GERGİNİM


Üstümde bir gerginlik, bir gerilmedir sürüp gidiyor. Astroloji sayfasına bakıcam bir ara Merkür geri geri mi gidiyor, giderken Terazilerin de elinden mi tutuyor bilemedim 🙂 Öyle çoooooook coşkulu biri değilim ama sessiz sedasız köşede de sayılmam. Güncel deyimlerle yerine göre ölçülü atarım ,giderim var. Fakaaaaaat bu ölçüsüz bir durum. Tahminimce bir sürü ufak tefek birikti, üst üste geldi, bir sıkışma durumu var. Bir patlama bekleniyor, sonra geçecek amaaaaaaa nereye, kime patlayacak o meçhul.Misal, bugün kaç kişi ipten döndü 🙂 Kendimi tuttum, frenledim pişman mıyım değilim de, aaaaaaay belki de uygun birini bulamadım. Ama kasadaki kızı elimden kaçırmasam da iyiydi. 100 tl yi geçen alış verişlerde her 100 tl için 5 tl hediye çeki, kampanya, iyi, güzel. Bir işletme mezunu olarak hiç bir promosyonun tüketici lehine olduğuna inanmam, mutlaka gizliden bir şeyle kat kat ödetilir ya da stok tüketilir, vardır bir hikmeti :))) İlla ki içine abartı, yalan da karışır. Hiç sevmem satışı, pazarlamayı :))) Neyse biz alış verişi yaptık, 5 tl çekimizi alırken, kasa önüne yığılı çorapları işaret etti kız, çekinizle çorap alabilirsiniz diye, çorap 5 tl diye anlaşılacak şekilde, iyi dedik, çorabı aldık, yeni fiş elimize gelirken, 3 tl daha ödemeniz gerek, çorap 8 tl dedi hanım kız. Birden bir ateş beni tepeden tırnağa yaladı, üstüme bir enerji geldi, hatta fazlası var. Üçünde beşinde değilim, benim itirazım ifade tarzına, birden vazgeçtim fişi iptal et demek istedim, gerçekten istedim ama 🙂 Sonra da amaaaan bu kızcağızda ne yapsın, üç beş bi şi kazanacak, bozmayım, onu bu davranışa zorlayanlar utansın dedim ve hırsımı içime gömüp devam ettim 🙂 Yaşlılık böyle bir şey işte diyesim de var ama bugün olmaz demicem, sadece kızcağızı afettim o kadar 🙂
Gergin halim gerilme kat sayısı düşmüş olarak devam ediyor, aslında sebebi var, biliyorum, amaaaaaaa alışkanlık işte ” Şu şudur” diyemiyorum. Çünküüüüü bazı sebepler açıklanamayacak kadar saçma, bir küçük ayrıntıya bir küçük olaya takılıp kalıyorsun, ben hala ordayım demeye de utanıyosun, sonra da kıvırıp duruyorsun 🙂 “Neyin var, canın mı sıkkın” sorusuna “yooooooook, hiç bi şeyim yok, sana öyle gelmiş, ben iyiyim” diyenler kendi kendini kandırıp, kendine yalan söyleyenlerdir, derim, hatta, iddia ederim 🙂 Kendilerinin bile açıklanamayacak kadar saçma buldukları bir sebebi dert edip, dertlenip, gerilip, gerenler sözüm size “Yapmayın” demek isterdim ama yapılıyor işte 🙂 Bu kadarla kalsa iyi bi de olmayacak günahsızlara patlıyor insan, yeri göğü inleterek, sonrası bir ferahlık denebilir de denemez de boş yere kırılan bir kalp bile olabilir neticesi.Olmasa iyi de oluyor işte …

Reklamlar

FİRARİ UYKULAR


Biraz yorgunluk, biraz duygusal yüklemeler, yaşlı ziyaretleri, hastaları yoklama, içinden hüzün geçen muhabbetler, özlenenler, hatıra gelenler, eski şarkılar, eski anılar, sonu üzüntü veren kitaplar… derken sabah aklımdan geçen Savaş ve Barış da akşam akşam film kanalında karşıma çıkmaz mı 🙂 1956 yapımı hemi de.Renklendirmişler bi de. Taaaaaaaaa yıllar yıllar önce bir soğuk kış gecesinde gece geç vakitte TRT1 de siyah beyaz izlemiştim. Boğazım düğümlenirken, kavuşamayanlara, yanlış anlayanlara, sabırla bekleyip kavuşanlara usul usul ağlamıştım. Annem ara ara “Daha yatmadın mı?” sen diye seslenmişti de, “Ööööf anne, yarın tatil” demiştim ben de, sonra yatmadan bakmıştım pencereden, yerlerde kar vardı, gece ayaza çekmiş, ay ışığında pırıl pırıl parlardı, o zamanlar baktığın yerden gözlerin uzaklara değerdi, evlerde çok kimse erken yatar, sokaklardan ara ara bekçi düdüğü sesi gelir, bazen de kış gecesine özel bozacı geçerdi. Her yer sessiz, her yerde sessizlik tatil gecesi bile çok da fark etmezdi. Ne yapılırsa yapılsın gece on ikiden evvel biterdi. Güvenli değildi yollar, huzur var mı idi tüm dört duvarlarda bilemem. O zamanlar baktığımda kendimi nasıl hissetmiştim, uykum gelmiş mi idi, unuttum.
Bugün yine aynı filmi daha erken bir saatte bitirmişken, bir ara kaltığımda yerimden yine baktım pencereden. Kışa dönmeye hazırlanan bir sonbahar gecesi, düzenli olarak üşümediğimden havadan emin değilim, yani aralık ayında bile kendimi temmuz güneşinde hissetme ihtimalim var da, ondan öyle dedim 🙂 Gece yarısı oldu bile ama her yer lunapark gibi ışıl ışıl, yeryüzü, gökyüzü trafiği yoğun, sesler türlü çeşit, arabalar, yayalar sokakta epey insan var 🙂 Şimdi daha güvenli değil sokaklar ama aldıran yok. Günümüz insanı biliyor artık, ömürün bitmesi koşulsuz ve bir anlık.
Bir geceden bir geceye arada ne çoooooook fark var. En az 35 sene geçmiş olmalı. Ne çok hafta ne çok gün eder toplasan. O günler nasıl geçti, günlerle beraber kimler geldi geçti,Ne kaldı elimizde, biz geldik ne hallere… diye diye artık bu gece uyku firari 🙂
Arada olur böyle, aklıma gelir gelir, deşerim. Otursam da yatsam da fark etmez, benim film gözüm açık, kapalı arasız devam eder 🙂 Geride bırakılmış bunca yıl varken, bir o kadarını üstüne koymak ihtimal dışı iken, doğum günlerinde nice nice seneler dilemek, dalga geçmek gibi aslında diyerek konuyu başka yöne çekmeye gayret etsem de olmayacak 🙂 Bu gece döküm saçım gecesi, bir hafifleyelim bakalım…

