AĞUSTOS SONU GÜNLÜKLERİ


294161_10150338996123159_773453936_n (1)

21 Ağustos 2013

“Neler oluyor hayatta, bir de şu rüya gerçek olsa,
sabah olup uyanınca her şey yine aynı kalsa” diye bir şarkı vardı :)) Bu sabah aynen öyle, Her şey çooooooook güzel olacak diye kalktık, hafta ortası, etkinlik bölümümde “Kanada dan Feride geldi ” var. Aklımızda yapılacak işler listesi, çabuk çabuk üstünü çize çizeeeeee geçeceğiz inşallaaaaah :))))
Ayşegül, Güzin, Feride sınıfın ileri üçlüsü idi :))) Bellerine kadar saçları, ince uzun tipleri, güler yüzleri, farklı tenleri ile bir sırada yan yana :))) Bir de çok iyi not tutarlardı, dersten kaytaranlar bu kızlar yerinde mi diye illa ki bakarlardı :)))) Güzel günlerdi amaaaaaa o günlerin sebebiyle bu günlerde buluşmak daha da bir keyifli. Seviyorum okul toplantılarını, asker arkadaşı muhabbetinde, gizlisi saklısı kalmamış, “eskiden ben de” diye sohbet açılan, birbirini eskisinden daha çok anlayan, ıska geçilmiş dostluklara acınan, herkesin az çok değiştiği ama herkesin birbirini otuz küsur sene önceki gibi gördüğü toplantılar…
Hadi bakim tutmayın beni, gün uzun ama benim listem daha uzun dermişim :))))
Çooooooooook işim var diyen herkese kolay gelsin :))))

22 Ağustos 2013

Bir sabah uyanıyorsun, bir bakıyorsun ki… diye başlayan cümleler kuruyorsan, sen de yavaş yavaş kendine hayret etmeye başlamış oluyorsun demektir. Genel de de bu hayret daha önceleri fark etmediğin ya da pek de sevmediğin anne baba hareketlerinden kaynaklanmaktadır :)) yapılacak bir şey yok :))) “Yaşlandıkca herkes anne ve babasına benzer.” diye söylenmiş ve gerçek olduğunun farkına vardığımız bir söz var :)))
Yıllar geçip giderken, benden bir şeyler götürürken yerine annemden başka şeyler getiriyor, annem gibi oldum demek hoşuma da gidiyor :)))
Bu sabah çocuklar uyusun diye sessiz kaldım, kahvaltı için yumurtalı ekmek planladım, sabah havasına “Sonbahar mayasını atmış” diye bir yorum yaptım, perdeleri de yıkamanın zamanı gelmiş diye pencerelere baktım, banyonun haline hafifden gıcık kaptım, uyanır uyanmaz söylenmek için bir iki cümle hazırladım, içimden şiddetle geçen dolap düzeltme isteğini hafifce bastırıp, bir iki saat sonrasına bıraktım… yeterince annem olmuyum diye yazdıklarıma göz attım :)))
Olacak ha gayret :))))

23 Ağustos 2013
“Sinemaya gittik, yemek yedik, üstüne bi de dondurma, eve dönecek kadar bile paramız kalmadı, mecburen servise bineceğiz, oyuncak felan alamayız” Kapsamlı yalanlar :))
“Evimize zarar vermeyelim, duvarlarına resim çizmeyelim, ev sahibimiz çooooook sinirli biri, ansızın gelir, bakar, kızarsa bizi sokağa koyar” Minicik yüreklere salınan abartılı korkular :)))
“Demek okumak istemiyorsun, ama büyüyünce araba sürmek istersin di mi, bu yüzden birkaç sene okula gitmen gerekli, sonra bırakır berber olursun” on ikiden vurulup sınıfa koyulan çocuklar :)))
Çoooooook kabarık telefon faturası için ” Ne olmuş yani, bu paraya psikologa en fazla iki seans gidersin, halbuki ben kendime bir ay terapi yaptım” Dumura uğratan cevaplar :))))
20 -30 kişilik en az on çeşitlik sofralar, kaş ile göz ile takip edilen büyükler, ayakta sallanan küçükler :))
Boooool çocuklu doğum günü partileri sonunda savaş alanına dönen evde elimizde sadece değiştirme kartı kalan hediyeler :))))
“Duyarsa çoooooook kızar” diye babaya bağlanan konular :))
Gidenler gitti, geçenler geçti… Bugün elimizdeki eeeen taze CUMA :))) Pembeli, beyazlı, kabarık, yumuşacık pamuk şekeri tadında olması dileğiyle…
Bugünü böyle geçirelim, hafta sonu içinde arkası güzel gelsin diyelim :)))

24 Ağustos 2013

Pencere önünde genişçe bir kırmızı koltuğum var, güne oradan başlıyorum, görebildiğim kadar uzaklara bakarken, kendimle konuşuyorum, hep aynı saatte geçen uçaklar var, evlerin arasına sıkışmış dağ parçasını görürsem, hava da nem yok derim, hala yeşillikler görebiliyor gözlerim, evlerde tek tük ışıklar, sokak lambaları, erkenci yolcular, ağır ağır köşeyi dönen arabalar, bir de tarifeli seferine koşan körüklü, iki katlı otobüsler var… Her sabah gözümün önünden geliiiiiiiiiir, geçeeeeeeeeeeeeerler. Arada gözüme değişiklikler çarpar :))) Bu sabah gördüm ki dışı mantolanan evi beyaza boyamışlar. Acaba bu renkleri ayarlayacak bir merci yok mu dur ? Birbirine uymayan yapılara bir de renk karmaşası eklendi. Herkes sadece kendi evine mi bakar, ondan evini istediği renge mi boyar. Çarpık şehirleşmenin İstanbul için sonu yok mu?
Uzaklardaki blok arada hedefi belli hastane gibi duruyor. Gerçi o kadar dairenin içinde hastalar hem de hasta ruhlar vardır.
Hasta ruhlar; Kendini bilmeyen, aklınca hareketleriyle kendini ifşa etmeyen, eziyet çeken, etrafa sıkıntı veren, durumunda ısrarla direnen sakıncalı olup da sakınılamayan insanları taşırlar. Ne yazık ki etrafımız da bir sürü var :((((
Niye daraldım ki :))) Ben bugün için kısmetse yarına hazırlık yapıcam, İstanbul Gezginleri ile pikniğe hazırlanıcam, evde kalacak oğlan için sayısı üç olan, ikisinin içinde ana yemek bulunan menü için çalışıcam, Dahaaaa yapacak başka işlerimde var. Günlerde cumartesi, tanımda hafta sonu yazılı, sonu gelmeyen bir konuya bağlanmanın hiiiiiiiiiiiiiç gereği yok ki … :))))))

25 Ağustos 2013

Böreği dünden açtım, gözüme ince geldi, yanına bir de poğaça yaptım :))) Keki de yeni fırından çıkardım :)) Hava bozar mı, geç kalsam annem kızar mı diye korkmadan, her şey tamam mı, vapur kaçar mı gerilimine takılmadan, kaygılar bana ırak yanıma ablamı, kızımı alarak, evime çooooooook uzak Büyük Ada’ya yolculuk :)))
Akıllı işi mi bilmem :)) İstanbul Gezginleri’nin peşinden biraz tarih kokan, münasip bir tepede pikniği bulunan, boool fotolu, deniz aşırı, tahminen neşeli ve eğlenceli geçmesi olası, 26 nolu geziyi kısmetse tamamlamak hedefimiz :)))
İmrenmeyin bir daha kine siz de gelin :)))

26 Ağustos 2013

Tek kelime ile yorgunum, çok cümle ile kendimi ifade edebilirim :))) Pazartesi halleri demeyin, pazardan kalmayım, kendime gelemedim :))) Güreşe doymuş, sırtı mindere yapışmış bir pehlivan benzeri yatakta kalmak yerine, sorumluluk bilinci ile ayaktayım, görüldüğü gibi hayattayım :)))))
Ruhum iyi de, bedenim “oğlanı yolla, doğru yatağa” diye ısrarcı. Bakıcaz atık, ruh ve beden arasına bir uyum, bir birlik ve beraberlik şekli ayarlıcaz.
Haftaya tel tel dökülerek başlamak, diğer günlere iyi gelmez :)))
Leylekler sıcak ülkeler gitmek için üstümüzden geçerken, ağaçlarda yapraklar hafiften kızarmaya başlamış, dökülmek için bir arada yağmur ve rüzgar beklerken, okulların açılma zamanı yaklaşmışken, takvime göre mevsimin değişmesine sayılı günler kalmışken, dünya dönmeye, günler biiiiiiiir biiiiiiiir geçmeye devam ederken, ölmeden önce yapılacak 100 şey listesinden bir tek Tarkan konserinin üstünü çizmişken, ekim ayı hafta sonlarını doldurmuşken :)))) “Şekerim hep çok yoğun oluyorum, fırsat bulamıyorum” diye kullanıma hazır bir cümle varken, bu “ken” leri istersem bir milyon tane yazarım diye bir ihtimal var, kendine güven sorunu yokken :)))))
Eeeeeeeee haftayı ziyan etmeyelim, hadi başlayalım :))) Ben oğlana seslenip, mutfağın yolunu tutuyorum, siz de davranın, hadi hep beraber, “İyi haftalar Türkiye, mutlu, sağlıklı ve huzurlu geçecek yedi gün herkeseeee”

