FİRARİ HAYALLER


Duvarıma “Bir kaç gün yokum, firardayım ” yazsam ne güzel olur. Severim durumundan sıkılıp da firar edenleri.Hatta çok da özenirim. Bunların kaçışı suç işlemiş olmak değil, yeni suçlar için plan yapmak hiç değil, bedeni kaçırıp, düşünceleri sorguya çekmektir. Firari ne kendini anlatabilir ne de anlaşılabilir. Söylenmemiş sözler üzerine bir plandır. Sebebi tam olarak açıklanamaz, arkasından tahminler bırakır. Gittiği yerde huzur bulur mu? bilemem, pişman olur mu ? zannetmem. Bavulu hafif olur, aklındakiler ağır.

Ben de henüz o cesaret yok. Zaten gitsem benim firarım en fazla iki saat ötedeki yazlıkta son bulur. Öyle bilinmeyen bir yere, başka şehre, başka ülkelere firarı yapamam demiyorum ama yaparım da demek zor.Kontrollü bir insanım, belki de içki ye olmayan yakınlığım bundan 🙂 Ağzımdan bir şey kaçacak diye ödüm kopar. Narkozdan çıkarken bile ilk önce “Ne diyerek uyandım” diye sorarım.Çok gizlisi saklısı olan biri değilim aslında benimki kendini ifşa etmemek, her yönüm her halim bilinsin istemem.Kendim içmem ama tüm sevdiklerim rakı şişesinde balık sanki, aynı masada tek ayık olunca manzara üzücü oluyor. Ertesi günkü sarhoşluk mazeretindeki mahcupluk hoşuma gitmiyor.Tüm sevdiklerim hemde çok sevdiklerim bile bu haldeyken kendimden “ayıkken çekilmiyor muyum acep” diye şüphe ettiğimde oluyor.

Belkide tam olarak açılıp saçılamadığımdan firar etmek istiyorum.Diyelim ki mevsimsiz bir zamanda çekip gitsem yazlığa. Çatıda bir oda var, önü küçük balkonlu, sınırsız deniz manzaralı, kırmızı kiremitler,aralarından uzanan ağaçlar, gök mavi, deniz mavi, sessizlik baki. Camın önünde bir masa, üstünde kağıtlar, kalemler, arası ayraçlı bir kaç kitap, bir duvar kütüphane, içinde düzensiz sıralanmış görünen ama aslında kendi düzenine bürünen haliyle, bir yatak yarı toplanmış, yarı açık, yarı kapanmış, kupa da bazen çay bazen kahve, ısınmak için bir küçük elektrikli soba, akşam serini, sabah ayazı için kendi hafif enerjisi yüksek yün battaniye, yeme de içmede teferruat istemez, kuru şeyler, arada ocakta kaynayan tek bir tencere. Telefon, internet var ama kullanmasam olur havasında, belki yağmurda yağar şemsiye istemez de bir kısa yağmurluk olsa, evi sabahları ekmek ve gazete için, ikindide deniz havası alıp, etrafa yazınki halini anarak bakmak için terk edip sonra sığınağa geri dönme, çok soğuk olursa aşağı kattaki şömineyi de yakarım belki.Geceleri korkar mıyım emin değilim.

Bir kaç gün aramasam, aranmasam, öyleeeeeee ne hali varsa görsün gibi kalsam.Güzel hayal ama ben gibiler için ön hazırlık ister. Bir kere evdekileri kendi kendilerine bırakacak hale getirmek gerek, oda ve manzara gerçek ama ona da bir düzenleme şart, bir çalışma ve kaçıp saklanma odasına dönüşmesi için malzemenin birazı var ama destek gerek.Müdahale edecek büyük sayısı günden güne azalmakta o bir avantaj olabilir 🙂

Planlı programlı firarında hiç tadı olmaz. En iyisi gizli hazırlık yapmak, uygun zaman, uygun ortamı yakalayınca da kaçmak. Ölmeden evvel yapılması gerekenler listesine ek yapmalı, “Bir firar yaşamalı” diye dönünce üstünü çizerim 🙂

Reklamlar

RUH İKİZİNİ ARAR


222565_1929205263582_212595_n

Havadan sudan sebeplerden, üzüntüden, sıkıntıdan, geçmişten gelen genlerden tansiyonum düşüyor.Kendimi tutamıyorum, ellerim kollarım kalkmıyor, gözüm açılmıyor. Ben de kendimi bırakıyorum, biraz uyuyup uyanıp açılıyorum.Bugün de öyle bir gündü. Şimdi gün bitti, gece sessiz, gece serin ve karanlık, tepede dolunay, yarına ay tutulması, midemde tereyağlı un helvası üstüne Maraş Dondurması, içimde az biraz pişmanlık, aklımda yazılacak bin bir tane şey var 🙂 Konu komşu uykuda, tuvalete gidenler, asansöre binenler, yoldan araba ile geçenler çıkardıkları seslerden dolayı kayıt altında 🙂 Yani her şey var ama uykum yok.
aslında geceyi severim, geceler günün üstüne gelen özet gibidirler.Bugünü, dünü daha da ötesini hatırlar hatırlar durursun. Seni daha çok germekten uykunu daha da fazla açmaktan başka bir işe yaramaz bu hatıralar.

Şöyle bir ruh ikizim olsa, karşımda dursa iki çift lafım belini kırsak diye aklımdan geçirdim. Aslında evli barklı biri olarak ruh ikizimi bulmuş olmam gerek diye teoride düşünülebilir de öyle değil. Ruhlarımızın zaman zaman ikiz gibi davrandığı haller var. Mesela ikimizde isteklerimizi tutkuya dönüştürmeyiz. Ben kararlıyımdır.Ne istediğimi bilirim, “Olursa böyle olsun, olmazsa olduğu gibi dursun ” der konudan çıkarım. İlle de olsun, olmalı diye tutturmam, bir şekilde uyum sağlarım. Israr etmek karı koca en zayıf yönümüzdür.Ara sıra bazı ruhlar “Bu mudur ? işte budur” başlığı altında birleşiyor, birleştiği için de sürüp gidiyor 🙂

Gece gece aklıma geldi işte 🙂 Aslında insanın devamlı bir ruh ikizi ile birlikte olması çok sıkıcı, aynı anda sevinen, aynı şeye gülen, aynı şeyleri hisseden sonra da “Ay valla benimde aklımdan aynısı geçti” diye devamlı birbirini tasdik eden iki kişi düşünemiyorum. Güzel olanı aykırı ruhların arada bir noktada buluşması, bu buluşmanın farkına varıp tadını çıkarması.

