Evin annesi 2 şubat gününe başlarken

Etiketler

, , , , , , ,


Herkes uyurken erken kalkmak ile herkes uyurken uyanık kalmak aynı şey mi dir ? Aynı olmasa bile benzerdir. Tatilin son haftası, kahvaltı hazırlayacam diye evi terk edemiyorum, sabah sabah yapılacak işlerim var, gürültü edemiyorum, iki arada bi derede elimi kolumu bağlayan bir cenderede, yemek pişen bir tencerede gibi miyim ? Kendime sorduğum sorularda ne kadar dürüst ola bilirim, soruyu olası cevaba göre sormuş isem, kendimi şaşırtma olasılığım kaçtır ? şaşırtmalar şaşkınlık doğurur, bu doğmuş şaşkınlıklar, öfke yüklü bulutlar olup, yağmur dökerlerse, “ağlamak iyi gelir her şeye ” ye bağlanabilir miyiz, bağlandığımız yerde kalmak bize yosun tutturur mu, o yosunlara midye tutunur mu ? midye dolması mı deriz midyeli pilav ya da pilavlı midye mi doğru olur, yanındaki limon her şeye limon sıkın, olmadı, kendinizi sıkın, kendi kendinizi sıktığınızı sanarken, sizi sıkanları gözden kaçır mayın, göz hapsine aldıklarınızı aman ha sakın salmayın, gözden kaçanlara nöbetçi bahaneler bulundurun, bu nöbetçiler “gözler kalbin aynasıdır” takımından olsun, amaaaan olur ise böylesi olsun, neticede hepimiz bir yerde kalender meşrebiz, değilsek de ara ara olmanın bi zararı yok, kim ölmüş hoş görüden , aaay belki de ölmüştür ??? kimseyi bağlamayalım, aman zaten bağlanmayalım, bağlı tutmayalım, hadi o zaman ; hep beraber kuşlaaaaar gibi olalım, dermişim 🙂 Kuş olmanın bile kuş beyinli olmak gibi bi suçu var.
Sonuç her şey birbiri ile ilintili, tek olan, hiiiiiiiç bir şey yok, ya eşini bulamayan, ya da yanlış eşleşen var. Uzattıkça uzata bilirim, 🙂
Satıcı filmini gördüm, Ayrılık filminden daha iyi değil, ama güzel, tavsiye ederim, iki saatten fazla sıkmadan ilerliyor, başroldeki erkek oyuncu Ayrılık’tan kalma, büyümüş, daha bi hoş olmuş,kız da güzel, “ağzı burnu fındık gibi” deriz biz, aynen öyle. Festivalde gözüme kestirmiş idim, tam bilet alırken çöken site yüzünden tekrar dönene kadar biletleri bitmiş idi.
Filmin ana fikri ; Adaletin olmadığı yerlerde, kendi adaletini sağlamaya kalkanlar esas hedefin haricinde en az üç kişinin daha ağzına tükürürken, kendi hayatlarını da tükrük yağmuru altında birakıyor, Adalet yerini bi şekilde buluyor ama haz vermiyor, komple acı, yani, Bu arada tükrük derken, yine kibar oldum, isteyen istediği kelime ile eşleştire bilir.
Cümleten günaydın, kısa boylu şubat geldi, uzun boyluların esareti altında geçmez umarım, pehhh umar mışım, kahrolmasın can çekişen umutlaaaar !!!!

BEDRİ RAHMİ’NİN KAĞNISI

Etiketler

, , , , , , , , , , , , ,


dsc04443

Resim şimdilerde bir muhallebici zinciri olan dükkanın duvarından. Pano Bedri Rahmi Eyüpoğlu mozaiği. 1965 de tamamlanmış, bir tatlıcı dükkanının duvarları için tasarlamış “KAĞNI” mozaiği; öküzleri, köpekleri, yükü, sürücüsü, taşıdığı insanı, tekeri, öküzleri dürten sopası, koltuk altına sığınmış çocuğu, buğday başakları, kilimi, heybesi ile bir bütün ve doyumsuz, susarak konuşan bir manzara.

