HASTAYIM İNCEDEN


kalp_yarali_ayrilik_acisi_376363_mini

Çocuklardan mı, havadan mı bilmem ama bir mikroba az buçuk yenildim. Boğazım tırmalanıyor, burnum akıyor, başım ağrıyor, hafif bir mide bulantısı, hafif de kırgınlığım var. Yani hasta psikolojisine giriş yaptım.
Anneme babama ihtiyacım var. Biri beni şımartsa diyorum, sık sık nasıl oldun diye sorsa, benim için endişelense, iyi olmam için dua etse, bir şeyler hazırlayıp getirse. Bulantı için annem nane limon kaynatsa, boğazlarım için babam bol tarçınlı bir salep yapsa, sonra öğlene bol limonlu tavuk suyuna şehriye çorbası olsa, yatsam, kaygısız, terleyince biri çamaşırlarımı değiştirse, alnımın ateşine bir bakan olsa, “Sessiz olalım, kız biraz daldı, uyusun” diye fısır fısır sağımda solumda konuşulsa.”Canın ne istiyor yapalım, yemen lazım” diye ısrarcı biri bulunsa, iyileşmem için süre konmasa, yatakta yatsam yuvarlansam göz altından televizyona baksam, geçmiş olsun telefonları alsam… Yani birine ya da birilerine nazlanmak için ihtiyacım var ama nafile.

Süreç başlar başlamaz hemen etraftan ilaç tavsiyeleri gelir, şunu iç bunu iç diye, duruma göre doktor tavsiye edilir.Üstüne “Çok geziyorsun ya da dünkü gezmede üşüttün” diye de sebebe ilişkin laf çakılır.İşlerini yaptıktan sonra zamanın kalırsa biraz uzanırsın. Kapı çalınca ilk giren nasıl oldun demeyi akıl etmeden önce muhtemelen yemekte ne var diye sorar. Nerede nane limon, mis kokulu salep. Onlar yerlerini sıcak suya ada çayına, melisaya, zencefile bıraktı bile. Çorba için malzeme alıcan, ille de herkesin içeceği gibi kaynatıcan. Bildiğin ilaçı eczaneden alırken, kalfanın gözlerinin içine mahzun mahzun bakıp “Bu iyi gelir, değil mi” diye sormayı da unutmaycan. Ne de olsa destek destektir.Bir an önce hizmetler bitse de yatsam diye bakınıp durucan, gece boyu terlersen aynı çamaşırla kalıcan, ilacını başının ucuna getirdiysen içersin, yoksa üşenip sabah ikilersin.

Özlediklerinle yaşayacakların arasında kalınca bunalıma düşmek an meselesi, bu nedenle hastalığa yüz vermeyeceksin, ayakta ayıla bayıla geçirmek için gayret edeceksin, terapi yoluyla kendini saat saat daha iyi hissedeceksin. Hatta “yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz… iyileşeceğim” diye kendini motive edeceksin. Hem öksüz, hem de yetimken, kocan hasta sevmez, çocukların hep meşgulken, hizmetçi ruhlu sevdiklerin çoooooooook uzaktayken kim bakar sana, hadi iyisin, iyisin hatta turp gibisin ayaklan bakim…

Reklamlar

KENDİ KENDİNE TERAPİ


20130224_14180820130224_141808

Kendi kendini motive etmek diye bir cümle var aklımda.Tam da pazartesine uygun. Bilirim ve inanırım, insan kendi kendine yetmeli, kapasitesini bilmeli, danışmalı, yardım almalı, sormalı, araştırmalı, ama önce hepsini kendi kafasında harmanlamalı, bir karara varmalı.Hayata yan yana, sıra sıra bir çok pencereden bakmalı. Kendini çekiştiren iç güçlerinin arasında bir denge kurmalı. Tembellik de gerek, çalışmakta, umursamak ta gerek, takmamakta, sorumluluk da gerek, fazlasından kaçmakta. Yani kendi kendini yönetmeli insan. İç sesine zaman ayırmalı, içi ile kavgalı olmamalı, içene küsmemeli, iç sesinden korkup çekinmemeli,içine karşı dürüst olmalı. Başardın mı rahatlık da , her zaman olmuyor işte.

