Haziran Ortası Günlükleri


381411_10151476084523159_771930650_n

11 Haziran

Her sabah uyandığımda bir kapı aralayıp önce usulca başımı uzatıp, ürkekce bakınıp, yavaş yavaş içeriye doğru süzülüyorum. Loş ışıklı bir oda, içinde insanlar eşyalar var, ne ile karşılaşacağımı tam olarak bilmiyorum, girişim bir şef edası ile değil, başkan ya da büyük grupların sözcüsü de değilim, sanki “Bi arkadaşa bakıcam, bi şi diyip çıkıcam” gibi bir halim var. Ne söylecem ne yapıcam diye sıkıntım yok , bu odadan bir şekilde çıkış var onun bilincindeyim. Yavaş yavaş ortalık aydınlanıp, yüzler seçilmeye, işler güçler belirlenmeye başladığında kendime güvenim artıyor ” Bu gün de bitecek ” diyorum. Sorumluluk duygumu sorunlu hale gelmediği sürece seviyorum, her şeye istenirse bir zaman bulunur diyorum, kaliteli zaman geniş zaman değil, kaliteli zaman az ama öz olan diye düşünüyorum, inanıyorum, hissediyorum ve adaletin kör ve topal olsa da yerine eninde sonunda ulaşacağından eminim.
Bazen can sıkıntısı, bazen endişe, bazen full neşe bazen hepsi birlikte her gün böyle.Taksim bugün de içimde baş köşede :((( Üzgünüm, endişeliyim gençler için, çocuklarımız için yapılan komik hesaplar için…

12 Haziran

Bu sabah için dün akşam mezuniyet töreninde şöyle oldu böyle oldu diye eğlenceli bir yazı yazmak isterdim :(( Sabahı geçirdik, öğlen oldu ama hiiiiiç keyfim yok. Yalanlaaar yalanlaaaaaar olmayacak vaatler, hırs, tutku ve yok edilmeye çalışılan aykırı sesler. Evet ne ikna edilmesi düşünülen ne de dinlenip değer verilen, biz den olmayan hiç olmasın diye sergilenen tutum. Katliam çalışmaları… Zamanında sesi çıkmayan pişmanlar daha neler neler…
Din ile iman ne örtünün altında ne de dilin din için yaptıklarını sayıp söylediklerinde, din ile iman kalpte. Eğer vicdanın, merhametin, hoş görün yoksa, kibrin, gururun, lüzumsuz inadın varsa istediğin kadar namaz kıl, içki içme, tepeden tırnağa kapan what fayda. Siyaset ile dini bir tutanlar da ayrı bir manzara. Hem yalan, hem de olamayacak sözler ver sonra da dindarım de…
Ne desem ne yazsam bilmedim. Ama bir şekilde geçecek, iyi olacak umudumu hiiiiiiiç kesmedim. Kesmeyeceğim de…

13 Haziran
Ne zordur başkalarının fikirlerini kendininmiş gibi benimsemek, hiç bir katkın olmadan başkalarının fikirleriyle beslenmek, iplerini menfaat için birilerinin eline vermek, çizilmiş yol haritalarında işaretli sokaklardan ilerlemek, ömrünce hep ama hep talimat beklemek, ufala ufala ölmek ve bunu hiiiiiiiç fark etmemek.
Bu benim fikrim ama bakıyorum da binlerce dansöz var. Yukarılardan gelen müziklere ayaklarını uydurarak dans etmeye gayret eden ve ettim zanneden.
Gülsek mi ağlasak mı bilemiyor bazen insan. Aklı başında ve farkında olanın kulakları ve gözleri duyduklarına ve gördüklerine gülerken, kalpleri “yazık yazııııııııık ” diye ağlıyor.

14 Haziran

“Karnım acıktı, yemek yiyelim” der gibi “Seni seviyorum aşkım” diyenlere, yakıp yıkıp, insan kırmayı alışkanlık yapıp sonra da durmadan “Aaaaaa çooooooook özür dilerim “i rutin haline getirenlere, “Hiiiiiiiiiiç değişmedim, heeeeeeep aynı kaldım” deyip gelişmemişliği ile iftihar edenlere, Dinlemeyi bilmeyip durmadan hep aynı şeyleri söylemek için durmadan konuşma izni isteyenlere, “içim dışım bir benim” sloganını kullanıp içi dışarıdan görünse de görüntüsünü inkar edenlere …daha bir çok şeye üzülerek bakıyorum :(((
Her şeye rağmen “Yarınlar dünden güzel olacak” sözüne yürekten inanıyorum. YARINLAR DÜNDEN ÇOK ÇOK DAHA GÜZEL OLACAK

15 Haziran
“Şimdi uzaklarda, ama çok uzaklarda bir yerde bir dere köpüre köpüre akar, sesi dağların arkasında yankılanır. Kızıl tüylü keçilerden bembeyaz , dumanı üstünde sütler sağar iyi kalpli anneler. Bir delikanlı türkü söyler kayaların arasında sevdalıdır, dalga dalga gelir sesi. Yüz elli yaşındaki anam, bir dilim sıcak ekmek verir bana. Ah, o ekmek ne güzel kokuyordur şimdi kimbilir. Bütün bunları görebilmek için gözlere ne gerek var?…” AYFER TUNÇ/ Evvel otel
Özlemler zaman zaman hayallerle karışıp çıkar gelir, Kapattığımız gözlerimiz yerlerinden çıkıp çıkıp gitmek ister çoooooook uzaklara, tadını unutamadığımız anlara.Kimini hüzünle kimini gülümsemeyle hatırlarız.Sonra her şey döner bugüne, döner dönmesine de keşke gülümsediklerimizin sayısı hüzünlerin sayısını geçebilse…

16 Haziran

Her sabaha umutla uyanıyorum ama gün bitene kadar umutlarım yerle bir oluyor. İçimde cümleler kaynıyor, söyleyecek o kadar çok şey var ki. Susuyorum ve bekliyorum. Daha önce de benzerlerini gördük diyorum. Azıp kuduranların yaşımız tutanlarını gördük, görmediklerimizi okuduk dinledik, sonlarının olduğunu ve sonlarının ne olacağını biliyoruz.
Bugün Babalar günü, yıllardır sınavlara hazırlanan çocukların gireceği YGS var. Amaç daha çok insanı hırpalamak olunca tüm bunlar yok sayıldı. Twitter da Gazlıçeşme TT olsun diye aynı insanların defalarca attığı twitler var.Mutlu olan, yüreğinin yağları muhtemel erimiş olan insanlar var.
Ben de şimdi araştırma yapmaya başlıyorum, Kuran’ın içeriğini defalarca okudum, hangi sure ne der az çok bilirim. Demek ki gözümden kaçanlar var. İntikam alın, zulüm edene siz daha fazlasını yapın, menfaatlerinizi devamlı koruyup gözetin, kendinizden olmayanları ayırın… bunlar hangi ayetlerde var, bunlarla ilgili hadisler neler onlara bakıcam. Demek ki bir yerde var ki yapılıyor , yoksa %50 nin sahibi dini bütün insanlar yanlış yaparlar mı ? Yapmazlar. Her şeyden öte yukarıda ALLAH var.
İnsanlık da bitmeyecek, insan gibi insanlar da buna her zaman inancım var, var olarak kalacak, bir gün ama bir gün mutlaka o gün gelecek.