Tabii ki de kıymeti değeri bilinmeyenlerden. Günümüze kadar dükkan bir kaç kez el değiştirmiş, boş kalmış, tatlıcıdan başlamış, şimdiki hali sucukçu olmasından çok çok daha iyi.

Yılları üst üste ekleyip kat kat yığarken, aralardan gelen bir ses, bir renk, bir tat, bir koku … toplaşıp bir anıyı canlandırıyor. Tekrarı ve telafisi olmayan bir zaman dilimine esir düşüyor insan, öyle mi, böyle mi derken tek bir kare resim dile geliyor.

Küçücük bir kız idim. ne için olduğunu hatırlamıyorum, babamla iş yerine geldik. Hatırladığım ; babamın Karaköy’de bir un toptancısında geçici çalıştığı, havanın kapalı olduğu, trafik polisinin üstü açık silindir bir kapta, ağzında düdük, üstünde yağmurluk ile elini kolunu sallayarak trafiğe yön verdiği, dükkanın loş olduğu, metali çok, üstü kalabalık bir ofis masasının önündeki karşılıklı konmuş, arası sehpalı iki koltuk, o koltukların birinin ucunda ben, önümde rahmetli babamın kahvaltı için getirdiği sosisli börek ve çay. Altmışlı yıllar, sosisin girdiği ev sayılı, bizim eve girmemiş daha. Yedikçe ağzımda pul pul dağılan bir börek ve içinde tüm sosis , ellerim ile kırıntısını bile bırakmadan yedim,  ıslak mendil de yok daha , babam elimi ağzımı yıkadı, üstüne bol şekerli bi de paşa çayı, ooooh miss!!

Ömrümce hiç unutmadım, tadını anını, “karnım hiç o kadar doymadı” desem bile olur. işte o böreği yediğim yer bu mozaikli yer, o zaman içine girmedim, babam alıp getirmiş, yeri daha o zamandan meşhur idi.  Şimdilerde sabah ayazında içine konuk olduğum dükkana baktıkça bakasım, yazadıkça yazasım geliyor,  anılar öyle işte, domino taşı gibi, bir birini sürükler gelir,

Dükkanda duvardan ayrı üstü nazar boncuk esintili iki de sütun var, binanın dışında ise ön cepheyi dolanan bir rölyef, bir zamanlar reklam panoları kapatmış, şimdi açmışlar ama Kent Mirası adına utanç verici her yanı.

Bunlar şehrin kuşaklara armağan ettiği bizim sahip çıkmadığımız kültürel miraslar. Ne farkındayız ne de çoluk çocuğa tanıtır anlatırız, Görsel kirliliği telefonlarımıza düşen nostalji fotoları ile unutmaya çalışıyoruz. Bu az çok bilenler için, bilmeyip, öğrenmeyenler için de yapacak şeyler var.  İnsan çoluğunu çocuğunu, eşini dostunu, arkadaşını, konusunu komşusunu bilgiye davet ederek, anlatmalı, gezdirmeli, öğren !, diye teşvik etmeli. Yoksa bildik, havalı yerlerde buluşup, “buradayım !” diye etiket basma ile, pazar kahvaltısına, hafta sonu akşam yemeğine “flaş, flaş  !!!” haber olarak, toptan el ele göz göze şık şıkıdım pozlar verme ile olmayacak bu işler, olursa da böyle işlere, böyle gidişler. Eğitim şart, ama o da demokrasi gibi sadece dillerde, mana ve önemi  sözlüklerde kalmış, yalan olmuş kelimelerin yalan dünyasının askerleriyiz biz !

 

 

RUH HALİME İÇTEN BİR BAKIŞ

Etiketler

, , , , , , , , , , , , ,


Muayyen günlerim var. Öyle değil ama, böyle ;

Bazen canım kimseyi görmek istemiyor, bazen hiç konuşasım gelmiyor, bazen ikisi birden oluyor. O vakitlerde kapandıkça kapanasım, kat kat örtü altında ışıksız kalasım geliyor. İşte bu anlar, benim sinemalarımın başladığı anlar.Gözlerimin önünden bir birine bağlanarak kısa filmler geçiyor, insanlar, ortamlar, ilişkiler, konuşmalar … her sahnede çarpışan egolar var, ego herkesde var, “beni küçümsemeyin, ben basit biri değilim, sıçar sıvarsam görürsünüz gününüzü !!!” mesaj bu.