Aslında her şeyin başı sevgi saygı bunları taşıyan ruhlar gerektiğinde ikiz gibi davranıyorlar.Hatta ilk önce sevgi.Kendimi ölçüp biçtiğimde sevmeyi daha yeni yeni öğrendiğimi fark ediyorum. Eskiden de severmişim ama aslı eminim şimdiki gibi.Şimdiki halde “Du bakalım önden biraz sevelim,olmazsa vazgeçelim”, “Çok sevdik kesintisiz devam edelim” ya da ” Pardon yanlış sevmişim, şuracıkta elveda diyelim” yok. Sevgi bir enerji akışı, herkes doğrusunu seviyor ama doğru sevemiyor,zaman içinde beklentiler beklentilerle örtüşmediğinden “Bitti, nefrete döndü hatta benim için öldü” diye etiketlenip rafa kaldırılıyor.
“Sevenler gerçekten gider mi?, Gitmekle sevgi biter mi? ” diye sorduğumuzda cevaplar “Hayır, hayır” şeklinde olmalı 🙂
Yaaaa işte böyle diyorum.Sevmeyi zararlı tutkulara dönüştürmeden, sahiplenme ile sınırlamadan, gaz fren kullanmadan, yolunda usul usul yolculuk ederek, yoluna çıkan her şeyi renk sayarak, engellere takılmadan, başına sonuna kafayı takmadan yaşamak gerek. O zaman ruhlar biri diğerine köle olmadan buluşur, buluşur ayrılırlar. Sonra özler özler yine buluşurlar. Yani bitmeyen bitmesini istemediğimiz, bitsin diye düşlemediğimiz bir döngü. Ama kısır değil, dermişim 🙂

Gece böyle bir şey, biraz karanlık ama ruhu kararmıyor insanın, aksine huzur buluyor, gündüzün apaçık ortaya serdiği her şey karanlıkta aranıp bulunmaya muhtaç. Bu arada gündüz aklının köşesinden bile geçmeyen bir sürü şey, akın akın aklına geliyor, onları sıralayıp kategorize etmeye kalksan yetmiyor, en iyisi birikmişler arasına katmalı, bir başka gecede bir başka açıdan bakmalı.
Amaaaaaaa Ruh İkizi konusu tamam 🙂 Ruhlar ikiz olmamalı, zaman zaman ikizmiş gibi yan yana durmalı 🙂

MAYIS AYI ORTASI GÜNLÜKLERİ


20130429_124836

11 Mayıs

Özlem dolu rüyalar, hüzünlü aktiviteler, kederli şarkılar, şiirler, üzgünç filmler derkeeeen ağlaya ağlaya dünü arkada bıraktım. Ağlamaya başlayınca kendimi tutmam zaten tutamam. İçim dışım temizlenmiş gibi oldum, tutulmuş boynum, omuzum iyileşti, stresim sıkıntım suya karıştı gitti. Kuşlar gibiyim Hava bile parlamış, dünkü kasvet yok. İnsanın yapacak bir sürü işi olması, onları yapmak istemesi güzel. Aklıma bir tabela astım, biten işin üstünü aklımdan çizeceğim. Kendimi okeye dördüncü ile son ütücü arasında bir yerde hissediyorum. Yani iyiyim, gerçekten :)))

12 Mayıs

Bana her türlü duyguyu yaşatan, öğreten, güldüren, sevindiren, üzen, endişelendiren, kızdıran, düşündüren… çocukların annesi olmaktan gurur duyuyorum. Annelik yapmam için kendini örnek olarak sunan annemi özlem ve rahmetle anıyorum.
Sabah sabah kendini hediye paketi süsleri ile süsleyen, “Sana en güzel hediye benim” diyen herkese bir kardeş kampanyasından faydalanmamış ama kendini “En mükemmeli benim, benden sonra dördüncüye gerek duymamışsınız” diye teselli eden kızım GAMZE, “Sana en güzel hediye benden ” deyip erkenden ekmek ve gazete almaya giden küçük oğlum SELÇUK, gurbette evinde muhtemel hala uyuyan uyanır uyanmaz beni arayacağını bildiğim büyük oğlum LEVEND iyi ki varsınız

13 Mayıs

Kendi kendime kocamaaaaaaaaaan bir günaydın dedim, hatta iyi haftalar felan da diledim ama hala motive olmuş değilim :))) Hafta sonunun hakkını vermiş bir ev ile bakışıp duruyoruz. İçeride dışarıda işlerim var. Hatta apartman içinde yapmam gereken ziyaretlerim var. Hastaya çorba, lohusaya kek yapıp beşer dakika uğramam gerek. İlk önce dolaptan yumurtaları çıkartarak başladım zaten. Hızım düşük, eskisi gibi seri değilim, hatta seriyi tamamlayamadığım günler bile var :))) Hayatı biraz ağırdan mı alıyorum ne? Kendimle mücadelede değilim, izin verdim ağır takılsın. Mühim olan planlarımızın olması, ister esnetsin, ister ertelesin, ama yapılacak işleri olduğunu bilsin, sorumluluk bilincini yitirmesin. Sonrası nasılsa geliyor. Bu gün pazartesi yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz… bi bakıcaz hoooooooooooop cuma. Günler hızlı, gün içindeki akışı biraz ağırdan alsak daha mı fazla tat alırız diye abuk sabuk , ipi sapa gelmeyen tartışmalara zihnimi açmıyacağım tabii ki de. Bir yerden başlıyacağız, hatta başladım bile. Hoooooop kaçtım, Bahar kokusunda, yaz habercisi GÜNAYDINLAR, günlerinde en az üç beş saatini keyfinize göre takılacağınız ŞAHANE BİR HAFTA herkese

14 Mayıs
İnsanların tutkularını, hırslarını kötülük için beslemelerine, hoş görünün görünmez olmasına, tüm bunların can almasına üzülüyorum, böyle haberleri okurken kahroluyorum
Hasta komşunun durumunun ağırlaşması hüzün verip, cümlelerimi tüketirken, bir diğerinin yeni doğmuş pembe beyaz bebeği içimi coşturuyor, ona bir sürü şey söylemek istiyorum
Deneme sınavından gelen kızımın sınav sonucu için yaptığım “Ne öldürür, ne güldürür” yorumuna “Kesinlikle öldürmez, ama kahkahalarla da güldürmez, tebessümden biraz öte diyelim” cevabının saflığı, doğallığı hoşuma gidiyor :))
Tüm bunlar düne dair, bugün için de tostumu yedim bekliyorum :)))))