17 Haziran

Nasıl bir güne uyandık acaba ? Nasıl bir hafta bekliyor bizi ? Bilmiyoruz, zaten hep bilemezdik de iyiye yönelik tahminlerimiz vardı. Hala iyi olmasını dilediğimiz, iyi olan kazanacak umudumuz var.Tahammülü çok zor olan arkadaşlarım yok, olanı da silmedim zaten. Onları öyle kabul ediyorum, en azından ben nasıl onlarınkini görüp okuyorsam, onlarda buraları okusunlar istiyorum. Bu arada hiiiiiiiiç tanımadığım, görüp de hiiiiiiiiç konuşmadığım insanlardan bir sürü yorum okuyorum. Bir çoğunluk sokaklar için üzülüp, endişelenirken, demokratik haklarımız diye direnirken, bir çoğunlukta “Polis onları ikaz etti, parktan çıkmadılar, niye çocuklarını götürüyorlar?…” gibisinden son derece yüzeysel ve cezasını çeksin insanlar diye bakıyorlar. Bu arada satın alınmış insanlar gerçeği var. Bazı bölgelerde ekmek bedava dağıtılıyor, kendini kayıt ettirenler her ay şokellasına kadar bedava erzak alıyorlar. Satın alamadıkları içinde uğraşıyorlar, kız sınava girerken kapıya belediyenin arabası geldi, ortaya yığdılar, kolilerde ne vardı tam bilmiyorum ama meyve sularını gördüm. Çocuklara mı derken dönüşte baktım, velilerin ellerinde. Belediye konserlerinden geçinen sanatçılar var. Abilerin ablaların ellerine teslim edilmiş yurtlarda yaşayan çocuklar gençler onların ihtiyaç parasını toplamak için talimat almış insanlar var.Miting için telefonlara bir yığın mesaj geldi, araçlar temin edildi kimin parası ile. Sayı önemli değil ama tutturana kadar dünya para saçtılar, zaten asılı olan Bayraklara da sahip çıkacaklar, son mesaj teşekkür ve camlara bayrak asın için idi.Daha bir sürü şey var da esas gücüme giden okumuş üflemiş dini inançları olan takımın din ile siyasetin aynı kefede olduğuna inanarak oy kullanması.
İleriyi görebilen herkes sıkıntıda, ihtiyacımız olduğunda nasıl polis çağıracağız acaba ?
Sınırlarını çizemeyeceğim derecede üzgünüm ama umuda olan inancımı hiiiiiiiiiiiç kaybetmedim, kaybedemem UMUT benim kalbimde susmak bilmeyen geveze bir kuş sesi, onun varlığı yaşamın varlığına işaret .
İçinden iyi haberler, güzel görüntüler geçen, umutlarımızı besleyen bir hafta olsun herkes için…

18 Haziran

Günaydıııııın :)))
Bu sabah gülümseyebiliyorum, dün akşam günlerin yorgunluğu uykusuzluğu ve düşen tansiyonumla sızıp kaldığım için #Duranadam ı kaçırmışım. Sabah beri okuyorum, resimlere bakıyorum, okuduklarıma gülümsüyorum. Demiştim ya UMUT her zaman var.Senin benim aklıma gelmeyenler gençlerin aklına geliyor.Bunlar dışarıdakiler bir de bizim evde zor tuttuğumuz %50 si var. Onları sonraki yıllara saklıyoruz :)))))
Yaşamak güzel şey; gördükçe, öğrendikçe, aklına yatmayanlara direndikçe, gözlerin her şeyi görecek, içinden seçecek. Bizim evde tüm tv kanalları var, hepsine bakıyoruz, her çeşit komşu var, selamı sabahı kesmiyoruz, herkesi dinliyoruz, bak kardeşim bir de buradan bak diyoruz, bir de benciller var onlara hiiiiiiiiç bir şey yapamıyoruz, onları ucu kendilerine dokunana kadar kendilerine bırakıyoruz.
Hayatımda gelişen ,çelişen, değişen her şeyi harmanlayarak yaşamayı seviyorum, ülkemi , halkımı sınıflara bölmeden olduğu gibi seviyorum. Orantısız zekaya ve onun ürettiklerine ise hastayım :)))

19 Haziran

Şimdiye kadar hiç bir gün ne yazsam diye düşünmedim, hep aklıma gelenlerden seçim yaptım. Bugün de ne yazsam değil de hangisini yazsam halindeyim.Öyle çok konu var ki; Düşündüren, üzen, kızdıran, ileriye dönük umut vaat eden, umutsuzluğa düşüren… yani insanı halden hale koyan hallerdeyim. Durumumda bir netlik yok :))
Küçücük bir canlı olup, sinek, kuş, kelebek cinsinden uçabilen, taaaaa uzaklara gidebilen, pencere aralığından dışarı süzülüp gitmek istiyorum. Yukarıdan yeryüzüne bakmak, güzel şeyler, güzellikler görmek istiyorum. Dağlar, denizler, dereler, ağaçlar, ormanlar, içinde huzur olan evler, insanların yaşlanıp, hasta olup öldüğü, gençlerin düşman olmadan bir arada konuştuğu, anlaştığı, kutlamalar olan, ayrılıkların sadece fikirleri ayırdığı, her şeyin paylaşıldığı, sevincin kederin bölüşüldüğü bir yerde kalmak istiyorum. Bunlar olmayacak ya da olmamış şeyler değil, çok bir şey istemiyorum, olabilmesi de mümkün biliyorum. Amaaaaaaa şu aralar bunları acil olarak özlüyorum…