Ego doğuştan gen olarak biraz vardır, çoğunu çevre yapar, Tepe noktası “egoist” lik olur, egoistin etrafındakileri muhafazası zor olur, içine şiddet ve menfaat katılır, sağlama alınır. Kemik kadrolar savaş için iyi olur.

Topla tüfekle olmaz savaşlar, önce egolar karşı karşıya gelir. baktılar, bakma ile yenişemezler, silaha sardıklarından kurulan orduları öne sürerler, hiç ordunun başında gitmeyen komutanlar lafla peynir salatası yaparak arkadan arkadan gelir. Ego savaşının galibi olur mu ? Olur mu, olur. İlk bakışta hasar büyük olur, zafer ise zaman içinde küçük düşer. Ego ders alır mı, almaz. Ego ders verir mi, verir ama onunda literatürde ömrü olmaz.

Savaşlardan ders alanlar olsa idi, bugün dünya çok başka olurdu, hatta bu dünyaya sığmaz, başka dünyalara gider gelirdik. Mars’a yolculuğun geç kalmasının sebebidir bu egosal savaşlar, dermişim. küçük egonun zaferi küçük, büyük egonun hem hasarı hem zaferi büyük ola bilir, aaah yıkımdır, kıyımdır, bu egolar.

Ego iyi bir şey olsa savaş sebebi olmaz idi, İnsanın kendini başka görmesi, estirilen iki üç rüzgara bakar, insan o rüzgarlarla etrafında bi tam tur atar. Başı döndükçe dünya da etrafında dönüyor sanar, kendini merkeze koyar. Sonra, sonra, sonra … varsın yansın bu dünya.

Yanıyor bu dünya, bizi susturarak, suskunluğumuz çaresizliğimizden değil. Neden peki ??? Bıkkınlıktan, gelişmeyen, değişmeyen her şeyin çelişmesi, bıktırıyor bizi. Kısa ve net cümleler, açık ifadeler, arkasını dönüp gitmeler … tüm bunlar çok bilip, bilmeye meyil edip, bilmeyenlere bilmediğini anlatmanın dayanılmaz ağırlığı mı ???

Yok, yok tam da ifade edemedim, içimden kelimeler cümle olma savaşı veriyor, o karışıklıkta anlamlar anlamsız oluyor sanki. Sonuçta iç dünyamızdaki mağlubiyetler, galibiyetler egosal kazançlar, kayıplar. Neyse ki yaşlanma diye bir süreç var da  yakalayanlar durumu gelecek nesillere tecrübe olarak gözden geçiriyor, hatta yayınlıyor amma “çok da tın !!!” illa ki herkes kendi hikayesini kendi bildikleri ile yazacak.

PAZAR GÜNÜ ; SEV Mİ YO RUM !!!

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , ,


15219648_10154855303653159_8290786376338048772_n

Konu ; Pazar günlerini seviyor muyum, sevmiyor muyum, neden ???

Pazar günlerini sevmiyorum, günün pazar olduğunu bildiğim günden beri sevmiyorum, çoook önceleri pazar günleri benim için hiç bir şey yapılmayan, beni harcayan bir gün idi, şimdiler de ise harcandığım bir gün. Çocukluğuma inersek ; pazarları banyo yapılır, annem çamaşır yıkar, babam uzun uzun yatar, illa ki pazara gidilir, illa ki balık alıp pişirilir, kokusu çamaşır kokusuna karışır, mevsim yaz ise balık yerine mümkün ise mangal, değil ise kapaklı ızgarada köfte çoğunlukla hazırlanan içi evdeki çocuklardan birinin eline tutuşturup ki bundan ortanca olduğum için hep yırtmışımdır, fırına yollama, yurmurtalı, yumurtasız pideler yaptırma. Ayran da evde pütürlü olarak hazırlanır, gün boyu tv açık olur, boş boş pazar programlarına bakılır, kutular açılır, stüdyo konuğu şarkıcı tüm kasetini okur … maç var ise babaların kulağı radyoya yapışır, spiker hızlı hızlı anlatır kiiii hep sağa sola tükürük saçtığını düşünmüşümdür. Hiiiç bir şey üretilmeyen insanı yoran, ertesi gün için sıkıntıya sokan bir gün, hava açık ve güneşli ise de kapalı ve bulutlu ise de aklımızdan geçenlere muhalafet eder, bir türlü bir yere oturmayan bir gün pazar, insanı da bir yere oturtmuyor zaten. genç kız iken kişisel bakım günlerim idi, banyo, ütü, oje yenileme, saçları sarma, o zamanlar kuaförler pazarları kapalı idi, bi de ayakkabı boyardık.

