Evin annesinin evrimi


“Bugün ne giysem ?” diye uyandığınız sabahlardan “Bugün ne pişirsem?”  dediğiniz sabahlara geldi iseniz sizde bir çok bakımdan ilerleme var demektir.Aslında bu iki cümle de evin annesinin evrimine işarettir.

“Bugün ne giysem?”  diye uyandığınız sabahlar gençlik ve bekarlık yıllarına rastlar. Muhtemelen okula ya da işe gidilip, kalabalığın arasına karışılacaktır.Hoş görünmek, güzel giyinmek onları bakımlı saç ve tırnaklarla desteklemek “Hoş kız, güzel kız” deyimlerini hak etmek için çaba göstermek gerekir. Bu nedenle gözünüzü açar açmaz aklınıza ilk olarak ne giyeceğiniz, nasıl görüneceğiniz gelir.

Yıllar yılları kovalar “hoş kız” “yeni evli” “yeni gelin” kervanına katılır. Yeni gelin de çoğu sabahlar “Bu gün ne giysem ?” bazı sabahlarda “Akşam yemeğini nasıl halletsek ?” diye uyanır. Eskiden bir tek kendine bakarken şimdi hem eve, hem kocaya, hem de gelen giden misafire  bakmak gerekir.

Hoş kız hoş kadına terfi etmiş fakat durumun da  süreklilik yoktur. Eksiklerini iş yerinde el çabukluğu ile halletmeye çalışır. Bir görünür bir kaybolur eski hoş halini bulur. Artık sorumluluk artmıştır. Yaşı da , vücut çizgileri de, yüz çizgileri de zaman içerisinde ilerlemiş, gelişmiş, belirginleşmiştir.

Hoş kız, hoş kadın derken bir de bunlara “Genç anne” eklenir ki  bu da kendi kendinden geçme durumlarının ilk belirtisidir. Ev, iş, çocuk derken dünyanın tüm derdi omuzlarında iken ” Ne giyebilirim acaba?” zamanı gelmiştir. Eskisi gibi detaya kaçmaz. Bu dönemlerde anne pratik ve uyumlu, oturup kalkması, giyip çıkarması kolay, modadan az çok çizgiler taşıyan üniformaya yakın kıyafetler seçer. Bunların her parçası her gün değişmez, bir hafta boyunca aynı etek üç bluz ile durumu idare eder.

Güzel giyinmiş hoş kızları görünce arada sırada gaza gelse de anne bu geçici bir durumdur. Bir iki denemeden sonra ruhuna darlık gelir. Kırmızı ojeli bir tırnak musluk başında, fönlü saç yemek buharında, şık bir kıyafet çocuk kucağında iken uzun ömürlü olmaz.

Bu arada evlilik beşinci, onuncu, on beşinci gibi kritik  yıllarını geride bırakmış gümüş yıla doğru ilerlemektedir. Evli yıllar sayısı yirmileri bulduğunda anne muhtemelen emekli, boyunca çocukları olan, ruhu genç, bedeni az çok yıpranan kiminin ablası, kiminin teyzesi, esnafın da yengesi kıvamına gelmiştir.

Yemek seçen ve seçmeyen, bazı sebzeyi, meyveyi seven, bazılarını sevmeyen küçük bir topluluğa en az bir en çok beş öğün besleme hizmeti sunduğundan ortak noktayı ve tekrar etmeyen çeşitleri bulması çoooooooooook zamanını alır.Bundan dolayı da artık sabahları “Bugün ne pişirsem?” diye düşünerek uyanır.

Hizmette kusur etmemeye çalışan anne giyim kuşam konusunda geriye doğru düşünüp ileriye doğru yaşar.Gençlik geride kalmış arada kayıp yıllar oluşmuştur. Ortada yetişmiş çocuklar, sınavların çocuğunu geride bırakmış bir evlilik, evrimini tamamlamış bir anne, annenin dudaklarında yarım bir tebessüm, kulaklarında “Ebebeyinler  çocukların dişlerini bilemek için kullandığı kemiklerdir” sözü çınlar durur.