20 haziran

“Veee usulca fısıldadı zaman bana bırak” diye :)) Bu üstü güzel resimli bir facebook klişesi. İster zaman dedi diye, ister içinden geldi diye, ister hiiiiiiiç farkında olmadan bırakıyoruz zamana mecbur. zaman hayatın efendisi hiç bir şekilde geçişine engel olamıyoruz. Sel suları gibi önüne katıp ne var ne yok sürükleyip ilerliyor. Zamana kapılan hiç bir şey asla ve de asla eski haline, bildiğimiz normale hatta fabrika ayarlarına bile dönemiyor. Dönüyor da zamandan nasiplenerek :)))
Geride kalanlar aklımızda, gözümüz önümüzdeki yolda, inadı bırakarak, gelişerek, değişerek, zaman zaman “Ne içindeyim zamanın, ne büsbütün dışında” diye zamana sitem ederek yola devam…

Reklamlar

HALİM HAL DEĞİL


1003295_10151543438383159_1012966005_n

Belki daha öncede yazdım, belki benzer haldeyim, belki, belki belki…diye uzatabilirim fakat ben benzer hallerin bir değişik halindeyim. İsteksiz, yorgun, bezgin, ağrıyan yerleri olan ama onları tam tanımlamayan, güne ite kaka başlayıp sürünerek tamamlayan, yatmak uyumak isterken sıcaktan yatağın bedenine yapışmasından bunalan, kapı ve telefon çalmasın aman kimse aramasın diye bucak bucak kaçan, yeme içmeyi abur cubura bağlayan, en basit işleri bile masa üstü evrakı gibi üst üste yığan, kaçıp kurtulmak, kaybolmak isterken ayakları dolaşan, “hayatı seviyorum derken” kendinden şüpheye düşen, pozitif enerjisini verip yerine bir şey almak istemeyen… böyle böyle uzatılıp gidecek sebeplere bağlı bir haldeyim.

Hem sebebim yok, hem de sebebim çok. Sebeplerden sebep beğenmezim. Huyumu biliyorum, teşhis koysam çözümü bulucam da askıda kalmak, Uzaya uzaya sündürülmek ister gibiyim.Ne kimse benle ilgilensin ne de kimseye halimi arz etmek niyetim.Bir köşeye sığınıp saklanıp her şeye uzaktan bakmak “Kafkas Tebeşir Dairesi” nin dışında kalmak gibi bir şey dileğim.
Anne baba, koca baskısı yok. Mahallenin kine de kafa tutacak durumdayım, çocuklardan zaten korkmam, aç açık da değilim.Bunların altında ezilenlere göre özgür sayılabilirim. Amaaaa yine de iç daralmalarımın önüne geçemedim. Belki de benimki çokluktan oluşan bir kirlilik. Beynim, aklım beni yöneten algılarım yoğun bombardıman altında. Birine alışıp kabullenemeden yenisi geliyor. Çocuklar büyüyor, dünya sürprizler halinde gelişiyor, senelerime seneler ekleniyor, hiç bir şey eski haline dönemiyor.
İtiraf etmeliyim ki ben hemen öğrenen, şak diye kabul eden, her yeniliğe çabucak adapte olan biri değilim. İstesem olabilirim ama tuhaf bir şekilde direnmekteyim. Mesela telefon ve tabletle de olabilecekken illa ki de maillerimi masa üstünde yazmak isterim.
Düzeni tertibi severim, alışkanlıklara esir değilim ama her gün de durmadan değişsin istemem.Aslında aynı şeylerden çabucak da sıkılırım ben.Bir çelişki durumu da var yani 🙂
Özlüyorum; “Yirmi yaşına bir gelsem “, “okulu bitirip işe girsem”, ” Aşık olduğum çocukla evlensem”, “Bir kız bir oğlan çocuğum olsa”, “Kendi evim olsa”… bu kurulu cümleleri .Amaaa ben onları çoktaaaaaan geçtim. Üstüne emekli bile oldum 🙂

Aslında sıkıntı gelen günlerin geçen günlere hiiiiiiiiç benzememesi.Bizim kuşağın ömrünün yarısı rutine bağlı idi.Bir de baktık ki Y kuşağına gelmişiz. Alfabenin ortasında bile başlamış olsak bir çırpıda sondan bir önceki harfde bulduk kendimizi. Hatta son üç beş harfi çok süratli geçmiş bile olabiliriz.

Artık hazımsızlık mı, sindirimin uzaması mı bilemedim. Ama durumumu netleştirip sorunu yazarken çözdüm.
Görmek istediklerimizi aramakla zaman harcayacağımıza gördüklerimize uyum sağlamalıyız.Yeni ile eski birbirinin tam olarak tersi.Kıyaslayıp, hırpalanmak tansa bakıp anlayıp sevilecek yanlarını bulmakta yarar var.

Haziran Başı günlükleri


1 Haziran

Devrem 79-83. Şili önceden karışmıştı, İran’da Şah gitti, Rusya Afganistan’a girdi, ülkeme 80 darbesi geldi.Tüm bunların zararlı malzemesi gençlerdi.Kapısında polis, koridorunda askerlerle okuduk. Önlemler gençler toplanmasınlar, bir araya gelip konuşmasınlar diye idi. Fakültesi dışarıda diye ana binasına girememiş bir devreyiz biz.Bugün de değişen bir şey yok.İstanbul Üniversitesi’nin ana binasına Beyazıt’a gittim dün. Polisin yerini güvenlik almış.Öğrenci iken arada sınavlarda, bazı dersler için ve de 80 den sonra açılan yemekhanede yemek için girdik içeriye.Bildiğim dört kapısı var. İki yanı ağaçlı geniş bir yol, tam karşıda heykel, arkasında esas bina, yanında Hava durumu kulesi, sağında solunda yapılan ek binalar, arkada Turan Emeksiz heykeli.Önü Beyazıt, arkası Süleymaniye. Önceden kumanya vardı, bir gün köfte bir gün tavuk, haşlanmış yumurta, çeyrek ekmek, bir de elma.Sıkı güvenlik önlemi ile yemekhane açıldı, bıcak servisten alındı, önden jeton satışı, sonra beş turnike, üç şerit, yanlar boş ortalar karışırsa asker müdahale etsin diye.Girişler Vezneciler’ den tahliye Bakırcılar kapısından. Okumuşu cahile kırdırdılar her zaman. Onca puanı al gel, tepende mektep medrese görmemiş, eli silahlı, %100 itaatli, emir aldık diyen biri.
Üzgünüm, üzgünüm, üzgünüm hem de çoooooooooook üzgünüm…