Mesela bu sabah iç sesimden birisi “Amaaaaaaaaan boş ver salla gitsin, her gün aynı iş, dön yatağına, çek yorganı kafana, aç televizyonu, illa ki bir şey bulursun. Yemek için de tasalanma, bir telefonla çocuklarla birlikte gelir, dağınıklık da bırak dağınık kalsın, onları dağıtanlar utansın. Bir sürü kitabın var, aç oku, zaten genelde kalanları yiyorsun, hem diyettesin akşama kadar ne istersen yersin, hatta tepsi yap, yatakta kayıntı oooooooooh ne güzel.Güneş altında ki kediler gibi yat yuvarlan. Şımart kendini.”

Bir diğeri ise “Canım öyle şey olur mu, kalkalı kaç saat oldu zaten. Bir tur çamaşır bile yıkadın, uykun da yok. Yatakta sağa sola dönüp abuk şeyler düşünecen, sabah programları malum sana ne katkısı olacak, yatakta harcayacak kadar çok zamanımız kaldı mı ki ?İşlerini yoluna koy, yemeğin birazı hazır, ortalığı da istesen bir çırpıda toplarsın, her zaman yaptığın şeyleri neden gözünde büyütüyorsun.Öğleden sonra dışarı çık, hem alışveriş yap, hem yürü, temiz hava her zaman iyidir.Yatakta yemek fikrini hiç tutmadım, kırıntı dökülür, çarpılırsın maazallah, hadi hadi bakim”

İkisinin ortası “Hava kapalı, ama güneş çıkacak gibi, çamaşırları bir araya toplamalı, bir kısmını yıkamalı asmalı, ütüyü dün bitirmiştim, yenileri bir kaç gün beklesin, hem de birikmiş olur.Dolaptan et çıkarmalı, pilav vardı, salata, çorba menü tamam.Süpürge açmalı, üstüne bir de vilada, temizlik tamam. Dışarı çıkınca ekmek, gazete,atm. Çocuklar geldikten sonra akşam üzeri parkta yürürüm, hem radyo da dinlerim. Sonra yemek, duş, bugün yalan dünya vardı dimi ona da bakarım, biraz eğlenirim. Oyunlara da bakar, yazılacak mailleri yazar, yatmadan da kitabımı okurum.Tamam canım sıkılacak ne var, hepsi yapılabilecek işler, kapasitemin altında bile, araya gezme sıkıştırdığım günler bile var.”

Böylece terapi tamamlanmış olur, güne hatta haftaya itina ile başlanır. Nefes alırken, elin ayağın tutarken, aklın başındayken daha ne olsun ki…

UÇURTMALAR ve ÇAMAŞIRLAR


20130207_113807(1)

Bahar ilk sinyallerini vermeye başlayınca aklıma çocukluğumdan baharla birlikte kendini dışarıya atan çamaşırlar ve uçurtma uçuran çocuklar gelir.
Eskiden evlerin mutlaka az çok bir bahçesi, iki üç ev sonra da bir boş arsası olurdu. Bunlar bana göre çok da geçmiş zamanlar değil ama kendi çocuklarım bile bilmiyor çamaşır ve uçurtma özgürlüğünü.
Kış boyunca evde soba kenarında sararak, yanarak kuruyan çamaşırlar baharla birlikte ipler boyunca dizilirdi. Çivitlenmiş beyazlar, çeşitlerine göre sıralanmış renkliler kendilerini ılık güneşe, yerden havalara uçuran rüzgara bırakırdı. Bahçelerde koşuşan çocuklara önden fırça atılırdı ki” buralarda dolaşmayın çamaşır asacağım, elleriniz, ayaklarınız değmesin” diye. Asla kadın iç çamaşırı asılmazdı. Erkek çamaşırları da usulüne uygun bayrak haline getirilmeden aralara sıkıştırılırdı. Baharın kokusu, sabun kokusu birbirine karışır havalandıkça havalanırdı. Rahmetli annem ütüsü kolay olsun diye çok kurutmadan alır düzgünce katlardı.Şimdi çamaşırlar sıkışık balkonlarda, hatta odalarda sıra sıra teller üstünde havalanmadan oda ısısında, makineden çıktığı gibi, kırışık buruşuk kuruyarak, özlem ve hasretle kendilerine bir buharlı ütü değmesini bekliyorlar. Arada camdan balkondan sallayanlar da var ama hem görüntüsü çok çirkin, hem de hijyenik değil sağa sola sürüle sürüle kuruyorlar.
Babaların çocuklarına uçurtma yaptı zamanlar vardı. Dört çıta biraz kağıt, mecburen ya mavi ya kırmızı, biraz da ip ve tutkal. Rahmetli babam kardeşime yapardı. Sonra da yandaki boş arsada koşarak havalanmasını sağlar , eline teslim ederdi. Büyükler küçükleri kenardan izler, “İpi sar, boşalt ” diye talimatlar verir, birbirine dolaşan uçurtmalara aynı cümlelerle üzülürdü. Büyüklerin arasında koşuşan “Şeytan Uçurtması” uçuran küçük çocuklar da olurdu. Hemen yapılan, hemen yırtılan, örgü sepetindeki ipe bağlanan oyalayıcı uçurtmalardı onlar.Şimdi uçurtmalar şenliklere kaldı. Arada okullarda etkinlik olsun diye bir piknik içine serpiştiriliyor. Hazır marketten alıyorsun, muhteşem modeller var. Daha da çok yükseliyor.Babam yaptığı zamanlar da uçurtmalar alçak hayaller yüksekti.Şimdi uçurtmalar yüksek, hayat göründüğü kadar. Bir rüzgar esintisinin getireceğinin en fazla ürperti olacağını düşünüyor yeni nesil.
Aaaaaaaah aaaaaaaah ne rüzgarlar vardı eskiden alıp alıp bizi götüren, hayallerimizce sürükleyen, ipe bağlı görünen ama ötesini düşündüren günler.Bugünler hesabın kitabın tuttuğu kadar,basit, tembellik çağrıştıran, yerinden kaldırmayan, öğrenmeyen öğretmeyen günler. Bir film adı vardı “Dar alan da kısa paslaşmalar” işte tam da o kadar…

