Oğlum Evden Taşındı, yüreğimde Kalıcı…


Şimdilik her sabah uyanıyorsun, günlerden bir gün bir sabah uyandığında bir bakmıyorsun, etrafta sana bakan bir sürü şey buluyorsun. Yalnızca senin hissettiğin sessiz bir kalabalık, sessiz cümleler uçuşuyor havada, renkli görüntüler akın akın geçiyor hafızada. İşte bunun adı “Anı Basması”

Her zaman olmaz, kendi kendine oluşmaz. Tetikçisini bekler. bir ufak dokunuşla en tepelerde patlayan havai fişek ışıkları gibi rengarenk süzülürler, sonrada kaybolur giderler.

Evlatlarımızı bir gün evden gitsinler yeni hayatları olsun diye büyütürüz. Gittikleri günde salya sümük üzülürüz. sevinçden mi ? kederden mi? yoksa az ondan az bundan halimi bilemedim. Ama büyük oğlanı evden gönderdim. On yedisinde bir şehirden bir şehre yurda çıkardım önce. Aradan beş yıl geçti. Son üç yıldır aynı şehirdeyiz ama eve dönmedi. Şimdide okul bitti. Ayrı eve çıkmak istedi. İmkanları var, biz de zamana uyduk, onayladık, destekledik, dün sabah da eşyasını gönderdik.

Yorganı, yastığı, terlikleri, kıyafetleri, çarşaflar, nevresimler, havlular biraz mutfak eşyası, tv, elektrik süpürgesi, tabak, çanak, halı derken kız çeyizi gibi oldu. Kimini satın aldık, kimini de evdeki fazlalardan ayarladık. Önce yavaş yavaş topladım, son gece hızlandım, bazı şeyleri görmeden aralara sıkıştırdım. Mesela mutfak kolisinin içine süslü bir masa örtüsü, mum, bir de ana babası ile çekilmiş bebeklik resmini ekledim. Evi barkı ayırdın ama gözümüzde bundan az büyüksün mesajı vermek istedim. Bir de kurdeleli dantelli havlu koyacaktım son anda vazgeçtim. Ev mübareğine giderken hediye borcamın içine koyarım, bir tek aldığı ödülleri vermedim, onları da evlendiğinde alırsın dedim.

her şeyi kapının önüne yığıp arabayı beklerken usul usul ağlamaya başladım. Akşama misafir vardı, Allahtan onlarla oyalandım. Gözyaşımı, beşamel sosa çorbaya karıştırmadım. Evden çıkışı ocaktaki yemeğin en kritik anına rastladı. Bir şey unutmadın di mi ? derken aklıma anahtar geldi. Sosu karıştırıp altını iyice kıstım. Hemen koşup getirdim, yazlığın ki imiş. Bir gerginlikle değiştirdim. Güle güle git, gene gel dedim. hatta unutup akşama iftara gelicen mi? diye sordum. Ara ara ağlayıp mutfak telaşının içinde kayboldum.

Kalabalıklar dağıldı, bir sabah oldu. Çamaşır ile kirlileri toplarken en son giydiği pijaması ile kalakaldım. Bir koltuğa oturdum. hem ağladım, hem hatırladım. Doğduğu günü, kaşığa vuran ilk dişini,, okulun bahçesinde bulduğu cevizi cebinden çıkarıp “Anne sana ceviz getirdim” diye bana verişini, jöleli diken diken saçlarını, değişik yemek tarifleri bulup “Bundan pişirelim anne” deyişini, kardeşlerinin karnelerini isteyip notlarını sorgulayışını, tertibini, düzenini, sol eli ile çabuk çabuk yazışını, yüzüşünü, halı sahaya giderken her seferinde benim “sen çok koşma kaleye yakın dur, gelen toplara vurursun” deyişimi, beni çarşılarda gezdirip bir şey beğenmeden eve gelişlerimizi, tatillerde ki gelişini gidişini… Daha bir sürü şey hüzünlendiren, gurur veren… hatırladım, hatta etrafta kimseler yokken rahat rahat ağladım.

Hayat böyle bir şey, doğmalı ve büyümeli çocuk, kendi kararları, kendi hayatı, kendi seçimleri olmalı. Biz besledik, büyüttük, bildiğimiz doğruları yanlışları öğrettik. Eleştirdik ama engellemedik. Birey olabilmesi için destek verdik. Hepsinden öte biz onu çok sevdik ve bunu hissettirdik. Karşılıksız ve katıksız sevginin yerini belirledik. Dünyanın her yerinde kendi evi ama tek bir yerde ana baba evi olduğunu bilsin istedik.

