 inde ikna olup da gönlünün sultanına “Heeee” dedi :)) Hepimiz aynı şeyleri hissederek, gözümüzü sağa sola kaçırıp, yutkunarak, aklımıza gelenleri aklımızda tutarak gerekeni yaptık valla :))) Damat halayına eklendik, Angaranın bağları, karşılama, misket, konyalı derkeeeeeen duyduk kemençenin sesini “Haydiiiiiii, hep beraber, safları sıkı tutalım”… :)))) Gerisi geldi zaten
“Hayalim, üç kelime, o da şöyle, evli, mutlu, çocuklu”… Evlilik modası geçmemesi geren bir kurumdur, diyenlerdenim, bu üç kelimeyi bir araya getirmek zor, üçü bir arada daha da zor, tecrübe ile sabit onu da biliyorum. Evlenme yıl dönümüm yaklaşırken, 24 yıl bitti, on da ondan evveli, toplamda 34 sene için yazacaklarım var tabii ki de :)))) Ama günü gelince
Bir uzunca “Aaaaaaaaaah ” çektikten sonra, Hayat böyle bir şey, içinden neşe geçerken araya keder karışır, hüzün kendini buruk tebessümlerle paylaşır, yaşamak zor zanaat ama gayret etmek gerekir, gelenler, gidenler olurken, bir çoğalıp bir azalırken, içimiz dışımıza çok zaman yansımazken, bitti dediğimizde yeni bir şey başlarken, ömür dediğimiz şey küsecek kadar azken, mutluluğun anahtarı elimizdeyken, sağlımız yerindeyken… diye uzattıkça uzatarak sonunu “ha gayret, devam et” diye bağlayabiliriz :))))) Bugünlerde herkesin elinde “Leylim, leylim” kitabı varken, Ahmet Arif diye biri gerçekten yaşamışken, henüz bize rastlamamışken :)))) Bir gün mutlaka diyecek kadar seviyorum hayatı :))))))) ne kadar kaldığı mühim değil, mühim olan yaşarken yaşadığını hissetmek…
Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz, kontenjanından gezmeye devam Şaaaaaaneeeee pazarlar, kendinize iyi bakın:) Sonuçta herkes herkese lazım :))))

Eskilere Yeniden Bakarken…


İlk okura açık yazılarım fakülte mail grubuna yazılmıştır benim. Hadii, hadi derken bugüne gelmişiz 🙂 tarih 17 Ekim 2010 gülümseyerek okudum 🙂 Hiiiiiiiç düzeltmeden olduğu gibi, bir de siz bakın bakalım, Benzer durumlar var da 🙂

Merhaba,

Bazı zamanlar içimizde şarkı söyleyen bir kuş olur.Bir türlü susturamayız.Zaten sussun da istemeyiz.Şimdi benim içindede bir kuş cenneti var.Her telden çalıp söylüyorlar.
Bir takım sürpriz gelişmeler neticesinde hayatımın fırsatını yakaladım.
Hayat kırkından sonra başlar lafını kim söylediyse bende ona ek yapıyorum.” Hele bir de ellili yılları yakalayın” diyorum.

Boğaziçi üniversitesinin açtığı Yaratıcı Yazarlık kursuna başlamış bulunuyorum.10 hafta süreyle öğrenciyim.Bunun için beni teşvik eden Merih’e ikna eden Sibel’e haberi olup da destek veren Gül’e , Aygül’e teşekkür ediyorum.
Aslında yazdıklarımı okuyan, destek veren, eleştiren, tepki gösteren ,bana mail atan herkes bu işe başlamam için benim sebebim oldu.Onları tek tek yazmama gerek yok biz birbirimizi biliyoruz. Onlara da ayrıca teşekkür ediyorum.

Aile teşekkürünü sona bıraktım.Bir kez daha böyle bir aileye dahil olduğum için ne kadar şanslı olduğumu düşündüm.Kurs önceleri hafta içi ve 19.30 ile 21.30 arasındaydı.Tüm aile destekledi çok sevindi.Fakat en önemli destek annemden geldi.Bu nasıl bir kadındır ?
Bir akşam yemeği için birlikte gideceklerimden neredeyse DNA haritası isteyecek olan bu kadın söz konusu iş ve okul olunca tüm sınırlarını kaldırıyor.Desem ki Yeni Zellanda’da master yapacam ona bile git diyecek.” Sen akıllı kadınsın gider gelirsin “ dedi.Hafta içi ve gece desteği verdi.İzin değil ama bilgilendirme açısından Yılmaz’a da söyledik o da okeyledi 🙂

Ne kadar şanslıyım ki kurs hafta sonu ve gündüze döndü.Bütün hısım akraba haberdar oldu.Bir tane bile ne işin var diyen çıkmadı.