Reklamlar

Pazar günü annesi


 Pazar günleri cümle aleme tatil, bir tek evin annesine değil. Çalışan, okuyan, hatta boş oturan herkes pazarın keyfini sürer tadını çıkarırken onlara hizmet veren , tatillerini muhteşem saatlere çeviren biri var.

Büyük bir çoğunluk tatili uyumak, geniş zamanlarda lezzetli ev ve el yapımı yemek yemek, boş boş tv seyretmek, fanatikse on yüz bininci defa takımı hakkında  yorum seyredip maçını izlemek, çocuksa isteklerini tek tek hatırlatıp ortamın yumuşaklığından faydalanıp ısrar etmek ya da mavi ışıklı bir ekrana odaklanıp hareketsiz kalmak olarak anlar.

Bir pazar gününün içine bunların tümü sığar. Evin annesi o gün erken kalkmaz daha doğrusu gürültü yapmamak için kalkamaz. Tam bir sabah insanı olduğundan uyanmış olduğu saatle kalkacak olduğu saat arasındaki farkı gözleri yumuk, beyni çalışır vaziyette sıralama yaparak geçirir. arada dalıp giderse de sifonun ve ardından kapanan kapı sesi ile kendine gelir.

Nihayet biri kalkmıştır. Diğerleri de uyku ile uyanıklık arasındadır. Kimi çayın kokusuna, kimi de ” gazete ile ekmek sırası kimde ?”  sorusuna cevapla güne başlayacaktır.

Anne ilk olarak elini yüzünü yıkar, akşamdan makineye doldurduğu son parti çamaşıra temizlen komutunu verir. Salona kapıdan “günaydın” der ve çay suyunu koyar. Ardından balkonda asılı duran kurumuş çamaşırları toplar. Ütülükleri ayırır, diz kapaklarına ulaşan yığın ile göz teması kurar. Çorapları eşler, havluları yerine dizer. Bu arada su kaynamış, çay demlenmeye başlamıştır. İçeridekiler gazeteyi pay edip, tv de magazin izlemektedir. “Çay hazır mı ?” diye soranlara süre verilir ve sofra dizaynına geçilir. Bu özel güne özel ikramlar annenin sürprizidir. Soranlara” bekle de gör ” derken fırına kremalı patates, tavaya krep hamuru, kahvaltılıklara çeşitli peynir, zeytin, bir miktar yeşillik ve domates konur. tereyağlı yumurta tam masaya otururken sunulur.

Annenin özene bezene hazırladığı her şey özensizce çabucak tüketilir. çayını alan koltuğa yayılır, keyfine devam eder. Anne de bundan nasiplenmek ister. Çayı elinde bulabildiği bir iki sayfa gazete parçasına göz atar. aklında toplanacak kahvaltı masası, bulaşıklar, kulağında çamaşırın sıkılma sesi ile huzursuz olup işinin başına döner. Diğer ahali hala yatıp yuvarlanmakta, bulmaca çözüp, diğer öğünlerin menüsünü düşünmektedir. Bu arada banyo devamlı meşgul ve ıslaktır. Çünkü ev halkı pazartesine hazırlanmaktadır.

anne bir an önce koltukta yer bulup, kahvesini yudumlarken aile geyiklerine katkıda bulunmayı hayal ederek kapasitesini zorlar. Daha hızlı ve seri çalışır. Ondaki bu azmi gören hane halkı ona yeni görevler yükler. “okul kıyafetleri hazır mı ?, takım elbise kuru temizlemeden geldi mi?, akşam yemeği saat kaçta gibi soruların yanında performans ödevlerine yardım teklifi, mutlaka çok acil olan bir ihtiyacın temini ek hizmetlere katkısı da sorgulanır.

Akşam yemeği oy birliği ile nispeten kolay hazırlanan ve ya satın alınan bir öğüne ya da balık patates menüsüne yönlendirilir. son seçenek annenin günü banyoda noktalamasına sebep olur ki bence en ağır öneri budur. temizlemesi, kızartması (genelde tercih sebebidir), salatası, patatesi, mutfağın koku ve yağdan arındırılması, yenilip bittikten sonra “Öööööööööf her yer kokmuş” şikayetlerinin sineye çekilmesi tüy dikilmesine ramak kaldı işareti verir.

