MERKÜR GERİ GERİ GİDERKEN


20130226_175610

Her şey üst üste geldi. Önce sağlık problemleri, sonra ölen ve hastalanan haberlerinde artış, arkasından ikili, üçlü, çoklu ilişkilerde çatlama ,patlama durumları, ev içi dışı derken bir gerilme, bir germe.. değme gitsin durumları yani.
Meğer bizim Merkür yine geri hareketlere başlamış. Bir rahatladım, bir rahatladım sebebini bulunca. Ben de diyetten, hormonlardan diye kederlenmiştim. Kendime haksızlık etmişim.
Güne her zaman güzel uyanıyorum, yaşama isteğimde bir sorun yok. Sorun benim yaşam alanımda izinsiz tutumlar sergileyenler, korsan gösteri düzenleyenler.Tabii ki tüm bunlar duygusal boyutta, anarşik bir durum yok yani.Patlama noktam sık sık tekrara düşüyor son günlerde. Önlem almam gerektiğinin farkındayım ama birileri durmadan ateşe odun atıyor.
Halbuki ben saatine göre beslenmek, 5 zeytinimi, kibrit kutusu boyutunda peynirimi, otumu çöpümü keyifle yemek, bir daha ki öğüne ne kadar zaman var diye serbest düşünmek, yeterince protein almak, karbonhidratı akşama bırakmak, son öğünü zenginleştirmeden yatmak, aralarda okumak, yazmak, aylak aylak çamlıkta dolaşmak,kimseye bulaşmadan, kimse ile takışmadan yaşamak istiyorum.
Omuzundaki meleklerin biri sabır et sevap yazıcam derken, diğeri boş ver üstünü çizicem diye mücadele ediyor.İçimde bir kavga var. Kendimi oyalayıp iç sesimi dış sese çevirmeden günü bitirmek için mücadele ediyorum. Aslında ben durmadan aynı olayları tartışmak, gündeme getirmek istemiyorum. Bir kere konuşulsun bitsin, insan kendini ifade ettiğine eminse tekrar istemiyor zaten ki ben öyleyim. Grilerim yok benim, Siyah beyaz bakış açım. Fikir değiştirebilirim, ikna olurum ama şüphede kalmam. Sevmiyorum. Lastik gibi uzayan ruh hallerini.
Neyse bugün daha iyiyim, dün yürüyüşe akşam üzeri gittim.5 km yi 55 dakikada yürüdüm. Tabii eskiden daha iyi idim, bu da fena değil diye kendimi teselli ettim. Karar verdim yürüyüşleri günün en sonuna bırakmalı, kulakta radyo, akşam üstü serinliği, aynı amaçlar peşinde bir grup.. iyi oldu.
Bu arada spor ve yaşama sevinci yaşlanma ile ters orantılı buna iyice inandım. Park yetmişlik amaca ve teyze dolu çoğu da fit . Sarkan derileri görmezden gelirsek iyi yani.Ben daha aletlere geçemedim, onlardaki gayreti görünce imrendim.
Hava puslu ben açığım, günden umutluyum, tartıdan da iyi haber var, mutluyum, huzurluyum …

Reklamlar

GÜNE DAİR, SEVGİYE, AŞKA DAİR…


20130213_120735

Aklımız erer ermez özgürlük için, hürriyet için çırpınmaya başlarız.Sonra da adına “AŞK” dediğimiz duygu ruhumuzu esir alsın isteriz.Bütün aşkların tarifinde “Onsuz olmaz, olmadan nefes alamam, seni her gün görmem lazım, neredesin, ne yaptın ? söylemen lazım” konu başlıkları vardır.Bu nasıl çelişkidir ki insana ezber bozdurur. Pantolon paçamıza laf söyleyeni “Bu benim kıyafet özgürlüğüm, kendi seçimim” diye haşlarken biricik aşkımız görmek istediğimiz gibi giyinsin isteriz. Hem de tepeden tırnağa 🙂
Her şey de özgür olmak şart. Başkaları için özgürlük isterken bile insan önce kendini kontrol etmeli. Sigaraya ne kadar bağımlı, çay kahve içmeden güne başlarsa ne olur, evde ki çocuk, kolundaki koca ne kadar kontrol altında.En sevdiği arkadaşını ne kadar paylaşır, özel günler için özel olmaya ne kadar zaman harcanır, misafir gelince ille de beğensin “Hııımmmmm güzel olmuş” diye onay versin neden gereklidir. Neden yapamayacağımız ya da zorlandığımız şeyler için söz veririz?. Neden her şey kuralına göre olsun isteriz ?
Daha bir sürü bizi bağlayan, kontrol altında tutan şeyler var. Çoğundan da mutlu insan. Aslında kendini mutlu ederken başkalarını sıktığını unutuyor insan.
Aşk bir çekim kuvvetidir, iyi bakar beslersen sevgiye dönüşür.
Sevgi sınırsızdır, sebepsizdir, mesafelere takılmaz, şekil şartı aranmaz. Gerçekse bitmez, arada tökezlerse, bir sıkıntı geçirirse unutur, af eder. Birini sevmek onu özgür bırakmaktır. Birini sevmek şüpheye düşürmez, kanıt istemez.Sevgi hesap kitap işi değildir. “Onu çok sevdim, ona neler neler verdim, kıymetini bilmedi” dedin mi, gelmiş geçmiş bir tutkuyu anlatırsın.
Gerçek sevgi iki kişinin aynı yöne bakması, aynı şeyi anlaması, bunu da ayrıntıları ile anlatmamasıdır. Ne tercüman ister, ne başkalarının onayını ister ne de özel günlerin genel kutlamasında artar.
Sevgi öyle bir şeydir ki, tarifi herkese göre değişir. Tek değişmeyen yanı özgür olmak, serbest kalmak istemesidir.