Sonra, ev bark olunca pazarlar en çok yorulduğum günler oldu, çocukları yıka pakla, okul kıyafetlerine yıkama, ütü, ödev yapanların bilmediklerine bilgi kaynağı olma, iyi bir kahvaltı, hatta zengin, çok çeşitli, (tıka basa doyurucu ki bir öğün atlasın), kahvaltı hazırlama, akşam yemeği genelde babadan, dışarıda, yıkanmış paklanmış çocukların lokantada tuvalet kapısında tren olmalarına da hep sinir olup, eve gelince onları yarım olarak bir daha yıkamışlığım var, akşam çocukları erken yatırma çabaları, onlar yatınca sabah işlerinin kontrolu, ertesi güne kahvaltı, yemek ayarı … bunların bir çoğu hala aynı, ama artık akşamları da evde yiyoruz, kalabalık lokantalarda sırt sırta çabuk yemekler yemesini sevmiyoruz artık. Bugünlerde çok moda olan geç kahvaltılara da gönüllü gitmiyoruz, gerekli bir toplanma söz konusu olunca gidiyoruz ve mutsuz dönüyoruz, yani dönüyorum. Oralarda dökülen yemeklere, arsız çocuklara, çocukların kölesi ana babalara, parası ile ters orantılı ikramlara da  sinir oluyorum.

Pazar Farsçadan geliyormuş, Ba=yemek, zar = yer demekmiş. Yemek yeri, yemek günü olarak değişmiş olabilir, abur cubur, çay kahve tüketimi bugünde hat safhada oluyor, uzuuuun uzuuun kahvaltı edilmez ise insan doymayacak sanıyor,  akşam yemeğinin de diğer akşamlara benzememesi önemli, eskiden mümkün olduğunca evde tutulan çocuklar, şimdiler de mümkün mertebe sokakta mutlu edilmeye çalışılıyor, hazır yemek, aptal filmler, eline oyuncak … karşılığı  çekiştirilerek sürüklenen çocuklar da bir türlü mutlu olmuyor, onları çekiştirenler bunu zorunlu pazar hareketi olarak algıladığından zaar. Herkes de bir pazar yarışı var, farklı olanı kim yapacak diye de ben bir fark göremiyorum.

Sonuç; sevmiyorum pazar günlerini, belki pazar günü de beni sevmiyordur, sokakların amacı belli belirsiz kalabalıklarını, sosyal medyaya konsun diye çekilen “bu pazar da acaip mutlu olduk !!!” fotolarını sevmiyorum,herkes uyurken bile ses çıkarmadan yaptığım hazırlıkları demeyeceğim ama onları seviyorum, içimden gelerek isteyerek yapıyorum, yataktan kalkanların “ne pişirdin çok güzel koktu” diye mutfağa kafalarını uzatmalarını, ikramlardan geri dönen teşekkürleri, yüze yayılan mutlu mesut ifadeleri seviyorum. Gerçi ben bunları her sabah yaparım da pazarı iyice ezmeyim diye içine bir satır da olsa sevgi kattım.

Çok yaşasın cuma günü ve akşamları, yaşasın cumartesiler, iyi ki varsın pazartesiler !!!

Fotoğraf Erdal Kocaman’dan , Gürcistan’da gün doğumu imiş, “iki aynının arasında kalmışız biz ” der gibi, geçmiş ve gelecek arasında insan iki tarafa da yaranamıyoruz, geçmiş pazarlar ve gelecek pazarlar gibi dermişim.