Biz tipik Karadeniz ailesiyiz.Denize olan aşinalığımızdan dolayı hep uzaklara bakarız.Gülmeyi, eğlenmeyi,gezmeyi,dinlemeyi,öğrenmeyi severiz.Biri bir işe kalkışsa hep birden el veririz.Sınırlarımızda çizgiler yoktur bizim.Düğün ve cenaze toplanma yerimizdir.Küs de olsak çağrılmasak da gideriz.Kemence sesini duyduğumuzda elimiz ayağımız oynamaya başlar.Anamızın, halamızın,teyzemizin mutlaka bir dörtlüğü vardır.(Düğünlerde kemençeci oynayan kızların hallerine bakıp türkü yakar. Annemin, halalarımın var).Namazı , orucu, Kuran’ı küçük yaşta bir büyükten öğreniriz.Ne çok açılır nede çok kapanırız.Silahla erkenden tanışırız.”Namlu aşağı bakacak, hedefin biraz altına nişan alınacak, mermi ile silah ayrı ayrı duracak” ilk ateşli bilgimiz sayılır.Dünyanın her yerinde bir Karadeniz’li tanıdık bulunur, mutlaka da bir Temel fıkrası duyulur.Öfkemiz de, kinimiz de rüzgara yazılmıştır bizim.Bir fırtına kopar.Bir rüzgar eser.Deniz bir açılır bir kapanır.Aynı hesaplarımız gibi.Her şeyi sıfırlarız.Karadeniz’de güneş hep bulutların arasındadır.Göremeyiz çok zaman ama biliriz ordadır, vardır ve sıcaktır.Yaşımız kaç olursa olsun, başımızdan neler geçerse geçsin bir yerde güneşi yakaladıkmı hemen yüzümüzü ona dönderir her türlü nimetinden faydalanırız.

İşte benim hallerim böyle arkadaşlar.Sizin halleride yazarsanız bileceğiz.23 ekimde kısmetse bir kısmınız ile yüzyüze görüşeceğiz.Liste kalabalık oldukça seviniyorum.Daha çok arkadaş eklenmesini diliyorum.Salon 50- 60 kişi alıyormuş.Daha eklenebilirsiniz.

Bu Salı İstanbul Lisesi ‘nde Acar Baltaş’ın Ergenler ve Aileler hakkında bir konuşması var. Gidicem deyince Selçuk “ ne ergeni anne, senin ergen çocuğunmu var ? benim sakallarım çıktı. Traş olmazsam okula almıyorlar “ diyerek muhalefet ettiyse de Gül ile buluşup gideceğiz.Münasip çocuğu olan varsa bize katılabilir.Acar Beyi 15 sene evvel Konya’da dinlemiştim.Yaklaşımları hoş idi.
Sabah kahvaltısı için Metin’e uğrayacağız.Sevgili Metin bu yazıyı okursa hazırlıklı olur okumazsa da sürpriz olur.