DUYDUM ZİLİN SESİNİ


20130207_115920

“Duydun zilin sesini, güne başlayabilirsin” komutu yıllardır beni yataktan kaldırır. Sene seneyi aratıyor, eskisi gibi zil çalmadan ya da çaldığı anda kendimi ayakta bulamıyorum. Hatta kısa bir pazarlık sürecim bile var.”Kalkmasam olmaz mı? Biraz daha yatsam mı?” gibisinden. Fazla gelişmiş hatta bu yüzden sorunlu hale gelmiş sorumluluk duygum yakamı bırakmaz. Evlenip annelikle tanıştığımdan beri aynı dijital saatin sesine bağlı güne başlama serüvenim.Herkes uyurken usulca işleri yoluna koyma düğmesine basarım. Sırasıyla banyo, mutfak, biraz namaz niyaz derken ilk elemana seslenirim.”Hadi kalkma vakti” diye. Bir seferde genelde sonuç alamadığımdan değişik ses tonları ile bir iki daha denerim. En az bir saat önce uyanmış anne ile yeni kalkmış evlat arasında ruhsal açıdan uçurumlar vardır. Jetgilleri aratmayan bir hızla sayarım; “Kahvaltı mutfakta, yeni kıyafet alacaksan dolapta,( gerekiyorsa) beden çantan kapının ağzında, en fazla 20 dakikan var (Mutlaka en az 30 dur)” Birinciyi yolladıktan sonra ikinci kadar olan arada ufak tefek düzenlemeler yaparım. Varsa çamaşır makinesini hizmete sokar, bir iki toplar, yemek için kafamda çalışma yapar, boş yatakları toplarım. (Kendiminki hariç, yıllardır hep geri dönmeyi hayal etmişimdir.)
Sıra ikinciye geldiğinde gün ışıl ışıl olur, güneş biraz yükselir, cadde epeyce hareketlenir, sesler çoğalır. Genelde en son gidenle kahvaltı ederim.Yaklaşık on senedir en son giden en son çocuk bir de kız olunca arkasından düşüp bayılasım gelir. Saçı, çorabı, çantası, cebine parası,bitmek bilmeyen kahvaltısı derken içim daralır Allahtan vakit dolar. Yani onu bir nevi zorla kapıya atmış bile sayılabilirim. Ne kadar erken kalkarsa o kadar geç kalır kızım 🙂

Kapı gidenlerin üzerine kapanınca, ben de içeride kalınca sanki evin bir takım yerlerinden huzur ve enerji kapakları açılır. Evime dolar. Bir bardak çay, kahve, bitki çayı elime bir şey yapar sanal alem köşemin yolunu tutarım. Bakarım, bakınırım, yazarım, oynarım,okurum. Kısaca gülerim, eğlenirim, ara ara hüzünlenir, sinirlenirim. Bu arada yatağa dönme isteğim kalmadığından onu da toplarım.Sıraya koyduğum her şeyi yapmaya çalışırım, yapamazsam erteler, aklımca ona zaman tanırım. Temiz havada gezmeyi, insanları incelemeyi, onlar hakkında tahmini düşünmeyi, hayal kurmayı severim.