EKİM ORTASI, İÇİNDEN BAYRAM ve TATİL GEÇEN GÜNLÜKLER


485847_10200688960760172_1875189270_n

11 Ekim 2013

Bir yanım çabuk çabuk diye söylenirken, bir yanım rehavet içinde :)) Yapacak çooooook işim var, bu doğrudur. Yapacak imkanlarım da var, bu da doğrudur. Bir gün her şey için yeterli zamana sahiptir, eveeeeeeeeet , buna da katılıyoruz. Öyleyse ne yapıyoruz; Germiyoruz, gerilmiyoruz. Akışa en uygun sırayı yaparak, araya küçük molalar katarak, yaptığımız işlerin bize hoşluk olarak döneceğini umarak, kaç kez daha bir araya toplanabiliriz, kaç bayram bayram gibi geçebilir diye cevabı destek veren sorular sorarak bir yerden başlayacağız :)))))
Kahvaltıyı kahve ve çikolata ile yaptım, zihnim açılsın, enerjim yüksek olsun diye
Üç gündür marketi eve taşıyorum, artık onları kaynaştırma zamanı geldi
Zeytinyağlıları bugün bitirsem, yarın da hamur işleri ile ilgilensem iyi olur
Çok fazla temiz titiz olmaya gerek yok, zateeeeeeeen pislenecek bir evi temiz tutma çabaları gereksiz Bu da tecrübelerimle sabit
Hediye işleri tamam, temizlik yarı tamam, yemekler henüz yok
Yazıp okuyunca manzara hiç de korkutucu değil, her şey olacak yetişecek, tamam olacak gibi :))
Geniş aile çocuğu olarak büyümüş biri olarak, hatırımda kalan bayramlar; Kalabalık, geniş sofralı, günler öncesinden hazırlanmış stoklu yemekler içeren, içinden mendil, harçlık, büyük anne, dede, bayramlık elbise geçen, çokcana el öptüğüm, çok insan gördüğüm, yaş itibariyle çalan her kapıya koştuğum, mutlu mesut olduğum günler dizisi . Gelenekçi biri olarak, Anadolu’nun tam ortasına gelin olup bu konuda kendimi geliştirme fırsatını buldum, ben de artık büyükler arasındayım, üstüme düşeni yapmalıyım, deyip son gazı da verdikten sonra, kim tutar beniiiiiiii :)))))
Benim bayram bu akşamdan en geç yarın sabahtan başlayacak gibi, yaptığım yemekler de, temizlik de muhtemelen bayramı görmeden tükenecek :)))) Olsuuuuuuun bir çaresine bakarız :)))
Bir cumadan bir cumaya hatta daha fazlasıyla başlayacak tatil gönlünüze göre, gönlünüzce olsun, yapılacak en iyi işlerden biri kendimize iyi bakmak Hem kendimize olan sevgi ve saygıdan hem de bizi gerçekten sevenlerin varlığından, biz de öyle yapalım.

12 Ekim 2013

Ayrı çatılar altındaki aile bir çatı altında dün gece yarısı itibariyle toplandı Mutluyuz Anne baba çocuklardan oluşan çekirdek aileye büyük olarak teyzeyi de ekledik, şimdilik tamamız, gelenle gidenle artıp eksilmeye hazırız.
An itibariyle ev manzarası ; Her fişten bir kablo sarkıyor, her sandalyenin arkasında bir parça eşya var, %50 uyanık, gerisi yarı uykuda, ocakta çay var, demlendi, bergamot aromalı :)) Çamaşır makinesi start aldı, okul kıyafetleri dönüyor, valizleri balkona tıktım, ortada toplanacak çok şey var da toplamaya gerek yok, bi de zaten koyduğum yerleri unutup bayram stresi yaparak kendimi germek istemiyorum :))))))
Kökeni teeeeeee kocaları savaşa gidip de dönmeyen nenelere dayanan, hem tarlada hem de evde çalışan, oğlanı, gelini, kızı, damadı, torunu torbayı bir arada tutan büyüklerden, rahmetli annemden aldığım bilgiler doğrultusunda aileyi kaynaştırıp anlaştırıyorum, bilgi akışını sağlıyorum, ortayı buluyorum, yaniiiiiii kaba işçiyim. Dominat anne değilim ama dengeyi ayarlıyorum :)))) Atalarımız ; “Ev yapacaksan tuğladan, kız alacaksan terazi burcundan” demiş :)))))))))) Bunu da hemen şimdi salladım, ama iyi oldu, söz uçar yazı kalır, elbet bir gün ata olacağım, o zaman bu cümle ile de beni anarlar dermişiiiiiiiim :))) Elimde değil bağzı konularda hiiiiiiiiiiiiç mütevazi olamıyorum :))))))
Bir araya geldiğimizde en fazla üç gün bir arada kaldık, sonrasında illa ki bir giden oldu. Bu sefer tatil uzun, çocuklar delikanlı, genç kız oldu. Anne baba da ilk günkü gibi değil :))) Bilmem artık nasıl yapacağız :))) Ortam dolasıyla bana çooooooook ihtiyaç var, bu nedenle tatil bitene kadar yazmam bir daha buraya :))) Elle deftere tutulmuş Bayram Günlüğü kısmetse bayramdan sonra
Tatilin tüm günleri bayram gibi geçsin dilerim, sağlığınıza dikkat etmenizi isterim, bayramı küskünlükler ve kırgınlıklar için fırsata çevirmenizi temenni ederim, varsa büyükleriniz mutlaka arayın sorun, gönlünü alın diye de eklerim
Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden, üç aşağı beş yukarı olanların da yanaklarından öptüüüüüüüüm
Şaaaaaaaaaaaaaneeeeeeeeeee bayramlar cümlemize

13 Ekim 2013

Tatilin ikinci günü tam anlamıyla yayılma günü, ekleriyle birlikte iki gazete alınca adam başına bir parça düşüyor 🙂 Tv de açık, kontrol babada,sorun yok, devamlı sinema. Gençler telefona bakıyor, gülüyor, yazıyor, hayat avuçlarının içinde akıyor. Tablet kızla benim aramda gidip geliyor, Candy de hala aynı leveldeyim, geçmek için sıkı bir çalışma istiyor, Ablam ibadet boyutunda hepimize duacı. Bir iki gün yazlık yapalım dedik. Oylamaya koysak ortada kalacak.İş başa düştü, herkesi memnun etmek için ortayı bulmam lazım, çalışıcam 🙂