15 Mayıs
Radyo dinlemesem haftanın beş günü 5 km yolu zor yürürüm. Radyo hayatımda hep vardı, hala var, hep sevdim, hala seviyorum Hatta çocuklara da MP3 alırken , telefon alırken illa ki de radyosu olsun diye ısrar ederdim. Birden bire çamaşır makinasında yıkadığım, Türk usulü kurusun da çalışır diye epey bir müddet beklediğim, taksitlerini ödemeye devam ettiğim Sony Mp3 geldi
Günlerdir bir reklam cıngılına rastlıyorum, “Terlikte marka, Akınel Bella” diye biten Bir hoşuma gidiyor, bir güzel seçim, tam amacına ulaşmış, dinlerken zihnimde beliren tablo; Söyleyen memnuniyetini belirten, terlikleri satın alan evin babası; Orta boydan biraz uzun, ütülü gömlekli, kumaş pantolonlu,hafifi üstü göbekli, illa ki bıyıklı, gizli sevenlerden, vaktinde evine gelenlerden. Zile bastığında, çocuklar” babam geldi ” diye koşuşurken, anne hoşgeldin demek ve terliklerini vermek üzere kapıyı açıyor, hoş kadın denebileceklerden , o da terlikli. Babanınki düz deri, anneninki burnu açık, hafif topuklu, oğlanda taraftarlısı var, kızın ki kalpli.Dolapta misafir terlikleri, üst raftakileri gezmeye giderken yanında götürmeli, Balkonda ki plastik renkli, evin tamamı terliksi değil terlikli :)))))) Görmeden, bilmeden sevdim terlikleri, çarşıya çıktığımda bi bakıcam
Ben böyle bir evde büyüdüm,radyonun dinlendiği, terliğin giyildiği, sırada ki parça ile eve gelen misafire uygun terlik arama heyecanını yaşayan bir evde…

16 Mayıs
Dini, milli tüm bayramların, kişiye özel, takvimde yazan genel günlerin, kandillerin, arefelerin, yeni yılın… tümünün kutlanmasından yanayım. İnsanları güzel bir kaç söz ile ister bir masa başında, ister bir bayrak altında buluşturan gelenekler, görenekler, tüüüüüüüüüm bayramlar çooooooooook yaşasın. İnsanlar birbirini arayarak kutlasın, gerekiyorsa hediyeler de alsın. Kadınların tüm ömürleri boyunca aldığı nefeslerin yarısı çarşıda pazarda, kutlama beklentisi ve hazırlığında geçer diyenlere de “Eveeeeeeeeet, haklısınız” diyorum. Hatta “İyi ki de öyle yapıyorlar, hayata renk katıyorlar” diye de ekliyorum.
Halloween day ‘in varlığından haberimiz yokken, mahalle çocukları Regaip Kandilinde akşam olunca ellerine bir fener alıp, “Yağ parası, mum parası, akşam oldu, kandil parası” diye tekerleme söyleyerek evleri dolaşır, hamur ve şeker toplarlardı.
Komşuların hepsine dağıtacak kadar hamur yapamam amaaaaaaaaa, helva yapacağım.Kokulu, tereyağlı, üstü kavrulmuş memleket fındığı ile süslü, dilim dilim kesilmiş, kağıt tabaklara dizili helvayı aklında yer etsin diye kızım okuldan gelince dağıtacak. Akşam hayatta kalan büyüklerimizi arayacağım, bir miktar da ibadet faslı var tabii
Çocukları talimat vererek değil, sohbet ederek, mecburiyet hissi vermeden sevdirerek yetiştirmeye çalışıyorum, adetleri, eskiyle yeni arasında köprü olabilecekleri öğrensinler istiyorum. Ailelerin kendi yaşadıklarını çocuklarına aktarıp, onlarında yaşatması için ikna etmeleri gerek diyorum
Kandiliniz Mübarek olsun…

17 Mayıs
Henüz şuram buram ağrıyor yağmur yağacak kıvamına gelmedim ama havanın basıklığından yağmur geliyor diyebiliyorum :))) Hafif yağmurlu, misler gibi, ek olarak mutfaktan gelen çay ve tost kokusu ile güzel bir gün başlıyor derken “çorap muhabbeti” işi bozdu. Bunların teki kirli sepetine girerken mi kayboluyor, yoksa çamaşır makinesi mi yutuyor henüz çözemedim. Kayıp tekler sanki bir kara delik tarafından yutuluyor, bir gün hepsi birden “Bizi ayırdınız eşimizden” diye çıkıp gelecekler .
Annemin, büyük annelerimin, halalarımın, teyzemin… hepsinin bir dikiş kutusu vardı.İçinde makas, düğmeler, bir beze batırılmış dikiş iğneleri, bir kutuda toplu iğne, birer tane büyük siyah ve beyaz masura, dikilen dikişlerden kalan değişik renklerde küçük makaralar, fındık kukalar, yüksük, lastik, mezura hatta bir de yorgan iğnesi mutlaka bulunurdu. Çamaşırdan sonra, ütüden önce bir sökük dikme tamir etme faslı olurdu.Nedenini bilemediğim bir sebepten gazeteyi akşam babam getirirdi. Yemekten sonra çocuklar derse, anne dikişe, baba gazeteye odaklanırdı. Onun okudukları, annemin sordukları, çocukların ödev soruları ile zaman geçer, yatma saati gelirdi. Şimdiki nesle göre ne kadar ilkel bir akşam di mi ? Onlara göre taş devrini az geçmiş oluyoruz :)))))
Benim de bir dikiş kutum var amaaaaaaa, faaliyet zorunluluk halleri dışında yok :)) Yakın gözlüğüm olmadan bir hiçim, iğne ile ipliği buluşturana kadar bunalıyorum :)) Zaten çorapların ucu delindimi topukları çoktan gitmiş oluyor, hem bir teki olmayan çorabı diksem ne olacak ki :))))) Diyerek yolumun geçtiği alt ve üst geçitlerden çorap teminine, kara deliği beslemeye devam :)))

18 Mayıs
“Kuruyan dallar gibiyim, ben her bahar dirilirim”, desem olmaz Kırılıp kurumaya yüz tuttuğum zamanlar olmuştur, olacaktır, amaaaaaaaa genlerimde var bahara kadar bekleyemem. Her gün içinde baharlar saklar, takvime göre gelecek bahar beklerken bile insanı yorar “Du bakalım, bunda da bir hayır var” bizim yaşama bağlanma ipimiz. Hiiiiiiiiiiiiiiiiiiç ama hiiiiiiiiç umutlarımızı kaybetmeyiz.
Sabah sabah uzaktaki evlerin arasında gördüğüm bir top yeşillik beni mutlu etti, demek ki oraya ağaçlar ekilmiş, onlar da yeşerip boy vermiş, benim görüş alanıma girmiş
Geçenlerde ailemize yeni katılan bebek için toplandığımızda, “Hadi bir dua et” dediler, sonunu “Düğününde hep birlikte horon edelim” diye bağladım, küçük büyük herkes yürekten amin dedi, kimsenin aklına ölürmüyüz, kalırmıyız gelmedi.
Menzili uzun tutmak, kısa düşerse de kabul etmek gerek, geçmişe kederlenip, gelecek için endişelenmek tense, bugünün tadını çıkarmak güzel, “hafta sonu” adı üstünde çalışma günlerinin sonu, içine bir sürü şey sığar, uyku, eğlence, gezme, çoluğa çocuğa ilgi, temizlik, alışveriş, kişisel bakım, ana baba, eş dost , akrabaya ziyareti… say sayabildiğin kadar, içinde yapılabilir bir sürü şey var.Mutluluk avuçlarımızın içinde ne sıkı tutup boğalım ne de serbest bırakıp döküp saçalım, farkına varıp tadını çıkaralım
Herkese tadını çıkaracağı, şahane hafta sonu dilerim …

