NİSAN AYI SONU GÜNLÜKLERİ


543097_3359496379966_1158860355_n

21 Nisan

Hayat gerçekleşen, gerçekleşmeyen ya da ertelenen planlar üstünedir. Erteleme kişiyi acabalara boğar, ikilemde bırakır, ileriye dönük pişmanlıkların temelini atar.
O zaman ne yapıyoruz, yağmura, buluta, canımızı sıkan üç beş lafa, bizi karmaşık düşüncelere salan tüüüüüüüüüüüüm dış mihraklara aldırmadan yola devam :))))
Hocaya “Senin hanım çok geziyor ” demişler, o da ” öyle olsa bizim eve de gelir” demiş. :))))))))))

22 Nisan

Bugün iç sese, terapiye felan ihtiyacım yok. Çünküüüüüüü pazartesine pazar muamelesi yapıcam. Önü arkası tatil olan bir güne niye yüklenelim ki :)) Dünkü gazeteleri okumadım, ev de pazar havasında, işim var ama yok sayıcam, varsın çamaşır bir az daha artsın, ütü sepetinin boyu uzasın, yemek ayarlanabilir, temizlik katlanabilir durumda. Hayat farklı kapıların açıldığı aynı sokak. Maharet her seferinde olmasa bile ara sıra bazı bazı farklı kapı açmak.
Bağımlılığın insanı bağlı tutmasına karşıyım, her şey vazgeçilebilir, her şey sınırları yeniden çizilebilir, her şey yenilenebilir, her şey değişebilir olmalı… Tabii ki de dozunu kaçırmadan :))) Doz aşımsız, şahane bir hafta herkese, ama önce GÜNAAAAAAAAAAYDIIIIIIIIIIIIIN …

23 Nisan

Zihnimin bayram arşivinden 23 Nisan dosyasını çıkardım, annemin anlattığı, benim katıldığım, çocuklarımı kattığım bayramlar. Hava kapalı, belki yağmurlu, genelde soğuk, arada üçü bir arada olan, renklerle, çocuk sesleriyle canlanan bayramlar. Külotlu çorabı, yün fanilayı kıyafetin bir parçası diye çocukları ikna ettiğim, “Oğlanı hasta edecek” diye haber gönderen dedeleri nineleri dinlemediğim, önümden geçerlerken mutlaka ağladığım, çocukları özenle itina ile hazırladığım bayramlar…
Aslında çocuğu olana, ruhunda çocuk yanı kalana her gün bayram :)) Saflık ve temizlik timsali çocuklar, siz isterseniz nelere inanırlar;
Okula gitmek istemeyen, servisi bekleten kızımın ağzına bir küçük pembe lokumu “Bak bu sihirli, okula kadar dilinin altında tut, kapıdan girerken de yut” dediğimi, yazlıkta babalarını özleyen çocukları bir tepeye çıkarıp gökten bir yıldız işaret edip “Bakın babanız da aynı yıldızı görüyor, yıldızla konuşun ” deyip hallerine gülerken gözlerimin dolduğunu, misafir var diye yatağıma yatırdığım küçük oğlanın abisine “Bu yastık anne kokuyor, ben buraya yatayım” tercihini, masalları anlatırken duruma uygun sürekli değiştirip “Ama geçen günkü böyle değildi ?” dediklerinde “Ama o gün geçtiiiiiiiiii” diye devam edişimi heeeeeeeep tebessümle hatırlarım.
Çocuklar annelerine hep inanırlar, anneler de onlara yalan söylemez :))) Ya durumu kurtarır ya da birazcık abartır :))
Ruhumun çocuk yanına; “Diğer yanlarımı da yanına al, tamamı çocuk olan kızım Gamze’nin ruhuna katıl, bugün bayram ” dedim. :))) Artık program kız uyanınca…

24 Nisan

İçimde kırk oda; Kırkında da ışık, kırkı da kalabalık, kırkının da kapısı açık. Sebebi; akılda çok şeyi canlı tutmaya çalışmak. Tehisi; Dalgınlık, Tedavisi; Bir parça yalnızlık. Çok gezmek, çok konuşmak, çok buluşmak… yoruyor insanı. Yenileri aklına ekle, eskileri hatırla, aman şuna da, bunu da unutma… halleri bunlar :))
Kendimi bir rüzgara bıraksam, içimin kapılarını dışarı açsam, birikenler biiir biiiiiiiiir uçup gitseler, unutmuş olsam, yeni kayıt almasam, tüy gibi hafif, rüzgarla denizler, tepeler aşsam, kendimden gidip kendime gelsem :))

25 Nisan
Peynirimi üçgen kestim, zeytinimi iki renk seçtim, yeşillikler arasına bir iki küçük domates gizledim, ekmeğimi kızarttım, çayımı kuşlu, kızlı, denizli büyük kupadan içtim.
Küçük değişiklikleri seviyorum :)) Defterimi kitabımı takvim yaprağı ile ya da dergi sayfaları ile kaplardım. Fizik defterimde makara ipinde şarkı sözü yazar, serbest düşen düşmesin diye resimli avuç açardım. Aynı çarşafı, aynı havluyu, aynı bardağı, aynı masa örtüsünü… kullanmaktan sıkılırım. Yani kurallar çoook genelse tamam, rutine karşıyım.
Kendine izin vermeli insan, itiraz etmeden zaman tanımalı. Her şey faydalı, her şey güzel değil hayatta. Arada çizgi dışına kaçası geliyor canımın. O zaman kendine müsaade edip, sonunu görmeli. Devamlı engel, devamlı itiraz acabaları tetikliyor :))
Hangisi pazar hangisi pazartesi bilemediğim günler geçti, cumaya bir adım kaldı. Diyet bozuldu, işler güçler askıda… Kendime verdiğim izinleri şimdilik yeter deyip, ikinci bir gereklilik haline kadar kaldırdım :))) Bugün kendime gelme provaları yapıcam, eyleme hafta başında geçicem inşallaaaaaaaah :)))

26 Nisan

Arka evdeki “Bizi dövemezsinkiiiiii” diyen ikizlere ayağından çıkardığın terliği yapıştırıp “Dövdüm bilene” diye eve koşarak kaçışını, üstünde tütü, ağzında emzik, ayağında topuklu terlik ile tv izleyişini, “Çok kötü anne, ruhunun iç derinlikleri kötü diye” seni üzen arkadaşını şikayet edişini, boyunun yettiği tüm duvarlarımıza renkli kalemlerle resim çizişini, kestirme olsun diye “Biiiir, ikiiiiiiiiiiiiii, üçççççç” deyip ranzadan atlayışını, çantanı yapıp habersiz plaja kaçışını, “Abime soru soruyorum, karşılığında su istiyooooo, heeem de iki bardak, ben evin kölesi miyim ?” diye isyanını, günde üç kez giyinip soyunuşunu, zamanı değil diye izin vermediğimiz facebook’u açıp, “Gamze sizi arkadaş olarak ekledi” bildirimleriyle bizi haberdar etmeni, fırına ekmek almaya gidip, yarısını yoldaki kediye köpeğe, çoluğa çocuğa dağıtıp, biraz da parkta sallanıp gelişini, “Ben büyüdüm, ne kendim ne de ruhum çocuk” desen de “Yazın sana kova kürek alsak mı?” teklifine bayıldığını, acıklı filmlerde aramıza peçete kutusunu koyup beraber ağlayışımızı, korku filmi seyredip kucak dolusu yastık ve ayı, tavşan ile yanıma gelişini, gittiğimiz gezilerde “Aman yükseklerde düşüp şaşar” diye itina ederken yerde düşüp kendine inşaattan düşmüş havası verişini, eve girerken başlayan, ertesi sabah çıkana kadar bitmeyen anlatacaklarını, alışveriş merkezlerinde bir ara kayboluşunu, sen önde ben arkada her yerde koşuşumuzu, “Gaaaaaaaaaaaaaaamzeeeeeeeee” diye gürlediğimde aşağıki yukarıdaki komşularımızın bile toparlandığını… daha neleri gülerek hatırlarım, yazmaya kalksam senden seri eserler çıkar :))))
İki oğlandan sonra “Bingoooooooooo” dedirten, abilerinin emaneti, babasının yavru kartalı, annesinin kuzusu, evimizin, hayatımızın neşesi, rengi, hizmetlisi (su getirme, kapı açma) gamzeli GAMZE’si bugün bir yaş daha büyüdü 🙂 ♥
Sağlıklı olsun, iyi insanlarla karşılaşsın, eğitim hayatında beni şaşırtsın, hatta utandırsın, mahcup etsin :))))), mutluluk dileme gerek yok onu kendi halleder :))
Bir de bu şarkı ona gitsin :))

DUA NECDET TOKATLIOĞLU

Erken yaz akşamı :)) Astığım çamaşır kokularına çiçek kokuları karıştı, yan bahçeden yasemin geliyor, sanki ıhlamur kokusu da var. Balkonlar ışıklanmış :)) Tatil akşamı sokaktaki gençlerin sesi artmış :))
Artık saat yediden sonra Ceyhun Yılmaz’la yürüyorum. Güzel program, sırıta sırıta yürürken, yavaş yavaş akşam oluyor, şarkılar, şiirler, şakalar deeeeeeerken 6 km yi tamamlıyorum. Eskiden bakarmışım, şimdi bir sürü şey görüyorum ve zaman çabucak geçiyor …