14 Ekim 2013

Bugün arife yazlığa gidilecek, dünden mezar ziyaretlerini yaptık. Mangal alışverişi tamam, çocuklar gönülsüz amaaaaaaaaaa”Hayat akıp gidiyor, zamanla bir arada olmak daha da zorlaşacak, herkesin kendi ailesi olacak, belki biz olmayacağız, onun için de babanızı kırmayalım. 2-3 gün kalır döneriz. Bunlar tekrarı olup olmayacağı belli olmayan fırsatlar, hadi gidelim. Herkese bir battaniye, bir koltuk, kahvaltı anneden, akşam yemekleri babadan, deniz havası, çam kokusu, sınırsız tembellik imkanı ile hoş bir anı garanti ediyorum” diye bir konuşma ile gönülsüzleri gönüllüye çevirdim 🙂

15 Ekim 2013

Bugün bayram, erken kalktı çocuklar, namaza gittiler, gelirken fırından sıcak ekmek ve simit alacaklar. Çayı koydum, Hırkasız, çorapsız olmayan ama temiz bir hava var. Gece şömineyi yaktık. Yatakları kışlık yaptım. Bir sürü yorgan ve battaniye varmış. Annemin elleri ile düzelttiği dolapları açmak, içindekileri kullanmak içime dokundu. Toplam dolu olan üç eve var bizim sokakta, etraf sessiz,temiz ve huzurlu.
Birazdan bayramlaşacağız. tatlıyı şekeri evden getirdim.Kavurma şimdilik kasaptan, küçüklerin ders kitapları, büyüklerin hepsinin okunacak romanları var. Ailemi küçük bir salonda toplamak çooooooooook güzel. Bizimki bir arada az zaman ama kalitelisinden hoş zaman. İleride daha da kalabalık olmayı, anlara anne yemekleri ile dolu sofralar kurmayı, isteyerek gelmelerini, eksilmeden artmayı dilerim.

16 Ekim 2013

Hava ağır ve nemli, geldi gelecek derken yağmur da hafiften dökmeye başladı.Çatıya vuran damlaların sesleri birleşerek, bütünleşerek artıyor.Dışarıda yağmur, içeride bir küçücük odada, gazete, kitap okuyan, oyun oynayan bireyler 🙂 Eskimiş kanepeyi güçlerimizi birleştirerek attık, yerini yeniden düzenledik, yaz için çatıdaki oda ve diğer odalarla ilgili planlar yaptık. Uzun ve kuvvetli bir kahvaltı ile ikindiden sonra akşama yakın zamanda mangallı akşam yemekleri odayı masa başına topluyor. çok konuşup söyleşmiyoruz ama herkes herkesin farkında. Bir küçük espri ağızdan ağza değerek, gelişerek bir dolu kahkahaya dönüşüyor. Arada tv açsak da sessizlik tercihimiz. Küçük oğlan acıkınca “Baba ateş seni çağırıyor” diyor, büyük oğlan günde iki sefer market için dışarıda, ablam eski türkçe, yeni türkçe okumalarda, kızda da acaip bir ders çalışma isteği var, sınavlara böyle hazırlanmamıştı 🙂 Erken yatıp, erken kalkıyoruz.Kahvaltı ve bulaşıklar bende, gerisi serbest zaman.
Aslında seyirciyim geçip giden zamana ve o zamanın içinde yer alanlara. Sonra, sonra çoook yıllar sonra; “Babam istedi, annem destek verdi, bayramı yazlıkta geçirmiştik” diye başlayan içine içlerine işleyenleri ekleyerek, sohbete dönüşecek olan, çocukların kendi aralarında konuşacakları, çocuklarına anlatacakları, arkadaşlarına komik yanlarından söz açacakları anların arasında nasıl duracağına bakıyorum…

17 Ekim 2013

Yağmur çok şiddetli yağıyor, evin çatısı damlamaya bile başladı. Yazlıklar böyle işte, elini hiiiiç üstlerinden çekmeyeceksin. Her sene bir akarı kokarı olur 🙂 Biraz azalsın da evi toplar çıkarız. Bir ev daha var, onlar biraz daha kalacakmış, soba kurmuşlar, havası hanıma iyi geliyormuş. Onlarda gidince etraf kuşlara kalacak, açık buldukları her yere yuva yapacaklar, çocuklar biz gelene kadar büyümüş olacak :)) Ağaçların boyları biraz daha uzayacak, ayrık otları ve başka lüzumsuz gibi görünen otlar bahçelerde coşacak, arada bekçi dolaşacak, tek tük gelen giden olacak. Site bakım yapacak, hazirana rapor sunup para alacak… bir sürü rutin şey. 12 ayın 3 ayında şenlenen arada gidilip gelinen bir evler, bir nesilin emeklilik hayalleri 🙂 Çocuklar büyüten, sonra onların çocuklarını misafir eden, yalnızlıktan kırılıp dökülen evler…

18 Ekim 2013

Bayramın son günü, tatil devam ediyor Yağmur durup dinlenip, arada güçlenip, arada seyrek seyrek serpip , sarı yaprakları daldan düşürüp, ıslak hale getirip, rüzgarında yardımıyla sağa sola savurup etrafı “Sarı Sonbahar” resmine döndürüyor:) Yazlıktan döndük, yüz yüze bayramlaşmalar bugüne. Herkes uyurken ütü yaptım, sıra siyahlara gelince içim sıkıldı, bu kadar genç insanların siyah düşkünlüğü düşündürücü :))) Tamam çooooook derinliği olan bir renk, sessizliğin seslerini dile getirir gibi, hayatın üstünü kalın puntolarla çizmiş gibi, saklama yeteneği de var, güneşte gölge oyunları ile parlar… yine de her daim tepeden tırnağa çoooook fazla, yanına yöresine bir ki bir şey eklense güzel olur :)))
Kahvaltı kardeşimde, benden küçük amaaaa, dün akşam illede gelin dedi, yaş içinde ben hızlı yaşlanıyorum seni geçtim bile diye ekledi. Çoook kalabalık değiliz, bir gelin, bir damat, üç kardeş, beş adet kardeş çocukları :))) Senede bir iki tüm güne yayılan bir beraberliğimiz oluyor, yemeli, içmeli, geçmişten söz açmalı, bugüne ait çoluk çocuk muhabbetleri, yayılıp gazete okumalı, gelsin çaylar kahveler :))) İki kıza yüklenen siparişler, gelinin değişik yemekleri, damadın çoook bilmiş, danışılan halleri, oğlanların ekran karşısında dizilip oynadıkları oyunlar, ablam ve ben de büyük olmanın tadını çıkarırken, aileye yeni eklenen kedicikle biraz oynaşırız :)))))
Hayat devam ediyor, Etmeli de Yağmur çamur, uzak yakın, kış yaz, hüsran sürpriz, büyük küçük, yaşlı genç… fark etmez. Sınırları çizen biziz, silip, bozmak, yeni hatlar eklemek, çıkarmak elimizde…