19 Mayıs

Gençlik; Ruh ile bedenin aynı şarkıyı aynı makamda söylemesidir.Hayatın en kıymet bilinmez bölümüne tesadüf eder, ipe sapa gelmeyen dertlerle, lüzumsuz kederlerle heba edilir gider.18 ile 28 arası parlak devridir ama zirvesi herkese göre değişir.
Yıllar geçer gençlik “Dil” de kalır, Cümlelerde kalır, gönülde kalır. Tesellisi; “Ama yine de kalır”. izi kalır, hevesi kalır.
Gençlik yaşamın lokomotifidir, gönül ister, bedeni çeker.Ruhunda kalanı hatıralar besler. Geçmişte kalan yarımlar, eksikler tamamlansın ister.
Önceleri ikisi bir arada sonraları da tek başına olsa da gençlik hep vardır
Kendi genç, gönlü genç herkesin “19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” kutluuuuuuuuuuu olsuuuuuuuuuuuuuuun
Kısmetse yarın içinden gençlik ve spor geçen bir etkinliğe dahil olacağımdan sabahın işini daha sabah olmadan hallettim, 5-6 saat önceden yazdım bitti :)))))

20 Mayıs

Kırkından sonraki yıllar var ya farkına varırsan en güzel yıllar. Hiç bir şeyin merkezinde olmak istemiyorum. Her şeye kıyısından köşesinden, kendimi uzaktan orada görerek, kıyaslamadan, gülümseyerek, bunun sonu buraya varır diye bilerek bakmasını seviyorum.Her şeyin bir zamanı, her şeyin bir saati, her şeyin bir kararı vardır ilkelerine yürekten bağlıyım Acelem yok, kayıtsız değilim, kaygılı da değilim. Bunlar pamuk şekeri tadında yıllar
Günlerden pazartesi ama ben yorgunum, çocuklara tatil, bugünü de pazardan saymanın sakıncası yok. Bu haftaya da salıdan başlayalım Çay koymalı, pazara uygun kahvaltı olmalı sonrası plansız, günün gidişine göre ayarlamalı.Hatta bugün “GAMZE ders çalış, soru çöz, sınava az kaldı” cümlesini bile sayı ile kullanmalı
İyi olacağına inandığımız, her gününü bilerek, hissederek yaşayacağımız, akışına bırakıp, akarken tadına varacağımız günlerle dolu unutulmazlar arasına yazacağımız bir hafta herkese Amaaaaaaaa önce GÜNAYDIIIIIIIIIIIIIIN tabii ki de…

KOLUMDAKİ SAATTEN AKLIMDAKİ ANILARA


20130517_153421

Rahmetli dayım İsviçre’ye tedaviye giderken, annem duymadan, görmeden usulca sormuştu ” Sana ne getireyim ?” diye. O zamanlar kimseden bir şey istememek için sıkı sıkı tembihlenirdik. İsteklerini dile getirmek en az itiraz etmek kadar ayıp idi. Her şeyin bir yolu yordamı, isteme ya da itiraz etmeye değil yöntemlere tepki vardı. Üstünden yirmi sene geçtikten sonra bile, “Düğün alışverişine yalnız çıkıcam, sürü halinde alışveriş yapmam” diye tavır koyduğum da rahmetli annem saatlerce “Sakın bir şey isteme, lüzumsuz alış veriş etme, insanları zor durumda bırakma” diye nutuk attı idi. “Tamaaaaaaaam” deyip evden çıktığımda başımı yerden kaldırmadan ellerinde büyüdüğüm esnafın önünden geçtim, bir fasılda onlar geçmesin diye 🙂
Dayımdan saat istedim. Oda gelirken getirmiş, annem bir iki kaşını gözünü oynattı ama dayım “İstemedi, ben getirdim” diye ortamı yumuşattı.Mavi ile yeşil arası bir renkte karton kutu, içinde incecik kuzu derisi kayışı ile altın kaplama gövdeli, bugün hala var olan iyi bir marka minicik bir saatti benimki. Yanında teneke kutuda sayısını tam hatırlamadığım (12 ya da 18 olabilir) Crayon marka renkli kuru boya kalemi vardı. Bir mutlu oldum, bir mutlu oldum, şimdi anlatıyorum 🙂 Uzun yıllar kullandım, sonra kayışı eskiyince yenisinin tokası beyaz, gövdesinin rengine uygun değil diye yerine de yenisi gelince kullanmayı bıraktım.
Annem öldükten sonra dolapları boşaltırken bulduk, ben de eve getirdim. Kızım “Ben küçük saat beğeniyorum” diye söylenirken aklıma geldi, buldum çıkardım.
Dijital saat, pilli saat, telefonda saat, Ekranda saat, Bilgisayar da saat… gibi çeşitlere aşina olan kıza kurmalı saati anlatmak zor oldu “Pili olmadığına emin misin?” diye aklımdan şüphe ederek başladı”Yani bunun potansiyel bir enerjisi var, çevirince yükleniyor, öyle mi?” diye bir fizik girişi yaptı, “Bunu kurmak için alarm kurmak mı lazım?” diye saflık ayağında gırgır yaptı. Sonunda koluna taktı 🙂 Arkadaşları da çok beğenmiş, hem de “Bu annenin koluna nasıl oluyor ?” diye sormuşlar. Bizim laf ebesi “Bu annemin çocukluk saati, maddi ve manevi değeri var, hem annem evlendiğinde altmış kilo imiş, ayrıca hiç muhakeme yeteneğiniz yok” diye çocukları sorduğuna pişman etmiş.
Daha dün ben çocukken, kolumu süsleyen saat bugün kızımın kolunda, su gibi geçip giden zamanın şahidi. insanlar ölür eşyalar kalır, insanlar ölür hatırda hatıralar kalır, insanlar ölür kuşaktan kuşağa anlatılan hikayeler kalır. Belki benim saatte bir torun elinde, belki de daha ilerideki birinin evinde, başına eklenen süper büyük anne sıfatı ile anılır, anlatılır. İsterim, hatta dilerim olsun, yattığım yerden gülümseyerek izlerim 🙂