Sonra akşam olur, gidenler bir bir vaktinde dönünce sevinirim. Akşam görevlerimi de yaptıktan sonra saat ona doğru yol almaya başlayınca, bana bir yorgunluk çöker. Altı üstü polar koltukta,yarı yatar yarı oturur halde bir program seçerim.Aslında seçimin önemi yok bana ışık olsun yeter. Başımda ancak narkoz alan hasta kadar sayabilirsiniz, tatlı tatlı kendimden geçerim. Bu arada yarı açık bilinçle “uyuyorsun” diyenlere şiddetle itiraz ederim. Sonunda beni bırakıp giderler. Bir zaman sonra gözlerim kapalı toparlanırım, ışıkları tv kapar, yol üstünde sokak kapısının kilidini yoklar, tek gözümü hafif açarak açıkta duran bir şey var mı diye mutfağa bakarım. Yatağıma ulaştığımda uykum açılacak gibi olsa da inanmam açılmaz bilirim. Kendimi geceye teslim ederim. Arada meraklanırım saatin üstüne basar ışığında kaç olmuş diye bakarım. Daha zaman var diye sevinir geri yatarım.
Çoğu birbirine benzeyen günler, ama güzel. Her gün geceye, her gece gündüze gebe. Takipçileri birbirinin.Günleri farklı kılmak, onlara renk katmak, günü başkasıyla paylaşmak, sıkıcı olan her şeyi bir güzelliğin içinde kaynatmak bizim elimizde.
Yazı yazmayı seviyorum, mesela bugün yazarken bir yandan da aspiratörün filitresini temizledim. Lavobada yağ çözücünün içinde beklerken gidip gelip fırçaladım. Farkında olmadan temizledim bitti.Bir sevdiğim bir sevmediğim iki işi harmanladım bitti.

GÜN AYDIN OLSUN DİYELİM


20130201_203242

Hayat ince bir çizgi, ne kafaya fazla takacaksın, ne boş verip sallayacaksın.Nedenli nedensiz her gün binlerce insanın öldüğü bu dünyada kalabilmek baktığın yöne göre ödül olabilir olmayabilirde.
Ben “yaşamak insana verilmiş bir ödüldür” diyenlerdenim. Ödülü çöpe atanlar da var. Ödüle bakıp bakıp aşka gelenler de var. Yine ikinci grupdayım. Yaşamayı seviyorum. Yaşamayı sevenlerle yaşamayı seviyorum.
Sağlıklı olarak güne uyanmak gibisi yok. Güneş doğarken güne başlamaktan korkanlar, kendilerine hala karanlıkmış numarası çekenler, gün ile geceyi harmanlayıp yerlerini değiştirenler ; Aaaaaah aaaaaaah bilseniz neler neler kaçırıyorsunuz.
Bir kere her sabah insan ilk uyandığında önce su ile sonra da pencereden, balkondan yani açılabilecek bir yerden gelen hava ile temas etmeli,sabahı insan içine çekmeli, elini kolunu oynatıp, bir iki adım atıp şükür etmeli.Başını örten bir çatısı, karnını doyuracak yiyeceği, yaşayan sevdikleri, düşünebilmesi, düşündükleri için plan yapabilmesi, kendi ihtiyaçlarını yardımsız karşılayabilmesi… tüm bunlar bizim kızın tabiri ile “Aaaaaaaay çok süper valla, hadi sevgi yumağı olalım” cümlesinin söylenebilme sebebi.
Güne uyanmış olabilmeyi, nefes alıp verebilmeyi, günlük planlar tasarlayıp, kimini hayata geçirip kimini başka günlere ertelemeyi,gözümün değdiği her şeye sevgi ile bakabilmeyi, beni sevenlerin olduğundan emin olma hissini, öz güvenimi, şu anda aklıma gelmeyen ama gelirse de “bunu yazmayı unutmuşum “diye beni gülümseteceğini bildiğim heeeeeeeeeer şeyi seviyorum.
Yaşam ödülünü kalbimde taşıyorum, bunu hak ettiğime inanıyorum,çünkü kendimi, kendi mücadelemi,pozitif bakış açımı seviyorum.
Hayat gül bahçesi değil elbet ama öyle imiş gibi olduğu zamanlar var… İYİ HAFTALAR

GEÇİP GİDENLER


20130120_142256

Yılar geçip gider, insanlar, eşyalar, duygular… yıllara renk katan daha neler neler de yılların içinden geçer.Yıllar ok yönünde hep ileri giderken biz geride kalırız. Bir gün gelir takipçilikten düşeriz.Buna yıllara yenik düşme, modası geçme ya da kesin bir dil ile kütükten silinme de denir. Tıpkı yolu zamane çöpüne düşen bu koltuklar gibi. Bir zamanların en şahane salonlarını süslemiş olabilirler. Birisi artık beğenmiyordur, yeterince rahat değildir, güncellenmesi gerektir… aklımıza gelen ya da gelmeyen sebeplerden kendilerini sokakta bulmuşlar. İş görür ya da görmez hallerine bakılmadan.
Ey zaman sen nelere kadirsin. Her şeyi tüketir, eritirsin. Hatta içinde yok edersin. Yeniler umursamaz anlamaz seni, eskilerin de senle ilgili cümleleri işe yaramaz. Ey zaman seni anlamak ne çok vaktimizi aldı. Boşu boşuna bir sürü şeyi içine saklamaya çalıştık. Biriktirmek için çabaladık. Biz gitsek de sen de kalacak sandık. Ey zaman sonun da seni anladık, ama geç kaldık…

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