19 Ekim 2013

Yavaştan dönüşler başlıyor, gelenler gidecek, gidenler dönecek inşallah Evde hareket başladı, yolculuk var. İnsan evladına doyamıyor, kıyamıyor, sanıyorsun ki yıllarca yıllarca yanında olucan, her şeye müdahil olup, eksik tamamlayacan Neyse ki ben bu psikolojiden yıllar evvel kurtuldum, Amaaaa yine de canı istedi diye sabahın köründe pırasa pişirip, et kavurdum, gidince akşam yemeğin olsun diye, itirazlara da “Ben kapağını sıkıca kapadım, onlar çooooooook pahalı saklama kapları, bir şey olmaz, hem araban var, ayrıca bir daha ki sefere gelirken geri getir” diye klasik anne cümlelerini kurdum valla :)))))
Zaten ben de ufaktan daralmaya başlamıştım, evin eski halini hatırlamaya çalışıyorum gibi de bir halim var sanki :)))))) Tatil sonrası tüm babaların gidecek bir işi, tüm çocukların gidecek bir okulu, tüm misafirlerin gidecek bir evi, tüm annelerin de kendine gelebilecek serbest saatleri olabilmeli :))))
Güzel vakit geçirdik, evin havası çiçeklere de iyi geldi. menekşeler coşmuş, pembesi moru yaprakları , “Aaaaaaaay çok eğlendik, çok güldük, çok söyledik, ne yedik ne yedik” der gibi :)))) Bunca beraber, diz dize, göz göze geçen zamandan sonra öğrendik ki;
Halden anlamak güzel bir şey ama iki kişi arasında hislere tercüman olmak her zaman için hoş değil hatta gerekli de değil. Doğru anlasan bile anlatırken doğru cümleler bulamıyorsun, çok anlamlı kelimeler hiç aklına gelmeyen bir anlamı ile anlaşılabiliyor, özünü kavrasan da, yol tarifi yanlış olabiliyor… Artık çocukları babalarına tercüme etmekten vazgeçtim Müdahale etmeden beklemek en güzeli Fakaaaaaaat babayı çocuklara tercümeye devam dermişim :)))))))
Hayat hep bildiğimiz ama kulak asmadığımız şeylerle dolu, her şeyin tam olarak anlaşılabilecek bir zamanı var, sabır ve hoş görü şahane nitelikler, önceleri biraz sıkıntı verse de alışınca sonuçları açısından iyi oluyor :)))
Yola gidenler, yoldan gelenler; güle güle gidin, hoş gelin

20 Ekim 2013

Ne kadar güzel bir sabah :)) Temiz hava, az bulutlu gökyüzü, ısıtsam mı ısıtmasam mı, bir çıkıp kaybolsam mı yok yok kalayım da son güne cila olsun diyen bir güneş :)) Günlerden pazar, pazartesi öncesi Kafa karıştıran, plan program yaptıran, yarısı sorumsuz, yarısı sorun istiflemesi ile geçen, ufaktan travmaya, strese bağlanma ihtimali olan, istersen deli gibi çalış, ev temizle, istersen gez dolaş yarına yorgun başla çok da fark etmeyen, arkasından kesinlikle pazartesi gelen, mecburiyet taşımayan , herkesin keyfine bakan bir gün
Güzel geçme ihtimali yüksek tutulursa, yarına faydası olur. Güne çay, kahve ile başlama, yatak keyfini yattığın yerden gazete okuma ile uzatma, illa ki de tv yi açık tutma, yerinden kalkmadan aynı zamanda sosyal medya ile ilişki kurma şeklinde devam edilse olur Pazar kahvaltısının hazırlanması vakit alır, yemesi daha da çok vakit alır öğlen arada kaynar, akşama da az bir zaman var, ne çabuk akşam oldu, geceler uzamaya başladı, hemen de sabah olur :))) Derken, düşünürken gün biter bile.

20 Ekim 2013

EKİM BAŞI GÜNLÜKLERİ


960002_10201408741474240_1723226111_n

İçinden doğum günü geçen, sonbaharın ortasının başını anlatan, bayrama yakın günler..

01 Ekim 2013

“Ekim mi bize gelmiş, biz mi ekime geldik ” Amaaaaan ikisi de olur deyip ” Hoşgeldin, günaydın ve de hayırlı olsun içeren ” ortaya bir karışık bırakarak başlıyorum
İçim karanlık, dışarı karanlık yarab bize bir ışık arayışında, enerjisi varla yok arası, facebook ilk açıldığında, teeeee 35 sene evvel çekilmiş, ip ince resmi ve paket yazışmaları ile karşılaşmış, farkındayım ama havamda değilim, havaya nasıl girerim diye düşünürken, herkes gittikten sonra yatağa geri dönsem, yorganın altına saklansam, ses yapan her şeyi kapasam, gözüm kapalı, bilincim açık, uyusam, uyusam ve de “Her şey bir rüya olsa, unutarak uyansam” diye aklımdan geçirip, eyleme dönüştürmeden başımı üçlü kanepeye çeviriyorum ve diyorum ki; Sırtıma bir yastık, üstüme bir polar battaniye, yakınımda telefonlar (ama çalmasın duasıyla), bir kupa bitki çayı, limonlu, okuduğum kitap ruh halleri ile ilgili, “kendi ruhum çalkalanırken, başka ruhların halini çekemem ben ” deyip, on gün evvel elime geçen bir adet Beyaz Dizi kitabına yoğunlaşsam, olmayacak her şeyi olduran, sonunu mutlaka mutluluğa bağlayan bu kitapla, Alice gibi bir kapıdan girsem, “Her şey çoooooooook güzel olabilir” diye inanarak geri gelsem:))))
Ya da kalkıp evimi derip toplayıp, yemek yapıp, markete gidip, sıradan davranışlar sergileyip, sıra dışı ne yapabilirim diye aklımdan geçirebilirim :))
Bir bakıyorum elimde çooook şey var, bir bakıyorum hiç bir şeye yetmiyorum :((
Böyleeeee böyleeeeeee gidip gelerek, bir şekilde normale döneceğiz, olmadı normalin tanımlarını değiştireceğiz, Geniş kapsamlı sonbahar halleri bunlar, uzuuuuuun kışa ön hazırlık, fazla uzatmadan, bunun bi de kışı var, içinde çoook az güneş olan günler var, zamana yayalım, bugün de böyle geçsin, cuma ya kalmadan çaresine bakalım…