2 Haziran

Yetmişlerde çocuk, seksenlerde genç olduk. Evin yüz iki yüz metre ötesinde patlayan bomba ile üstümüze cam kırıkları yağarken uyandığımız uykular var, okuduğu gazete yüzünden öldürülen, duvara yazdığı bir cümleye bin saat hesap veren bildiklerimiz var.Evden dualarla, “sakın bir şeye karışma”, “Kimse ile ileri geri konuşma” diye tembihlenip, akşam dönüşlerini annelerin ayakta camda beklemişliği var.Kortejlerden annesi babası, halası dayısı tarafından toplanan, mahallede “Olaylara karışmış” diye mimlenen iki arada bir derede geçen gençlik var.
Bugün meydanlardaki gençlerin birinin annesi olsamda, hepsi için aynı şeyleri hissediyorum. Hiç birine “Gitme” diyemem. Geleceklerine sahip çıkmak zorundalar. Zamanında biz böyle toplanamadığımız için onların bizde hakkı, Polisi “İmdat!!! poliiiiis” halinden “Polis!!!! imdat” haline getirenlerin verecek hesabı var.
Penceresinden, balkonundan, ara sokağından, caddesinden, tenceresi tavası, açıp kapadığı ışığı, bayrağı ile katılan halkımla, meydanlardaki oğullarımla kızlarımla gurur duyuyorum.
Dışarıda ince ince bir yağmur, bugün için, yarın için, gençlik için umutlarım var…

3 Haziran

Karışık rüyalardan uyanamamış gibiyim. İçim cümle kaynıyor, ama hangisini yazsam bilemiyorum. Çocukların bir çizgi filmi vardı; Power Rangers lar amaç uğruna birlik için Voltran oluştururlardı. Ben de oyuncağını almıştım. Parçalanınca içinden küçük küçük adamlar çıkardı. Bu hafta sonu küçük adamlar sokaklarda Voltran oldular. Evin önünden kalabalıklar geçiyor, biraz sonra bakıyorsun daha çok büyümüş olarak geçiyor. Kornalar, tencere tava sesleri, Bayraklar, marşlar, sloganlar, alkışlar saatlerce sürdü. Her şey yolunda mı? değil. Olacak mı? Elbette, bir gün mutlaka.
Bir pazartesiye daha uyandık, yorgunuz, kaygılarımız var, gençlerde kalan aklımız var.
Bir yerden de başlamak gerek, hep olmuştu, hep olacak, gerçeğe dönüşecek umutlarım var, Bir gün mutlaka” dan şüphem yok.
Herkese Günaydın ve haklıyı haksıza döndürmeyen, dayanıklı, güçlü, güzel haberleri olan günleri içinde barındıran iyi bir hafta…

4 Haziran

Tencere tava hep aynı hava değil aslında. Anlatılamıyor, anlaşılamıyor değil anlamak istemeyenler var. Bu günlerin vebalini yanlış insanlara yükleyenler var. Masum direnişin arasına kötülük için sızanlar var. İnsan olduğunu, aynı gökyüzünü paylaştığımızı unutanlar var. Gün geldiğinde zulüm edenin, zalimin mağdurun karşısına en olmadık şekilde çıkabileceğini unutanlar var. gençlerle yaşlılar arasında “Haklarımızı koruyalım ile aman huzurumuz kaçmasın koyun geldik koyun kalalım” çatışması var.
Var, var, var… binlerce sayılacak sonu var ile biten isyana uzanan cümleler var.
Tüm bunlara karşı hala umutlarım var, kıyametler kopsa da kıştan sonra gelecek bahara inancım var.Ne yaşamaktan , ne özgürlüğümden ne de özgürlüğüme hizmet edenlerden vazgeçerim. Çok yakında bir sabah güzel haberlerle uyanacağım, biliyorum…

5 Haziran

İki sokak ötede bir kahve taranmıştı ya da bombalanmıştı tam aklımda değil ama, “Tüm ölüleri üst üste damperli kamyona doldurdular, kamyonun arkasından kan sıza sıza gittiler” ne bunları gören anlatan arkadaş unutabildi ne de ben gibi dinleyip gözünde canlandıranlar. Ne zaman patlama sesi duysam yerinden sıçrarım, ne oldu diye, olabilecekleri düşünerek. Yetmişlerden seksenlere böyle manzaralarla geldik, haberleşme yaygın değil, gördüklerimiz, duyduklarımız, yaşadıklarımız vardı. Seksenler kapalı kutu, yıllar sonra anılarını yazanlar ışık tuttu. Biz kurumlara saygıdan çok kaygıyla yaklaşan bir nesiliz. Ne yazık ki çoğu zaman yanılamıyoruz. Bugünleri yaşayan genç nesil de uğradığı zulümü, yapanları, yaptıranları hep aklında tutmasa da unutamayacak, bir çogunda iz kalacak. Kin tutalım demiyorum ama değerlendirme yapabilelim. Çoğu oy kullanacak yaşta umarım bir ders de aldılar.
Yağmur havayı temizledi, Mirac Kandili de bugün. İçinde güzellikler, iyilikler barındıran, insanları sevgili, saygılı davranan, haberleri iyi, gönlümüzce bir zaman dilimi olsun.

6 Haziran

İki bahar arasında gelip geçen, havaların ısındığı, günlerin uzadığı, gecelerin kısaldığı, okulların kapandığı, izinlerin alındığı, ille de yaz tatili yapıldığı, memlekete gitmenin bile tatilden sayıldığı, çoluğun çocuğun sokaklarda kaynaştığı, karpuz kabuğuna bağlı deniz sezonunun açıldığı, insanların giyim kuşam konusunda beldelere göre açılıp saçıldığı bir mevsim vardı ki bunun adı YAZ idi. Çok şükür hala var da her şey değişti, bir tek geceler kısa bölümü aynı :)))) Bir kere tatil dört mevsim, okullara yaz okulları eklendi, karpuz kabuğu bulmak için yazı beklemeye gerek , kıyafetlerde sınır yok, sokaklar çocuksuz, ya spor dalar ya da bilgisayar başında hatta günler bile kısaldı ki ben en çok bundan mustaribim. Sabah kalkıyorum ama sabahların saatleri eski saatler değil, mecburiyet listesi azaldıkça gevşeme kaçınılmaz. Aklımda kilerle elimden gelenler örtüşmüyor :))) Ne baharlar eski bahar, ne yazların eski tadı var, ne de ben eski benim özeti budur. Dar alandaki kısa paslaşmaların geniş zamanlarda uzun deparlara dönebilmesi dileğiyle Günaydın :))))