27 Ağustos 2013
Beni hayata bağlayan sorumluluklarımı ve onları renklendirmeyi seviyorum :))) Çayı demledim, sade poğaçanın içine kahvaltılık sos, beyaz peynir ve salamla çeşit katıp sandviçler hazırladım, hepsini en sevdiğim çiçekli tepsiye yerleştirdim, oğlanı kaldırdım. Kendime de bitki çayı yaptım, masanın başına oturdum :)))
Uyku halim geçti ama kollarım bacaklarım ağır idmanlardan çıkmış gibi :))) Arkadaş tam 15.000 (onbeşbin) adım atmış ki ben; önden giden kızım ile arkada kalan ablam arasında da ekstra gidip geldiğim için daha fazla atmışımdır.Bu adımlar yol hariç sadece Ada içi :))) Bu arada muhtelif yerlerimizi yiyen sinek, bilinmeyen görünmeyen böcek ısırıkları da kaşınmamız için kendmize gelmemizi bekledi sanırım :))) Dün akşamdan beri ana kız önce kaşınıp sonra kolonya dökünüyoruz. Çalışan kaslar dursun istemiyoruz :))))
Ortalık iyice ısınmadan kendimi sokaklara atıp ATM, market, başka ufak tefekleri halletsem iyi olacak, O zamaaaaan önce GÜNAYDIIIIIIIIIIINNN sonra kolay gelsin

28 Ağustos 2013

Heeeeeeeer şey değişiyor, değişmeli de zaten :))) Önemli olan değişmek gerektiğini bilmek, değişebilmek ve değişimi kabul etmek.” Böyleceeeeee kolaylaşır her şey birdeeeen, bakarsın çıkar gelirim anideeeeeen” bir şarkı sözü :))) Virgüle kadar olan bölümü ilk iki cümleye destek çıkmak için :)))))) Şarkı sözlerine heep takılırım, bazıları duruma uygundur, bazıları anlayana sivri sinek saz misali, bazıları da içinden geçenlerin tercümesi :))) Sabah sabah bu neyin kafası derseniz, akşamdan kalmayım, yatmadan antihistimatik içtim :)))) İlaca alışık olmayan bünye açılamadı, fakaaaaaaaaat vazifelerde aksama yok,kahvaltı tepsisi hazır, evin içi miiiiiiiiiiis gibi çay ve kızarmış ekmek kokuyor :))))
Ben ev haline söylendim, her yer her yerde eskiden hepsini ben yaparım zannederdim. Yaptım da zaten ama hata etmişim. İş bölümü şart, bir evde küçük büyük kim varsa hepsi üstüne düşeni yapmalı, ayrıca yapmayınca da bir şey olmuyor :))))
Amaaaaaaaan hayata her konuda asılmaya gerek yok, hayat bir kitapsa, aynı kitabı okuyanlar farklı farklı anlıyorsa, “Yan yatan da bir, çamura batan da bir” diye bölümler varsa çoğunluğa katılmakta fayda var :)))) Yaniiiiiiii bazı günleri “Salla gitsin” şeklinde yaşayabiliriz. Hele günlerden çarşamba ise, onu da sel aldı diye türküsü var ise… :)))
Uygundur, hep beraber deneyelim bakalım :))))))

29 Ağustos 2013

Ankara’dan oğlum geldiiiii, ama daha bize gelmedi :)) Sabah İTÜ de işi varmış, akşama uğrarmış, hafta sonunda arkadaşlarlaymış, pazara dönermiş, siz programınızı bozmayın diye durumunu açıkladı :)) Serbest dünyanın serbest gençleri bunlar :))) Rahmetli anneme karşı her türlü izin için mücadele etmişliğim var:))) Üstelik anamda emsal kararlara bakma, içtihatı birleştirme gibi bir huy yoktu. Benzer izinleri verdiğini unutur, sil baştan ile bizi tekrarlara düşürürdü :))) Bizim zamanımız zooooor zamanlardı, üç kez akşam ezanından sonraya kalana nasıl bakarlardı anlatamam dermişim :)))))
Neyse, çarşambayı salladık, pişman değiliz :))) Zira zararsız ama bizi rahatlatan şeyler yaptık, çarşı pazara sabah çıkamadık, akşam serinine bıraktık, yemek yapmadık, pişmiş yemek aldık, çamaşıra, ütüye,silip süpürmeye ara verdik, gazeteyi ölüm ilanlarına kadar okuduk, sanal alemde oyunları tekrar tekrar oynadık, aramadıklarımızı aradık, yani yapacak hiiiiiiiiç biiiir işimiz yokmuş gibi davrandık, günü ağırdan aldık, diğer günler gibi geçtiiiiii gittiiiiiiii, duruma şaşırmadık :))) Haftaya da “Salı sallanır” yapalım :))))
Bugüne özel misafirimiz var, yarın bayram gibi davranalım, abartmayalım ama güne biraz asılalım, yemek yapıp, ütü, çamaşır ve temizlikten birini seçelim, bunlar zorunlu kalemler olsun, serbest olanlarda da duruma göre bakalım :)))))
Hatta bugün erken hafta sonu başlangıcı, isteyen güne CUMA gibi davranabilir, maç bile var, benden önerilerbu kadar ama yine de en iyisini siz bilirsiniz, sallayın gitsin, ruhunuza iyi gelen neyse onu yapın :)))))

30 Ağustos 2013

Bayram havasında, günlerden cuma ama cumartesi tadında bir gün :))) Yağmuru bekledik gelmedi ama oğlumuz eve geldi. Yıllar geçtikçe çocukları bir arada tutmak zorlaşıyor, hatta görüştüremiyorsunuz bile :)) Biri geldi, biri maçta idi, biri uykuda biri şimdi gidecek… Kalanlara kahvaltı için birazdan hazırlanıcam, şimdilik uyuyanlar için sessiz konumundayım :)))
Önce yazı, sonra biraz oyunlar, biraz sağa sola bakınmalar…
“Yaşamak bazen; raysız bir tren garında kıyısız bir vapur iskelesinde hiç sefer sayılı bir uçağı beklemek !
Yaşamak bazen; Sorusuz bir okkalı cevabın d) Hiçbiri e) Hepsi şıkları arasında çaresiz ve sebepsiz kalakalmak !” demiş Metin Üstündağ sonra
“Eskiye dönemeyiz, gemileri yaktık; yapılacak tek şey sonuç ne olursa olsun cesur olmaktır !” diye devam etmiş Nietzche :)))
Sonra da Ayşen bunları birbirine eklemiş bakmış ikisi birbirine yakışmış, içinden çıkan doğrular hoşuna gitmiş, o zaten çoooooooook zaman önce öğrenmiş hayatın tek merkezi olmadığını, kontrol edebilme gücünün zamanla yok olup, buna hem gerek hem de istek kalmadığını
Ana fikir :))) Herkes yerinde sağ olsun, mutlu olsun, ayakları üstünde dursun, “Sevenler gerçekten gider mi, gitmekle sevgi biter mi ” diye bir şarkı sözü var virgüle kadar eveeeet, virgülden sonra hayıııııııııır cevabı :))))

31 Ağustos 2013

Masayı duvara dayamalı. Hem yandan ışık alırım hem de denize bakarım.Duvarın kalanı sonuna kadar kütüphane olmalı, uzun ve çooooook raflı.Severek, meraktan okuduğum tadını sevdiğim kitaplar sıra sıra, renk renk, uzun, kısa, ince kalın. Ara ara ufak tefek biblolar, hepsinin orada olmak için bir sebebi olmalı, bir iki çerçeveli resim, sevdiklerimden, güzel günlerden, en altlarda dergiler, ayrılmış gazeteler…Masa üstünde okunacak kitaplar, yazılacak sayfalar, hatırası olan kenarı kırık olsa da atılamayan kıymetli bir kupada renk renk kalemler, üst üste koyduğum ayırdığım kağıtlar, dışı ciltli defterler, boş kahve yada çay fincanı. Kurşun kalem severim, kalemtraş ve çöpleri için kül tablası, belki bir iki de sigara içerim.Yatağı diğer duvara yaslamalı, çok da derli toplu olmasın, arada üstüne oturup, yana kaykılıp, bir dolu küçük yastığa sarılıp bir şeyler okumalı. Bir de komodin lazım. Üstünde en son okuduğum kitap, bir küçük abajur, gözlüklerim, alarmlı saat, su bardağı, ilaçlarım, illa ki telefon ama sessizde ve sekretere bağlı. Arayanlar duruma göre aranmalı. İki de çekmecesi olsun. Birinde eski atılamamış üstü yazılı kağıtlar, kartlar, mektuplar, notlar. Birinde de solmuş sararmış, bir şeylerin arasında kalmış resimler, pil, çakmak, mum, ödenmiş faturalar ve ıvır zıvır bulunsun.
Yere renkli bir küçük kilim yeter, balkon kapısının ağzına bir paspas, camı tamamen kapatmayan,kenara toplanan, arada kapanan beyaz üstüne minicik çiçekli, kırmızılı, yeşilli perdeler de isterim. Balkona çıktığımda temiz hava ciğerlerime, yazılıp çizilecekler zihnime hücum etsin, gözlerim ufuk çizgisinin sonunun sonunu merak etsin.Kimseleri istemem ne yanımda ne aklımda, her sabah kendim için uyanmalı, gün boyu kendimle kalmalıyım… Her zaman değil ama zaman zaman.
Hepsi bu kadar değil, sonunda hepsi bir çatı odasına bağlanan başka ayrıntılarda var :))) Ne demişler “İnsan hayal ettiği sürece, hayallerine giden yollarda yaşar” :))
Bir miktar malzeme hazır, gerisi tamamlanacak, zaman için bir iki sene ister, aklımdakileri yola koyma, gece her yer ıssızken yalnız kalabilme bölümünde çalışma yapmak gerek :))
Yazlığa son tur.Ara dinlenme, bir iki kitap okuma, kafayı dağıtma, teknolojiden uzak durma, evi toplayıp sezonu kapatma niyeti ile yanıma bir miktar aile bireyi alarak, bir miktar daha tatil için :)))
Gelince yaptıklarınıza bakarım, yaptıklarımı da yazarım.
Kendinize iyi bakın, hoş kalın, hoşca kalın :))