27 Nisan

Tatil sabahlarında erkenden uyansam da kimse kalkmayacaksa gürültü yapmamaya gayret ediyorum. Bazen bilgisayar açıyorum, çoğu zaman da Kitabımı alıp geri yatıyorum.
Pencereyi açtım, memleketimden kuş sesleri, nebat kokuları ile bahar havası aldım, minik uykularda, kısa kısa rüyalar gördüm, gerçek mi değil mi kontrol etmek için gözümü açıp bakındım, uyudum uyandım, uyudum uyandım… bedenim dinlendi ama ruhum yoruldu :))
Haftasonu evdeyim, diyebilmek isterdim :))) Diyemiyorum, Üzgünüm diye de eklemek isterim ama o da yalan olur :)))))))) “Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz” da ağır bir tanım :)) Kısmen evdeyim, en doğrusu :)))
Ama ama ne yapabilirim, dışarıda hayat varken, yeşillikler kurumadan güzelken, rüzgar hafif hafif eserken, çocuklar, gençler, yaşlılar, kediler, köpekler, kuşlar… etrafımda beni gör diyen bir sürü malzeme varken, bana da yanıma kendi kendimi alıp, kahvemi, çayımı yudumlayıp, uzun uzuuuuuuuuuun denize bakıp bakıp dalmak, sesleri dinlemek, gözlerimi gezdirmek yakışmaz mı ? :)))

28 Nisan

Gün doğarken camın önüne otururduk, sıcak bir içecek hazırlardım, süt, sıcak çikolata, ıhlamur, çay belki yanında bir küçük kurabiye, bir dilim kek. Mutlu olurdu, işe gidenlere, saatinde gelen otobüslere bakar, eskiden yeniden konuşurduk. Mutlaka güleceğimiz, hüzünleneceğimiz konular da olurdu. Sonra “Ben biraz daha yatayım, sen de derslerine bak” derdi. Bilgisayarda vakit geçirmem onun için ders çalışmamdı.
Gençliğimde benim özgür ruhum ile onun tutucu yanı çok çatıştı, Çok kızınca “Tabii biz sana karışamayız, senin fermanın elinde” diye sinirle sitem ederdi. Yıllar geçti, biz kanka olduk, tam her şeyi rahatça konuşur, paylaşırken, arkadaş olmuşken, hayatımdan hayalini bırakıp gitti :(((
Bazı sabahlar uyanıyorum, aklıma geliyor, daha yataktan kalkmadan burnumun direği sızlıyor, gözlerim doluyor, üşüyorum, kendimi çooooooooook yalnız , kimsesiz hissediyorum,sanki ıssız ve sessiz bir dünyada gidecek yerim yokmuş gibi, varsa da yolunu unutmuşum, adresini kaybetmişim gibi oluyorum.
Sonra kabul ediyorum, anlıyorum, yapacak bir şey yok diyorum, ama içimdeki burukluk her seferinde biraz daha büyüyor, ne camdan bakmak, ne de bir şey içmek istiyorum…

29 Nisan

Yürüyüp geçeceksin, hep yürüyüp geçeceksin. Ben öyle yaptım. Hep yürüdüm. Herkesin her şeyi anlamasını bekleyemezsin. Sen yürüyüp gideceksin. Anlayan anlayacak, anlamayan anlamayacak; dünyanın hepsine yetişemezsin ki! Bilirsin ben iyi yürürüm.

Murathan Mungan.
Şimdi bu satırlar beni anlatıyor deyip de pazartesi sendromuna takılmak olmaz, yürüyüp geçeceğiz mecbur :))) Zaten pazarlar tadını çıkarmasını bilenler için yayılıp genişlemek, kendini kendinin kollarına bırakarak canının isteklerine hizmet etmek için var. Her şeyin de bir bedeli :)) Ömrümüz boyunca her hafta aynı sıkıntı maalesef bizi karşılar, sıkıntıyı karşımıza almaktansa, yanında yol almak daha güzel :))
“Evim evim sen ne hale geldin, üzülme ben öğlene kadar hepsini hallederim” cümlesi bir başlangıç olabilir. Zaten kendime takılacak zamanım da yok, kızın doğum günü hala devam ediyor, okul çıkışı çaya bir grup arkadaşı gelecek, biraz pasta börek çalışsam, kapının dışına bir “Mutlu Yıllar” yazısı ile bir kaç balon assam, içeri dışarı derkeeeeeen ancak olur. Önce kocaman bir GÜNAAAAAAAAAAAAAAYDIIIIIIIIIN , sonra da herkese şahane günlerle dolu mutlu mesut bir hafta, sağlık da kankanız olsun bu arada … :)))

30 Nisan

Çocuklardan biri “Bil bakalım, bugün ne oldu ?” dedi mi bu cümle benim kabusum olur.Bilemediğim ; bir itiraf ve ona destek arama çabasıdır. “Aaaay nerden bilicem, anlat bakalım” ile başlatır, “Hadi canım”, “Allah Allah”, “Eeeeeeeeee”, “Hıııııımmm” ile geliştirir, yorumsuz bırakırım. Bu arada aklım başımdan alınıp, evrende tur attırıldığından, az hasarla geri dönmesini beklerim kiii tesirli bir kaç şey söyleyebileyim.
Kendimi 22.30 sıralarında kollarına bıraktığım uykuyu 02.23 de terk ettim. Mor koyun, Ak koyun, Kara koyun, Kıvırcık… gibi malum küçükbaşı aklımda kaldığı kadar olasılık, permütasyon, kombinasyon hesaplarına göre grupladım, tek teeeek çitten atlattım, sonra sıkıldım, serbest bırakarak uyandım demeyelim, zaten uyanıktım, saat çaldı yataktan kalktım.
“Bak oğlum” la başlayan, “Sen aklı başında bir yetişkinsin” le biten iki çift lafı kahvaltı masasında uykulu ile uyanık arasındaki oğlanın beyin hücrelerine nakil ettim amaaaa bilemiyorum, bekleyip akşam olunca göreceğiz artık nakilin başarılı olup olmadığını :))
Hayat arşivlenmiş dosyalar topluluğudur. Herkesin dosyası kendine misali, arşivden faydalanan olmaz. Velev ki olacak; o zaman da ya arşiv bulunmaz ya da dosyanın yeri hatırlanmaz :))

Reklamlar

ÇİLEK REÇELİ


577184_4318567356141_1951485777_n

Eskiden çocuklu kadınlar için bir kilo mazereti vardı.Sağdaki, soldaki, ortadaki, aşağıdaki, yukarıdaki her türlü fazlalık için “Eeeeeeeee kaç tane doğum yapmış, olacak o kadar” denir ve gülüp geçilirdi.Rahmetli annemin kuşağı bunlardan mesela. Bizim kuşak da bu mazeretle epey bir idare etti, ne zaman ki Ebru şallı doğum yaptı, hatta iki kere yaptı, bizim son kale de düştü.

Ben tüm kilolarımı ilk hamileliğimde aldım, sayıyı üçe tamamladım ama ilk aldığım kilolarla kaldım.”Zaten çok kararlı bakarım, iskelete biraz bakım yaptım, her toplantıda Hanım Ağa rolünü kaptım” diye kendi kendime pozitif takılsam da sağlık negatif yönde ilerliyor.
Ayak bilekleri, diz kapakları, kalbim, damarlarım derkeeeeeeen boğazımı tutma zamanı geldi, bakmayın benim ağırdan aldığıma geçiyor bile.

Annemi hatırlayarak uyandığım sabahlar da çocuklara daha bir özen gösteresim gelir.Her zaman yapmadığım sevdikleri şeylerden kahvaltı hazırlamak isterim. Bu sabah yine salya sümük uyanınca erkenden kursa gidecek olan kızıma küçük Pan cake ler yaptım. Yanına süt koydum, üstlerine şokella sürerek bayıla bayıla yedi.Arkasından kendimi kavanozun içinde kalan bıçağı yalarken buldum, yalan söylemeyim belki de bir iki kez daha kavanoza batırmış olabilirim.
Sonra titredim kendime geldim. “En iyisi ben de kahvaltımı yapayım, saat daha erken, günlerden pazar, rejimde bozulabilir yanlar var, Pan Cake yanında çilek reçeli bunda ne var ?” diye iç sesimle anlaştım. reçel bölümüne gelince bir de baktım ki hiç tanesi kalmamış,”Alçağın biri hepsini yemiş” diye düşünecektim ki sayının çok az hatta bir olduğunu hatırladım. Kader artık deyip, kekleri tabağımda pembe sularda yüzen adalar şeklinde tükettim.

Şimdi tam zamanı, küçük küçük, kokulu, mayıs çileklerinin; Yıkayıp ayıklayıp akşamdan bire bir şekere yatırıcan,sabah da kaynatıcan, üstünden köpük alınacak,çok karıştırıp meyveler ezilmeyecek, harlı ateşte rengi kararmayacak, ineceğine yakın bir iki damla limon suyu, kapattıktan sonra parlasın diye bıçağın ucu ile tereyağı, koyu pembe parlak, çok da akışkan olmayan suda küçük küçük çilekler cam kavanozda, reçel tabağında sofrada demek istesek de diyemiyoruz, çünküüüüü çilek artık dört mevsim, üstelik taneleri cinayet aleti gibi kocaman, kokusu zaten yok. Üstüne üstlük bu sene Rusya’dan dönen tonlarcası var.Artık onları bize nasıl yedirecekler, nerelerde boğazımızdan geçecek bilmiyorum.