HAVADA IHLAMUR KOKUSU VAR


575934_3449987522188_1038916070_n

İğde, yasemin, ıhlamur kokuları çocukluğumdan kalma kokular. Nemli yaz gecelerinde buhar olup içimize dolardı. Şimdi de ara ara duyuyorum,Bu sabah yağmur ertesinde toprak kokusuna karışmış çiçek kokuları alıyorum, kokular eski günlerle birlikte çıkıp geliyorlar.
Bahçe duvarının üstüne sıralanmış gençler, penceresi açık, tülü uçuşan, ışıklı evler, oyun oynayan çocuk sesleri, bir evden ötekine seslenen komşular, geçmişteki yaz gecelerini hatırlatırlar.
Her sokak bir aile idi. Kötü bir şey yapsak, bir kabahat işlesek annemiz babamız görmezse Nermin Teyze, Hüseyin Amca, Ahmet Abi, Sevgi Abla görürdü. Tüm büyükler çocukların ya anası babası ya da abisi ablası idi.Sorumluluk alanı genişti. O zamanların en sinir hareketi bir büyüğün yanına, bir küçük ilave etmek, her yere en az iki kardeşi bir edip göndermekti. Büyükler küçükleri istemez, küçükler büyüklerle birlikte olmak istemez, anneye babaya karşı birlik, kendi aralarında arada tehdite varan anlaşmalar yapardı.Yine de çokça saygı, ona yakında sevgi vardı, bazen daha da fazlası.Saklambaç oynarken korku hiç aklımıza gelmezdi, hiç çocuk kaybolmazdı, bir yerden çıkar gelirdi.Önden ufaklar eve gönderilir, büyüklere az daha müsaade edilirdi.Genelde bir bahçe çeşmesi bulunur, eve girmeden gündüz ısınmış borulardan geçen ılık sularla eller, ayaklar yıkanır. “Doğruuuuuuu yatak ” istikametinde ilerlenirdi.
Yazlık sinemaları da özlemle anarım, birbirine arkadan düz bir kalasla tutturulmuş tahta sandalyeler, evden getirilmiş, minderler, yedek hırka ve şallara sarılmış kucakta uyuyan çocuklar, çamlıca gazoz, çekirdek, bolca muhabbet, bir uçtan bir uca bakışan gençler, film öncesi küçük bir konser, gündüz üstüne afişler asılmış bir taksiden ilan edilirdi. Oynayan filmle bütünleşilir, bir daha kine kadar hakkında söyleşilirdi.
O zamanda insanlar takım tutardı, farklı partilere oy atardı, tatlı tatlı atışır, sonra yine her şey aynı kalırdı. Farklı olan herkesi bir duvar üstü, bir çay bahçesi, bir sinema salonu, mahalledeki düğün, camideki cenaze bir araya toplardı.Mahalle kavgalarını hatırlarım (genelde çocuk yüzünden9 ama onları illa ki barıştırmak için uğraşanları da hatırlarım, küs kalamazdık, uzun uzun kin tutamazdık.
Tüm bu güzelliklerin üstünden ben deyim 35 siz deyin sadece 40 sene geçti.Kapılar kapandı, insanlar evlerine saklandı. Bahçelerin yerine kat kat bloklar yapıldı, temiz hava klima ile sağlandı, konu komşu muhabbeti yerini TV ye bıraktı, çocuklar uslu dursun diye bilgisayarla odalarına kapatıldı,Durmadan ekilip biçilen, sık sık değişen, kök salmayan bir yıldan ötekine kalmayan çiçeklerle avutulur oldu sokaklar.

Yinede burnuma gelen içime dolan yaz kokuları beni mutlu ediyor, çok kimse farkına bile varmıyor, ne kokuyor, nereden geliyor, Hangi ağaçtan, hangi daldan. Günümüzün sorunu belkide bu; hayatın içinden hızla geçip gitmek, tadına almadan, farkına varmadan, çabuk çabuk yaşamak. Tüketerek yaşamak, hiç bir şey saklamadan, hiç bir anı biriktirmeden, doğrudan konuya girerek, nokta için acele ederek.

“Takvimlerden haberin yok mu geçiyor yıllar
Bana küsmüş, yüzüme gülmez zalim aynalar
Kimimiz yorgun, kimimiz vurgun,kimimiz isyankar
Acı gerçek bu,ömrümüz bir su içiyor yıllar” aklıma takıldı, güzel şarkı…

KENDİ KENDİNE MUTLULUK


255152_1977497190850_7630800_n

“Ben böyleyim, beni böyle kabul edin” diyenlerle şartlarının kabul edilmesi için aşırı ısrar edenler bence hayatı birbirine zindan edenlerdir. Her şeyin gelişip değiştiği hatta öyle olması beklendiği bir dünyada kalıplarla yaşamı sınırlayanlar bencil insanlar. Evliliklerinde tökezlemeye başladığı yerler de buralar.Her şeyi bilerek doğmuyoruz ama öğrenerek, bakarak, görerek, tecrübe edinerek gelişiyoruz.
Kendi adıma her sene bir önceki seneden daha farklı olmak iyi yönde kendime katkıda bulunmak için gayret ediyorum.Neticede dünya fani ölüm ani. Bunu bilerek şartlar olgunlaşsın diyerek gerilmeye gerek yok.

Eşim doğum günü, evlilik yıl dönümü gibi kadın dünyasında mühim olan tarihleri pek çok eş gibi unutur. Gerçi şimdi unutmuyor, telefon hatırlatıyor :-)( Gerçeği bilince bu kutlamalar insanda madeni soğuk bir etki yaratıyor ama üstünde durmaya da gerek yok).Sevgililer günü, “Kapitalizmin bize dayattığı tüketim ekonomisi”, Anneler Günü; “Sen benim annem değilsin ki” geyiği ile sabote edilince ne hediye geliyor ne de kerhen gelen hediye tat veriyor. Yeni evli olduğum yıllarda bu tarihler için pek çok gözyaşı döküp, hayata küsmüşlüğüm var.
Sorunlarla yaşamayı sevmediğim için ya çözerim ya da çözerim 🙂 Her yıl aynı tablo ile hiiiiiiiiiç işim olmaz. Bir ara eşimi ikna edip birlikte bir evlilik terapistine gitmişliğimiz var. Arkadaşımın arkadaşı olan bu arkadaş iyi bir üniversitede bölüm başkanı o zaman doçent,konusunda uzman ama boşanmış 🙂 Üç dört seans gittik bana tek cümlesi faydalı oldu.Gerçi bizim ona daha çok faydamız dokundu arkamızdan prof oldu.:-)