Reklamlar

ANTEP FISTIĞI ve ÇİKOLATA


581794_10151684070128159_563703762_n

“Eskiden böyle değildim, ne ara değiştim, bilmiyorum” dediğim zaman kendimi kendime içine biraz yalan karışmış, biraz da duygu katılmış, ana teması sorgulama olan bir ifade ile bakmış buluyorum.Aslında “eskiden ” yerine “daha önceleri” ni kullansam yaş ile ilgili düşünceleri biraz yumuşatmış olurum ama gerek yok. Parmak hesabı ile, güvenilir belge ile yarım asır ve artı ikim var. Yıllarla problemim yok, problemim hiç bir şeyle yok gibi de sorunda demeyelim de ortada bir karışıklık var.”Yapmadıklarını yapıyorsun, yaptıklarından bıkıyorsun” belki de özet bu olabilir.
Sabah sabah ağzıma ilk attığım şeyler Antep fıstığı ile çikolata oldu. “Ne yapayım açıkta duruyorlardı, gözümün önünde olunca kombin yapasım geldi” diye mi aklımdan geçirdim, pis boğazlıkla mı elimi uzattım emin değilim.
Halbuki bir bardak ılık suyumu içtikten sonra tabağı kibrit kutusu, bir, iki ve beş gibi rakamlarla sınırlı, bitkisel içecekleri sınırsız bir tepsi yapabilirdim. Yeni doktordan gelmiş, sonuçları hiç de iç açıcı bir tablo çizmeyen birine de bu yakışırdı, hatta doğrusu da bu idi.
Başka bir bakış açısına göre de güne bomba gibi bir başlangıç yapmış olabilirim. Fıstık ve çikolata bir arada belki üstüne de bir bardak kolayı şahane bir kahvaltıdan sayanlar olabilir 🙂
İşte yaş almak böyle bir şey, bize farklı bakış açıları getiriyor. O kadar çok kahvaltı, o kadar çok doğru ve yanlış beslenen insan görüyorsun ki bu çeşitlilik seni tek düzelikten kurtarıyor. Ufkun genişledikçe, seçeneklerin çoğaldıkça kendini tutamıyorsun.Gerçi tutanlar var amaaaaaaa sonunda herkes vakti gelince ölüyor.
Bence bir noktadan sonra sınırları kaldırmalı insan. Hepten de yok etmeyelim ama araziyi biraz geniş tutalım. Üstünde istediğimiz gibi koşalım oynayalım.Normal ile anormal arasında gidip gelelim. Zaten herkesin normali kendine, herkes kendini bilir de dinlemez 🙂
Gün içi aktiviteleri belirleyenler mecburiyetler, mecburiyetler insanı geriyor ama düzene de sokuyor. Bir günün içinde zorunluluk yoksa o gün yorucu oluyor. Fiziken kendini bıraksan bile ruhen bağlı olduğun ipler var 🙂 İkili mücadeleden yoruluyor insan, bir yanda bedenin rahatlığı öte yandan neden li niçin li ruhsal sorgulama. Fiziken ve ruhen kendini aynı anda bırakanlara ne diyeceğimi bilmiyorum, çünküüüüü henüz o kıvamda değilim ve denemedim.
Amaaaaaaaaan ne uzatıyorum ki, bir avuç fıstık ile yarım çikolata paketini yedim. Mutluyum :-)))) Amaaaaaaaa üstüne kola değil iki fincan yeşil çay içtim. Yaniii anlayacağınız tam anlamı ile raydan çıkmış değilim. 🙂

AĞUSTOS ORTASI GÜNLÜKLERİ


1173606_10151684069953159_1883373708_n

12 Ağustos 2013

Mutluluk tatilden eve dönüşte, yazdığım satırları okuyanlarla paylaştığım gülüşte, Mutluluk bir içten kahkahada, bir yürekten “sağ ol” da, bir sevdiğin şarkının sözlerinde, “tıpkı ben dediğin ” bir kitap satırında, gönlünden geçenlerin ansızın oluvermesinde… asla ama asla kaçıp giden bir fırsatta, uzaklarda süzülüp uçan bir kuşun kanadında değil :))) Diyerek, pozitif pozitif tebessüm ederek, hem tatil dönüşü, hem de pazartesi katmerli stresi ezip geçerek, her şey daha iyi olacak diye ümit ederek, hatta bundan emin olup sağdan soldan destek alıp vererek, yapılacak işler listesinde yapılmayacak bir şey olmadığına kendini ikna ederek, “Yaşasın, normale dönüyorum” diye aklından geçirip normalin normlarını anında düzenleyerek, herkese yürekten kocaman bir “GÜÜÜNAAAAAAAYDIIIIIIIIIINNN” göndererek, arkasından şahaneeeeeee bir hafta dileyerek başlıyoruz

13 Ağustos 2013

Çocuklar annelerin babaların aynası gibiler, ne verirsen onun yansımasını görüyorsun. Bazen de verdiklerinin yerine ulaşmadığını görüyorsun :)))) “Olmayınca olmuyor ” deyip de geçilebilir aslında ammaaaaaaaaa bu ebeveyn yüreği nasıl bir yürekse ille de çoluk çocuk için kusursuz olanı istiyor. Gerçi kusursuz kavramı da kişilere göre göreceli benim iyiyim bir başkasının kötüsü demeyelim de yetersizi oluyor :)))) Yaniiiiii elimizde bir veya bir kaç çocuk everip çevirip faydalı bir birey yetiştirelim diye didinip duruyoruz. Bazı konularda bunu yapamadık olmamış diyoruz :)))) Çöpe atıp yeniden yapılamacağının da çok şükür bilicindeyiz :)))))))
Kendi adıma ev içi araştırmacı ruhunu maalesef aşılayamadım çocuklara, hiç bir şeyi aramazlar, arasalar da kesinlikle bulamazlar, çünkü gören gözlerle bakamazlar :))) Daima çekmecenin en üstündekilerle giyinirler, buz dolabının sadece ilk rafının tamamını görürler, yerine koymadıkları her şey için benim topladığımdan şüphe ederler, bulup okumak yerine bana sorarlar, bilmesem bile bildiğim kadarını yeterli bulurlar, market alışverişine mutlaka telefonla çıkarlar, bir paket pudingin yerini bulmaktansa Eminönü’n de adres aramayı tercih ederler. (Çünkü onu program indirip ona aratırlar.))) ) Buna benzer çaba sarf etmedikleri daha bir sürü şey var :)))) Bunlar kullanmadıkları zamanı ne yapacaklar ? diye de soramayız, biliyoruz ki çocuklar ya sıkılırlar ya da bir ekrana bakarlar :)))))))))))))
Çok da hazır cevaplar ; “Fatiha da çok kullanışlı bir dua, her yere oluyor” Tek dua bilen kızın savunması :)))) “Bu da kıyamet sonrası için paketlenmiş herhalde” açamadığı kapak için söylenen oğlan …

14 Ağustos 2013

“ŞEY” kendi başına bir şey ifade etmeyen, cümle içinde her anlama gelebilen sihirli bir kelimedir. Arka arkaya “şey şeeey” hatta “şey ama şey ” diye tekrarlanarak kullanılması kafayı arzu edilen yönde karıştırır. Manası, sözlük anlamı olmadığından her iki tarafta da ruh haline göre anlanır. Elle tutulur gözle görülür bir yanı yok gibi görünsede ara bulucu, ortamı yumuşatıcı, yalanın yerini tutucu marifetleri vardır. Şey şeydir ama hayatın vazgeçilmezidir. Az kullanan daha başarılıdır, çok kullanan ortalığı karıştırır diye bir kuralı da yoktur. Yabancı dillerde karşılığı, hayatımızda ne kadar zamandır varlığı, imlası, yazım kuralı … gibi merak uyandıran yanları pek bulunmaz. Bir şekilde kabul görmüş, yaygın ve zararsızdır. Ara sıra komediye bile dönüşür. Şey aslında bir oyalama kelimesidir. “Sen şimdi ağzımdan çıkan şeyle idare et, ben havayı kokluyorum, eline ayağına seyiren gözüne bakıyorum, en kısa zamanda doğru kelimeyi bulucam inşallah ” diye söyleyenin konuşma bulutu olarak havayı dolanır, duruma göre en kısa zamanda konuya bağlanır.
Şey var ya şey o bir dünyadır, içine her türlü bilgi atılır, gerekli gereksiz kullanılır :)))))

15 Ağustos 2013

Bir sıçrayışta yataktan kalktığım günler geride kalmışken, Mevsim dolayısıyla, yaş itibariyle her gözeneğimden su çıkarken, Ben böyleyken çoluk çocuk elini yüzünü sıcak su ile yıkarken, çamaşır sepeti ile ütü selesi arasında gözle görünen bir rekabet varken, sınav annesi durumum bu sene de devam ederken, çok daraldığımda çocuklara “İyice coştunuz, bir ara sizi dövecem” diye kuru sıkı sallayıp “Hoca efendinin fetvası var, iki bayram arası çocuk dövülmez” cevabını alırken, Parmak hesabına yaşlıların lafına göre bugünden gayri yaz bitti diye avunmak isterken, taaaaaaa 16 eylüle kadar program dolu iken, “Aaaaaaaaay bu hafta da bitti, günler ne çabuk geçiyor” cümlesi 15 yaş seviyesine inmişken, “Ölümün olduğu bu dünyada, hiç bir şey çok da ciddi değildir aslında” diyen Kafka ile aynı fikirdeyken, Yazı uzayıp gidiyor bir yere bağlasam artık diye düşünürken, “Aslında ben mutlu bir insanım, bunun için de bir sürü sebebim var, mutlu insan sayısının çooooooooook olduğu bir dünya olsa da,hep beraber tadını çıkarsak” diye bir dilek dilerken… ömrümüzden eksilecek bir güne daha başlarken, en iyisi taaaaaaa içten bir GÜNAAAAAAAAAAAAAAYDIN herkese