02 Ekim 2013

Nihayet yağmur mu yoksa eyvah yağmur mu demeliyim bilmiyorum Bildiğim artık bunalmış halde değilim :)))) Tam kara bulutları tepeme toplamış, içimi kendi kendime, dışımı da Balkanlar’dan gelen soğuk hava dalgası karartmışken, memleketimin paketi açılmış ama ortada Pandora’ nın kutusu açılmış havası varken, durum pollyanna için bile zor görünürken, daha bi sürü bi sürü şeyleri bir araya toplamış aklımda tutarken… sen kalk kız hastalan :((( Dün akşama bile kalmadan kuşluk vakti terk ettim bunalmış halimi :)) Çoluğu çocuğu, eşi dostu, pencereye gelen kuşu, gelişmiş sorumluluk duygusu olanlar, kendilerine fırsat kalmadığından zooooooooooor bunalırlar :)))))
Kızım evin ışığı, neşesi, cıvıltısı :))) Kapı açma, telefona bakma, su getirme, bakkala gitme, tv nin bilgisayarın düğmesine basma, ihtiyacı olan aletleri şarja takma, ocağın altını yakma, fırını kapama… gibi tüüüüüüm hizmetleri, papuç kadar dili ile söylene söylene yapar, ama kesin yapar :))))) O hasta olunca benim bir yanım ışık almıyor :(((
Hafif bir kırıklığı, manen ve madden hemen tedavi ederim, ilaca kalmadan, meşhur tavuk suyuna yayla çorbamı yapar, içine sevgi katar, bir eksiğini tamamlar, geri dönmesi için acil gayret ederim :)))
Daha kalkmadı ama iyidir diye düşünüyorum, hasta çayı ballı, nane limonu içirdim yatırdım kiiiiiii bu da mucizevi bir çaydır, heeeeeeeer şeye iyi gelir :)))
Hava karanlık, içim aydınlık :))) Eve kapanıp, kitap okuma, sıcak bir şeyler yudumlama, ara ara camdan bakıp, “kış geliyor” diye tekrarlama havası ama, dışarı çıkmakta fayda var. Azıcık yağmurda ıslanma, hem hafta içi, hem de hava uygun değil şartları göz önüne alınarak boş AVM de dolanma, bayram için çocuklara ufak tefek bir iki hediye alma, Kadın ruhunu en iyi anlayan Woody Allen filmine bir bilet, eline sıcak bir çay… olsa iyi olur :))))
Ben haftayı tam ortasında yakaladım, hadi sizde davranın, günler hızla geçerken,biriken günler bir çırpıda yıllara dönerken, geçen yıllar yaşımıza artı, yaşanmışımıza eksi diye eklenirken, bir gün bir gündür ziyan etmeyelim …

03 Ekim 2013

Kış geldi, denebilir ama demeyelim :)) Güneşi görür görmez baharın eeeeeen başında soyunmaya başlayan ben; Hava soğudu diye hemen kat kat giyinemem, illa ki de takvimi beklerim kiiiii, dün kapalı ayakkabıya geçtim hem de çorapla :))) ileriye dönük tahminlere, aklımda kalanlara bakarak üstümde polardan ileriye geçmeyi düşünmüyorum, hatta ısrarcıyım,bakalım artık nereye kadar :)) Ama iyi soğuk var.
Hayat hep tekrarlardan ibaret, mevsimler gelip geçiyor, bayramlar gelip geçiyor, insanlar gelip geçiyor, biz de gelenle geçenle oyalanıp zamanın geçmesini bekliyoruz, zaman da zaten belli bir yaştan sonra, yani kırklardan sonra rüzgar gibi gelip geçiyor Günlerin heyecanı azalıyor, telaşı azalıyor, hayat önümüze ne getirirse olduğu gibi kabul etmesek de kendimizi yırtarcasına mücadele de etmiyoruz. Biliyoruz ki her şey bir yere kadar. Hayat sen gibilerle, senden farklılarla, sana uygun olan ya da olmayan şartlarla… hayat karmakarışık bir ortamda kendinle barış içinde yaşama sanatı.
Eveeeeet, uzun sürdü belki de ama bil ki hayat barıştım senle :)) Olduğun gibi değerlisin, kıymetlisin gözümde, sen bana ısrarcı olma, ben sana ısrar etmeyim, ortak bir yerlerde, ortak olmayan her şeyi olduğu kadar diyerek paylaşmak dileğiyle,
Cümleteeeeeen GÜNAAAAAAAAAAAAAAAYDIN
Dünkü sokak programı tamam, film güzeldi, sonunda “Eeeeeeeey damarına basılan kadın sen nelere kadirsin, altmış saniyede altmış kişiyi ipe dizersin :))) hem de yanacaksak da hep beraber mantığı ile” dedirtti :)) Bugün ev içi aktiviteler, kitap okuma, iki günlük yemek yapma, Berlin duvarının yıkılma yıl dönümü dolasıyla evde olan oğlanın gönlünü hoş etme… bunlar aklıma olanlar, olmayan bir şeyi eklemeye de , olanı eksiltmeye de müsaitim :))))

04 Ekim 2013
Yataktan kalkarken “Bugün hiç işim yok” diye kalkmakla, “Bugün çoooooook işim var” diye kalkmak arasında teşvik edici bir fark var :))) Zamana karşı yarışma, bir yerlere yetişme, bekleme, erteleme, üstüne gitme, arama, bulma, paylaşma, saklama, kızgınlık, kırgınlık, hüzün, neşe… çooooooook işin tarifinde önemli yerler tutar.
Çocuklar küçükken bir balık almıştım. Dünya gibi yuvarlak, sulu, bir iki süsü, dibinde taşı olan kavanozla hayatımıza girdi, veeeee ne çekti o kırmızı balık, sıkılmıştır, dolaşsın diye elinde sallaya sallaya gezdirenler, müzik dinlesin diye içine tedris atanlar, aklına geldikçe biz yiyoruz o da yesin diye besleyenler… birlikte epeyce bir yaşadık. Uzun kalmalı bir yere giderken komşuya bıraktık, geldik ki ölmüş, sessiz, sakin, düzenli hayata dayanamış :)))
İşte böyle, her şey bitip de yoluna girince, bir oooooh demeden ölebiliyorsun. Bu nedenle, hem koşturup hem de aralarda “Ooooooooh dünya varmış” demeyi öğreneceğiz. “Dünya para üstüne döner” der bazı şarkılar :))) “Dünya dostluk ve sevgi üstüne döner” der bazı çok bilenler :))) “Esas dünya iletişim üstüne döner” der şimdikiler :)))) Bence her şeyin üstünde döner, az az karıştırmak, arada ölçüleri değiştirmek yeter
Günlerden cuma, Film Ekimi’ne biletim var, sonrasında kültürel olan olmayan etkinlikler, en sonunda da Cuma trafiğinin tam ortasında kalma ihtimalim yüksek :))) Bakıcaz artık, çıkış saati belli, dönüşü açık bıraktık :)))
Hep aynı sloganla devam, “Hayatın tam içinde, herkes kendi hayatının merkezinde, görerek, hissederek, takmadan, takılmadan, bekleme yapmadan devam, devam..”
Haaaaaaaaaydi bakalım, gelsin geçsin cumalar :)))