Hoş kalın, hoşça kalın, sevgiyle kalın…

2273 Ayşen

EKİM SONU GÜNLÜKLERİ


21 EKİM 2013

Çoooook güzel bir sabaha “Bendeki sabrın yarısını gösterene evliya diyolar, sen de biraz gayret et bana da geldi geliyolaaaaar” diye dünden kalma bir şarkı nakaratı ile başlıyoruz. Şarkı sözleri de bir mesajdır kimi zaman, benim de bu nakaratla bir mesajım var tabii. Adres belirtmiyorum, hedef kitlemi geniş tuttum :)))))
Çooooook yoruldum, hala 212 kemiğim varsa hepsi ayrı ayrı ağrıyor Bitmedi, yıkıyorum, asıyorum, ütü için biriktiriyorum Yemek yapıcam, dışarı çıkıcam, para pul işlerim var, evi akşama kadar ancak toplamıştım, yine şirazesi kaymış :)) Hepsi ve her şey beni bekliyor dersem abartmış olmam, amaaaaaaa umutsuz bir durum yok, halledeceğiz inşallah Biraz gayret biraz çaba, düşmeden bunalıma, dura dinlene olacak, hayat hakkaten güzel, olumsuz olumsuz bakmakla herkes kendine eder, bildiğiniz üzre hayat gelir ve geçer Tecrübe ile sabit, acı da da tatlı da da bekleme yapmaz, bekleyen kendini bekletir :))))
Dün o kadar işin arasında bir de veli toplantısına gittim. O veli profilleri karşısında kendi kendime bir güzel şükür ettim. Yazık o çocuklara, o ne hırstır, o ne çocuğuna tapınma şeklidir… Sanırsın her aile sipariş aldı, taahhütte bulundu, ona çalışıyor :))
Benim çocuklar başlangıçta ortalama çocuklar :)) Oğlanlar orta iki de açıldı. Kız da bu sene olacak gibi. Hiiiiiiiiiiiiç masaya oturup da birebir ders yapmadım, performans ödevlerine bulaşmadım. Her gün okul dönüşü kapıyı ben açtım, pasta börek sunmadan önlerine sıcak yemek koydum, isteklere hemen ne evet ne de hayır dedim, Liseye başlayan büyük oğlana “Bu yıllarda okuldan kaçmalar başlar, sen de kaç ama haber ver, bir yerde başına bir şey gelir, ben de benim oğlum okulda der inanamam” diye bir girişle her kaçışta “Anne biz okuldan kaçıyoruz sinemaya gidicez” diye telefon etmesini sağladım :))))) Ayrıca ilk okulda; Sonu “Bu konuda bir örnek verebilirmisiniz” diye biten soruya, “Evet, verebilirim”, sene başı klasiği “Tatiliniz nasıl geçti?” sorusuna “İyi geçti”, “Doğal kaynak kullanımına bir örnek verin” sorusuna “Doğal gazla elimizi yüzümüzü yıkarız” diyenler heeeeeep benim yavrularım :)))
Çocuklara insan olmayı, sevmeyi, merhameti, saygıyı, paylaşmayı… öğreticen önce, sonra matematik gelecek. Herkesin bir kapasitesi var, herkesin kendi hayalleri var, kimse kimsenin üstünde deneme yapma hakkına sahip değil

22 EKİM 2013
Mevsimde bir karanlıktan bir karanlığa uyanma zamanları Yattık karanlık, kalktık karanlık, içimiz nasıl olacak aydınlık :))))) diye kendi türkümüzü çağırsak da netice mecburiyete dayanıyor. Pencereyi acar, havayı koklar, seslere kulak veririm, ilk iş her zaman Kendimce bir hava tahmini yaparım, beyhude bir davranış olarak çocukları uyarırım. Tabii ki de dinlemezler :))) Telefonu burnuma doğru uzatarak, ” Senin gözlerinle, uydu uyumlu değil” derler, kendimi biraz ezik hissetsem de zaman zaman haklı olduğu hatırlar, bir sonraki için bilenirim :))))))
Herkes gitti, cereyanlar kesikti, ödevimi yapamadım, bu saatlere kaldım :)))))))))
Fırsattan istifade yatakları topladım, pırasayı ocağa koydum, semiz otunu ıslattım. Dün aldığım tüm sebzeleri pişiricem, sırayla yiyelim :))) Ana yemek için de bir planım var, aaaaaaz sonra çalışmaya başlıcam, bugün çamaşır yıkamıcam, çünküüüüüüüü kurumuyor, biraz ütü yapıp, yerlerine kaldırıp, göz temizliği yapmak gerek.
Apartmanın yaşlıları ile bayramlaşamadım, bugün yapılacaklar listesine yazdım, dişçi kardeşime de gitsem mi bilmiyorum :)) Henüz hafif ağrıdan, şiddete geçemedi. Sebze ayıklarken de gözlük takma zamanım gelmiş, gözcü damata bir görünsem iyi olacak.
Yukarıdan aşağıya okuyunca aynı annem gibi olmuşum :))) İçimde bir annelik, ev kadınlığı potansiyeli her zaman vardı zaten demicem, ben sonradan oldum valla :)))
Kendimi kıvamımı tutturmuş gibi hissediyorum, halimden zaman zaman, hatta çoooook zaman memnunum :))))
Amaaaaaaaan insan biraz iş kadını, biraz ev kadını, biraz genç, biraz yaşlı, arada anne gibi arada başka biri… yani insan dediğin her boyaya boyanmalı, sona bir tek fıstiki yeşil kalmalı :)))))))))) Her rengin tadı var, kokusu var, anısı var, renkler arasında geçiş var, soğuğu var, sıcağı var, arası var, karışmışı var… diye uzattıkca uzatmadan, GÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜNAAAAAAAAAAYDIIIIIIIIIIIN Kalbimin taaaaaa derinliklerinden, sıcacık kırmızı az da yeşil renginden