Yine de bir kavanoz çilek reçelim olmalı,En iyisi kayınvalideme “Yaptın mı?” diye sormalı, o da sevdiğimi bilir,yapmadıysa bile yerli çilekten yapar, gelirken getirir.Onun ki tam istediğim gibi olur, tek tek seçer, rengini, koyuluğunu hatta kokusunu bile tutturur. Ne de olsa anne eli.

Şimdiki çocuklar reçeli pek bilemiyor, bizim sofralarımızda hala var ama onların tercihi fındık, fıstık ezmesi, şokella, halbuki kızarmış ince bir dilim beyaz ekmek üstünde ince bir kat tereyağı,hadi abartalım belki kaymak,üstünde kenarlarından akmayacak şekilde yerleştirilmiş taneli çilek reçeli, bir lokma alıp ağzındakinin tadını çıkarırken, elinde kalan parçaya bakıp devamı var diyeceksin, ikinci ve muhtemel son lokma lezzette tavan yapacak, bir daha ki seferi özleyeceksin.

Ben ıslah olur muyum acaba ? En iyisi reçel bölümünden hızla çıkmalı, bir de çilekli şarkılar vardı oaraya da bakayım 🙂

BANA BENDEN BAKMAK


216946_1894559837468_6866950_n

Öldüm, bittim, kahroldum, mahvoldum gibi temalar içeren, hakiki damar şarkıları hiiiiiiiiiiiç sevmem. Onları duyduğumda sanki biri içimdeki çiçeklerin üstüne basıp eziyor, perdeleri çekiyor,karanlık bir odanın bir köşesine büzülmüş, kendi gözyaşlarında boğulma gayretine girmiş, çareleri tükenmiş, acısına odaklanmış, artık daha da iyi olmam havasında, derdine derman istemeyen bir ruh hali hissederim. O yüzden de dinlemem.
İçinde biraz sitem olan, kalbimin köşelerine hafif hafif dokunan tangoları severim, sözleri aklımda yer eden bir halime benzeyen, geçici ya da geçmiş bir halimden bahseden şarkıları da severim.

“Umutsuzluk; insanoğlunun kendine karşı hazırlayabileceği suikastlerin en korkuncudur! Umutsuzluk; Manevi bir intihardır!” Jean Paul Sartre İşte benim yaşam felsefem.

Hayat güllük gülüstanlık değil, olmamalı da zaten. Mühim olan savaştan çıkabilmek, hepsini kazanmak zorunda değiliz, sağ olarak çıkmayı becerebilmeliyiz. Kaybettiğimiz tecrübemiz olur, kazandığımız mutluluk, yenişemediğimiz durumlar güçlenip tekrar tekrar denemeyi gerektirir.

Arada kendime yukarıdan bir bakarım, en alt basamaktaki halimden bugüne kadar, hızlandırılmış bir tur yapar hafızam. Kan ter içinde, yaralı bereli günlerim var, ağladığım,sessiz cümlelerimi sessizlikte kendimle paylaştığım günlerim var, buraya kadar deyip nokta koyduğum, ummadığım bir anda virgülle devam ettiğim, yeni sayfa açtığım, sayfayı kapatmadan bir kenara kaldırdığım, “Bu kadar mı? mutlu olur insan” dediğim , bu mutluluğu paylaştığım anlarım var.

Basamaklar arası teraslar benim olgunluk dönemlerim.Bir durumu iyice pekiştirdiğim, karşı koymaktan vazgeçtiğim, kabul ettiğim yerler.İlk önce ölüme inandım.Eskişehir de bir aile bir diğerine kahvaltıya gidiyor, üstlerine eğitim uçağı düşüyor ve iki ailede ölüyor. Bu haberi hiç unutamam. Ölüm mutlaka var ama zamanı ,şekli belli değil.Ölümden korunmak için hiç bir yer yok, en güvenli yerde, en mutlu halinle bile ölüp gidiyorsun.

Sonra sevdiklerimi kendi istediğim kadar sevmeyi, karşılığını beklememeyi öğrendim.Sevgi miktarlarını mukayese etmemeyi, yolum gurbete düşünce mesafelerin sevgiyi negatif etkilemediğini, sevginin zaman içinde azalıp çoğalacağını ama asla tam olarak tükenmeyeceğini öğrendim.

Evliliklerin birinin diğerini esir almak olmadığını,eşlerin birbirini olduğu gibi kabul etmeleri gerektiğini, zaten farkında olmadan olduğu gibi sevdiklerini, sonra sıkıntıdan değişsin diye beklediklerini öğrendim.Dönerse benimdir, dönmezse kendi bilir, dönemezse mukadderat denir.

Hayatın kalabalıkla güzelleştiğini, yalnızlığın da mutlaka gerektiğini, başını alıp gidebilmenin güzelliğini, korumanın kollamanın korunan ve koruyanda ne derin izler bıraktığını, birinden biri gidince ötekinin sudan çıkmış balığa döndüğünü, herkesin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini öğrendim.

Çocukların arasında olmanın insanı geliştirip, gençleştirdiğini, eğlendirdiğini onlara kendi kendileri olmaları için imkan verilmesi gerektiğini, anneliğin bitmeyen bir şarkı olduğunu, ölen annenin bile göz doldurup, burun sızlattığını öğrendim.

Daha bir sürü şey öğrendim, hala da öğrenmeye devam ediyorum.Arada aşağılara bakıp nereden nereye gelmişim, neler kazanmışım, neler kaybetmişim, nelerden hala umudumu kesmemişim kendimi imtihan ediyorum.
Sonuçtan her şekilde memnunum, hiç bir şeyin tekrarı olmayacağını, benzerlerinin de aynı tadı olmayacağını biliyorum. Çünkü hayatı seviyoruuuuuuuuuuuuuuuum.

NİSAN AYI ORTASI GÜNLÜKLERİ


604050_10200434763325395_1130125238_n

11 Nisan
Annelik; On sekizine gelmiş oğlanı “Ne veli toplantısı, sen artık yetişkinsin, iyi ile kötü arasındaki farkı, önündeki sınavın hayatına katacaklarını biliyorsun” diye gazlarken, aklından “e-okul elimin altında” diye geçirmek, parti izinine “Senin daha Beyoğlu yaşın gelmedi” diye itiraz etmektir.
Annelik; Karar aşamasında masumiyetini korumak, suya sabuna dokunmamış gibi görünüp, köpürmüş ortamı sulamaktır.
Annelik; İçinde hep çatışmalar yaşamak, çaktırmadan çatışarak düşmanları çatlatmaktır.
Annelik; “Senle sohbet çok güzel, kafa çocuksun valla” diye cümleler kurup, ” Seni yanıma evlendirsem bari” diye gizli emellerden bahsetmek, “Olur tabii, ama senin de Almanca öğrenmen lazım” cevabıyla yutkunmaktır.
Annelik; kızını da dizini de dövmeden, davulcu ile zurnacının damat listesine girmesini engellemektir.
Annelik; Aykırı sesler orkestrasını hiç bir tecrübesi olmadan el yordamı ile yönetmektir kiiiii ritm tutarsa bu da şahane bir şeydir :))))

Duruma ek yapıyorum, burası önemli :)))))))))
Annelik; Hiç gelişme ve değişme ihtimali olmayan, kırk da bir anneyi şaşırtan, bunun için de en az on yıl boyunca düzenli aralıklarla “AFERİN” bekleyen babayı da evlatları arasında saymaktır.Vasfiye Teyze misali, “Ne yapacan, yapsan ne olacak ki, ne çektin sen, aaaaaaah ne çektin ” diye gülmekle ağlamak arasında gidip gelmektir.
On dakika önce evin babası bunu yazmam için beni tetikledi :))))))))))))))))))))))))

12 Nisan

“Thanks god ıt’s friday” bu restoranlar zinciri aynı zamanda Amerikan atasözü bana da uydu valla :))) Cuma bitiş tükeniş, hafta sonu duraklama, pazartesi başlangıç noktalarının isimleri bir yerde, geçen günlere niye seviniriz ? bilmem.Bunun tuhaflığını yeni yeni anladım 🙂
Hafta sonu festivale devam, hizmette kusur olmaması için hızlandırılmış yemek, çamaşır, ütü, temizlik turları azzzzzzz sonra 🙂
Evdeki gençlerden yeni bilgiler edindim; ilki tabletin saatini ileri aldıkça yeni canlar kazanıyorsun, artık istek yapmaya, reklam izlemeye gerek yok. İleri saati uygula, sınırsız canlan :)))
“Gene bana bi şi kilitlemeye çalışıcan” (Aynen söylendiği gibi yazdım) cümlesindeki “kilit”; olağan üstü tembel gençler tarafından “angarya” niyetine söyleniyor. Yıllar yıllar önce “reca, rica sonra dilek, istek, angarya derkeeeeeeen geldik kilite.
Sertap’ın İyileşiyorum şarkısı ile Kıraç’ın Mavi bisikleti çooooook güzel, dinleyin çocukluğa dönüp iyileşin :)))
Yeni bilgiler işine yarayan herkese hayırlı uğurlu olsun :)))