16 Ağustos 2013
05.30 da saat çalıyor, üstüne basıyorum :))) Bastığımı unutmadan, gözümü açıp kapayarak, sağdan sola, soldan sağa dönerek, kaç dakika geçmiş diye ara ara bakarak, şeytanla yaptığım mücadeleyi kazanarak 05.45 gibi kalkıyorum, mecbuuuuur :)))Sonrada geri yatamıyorum, Çünküüüüüüüü benim için okul açıldı sayılır, 07.30 da oğlanı kaldırıyorum, yedirip, içirip kursa postalıyorum, sonra da kızın ilaç saatini bekliyorum. Bu sabah da namaz niyaz faslından sonra bir müddet boş boş camdan görebildiğim kadar uzaklara bakındım, karşı bloklara kaç kişi taşınmış diye saydım, görüntüyü netleştiremediğim için aklımdan “Yurt dışına giden arkadaşlar bana bir opera dürbünü getirseler iyi olur ” diye geçirdim, hemen arkasına “Kötü bir niyetim yok” diye ekledim, gözetlemenin iyi tarafı nasıl oluyor, bayağı merak ettim, muhtemel kendime bir teselli yalanı söyledim :)))))
Sonra kendimi tv yönlendirip bir film açtım, Ralph Fiennes li Petersburg lu aşk konulu bir aristokrat filmi buldum kiiiii tam benlik. Ama sinir oldum :))) Sevmeyenin sevene “Sen benden daha iyilerine layıksın” diye bir cümle kurması “Aman benim gözüm evliliği yemiyor, aklımda başkaları da var zaten, sen de iyi birisin, ziyan zebil olma, gün olur devran döner, iyi ayrılalım, ben seni yedeğime yazdım” demekle aynıdır kiiiii tarihler de bunu böyle yazar zaten.Bir de bunu söyleyenin sonradan aklı başına gelir, gider, düzenini kurmuş gibi görünen,iç dünyasında muhasebeye devam edeni de baştan çıkarır. Aynen böyle oldu sonu mutsuz bitti. Artık öte dünyada mı, bu dünyada bir merdivende mi karşılaşırlar, girerlerse ne kadar günaha girerler bilemem :)))) Jenerik akmaya başladı, ben de masa başına aktım, sabah serinliğinde akıllı, uslu ütü yapmak varken, hayale baktım :)))) Bu sabah da böyle yazdım …

17 Ağustos 2013
Hayat okulunda öğrencilik bir ömür Kırıla döküle, düşe kalka öğreniyoruz. Öğrendiklerimizi de öğretiyoruz, öğrenen olursa tabii :)))
Kimsenin merkezinde olmayacaksın, kimseyi de merkezine koymayacaksın. Yani nefes alacaksın, nefes aldıracaksın. Gerekli kontrollere gerekiyorsa “Eveeeeet”, sıkı takibe “Hayııııııır”. Oğlan kız uzağa gitmesin, kocamın gözü benden başkasını görmesin, hanım izinsiz habersiz hareket etmesin, arkadaşlar ben olmadan görüşmesin… diye uzayıp giden kısıtlayan dilekler, gün olur doz aşımından bıkkınlık olarak döner. Halbuki kölelik kaldırıldı diye bir söylenti var :))))
Devamlı ihtiyaçları görülen, “Amaaaan o şimdi yapamaz” diye önü kesilen, bilmem kaç yaşına kadar ağzına yemek verilen, teri silinen, hep başına bir şey gelecekmiş de yanında ben olmazsam olmaz diye büyütülen, hatta büyütülemeyen arkadaşlar maalesef gün geliyor aile kuruyor :(((( İki kişi diye kurulan aileler zamanla, aşiret havasına bürünüyor. Ne demişler “Ebe çok olunca bebenin gözü kör doğar”
Nereden geldik buraya, kızın okuluna kayıt için gittiğimizde gördüğümüz çocuklu aile manzaralarından, eeeee konuyu geliştireceğiz tabii ki de ama önümüzdeki günlerde
İçinden az da olsa yağmur geçen, içimizi dışımızı serinleten, gönlümüzden geçenleri önümüze getiren bir hafta sonu olsun, hep beraber tadını çıkaralım…

18 Ağustos 2013

Günlerden pazar ve kimsenin sabahtan işi yok, Sokak sessiz, ev sessiz güneş , kuşlar ve bir takım sportif insanlar hayata başladı :)))
Ben de “Esmer iki dilim ekmek arasına bir dilim beyaz peynir, bir büyük halka domates, bir iki dal maydanozla bir sandviç yapsam sonra onları üçgen şeklinde ikiye kessem, strec ile sarmalasam, yanına termos bardakta çok da koyu olmayan sütsüz, şekersiz bir kahve, kulağıma radyo, yanıma gelirken simit ve gazete almak için üç beş lira kendimi de alsam yanıma, yakındaki parka doğru uzansam, ekmek kırıntılarımı ayağımın dibindeki kuşlarla paylaşsam, amaçsız, ön yargısız parkta dolaşan, oturan, koşan, aletle çalışanlara baksam… sonra geri geldiğimde usulca çayın altını yaksam, balkona küçük masayı kahvaltı için hazırlasam… ” :)))
İyi olur, eeeeee hadi yapalım o zaman

19 Ağustos 2013

“Ben sabahları severim oldum bittim,
Sabahları, çocukları ve bütün başlangıçları..” Necati Cumalı
Bazen iki satır cümlede kendini bulursun, tam da beni anlatıyor, yalnız değilim diye avunursun :)))) Sabahlar, çocuklar ve bütün başlangıçlar bir çırpıda pazartesine bağlanırlar :))) Haftanın ilk gününe erkenden uyanmak, çocukları hazır kahvaltı masasına çağırmak, onları yolcu edip çeki düzen çalışmalarına başlamak, hep aynı gibi görünse de değil işte :))) Uyanıyorsun, içindeki göğüs kafesinden salıverdiğin kuş uçup giderken bir kenarı , bir köşeyi, bir düşünceyi “Bu sabah daha çok sevdim” diyorsun demelisin de zaten :))) Ölümün tek gerçek olduğu, kaderin yazdığı ile senin istediklerinin her zaman uyumlu olmadığı, bazen çok istediklerimizin, bazen de çok korktuklarımızın gerçekleştiği bu dünyada boşa harcanacak zaman yok, Madem yaşıyoruz, küserek, kızarak, kin tutarak kendimizi yoracağımıza hayatın akışından faydalanalım :)))) Hayat akaaaaaaaar akaaaaaaaaar akaaaaaaaaaaaar, sen ne gözle bakarsan öyle akar :))))
Gönlünüzden geçen, gözünüze değen bir sürü güzellik dolu, sevginin tavan yaptığı, özlediklerinizi arayacağınız, sevdiklerinize bir kez daha “seni seviyoruuuuuuuuum” diye hatırlatacağınız, her şeyin yolunda gideceği, gitmediği yollarında hayıra çıkacağı bir hafta olsuuuuuuuun, Cümleten motive olduk umarım :))))

Ev içi bir sinek muhabbeti;
-Gamzeeeeeeee bir sinek uçuyoooooooo,
-Çıkış için yol gösterelim,
-Gamzeeeeeeee bir kara sinek var dedim,
-Yaniiiiii,
-Kızım,annem bana onun leşini getir diyoooo
:))))))))

20 Ağustos 2013

Bütün sabahlar aynıdır,sabahın farkı en son gördüğün rüyalarda saklıdır diye sallayarak güne hafif can sıkıntısı ile başlıyorum, canımın neden sıkıntılı gibi durduğuna dair bir fikrim yok, geçici bir durum olarak kabul edip kafama takmadan ev içinde ilerliyorum ;
Tüm perdeler donanmanın yelkenleri gibi şişip duruyor, camların hepsi açık kalmış, demek ki çok sıcak bir gece idi (Kesin teşhis) , Salonda sandalye üstünde top halinde ıslak bir havlu, (Yatmadan önce biri duş almış, havlunun rengine bakılırsa bu oğlan, insan banyoda yıkanır, odasında giyinir, hangi zihniyetle havlusunu salona getirir ?, bilemiyorum :))) ) , sehpaların üstünde muhtelif bardaklar, soda şişeleri, (Kim bilir neler yediler ki hararet bastı) Mutfak manzaraları; bir tepsi içinde kuru yemiş kavanozu ve etrafında kabuklar, (Bu bir ortak çalışma), iki adet karpuz tabağı, hafif sulu ve çekirdekli, boş bir hanımeller paketi, yarım bir çikolata… Eveeeeeet bütün sabahlar aynıdır demesek bile az çok benzer diyebiliriz. Tüm bunlar evin annesinin canı sıkılmasın, bugün ne yapsam diye etrafına bakınmasın diyeeee. Tamamen ev halkının iyi niyetinden :))))))) Hazır işe uyanmak, her ev kadının hatta hem iş hem ev kadının kaderinin bir parçasıdır :))))) Nedeeeeeeeeen ama nedeeeeeeen diye kaderi sorgulama işini, yeniden yapılandırma ve yeniden yazma gibi işleri bırakalı çoooooook oldu :))) “Kader kaderdir” diye bir ulu cümle söyleyip (muhtemel bu cümleyi daha öncede söyleyenler olmuştur, telefuzunda, söyleme , söyleme biçiminde fark vardır diye kabul etmeli) kader üstündeki beyhude çalışmalardan vazgeçip, kendine gelip bir yerden başlamakta yarar var :)))))
Hadi bakalım :))) Ama önce GÜNAAAAAAAAAAAAYDIIIIIIIIN

MANİDAR GECELER…


60679_10151449426723159_12887800_n

İlk aklımız ermeye başladığında geceleri uyuyalım da büyüyelim diye var sanırdık :)) Sonra okullu olunca birazında da ders çalışıldığını anladık. Daha büyük okullara giderken, gençlik başımızda duman duman gezerken gecelerin dertleri depreştirdiğinin, aşk meşk hallerinin sigara dumanında, arkadaş muhabbeti yanında gecelere sığmadığının, hemencecik sabah olduğunun farkına vardık :))

İş güç sahibi olup biraz da durulunca geceler masa muhabbeti, taverna eğlencesi, kumsalda yıldızlar altında ateşin etrafında ağır muhabbetlerle bezendi.Sonunda hep işe gitme düşüncesi, biraz uyuma isteği vardı, zaten geceler de biraz uzamıştı :)))

Sonra bugünlere geldik, uykumuz azaldı, ufak tefek nedenlerle süresi kısaldı. Gecelerin mana ve önemini bu yıllarda eni konu anladık, adeta yaşam faaliyetlerinin çoğunu geceye yükleyip, daha bir zinde geceleri yaşar olduk.Gece sessiz, gece nispeten serin, gece yerden gökten ışıl ışıl.En güzel filmler gece geç saatlerde oynar tv de, en akıllı uslu, bilgilendirici programlar gece yarısı başlar, arkadaşlar on ikiden sonra yeşil ışık yakar facebook dan hal hatır sorar.