Tüm evden giden çocukların yolu açık olsun…

Reklamlar

Tarih Tekerrürden İbaretmiş


Sabahın serinliğinde üstü açık bilinci kapalı uykuya hazırlanırken “Masanın üstünde kağıtlar vardı, nüfus cüzdanımda içindeydi, onları nereye koydun? anneeeeeeeeeee” cümlesiyle irkildim. Hangi filimden etkilendiğimi bilemedim ama şöyle bir durup etrafıma boş boş bakıp  “Tanrım bu bir kabus olmalı” dedim. Onbeş gün önce o kağıtları gördüm ve kaldırdım. Hemde önemli belgeler olduğunu bilerek. Geçmişi başa sardım, kağıtları elime aldım ve orada kaldım. Tekrar tekrar aynı sahneleri yaşadım fakat bir türlü masanın başından ayrılıp nereye koyduğumu hatırlayamadım. Oğlanın eline kimlik fotokopisi tutuşturup yolcu ettim, aslını da akşama kadar bulacağıma garanti verdim. Bu arada yay gibi gerildim. hedef tahtamın yerini bilemediğimden gevşeyemedim.

Halbuki sahur sofrası, namaz niyaz bölümlerini geçmiş, çöpcünün tangırtısını savmış oğlanı da yolcu edip yatacaktım. Uykuyu unutup yerini unuttuğumu hatırlamaya çalıştım. Bir sürü çekmece açtım. Diğer uyuyanları uyandırmadan sessiz sessiz arandım. fakat nafile olabilecek yerlerde yok. birazda olmayacak yerlere baktım. Netice yok.

Bu hafızadan silinen kayıtlar genelde yakın zamana ait. Geçmişte ana babaya yapılan tafraların  intikamı mı? Ölüp giden beyin hücreleri mi? dolu kayıt bölümleri mi bilemedim. Aramızda kalsın ama her gün yaptığım şeyleri de  unutuyorum. Örneğin yazlık ile kışlık arasında gidip gelirken diş fırçamın rengini, mutfaktan çıkınca ocaktaki yemeği arada çocukların ismini de unutuyorum valla.

Baktım netice yok gidip yatayım, bir umutla kız belki biliyordur dedim. Hafıza jimnastiği ile biraz daha çabaladım,. Kendimi parça rüyalarla dolu uykuya bıraktım. Kalkınca üç koldan aramaya başladık. On yıldır kayıp evlenme cüzdanımı, telefonu olmayan şarj aletlerini, kayıp tepsi örtümü, nereyi açıp kapadığı mechul kuımanda aletlerini, bir miktar yumak halinde tozu, çeşitli zamanlara ait bozuk paraları, renk renk tokaları bulduk. Evraklar yok. Telefonla oğlana da iş yerini arattık. (Geçenlerde kütüphaneye teslim edeceği kitap için üç gün seferber olduk da çekmecesinde çıkmıştı.)

Günün yarısından çoğu geçti, Özet: ” Yok, yok ve de yok”

Biraz daha vakit daralırken bende aniden bir ilerleme oldu. Kağıtları dosyaladığımı ve kolay bir yere koyduğumu hatırladım. En kolay yerde çalışma masasının üstü. Tek tek ne varsa kaldırıp, havalandırıp aradım. Sonunda ince bir dosya halinde aynı renk iki kitabın arasında buldum.

Allahım o ne güzel bir andır. Bedenin bir koltuğa yığılırken ruhun uçuşarak şarkı söyleyip dans ediyor. Bir huzur, bir başarı kazanma hissi, çocuklara karşı alınmış bir galibiyet, tazelenmiş çemkirme imkanı…

Ben bu sahneleri yıllar önce farklı bir rolde oynadım ve yaşadım. Şimdi hem annemi hem de çocukları anlıyorum.Rahmetli anamı sabıkalı tutttuğumuz durumlar hiç de kasıtlı değilmiş. Kadıncağız unutuyormuş demek. Yalnız ilginç bir nokta var. Çoğu insan önemli evraklarını dosyalamıyor ya da evde özel bir yer ayırmıyor. Gerçi benim bir çekmecem var ama içi tokadan çakmağa kadar en az 100 kalem ıvır zıvır ile dolu.

Demek ki neymiş ; “Tarih tekerrürden ibaretmiş”  Tarihi yazanlar daha önce yaşayanlarmış. Bunların gençliği bir faydası olurmuymuş ? Tabii ki de “hayıııııııııııır”  Çünkü ebebeyin tarihi bir kez yazılıp bin kez okunmaz. Güncellenmiş olsun diye bir öncekiler yazar, bir sonrakiler okumaz onlar da yazar.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