13 Nisan

Baharın seslerinin kulağıma geldiği, renklerinin gözümü gönlümü açtığı şu günde canım sıkkın sevgili günlük :(( Gerçek şu ki; Bilir kişi, bilge kişi, ulu kadın gibi sıfatlarla anılmak ve aranmak hoşuma gidiyor. Üzerime bir kibir halinden çok her telden çalan, dört bir yana faydası dokunan faydalı eleman havası geliyor. Hatta ev, çoluk çocuk, mutfak, aile, arkadaş … konularında bir nevi uzman sayılırım.(Bir tek mütevazi değilim, dermişiiiiiim.)))) ) Yetersiz olduğum alanlarda iyi savunma yaparım. Yeni evli iken pantolon ütümü beğenmeyen kocama “Ama ben de İngilizce biliyorum” diye cevap vermiştim. Geçmiş gün demek ki yanına başka şeylerde söyledim ki o günden beri kumaş pantolon ütülemedim :)))))))
İşte bu çok bilmiş uzman kadın; Elektrik süpürgesinin yedek torbalarının yerini bilmiyor, hatırlamıyor, olası yerleri arıyor ve bulamıyor. Allahım yoksa çöpe mi attım ?, Yoksa yedek torbalar hiç olmadı mı ?, ya da hiç olmayacak bir yere mi koydum ?, deep freeze baksam mı?, halının altın da da yok. Kendi evimin hakimi değil miyim ? cevap evetse neden bir poşet torbanın yeri bilgisine sahip değilim ? Başka bahara kalmadan bulur muyum acep ? :)))))))))

14 Nisan

Uyandım kara bulutlarla, “Dünkü havaya bak, bugünkü havaya bak” dedim. İçimden rüzgarlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu diye geçirdim. Sonra aklıma nesli tükenmekte olan, 37 yıllık ömründe her yıl Kars’tan Etiyopya’ya gidip gelen, bu sene sadece biri geri dönen “Akbaba Iğdır” geldi. Her yıl 20 bin km, dünyanın çevresinin yarısı kadar. Hemen canlandım, benim 30, 40 km yolum çok mudur ?
Niyet; Önce ablama, birlikte son festival filmi için sinemaya, sonra yeme içme, içinde yürünen metrobüs görüntüsündeki İstiklal Caddesinde turlama, Biber gazına, tazyikli suya yakalanmadan, trafiğe kalmadan, hava kararmadan eve gelmek kısmet 🙂
Planlarını havadan sudan sebeplerle ertelemeyen, her şeyde illa ki bir güzellik vardır diyen heeeeeeeeeerkeseeeeeeeee GÜNAYDIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIN :)))))

15 Nisan

İç ses ile malum terapi ; Günaaaaaaaaaaydıııııııın Ayşenim 🙂 Çocukluktan emekliliğe geldin, hayat oyununda pek çok leveli yıldızlı geçtin, pazartesilerde hala başladığın yerdesin. Ama ama olmuyor, fark ettiğin gibi yıllar mehter takımı gibi üç ileri beş geri geçmiyor, aksine uygun adım marş marş :)))) Tamam arada uygunsuz adımlarla geçen yıllar da var, onlar senin ruh zenginliğin, faydasını tecrübe şeklinde gördün. Biliyorum yaşla bir sorunun yok, kırkından sonra hayatı başka sevdin, yaşını da hemen bir çırpıda söylersin.Aslında sorun da yok, gökyüzünde bir kaç kara bulut, evdeki pazar enkazı, işler güçler… geç bunları geeeeeeeç bir kalemde :)))) Her hafta seni şahane günlerin beklediğine inanmalısın, geçen hafta mesela on üzerinden en az yedi alır, bu hafta da ondan aşağı kalır mı ? sanmam :))) hadi bakalım, başlayalım ♥

16 Nisan

05.30 da başladığın yağmurlu güne, aradan geçen üç saatten sonra kaldığı yerden devam edesi geliyor insanın. Evdeki insan kalabalığı gönderilmiş, kahvaltı edilmiş, bir iki yatak toplanmış, üç beş kirli çamaşır sepetine yollanmış,mutfak yemek yapmaya başlayana kadar bekleyebilir, bu arada et çözülür, yanına ne olsun diye düşünülür. Eline çayını alırsın, soğumasın diye yorganı kapattığın yatağına geri dönersin, baş ucunda ki kitabını alır, gözlüklü olarak okuma ile minik uykular arasında gider gelirsin. Tatlı bir tembellik, hava karanlık, sessizlik, kalksam mı biraz daha kalsam mı diye zararsız bir ikilem, dijital saate ara ara bir bakış… sana ait muhteşem tembel saatler 🙂
Ne kadar kolay yapılacak, kestirmeden mutluluk sağlayacak bir hayal di mi? Adı üstünde zaten hayal, sabah sabah zır zır telefon çalar, mutlaka kızın bir şeyi evde kalır, komşunun eksiği olur, gurbetteki” oğlan boğazım ağrıyor ne yapıcam ? ” diye arar, sokağa bi de iş makinesi gelir ki artık tüy dikecek yer kalmaz :))))))))
Rahmetli annem olsa “Ha bu havada ne işin var kapıda” derdi. Ben de “Essa gene bilmiyorum” derdim :)))) Sabah hayallerim taciz telefonlarıyla yıkılınca, beynime doğru kan akışı hızlandı, mecburen canlandım ve kendimi sokağa attım :))) Fakaaaaat pişman değilim. Nasıl güzel bir hava; Yıkanmış ağaçlar, ton ton yeşil, çamurlaşmamış toprak, laleler, malum bahçe çiçekleri hatta yolunu şaşırmış bir iki erguvan, ne tam ıslatan ne de kuru bırakan bir yağmur, sıcaklık tam menopoz ayarı, nem oranı altın oran, yürürken siluetinin düştüğü parlak su birikintileri (Yalnız bunlar üstünden araba geçince güzel olmuyor), yağmurun temizlediği missssssss gibi hava…içim açıldı valla. Elektrik faturası yatırma, saate pil taktırma, yedek anahtar yaptırma, klozete usta çağırma… ne kadar angarya varsa hepsini yaptım, hatta kızın okulundaki turizm haftası etkinliklerine bile az biraz katıldım.(Hem gürültü, hem kalabalık en fazla on dakikalık)
Eve geldim, yemeği yoluna koydum.Radyomu açıp, kulaklığımı takıp çamlığa yürüyüşe gideceğim. Bu hava, bu kadar memnuniyet herkesin anlayacağı bir şey değil, bu nedenle çocuklar gelmeden, bazı şeyleri paylaşmadan, ayrıntılı anlatmadan yaşamak gerek :))))

17 Nisan

İçimde bin muhteşem güneş :)) (Birini dışarı bıraktım) Birbirine karışan soğuk sıcak renkler bir resim yapma çabasında, orkestra hep dans için parçalar çalıyor, bir kalabalık, bir hoş karışıklık… içim dışıma taştı, ağzım kulaklarımda :))) Akşamdan kalmayım dersem de inanın :)))
Hepsinin sebebi, dün akşam telefonla gelen “23 Nisan da ayarladım , geliyorum anne ”
cümlesi :)))
Hep net olmuşumdur, şüpheli cevaplarım yok, bir tek hangi çocuğunu daha çok seversin sorusunda kem küm ederim.Çünkü her birini ayrı sebepten severim, titizi var, fanatiği, inatçısı, iyimseri, merhametlisi, asabisi… hepsini olduğu gibi, kızgınlığımı kırgınlığa dönüştürmeden severim. Dünyanın her yerine gitsinler, izin veririm, bilirim ki sevginin sınırları yok, mesafelere takılmaz, kilometrelerce öteden üzülseler hissederim. Kendi hayatları olsun, kendi tecrübelerini kazansınlar, ruhları özgür olsun ama ara ara da eve dönsünler isterim. ♥ ♥ ♥

18 Nisan

Askerliğimi yapmadım :)) Bomba, serseri mayın, fişek, makineli… gibi malzemeyi görsem tanır mıyım, bilmem ama cümle içinde kullanabilirim :)) Mesela bu sabah serseri mayın gibiyim, ne yana düşeceğim, nerede patlayacağım belli değil. Çünkü dün geceyi gözlerim kapalı, bilincim açık geçirdim. Sağa sola çok dönme huyum yok ama ruhumu eni konu gezdirdim, ipe sapa gelmeyen konular, gereksiz insanlar, kabus gibi de değil sanki halinde üstüme üstüme geldi :)) En son alçak uyku geldi :)) Kalkma saatine yakın, tatlı tatlı gittim, saati de duymamışım, iç güdüsel olarak son dakika kalkışı yaptım. Arada böyle oluyor, ya yediklerimizden, içtiklerimizden ya da aklımıza takılan, doluya da boşa da koysan olmayan ayrıntılardan :((
Dün radyo da dinledim, ıspanak, baklagiller, siyah ekmek gibi akla hayale gelmeyen şeyler mutluluk veriyormuş, Halimi öğlene bıraktım, ıspanağımı tam buğdayla tüketirken, nasıl mutlu olacağım ? Bilmiyorum, bakcaz artık :))))

19 Nisan

Sabah erken kalkmayı seviyorum 🙂 Eskiden mecbur olduğum için kalkardım, şimdi güneşin doğuşunu hissetmek, bir kez daha gördüm diye şükür etmek için kalkıyorum. Gece aynı umutlar gibi, önce karanlık, sonra zifiri karanlık sonra da yavaş yavaş aydınlık. Eskiler “Her karanlık bir aydınlığa çıkar” derlerdi de derinliğini anlamazdım. Her şey bitiyor, her şeyin bir sonu var, hatıralar bile zamana yenik düşüyor, unutuyoruz, hatırlamıyoruz. Alışıyoruz, kabul ediyoruz, olmayanlara, olmayacaklara takılmıyoruz. (yani ben artık böyleyim:) ) Hayatı serin serin yaşamak, güneşi görüp, yanmadan gölgede kalmak, saatlere, günlere, aylara, yıllara beklentiler yüklemeden anın tadını çıkarmak, hoş görü, daha çok sevgi… hepsi oluyor da, olması için çooooooook yıllara ihtiyaç var. Yani yaşlanıyoruz, hadi yumuşatalım yaş alıyoruz arkadaşlar:)))