05 Ekim 2013
Sonbaharın ortasına bile yaklaşmadan içinden kış günleri geçen bir haftanın hafta sonu sabahından “GÜNAYDIN ” (Ben düz yazdım, siz biraz titreterek okuyun :))) ) Sabah kimse bir yere gitmeyecek olunca, soğuk havayı da bahane ederek, sessiz kalmak uyuyanlara iyi gelir diye düşünerek, çoooooook uyuduğumu zannederek, içime fenalık getiren uyku ile uyanıklık arası kalabalık rüyalarımı terk ederek, iyi olduğumu zannederek, gün için ümitli olduğumu farz ederek başladım
Dünkü filmden de gördük ki ; Hayatın kalitesi çocuk yaşlardaki travma sayına bağlı Travma kaçınılmaz, herkesin travması da kendine de kendi kendinle yüzleşmez, kimseye açılamaz söylemezsen, içindekini besleyip büyütürsün, bir patladığı anda yanın sıra en az üç kişi götürürsün :))) Hayatın eeeeen gerçeklerinden biri bu. Sevgi heeeeeer şeyin ilacı ama severken sevdiğini gösterip anlatıcan fakaaat sevgini anlatırken de iyi bir duruş sahibi olucan. Öyle salya sümük, yapışık, “seeeeeeen benimsiiiin, paylaşamam, kimselere veremem” çeşidi de içten içe ilerleyen, sevdiğini kendine bile itiraf etmeyen çeşidi de hastalıklı ve de yanlış. Tüm bunlara bir evin bir evladı, anne baba çalışıyor, yabancı uyruklu bir hizmetçi de eklersen olay Singapur da geçse bile manzara benzer :)))
Demek ki neymiş; asıl dünya ayar üstüne dönermiş, her şeyin bir dozu, artan eksilen, bazen tamamen kesilen, tahminen belirlenmesi gereken, kayıtlı ölçüleri olmayan, miktarı herkese her şeye göre değişen elimizin ayarına benzeyen ama gönlümüzün ayarı denilen bi şi varmış, “vaaaaaaaaar biliyoruuuuz ” diye onayladıktan sonra, sonrası herkesin kendine göre :)))))
Güneşin de sıkılıp bulutlar arasından kurtulduğu, ” Ne bu böyle, daha doğru dürüst sararıp solmadık, bizi yapraklarımızla kurutma” diye atar yapan tabiatın sesinin duyulduğu, “Her yer karanlık olsa da içimizde bir ışık yakmak bizim elimizde ” cümlesinin bilincinde, varsa planları ertelemeden, yoksa iç açıcı yeni bir şeyler yapmak istegi ile önümüzdeki iki günü yakmadan, boşa harcamadan bi gayretle şaaaaaneeee bi hafta sonu dileğiyle…

06 Ekim 2013

Teeeeeee yıllar önce kurtulmuş İSTANBUL’un kalabalıktan, trafikten, kazılıp deşilmekten kurtulamamış bir semtine, İstanbul Gezginleri ile ÜSKÜDAR’a ,gezip tozmaya mı desem yoksa kim, kiminle, nerede, ne zaman, neyi yapmış, o günden bize geriye ne kalmış, şimdi yerinde ne varmış… tarihsel dedikoduları almaya mı desem, bilemem, bildiğim aaaaaaaaaz sonra kızımla, yollardan toplana toplana buluşma yerine gitmek, akşama soğuğa, yağmura çarpılmadan sağ salim eve dönmek niyetim :)))
Kollara, bacaklara, tabana kuvvet bizimki, göz gezdirerek, görüp öğrenerek, günümüzle kıyas ederek, geçip gidenlerden bize kalanların hikayesini dinlemek. Herkese eğitim ve öğretim dolu pazarlar, malum öğrenmenin, öğretmenin sınırları yok… :)))))

07 Ekim 2013

Bu pazartesilerde nasıl bir gün ise ağırlığı bile yetiyor. Ağırlaştıran da biziz ama yine de bir pazartesi sendromumuz illa ki olsun isteriz gibiyiz :)) Bir önceki haftadan “Pazartesi olsun da bir bakarız” diye kaydırılanlar, pazar günü kendini iyicene bırakmalar ya da sanki yarın okul, iş yokmuş gibi kolunu, bacağını, ruhunu yormalar, bir iki günlük tatilden bir aylık verim bekleyip olmayınca daralanlar… yani elimizden geldiğince pazardan çoooooook faydalanmaya çalışıp, hiç birini tam yapamayıp ya da birini yapıp ötekilere zaman bulamayıp, yığının üstüne bir parça daha atıp bir daha ki pazara diye erteleyip, ferahlayamadan yeni bir haftaya daha başlıyoruz. Hatta başladık bile :)))
Yapılacak işler listesinin üstüne kırmızı kalemle iki paralel çizgi çekip arasına “Yapmıcam” diye yazasım var :)))) Hava karanlık, ruhumda da bir karanlık, gözlerimi kapatıp, bir loşlukta kaybolasım, canım isterse yolumu bulasım, bir ara dönesim var :))
Olur mu? Olmaz tabii :)) Çünküüüüüüüü bir bayram haftasına girerken, evin içinde dışında yapacak çoooooook işim varken, bayram temizliği, bayram yemeği, bayram alış verişi gibi geleneksel işlerin kimine hiç başlamamış, kimi de yarımken, günlerin göz açıp kapayana kadar hemen geçtiğini çoooooook iyi bilirken… hiiiiiiç bir karanlıkta, hatta loş ışıkta bile kaybolamam ben :))))))
Biraz iş güç ile bakışıp, aklımdan kesin olmayan bir sıra yapıp, “Kuralları da koyan biziz, istersek kaldırır, istersek esnetiriz” bilinci ve her şeyin çok güzel olacağı inancı ile “Neden olmasın ki” diye kendi kendime gülümseyerek, sizi de bana katarak, siz de yanınıza diğer inananları alarak, “uzadıkça uzar bu yazı keselim artık” diye yazarak, başlıyoruz
Günlere esir düşmeden, yormadan, yorulmadan, kırmadan, kırılmadan, bu günlerin sonunun uzunca bir tatil olduğunu unutmadan geçecek, gönlümüze göre bir hafta hepimize Ama önce GÜÜÜÜNAAAAAAAAYDIIIIIIIIIIIIIN