Veeeee en önemlisi beyin fırtınası yapar gibi anılar, yaşananlar kafanın içinde tur atar. Bir lunapark oyuncağına binmiş gibi, hızla bir bölüme yanaşırsın, ne olduğunu anlamadan, orada biraz bile kalmadan, hoooooooop ya aşağıya ya da hızla yukarıya savrulur, deminkini unutur yenisine takılırsın. Gerçi ben öyle hızlı hızlı geçenlerden değilim. Aklıma bi şi getirir, üstünde yatana kadar çalışırım :))))) Neredeyim, kimleyim, ne giydim, ne yedim, ne söyledim, ne dinledim, üstünden ne kadar zaman geçti, mutlu mu idim? kalbim kırık mı idi ? travma etkisi var mı idi? varsa kaldı mı? yoksa atlattım geçti mi?… diye kendime soru cevap yapar, gözümde canlandırır, gerekiyorsa “Amaaaaaaaaan bu bölümü kapatayım, hesapları balans edip, bir daha da açmayım” diye de bir karar alır, aldığım karara da uyarım :)))) Yalnızsam kimseyi aramam, gece vaktinde kendimde olmayı severim, ama iyi bir gece grubuna da denk gelirsem, muhtelif geyiklerle tadını çıkarırım :))))

Şİmdi de çoktaaaaaaaan uyunması, uykunun da yarılanması gereken bir saatte hem tv izleyip, hem yazı yazıp, hem de ilk okulda, birinci sınıfta, okulun başlarında, sıkıntıdan çoraplarımı çıkarmışken, öğretmenin beni tahtaya kaldırdığını, çıplak ayaklarıma bakıp sorduğu neden? niçin? sorusuna cevap veremeyişimi hatırladım :))))))) Pek zayıf ve çelimsiz olunca rahmetli dedemin sınıfına vermişlerdi beni. Korunup kollanayım diye amaaaaaaaa dedem prensip sahibi, yapıştı kurdelalı saç kuyruğuma, şöyle bir cevirdi ve “Bu benim hem torunum, hem öğrencim, hem severim, hem kızarım (Döverim kesinlikle değil), şimdi kızdım” diye eklemişti :))))
Bundan bir şey çıkmaz, travma felan da yok, hoş bir anı, hesabını kapamamalı, bir başka gece de tekrar bakmalı :)))

Yaz gecelerinde gökyüzüne bakmayı da severim, her yıldız bir dünya, ben bakarken onlara onlar da bana bakar mı acaba ? Hep olanla sınırlı olmaz ya gece, biraz da olabilecekler, olabilemeyecekler karıştırmalı arasına, ömrümüz oldukça renk katarız gecenin siyah görünen rengine, gündüz gibi olmaz gece söylenmez içinden neler neler geçti diye herkese…

AĞUSTOS BAŞI GÜNLÜKLERİ


271_21110598158_7796_n

1 AĞUSTOS 2013

Ben kendimi bilirim de kalmıştık. Devam edelim ;
Eveeeeeeet ben kendimi tanır ve bilirim :))) Aslında ben çooooook istemeyi bilmeyen miyim ? Örnek vermek gerekirse; Sırf bu nedenle karşıma kendim gibi biri çıkınca “hoş çocuk, hoş kız ” aşamasını geçip evlenmemiz kaderinde arkadan ittirmesiyle on yılı bulmuştur :))) verilebilir mi ? İsteklerin tutkuya hırsa dönüşüp beni köleleştirmesine karşıyım. “Olabilecekse olur, olmazsa da ucunda ölüm yok ya bir çaresi bulunur ” kuralına uygun yaşarım. Şimdi buralardan saraya uğrayıp nasıl kiloya döneceğim onu da bilmiyorum :)))) Ama gayret edip bir yere akıllı uslu bağlanacağım, inşallah :)))
Bir hedefi bir amacı olmalı insanın, ki bu yaşamak için gereklidir. Önemli olan amaca giden yolların tek yol, tek yön değil alternatifli olduğunu bilmektir. Zayıflayamıyorsan, büyük bedene talim edeceksin, çamaşır sepetinde yan yana gelen small ile x-large arasında ki ebat farkına hayret etmeyeceksin :)))) Gözlerine inanamıyorsan, dyetisyenine inacaksın :))) Oluyor galiba yavaş yavaş dönüşe başladım, saraya girmesem de olur. Direkt karar alıp çıkmalı :))) Ramazan bitsin, bayram geçsin, geleni gideni halledelim, sonra da kendimize gelelim dersek, bu geliş pazartesine denk gelmezse, pazartesi olana kadar bekleyecek miyiz ? Bir şeye başlamak için ille de hafta başı şart mıdır ? Hafta başında başlanan hafta sonunda biter mi? yoksa her hafta başı başlangıçı tetikler mi ? Bağzı şaylerin sonucunu almak çooooooooook uzun sürerken, bazı şeyler neden anlık olur ki ? Bu ikisinin uyumsuzluğu “Adalet vardır ama her şey de bulunmaz” diye bir ulu söz uydurur mu ? Yağmur da gelmek üzere, bu geliş beni kendime getirir mi? şimşek, gökgürültüsü, düşen damlalar üçü bir arada gibi mi? Bu kadar abuk sabukluk yeter mi ?
“Dünya dönüyor, sen ne dersen de, yıllar geçiyor fark etmesen de”, “Ömrümüz bir su içiyor yıllar”, “Nasıl olsa her şeyin zamanla bir sonu yok mu? ömür dediğimiz şey küsecek kadar çok mu?”, “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında”… gibi benzer şarkı sözleri içimizden geçenlere destek mi? :))))
Bitsin gayri, dağıldıkça toplanmamız zorlaşacak, kalan beyin hücrelerimize iyi bakmak gerek :)))))

2 AĞUSTOS 2013
Hayatımızı alışkanlıklarımız, inançlarımız ve takıntılarımız yönetiyor :))) Tabii ki de benimkini de :))) Sabah güneşi üstüme uyurken doğsun istemem, evi bir tur toplamadan yatmaya gidemem, muslukta bulaşık sevmem, okuduğum kitabı yarım bırakmam, söz verdiysem tutarım, hele ki bu bir gezme ve buluşma ise yağmur, kar, çamur dinlemem :))) Rüyalarıma inanırım, hatta bazılarından gerçek gibiymiş gibi uyanırım, kara kedi, 13, 13 artı cuma, tahtaya vurma… hayatımda yok ama nazara inanırım. İyi düşünmek iyilikler getirir, iyilikleri enine boyuna işler, genişletirim :)) Kötülüklerde ayrıntıya takılmam. Sevmediğim insanı hayatımdan silmem ama yanıma yöreme de getirmem :))) Eşli olan şeylerin tek tek servis edilmesine dayanamam :)) Sofrada ayrı takımdan çatal , kaşık, tek tek tabak bardak gözüme aşırı dokunur, eşlensin isterim. Pijamaların takımdan ayrı tek tek giyilmesine, çizgili ile kareli eşlemesine zinhar karşıyım :))) Gördüğüm anda diğer parça ile giyenin başında taciz bekleyişleri yaparım :))) nevresim takımı; adı üstünde takım :))) En üsten ,aradan ayrı ayrı çekilip serilmesine kızarım, gerekirse yastıkları uygun olarak ayırırım, gecelik çarşafa ille de uygun olsun diye diretmem :))) Amaaaaaa denk gelmişse de aynadan kendime tatlı tatlı gülümserim :))) Yatmadan kapıyı, bacayı iyicene kilitlerim, ışıkların cümlesini söndürür, su sesi duydum mu kaynağını bulmadan, sesi kurutmadan yatamam :)) Banyo hariç evin her yerine saat koyarım, ışıklı, alarmlı, radyolu olanı evde başucumda durur, gittiğim yerlere taşırım :)))
Veeeeeeee daha niceleri, bunları kimse kimseye anlatmaz,zaman zaman laf aralarında geçer, çoğu zaman dikkat çekmez, amaaaaaaaa bu detaylar var ya karşı tarafın ömrünü yer :)))) On yılda birbirini tanımak için zaman harcasan aynı çatı altına girmeden bilinmez . Bildiğinde de herkes kendi yapacağını bilir dermişim :)))