2016 FİLM EKİMİ

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , ,


14724503_1522537831093470_5044801877201865607_nFilm ekimi aklımıza ekildi, bitti. Güzel filmler seçmişim, memnun kaldım, iki tanesine bilet bulamadım, hatta ek seanslarda bile. Daha çok gidebilmeyi isterdim. Yaklaşık bu türde İstanbul’da üç festival oluyor . Film ekimi, İF, İstanbul film festivali. Akbank sanat, İstanbul Modern, Pera’da da tek konu üstüne ücretsiz filmler oluyor. Hatta Fransız Kültür’de de var ama oraya girmek artık çok zor,diğerleri de çok kalabalık oluyor, biletler bir saat önceden çıkıyor, önceden kuyruk halleri felan fistan olunca para ile zaman arasında tercih kullanıp daha çok paralılara gidiyorum, İş sanat’ın parasız pazartesilerini de takip ediyorum ama orada pek izdiham olmuyor, olsa da ezilmiyoruz, Neyse yaşasın emekli maaşı diyelim ve konu girelim ;

FRANTZ : Birinci dünya savaşında kayıp edilen bi sevgili, mezar ziyaretinde gizemli yabancı, hatta yana döne ağlayan yabancıyı görünce arkadaş ile hemen etiketledik ama günahını almışız. Siyah bayaz zaman zaman renkli, yabancı şaşırtıcı , güzel film, daha önce de çevrilmiş.

HİZMETÇİ ; Seyir ettiğim en iyi filmlerden, Cannes’da sanat yönetmeni ödül almış, 1930 da Japon işgali altındaki Kore’de geçiyor,olay örgüsü seyirciyi geriyor ama tahminler heeeep sürpriz, sinemalar gelmeyecek, gelse de festivaldeki gibi gösterilmeyecek  bir film, herkes beğenmiş, ben de beğendim.

FLORANCE ; festivalin en eğlencelisi, Meryl Streep, Hugh Grant, hayalinin peşinde zengin bir kadın, Trajikomik gerçek bir hikaye, gerçek bir aktris, tabii ki de Meryl oscar’a aday. Beğenilmeyecek gibi değil, zaman su gibi akıyor izlerken.

BEN, DANİEL BLAKE; 2016 Altın palmiye ve izleyici ödülü var, Devlet insanı nasıl öldürür, işsizlikle gelen süreç, bozuk sistem, boğucu bürokrasi, ben de beğendim.

JULİETA ; Alice Munro’nun bir öyküsünden uyarlanmış, bir kadının hayatının gizemleri ve onunların ard arda açığa çıkması, ispanya’nın Oscar adayı, severek izledim.

MA LOUTE; her festivalde bir JULİETTE BINOCHE seçerim zaten. 1910 da bir sahil kasabası, fakirler ve zenginler, kaybolan insanlar, görseli çok hoş idi, tiplemeleri, absürd esprileri … iyi idi de iyi olmayan bir yanı da var idi, biraz içim kalktı valla.

BİR ULUSUN DOĞUSU ; Nat Turner gerçekten yaşamış ki sonu Cesur Yürek’e benzemiş, köleler ve efendiler, arkasına gelen isyan, araya sıkışan derin bir aşk. Zamanında tüm hakları çiğneyen devletlerin, bugünlerde bir birini toplu kıyım, katliam ile suçlamaları ne garip, ama gerçek. 2016 SUNDANCE jüri büyük ödülü ve izleyici ödülü var. Beğendim.

KÖPEKLER ; İnsanı hiiiç şaşırtmayan, tahminlere göre ilerleyen ama sıkmayan bir film. Değişik yerlerde en iyi film ve değişik bakış açısı ödülleri almış. Yozlaşmanın aşamaları ve sonu … sıkılmadım beğendim.

AŞK VE SAVAŞ ; İsmi ticari olarak öyle çevrilmiş ama esas adı On The Milky Road. Emir Kusturica yazmış, çevirmiş, sütçü rolünü de oynamış, güzel müzikler, acı, dram, sevgi, savaş … bir adamın hayatında üç dönem, filmin sonundaki taşlara benim gibi yorum yapan var mı seyir edenlere soracam. 2007 de çekilmeye başlamış ki bazı sahneler var ki kim bilir ne kadar zamanda denk gelmiştir. severek izledim.