Gökyüzündeki güneş bir bana mı uzak, bir bana mı mesafeli ? Kapri ve parmak arası ile cumaya gitmeye kalkan oğlum, ruh sağlığımı tehdit etti. Tabii ki mevsime uygun giydirdim :)) Amaaaaa yine de kendimce şüpheliyim :))))

20 Nisan

Aaaaaaah aaaaaaah sevgili günlük, zor günler benim için. Sabah kahvaltıda dünya nimetlerine yenik düştüm, akşam ki savaşı çoooooooktaaaaan kaybettim. Oğlan gelince şöyle ellerimle, anne gözlerimle baktım, zayıflamış :(( Sabah sabah açma börek yaptım. Yumurta da rahmetli annemin deyimiyle, “Tereyağında çimdi” (küveti doldurup yıkanmak gibi :))))))))))) ) Yemeğe kardeşimi çağırdım, kırk yılda bir bir araya gelme şerefine ; Soğuklar, ara sıcak, çok sıcak, tatlı derkeeeeeeeeen 15 çeşiti tamamladım. Her şeyden az az derken şaşacak, kağıtta yazılanlardan yalnız beş zeytin kalacak. Yarın biraz tepe bayır gezsem, yemekte ölçülü gitsem, Kanlıca’dan eve kadar bünye kaç kalori yakar ? diye hesap kitap yaparkeeeeeeeen, aaaaaaaaah aaaaaaaaah mutluluk yemekle karışınca iflah olmam ben :)))))

KARMAKARIŞIK YİNE DE HAYATLA BARIŞIK HALLER


536392_3534869524185_1554310275_n

Kendi penceremden kendime baktığımda hava güzel değil, aslında hava güzel de benim içim fesat. Şiddetle bunalasım var. Bu hal ortaladığımız bahara yakışmıyor, elimde değil sanki. Her şeyden bıktım, bunaldım, hepsi bırakasım var diye aklımdan geçse de beni bana bırakmayan sorumluluklarım var. Sorumluluk aslında insanın hayata bağlanma halatları. Hiç bir işi, hiç kimsesi olmayan biri sarayda kral olsa (Bu örnek olmadı, kralın da işi her zaman zor, bir sürü film izliyoruz, az çok biliyoruz) demiyorum da ,saraylar da mesele Osmanlı Hareminde yaşasa (Ay oda işsiz güçsüz sayılmaz, sabahtan akşama kötülük düşün, hesap kitap yap) da demeyelim, en iyisi hali vakti yerinde, hazırcı, gak ve guk seslerine hemen cevap alan biri için hayat ne kadar sıkıcı, hiç bir şey için sıkıntı çekmemek, yokluğunu hissetmemek var olduğuna sevinememek korkunç sıkıcı olmalı.

İki saattir kızımın evden çıkmasını bekliyorum, odasında akşamdan beri sağa sola düşmüş bozuk paraları buluyor ve sesli sesli seviniyor, bir kulağım onda, bir dondurma parasına tamamladı. Yorumu da çok güzel, “Demek ki paramın çabuk bitme sebebi sağa sola düşüp kaybolanlarmış”

Sebebim belli oldu, tv de astrolog konuştu, yakında ay tutulacakmış, bu ay ve güneş tutulmaları beni fena tutar, yoksa ben hayata pozitif pozitif bakan, konumunu, yerini seven, şehrine aşık, yedi düvelle barışık biriyim.Aklıma duvarıma iki sene önce yazdığım bir yazı geldi;
Avizede ki tozun üstüne kalp resmi çizen bir kızın varsa, avizenin o halini resimleyip facebookta basan bir arkadaşın olursa, sen de altına yorum olarak “zaten toz da, buhar da evlerde el altında bulunsun, iletişim kurulsun diyedir” yazabiliyorsan, bu hayatın neyine, neresine küsebilirsin ki :))))))))))))

Eh işte benim bunalım buraya kadar, geçti gitti… ❤

NİSAN AYI BAŞI GÜNLÜKLERİ…


527690_10200358971430645_701723692_n

1 NİSAN

Hafta sonu raporu; Sanki evim Erzurum’da hafta sonunda Antalya’ya gidip gelmiş gibi hava değişikliği hali var üzerimde, Evde gençlik festivali yapılmış da, ben de etkinlik alanını temizleme elemanı gibiyim, listeye uygun bir tek sabah kahvaltılarında 5 zeytin yemişim, gerisi uygunsuz :))) Depresyondan uzak, bunalıma yakın ama aslında yorgunum gezmekten :))) Dün bir tramvayın kapısının üstünde okudum “Tez bin, tez in, tez git” Kendime uygularsam; Anne, eş, arkadaş, komşu, akraba sıfatlarıyla görevlerini ayrıntıya dalmadan yerine getir, sorumluluklarını abartmadan aksatma, kalan zamanda sınırsız avarelik seni bekliyor :))))) Yani özetle “Çabuk, dikkat,rahatla”

2 NİSAN

Bu saat uygulamaları benim gibiler için yani çocuk okula gönderen, saatli gezen, namaz niyaz işlerine zaman ayıran,eski olan her şeye sımsıkı sarılanlar için kabus, kaos,karmaşa… yani ayarlarımızı bozan her şey.Bir müddet eski saate uygun yaşama çabası evdeki gençlere gırgır konusu olana kadar sürüyor. “Ocağın altını üçte kapat ” dedin mi , sulu cevap hazır; “Eski saate göre mi? yeni saate göre mi?” Uyku düzenim bozuluyor, bir zaman Addams ailesi gibi mor gözlerle dolaşıyorum, kalktım kalkacam derken tansiyonum oynuyor. Yaniiiiii beni çoooooooook sarsıyor.Neyse ki kabullenme kat sayım yıllarla birlikte iyileştiği için, bu sene daha uyumluyum. Bir ilk bahar sabahı güneşle uyandım ben, mor gözaltı halkalarımı, ayarsız tansiyonumu yanıma alıp çarşıya pazara koşacam ben… tabii ki de eski saat on olunca :))))))

3 NİSAN

Program Milliyet Sanatta yayınlanır, bilet sipariş formu doldurulur, gişe önünde iki kez kuyruk olurdu.Kenarı tırtıklı kombine biletlerimiz elimizde, Site, Kent, As, konak, Sinepop, Alkazar, Lale, Emek hayatta, koltukların yanında ek sandalyeler, bazı filmlerde simultane çeviriler, ilişkiler yüz yüze, telefon evde, işte ve fişte. Ben bekarlıkta sultan, anam babam sağ, 18.30 seanslarına “Gece vakti sokakta ne işiniz var?” diye tantana, çıkışta Hello, Bonjour, Kapris, Süt-iş, Pandorosa, nargile Tophanede , Mc Donalds bir tane, çiçekçiler Taksimden Harbiyeye kadar yolda. İstanbul kalabalık, trafik sıkışık. 89 yılının son günlerinde evliler kervanına eklenince, başka ülke, başka şehir derken aradan 24 sene geçti. Saydığım tüm varlar yok oldu. Kalabalık, trafik ve İstanbul Film festivali hariç 🙂 Yıllar sonra ilk biletim bugüne, eskiden festivalin olmadığı bir semte.Yaşasın hala var olan festival, sağ olsun biletlerimi alan Altın Laleli arkadaş ♥

4 NİSAN

Hışır hışır çanta karıştıranlar, burnunu çekenler derken bir de baktım ki ben dahil, kadın erkek salonun yarısı usul usul ağlıyor 🙂 Muhtemel farklı nedenlerden. Okuduğumuz bir roman da, bir şiir de, bir şarkı da, bir film de ya da bize içini açan bir arkadaş hikayesinde ruhumuzdaki yaralara dokunan bir yan olur.İlla ki hayatımızın bölümlerinin birinden kalan, yüzleşemediğimiz, kendi kendimize bile görüşemediğimiz bir yanımız vardır. Çoğunluk içinden keder ve hüzün geçer. Sevinçleri saklamak mümkün olmaz ama kırık kalbimize şen şakrak bir maske biraz gayretle mümkün.
Ölüme kadar bizimle gider mi, ufak tefek sırlar ? Anlatamadıklarımız, kendimize sakladıklarımız, kalbimize söylediğimiz yalanlarımız bir gün ortaya çıkar mı? Öleceğini hissedince insan daha mı şeffaf olur ? İnanıyorum ki bunlar herkes de var, merak ediyorum işte nereye kadar ? :))))

5 NİSAN

İleri saatin gerisinde kalmak istediğim, alarm çalmasa dediğim bir güne sorumluluklarımın tacizi yüzünden ite kaka başladım 🙂 Halbuki güneşli bir bahar sabahı, dört bir yan renk renk lale, düne göre daha az işim var. Kendimi şöyle bir dinledim ağrıyan sızlayan bir yerim de yok gibi. Ev normal bir sabah evi görünümünde, yemeğin yüzde ellisi hazır, kimi kursa, kimi Taksime gidiyor, eve dönüş saatleri uzamış. Şartlar uygun, silkinip kendime bir güzellik yapayım. saçımın rengini, şeklini değiştirmeyi uzun zaman önce bıraktım 🙂 Kendimi mutlu edecek bir şey nasılsa bulurum, kitabımı defterimi alıp sahile inerim, çarşıya çıkarım… artık onu da yarın yazarım 🙂