08 Ekim 2013

Bazı sabahlar akşam iyi yattığın halde sabah bir garip kalkıyorsun, huysuzluk mu, huzursuzluk mu tam teşhis edilemeyen, türlü türlü yakıştırmalarla izah edilen, ara ara rastlanan bir ruh hali:)) Kendimi ağırlık taşımak için üretilmiş, doğada kaybolacak olan amaaaaaa daha kasa da elimizde kaybolan market poşetleri gibi hissediyorum :)) Faydalı da faydasız halde :))
Neyim var diye kendimi yukarıdan aşağıya, sağdan sola bi de çaprazlama gözden geçirdim, kayda değer bir şey yok gibi. Aslında var da şikayet sevmem :))))
Ooooooooof oooooooooooof dişim ağrıyacak gibi, sinyaller o yönde, kendimi iyi de bilirim, bildiklerimi dikkate almam çok zaman. Abla abla diye gözünün içine bakan, eli hafif bir dişçi kardeşi varken, diş ağrısı çeken, etrafı hekim, hastane kaynarken, bir çoğu da hısım akraba iken bileği, böbreği ağrıyan, beli tutulan ama aldırmayan, “29 Ekimden önce asla” deyip ekimin “Bu ne lan” günlerini ek olarak bir çorap bi de kolları biraz daha uzatarak titreyerek geçiren… kimdir bu kişiye ne denir? diye uzmanlık gerektirmeyen soruyu kendime sordum ve cevabı gizli tuttum :)))))
Yani yaşlanmak mı, yaş almak mı bilemem :))) Huyumda suyumda bir değişmeler var sanki, kimi iyi yönde, kimi yönsüz bir şekilde ilerliyor:) Kötüyü kendime hiiiiiiiiç yakıştıramam da :))))

09 Ekim 2013

çimden gökkuşağı gibi renkler geçerken, kuşlar, kelebekler şarkı söylerken, çicekler dans ederken.. birdeeeen uyanıverdim, desem yalan olur :)))) Gerçi böyle uyandığım sabahlar da olmuştur. Karanlığın içinde saatin zil sesini durdurarak, bir sabahın daha olduğunu anlayarak, aklımdan kahvaltıya ne yapsam diye geçirerek, hafifçe üşüyüp, “örgü öresim geldi, bugün ip alayım” diye kendi kendime konuşup gülümseyerek uyandım:))) Bu da fena bir başlangıç sayılmaz. Bugün benim doğum günüm, henüz anamın babamın öldüğü yaşlarda değilim Bir yıl daha geçti diye üzülsem mi, yeni bir yıl daha var önümde diye sevinsem mi, Bilemedim :))) Yaşlılık takıntım filan yok, kafama silah dayayıp ya yaşını, ya da kilonun deseler bir çırpıda yaşımı söylerim :)))))))
Amaaaa işte bir şeyler geçen yıllara yenik düşüyor, bitmiyor da azalıyor, kaybolmuyor da şekli şemali, beklentiler değişiyor…
Kızım kocaman bir kartona, siyah beyaz resimlerimden bir kolaj yapmış, Üstüne “iyi ki doğdun annem yazmış”, küçük oğlan yataktan kalkar kalkmaz yaladı yuttu Büyük oğlanla işe giderken yoldan arar, eşim de uyansın yüzünü yıkamadan arar Ev halkının bu konuda ki eğitimi tamam, performans notları peeeeeeeek iyi :))
Yıllar öncesinde kendi mutluluğumuzun kendimize bağlı olduğunu, başkalarından mutluluk dahil hiiiiiiiiç bir şey beklememek gerektiğini öğrenmiş biri olarak, kutlamaları kabul ederken kendim için bir şeyler de yapıcam tabiii kiiii Aklımda bir kaç program var, “Evden biraz uzaklaşırım, caddede üç beş tur atarım, olmadı bi de sinema yaparım, yükte ve pahada hafif bir şeyler satın alıp, yemek yer, kahve içer, gönlümü gönlümce gezdirir, hoooooooş zamanlar geçiririm” daha öncesinden yapılmış örneklerim var Ayrıca sonu güzelliklere bağlanan başka alternatifler de var.
Hepsine göz atıp, uygun olana takılıp, gün içinde sevdiğim şeylerden yapıp, aklımca gelecek günlere iyi başlangıçlarla başlayıp, “hazırım yeni yaşım, sen de hazırsan başlayalım” diye mesaj atıp, mesajı alıp… burayı bilrim ki istediğim kadar uzatıp iç bayabilirim :)))) Kestik, İyi ki doğmuşum,(Kendi kendini kutlayan kaç kişi vardır acep?) “Aklımda kalanlara helal olsun, ne pişmanım ne kırgın selam olsun, hayat çok şey aldı benden, yerine seni verdi, benim filmim şimdi vizyona girdi, neler neler yaşattı zor günler,yalnız değilim savaştım, kendime dersler çıkardım…” bunlar şarkı sözleri, içinden ben de geçiyor gibiyim Hayat bazı şeyleri alıyor ama kesinlikle de yerine başka şeyler veriyor, işin sırrı farkında olmakta..
Yeminlen hayatı içindekilerle yaşamayı seviyoruuuuuuuuuum