KOMÜN ; Tam da hayattan sıkılınca, babadan kalan miras büyük bir ev !, satsak mı milleti toplayıp da bir arada mı yaşasak derken bi bakıyorlar bir komün, hayatın tam gerçeği olan yerlerine takılıyor insan. En iyi kadın oyuncu ödülü var ki hak etmiş bence. Evet, evet bunu da beğendim.

SİERANEVADA; Bir yas evi, komple teorileri, komünist bir dost, ona düşman ev sahibi, gelenekler görenekler, aldatan, aldanan, gençler, yaşlılar, kardeşler, ana babalar … bir yas evinde buluna bilecek her şey ve her duygu. Benim gibi yakınlarını kaybetmiş, orta yaşı da ortalamışlar için ilginç bir fil idi, bir ara çok ağırdı, daraldım, tam sonunu göremedik sanırım, çok uzun idi, öbür seansdan çalmasın diye bir 7-8 dakika kesildi diye düşünüyorum. Kapıların açılıp kapandığı bir ev seyir ederken insanı daraltıyor ama geçirdik öyle günler, valla yüreği dayanan seyir etsin, tam festival filmi çok ağır, film üstüne film olmadan daha rahat izlenebilir, ne çok, ne az sadece sevdim .

Uzun uzun yazmadım ki bir yerlerden bulup izleyenler olur, sinemaya gelince giden olur, sinema güzel şey, yani ben seviyorum, festival seyircisinde bir bozulma yok ama salonlar ve organizasyon için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, “onları dinlesen onlar da haklı ” diyemem, bir işi  devamlı yapıyorsan her seferinde daha iyi yapmaya çalışacaksın, hizmet sektörü ise hizmeti iyi olacak, hadi inşallah !!!

 

2016 MAYIS AYI GÜNLÜKLERİ

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


13151443_10208192366020614_4641884958400369299_n

Böyle bir yaz gününde Mayıs ayı günlükleri, yazın bizi yakıp kavuracağı, bir gece ansızın şaşırtacağı, yanılmalar, yansımalar, mağdurlarla dolu olacağı hiiiiiiç mayıs ayından belli değildi. Bir takım tespit ve izlenimlerimiz var idi ama bu yakın beklemiyorduk doğrusu, meğer atı alan Üsküdar’ı geçtiği gibi alıp başını gitmiş. Ben bile Mayıs ayını unuttum, bakalım neler olmuş. ihmal ettim buraları, telafi günlükleri bunlar 🙂