Anahtar cümle “Evliliklerin sürmesi için illa ki mutlu evlilik olması gerekmez, eğer evli kalmak istiyorsanız evlilikler devam eder”. Aynen katılıyorum, eğer aşk varsa zamanla kalıcı sevgiye dönüşüyorsa, sevmenin sınırları, koşulları, kuralları yoksa, mesafelere yenik düşmüyorsa, kötü günler iyi günlerin hatırını sayıyorsa, saygı her zaman kalıcı ise , çoluk çocuk da ortamı dengede tutuyorsa evli kalıyorsun. Ama ne yaparak mutluluğu karşındakinden beklemeden mutluluk için katkıda bulunarak.Yoksa bana “Seni seviyorum” demedi, önemli günlerde bir çiçek dahi olsun vermedilere kurban edilmeyecek kadar güzel yanları var evliliklerin.
Uzun bir zamandır kendi hediyemi kendim alıyorum. Takvime göre kutlanacak ne varsa, canım ne isterse , beni ne mutlu edecekse onu yaparım. Favori kutlamam; İyi bir yemek, üstüne güzel bir sinemada güzel bir film, üstüne bir kitap en üstüne bir kahve şeklinde ama rutin sevmediğimden değişiklik de yaparım, güzel renklerde bir kıyafet alır “Bak hayatım, bu bugünün kendime hediyesi” bu da faturası diye eşimin burnuna dayarım :))))))
Yarın anneler günü, iki yıldır annem yok, onun hediyesi duası Fatihası onu her gün yollarım, kendime bir haftadır ufak tefek alışveriş yaptım, Ablamdan, gelinden, çocuklardan, eşimden de bir şeyler gelir, gelmezse de hiiiiiiiiiç umurum değil. Takmıyorum değil takılmıyorum anlamında bu kayıtsızlığım. Elimde olan yapabileceğim şeyler varken, başkalarına bağlı kalamam 🙂

MAYIS AYI BAŞI GÜNLÜKLERİ


20130429_124725

1 Mayıs 2013

Sanki dün akşam cuma akşamı idi de bugün de birden pazar olmuş gibi :)) Aylardan mayıs bahar ayı ama sanki yaz gelmiş gibi :)) Hiç bir şey aslına uygun değil yani. madem öyle, evde yalancı bir pazar, dışarıda yaz havası var. Balkona kahvaltı hazırlamalı. Efsane yeşil soğanlı mantarlı omlet, ince krepler ve üstüne az şekerle karamelize edilmiş çilekler, cam bardakta iyi demlenmiş yaprak çay başı çekmeli, arkasından klasik kahvaltılıklar gelmeli :)))
“DEM BU DEMDİR, DEM BU DEM” der sufiler. “An” ın tadını çıkarmalı, çarşamba hafta ortasında fırsat varken topluca bir pazar keyfi yapmalı

2 Mayıs 2013

Bir sabah uyanıyorsun, bakıyorsun düne benzemiyor :)) Gülümsüyorsun, hüzünleniyorsun, sıralı işlerin sırasında belki de bir telaş var, gergin bile uyandığın sabahlar var. Sonra fark ediyorsun ki Her sabah başka bir sabah, diğerlerine benzemeyen, aslında benzer görünen, içinde o güne ait güzellikler besleyen, farklı bir sabah:) Farkının farkına varan herkese GÜNAYDIN

3 Mayıs 2013

Durumum “bunalsam mı?, bunaldım artık, çıkıp kurtulsam mı?” arasında gidip geliyor :)) Ben de kendi kendime seyirciyim, hatta destekçiyim. Dün ruhuma iyi gelsin diye kendimi yakındaki bir AVM ye götürdüm, mor çizgili bir ayakkabı ile turkuaz bir çanta içimi açtı, beni anlayan iyi bir satıcı bunları bana sattı.:))) Sırada kuaför var sandınız, değil mi? Yanıldınız. Okul Aile Birliği toplantısı var :))) Kızın mezuniyet programı konuşulacakmış. Çocuklarına tapınan, onlara sevgiden başka her şeyi vermek için çabalayan etiketçi veliler ruhuma iyi gelecek :))) Toplantıdan sonra ruhum ve bedenim el ele , rahatlamış, huzuuuuuuuuuuuuur içinde eve gelirim diye düşünüyorum. hatta düşüncesi bile iyi geldi :)))))))

4 Mayıs 2013
Güne başlarken bir bardak çayda, gün biterken bir fincan kahvede sihir var. Biri başlamak için, biri bugünlük tamam demek için :)) Çay da kahve de sudan hayat bulur, beyazdan renk alır, biri güneşe yakın koyu kırmızı, kan rengi, öbürü batan güne benzer kızıldan kahveye döner :)) Kocaman gün içinde kendine ayıracak bir zaman bulmalı insan hatta onun için çaba harcamalı. Hala suların çakıl taşı ile buluştuğu, kumlarda iz bıraktığı, küçük dalgaların küçük fısıltılarla gidip geldiği, akşam esintisini yüzünde, bedeninde hissettiğinde, gökyüzü hafifi hafif kızarırken, burnunda çiçeğin, denizin kokusu varken sana eşlik eden bir fincan orta kahve; içerken de biterken de seni hesaba çeker :)) Aslında kahve bahane, kendini dinlemek, kendine zaman ayırıp, mutlu etmek şahane. Mutluluk için başkalarını beklemeye gerek yok, gözünü çevirdiğin her yerde ip uçları var. Bazen bir cümle bile saatlerce gülümsemeye yetiyor. Sabah sabah hastayım diyen kızımın durum tarifi gibi “Anne başımın ön tarafında sanki biri parti veriyor, arkadakiler iyi onlar sessiz sakin ” :))))

5 Mayıs 2013

Bu akşam gül ağacının altına dilekleri koyma günü :)) Gül dallarına asılan beşikler, altına koyulan, evler, arabalar, bir yıl boyunca bereket olsun diye cüzdanda saklanacak paralar, yetişkin kıza oğlana hayırlı eş, okuyana diploma, iş, aş… aklınıza gelen, ihtiyaç hissedilen her şey bu gece dilenecek :))) Gül ağacına ulaşamazsanız balkondaki çiçeğin altına, bir kağıda çizin, istediğiniz kadar dileyin, ertesi gün güneş görmeden toplayıp kaldırın, sonra da kağıdı denize atın. Hıdrellezin güncellenmiş yeni hali bu :))))) Kendimi bildim bileli yaparım, kimden dilenir, kim verir, vermezse ne denir onları bilirim de sene de bir hoşluk olsun diye devam ederim. Eli kalem tuttuğundan beri görevi kızıma devrettik, hepimizin adına yazar çizer, ben de denize atarım :))) İlk çizdiği kağıtta hepimizin el ele resimleri vardı, sağlıklı olalım diye hepimiz ayakta, ayaklarımızın altında para bir de çikolata ile dondurma :)))
Gönül kendini hoş tutacak her şeyi “Benim olsa” diye ister. Kimi hayıra geçer, kimi de istediğine pişman eder.Her şeyin hayırlısı diyelim, uzunca bir aradan sonra hısım akrabanın buluştuğu ortama, kuzenin hazırladığı göze ve damağa hitap eden sofraya, aramızda olmayan ölülerin rahmetle, dirilerin kulakları çınlasın diye anılacağı toplantıya hazırlanalım bakalım :))))