3 AĞUSTOS 2013
Hayatımızı alışkanlıklarımız, inançlarımız, takıntılarımız yönetiyor demiştik ya korkularımızı eklemeyi unutmuşuz :))) Korkularımız da sınırlarımızı çiziyor. Saçma sapan, geçmişe dayanan, bugünden kaynaklanan… korkularımız. Çoğunun sonu ölüme dayanan, sevdiklerimizi “Sana bir şey olmasın” diye kayıran korkular.. Bazılarından kurtuldum ama benimde hala bir kaç tane var :))) Uzun yıllar kredi kartı ile kapıyı açan, ansızın içeri dalan hırsız, bir odadan bir odaya geçerken göz göze geleceğiz çizgi film olmayan bir fare, uğurladığım yolcuların ille de bir trafik kazasına maruz kalmaları, deprem, yangın, sel.., denize düşecek bir uçak (karaya düşerse sanki kutulacağız da), karanlıkta bir sapık, aydınlıkta bir manyak … derken bu günlere geldik. Korkularımın baş mimarı rahmetli annemdir. Endişeye dayalı inanılmaz senaryolar yazardı. Sırf bu nedenle tüm bekarlığın sürece aynı saatte işten ya da okuldan dönmedim eve :))) Kendi ailem olunca da kendimi geliştirmedim. Sağ olsun eşim gittiği her yerden cep telefonu yokken ya aramayı unuttu ya da beş altı saat sonra hatırladı. Mobil telefonlar ile bir zaman tacize devam ettim. Baktım tınmıyor böylece “Amaaaaaan boşver, ölüyse ölü gelir, sağ ise kendi gelir” dedim. geleni gideni merak etmeyi toptan bıraktım. “Allaha emanet olun” diye kapıdan çıkardım, peşlerini bıraktım :))) Manyak, sapık, hırsız için önlemler bir yere kadar, olmayan şeylere tahmini planlar ancak kafayı yorar :)) Allah korusun başımıza gelmesin ama gelirse de çabuk çabuk A planı, B planı yapıp uygulayabilirsek uygulayacağız. Doğal afetlere gücümüz zaten yetmez, deprem bekleye bekleye ruh hastası olmaya gerek yok, aslında işin özeti “Korkunun ecele faydası yok” Ölüm hak, vakti saati, kaderde kayıtlı, bizden saklı, şekli ise arkamızda kalanlara bizi hatırlamaları için malzeme.Korka korka korkudan ölmektense zamanı gelince bir avazda toparlanır gideriz, parça parça zihinde ölmek yerine bir sefer de temiz iş tercihimiz :)))
Bayrama az kaldı :)) benim dağınık aile toparlanmaya başladı, dün akşam evin babası geldi, şu sıra evin büyük oğlunun kapıyı çalması an meselesi :))))) Bir yazlık yapmak niyetim, biraz deniz havası alıp, temizlediğim yerler kirlenmiş mi bakarım :)))) Yarın da buradayım, duvardan bayramlaşır, yazar çizer sonra da kaçarım :))))))

4 AĞUSTOS 2013

“Nerdeeeee o eski bayramlar” deme zamanım geldi, amaaaa demem :))) Ben de eski ben değilim ki:))) Bir yeni bir eski ne kadar uyumsuz bilirim.Her şey değişiyor yenilenirken niye eskiye özlem dersek, cevap; oralarda kalan özlediklerimiz ve “aaaah keşke” değimiz pişmanlıklarımız bir göz atalım diye bizi çağırıyor da ondan. Ne bayramların kutlandığı evler kaldı, ne de o evlerde bekleyen eli öpülecekler. Eskiden taksi bile tek tük idi, şimdi gökyüzünde trafik var. Kalabalık büyük evlerinde kurulu sofralar, ardı arkası kesilmeyen ikramlar, kapıyı açtın mı, içeriye doluşan kalabalıklar yok, Dedem “Babam tarlada iken, askere almışlar, boynunda ekmek torbası ile gitmiş” , ” Bir daha da dönmedi” dediğinde ruhumuz daralırken şimdi gözümüzden yaş geliyor :((( O zamanlar ailenin bir parçası idik, şimdi çoğumuz aileyiz :))) Zamana uyacağız, mecbur :))) Gurbetteki oğlan geldi, çok da adil :))) Günleri paylaştırmış, anneye iki, arkadaşlara üç :))) Kendi kalabalığımız, kendi gürültümüz içindeyiz. espriler de zamane; Şirinler e gitmek için arkadaş bulamayan kıza teselli “şirinler hayırlı bi şi olsa rengi yeşil olurdu” :)))))))))))
Bana müsaade, anneliği hafızalarda iyi yer etsin diye abartmam gerek :))) Güncellenmiş bayram programı toplu tatile ayarlı, günlük de kağıta kaleme geçecek, sonraaaaa size facebook dan birikmiş olarak geri dönecek inşallah :))))
Biraz klişe ama ben severim, “Hepinize şeker tadında bir bayram dilerim” , büyükler varsa ıskalamayın, küçüklerin de gönlünü alın sevindirin, kendinizi de bir şekilde mutlu edin, sonra bu günler de eski günler arasında anılacak ona göre değerlendirin

5 AĞUSTOS 2013

Günlük yazmayı severim, uzun yıllar beyaz çizgisiz sayfalı, kalın kapaklı defterlere “Sevgili Günlük” diye başlayan yazılar yazdım.Baş ucu kitaplarım gibi günlüğümde baş ucumda, tabii ki de şimdiki zamanda :)) Eskiden hem kilitli alırdım hem de köşe bucak saklardım.İçimi açtığım sayfalar, dertleştiğim satırlar gizli kalsın diye.Uzun zaman yazdım, esasında evlenince bıraktım. Hm fırsatım olmadı hem de içim dışım birbirine karıştı :)) Sakladıklarımı yakın bir geçmişte yırtıp attım. Okurken içim daraldı, “Amaaaaaaan amaaan iyi ki de geçmiş o günler” dedim. Kısaca saklamaya devam edip kendime tahammül edemedim :)) Baş ucumdaki mor kaplıya; bu akşamlık yeter, devamı yarına :))

6 AĞUSTOS 2013

Çekirdek ailem artı ablam yazlıkta toplandık.Hava hem sıcak hem de esintili, geceler serin diyemeyeceğim onlarda esintisiz ve yıldızlı.Ramazan devam ediyor, eşim hariç çoluk çocuk hepimiz oruçlu.Sahur bana ait, iftar evin babasından, hazırlayıp oruçlu sevabı alacak :)) Çorbadan, tatlıya hepsini yapıyor valla. Hem de ana yemek mangalda. Aramızdaki klasik konuşma; “Etrafı çok pisletme”, “Mangal ve temizlik ikisi bir arada olmaz” Saati üçe kurdum, illa ki bir iki saat yatıcam, sonra son sahur, son oruç, son iftar.
Sofralar kalabalıkla güzel, gençler iştahlı, bugünden yarına bir şey kalmıyor, bakalım bugünler kaçımızın eski günleri olabilecek ? Bayramların bende ki tadı değişti, biraz buruk, biraz hüzünlü…
Bu arada kızım bir Anadolu Lisesi ne yerleşti 🙂

7 AĞUSTOS 2013

Son oruç ve son iftar, teravi dün bitti.Ramazan tamam, bayrama hazırız da bayram namazına hazır değil çocuklar, evden şortlu gelmişler :)) “Bunlarla olmaz cemaata ayıp olur” dediler, Birine eşofman altı buldum, biraz taytımsı :))))), birine de eski bol paça bir yazlık pantolon, kapriden az uzun :)))) Fazla itiraz edip, söylenmediler, zaten dışarıda kılacaklar, bir koşu gider gelirler.
Ahçımız son iftara da güzel hazırlanmış; Mercimek çorba, Zeytinyağlı yeşil fasulye, salata, beğendi ve biftek. Trabzon tereyağı ile sıcak pide giriş için çorba ile iyi gitti.Ayrıca kahvaltılıklar felan, üstüne çay, Bayram da da devam etmesini umuyoruz :)))

8 AĞUSTOS 2013

Veeeeeee bayram :))) Rahmetli annem “Namazdan sonra yatın, bugün oruç tutanların üstüne melekler incili yorgan örtecek” derdi.Yorganı sahur saatinde uyuyarak örtündük var saydık :)) Ahçıyı evde bıraktık, kızlar denize, oğlanlar cami ye doğru yol aldık. Akşam için söz aldık, kahvaltı bana ait. Sessiz sakin ve soğuk sularda çırpınıp, serinlemiş olarak ocak başı yapıp, bayrama yakışır bir kahvaltı hazırladım.
“Ayşenim üç öğünlü günlere döndük” diyen oğlana da kulak asmadım.
Gazete, kitap okuma, tekrarlanan dizilere bakma, terastan gelen giden komşulara göz atma, büyüklerle balkondan balkona bayramlaşma, eş dost ve hısım akrabayı telefonla arama, telefona gelen mesajları okuma.. derkeeeeeeen akşam oldu.
Ahçının bayram mönüsü; Mangalda köfte ve kanat, közlenmiş kırmızı biber salatası, yeşil salata, cacık,Trabzon yağı ile Trabzon ekmeği üstüne çay ile kadayıf (kadayıfı evden yapıp getirdim) ve üstüne büyük oğlan tarafından ısmarlanan dondurma.