10 Ekim 2013

“Antep’in hamamları, sallanır külhanları, Hoşgör mahallesinin dip dibedir damları” dün bir reklamda duyduğum bu türküyü sabah sabah söyleyerek, gerisini merak ederek uyandım :)))) Sanırım biraz da dünkü etkinlikten kalmayım
Yeni yaşın bir günü geçti bile, kalanı dörde bölsek, yarısı evrene saldığımız pozitif enerji, hoş görü, sabır ile geçse, dörtte biri mutluluk ile mutsuzluk arasında gitse gelse, son parçada illa ki olacak olan gam, keder diğerlerinin arasında kaynar gider diye aklımdan geçirdim Ömrümüz varsa tabii. Bizim oraların düğünün de çalgıya çengiye bir kemençeci yeter, şarkıları kemençeci aklına geldiği gibi söyler, annemin halalarımın anında yazılmış dörtlükleri varmış. Rahmetli annem söylerdi ama hiiiiiiç bir satırı aklımda kalmamış. Hedefim elime doğan çocukların düğününde horon oynamak ve kemençeçiden bir dörtlük kapmak :)))))))))))
Hayat beklentiler, elimizden gelenler ve elimize gelenler arasında gelip geçiyor. Şahane bir dünya değil bu dünya, bir yanı ağlar, bir yanı güler, bir yanı yaz, bir yanı kış bir yanında savaşlar, bir yanında huzur var. İçimizde dünya gibi bir yanı başka söyler, bir yanı başka… “Ne yapabiliriz ki ” diye kendimize acımadan, sayılı günlerin bitmesini beklemek, “kaç gün daha var” diye kederlenmek yerine günü birlik yaşayıp gitmek en güzeli Fazla plan program insanı geriyor, kısa vadede, açık ve net anlaşılır şekilde, adeta bir alış veriş listesi kıvamında, kimini unutarak, kiminin yerine benzerini koyarak, aklımızda olmayanı araya katarak …
Perşembe de güzel bir gündür Hafta ortasından hemen sonra, cumadan hemen önce Bir günlük planla, iş, güç, sevgi, hatır gönül, kendine zaman ayırma, küçük mutluluklar yakalama… ile harmanlanıp eeeeeeeeen güzel günlerden biri arasına katılabilir, haaaaaaaaaaaaaaydi başlayalım

DEĞİŞTİM VALLA


250190_2146741941863_2198308_n

Kırktan sonraki yaşlarımı çok sevdim :))) Kırkı bulunca yolun neresinde olduğunu bilmiyorsun, eeeeeen fazla yarısı dersin, o da olur olmaz bilinmez ama istatistiklere göre uzak ihtimal. Kırkların en iyi tanımı; “kıymeti bilenecek, ziyan edilmeyecek, geniş kapsamlı, zamana yayılan, planlardan ziyade anı yaşamaya yönelik, kendi kendini memnun etme temalı yıllar” diyebilirim. Kendimce, doğruluğuna da inanıyorum :))
Gençlik şen şakrak geçerken evlilikle bir durma durulma haline geçiliyor mecbuuuuuuuur. kalabalık bir dünya iki kişi ile sınırlanınca araya çoluk çocuk karışmadan birbirine yoğunlaşarak evliliğin illa kileri yaşanmaya başlıyor. Baş başa evlilik yıllarının önemli bir kısmı kutlamaları ve karşılıklı memnun etmeleri kapsıyor kiiiii tekrara düşmemek de çoooook önemli bir yere sahip. Nedendir bilinmez ama ya da bilinir de tam açıklanamaz bir sebepten bazı alışkanlıklar yıllara yenik düşüyor. Bundan da en çok kutlamalar sebepleniyor kiiiiii biz kadınlar için hayatın en önemli kalemlerinden biridir. Unutmalar, vakit bulamamalar, “Aman canım her şeyi var, alacak bir şey bulamadım” gibisinden erkek tarafından gelen savunmalar 365 günün sadece 5 günü için yaşayan kadın kısmı için tarifi imkansız bir çöküntü oluyor :)))
İstisnalar vardır ama genel durum bu, yani ben de onlardan biriydim, taaa kiiii kırkların içinde bir aydınlanma yaşayıncaya kadar :)))
Doğum günü, sevgililer günü, evlenme yıl dönümü, yılbaşı beklentilerimin tavan yaptığı zamanlardı. Evliliğinin üç senesini New York gibi tüketim ekonomisinin insanları yönettiği, kutlamaların bitip tükenmediği bir şehirde her şeyi kutlayan, aldığı hediyeyi bulabileceğim yerlere saklayan, ard arda sürprizler sıralayan eş zaman içinde bildiğin Anadolu erkeğine dönüşünce, çoooook zor durumda kaldım :)))) Hayal kırıklığı, hüsran nereye kadar, hazırlanıyorum, bekliyorum, bir de bakıyorum unutmuş, hatırlamamış, telafi çalışmalarına yalan dolan karışmış, felan filan derken küsmeler, kırılmalar…
Bir de gurbetteyim, arkadaşlarım, akrabalarım, anam atam uzakta. Sağ olsun kayınvalide hangi ayda doğduğumu biliyor ama o da günü tutturamıyor :))) Her sene 9,19,29 olsa 39 aklında ne kalırsa hediyesini pastasını alıp geliyor, o da ayrı bir hüsran :))) İkinci oğlanın doğum günü baba ile aynı, çocuğa gündüz parti, akşama babaya kutlama. İçim içimi yiyor, itiraf ediyorum, fesatlanıyordum :)))
Sonra bir doğum günüm yaklaşırken kendi kendime dedim ki; Kutlamalar memnuniyet duygusunu beslemek için, neden birilerinin bizi mutlu etmesini bekliyoruz ki ? İnsan önce kendi kendini sevmeli, önem vermeli, sevindirmeli. Başkalarının hatırlayıp sana mutluluk paketi sunmasını beklemek gereksiz bir şey kaldı ki herkes de hediye almayı bilmiyor, bir sürü parayı verip de kayda değer bir şey alamayanlar var :)))
Yaklaşık bir on senedir doğum günümü kendim kendi imkanlarımca kutluyorum, gün içinde yemek,sinema,alışveriş.. neyle mutlu oluyorsam yapıyorum, sağ olsunlar arayanım soranım, hediye alanım var, onlarda beni mutlu ediyor amaaaaaa ben zaten zemini hazırlamış oluyorum, mutluluğun üstüne mutluluk çifte kavrulmuş gibi oluyor:))) Evlenme yıl dönümü, yıl başı da sorun değil, o zamanlar da hem kendime, hem de eşime hediye alıyorum ” Bak hayatım bunlar hediyelerimiz, beğendin mi?” sorusunu müteakip kendi hediye paramı tahsil ediyorum :))))) Arada bi fark da oluyor tabii :)))
İllede kutlanacak ve hediye alınacak mı ? eveeeeeeeeeet, neden olmasın ki, birini bir kez sevindirmek, genelde binlerce kez karşılık almak demektir, böyle bir imkan varken, hatırlamak imkanlara göre maddi ya da manevi olabilecekken, sonuçları da en az iki kişiyi mutlu edecekken, hele şimdi bir de her şeyi hatırlatan akıllı telefonlar varken niye fırsatı kaçıralım ki…

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