6 Mayıs 2013

Nurdan’a ; Günaydııııııııın kuşum :)) Çalışan bir insan olarak pazar günü de bir anlamda çalışmış olmak ruhen yıpratıcı. Pazar uykusu hayali misafir telaşına yenik düşünce enerjide düşüyor bir noktada.
Şekerim; Bu pazartesi periyodik bir olay, altı günde bir gelir, tıpkı diğer günler gibi :)) Tüm suçu günahı tatil diye verilen bir günün aktivite ile dolu geçirilip dinlenemeden ertesi olmasıdır.Zaten hayatımızda periyodik olan kaç şey var ki, devamlı olan sadece günler :))))))) Sabah trafiğini aşıp iş yerine ulaştığında gerginliğin had safhada olabilir.Önce ılık bitkisel bir şey dene, baktın olmadı, damardan kahve kesin çözüm:)) Öğlene kadar olan her şeyi salla, hatta kendini de Nişantaşından aşağı denize doğru yuvarla, içinden de “Ben iyiyim, ben iyiyim” diye tekrarla. Gönül gözünle kendini süz, sahip olduğun her şeyi hatırla sonra da yavaaaş yavaaaaaş rahatla.Günün en az yarısı bitti. kalan yarısında da aylak geçirdiğin zamanı telafi için çalış çabala :))))
Ben pazartesiyi pazartesi olarak yaşayamayacağımdan, iç sesimin sana bir faydası olsun dedim. Yukarıdaki satırlar sana uyarsa uygula, uymazsa da sen gününü bildiğin gibi yaşa. Ne de olsa “Herkesin pazartesisi kendine” :)))))))
Herkese GÜNAYDIIIIIIIIIN diyorum, şahane bir hafta diliyorum

7 Mayıs 2013
Asfalta yapışmış çiklet gibiyim :)) Üstünde teker izleri, şirazesi kaymış, varlığı uzaktan fark edilen, asla doğada kaybolmayacak, kenarından kanırtılsa ayağa kalkacak…
Yorgun mu, bezgin mi belli olmayan, kafasının içinde parti sesleri, omuzları tutuk, beli bıkını nispeten daha iyi, daha önce benzeri yaşanmış, gelmiş geçmişler arasında yeri olan bir haldeyim :))

8 Mayıs 2013

Bizler; Babaların yoktan var ettiği, annelerin olabileceklerden mucizeler oldurduğu, saygının sınırsız, sevginin çok var olup idareli kullanıldığı bir kuşağın çocuklarıyız. Bizden saklanan sıkıntıları, üzüntüleri gördüğümüz kadarıyla, hissettiğimiz kadarıyla harmanlayarak büyüdük :(( Hiç konuşulmayan konular, bahsi geçmeyen yakınlar, elle tutup gözle göremediğimiz sevgiler hayatımıza damga vurdu. Kimimiz düzelip açılıp saçılıp, paylaştık :))) Kimimiz de misli ile içimizi kapadık :)) Şimdi çocuklarda görüyoruz verdiklerimizi. Dün metrobüste yanıma hem öğrenci hem de ufak tefek işlerde çalışan, yedi günlük paraları kalan, ince ince alışveriş hesabı yapan bir çift düştü. Bayıldım muhabbete. İçimden indiğimiz yerde gelin çocuklar sizi markete götüreyim, yapın alışverişinizi demek geldi. Kız her şeyin fiyatını biliyor, oğlan iştahlı :))) Para çok az belli, 3-4 kğ domates alalım deyince diğerlerine yetmeden bitti. :))))
Kendini acındırmadan, çaresizlik işaretleri barındırmadan, olanı, olabilecekleri abartmadan paylaşım yapanları seviyorum. Sanırım kendi çocuklarımı da kurtardım, onlarda eve girer girmez şakımaya başlarlar, okuldan, okulda olandan, arkadaştan, anneyi anneye sitemden, aklıma gelmeyecek olan bitenden…

9 Mayıs 2013

Bir dilim kızarmış ekmek, üstüne tereyağı ve de bal yanında bir bardak süt. Mutfak masasının üstünde üç adet Bizim evde kahvaltı yapmadan dışarıya kimse salınmaz, kapıdan yolcu edip arkasından el sallanmadan olmazdı.Sonra gelişme çağını tamamladık, kocaman olduk diye söylenmeye başlayınca menü tost ile çaya döndü. Soğuk kış günlerinde babam hakiki salep pişirirdi, içinizi sıcak tutsun diye.Bunların kesintiye uğradığını hiç hatırlamıyorum, yıllarca hep aynı şeyleri mi tükettik, şokella hayatımıza girmiş miydi, meyve suyuna geçebildik mi?, annem hazır yufkadan gözleme yaparmıydı hiiiiiiiiiç hatırlamıyorum.Aklımda kalan evde kahvaltı yapmadan, çıkış olmadığı :))) Evlenince de hiç kahvaltı etmeyen eşimi çok yadırgadım, ucundan köşesinden onu da en az bir bardak ev çayı içmeye alıştırdım. Çocuklar hiç tek tip olmadı. Her birine ayrı hazırlandım. Hatta pencereme gelen kuşlara bile çeşit kattım.
Bu sabah evimin kokusu ile uyandım.Bir an her şey eskisi gibi sandım. Ne kadar kendi evin olsa da insanın aklının bir köşesinde büyüdüğü ev kalıyor.Hüzünleniyorsun, sonra da bir cümle ile neşelenip gülüyorsun. Sabah sabah beni yine soyan kızım gibi “Bazen çok para harcadığımı düşünüyorum, ama sonra geçiyor biliyomusun” :)))))

10 Mayıs 2013

Bugün o kadar çooooook işim var ki. Aslında kalktıktan sonra nadiren yatağa geri dönerim, baktım saat yedi kızın kalkmasına bir saat var. Belimde ağrıyor, biraz daha yatmak istedim, ara ara gözümü açıp saate bakıyorum, son on beş dakika dalmışım. Annemi gördüm, nasıl güzel, nasıl genç, “biraz keyfim yok” diyor,” bir ambulans çağıralım” dedi, yüzünü ellerimin arasına aldım, “Tamam o zaman” diyerek sevdim. Gözünün birinin kenarı hafif morarmış, “Bir yere mi çarptın?” diye sordum, cevap vermedi, “Bana sen kal “dediler, sonra son kez bir bakıştık. o” Ağlama “der gibi, ben “Dönmeyeceksin, biliyorum” der gibi… saat çaldı sahiden ağlayarak uyandım, hala da kendimi tutamıyorum.
Bunlar şifa bulmaz kanayan, bunlar kabuk tutmaz, her dem taze yaralar, bunlar içinde özlem olan, hasret kokan, pişmanlıktan ziya de keşkeleri kapsayan rüyalar…