23 EKİM 2013
Hayat bir romansa kahramanları da etrafımızda ise; Bayan Rotenmaier annemiz , bizden beklenen rol Pollyanna, gönlümüzden geçen Ayşegül. (İkisi de aynı kapıya çıkıyor ama, birinin mücadeleci ruhu var, birinde de lüküs hayat :))) ), etrafta kolonlanmış Frankeştayn’lar, medeniyetin tam ortasında ayılar, çakallar, Madame Bovary, Anna Karenina, Nana aşk mağduru kadınlar, kanımızı emen vampirleri kaç diş sarımsak defeder :)))), manzara hangi pencereden baktığına bağlı, Savaş ve Barış’ı bir oku hele, pencere pencere bölünürsün, mutsuzluğun kavuşamamanın tarihi ne kadar eski, “felaketler bir zincirdir” çooooooook doğru bir tümce… derken benim rolüm hangisi, “Ayol buraya yazılmamış benimki” diye de devam ederken, romanımızın bir sayfası daha güneşle açıldıııııııııı, boş sayfalar elimizde, isteyen iki satırla geçer kiiiiii hiiiiiiiç tavsiye etmem, isteyen sayfalar doldurur, bu da çok olur :)))) Arasını bulalım :))
Yazalım bakalım ama biz yazarız kader de güler lafını da unutmayalım, kader son nokta amaaaaaa oraya gelene kadar doldurulacak boşluklar var, elimizden geleni yapalım, gelmeyene de mazeretli, kader yolları kesti diye arabesk arabesk yaklaşalım.Burada arabesk; 80 li yıllarda şehre göçün sonucu ortaya çıkan yaşam tarzı ve dünya görüşünü yansıtan alt kültür olarak kullanıldı :)))))))))))
Dün akşam öğrendim ki noktalama işaretleri ilk kez Tanzimat döneminde kullanılmış, romana masala çeki düzen de o aralarda verilmiş. Bunlar bizim evin ” Annee biliyo musun” diye çoluk çocuktan gelenleri :))) Bazen biliyorum, bazen bilmiyorum, bazen de bildiklerimi unutuyorum. “Hafıza-ı beşer nisyan ile malûldür” :)) Yıllar sonra bakıyorsun; Manzara net, renkler sıcak amaaaaaaaa biraz ordan, biraz burdan ortaya karışık var, ne ne değildir derkennnnnn, sıra ağrıyan yerlerine geliyor :))) Ordadan da torunlara geçilecek elbet ama o bölüme henüz gelemedik :))))) Buradaki bakma için de en az iki kişi gerekli :)))))))
Biri bana dur desin, bu sabah kendi çapında bir Google gibiyim :))))))))))))))) desem de inanmayın, ben beni heeeeeeeeep bilirim :)))

24 EKİM 2013

Firari uykulardan firar etmemesi gereken akıllara mukayyet olarak sabaha çıktık ve kendi kendimizi bir kez daha sorguladık, Her pazartesi gerilme, her cumaya sevinme nasıl bir alışkanlık ya da psikolojidir ? Bunun modası geçmez mi ? Yeri değişmez mi? Cumaları gerilen, pazartesi sevinen var mıdır ? Yaşla ilgili bir oran yok mu dur ? Her yaşla ilgili olan bir durum mudur ? Ununu elemiş, eleğine bir yer beğenmiş, oradan doğru elekle bakışanlar bile “Biz de valla, siz gibiyiz” derler mi ? diyereeeeeeeek havaya uygun bir ruh haline bürünerek, gelmiş olan cumaya rağmen, yan yan baktığım, tüm gün bana kalan üçlü kanepede iki polar battaniye arasında kaybolasım var. Gözlerim yarı açık, yarı kapanık, kulağım seste, aklımda bin bir düşünce, “kuyruğu birbirine değmeyen kaç tilkili kombinasyon yapılabilir ?” diye lüzumsuz bir ev ödevi ile baş başa kalasım var :))) Zaten cuma da işlevsel olarak başlamadı, mesai bitmedi, okullar dağılmadı :))) Ben erkenden dağılsam, erken toplanır-mıyım ? diye de kendi kendime sorsam, sonraaaaa kendimden bunalsam, “Yeter gayri bi kendine gel, akıllı ol, uslu ol” diye kendime fırça atsam, sonuçlarını almadan, kaldığım yerden başlasam, nerde kalmıştık ki :))))))
Bir tuhaf ruh haline rağmen, gülümseten, içinden file çorap geçen bir hafta sonuna başlama durumu var :)))) hangi işi yarım bıraktık ki? diyerek, öz güveni tazeleyerek, başlayacağız, haydiiiiiiiii hep berabeeeeeer :))))
Kış geldi malum, kışın uzun çorap, yazın kısa çorap krizi yenilendi. Alt geçitler üst geçitler beni bekler :))) Amaaaaaaa gözlükle alış veriş zamanı da gelmiş. Benim iri kıyım, saçlı sakallı, kıl kılçık durumu ortalamanın üstünde, ayakları 44 numara olan tarifi büyük kendi küçük oğlana rengi siyah, logosu sportif, kendi file bir çorap almışım, sabahın kör karanlığında, bir cığlıkla ayağında görünce bi hoş oldum valla :))))) Eeeeeeeh biz de konuyu geliştirdik, epeyce bir güldük söyledik :)))))
Bunu aklımda tutarak, koltukla bakışarak, düşünüp taşınarak, yapcaz bir şeyler :)))