Saatler ilerlemiş, ev halkı yavaş yavaş pazartesi moduna girmeye başlamıştır. Anne en son acil ütüleri yapar. herkesi yatırdıktan sonra evine şöyle bir bakar. Dağılmış gazeteler, sağda solda türlü çeşitli, dolu boş bardaklar, örtüler, yastıklar, ilginç yerlerden sarkan havlular, tek tek çoraplar ve de memnun ettiğini sandığı mışıl mışıl uyuyan insanlar.

Bakaaar, bakaaaaaaaaar ve “Anneler tatil yapmaz, tatil yaptırır” cümlesinin ne kadar doğru bir ana sözü olduğunu düşünür.

TV siz bir gece


Taksim’den baktın mı şehrin teeeeeeeeee öbür ucunda oturuyorum.Hele ki E-5 de TEM de kaza varsa, yağmur yağmışsa, hafta sonu ise, millet oto yola sıfır AVM lere gezip tozmaya gelmişse, dört tekerli ne ile yolculuk edersem edeyim ev bana yıldızlar kadar uzak gözüküyor.

Niye Taksim’den baktığıma gelince; çünkü ben orayı şehrin merkezi ,buluşma, yeri bilen bir nesildenim. Her yere ulaşım kolay olduğundan heykelin önünde buluşulur, önceden yapılmış planlar uygulanırdı.”Buluşalım da bakarız” modeli henüz hayata geçmemişti. Bir bilen bir bilmeyene  ” o zaman heykelin önünde seni şu saatte bekliyorum” derdi. Kim bilir kaç kol kavuşup sarıldı, kaç el elveda için diğerine uzandı bilinmez.

Tur otobüsleri AKM’nin önünden kalkar, hava yolları yeryüzüne indirdiği yolcuları “Buraya kadar, dağılın ” diye meydana salardı.Gözümün gördüğü ilk fast food  Kristal Büfe meydana yakın bir yerde hizmet verirdi.Heykelin dört yüzü sanki dört yöndü. İster deniz tarafına, ister Avrupa ‘ya, ister Anadolu’ya, ister Çiçek Pasajı’na.

Yönlerde değişen bir şey yok ama heykel kuşlarla, polislere kalmış. “Bir fotoğraf çekine bilir miyiz” hizmetine devam ediyor. Şimdiki buluşmalar BugerKing’in önünde Starbucks’ın içinde.

Uzaklığı bir yana yerimi yurdumu seviyorum aslında. Tıpkı eski yıllardaki gibi mesafeli evler, arada parklar bahçeler, eve yakın  okullar, marketler. Camdan baktığında hem arabaları hemde yayaları görüyorsun. Gökyüzünde hem uçaklar hem de kuşlar var. Yağmur da kar da yakışıyor sokaklarına. Bazı kış gecelerinde bozacı bile geçiyor.

Her şey iyi güzelde, bir kuvvetli rüzgara, bir şiddetli yağmura teslim teknoloji.İnternet kesiliyor DijiTürk gidiyor.Şimdilik hep tek tek gittiler ama elektrik kesilirse her şey toptan yolcu.Dün akşam yani bir cuma gecesi tv yayını gitti.Ekran  açıkken tavsiyelerde bulunan bir mavi bant ile gece lambası ,kapalı iken gölgeleri gösteren bir ayna gibi kaldı.Evde bir panik havası gençler de ne olacak şimdi telaşı. Oğlanı laptop’un başına oturttum, dizilerini indir Japonca’nı geliştir dedim. Kızla ikimiz kaldık. Bir zaman içerideki pc de bakındık. Hem pay edemedik, hem de hızını beğenmedik.Sessiz sakin salonumuza geri geldik.