01 Mayıs

“Hayat sürprizlerle dolu” kestirmeden aniden olanın bitenin özeti. Bazı olmuş şeyler günü gelince bitiveriyor. İnsan hayatları gibi. “Her şeyin bir sonu var” en çok ömürlere yakışıyor. Dün sabaha iki
ölüm haberi ile başladım. Dünürümüz Süreyya Teyze öldü. Aaaah aaaah birlikte ne güzel günler geçirdik, yazları komşu olurduk, Havuzun yakınında bir evi vardı, bahçesine, balkonuna çoook konuk olduk, ne güzel yemekler yapardı. El çantasını koltuğunun altına sıkıştırır, kasaba, manava, markete, Selimpaşa’dan İstanbul’a giderdi. Hafta sonları çocuklar gelecek telaşına düşerdi, geleni gideni, arayanı soranı çok olurdu, ne güzel bir büyüktün sen Süreyya Teyze. Bir düştü, bir kalça ameliyatından sonra artık eskisi gibi olamadı, bir iki bakıcı macerasından sonra çocuklarında dolaştı, hep evini özleyerek, en sonunda açık kalp ameliyatında masada kaldı denebilir, yoğun bakımdan hayatın yoğunluğunu terk etti, gitti. Tıpkı Kubilay gibi. Kubilay ben Konya’da otururken apartmana evlenmişti.Bizim küçüğümüz, İzmir’li bir kız sevmiş. İki çocukları oldu, Kırmızı saçlısından bir oğlan bir kız, eşi öğretmen idi, çocuk bakımı, ev işi, yemek … gibi hanım işlerini çoğu zaman üstlenirdi Kubilay, sonra kavga gürültü, daha bir sürü şey aile dağıldı, çocuklar babada kaldı.Araya giren ölümler, büyüyen çocuklar, işler güçler, hızlı hayat …bayra derken Kubi dün kafasına sıktı gitti. Birlikte çok yedik, içtik, gezdik, bizim küçüğümüzdüler aileyi tümden severdim. İnsan bir şekilde intiharın eşiğine geliyor, ayrıntıları bilmiyorum ama ne önemi var, ölümü seçen bir insan, kolay mı karar vermek, o aşamaya gelmek.
Menzilleri mübarek, mekanları cennet, kabirleri pür nur olsun !
Şimdi oturduğum apartmanda da bir aile dağıldı, dün kadın çocuklarını aldı, taşındı, ne güzel bir çift idiler, iki kız burada doğdu, yaşlandıkça insan, “suçlu budur, sebep şudur” deyip işin içinden çıkamıyor. Kimse kimseyi dinlemiyor, kimse de kimsenin içinin bilmiyor, önemli olan insanın kendi içini bilmesi, hayat dayatmalara, inatlara, küsmelere, sitemlere … yetecek kadar uzun değil, bir şeyi isteyip istemediğinden emin olmak gerek. Sonuçta isteklerle, imkanların çatışması hayat. Dün ölülerin yanında bir fasılda diri ayrılığa ağladım.
Cenazeden önce nikaha gittim, hayata umutla bakan, en mutlu günlerinin birinde olan gençler ruhuma iyi geldi, Nikah Beşiktaş’da idi, orası da bu tip törenler için kör nokta, gitmesi gelmesi sıkıntı, neyse bu sefer törenden 45 dakika önce orada oldum, damadın halası ile yan yana oturup muhabbet ettik 🙂 Çıkışta çarşıyı dolandım, akşama maç olunca formayı giyen çarşıya gelmiş, bağrış çağrış, kalabalık, sokağa taşmış lokantalar, yiyenler, içenler, bayraklar, duman yapan bi şiler, etrafı gezenler, cumartesi pazarı için gelenler … daha neler neler. Beşiktaş’ın ara sokaklarında hayat var !!! severim bu semtimizi 🙂 Karnımı fast food ile doyurdum, tuvalette makyaj yapan kızlar için üzüldüm, keşke evden yeterince izin alabilmiş olsa idiler, makyajlarını çıkmadan yapabilselerdi. Bu da ev içi eğitimin ayrı bir kolu, yasaklar ilgi doğuruyor ve yasaklar nereye kadar ?
Yediğim yemeği eve gelmeden hallettim sanırım. Ataköy 9.cu kısımdan beşdeki camiye kadar yürüdüm, internetin tarifi çıkmaz çıktı, program tel örgüyü göremiyor şekerim :)))
Eve akşama doğru ruhum ruh değil gibi geldim, biraz kıza uçurtma yaptık, biraz boş boş aptal kutusuna baktım, aklımda; “Şöyle küçük bir Tekel Bayisine kendimi kapatsam da dükkanı tümden içsem, unutur muyum acep, bir faydası olur mu ?” vardı, faydası olmayacağını bildiğim için meyveli bitki çayımı içip, yatmaya gittim. Bir sürü rüya gördüm, şimdi birazı aklımda bile. Unutmak istediğimiz şeyleri unutmak mümkün değil, sadece biraz saklaya biliriz, en iyisi güzeli güzel, çirkini çirkin kabul etmek, güzeli baş tacı ederken, çirkine kendimizden gayri bahaneler aramamak.
Bu hayatta çok tarif var da bize uyanı bulup seçmek zor, amaaaan en iyi tarifler kalbimizde var, kalp okumasını bilmek biraz zaman alıyor ama imkansız değil.
Hadi günaydın olsun bakalım, daha neler neler olacak bu hayatta, hazır mıyız, değiliiizzzz ama sürprizlere mecbur açığız