25 EKİM 2013

Kendi kendime kocaman bir GÜNAAAAAAAAYDIIIIIIIN çekip, “Tanrım ne kadar güzel bir gün” diye söylenerek, fırlayıp kalkmadım Hatta biraz zorlandım, Her güne yeni bir başlangıç yapamadığın gibi, eskileri de tekrar edemiyorsun bazen Gün günü aratıyor.
Eğer dünya bir oyun bahçesi ise ben de oyunda bir küme elemanı isem, sıklıkla değil, her zaman hiiiiiiç değil, ara sıra bazı bazı küsmüs ya da küstürülmüş bir çocuk olarak uyanıyorum. Oyun bahçesi arkamda, ben bir uçurum kenarında, arkam ışık, önüm karanlık, çağırılsam geri dönecek gibi, bir adım daha atsam atlayacak gibi, sorsalar söyleyecek gibi, sorduklarında söylemekten vazgeçecek gibi, biraz ilgi alaka ister, şımartın beni der gibi, beni tutan bir el var “geri dön, gel” dediğini duyar gibi, sonunda döneceğimi biliyor gibi… oluyorum ve dönüyorum :)))))))
Biraz bocalamadan sonra an itibariyle dönmüş bulunuyorum :))))))” Nerde kalmıştık” tan çok yeni başlangıçlara ihtiyacım var sanki :))) Prensip itibariyle pazartesi olmadan olmaz dermişim, tatil günleri çalışmam, plan program yapmam, varsa yapılan, bana uyan dahil olurum dermişim :))) Bu arada köşeden İstanbul Gezginleri dernek toplantısının saatinin 14.00 olduğunu gördüm, aklımda 15.00 kalmış, yanlış kalmış, sürem bir saat daha kısaldı :))))) Ben beni tutmayım, hızlandırılmış sorumlulukları yerine getirme programını başlatayım :))) Hava güzel, bu güzel havalar bırakın bizi mahvetsin, arkası kış yardımlaşır, toparlanırız :)))))

26 EKİM 2013

O son kahveyi içmeyecektim Yorgunluktan uyuyabildiğim kadar uyudum, aklıma takılan olayla ilgili puzzle yaparken, cafein desteği ile de gecenin bir miktarını uyurmuş gibi yaparak geçirdim Aslında fena da değilim, tahminimce günü tamam edebilirim :)) Az evvel “Anneeeeee ne giyim ?” diye soran seçtiğim renk uyumuna “Bana da sen renk körüymüşsün gibi geliyor” diyen oğlana sinirlenip iyicene açıldım :))))) Sınav çocuğu diye gönlünü hoş tutuyorum, yazdım kenara, sonra toptan hesap görücem :))))) desem de yalan. Hiiiiiiiiç ince hesap adamı değilim, hiiiiiiiiiiiç ilişkiler konusında plan program yaparak ilermedim amaaaaaaa çok da alet olmuşluğum var :(((
Ne mutlu bana ki unutuyorum Doğaçlama yaşadığımdan, aklımda tutmak, karıştırmamak, ağzımdan kaçırmamak… gibi dertlerim hiiiiiiiiç olmadı. Görüldüğü üzere hafiften yeni farkına varma ile ilgili bir sıkıntı var :))” Amaaaaaaan boşveeeeeeer ” dedim kendime , öğlene doğru anamgil tarafının toplu duasına gidicem, hoca üflerken açılırım :))) O kadar çoooook ölen oldu ki, tek tek anamıyoruz bile :(((
Zaten pazarı geçirelim, pazartesi heeeeeep beraber kelebek uçuracağız, salı kuş kondurup, çarşamba tüy dikip, perşembe sürpriz, cumaya da tutarsa belki diye tövbe ederiz, cumartesi, pazar tatil, pazartesiye bir çıkalım hele :))) diye kısa vadeli bir plan da yaptık sayalım :)))) Pazar için keyfimize bakalım, bu güzel havaların bizi mahvetmesine izin vermiştik ya dün Bugün kaldığımız yerden devam
Bi de bunu sabah sabah çoooooook sevdim, gözünüze takılmadıysa bir de siz okuyun isterim
Yalnız, tek tabanca’dır..
Her gördüğüne “daan!” diye vurulur.
Yalnız’ın toplu fotoğrafları bile vesikalıktır.
Yalnız’ın hayatını kalabalıklar yaşar.
Yalnız ölünce, nüfus eksilmez.
Yalnız iğneyi de çuvaldızı da kendine batırır,
yetinmez minare hatta bayrak direği arar.
Yalnızlar kendi aralarında ikiye bile ayrılamazlar.
Yalnız çok tutumludur; düş’ünden tırnağından artırır, hep içine atar.
Yalnız hiçbir şeyin devamını getiremez..
Her şeyin ortasını yaşar.. yalnız ortalıkta şaşar..
Yalnız orta malı’dır, herkes onu bir defa mutlak kullanmalıdır.
Yalnızın üzerini geceleri martılar örter…