Adı “yaşar” olan bir örgüm var.  Hani bir türlü biteme yenlerden, Ayşe’ye niyet Fatma’ya kısmet dediklerimizden. Aldım elime kıza da bir kırmızı atkı başladık İlk sırayı ördü, ikinci sıra hem yanlış oldu, hem de sıkıldı.Şişi yumağı attı ortadan kayboldu. Ben biraz daha gayret ettim.

Bir zaman sonra kız elinde kağıtlarla çıka geldi.”Ben şimdi sana giyinip giyinip gelicem sende bana puan vericen” oyun başlıyooooooooor” dedi.

Elinin her tırnağını ayrı renge boyamış, saçlarının kimi aşağıda kimi yukarıda, aralarda türlü tokalar, bir laf kalabalığı ile beni kandırdı. Kağıt poşetten, rengi kıyafetine uyan teli kırık şemsiyeye, nerede olduğunu benim bile unuttuğum terliklerimle, akla hayale gelmeyen ama üstünde bir araya gelen renklerle bir saat boyunca giyindi soyundu, gitti geldi. Ben puanlarını verdim en yüksek sekiz en düşük eksi bir dedim. Yerli yersiz öpücüğü hak ettim.

Şimdiki neslin anne kız ilişkileri bize göre çok samimi. Biz hem korkardık, hem de gözle görülmeyen elle tutulmayan ama tarifi aklımıza kazılı sınıra takılırdık. Öyle şapur şupur halleri, durmadan oynayan elleri ayakları sevmem ama bu kız huyumu suyumu değiştirdi. Yüz versem 24 saat sevgi yumağı halinde dolaşacağız.  Bir de bir çenesi var  içindede pabuç kadar bir dil yetişmek mümkün değil. Hiç önden bir ağır, bir de orta ağır iki abisi var demezsin.

Saati 22.30 ettik ama hala kanalllarda  tık yoktu. Birazda sanal alemde kavga dövüş ev döşedik.  Sonra da hadi erken yatalım bari dedik. Aslında erken değildi güle söyleye saati 12 ettik ama tv olmayınca zaman geçmedi zannettik…

Hayat müşterek midir ? acaba


“Hayat müşterektir” cümlesi evliliğin temel taşlarından olup, uygulaması %100 oranına göre %25 in üzerine çıkamamaktadır.

Günlerden bir gün Beyoğlu’n da yürürken sabah programlarının acar muhabirlerinden biri bir mikrofon uzatsa “Hayat hangi konularda müşterektir?” dese, uzun uzun düşünüp cevabın başına bir takım “eeeeeeeee” ve “ıııııııııııı” gibi uzun sesli harfler ekleyerek, birazda eşimin hakkını yememek için “Kestirme yolları bildiği için arabayı en çok o kullanır”, “TV kumandasını kollarım kas yapmasın diye uyanık olduğu sürece bana vermez” ya da “Bana kolaylık olsun diye çorabının iki tekini de aynı odada çıkarır” diyebilirim.

Ev kadınlığı nasıl bir etiketse eğitimli olmak, çalışıyor olmak, sarışın olmak hatta iki yabancı dil bilmek bile imzayı attıktan sonra solda sıfır gibi kalır.Hele bir de hayatınıza çoluk çocuk da eklenirse  üzerinizdeki etiketlerden yamalı bohçaya dönersiniz. Evin annesi, doktoru, psikologu, garsonu, ahçısı, temizlikçisi,ütücüsü… artık kapıdan içeri girdiğinizde ya da çıktığınızda ev halkını ilgilendiren ne varsa sizin sorumluluğunuzdadır. Çalışıyorsanız bunların bir kısmını yapacak gücü ve zamanı bulamazsınız. O zaman da bunları yapacak birini bulmakta sizin görevinizdir.

Evin annesi saat kaçta yatarsa yatsın hep aynı saatte kalkmak zorundadır.Yılın en az 355 günü yemeği pişirmek ya da temin etmekle mükelleftir. Kopan düğmeler, içinden ayak parmakları çıkan çoraplar,çamaşır sepetinden çıkıp askıya asılma sürecini tamamlamamış gömlekler, ütü çizgisi doğru yoldan çıkmış pantolonlar ya onun ihmali ya da gözünden kaçanlardır.