HAFTAYA BAŞLAMA ŞİRİNLİKLERİ


228308_1944524206546_1270565_n

Aslında ben iflah olmaz, uslanmaz bir pozitifim. Gerçi çok zararını görmedim. Arada her şeyde bir kötülük arayanlarla yolum kesiştiğinde üstümde şüpheli “Deli mi ne ?” bakışları yakalıyorum. Kendimi bildiğim için bu gözle bakanlara da takılmıyorum.
Sabah sabah bir sürü işim var, günlerden pazartesi. Evi normale çevirmek, yemek pişirmek, çamaşır makinesine başla komutu vermek, öğleden evvel hatta sabahla öğle arasında evi terk edip gezmeye gitmek gerek. Tüm bunlar için iki saat 47 dakikam varken, canım yazı yazmak istedi.
Ah Özgül, aaaaaaaah Özgül sebebim sensin.Yine bir sürü yer gezip resim çekmişsin. Senden kullanım izni aldığımdan beri, gözlerim perişan, kalemim istekli 🙂 Gördüklerini resimlemek, resimlerken içine görülmeyenleri de gizlemek ayrı bir şey.Ben de yok, resim çekmeyi, çok gerekmedikçe sebilhane bardağı gibi dizilip,” Burada da çekinelim, olmadı tekrar deneyelim, her halimizi belgeleyelim” modelini sevmem. Çekilmiş resimlere de üzülüp “Aaaaaaay çok şişman çıkmışım, yaşlı durmuşum, çok çirkin, yamuk olmuş…” silmem, yırtmam. Neyse halim,çıkmış resimde der geçerim. Zaten en çok ben resimlerin bana düşündürdüklerini severim, ama genelde hafızaya kayıt etmek bu konudaki tercihim.
Yukarıdaki resim bana göre tam bir hafta başı resmi olmuş.Dünya fani ölüm ani misali.Yaşamak güzel, dünya nimetleri tatmaya değer, ölüm için vakit varsa da, uzakta bile olsa görüntü yakında. Her canlı bir gün ölümü tatacak sa , ki öyle oluyor, elimizdeki zamanı neden ziyan edelim.Taşların arasında bile renkli çiçekler açıyorsa, bahar geçmiş, yaz kendini gösterme gayretindeyken kara bulutlarla ne işimiz var ki.

Bu konuda daha bir sürü şey yazılabilir ama ben kızımın dün akşam çizdiği hıdrellez kağıtlarından bahsetmek isterim. Hayata ne kadar sade ve içten bakıyor.Babasının kağıdında dumansız hava sahası var sigarayı bıraksın diye, annesinin kağıdında bir tartı resmi, üstünde ideal kilo yazılı, kendi kağıdında istediği okulun adı, 700 üzerinden 685 SBS puanı, küçük abiye BJK seneye şampiyon olsun, sınavlarda kendini geçen kızı geçsin dileği, saçları dökülen büyük abiye uzun saçlı bir eş aralarında çarpan bir kalp, teyzeye, Nurdan teyzeye sık sık gezi fırsatı, Hülya teyzeye şömineli, içinde mutlulukla oturacağı bir ev… ve daha neler neler sayfalar doldurmuş. Zaten ona bir tek ders çalış deme geri kalan her denileni seve seve yapar 🙂
İşte böyle, yeni bir hafta başladı bile.İçinde bizim için neler neler saklı.İyi kötü, çirkin güzel hepsi geçecek, hepsi bitecek. Arkadan ittirmeye gerek yok, bırakın kendi haline, bakın geçip giden seyrine 🙂

NEN VAR KUZUM ?


394329_4136235397956_486999008_n

Eskilerden aklımda kalan, çok severek kullandığım eski Türk filmi repliklerinden biridir “Nen var kuzum?” Bu soruya verilen yalan yanlış bir cevap konuya yön verir. Sorulan kuzu, soran ondan daha da kuzu olunca, meydan filmin çakallarına kalır. Sırf bu nedenle iyilerden biri kör, kötürüm,berduş, mutsuz olur. Mutlu sona kadar izleyiciler telef olur. Her şey anlaşılıp da iki kişi yan yana gelip, omuz omuza verince,”Aman aman kurtuldu gençler” sevinip topluca salonu terk etmeler çocukluğumun hatta ilk gençliğimin güzel günlerine tesadüf eder.
Konunun derinliğini vaktiyle hafızama sağlam kayıt yaptığımdan, travmatik sonuçlarını bildiğimden, soruya önem veririm.Öyle herkese sormam, bana da çokça sorulsun istemem.
Hayatta öyle bir zaman geliyor kiiiiiiii, sorular tarih oluyor, merak yerini, hissetmeye, beklemeye bırakıyor.İşte bu hali, hatta bu halimi seviyorum.Hayatına yeni bir şey eklemek için telaş etmiyorsun, yeni birilerini tanımak, yeni bir topluluğa karışmak,sadece canın istediği için ise renklerine renk katıyor.Kendini serbest bırakıyorsun, vitesi boşa almış da ama her an bire takacakmış gibi yokuş aşağı, manzaraya bakarak,istersem dururum, istersem hızlanırım modunda …
Aslında yaşla beraber “Nen var kuzum ?” sorusunu en çok kendine soruyorsun. İşin ilginç tarafı kendinini de şıkıştırmak hoşuna gitmiyor, cevabı geçiştirip sallıyorsun.İnsanın kendine bile dürüst olmadığı zamanlar var.”Ben iyiyim, yok bir şey” terapi açısından, kendi kendine sık söylenen bir yalan 🙂 “Ya aslında şöyle bir durum var, ben de ikilemde kaldım, karar vermenin sorumluluğunu bölüşsek, bir yol haritası belirlesek” diyemiyor insan kendine. Tabii ki de her konuda değil, ama arada yapıyoruz işte.

Ben dün kendime bu soruyu sordum, hala net bir cevap alamadım,” Bir şey yok “, bölümünden “Kayda değer bir şey yok” bölümüne geldim. Bir sonraki adım “Büyütecek bir şey yok”, daha sonrası da “Tamam ya ben onu hallettim” olacaktır muhtemel. Aslında bir şey vardır, mutlaka da, ne olduğunu, nasıl anlatılacağını bilemeyiz, belki de tam ifade edemeyiz.Ya da anlatmak istemeyiz.Kötü bir şey ya da çok da gizli saklı olduğu için değil paylaşmanın yaratacağı kaostan korkuyor insan. Bir bakıyorsun basit bir şey olmadık boyutlara taşınmış,yorumlar, öneriler, akıl vermeler derkeeeeeeeeen iş çığırından çıkıyor.

Neyse canım, bunlarda olağan haller, her şeyin bir vakti, bir zamanı var. Cevapsız kalan sorular ölmüş sayılmıyor nasıl olsa, bir gün bir yerden tekrar çıkıp geliyor, o vakite kadar uygun bir cevap düşünecek zaman var 🙂

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