Metin Üstündağ

27 EKİM 2013

Önü, arkası tatil, kendisi yarı tatil, daha öncekilerine benzemeyen bu “Değişik Pazartesi” den cümleten günaaaaaaaaaaaydıııııııın :))) Hemeeeeeeeeen “B planı yaparım ben de o zaman kendime, bulurum bir yerde bir şeyler, yeter ki gönlüm sen üzülmeeeeee” diyenler bir araya gelip demeyenleri de ikna ediyoruz, bu tren olmuş tatil günlerini değerlendiriyoruz.
Bugün kelebek uçurma günü Ömrü bir günlük, tadı ömürlük, bir güzellik yapmak için fırsat Herkes neyle mutlu olacağını bilir, az çok kimi nasıl mutlu edeceğini de bilir kiiiiiii buradaki az çok lafın gelişi, sevdiklerimizi mutlu etmenin yollarının iyi bilinmesi gerekir diyenlerdenim :))) Hatta bir taşla iki kuş vuralım dersek de olmaz kuşları vurmayalım :)) En az iki kişi mutlu olalım. Hediye alalım, telefonla arayalım, sinema, yemek, üstüne illa ki kahve yapalım, hiç yapmam dediğimiz bir şeyi yapıp kendimizi şaşırtalım, sınırları zorlayalım, hatta biraz aşalım… korkmayalım, korkunun ecele faydası yok unutmayalım :)))) Allayalım, pullayalım kelebeği uçuralım, gözlere gönüllere değsin…
“Bir canda iki can yaşamak, mutlak bir çözüm yolu var bunun. Anlat bana. senden bir şeyler ummak…umutların en olmazı da bu belki” diyen Leyla’sına seslenen (Biz de bu şiirler memleket için yazıldı sanırdık diyen arkadaşa katılıyorum :))) ) A.Arif’e, “Bir mısra daha söylesek, sanki her şey düzelecek” diyen C.Süreyya’ya, “Elinde değildir akşam serinliği üşürsün, Eylül’den itibaren geceler hazindir, uzundur” diyen A.İlhan’a , bizi köşelere sıkıştırıp, bunaltmaya gayret eden hayata tek cevap; Rahat ol hayat, biz seni her türlü yaşarız :)))
Eeeeeeee o zaman ne duruyoruz, haydi başlayalım Gönlümüze göre, gönlümüzce bir hafta hepimize…