9 AĞUSTOS 2013

Bayramın ikinci günü; Deniz arkasına kahvaltı günün rutini, kültür etkinliklerine devam, yatma yuvarlanma isteğe bağlı :))) Havuza gidip gelen hane halkından bireysel performans; Kimi markete kimi fırına kimi de dondurmaya…
Ahçı gün ortasında etleri ayarlıyor, menüyü açıklamıyor :)) Ek hizmet olarak bamya pişirdim.
Ana yemek ızgara beyaz et, yanına boooool tereyağlı şehriyeli pirinç pilavı, ezme salata, sarımsaklı ekmek.İyi alıştık ama bu ahçıdan son yemek :((( Yarın baba oğul dönecekler. Amaaaaaaa önce sırada yarınki kahvaltı var, Buz dolabına Nuhun gemisi muamelesi yapıp kalanlarla döktürmeliyim :)))
İnsanın kendini hayatın akışına bırakması ne güzel, hayat akarken içinden geçebilmek, hem aktığını hem de geçtiğini bilmek güzelmiş :))) Keşke daha öncesi de olabilseymiş :))

10 AĞUSTOS 2013

Çeşitli malzemelerle gözlemeler, biraz patates ve acılı sos ile omlet yaptım. Hem kalanlar değerlendi hem de yiyenler beğendi :)) Uzun uzuuuuuuuun masada kaldık. Eskiden olsa gidenlerin tasasına düşerdim. Şimdi ise “Herkes yerinde sağ olsun, mutlu olsun” deyip anın tadını çıkardım. hayat bu herkesin yeri yurdu ayrı ayrı yazılır, vesile olur kavuşulur, kavuşulmaz uzak kalınır, hem durumda özlemle beslenen sevgi baki kalır, her seferinde tekrarı olabilmesi ihtimali ile dağılmak güzel.. 🙂

11 AĞUSTOS 2013

Veeeeeeeee dün akşamdan itibaren ev :))” Bugün günlerden pazar” diye başlayıp gidenlerin ardından “seni çok özledim” diye devam etmeyeceğim. Günlere bağlanmış özlemlere ve koşullu sevgilere prensip olarak karşıyım :)) Sevmek ile özlemek özgürlüğü en çok hak eden duygular. Ota çöpe, adam olana, olmayana, yakındakine, uzaktakine, haberi olana, olmayana sevgi duymak, özlemle beslemek serbest :)) Ancaaaaaak zararlı tutkulara dönüştürmemek kaydı ile.
Bugünü yarın için plan yapmakla geçirmek istiyorum :)) Yemekte kibrit kutusu, bir adet, bir avuç ölçülerine nasıl dönülecek? , Çamaşır ve temizlik tek tek mi ? yoksa bir arada mı halledilecek ? , kız hangi okula kayıt edilecek, para pul, ödemelerde tarihi gelenlere bakılacak… yatarak, okuyarak, film seyrederek, muhabbet ederek, oruç değilim, bayram da bitti bilinciyle yiyip içerek aralara plan program serpilecek.
Bir şekilde normale dönülecek de normalin sınırları ne idi ? önce buna cevap verilecek :))))
Olacak, çünkü umutsuz olamayız ki…

TEMMUZ SONU GÜNLÜKLERİ


1000736_10151613607768159_658034072_n

21 Temmuz 2013

Eşyanın eskisi hüzün veriyor, insanın eskisi mutluluk. Eşyanın yenisi mutluluk veriyor, insanın yenisi sürprizlere açık Hayat her gün için desteden çektiğimiz kağıtlar gibi. Yazılı yanları var, yazılacak yanları var. Amaç her sabah desteye bir el atabilmek, bir yeni kağıt çekebilmek. Sonrası geliyor, gün bitiyor. Okunmuş yazılmış kağıtlar bir yanda ayrı bir deste, kalın ya da ince orası kalmış kadere
Bir gün bitti, yenisi başlamak üzere, el attık desteye Başlangıç için GÜNAYDIIIIIIIN herkese

22 Temmuz 2013

Çocukluğunu hatırlamak suç mahalline geri dönmek gibi. İlle de bir gidip gelesin, bir geçmişe bakıp dönesin gelir. Yarım kalanlar mı ?, çocuk aklınla yapılan yanlışlar mı ?, özlem mi ? Hasret mi? yoksa hepsi birden mi ? tam cevap verilemez. Her şeyin çocukluğa dayanan bir tarihi, bir başlangıç noktası vardır. Bir olay olur aklına gelir, yatarsın rüyana gelir, eşin dostun ağzından kulağına gelir. Bir şekilde gelir işte. Bazen seni mutlu eder, bazen gözlerine yaş dizer, bazen içini bir ateş yalayıp geçer…
Belkide bunlar ruhumuzun çocuk kalan yanını besler, adı üstünde çocukluk işte her yaşta içimizden gelir geçer :)))

23 Temmuz 2013

Tepemde vızıldayıp gezen bir sivri, ayrı odalardan gelen “Beni de yedi” sesi :))) Hepimizi sıraya dizen aynı alçak sivri mi? yoksa bu da bir ekip işi mi? Masa üstünde bir kitap “Antik çağdan günümüze sanatta Mitoloji” kuşe kağıtta 934 adet resim. Erkekler bugüne benzer, kadınlar Afrodit dahil güneş görmemiş ve balık eti :)))
Gecenin sonuna sabahın başına yakınım, uyku düzenimde düzensizliğe devam :)) Senenin yarısından biraz fazlası, yazın yarısı, Ramazanın yarısı, okul tatilinin de birazı bitti. Arada bir sürü şey daha geldi geçti. “Zamanda bir daralma, bir bereketsizlik mi var? ” sorusu her şeyin başına eklendi. :)) Zaman aynı zaman da içinden geçenlere hareket geldi. Eskiden yapılacak şeylerin listesi on kalemi geçmezken, şimdi sayılamayacak hale geldi. Akla hayale gelmeyen “Eve üç beş film almak, aynı maça defalarca bakmak, oğlana yeni oyun, kıza yapay tırnak, hanıma bitkisel ürünler … ” listeye eklendi. Ayrıntı, ayrıntı, ayrıntı… hayatın özeti. Bir de baktık ki üstünde durulmayacak kadar önemsiz her şeyi büyütüp büyütüp günlere yaymışız, bazen bir lafa,bazen de bir davranışa takılıp kalmışız, hep aynı şeyle uğraşırken farklı olanı kaçırmışız. Sonra da suçu yetmeyen zamana atmışız.
Yapmayalım arkadaşlar :)))) Dünya fani, ölüm ani… Gelenlere bekleme yapmadan geçme imkanı verelim, yolu tıkamayalım, bakınaaaaa bakınaaaaaa ilerleyelim :))))))

24 Temmuz 2013

“Hava ağır mı ağır, bir sıkıntı içimde, bir türkü tutturmuşum, duyuyor musun beni ?” desem kimse duymaz sesimi, aslında kimse bilmez kimsenin türküsünü. Kendini anlatan yer bildirimleri, nereye gittin nerden geldin, ne yedin, ne içtin, ne pişirdin, ne giydin, kiminleydin… bir bir ortaya dökülür de söylenmez içtekiler. Dışını anlatanlar sanırlar ki anlatılanlarda içe dair ip uçları var. Bence triplerin de sebebi bunlar. Dolaylı anlatımlarla kendini ifade ettim sananlar, kırgınlıklarını yoruma açık triplerle ortaya atarlar. Ortam müsait olunca giren çıkan lafa karşı değilim ama evde çalışılıp gelinen, insanı geren yanlış anlamalarla büyüyen, ağzı dili varken kullanmayan, tafra yapıp, karışıklık yaratan, aklınca ilgi çektim sananlara karşıyım.Hatta sinir oluyorum. Kinlerini besleyip, büyütenler, unutmamayı tercih edip, bağışlamaktan çekinenler… siz var ya çooooooook zavallısınız, karanlıklar içinde kara kara düşünceler üretirken geçip giden renkleri kaçırıyorsunuz, size tahammül edenlerin sınırlarını zorluyorsunuz… diye diye sabah sabah içimi karartabilirim ama hiiiiiiiiiiiiiiç niyetim yok :))) Ben kendimi anlatırım, anlayan anlar, anlamayanı da gönlümün Yalova’ sına kaymakam atarım :)))) Karşımdakini de anlamaya çalışırım, olacak gibiyse fazla mesai bile yaparım. Olmuyorsa onu da papucumun arkadaşı, komşusu, akrabası ya da her neyse diye etiketler çöpe gidecekler tarafına yollarım :)))
Aaaaaaaaaay daraldım yeminlen :))) Geri dön eeeeeey seher yeli, acil durum var :))))

25 Temmuz 2013

Hayata hangi pencereden baktığın önemli derler ya bazen o kadar çok birbiri ile çelişen birbirini tamamlamayan aksine birbirinden ayrı yönlerde uzaklaşan pencere oluyor ki hangisinin önünde dursam diye şaşırıyor insan.
Bir tanesi hep iyilik dolu, birinde başkasının çektiği acılara kendi gözlerinle baktığın anlar var, bir başkası senin geride kaldığını sandığın ama aniden hortlayan hatıralar, öteki evin barkın, çoluğun çocuğun, yuva dediğin dört duvar, şurada eşim dostum, arkadaşım dediklerin , az ötede ağaçlar, kuşlar, gökyüzü, deniz var… bunlar hep ilk bakışlar hepsinin ayrı ayrı derinliği var.
Hangi pencereden bakarsan bak hangi boya ile boyanırsan boyan aklında hep “Bir de fıstıki yeşil olacaktı , bir tek o mu kaldı? ” sorusu var :)))
Ne yana bakarsan bak, hangi camı açarsan aç aslında gözlerinin önünde neyi nasıl görmek istersen o var :)))) “Günaydın sevgiliye günaaaaaydııııııııın ”
Not : Sevgili çooooooooooook geniş kapsamlı tutulmuştur :))))))