7 Haziran

“Orta öğretim kurumları ile hiç bir ilişkim kalmamıştır, diğer bilinen tüm ilişkilerim bildiğiniz gibi devam etmektedir” diyerek ilişki durumumu güncelliyorum :))) Yarın son çocuk son sınavda inşallah, elimizden geldiğince yorulmadan, sıkılmadan hazırlandık, umutluyuz, rahat ve huzurluyuz :)))) Kızım bana otuzlar biterken kırka hemen merhaba demeden önce hayatın son armağanı, büyütürkende rahaaaaat rahaaaaaat büyüttüm.Birinci sınıfta defterlerinin kenarına not yazardım “Uykusu geldi, yoruldu, şimdi yatacak, kalanını yarın yapıcaz” diye:)) Okulla hiç başı hoş olmadı denebilir ama kendisi kabul etmiyor, hatta “bakma dış görünüşüme, içimde ne fırtınalar kopuyor” dese de içinde su savaşı yapan denizde oynaşan çocuklar var hissini yaşatıyor :)))
Her şeyin hayırlısı , onun da gönlüne göre bir okul okul bulunacaktır diyorum. Beğenmediğim okullardan çıkan beğenmediğim gençler ve onları meydanlara gönüllü gönderen hafiften çocuk yetiştirmelerini eleştirdiğim anneler GEZİ de destan yazdılar.
Demek ki neymiş; Umutlar bitmez, ölmez ve tükenmezmiş…
Bu sabah bir umut var içimde, bu sabahların bir anlamı olmalı…

8 Haziran

Bu yedinci ya da sekizinci sınava çocuk götürüşüm, değişen gelişen bir şey yok :)) Kapıdan isimleri okunduğunda elim ayağım kesiliyor, içim çekiliyor, dilim tutuluyor, sadece sırtlarını sıvazlayıp “Hadi” diyebiliyorum. yılların iki saatte sorgulanması ağrıma gidiyor, gerçi ben de aynı sistemden geliyorum ama çocuklar başka
Öğrenci kahvaltı faslında, enerji dolu, zihin açıcı, sevdiği şekilde… sonra yola çıkış, sınav kapısından teslimat, bir iki kapı duası ardından günlerdir önünden geçtiğim Emekliler Lokaline emekli bir bayaaaaan olarak giriş, ağaçlar altında bir masa, masada çay, gazete, gözlük, telefon, kulaklık ve kitap… sıra ile tüm seçenekler değerlendirilecek. Çıkışa yakın tekrar okul kapısı, sonra da “hayat devam ediyor” deyip devam devam devaaaaaaam :)))
Allah tüm öğrencilere haklarında hayırlı olacak bir okul nasip etsin, nasip ettiğine de gönlümüzü razı eylesin

9 Haziran

Sınav geçti, kurslar bitti okullar da varla yok arası. Güneş doğduktan sonra geri yattım. Böyle uykular hafızanın kendini çalkalayıp karmakarışık bir halde sunum yaptığı uykular. İpe sapa gelmeyen, anlamları nereye çeksen oraya uzayan rüyaların hakim olduğu insanı yoran uykular bunlar.
Bir tren yolculuğunda buldum kendimi. Trenler hep hayatın içinden geçer, tren yolcuları hayatın taaaaaa kendisi gibidirler. Sonuna yataklı bir vagon eklenmiş, lokantalı, üstünde ekspres yazan altı saatlik yolu 16 saatte giden, rutin seslerin baş ağrıttığı, ince uzun koridorların bir yanının cama açıldığı,eski hissinin hem geçilen yollar da hem her yanında hissedildiği, sarı boyalı, küçük bahçeli evlerin lojman olarak istasyona eklendiği, makas değiştiren, bazı yollarda buharlıdan elektrikliye geçen, ilk günkü gibi duran hiç gelişmeyen, hızlısı var denen ama tarafımdan henüz tecrübe edilmeyen trenler. Memleketimin dağlarından, bayırlarından, bozkırlarından, yalancı cennet yeşilliklerinden, kasabalarından, şehirlerin az uzağından, bazen de tam ortasından geçen, kavuşacakları, ayrılanları taşıyan, umut yüklü, hüzün yüklü, hikaye dolu trenler…
Pişmanlıklar ve keşkeler de hayatımızdan geçen trenler gibidir :)) Bir kez geçerler, el sallarsın, biz o trene çoktaaaan el salladık dersin, geçersin.

10 Haziran

Saatler, günler, haftalar, aylar, mevsimler ve yıllar bu zinciri devamlı arkadan öne doğru bir ittiren var :))) Daha önce farkında değildim şimdi ise sayılanların ikişer, üçer küme halinde geçtiklerinden şüpheliyim. Amaaaaaaan çok da tıııınnnnnn yani diye de ekleyebilirim :))) Yapacak bir şey yok dünya dönüyor, ne yapsın o da meeecbuuur içinde fırıl fırıl dönen onca insan varken, sırf iyi niyetinden biraz hızı mı arttı ne ? desek bile nafile, sayılı günler ve sayısız günler hayat bandında ilerliyor :))
Yarın kızın mezuniyeti var, hazırız denebilir, bir oje alcaz o kadar :))Esas mühim haber aşağıdaki satırlarda var. Torunun mutlu günü için kayın anne, kayınpeder bir iki saat sonra bizim evdeler. İyi yetişmiş, yıllar içinde bilenmiş, annesi tarafından rüyalar halinde uyarılmış tembihlenmiş, biraz zamane biraz da nesli tükenmeye yüz tutmuş gelin modeli olarak hazırıııııııııım arkadaşlar :)))) Aslında ikisi de hoş insanlar Kayın valide ile bir zaman benim oğlum, benim kocam çekişmesi yapmadık dersem yalan olur amaaaaaa baktık ki ikimizde kalıcıyız boşa kürek sallayıp enerjimizi tüketmek yerine birbirimizi eğittik :))) Mutfağıma, hayat bilgime, ev içi bilgilerime katkısı çoktur kayınvaldemin. Birlikte çıktığımız kültür gezilerinden hasarlı çocuklarla döndüğümüzde “Bir daha bu çocuklar gezmesin” diyen baba oğula “Tamam siz de kalsın o zaman biz gidelim siz bakın ” diye karşı ataklarımız bile vardır :)))
Kayınpeder ile yıllarca aynı arabayı kullandık, hiç bir sorunun olmadığı gibi, kırık aynalar, çizik kapılar, ufak tefek ezikli kaportalar karşılında teselli almışlığım bile var.
Eveeeeeeet kaçıyorum, yapılacak ufak tefekler , Gelenler hem büyükler, hem misafirler onlara hizmet kültürümüzde var :)))
Önce günaaaaaaydıııııııııııın :))) Sonra da içinden tüm ihtiyaçlarımızı karşılayan, umutlarımızı besleyen, yüzümüzü güldüren, sağlıklı ve huzurlu günler geçen şahane bir hafta herkese