Çocukların dersleri, gidecekleri doğum günlerinin hediyeleri, spor faaliyetlerinin düzenlenmesi, yıkanıp paklanıp haftaya hazır edilmesi de annenin eline bakar.Pazardan çıkıp pazartesine savaş alanı görüntüsü almış olan evi akşama kadar yaşanabilir hale getirmek, aynı gün içerisinde üç çeşit sağlıklı , besleyici yemek pişirmek, akşama kapıyı söylenmeden güler yüzle açabilmek ev psikolojisi için büyük önem taşır.

hafta sonu toplu alışveriş için babayı ikna etmek, akşam yemeğini fast food alanına kaydırıp arada kaynatmak, evden beş kalem eksikle çıkıp 35 çeşit malzeme ile dönmek zaman içerisinde kazanılan yeteneklerdir. Çalışıyorsa kendi parası ile çalışmıyorsa babanın bıraktığı harçlıkla ihtiyaçları karşılamak, her türlü faturanın son ödeme tarihini hatırlamak, her daim sihirli anne havasını yaşatmak ona yakışır.

Bir demet çiçek gücünü ikiye katlar, bir öpücüğe tav olur, iltifatlarla dolu iki üç cümle gözlerini doldurur. üçünü bir arada bulursa geçici olarak ruhunu teslim eder.

saymakla bitmez evin annesinin nitelikleri kendi ana renkleri tonlar halinde yayılır eve.Dört duvar arasındaki cennetin de cehennemim de mimarıdır anne.

Yeni yıldan önce yeni başlangıçlar…


Ev kadınlarının en sakin, en çok kendiyle baş başa kaldığı zamanlar gecenin içinde yakaladığı uykusundan çaldığı saatlerdir. Çocuklar yatırılmış, ortalık az çok toplanmış, “yarın sabah erken kalkacaksın, hadi sen git yat” diyerek evin babası yatağına yollanmış, mümkün olduğunca az ışıklandırılmış bir oda da evin annesi günün muhasebesi için kendiyle baş başa kalma ortamını yakalamış olur.

Muhtemelen TV de seyredecek bir şey  yoktur, ama yine de açık durur. Camdan baktığında  karşı evlerde tek tük ışıklar, belki gökyüzünde ay, benim kadar yalnız mıdır dediğin yıldızlar parlak ışıkları sayılır yorgun gönlünün.

Yangına giden itfaiye, hasta taşıyan ambulans, olay yerine intikal etmeye çalışan polis sirenleri, topluca başıboş dolaşan havlayan sokak köpekleri, yoldan geçen arabaların motor sesleri bir köşede büzülmüş TV seyrettiğini sanan evin annesinin bir an irkilmesine sebep olur.

“Bir an içim geçmiş” diye düşünür de anne gidip yatmayı düşünmez. Aksi gibi bir anda karşısına tam da onun tarzı olan romantik, içinde bir çok güzellikler barındıran iyi bir film çıkar. Tüm günü koşuşturma ile geçen, yemek, alışveriş, temizlik, çocukların dersleri, bitmek tükenmek bilmeyen şikayetleri… gibi işleri halleden karşılığında sadece mutluluk puanı alabilmeyi arzu eden anne kendini mutlu edecek bir fırsatı değerlendirmek isterken içi içini yer. ” Aaaaaaay çok da güzel bir filmmiş, seyretsem sabah kalkabilir-miyim acaba?”

Annelik dipsiz bir kuyudur. Işığı görürsünüz ama ışığın sizi gördüğünden emin olamazsınız.Çocuklara hizmet, kocaya hizmet, eve hizmet, anaya, babaya, ataya hizmet, iş yerinde etrafını memnun et derkeeeeeeeeeeen çocuklar büyür, emeklilik zamanı gelir, evlilik bir bilmece olmaktan çıkar. Kısaca taşlar yerine oturur. Kendini mutlu et zamanlarını 24 saate yayar, cümle alemle de  paylaşmak istersin…

Sayfama, benim iç ve dış dünyama HOŞGELDİNİİİİİİİİİİİZ…

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