26 Temmuz 2013

Adım adım büyüme bölümünde dün kızı yanına bir miktar para, uygun arkadaş, sınırlı zaman dilimi ile yakındaki AVM ye saldık :))) Sonuç iyiiiiiii, büyümüş :))) Yemiş içmiş, dükkan dükkan gezmiş, kuru kafa desenli bir çanta, dolamalı bir fular ile parayı son kuruşuna kadar tüketerek geldi :))) Zaten bu kıza sınırlı ver sınıra kadar, imkan olsa sınırsız ver onu da mümkün olacak en soooooooon noktaya kadar harcar. Sıkıntı yok yani. Oğlanları ihtiyaç için çarşıya sal bulup alamazlar, kiiiiiiii büyüğün eğitimi yıllar sürdü. Çoooooook şükür kurtuldum, küçük biraz daha kolay siyah olan her şeyi en az %50 beğenir :))) Üç çocuk farklı huylar, oğlanlara evden çıkmadan tembih ederdim, “Şunu şunu almaya gidiyoruz, paramız şu kadar, en fazla şunu da alırız, bağırıp çağırıp nefesinizi tüketmeyin” diye, her zaman da başarılı oldum :))) Fakat aynı formül kıza sökmedi, ağlayıp zırlamadı ama bir şekilde beni soyup soğana çevirdi, en son gittiğimizde bu hap kadar kıza (Öyle değilmiş aslında :)) ) Victoria Secret den indirilmiş genç kız kokusu almışlığım var :)))))
Yaaaaaaa işte böyle kızın varsa dünya da renkler hızla değişiyor, elinin ayağının ojesine bile yetişemiyorsun, benim üç renk ojem varken, bitmesi uzun zaman alırken bu kızın kiler koca bir çekmece, üstelik bitiyor da dün akşam yeşili bitmiş, bir eline yetti ötekine yetmedi onu da sarı boyadı, imkanlar tükense de hayaller de sınır yok, olanlarla olduruyor bu kızlar :))))))

27 Temmuz 2013

Artık bi üşüsek diyorum :))) Yazlık ince hırkalara ihtiyaç duysak, hatta gecenin bir vaktinde ürpersek yetmese, içimiz titrese felan… Yeminlen bunaldım diyesim var ama daha tatile bile gitmemiş olanlardan, “yaz da hoş mevsim bitmesin ” diyenlerden çekiniyorum :))) Aslında havalar gündüz herkesin işine yaracak kadar sıcak, geceleri serin olsa diyorum. Yoksa ben bir karasal iklimci miyim ? Halbuki kendimi Tarkan’cı , Murathan Mungan’cı, Ceyhun Yılmaz’cı bilirdim. Tarkan “Vücut iklimin sultanı sensin” şarkısını söylese dinler miyim ?, dinlesem gönül telim titrer mi ? bu titreyiş ruhuma iyi gelir mi ? Küresel ısınma ve beden ısımdaki dalgalanma yüzünden ileriki tarihlerde yıkanmış ütülenmiş, bir kaçının kenarı oyalı bir tülbent tomarı ile gezer miyim ? Onları rutin ilaçlarımı aldığım bir eczane poşetine tıkar, yanımdan ayırmaz mıyım ? böyle yaparsam kendimden “huyuma suyama ne oluyor? ” diye korkar mıyım ? Güne böyle abuk sabuk sorularla başlarsam, bunlara da cevap bulamazsam, “Halbuki sorular kolaydı, daha önce gördüğüm konulardı, ruhum daraldı, yapamadım ” dersem iç seslerim ne der ?
1 nolu iç ses; “Yok işte olmuyor, mevsim geçene kadar dayan, inan olsa dükkan senin”
2 nolu iç ses; “Sen yine de benden yana ferah tut yüreğini, benim hüznüm yakasından eksik etmez çiçeğini…” demiş Metin Altıok
3 nolu iç ses; “Aaaaaaaaa azıttın yine, içinden geçen seçme saçmalarını topla, yat zıbar”
Bunları dördü beşi de var :)))) Hepsine verilmiş cevabımda var, yine de gidip yatmakta fayda var :))))

28 Temmuz 2013

İstanbul gezginleri ile geze gezeeee, gece güne dönmeden, dönebildik eve :))))
İftardan sahura parkurunu son ayakta sağlık nedenleri ile bıraktık. :(( Güzel bir gece idi, parmak arası teklikteki ayaklarım adeta bir heykel ayağı gibi tombul ve yayvan, belim biraz tutuk, uykum var ama nasıl uyuyacağım belli değil :)))) Şimdiiiiiiii yatıyorum, pazartesi hafta başında baş başa bir değerlendirme yaparız. Allah rahatlık versin

29 Temmuz 2013

Her yaşın, her zamanın güzelliği var derler ya bana kalırsa gelecek kuşakların anı olarak eksiği var. Rahmetli annem “Ayının on hikayesi varmış, hepsi de ahlat üstene imiş” derdi. Korkarım ki bunların on hikayesinin sekizi dehşet ve şiddet üstüne olacak .
Bu çocuklar kağıt kokusunu bilemeyecekler; eski kitap, yeni kitap nasıl kokar, gazete elini ayağını nasıl boyar, sayfa sayfa nasıl mürekkep kokar, kütüphaneleri bir ufak çipde gizli, gözle görünmez, ne okur ne yazar bilinmez… Bana kalsa en kötüsü de mektup hayatlarında hiiiiiiiiiç olmayacak. Ne kimseye yazacaklar, ne kimseden gelecek, kitaplar arasına saklanmış,bir çekmecenin en arkasında bir kutuda kalmış, unutulmuş gitmiş, belki de yazanları ölmüş sararmış sayfalara rastlamayacaklar. Postacının sadece icra ve haber kağıdı taşımadığını, ne getirip ne getirmediğini bilip de bahşiş istediği zamanların olduğunu bir zaman daha yaşayan büyüklerden dinleyecekler, akılları almayacak, Binlerce mesaj hakkının postacının elinde gezinmesini tuhaf karşılayacaklar :))))
Oysa ne güzel şeydir, ortadan ikiye uzunlamasına katlanmış beyaz kağıtlara, mürekkepli kalemlerle yazılan, sevgili diye başlayan, selam sabah, hal hatır soran, özlem kokan, içinde merak soruları, şiiri olan, , uzakları yakın eden, yazanın da okuyanında içini titreten, sonunda imzası, “Bunu sana ben eeeeeeen içten duygularımla yazdım ” diye notu olan, üstü pullu damgalı zarfa konulan, gelene kadar yollarda çanta çanta dolanan, tekrar tekrar okunan, biriktirilip, toplanan, üstü arap kızlı, teneke kutularda beli bağlı saklanan, içinden kurumuş çicek çıkan kimi zaman sayfalar dolusu olup da tartıya maruz kalan mektuplar… size sonsuza kadar elveda… sizinde müzelik olma zamanınız geldi. Aşk mektupları, iş mektuplar, asker mektupları… sizi yazan da hatırlayan da kalmayacak, atalarınızı unutarak mail ve mesaj olarak, çağa uygun, kısa ve hızlı bir zaman daha yaşarsınız, DELETE tuşu sonunuz olur…

30 Temmuz 2013

Küçük mutlulukların ruhumda büyük esintilere dönüşmesini seviyorum :)))Küçük bir şey büyük bir şeye dönüşüyor bazen, tabii ki de ben istersem :))
Lunaparkda bağrış çağrış geçen dakikalardan sonra “Aaay sen çok kafa bi annesin” iltifatı, kuzenin “Sağda solda dolaşma, sen gel ben bir damla kanından her yerine baktırırım” çağrısı, hediye paketi açmak, evladın elinden su içmek, çekmecelerde aradığını bulamazken bir unuttuğun parçayı bulmak, kulağına sevdiğin bir şarkının sesinin gelmesi, yolda hiç aklında olmayan birine rastlamak, eski dostlarla bir kahve ve hatırlanan kırk yılı henüz dolmamış ortak anılar, yürekten bir gel daveti, kuralsız kanunsuz gülebilmek, göz yaşına yol verip, istediğin kadar ağlayabilmek, birini özlerken ansızın yanında bulabilmek… daha bir sürü ufak tefek şey. İçine sınırsız mutluluk sığdırabileceklerimiz elimizin altında iken ille de imkansız için çaba harcamak çoooooooook yorucu olmalı. Ne gerek var ki elimde olanlara şükretmek yerine gökten yıldız istemeye :)))))

31 Temmuz 2013

Yeraltından muhabbetler;
Sona doğru yaklaşıyoruz, ne olacak bu Ramazan pidesinin ve onun iş birlikcisi tereyağ, tulum peyniri, balın mesul olduğu kilolar,” Hemen yağa dönüşmez Kısa zamanda itina ile yakılır dert etme kuzum” diye bir teselli var mıdır ? Yoksa bir diyetisyen şart mıdır ? Öyleyse benim çılgın proje hayata geçtiği yerden devam eder mi ? Ne yapmıştık ? Oğlumun arkadaşını “Diyetisyenler de tahlil sonuçlarına, kilona,boyuna bosuna ,beslenme alışkanlıklarına göre eline bir kağıt yazıyor, duruma, daha çok da verdiğin paraya göre seni yanına çağırıp tartıyor, içini açıp da bu yedikleri nerede takılıyor diye bakan yok, biraz kontrol utançından, biraz içine giremediğin kıyafetler ziyan olmasın diye, biraz da seni zorlayan organlardan dolayı zayıflıyorsun, pek ala bu işi mail yoluyla da yapabiliriz, Beylikdüzü, kurtköy arası gidip gelmek değil çılgın akla ziyan proje” diye ikna etmiştim, gerçi çocukların arkadaşları benim için “Teyze biraz sinirli ve sert gibi” diye bir söylenti çıkarmışlardı, kızcağız korkudan mı ikna oldu ? Korkup, korkusuna tutsak olanları sevmem ama karşıma gelen de biraz titresin isterim :))))) Kızmayın arkadaşlar köküm sarayda benim :)) dersem bastırılmış saraysı duygularımı ifşa etmiş olur muyum?, olursam oldu bir kere der; “Peşimde yelpaze taşıyan, devamlı hafif esinti yapan biri olmalı” diye de ekler miyim? :)))
Aslında ben; “olana teslim olan, tefekkür ile tevekkül arasında dolanan, tasavvufa yakın, dem de demlenen, mistik biriyim, daha olmadım ama olacak gibiyim ” Kula kul değilim, kimsede bana kul olmasın derim, bu anlamda saray ile çelişirim :)))) Bir çok anlamda kendimi bilirim…
Sıcak hava, az uyku, el ve ayakta, hatta tüm vücutta ödem… iyicene karıştık gene :)))
Çözüm için devam edecek… :))))

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