Mayıs Sonu Günlükleri


942194_10200688834917026_676254103_n

21 Mayıs

“Sıcak hava enerjimi düşürüyor” diye giriş yaptıktan, “Ayağım hala ağrıyor, üstüne basarken zorlanıyorum” diye geliştirdikten, “devlet dairesinde işim var” diye de sonlandırdığım bir gün beklentisi içine ütü, yarına misafir, bugüne yemek gibi alt başlıkları da alırsa “Pozitif pozitif ” hayata bakmak biraz zor olacak :)))))
Eskiden bir “Ticaret Sicil” vardı.Hala da vardır da aynı halde değildir umarım. Tüm şirket dosyalarının olduğu bir arşiv; kuruluş, fesih, genel kurul, sermaye arttırımı… aklınıza gelecek her türlü şirket işi oradan illa ki rüşvete takılarak geçerdi. Orada işim oldumu stresten gerginlikten üstüne bir de deli gençlikten deli olurdum, kalabalık bir yandan, parayı vericen ama nasıl vereceksin bilmemek bir yandan sinir olurdum. Vergi daireleri, bankalar … da yanına eklenince resmi dairelerden soğudum, hatta üşüdüm, dondum bile diyebilirim.
Mezuniyete sınavdan daha çok hazırlanan kızımın kimliğini resimlemek gerekiyor, sabah ilk iş onu yapmaya karar verdim.. Evi olduğu gibi bırakıp, düşüncelerimi yanıma alıp, ağrılarımı kafaya takmadan, sıcaklara kalmadan, sokak işlerini halledip dönmek niyetim.Kadın erkek fark etmeyen, hayatından bezmiş, evdeki sorunlarıyla işe gelmiş,gözü saatte, aklı katsayıda, terfi de, yüzü gülmez, muhtemel işi bilmez bir memura rastlamamak dileğim.Evden çıkarken “Aklınla git, aklınla gel ” diye kendimi yolcu ederim :))))))))))))

22 Mayıs
Yorgunluğun üstüne bir daha yorulunca tek kelime ile ne denir bilemedim ama tarif edebilirim Kafamın içinde bir toplantı var. Kollarım, bacaklarım, hatta göz kapaklarım isyankar. Biri tutmam, biri basmam, biri açmam diyor. Diğer organlar ve uzuvlar biz çoğunluğa uyarız halinde, beynim hepsine “Daaaaaalııııııııııııııın laaaaaan” diye seslenmek istese de yapıp yapamayacağını bilmiyor. İkna yöntemini denesem “Bakın bir sürü insan işe ve okula gitmek için evi terk etti, yolların hali ile metrobüsün hali aynı yoğunlukta” desem “Ahaaa biz de onların yaşında öyleydik” klasiği ile karşılaşmak istemem. En iyisi oturuma ara vermek, biraz daha oyalanma, yatma yuvarlanma süresi tanımalı, sonra durumu tekrar bakmalı diyen beynim biliyor ki bu karmaşa uzun sürmez Mecbur halleri, sorumluluk baskıları, illa ki de hayata pozitif bakmak, yaşama sevinci ortaya bir karışık yapar, ağrıyan yerlere uygun jeller, bir kahve, biraz temiz hava, bir iki şarkı türkü derkeeeeeeeeeen gün biter bile…

23 Mayıs

İsmimin sonundaki “N” kaldırılıp, “Y” deki vurgu azaltılıp, biraz da uzatılarak söylendiğinde kendimi; Tek kattan dört kata kadar evlerin sıralandığı, bazılarının önünde küçük toprak parçası, bazılarında bir minik bahçe olan, tek tük ağaçlı, evleri birbirine yakın, insanları ondan daha da yakın, çoluklu çocuklu, bol sesli, hareketli bir sokakta iki katlı evin ikinci katında oturan sık sık pencereden bakan, duruma göre arada tülün arkasına saklanan, teneke saksılara ekilmiş sardunyaları eli ile aralayıp iri göğüslerini pervaza dayayan, radar işlevindeki gözleri ile sokağı bir uçtan bir uca tarayan, çok bilen, çok gülen, çok söyleyen arada yaşaran gözlerinin suyunu başındaki oyalı çemberin ucuna kurulayan, yalnız görünen ama içinde bir dünya insan yaşatan, Barış Manço şarkısındaki tatlı komşu Ayşe teyze gibi hissederim. Şikayetçi değilim, ama yetersizim :))))) Dün akşam karşıdaki yeni yapılan bloklara bir baktım ki bir sürü ışık var, ne zaman bitti, ne zaman taşındılar bilemedim. Taşınanları merak ettim diyemem ama aklıma bir sürü hikaye getirdim. Her evde ayrı bir dünya, her evde ayrı hayatlar. Ayşe teyzenin sokağındakinden daha fazla insanlar, birbirlerini tanımadan, fark etmeden yaşayacaklar, çocukları tesadüfen arkadaş olacak, kadınlar aynı apartmanda yaşadıklarını öğrenince hayretle akşam evde anlatacak, görmeden bilmeden yan yana iç içe, başka ortamlarda karşılaşınca “Bunu bir yerden tanıyorum ama…” diye akıllarına takacaklar.
Şimdiki hayatlar böyle ya arada aşılmak istenmeyen bir mesafe ya da aşırı muhabbetle sıkı fıkı yan yana. Ortasını bulanların sayısı ise gitgide azalmakta…

24 Mayıs

Anlayamıyorum, inanamıyorum :))) Yemek koyduktan sonra tencerenin kapağının açık unutulmasına, yatmadan en son yapılan ödevden sonra kitabın sayfalarının öylece kalmasına, mevsimi geldi diye içilen sodanın “Kapak, şişe, açacak” şeklinde üçlü set halinde evin heeeeeeeeeeeer yerine bırakılmasına, devamlı çekmecedeki en üstte duran tişörtün giyilmesine, varken “Temiz okul gömleği yok mu?” diye sorulmasına, tam yatmaya giderken “Atıştıracak bir şey var mı?” sorusuna “Kuru yemiş, meyve, kraker, kek” var dedikten sonra “Bi yumurta kır da yiyelim” e dönülmesine, şampuan ve jel kutularının kapaklarının kapatılmamasına, temiz çamaşırlarla kirlilerin yatağın üstünde buluşmasına, hatta kucaklaşıp kavuşmasına, okul çantasının otobüste yerde, evde en tepede durmasına, aranan pantolonun, hırkanın illa ki de benim tarafımdan bulunmasına, kirli çorapların tek tek yürüyüş halinde ayrı yerlerde çıkarılmasına, “Beni erken kaldır ” dedikten sonra “Çok erken, biraz daha yatayım” diye ayakta tutulmama, gazetelerin, dergilerin okunduktan sonra halının üstüne yayılmasına, en iyi koltukta bana hiç bir zaman yer kalmamasına… :)))))
Fakaaaaaaaat kendimi geliştiriyorum :))) Mesela “Dolapta hiç soğuk su kalmamış, anneeeee” diye feryat ettiklerinde “Hiiiiiiiiiiiiiç şaşırmadım, neden acaba ?” diye oturduğum yerden cevap veriyorum.
Günaydııııııııııııın CUMA (!) , hazırım hafta sonuna (!)
:)))