HAFTANIN BAŞINA BAŞLAMA ÇABALARI


20130304_072535

Orkidem açmış, menekşem coşmuş,iyi kötü bir güneş var, elim kolum tutar halde, çok şükür kendi standartlarıma göre aklım da başımda. Haftaya faydalandığım, hayatımı kolaylaştıran, beni neşelendiren her şeye şükür ederek başlamak güzel.
Gerçi evin iğne ucu kadar bile derli toplu bir yeri yok. Her bölümü tek tek gözden geçirmek, üstünde çalışma yapmak gerek. Yazıp çizme işini bitirip önce gözümle, sonra da bedenimle çalışmaya başlayacağım inşallah.
Hızlandırılmış bir turla bir odadan diğerine gidip gelirken elimle bir şeyler taşıyıp yerine koyup, bir yandan da diğer adımı düşünüp, akşam yemeği için aklıma gelenleri, gözümün önüne getirip, zihnimden erzak durumunu kontrol etmem gerek. İpte çamaşır, sepette ütü var. Tüm çamaşırlar kurumadan tüm ütüler bitmez. Muhtemel kirli sepeti ferahlamıştır, ortaya saçılanların içinden takviye yapmalı.Değişecek çarşaflar var mı bakmalı, çalışma masalarına dokunmadan köşesine saklanan tek tek çorapları toplamalı.
Dışarı işleri de var. Malum ekmek gazete sırası ben de, ATM ziyareti yapmalı, bir şey almayacağım ama bir bakayım diye markete uğranmalı.
Amaaaaaaa önce öncelikle sevdiğim işlerden başlamalı, oyunlar oynanıp, mailler okunmalı, aciller cevaplanıp, geniş zamanlar isteyenler askıya alınmalı. Radyoyu da açmalıyım, iş yaparken müziğin ritmine göre hızlanırım belki. Ağırlarda ağırlaşmadan tabii.
Merkür hala geri geri gidiyor, bulaşmadan haftayı tamamlamaya gayret etmeli, hatta benim yörüngemden çıkmıştır bile deyip kendi kendini pozitif pozitif oyalamalı.
Temel kural, altın öğüt “Her şeye rağmen yaşamak güzeldir” zihnin bir köşesine yerleştirilmeli, günde en az üç kez hatırlanıp, kendi kendine, kendi bedenine gülümsemeli. Bu kadın ya da bu adam “Deli mi ne” diyenler ciddiye alınmadan, morali yüksek tutmalı. Hem deli olsak ne olur ki ? Akıllının tam sınırları, ya da delirmedikleri zaman var mı?

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