28 EKİM 2013

Bayram, tatil, salı, sisli, soğuk gibi… geniş kapsamlı bir sonbahar sabahından GÜNAYDIN herkese derken aklıma Sezen Cumhur’lu radyo programları geldi. Bir şarkıyı takdim etmek için şarkıdan uzun sözler söylerdi, önce sesini duyduk sonra yüzünü gördük de hayal kırıklığına uğramıştım :)))
En çok herkes uyurken uyanık olmayı severim Alışkanlık işte hep saatlerce sabah uykusu hayal ederim, fırsatım olsa bile uyanınca uzatmadan kalkarım.Birazdan çay koyarım, fırına bir şeyler atarım, fazla takırdamadan kahvaltı için hazırlanırım. Aklımda “O evde bir yerlere kıvrılıp yatasım var”diyen arkadaşın dünden kalma cümlesi var Evim güzeldir benim :))) Her yerden İstanbul’a dönesim, İstanbul’da da her zaman evime gelesim gelir. Bir sürü evde oturdum, bir tek burayı bir de yazlığın çatı odasını sevdim, benimsedim. Ev içindekilerle , seslerle, kokularla güzel. Kapıyı açarken sevinirim, ilk terliklerim beni karşılar, tüm eşyanın da “Hoş geldin” dediğini, beni görünce sevindiğini hissederim Yemek kokularını sevmem ama biber ve domates kokusu bana geniş kapsamlı gelir, kuruyan çamaşırın, çayın kahvenin, sabunun, dışarıdaki ağaçların , yeni yıkanmış çocuğun, fırından çıkmış böreğin, kekin, soba da yanan odunun kömürün, üstünde kaynayan sudan yayılan buharın… eve hayat veren her şeyin kokusunu, yerini, cinsini… heeeeer şeyini, Dağıldığı zamanı da derli toplu halini de, kalabalığını, tenhalığını…severim. Küçük evlerde ev halkının sık sık karşılaşmasını, banyo sırasını, “Anneeeeee nerdesin”, “Annem yok mu?”, “Siyah kazağımı bulamıyorum”, “Kotumu yıkadın mı”,”Yemekte ne var?”, “Bil bakalım bugün ne oldu”, “Bak sana ne anlatıcam”, “Akşama geç gelicem”… beni muhatap alan başlıkları severim
Aslında gözümün değdiği, gönlümün titrediği her şeyi severim, ama dereceli severim :))) Belli ederim, hissederim, çoğu şeyleri gözümle, kalbimle bir tek çocuklarımı elimle dilimle aynı anda severim :))))))) Kokularını içeme çekerek, saçlarını karıştırıp, öperek, hepsine özel cümleler söyleyerek severim sabah kalkmak hiç sorun olmaz bizim evde, hazır kahvaltı kokusuna, anne seslenişleriyle kalkar çocuklar, mutlaka kapıdan geçirir, görüyorlarsa arkalarından el de sallarım Öyle gördük çünkü.
Burnumun direği sızladı, gözlerim doldu, boğazıma bir yumru oturdu Annemi özledim…

29 EKİM 2013

Haftanın ortası da başı gibi, uzuuuuuuuuuun uzuuuuuuuuuuun tatiller geçmiş ama geçmemiş ,iki güne arkası gelecek gibi, sisli puslu, hafiften iç titreten ardından güneşin geleceği bilinen, “pastırma yazının son günleri” bunlar dedirten , sıradan mı, değil mi çok da bilinmeyen bir günün sabahındayız da ben orda mıyım acaba :))) Sanki yoklama fişine başkası adımı yazmış gibiyim, “idare edin belki gelirim”, “tamam , tamam kesin gelirim” der gibi miyim, bilemedim :)))
Tatilden öte bir ara pazar geçirdik sanki :)) Oğlan gelmedi “Yeni görüştük, özlemedim, başka yere gideceğim” dedi Eşim geldi, o da yazlığa usta götürdü. Küçük oğlan kursa gitti, kız, ablam, ben içeri dışarı yaptık da evi ne ara bu hale getirdik acep, 05.30 itibariyle ayaktayım, gidip gelip topluyorum, henüz bitmiş bir şey yok. Çamaşır yıkama hızı ile kuruma hızı arasında da doğru bi orantı yok :))) Dün bi sürü yemek yapmıştım, hepsi bitmiş :))) Bi de hafiften canım sıkkın, belki de hafif ötesi. Sevgisiz büyümüş, sonra yanlış birini sevmiş hatta onu da sevdiğini zannetmiş, o duygu da her ne ise bitmiş, kendi gibi çoluk çocuk yetiştirmiş insanlar var yaaaa, siz ,siz bu dünyanın canına okuyan sizsiniz. ne yazık ki sayı olarak da az değilsiniz, bir yerin birinde karşımıza gelirsiniz, size gücümüz de yetmez sanmayın, siz uğraşmaya değmezsiniz de yine de iç karartmak için bire bir siniz … deyip gitmişim :)) kızı kaldırıp, kahvaltın, sandviçin hazır dedim, yetmedi yanına bir iki şey daha ekledim, biraz açılmış olarak geri geldim :))
Dünya üzerindeki her üç insandan ikisinin diğerlerine hayatı zehir etmek gibi bir projede yer aldığını düşünüyorum :))) Nedir bu hırs, nefret, intikam, kendini ispat etme, öne geçme, ukala, çok bilmiş halleri, dünyayı ellerinin üstünde çevirme isteği… hem kendinize hem de etrafınıza zarar veriyorsunuz, mutluuuuuuuumusunuz ey huzur nedir bilmeyen, bildirmeyen insancıklar, üzdüğünüz kadar sevinebiliyor musunuz ?
Pazartesi uçurduğum kelebeklere bi göz atayım bakim :))) İçlerinden biri bana yeni başlangıçlar işaret etti sanki, haftanın son üç günü bi geçsin hele, bakıcaz duruma :))))
Sade bir GÜNAYDIN dedim ama içine bir sürü bir şey gizledim, o da görebilene