25 Mayıs

Okul günleri, iş hayatı, çoluk çocuk derken bugünlere geldik. Çocuklar büyüdü, emekli olduk, karneli eğitim yok artık ama hayat okuluna vicdani karne ile devam Her şeyde bir gelişme bir ilerleme bir sonuç var da sabah uykusu özlemi aynı kaldı. Her haftaya başlarken yataktan kalkarken bir parmak hesabı yaparım aslında 5 gün var bilirim ama daha çok inanmak için sayarım. İlla ki bir şey, illa ki bir engel çıkar Mesela bu hafta sonunda bu sabah kızla deneme sınavına, yarın sabah da Adalara.
Aslında geç kalkmayı da sevmiyorum, uyudukca gün eksiliyor gibime geliyor, favorim fırsat olursa gün ortasında gece uykusuna küçük bir yama :))

26 Mayıs

Dün sabah sınava, akşamına kınaya, bu sabah Ada’ya :)) Hafta sonu uykusu kısmetse haftaya :)))
Bu mudur ? Eveeeeeeeeet bu dur. :)))

27 mayıs

Dünya yavaş dönsün, hatta bazı yörüngelerde dursun, dinlensin. Hayat; her tarafı yoruma açık, sonu pat diye geliveren, sık sık geri dönüşleri olan festival filmleri gibi olmasın diyorum. Yüzüme vuran sabah yelini yanlış anlamak , “Hava da serinmiş” deyip evin bir kuytusuna, loş bir yanına mesela odama geri dönüp, örtülerin altına saklanmak, “Bugün boş günüm, hiiiiiiiiiç ama hiiiiiiiiiiiiiiiç bir şey yapmıcam, öylesine takılıcam” düşünü düş olmaktan çıkartmak istiyorum.
Lafı dolaştırmaya gerek yok, uykum var, yorgunum, emekliyim, çocukları büyüttüm, kurallarımı esnettim, aslalarımı, mutlakalarımı kim bilir ile belkiye değiştim. Beni ne tutar ki ? Yaşama sevinci, pozitif enerji, günü tam anlamıyla yaşama, gün ışığından daha çok faydalanma felan… bunlar da bir iki saat daha bekleyebilir
Haftaya başlayanlara kolay gelsin, güzel bir gün, huzur dolu saatler, sağlıklı vücut azaları, gerçek olan dilekler, yolunda giden işlerle dolu günlerin olduğu bir hafta olsun. siz başlayın ben de az sonra gelicem :)))))))

28 Mayıs

Yaşım kırkı bulunca tefekkürden tevekküle doğru bir yolculuğa başladım :)) Farkına varmaktan olduğu kadara kadar. Şikayetçi değilim memnunum mutluyum. Hatta bu yıllar yaşadığımın farkına vardığın yıllar. Önceleri koşuşturmaktan neredeyiz ne haldeyiz bilmiyormuşuz. Kendimizi hep kalıcı mı zannettik, dünya buruşuk elimizde ütü var sağını solunu düzeltiriz mi sandık, olur olmaz nelere kandık , göz yaşımızı sorumsuzca harcadık. Sonra da bir baktık ki hayat her şekilde devam ediyor. Şükür ki farkına vardık.
Mesela sınavı oluruna bıraktık hararetle mezuniyete hazırlık :))) Öğrencinin rahatlığı hepimizi mecburen sardı. Hayırlısı ne ise o olsun modunda da bir hayır var :)))

29 Mayıs
Bayramlarda önünde şimdiki çevik kuvvetin durduğu duvarda renkli ışıklar yanar üstünden su akardı, biraz da yeşilliği vardı sanırsam. Fener alayı hep Taksimden başlardı. Fransız kültürün biraz aşağısında kocaman vitrinli bir ayakkabıcı , DİVAN; ilk topuklu ayakkabımı oradan aldım, siyah rugan inceye yakın topuklu, üstünde minik sarı metalden bir toka, yaşım 17 kadardı.Kristalde ki hamburgerin lezzeti uzun zaman aklımızda kaldı. Kazancı yokuşundan aşağıya inince deniz gören iki kat teraslı Cennet Bahçesi yaz kış kapanmazdı. Sıraselviler’de ki Devekuşu Kabarenin tüm oyunlarını izledim. Seyfi Dursunoğlu gündüz SSK da memur geceleri kaberede piyano çalardı. AKM de hafta sonu sabahları klasik müzik konserleri olurdu, biletleri arkadaşlardan biri bulurdu.Şampiyonda kokoreçi satarken adam her parçaya ayrı şarkı yapardı, TÜYAP ilk olarak ODA KULE de başladı. VAKKO, GOYA lüks mağazalar, yol boyunca kumaşcılar, şapka dükkanları ve fotoğrafcılar… Çiçek Pasajı’n da akordeon çalan Madam’a yetiştik. Bar kültürü henüz yoktu, bir dönem birahaneler, ara sokaklarda yanıp sönen ışıkları ana caddeden gözüken pavyonlar vardı. Sinemalar, tiyatrolar sıra sıra Galatasaray’a kadardı. Tünel de evlendirme dairesi köşede FOUR SEASONS , aşağıya doğru Yüksek Kaldırım. Yol boyu lavanta satan kadınlar, boynuzlu troleybüs, taksiler arasında Beyoğlu’n dan ilk önce toplu taşıma araçları ayrıldı.HACI ABDULLAH bize lüks kaçardı, kilise bahçesine bakan bir yerle, koltukları anne annemin salonundakilere benzeyen başka bir yerde yemek yemişliğimde var ama adlarını yerlerini unuttum, birine kimle gittiğimi, birinde de ne yediğimi hatırlıyorum.
İlk işim Tünel de idi, kankamla her akşam yaz kış, yağmurda karda Taksim’e yürüdüm.Daha sonra da hep oralara yakın kaldım. Hiç kötü bir anım yok. Gezi Parkı o bölgenin akciğerleri idi. O zaman elimizde telefon olmadığından, haberler mektupla, kartla yollandığından, sabit telefondan haberleşir öğle yemeğinde ya da iş çıkışında buluşur görüşürdük. Öğlen yemeği erken biter, beş on dakika da zamandan çalarsak biraz da parkta otururduk. Arada kendime sandviç yapar, kitabımı da çantama katar tek başına da giderdim. Beyoğlu ile Taksimle ilgili o kadar çok anım ve bir o kadar da yazabileceğim şey var. Yazık oluyor hatıralara, değil torunlara çocuklara bile göstererek anlatacağımız hiç bir şey kalmayacak yakında …