6 NİSAN

Sevgili bağımlılık yapan günlük 🙂 Fedalı, kuru kafalı siyah tişört ütülemekten içim daraldı. Mayıs ayında ders çalış demek için kızla eve kapanacağımdan nisan ayını çok abartmışım :)) Bu nedenle dün kendimi mutlu etme işini hafta sonuna erteledim. Zira iki mutluluk bir arada olmuyor. Dünden beri çamaşır yıkayıp, ütülüyor, yemek pişiriyorum. Yemek işini eşimde halleder ama mutfak üçüncü orduya yemek çıkmış gibi dağılıyor. Biraz renkli oyun dünyasında oyalanıp, bıraktığım yerden evden çıkana kadar devam edeceğim. 24 saatte üç film izleyeceğim, inşallah :))) Durum; Evli, izinli, belki babasının evine bir gece evci. Festival havası koklamaya, Nişantaşı, Beyoğlu turlamaya devam. Küçük mutlulukları yakalayıp, büyük yaşamak serbest :)))))

7 NİSAN
Küçükler kursa, baba fuara, anne ve teyze film etkinliklerine, büyük oğlan Antepe gezmeye. Klasik pazar, artık özgür pazar, herkes gereken yere, mutlu olacağı yerlere 🙂
Kahvaltı yapıldı, öğlene eve gelene yemek var. Akşam babaya emanet, en son gelecek olan anneye de bir tabak ayırılacak :))) Bağımlı olmamalı insan, ne fazla merak etmeli, ne de kurallarda ısrar etmeli.Ne bir insana, ne çaya ne kahveye, ne sigaraya, ne de hatırası var diye bir eşyaya… esir düşmemeli. Neyle mutlu oluyorsa, nerede mutlu oluyorsa, bir gün her şeyin arkada kalacağını bilerek oraya…

Sanat filmlerini en az iki kişi beraber izlemeli :))) Ortasından başlıyor, pat diye bitiyor.Anlamak zor valla, ancak konuşa konuşa çözülüyor mevzu. Bu arada Tazyikli su ve biber gazı ile tanıştım. Fikirlerini söylemek isteyen, haklarını arayan insanlara terörist muamelesi yapanları, yaptıranları şiddetle kınıyorum :((((((

8 NİSAN

İç ses ile terapi; Günaaaaaaydın sevgili Ayşen 🙂 Ne güzel yeni bir güne daha uyandın, Hava yağmurlu ve soğuk, üstelik pazartesi diye düşünüp günler arasında ayrımcılık ve bölücülük yapmayalım Lüüüüüüüütfeeeeeeen :)) Yağmur olmadan güneşe nasıl seviniriz, yokluklar olacak ki varlığın kıymetini bilelim. Her gün güzeldir, daha doğrusu içinde güzellikler gizlidir, bakması bilirsen tabii. Hem nereden biliyorsun şahane bir hafta olmayacağını, Daha gidilecek filmler var, aylaklar toplantısı var. Hem hava soğuk, yol uzak, her yer lale diye kendine bahane arama.Biliyorsun ki onlar yol lalesi, Lalenin hasının yeri Emirgan bahçesi :))) Sen ki yarım asırlık olduğunda üstüne bir çeyrek daha olsa yeter dedin, o çeyrekten de iki sene yedin :)) Zaman hızla geçerken, hayat ellerinden kayıp giderken, yaşayacaklarını ertelemek, homurdanarak vakit kaybetmek niye ki :)) Hadi bakalım toparlan, en son gidenin arkasından kapıyı kapa elini salla ve en iyisi mutfaktan başla, biraz içeri biraz dışarı, nisan yağmurlarıyla ıslanmakta şifa :))))

9 NİSAN

Ana kız arasında sabah dersleri :)))
-Bize İlkbahar da havalar ısınmaya başlar diye öğrettiler, halbuki havalar bi ısınıyoo bi de soğuyoooo, Bi de küresel ısınma var aklım karıştı :))))
– Haklısın kızım senin aklın, çıplak ayakla babet giymeye, sabah sabah polarsız okula gitmeye ayarlı olduğundan karışır. Bu havaların ayarı uzuuuuuuuuuun yıllar önce bozuldu. Kuşaklar boyunca biri diğerine eski havaların kalmadığından şikayet etti. Bu zamanlarda biz pardösü ,etek ceket giyerdik, devamlı çantamızda şemsiyemiz olurdu, yavaş yavaş soyunurduk. Böyle paltodan askılı tişörte geçilmezdi. Her şeyin bir vakti vardı, her şeyin bir zamanı gelirdi.
-Çizmeni de giy mi demek istedin ?

10 NİSAN

Rüyalar görürüm; tüm ölülerin sağ olduğu, çocukluğumun, gençliğimin geçtiği eski evlerin birinde, annemin yemek pişirdiği, babamın elinde filesi ile eve geldiği, kardeşlerimle bir arada, komşular, akrabalar… oturma odasındaki divan, kapısı yalnız misafire açılan salon, arada holdeki soba, bayrammış, düğünmüş, sade günmüş dediğim anlar, ansızın evin bir köşesinde şimdilerde hiç aklıma gelmeyen birinin belirdiği, bir konusu, bir amacı olmayan, renkli, özlem kokulu rüyalar…
Uyandığımda aklımda çok azı, ruhumda zamanın çooooooook gerisine gidip gelmenin yorgunluğu kalır.
Yaşadığımız her gün bir rüya olacak. Malzeme elimizde, rüyayı zenginleştirip güzelleştirmek için kocaman bir GÜNAYDIIIIIIIIIIIIIIIIN herkese 🙂

EVİN ANNESİNİN MART GÜNLÜĞÜ


20130320_090759

3 Mart 2013

Oğlan duşta yarın için temizlenip paklanıp, traş olurken ben de TV8 de Telegol seyredip, anladıklarımı ara ara yüksek sesle özet geçiyorum. Hizmette sınır yok :)))
Annelik devamlı yenilenmek ve ilerlemektir ve deeeeee her şeyden anlamak, her soruya bir cevap bulmaktır :))))))))) Seviyorum anne olmayı ♥

7 Mart

Performans ödevi olarak yarına 16 adet prizma yapan kızım Gamze’ye manevi destek; “Gamzeeeeeeee sen bizim her şeyimizsin, gayret et iki üç saate bitirirsin” 🙂

11 Mart

Hafta sonunda cips ve kuru yemiş yiyen kocamı, ona eşlik eden çocuklarımı şiddetle kınıyorum. Her yerde izleri var. Ayrıca gripal enfeksiyon geçiren, burnunu peçeteye silen, sildiği yerde bırakıp giden küçük oğlumu, sözümü dinlemeyip soru çözmeyen, on gündür muhtelif renklerde prizma üreten, kırpık kartonları halının üstündeki desenlere denk getiren, sınav sonuçları gelmesine yakın ısrarla bana kişisel bakım uygulayan kızımı, hala terliğinin tekini bulamadığım kocamı tek tek de kınıyorum.Büyük oğlum sen bunların dışındasın, sana hiç bir sözüm yok. (aramızda kalsın, dün akşam sofraya bir tabak fazla koymuşum, içim bir hoş oldu)

17 Mart

Klasik Mart oyunları yine yaşlıları haklı çıkardı. 🙂 Dışarısı soğuk, içerisi sıcak.Evde kalabalık var, yeni demlenmiş çay var, fırında sabah poğaçaları var, huzur var, sağlık var daha ne olsun :)))))

18 Mart
Yapılan gayri resmi araştırmalara göre sabah sabah ev içi diyaloglarının en popüleri çok bilen anne ile her gördüğü güneşi en az 17 derece ısıtacak sanan evlatlar arasında geçmektedir.Genellikle “Mevsimlerden, havadan haberiniz var mı?” diye başlar, “Saçmalama anne…!” ile devam eder, “Hastalan da bak sana bakıyor muyum ” ile final yapar. Amaaaa yıllardır hiiiiiiç sonuç değişmez, herkes yolunda gider, çatışma da kuşaklar boyu devam eder :))))))) Sabah sabah incecik montlarla giden çocuklarıma ithaf olunur :)))))))))))

20 Mart

Her vazgeçiş bir kaybediş gibi görünse de aslında kabulleniş. Sınırlarını ve gücünü bilmeli insan. Tutku ve hırs hem ayrı ayrı hem de ikisi bir arada zararlı bünye için 🙂 Huzur istiyorsan arıtmalı ve arınmalısın 🙂

22 Mart

Torun sahibi oldum. Kızım okula giderken sanal çocuğunu bana emanet etti. Karnını doyurdum, sildim, temizledim, yatırdım 🙂 Bıyık alacakmışız, biraz da oyun oynayıp para kazandım. 7 Hazirana kadar böyle artık, o soru çözecek, ben sorun çözücem :))))) Psikolojimize, ergen halimize hiiiiiiiiç kimse aldırış etmezken nasıl adam olduk bilmiyorum, şimdiki çocukları yoğun ilgi ve alakaya rağmen niye adam olamadıklarını bilmediğim gibi…