30 EKİM 2013

Yarı karanlık, tek tük ışıklar her yer sessiz değil. Ağaçların hışırtısı var, sesleri yükselmeden, usul usul söyleşir gibi ama hep aynı şeyleri söylemiyorlar sanki, birbirlerinin sözlerinin bitmesini bekleyerek , sıra sıra konuşuyorlar , arada yerde sürüklenen sarı yapraklar var, acele ile bir yerden ayrılmış da bir yere yetişecek gibiler, tek tük kuş sesleri aynı fikirdeyim der gibi… sarı sonbahar kızıla çalarken, tüketiyor elindekileri, son yapraklar, son kuşlar bunlar, uzun bir zaman kuru dallara, aralardaki tek tük çamlara kalacağız, yaprak dökmeyen, bezgin, yorgun bir köşede dikilen ağaçlara, yerli kuşlara kalacağız, Eylül geldi geçti, ekimin de son günü, kasımın en fazla ortasına kadar yakmayan ısıtan güneş var, sonrası kış…
Mevsimde kış, ömrümüzde kış demicem tabii ki de :))) Mevsimler gelir geçer engel olmayız amaaaaaaa ömrümüzün kışı baharı elimizde, hatta bahar içimizde bilindik o yerde Ekip, sularsan ürün alırsın. Hatta “Ne ekersen onu biçersin” diye bir ulu söz ile destekleyebiliriz :))))
“Yaş dediğin kırkı geçmeli, dostluk dediğin en az otuz sene devirmeli” diye bir cümlede benden. O güzel insanların hepsi atlarına binip gitmemişler, kalanlar var valla :))) Ara ara ama tam zamanında çıkıp geliyorlar. Dostlar birbirini hissediyorlar. Eskimiş dostluklar her daim göz önünde değiller, olamıyorlar, olmasınlar da zaten
Sevginin ne sınırı ne engeli var, hoş görüsü var, tesellisi var, türlü türlü renkte hissedilecek duyguları var, sevgi en çok da dostluğun içinde var. Dostluk bizim gizli hazinemiz, sözle beyana, şahitle desteğe gerek olmadan yanımızda yanı başımızda …

31 EKİM 2013

Tam da cuma günene uygun bir haldeyim, gerçekten cuma mı diye de şüphedeyim Günleri ikram edildiği şekilde yaşadık, başını sonunu karıştırdık, takipte zorlandık desek de olur. Haftanın son gününe yapılmış yüklemeler gözlerimin önünde bekleşirken ben de bekliyorum, aaaaaaaaaz sonra başlıcam da, artık ayaklarımın götürdüğü yere ki muhtemel ilk adım mutfağa :))))))) Bugün misafir var, yarına öbür güne de bi şi ler var :)) Hazırlandım sayılır amaaaaa son dokunuşlar var. Saatler sabahı gösterirken, sabah olmamış hissi veren karanlık içimi daraltıyor. “Hep karanlık, hep karanlık yeter, yeter artık” demek bizi iyicene bunaltır, çünküüüüüüü epey bir zaman karanlık. Takvim mevsimleri üç aylık ayırmış ama sarkmalar oluyor maalesef :))))
Üstümde iyi bir enerji var, kendimi dünya dönerken bir el atıyormuş gibi hissediyorum diyebilir miyim bilmiyorum :))) Desem iyi olacak diye düşünüyorum, buralarda ne işim var gitsem, hafifçe radyomu açsam, kulağıma gelen müzik sesleri ile ruhumu dolaştırırken, ellerimde iş görse, bu arada yan pencereden gelen mesajla salı günü de doldu :))) Gelecek 12 adet perşembenin akıbetine yarın karar vericem :)))
Böyle işte hayat her şekilde devam ediyor, içimiz dışımız ayrı tellerden çalarken,dışımız baksan Roma’yı bile yakacakken, içimiz bir kibrit bile çakamazken, bu ne yaman çelişki böyle diye diye… hayatımızda ki değişen, gelişen, çelişen her şeyle devam devam…

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