30 Mayıs

Geniş zamanlar umuyoruz, habersiz yakalandığımızı sanıyoruz ama yanılıyoruz. Ertelediğimiz küçük mutluluklar bir bakıyoruz gün gelmiş karşımıza büyük pişmanlıklar olarak çıkmış. Bir telefon etmeyi, yol üstündeki bir kapıyı çalmayı, af etmeyi, unutmayı yapabilecekken daha sonra deyip geçiyoruz. Sonra ölüm geliyor . Söylene söylene ağlıyoruz, pişmanlıklarımıza teselli arıyoruz. Ölüm hayatın efendisi. Telafisi yok. Bunu da böyle biliyoruz ama… Hep bir “ama” var hayatımızda.

31 Mayıs

Okul toplantılarında bilir kişiyim ama iki gündür tuz almak için markete gidip tuzdan gayri her şeyle dönen biriyim. Yakın gözlüğe muhtaç, uzakta iyiyim, önümden yürüyen kızın tişörtündeki yazıyı okumak için mesafe ayarı yaparken şekilden şekle girebilirim. “Senle ben Hacivat ile Karagöz gibiyiz ama çok şey bilen Hacivat benim” diyen oğlanın aklını “Hafıza-i beşer nîsyan ile malûldür” diye allak bullak edebilirim. Kaldırım kenarındaki yeni boyanan sarı beyaz çizgilere bir çift ayak izi bırakmak isterim. Hatır için tırnaklarımı lacivert oje ile renklendirip esnafın tuhaf bakışlarına maruz kalmışlığım var, kızıma sürpriz olsun diye bir tutam saçıma kırmızı, yeşil, mavi şeritler attırabilirim. Dövmeye sıcak bakmıyorum ama Hint kınası ile kolumu bacağımı donatabilirim. Bu haftada temizliğe zaman kalmadı, ama haftaya istersem tüm evi bir bilemedin iki günde pırıl pırıl ederim… :)))) Bazılarını yaptım, bazılarını yapabilirim. malum hafta sonu sabah sabah kendimi gözden geçirip güven tazeledim :)))))))))) İstediğiniz, gönlünüzden geçen, elinizden gelen her şey serbest, kendinizi rahat bırakın, rahaaat rahaaaaaaat takılın :)))))

BENİ SEVMEYEN ÖLMESİN


Seksenler hayatımda en çok iz bırakan yıllar, tam da genç olduğum yıllara düşen bir zaman dilimi. Çok şey hatırımda ama tarihler karışık. Aklıma bir şarkı geldi, “Seni sevmeyen ölsün” diye. Aslında önce Kibariye “Kimbiliiiiiiiiiir, kim biliiiiiiiir ” diye patladı, sonra arkasından Tüdanya “Seni sevmeyeeen ölsüüüüüün” diye geldi.Tavernacıların en çok tutulduğu zamanlardı.Ortam gazino havasında ama tek org ya da piyano ile bir şarkıcı, her türden şarkı türkü ile misafirleri eğlendirir, isim ile teşekkür eder, dans için eşi ile sahneye davet ederdi.Ümit Besen, nejat Alp, Yavuz Özışık, Ferdi Özbeğen, Arif Susam, Yaşar Yağmur… Hatta Ahmet Kaya’nın boğazda Erol Büyükburç dan önce sahne aldığını bile bilirim.

Bunlar hatıra ve anı bölümü, esas önemli olan şarkı sözlerinin düşündürdüğü. Beni sevmeyen ne ölsün ne de ille de sevsin ama birbirimizi silmeden, saygı göstererek yaşayalım isterim. Ruhu, hayalleri, özlemleri, fikirleri birbirine yakın olan insanlar zaten bir arada yaşar. Zor olan farkları harmanlayarak, sabırla bir arada yaşamak. Ne ısrarcı olalım,ne de gücümüzün sınırlarını haykıralım.İstersem şunu da bunu da yaparım diyenler, dedikleri kadar ederler.Gücünden söz etmeyenler gerektiğinde güçlerine kendileri bile hayret ederler. Bakış açılarının esneyebilir olması gerek.

Lisede iken, ortalık, karmakarışık, herkesin bir tarafı var iken farklı görüşte olduğumuz bir sıra arkadaşım vardı.Çocuk donanımlı ama bendeki çeneye yetişemiyor 🙂 Bir keresinde kimyacı “Yeter artık şişirdin oğlanın kafasını” diye kızmıştı.Bir sabah elinde bir kitapla geldi, “Bir de bunu oku” diye.Şaşırdım ama gizli saklı eve getirip okudum. Bir gecede aydınlanıp saf değiştirmedim, hala da değiştirmedim ama “Haaa bir de böyle bakmak varmış” dedim.

İnançlarımıza, tercihlerimize sahip çıkmak haklı olduğumuza inandığımız konuları savunmak zorundayız, bunu yaparken karşımızdakini aşağılamadan, kızıp küsmeden, tehdit etmeden yapmak fikirler ayrı olsa da beraber yaşamayı becermek gerek.Akşam ben balkonda tencere tava çalarken, alışverişten dönen komşumdan saklanmamalıyım. Ertesi günde onun kızı kapıda kaldığında “Annem evde yok diye” bana gelebilmeli.Kalbimizde kin ve nefret beslemeyelim, komplekslerimizin bizi yönetmesine izin vermeyelim.

Her zaman sorun gençler dendi, her şey onların üstüne yıkıldı. Onların toplanmasına, fikirlerini, isteklerini haykırmalarına hiç izin vermediler. Halbuki insanlar konuşa konuşa… Onlara müdahale eden insanlar genç olduklarını, çocukları olduğunu, torunları olacağını hep ama hep unuttular. Bugün yapılan müdahaleler ve karşı savunmalar öyle kötü ki hiç elle tutulur yanı yok, düşmanlık için tohumlar ekiliyor.

Bizler daha önce yürüdük bu yolları, nelerin nerelere kadar gelebileceğini biliyoruz. Herkesin üzerine düşeni yapması, sağ duyulu, sabırlı olması gerek.Memleketini seven güzel insanlar, yaptığınız güzellikleri başkaların çirkinleştirmesine izin vermeyin ne olur…

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