23 Mart

Bugün hanede zorla güzellik bölümünde BALIK var. Bir Karadenizli olarak tüm balıkları hamsinin yakını bilirim, yanında mısır ekmeği, soğan, patates, turşu kavurması olmasa bile yerim.Fakat genlerinin bir kısmı Orta Anadolu’dan olan çocuklara sevdiremedim. Alternatifim metrobüs durağındaki nohut pilavcı. Şimdilik hep kazandım 🙂 Amaaaaa yanına köfteci ve kokoreççi gelirse, hakkımı sokak kedilerine verelim diyen giderse bilemem :))))))))

24 Mart

Hayat kimine hazırlandığımız, çoğuna da hazırlıksız yakalandığımız sınavlar zinciridir. Biri mühendis, diğeri mühendis eğilimli iki erkek, hiç bir yere eğilmeyen, eğilimi hakkında ip ucu vermeyen bir kız annesi ve okumuş üflemiş takımından, hayat üstüne bazı konularda master derecesi bulunan bir hatun kişi olarak pek çok sınava şahit oldum, hatta bizzat içinde bulundum. Sınav psikolojisini bilirim, bugün sınava giren tüm gençlere başarılar dilerim… ♥

25 Mart

Ana kız arasında, germeden gerilmeden, okul içi muhabbetler;
-Ödev yapmaya gidiyorum,
-Konu ne ?
-Sevgi ve merhametle ilgili bişi..
-Ana başlık bile belirsiz, belli ki konuya vakıf değiliz…!
-Değiliz,
-Olur muyuz?
-Ödev bitince oluruz :)))

26 Mart

Dağınıklığa, her yanı kaplamış olan tozlara baktım, baktım sonra bir cesaret oğlanın odasını topladım. Çalışma masası, kütüphaneler şiir gibi oldu, uyumlu, ahenkli ve temiz.Eskilerin yeni yerleri ile ilgili masa üstüne bir harita bıraktım, aklımca çöp olanları bir poşete topladım, “Annem çöpe atmıştır” saldırılarına karşı en az üç gün saklarım. İyi bir yemek yaptım, iki kutu deodrant aldım, her ihtimale karşı unuttuğum olur diye savunmama ilişkin not aldım. Uzun sözün kısası akşama hazırım ve tabii ki de haklıyım :)))))))))))))

27 Mart

Yağmurlu bir güne uyanmak; gençler için felaket, “Saçım karıştı, paçam ıslandı, trafik sıkıştı, akşama kadar dinmez ki” diye ilk gördüğüyle muhabbet.Yaş elliyi bulunca bereket, baharı bekleyen çayıra çimene, ağaca nimet, “Biz ne yağmurlar gördük, birazdan açar” diyen yaşlılara umut.Genele göre beraber ıslanmanın bile hayal olduğu, köşe başlarını “Haydiiiiiiii 5 liraya isteyene yağmurluk, isteyen şemsiyeeeeeee” diyenlerin tuttuğu öyle bir şey 🙂

28 Mart

Sarılıp, sarmalanıp, günaydınla başlarsın, yataktan kalkması, saçı, kıyafeti, tokası, çantası, kahvaltısı, öğle yemeği, parası, bitmek bilmeyen anlatacakları, istekleri, dilekleri… derkeeeeeeeeen İyi ki doğurmuşumdan ömrümü yedin sen bölümüne 45 dakikada geliyorsan muhtemel kız anasısın. Zeki Müren filmleri gibi “Bahtiyar olunuz efendim” gök kuşağı elinizin altında. :))))

29 Mart

Grinin bile elli tonunun olduğu günümüzde Suad ile Necip’in karşıdan yüklemeli, ikisinin de elinin değdiği eldivenle sınırlı, gizli saklı ama temiz ötesi aşkını anlamak zor. Benim kirli ile temiz tişört arasındaki farkı bile bilmeyen, “Bi kokla” diye bana getiren, Game of Thrones cı oğlan kitap hakkında bir yorumlar yaptı, bir yorumlar yaptı, sonunu da Mehmet Rauf zamanın Tarkan’ı diye bağladı. Ne kadarını salladı, meraktan okumaya başladım. Edebiyat tarihimizin ilk psikolojik romanı EYLÜL ü bu kez ödevim olmadan, olgunlaşmış olarak okuyorum. Bir asır ötesinden günümüze, değişen gelişen pek çok şeye, dura dinlene, sindire sindire … (Yaş almak işte böyle bir şey, tekrarlar sıkıcı olmaktan uzak, bakış açısında ki zenginliğin farkına varmak 🙂 )

30 Mart
Banyonun faili meçhulü diş macunu.Hane halkı yeminli ifadelerinde “Ben yapmadım” diyor. Oysa o ya aynanın önünde beli ince altı üstü kalın Çallı kadınları gibi yatıyor, ya da bardaktan beli kırık bir şekilde sarkıyor. Dertlisi kapağını sadece evin annesinin açıp kapattığı kirli sepeti. Üstünde ,yanında olan yığılmalara, odadan banyoya soyuna soyuna gelen son parçayı paspasın üstüne seren şahıslara seyirci. Mutlusu klozet kapağı evdeki onca erkeğe rağmen piri pak :))) Hayata hangi pencereden baktığın önemli. En iyisi çamlık tarafına geçmeli, aklımda “Zaman en geniş mezarlıktır” cümlesi, sabah sporu yapan yurdum insanının arasına karışmalı, malum hafta sonu diyetin en çok zarar gördüğü zamanlar :))))))

31 Mart

Evden çıkarken ; “Kimle gidiyorsun ?” diyenlere “Arkadaşlarla sen tanımazsın ” demek, “Ne zaman gelirsin ?” e “Bilmem, ararım ben sizi” diye cevap vermek güzel :))))) Hatta tuhaf bir pazar neşesi, gençleri kendi silahlarıyla vurmak gibi :))))))))

EVİN ANNESİNİN ŞUBAT AYI GÜNLÜĞÜ


253746_10200358967870556_1650314526_n

3Şubat 2013

Şahane pazar 🙂 Kardeşler, kuzenler, yeğenler, gelin ve görümceler, hala dayı, teyze, yenge büyükler grubun özeti. Geç kahvaltı geçildi, gazete, kitap, bilgisayar, play station arada pay edildi. Eller, gözler, diller aktivite halinde. Şahane pazar :))))))))

7 Şubat

“Etli içi çok koy sıkı sar, pişince küçülür, zeytinyağlı da içini az koy gevşek sar pişince büyür”,”Kadın mutfakdaki bezinden, astığı çamaşırdan, dolapda ki çekmecesinden belli olur”, “Dipli bucaklı olacaksın, hiç bir şey bitmeyecek”, “Bu çıplak gezmeleri yaşlanınca hatırlarsın”, “Şimdi gülün bakalım, ben gidince Hanyayı Konyayı anlarsınız” gibi ışık tutan cümlelerin sahibi gençliğimin siniri, orta yaşımın bilgesi, şimdinin kıymetlisi sevgili annem; Yarınki anma programı için hazırım, hiç bir şeyi hazır almadım, hepsini sevdiğin gibi pişirdim, kalabalık olsun dedim, çok kişiye haber verdim. Ayrıca tüm evi temizledim, ütüyü, çamaşırı bitirdim, mutfak dolaplarını sildim, çekmeceleri şiir gibi düzelttim :))) Hiiiiiiiç yorulmadım seve seve yaptım, Mutlu olmuşsundur bilirim, bir ara teşekkür için rüyama gel beklerim ♥ ♥ ♥

11 Şubat

Günde iki kez seviniyorum. Bir sabahları herkes işe, okula gitmek için evden çıktığında, bir de akşam hepsi sağ salim yemek için döndüğünde :))) Seviyorum bitmiş çocuk tatillerini ona bağlı anneye saatli özgürlük vakitlerini :)) Allah sevdiklerimizin acılarını göstermesin herkese şahane haftalar ♥ ♥ ♥

13 Şubat

Yeni bir gün baştan aşağı yeni olmalı.Eskilere dair yeni umutlar beslemek, onları hala düşünüp, şöyle olsaydı böyle olabilirdi diye muhakeme etmek tadını çıkaracağımız anları ziyan eder. Öyleyse yeni bir günde yeni olacak her şeye GÜNAYDIIIIIIIIIIIIIIIIIIN :)))

18 Şubat
Ana oğul arasında, Sabah sabah,yalan dolan, atletsiz oğlan muhabbeti;
– Kış bitti anne, finito, finito, Cemre düştü
-Yalaaaaaaaaaaaan söylüyorsun, takvime bakıcam :))))))))

20 Şubat

Cemre düşmüş :))) Üç vakte kadar bahar 🙂

21 Şubat

Diyete başlayan anne ile kız arasında destekli muhabbetler ;
-Aaaaaaaaaay bir çırpıda bütün zeytin haklarımı yemişim.
-Bozma moralini, iki üç tane daha ye, çekirdekleri ben önüme çekerim :))))))))))

22 Şubat

“FULL İHTİŞAM” ; Radyolu günlerime döndüm, bugün bu cümleyi öğrendim. Şarkıda geçiyor. Çok etkilendim :))))) Biraz zayıflasam, saraylı ruhumu bedenime kuşansam, biraz da kozmetik hile, hurda Full İhtişam döncem ben azzzzzzzzzzzzzzzzz sonra :))))

25 Şubat

Gün ortasında, okul kapısında, ana kız arasında, arz talep muhabbetleri;
-Biliyomusuuuuuuuuuuuun ? Kantine dondurma gelmiş, hem de satıyooooooooolaaaaaaaar,
-Alçak kantinci, şubatın bitmesini bile bekleyemedi…
Sonunda kız bozuk olmadığı için 3-4 dondurma parasını kapar, zürafa gibi uzun bacaklarıyla, kanguru misali hoplaya, zıplaya kaçar, Sabah yataktan zor kalkan, tüm hücreleri ayrı ayrı ses getiren anne de arkasından “Aaaaaaaah aaaaaaaaah çocukluk, gençlik” diye bakaaar bakaaaaaaar…

EVİN ANNESİNİN GÜNLERİ


392672_10200358968110562_1349080997_n

1 OCAK 2013

Anna Karenina ;aşkın hallerinden biri. Benim gibi iflah olmaz bir romantik için her yaşta her zaman güzel, kitabı güzel, filmleri güzel, dizisi güzel :))) Son hali de güzel, bugün izledim, meraklısına tavsiye ederim 🙂

2 OCAK

Günlerden çarşamba ama evin hali pazartesi havasında, şimdiiiiiiiiiiiiii ilgilenmek üzere harekete geçiyorum :))))))

3 OCAK

Ders çalışan çocuklar, toplanmış akşam bulaşıkları, sıcak odalar, tv ile bilgisayarı bir arada idare eden bir anne ve sadece iç sesler :))))))) seni hissediyorum “HUZUUUUUUUUUUUUUUUUUUR” :)))

4 OCAK

GÜNAYDIN ; DÜNDEN KALAN UMUTLARIM, TARİHİ ESKİ HAYALLERİM, GÜNCELLENMİŞ İŞLERİM, KALBİMLE AKLIM ARASINDA GİDİP GELEN DÜŞÜNCELERİM GÜN AYDI HADİ BAKALIM :)))

6 OCAK

“TATİL” kelimesinin anlamında “anneler hariç” diye gizli bir ayrıntı var. Mesela ben bir anneyim ve bizzat şahidim. Her pazar sabahı yemek, çamaşır, ütü telaşı ile uyanıyorum. Şimdi de oyunlarımı oynadım, level atladım, mutlu mesut bir şekilde mutfağa doğru yol alıyorum :))))))
Görünen o ki ;
-Ders çalış Gamze,
-Tamam anneeeee,
Bu iki kronik cümle 15 hazirana kadar bizim günlerin özeti olacak. Gelişen ve değişen bir şeyler ihtimali de pek var sayılmaz :((

Ana oğul arasında, kahvaltı masasında hüzün verici diyaloglar;
-İstanbul’la işin bitti mi ?
-Bitti.
-Gelmezsin artık.
-Uzun bir zaman gelmem.
Sonra oğlan başka bir şehre yeni evine doğru yola çıkar, anne de “Pİ nin hayatı” filmine gider. Zaten hayat da devam eder 🙂

7 OCAK

Okyanusta Bengal Kaplanı ile bir sandalda baş başa kalmadık ya 🙂 Alt tarafı da üst tarafı da sadece PAZARTESİ 🙂 Evin annesine her gün pazartesi zaten :)))))

8 OCAK

Öğrenci duaları kabul oldu, ortalık toz duman. Öğleden sonra bölgeye kurt da iner mi bilmem :)) Kar temizlenmişlik hissi veriyor. İçimiz de dışımız da kar gibi olsa …
Sabahın sanal işleri tamam. Facebook yukarıdan aşağıya tarandı. Kar durdu, güneş açtı.Bu hem iyiye hem de kötüye işaret. Şimdi ev içi aktivitelere başlıyorum. Önce çay koymak lazım, çocuklar kızarmış ekmek ve çay kokusuna uyansınlar istiyorum. Sonra da “sizin dersiniz yok mu ?”faslına geçerim, onlarda misilleme olarak “öğlen ne yiyeceğiz ?” diye sorarlar… tıpkı yıllar önce annemle bizler gibi. Mezarlara kar yağıyor ama içimde sıcacık yaşıyorlar. Sizi yine andım anam babam… :(((

10 OCAK

Oğlumu, kızımı, pencereye alıştırdığım kumrumu, kendimi besledim. Candy de de pilot arkadaşı geçtim. Kuşlardan haber alması öğleni bulur :)))))) Çamaşırları da asıp, kendimi sokaklara atacağım. Kolumu bacağımı ayırmadan, tek parça dönebilmek dileğiyle ; Önce GÜNAYDIIIIIIIIIIIIIIIIIIN, sonra hoşkalıııııııın ♥ ♥
Yatarken pijamalarına uygun toka takan, sürekli sevgi yumağı olma çalışmaları yapan,su getirme, telefona bakma, kapıyı açma hizmetlerini söylenerek de olsa mutlaka yapan, canlı heyecanlı, cıvıl cıvıl, üstelik bütün sınavları da çoooooooook iyi geçen şahane bir kızım var benim ♥ 🙂 Bende bir arıza var. Çoooooook iyi sınırlarına takılıyorum. 45 ile 100 aralığını anlayamıyorum. :)))))))))))))

11 OCAK

Pireyi deve yapmak da ayrı bir yetenek. Küçükten büyüğe yol almak bu olsa gerek.Yol boyunca karmaşa yaratıp konuları saptırmak, kendini malzeme yapıp potanın altını kaynatmak felan, filan… Hiiiiiiiiiiiiç işim olmaz , Bunalım bunalmışı bağlar. Sitemler, manidar cümleler, havada asılı kalan mesajlar ruhumu daraltıyor. Bugün seçilmiş insanlar dışında insan göresim yok. Gününüz aydın olsun :))) Ben de aydınlatma çalışmalarına başlıyorum :))))

12 OCAK

Ana oğul arasında, sabahın kör karanlığında ;
-Yazın kısa çorap, kışın uzun çorap bulamıyoruz.
-Oraya gelirsem en az beş çift bulacağımı biliyorum, buradan doğru “Bakmasını bilmeyen gözler göremez ” diyorum :))))))

14 OCAK
Okumalık bir dersten sınavı olan ve tüm gece harıl harıl performans ödevi yapan, fırsat bulup da okuyamayan kız ile okul çıkışı arkadaşlarla biraz takılacak oğlan evden uğurlandı. Güne başlamak ve haftaya hazırlanmak için gerekli sanal alemde paylaşılmış tüm motivasyon cümleleri okundu. Oyunlar oynandı :)) Bir nerden başlasam cümlesinin cevabı kaldı. Anne şimdi kalkacak ve kısa bir ev içi turdan sonra başlayacak… Gidiyorum ve kalanlara GÜNAYDIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIN deyip İYİ HAFTALAR diliyorum :)))

16 OCAK

Hayat bu ölüm olur, ayrılık olur, tepeden tırnağa kırgınlık olur. Gücüm yetmediği zaman, baş edemediğim zaman kendimi yapabileceklerimin en zoru ile sınarım. Mesela bu sabah çok üzüldüm :((( Açtım kapadım , akşama tam 803 gr mantı yaptım. Tartarak kapasitemi de belirledim…

17 OCAK

Hava da hayat gibi, ayarı yok. Bir yağmur, bir güneş, biraz karanlık, biraz aydınlık…

19 OCAK

Yeni bir tecrübe daha yaşadım. Oğlanın kulaklığını çamaşır makinesinde yıkadım. Kapağı açınca önce kutusu sonra kendisi geldi. Sırasıyla soğuk soğuk terledim, ardından ateş bastı, çok şükür ki telefona takınca çalıştı. Kulak kirleri gitti, temiz temiz dinlesin :))))) Deneyeceklere önemli not : Makine soğuk suyla yün ayarında yıkadı 🙂

21 OCAK
Haftanın en az dört gününün beni iyi yönde şaşırtmasını, en az üçünün ileride güzel günlerdi kategorisinde anılmasını, yedi günün de aydınlık ve güneşli geçmesini, kızımın karnesinin iyi olmasını, üzücü haberlerin, ölümlerin bu haftalık yukarıdaki trafiğe takılmasını, gerçek trafiğinde ben uzaklara giderken akıcı olmasını diliyorum :))) İçinde okuyanlara uygun bölümler varsa onlar içinde aynısını istiyorum :)))) İYİ HAFTALAAAAAAAAAAAAAR VE DE GÜNAYDIIIIIIIIN 🙂

24 OCAK

Kapıyı ben açmadığım zamanlar da çocukların “Annem nerde?” diye sormasını, o soruda gizli; özlem, merak, sevgi ve annelerle çocuklar arasındaki bağları hissetmeyi seviyorum. Soruya cevap olarak: “Buradayım, içerdeyim” diye seslenmekten seslenebilmekten mutluluk duyuyorum. Tüm bu duyguları artık yaşamayan, yaşatmayan evlatları öksüz kalan tüm anneleri ve de kendi annemi rahmetle anıyorum. Nur içinde yatsınlar, mekanları cennet olsun.

27 OCAK

Hem kar, hem pazar. Arkası pazartesi. Bunalmak için önemli bir fırsat. Depresyona giresim var diyenler kaçırmasın :))) Mutluluk hormonu salgılayan, açık, aşikar, gizli , saklı tüm çikolata stoklarını eriten kızım Gamze’yi şiddetle kınıyorum. Yukarıdaki şartlara göre sebebim olabilir :)))))))

30 OCAK

İçimde tarifi mümkün kıpırtılar var. Sanırım yaşama sevinci :)))

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