02 mayıs

“Gündüz insan gece hırt !” tam çıkaramadım ama bu Gırgır’dan bi şi idi, yazı mı , çizi mi bilemedim, ama içeriğini biliyorum, aynı ben. Gündüz ayılıp bayılıyorum, “şunu da yapayım, bunu da yapayım, akşam erken yatayım, yatsıyı müteakip yatmış olurum …” diye günü indiriyorum, sonra bi açılıyorum, yarın oluyor da mecbur yatmaya gidiyorum, sabah da yatakla bütünleşmek istiyorum, kalkmak istemiyorum, kalkarken yan yan bakıyorum da ne fayda, kalkıyorum işte, hatta çok şükür kalka biliyorum. Sonra da gerisi geliyor, yaşama sevincimi kuşanıp, hayatın dikenlerine karşı zırhıma bürünüp, “hazırım eeeeeey hayat, hadi Bismillah !!” diye başlıyorum. Dünya durup dinlenmiyor, dün gece Pelikan Dosyası açılmış. Uzun Adam ile Kısa Adam madde madde kapışmış. Bu durumda vezirin boynu gidici. Saray, sultan … felan fistan olunca herkes bir birinin altını gizliden oyuyor, sonra gelsin kelle avı. Hemen ağ haritası çıkmış, Cemil Barlas diyolar, Barlas’ların şaaaneee yavruları. Bekleyip, göremiyeceğiz, öğlene icabına bakılır, gerçi kusurlu taraf öte taraf, dosya kalır da vezir kesin gider. Ha bugün, ha yarın, muhtarlara havale etsinler işi, dermişim :)))))
Aaaaah aaaaaah yer çekimine bağlı füzelerin artarak düştüğü, ölümlerin bitmediği, polisin en başarılı olduğu zaman Taksim’e çıkanları dertop etmek olduğu, yalanların yılan olup sokamadığı, kötülerin, çalanın, çırpanın kazandığı, “kula kulluk etmek” şirk sayılırken kulun orasına burasına, yatağına, yorganına talip olanların alkışlandığı, oy verdiğine neler neler verdiğini çooook geç fark edenlerin, vermeyenlerle düşman olduğu, bu arada hiç bir şeyin farkında olmayanların olduğu, bunlara cahil demek bile yetersizken … Mayıs gelmiş, memleketimin dağına taşına, hoş gelmiş, bize neler getirmiş, çok umutlu değiliz ama yine de sakladığımız bir iki umut var.
Dünü bir emekçi gibi idrak ettik, bugün yoğun hafta gündemine yoğunlaşacağız inşallah. Bu son etkinlik ayı, Haziran kutsal ay Ramazan olunca, biraz ibadet yoğun olacak, uzun gün oruçlarıni evden çok uzaklaşmadan, tutacağız inşallah.
Bu ayda Tiyatro festivali var, bir yabanci, iki yerli üç biletim ile bir de okuma tiyatrosu rezervasyonum var, akraba pikniği var, bir şehir içi tura niyetim var; arkadaşın konseri var, Ada’ya gidelim dedik, Doğum günleri var, çarşı pazar işleri, yazlığa da gidip, bi bakıp gelmem lazım, bunlar planlı olanlar, bi de ne zaman olacağını bilmediğim beklediklerim ile aniden gelişenler var, 19 Mayıs da tatil var diyolar, bu gelen giden demek olur, kızın kursu başlayacak, okula gitmem de gerek, okunacak kitaplar dergiler var, indirilecek filmler de olabilir :))) Bizim niyetler bunlar, bakalım kaderde ne var, eskilerin dediği gibi “Allah ne diyecek”, yarın kandil var, daha neler neler var, günler gösterecek. Bir yerler de patlamadan, facia haberleri almadan, barışa hasretin biteceği bir ay olsun, hadi inşallah
Kızı gönderdim, bir pazartesi klasiği olarak ütünün başına gidiyorum, bugün yemek yapmıyacam, dışarıya çıkmayacağım,çünküüüüüüü Kargo bekliyorum 🙂 Kargocu benim paketi kesin ayrı yere koymuştur, “Aaaaay gene o bilmiş kadın !!!” demiş midir, bildiyse demiştir, hakkını aramak ukalalık ise, evet, öyleyim. İyi olduğum konularda mütevazi oluyorum genelde, aile terbiyesi gereği :))))
Hepimize kolay gelsin, Barış her yere gelsin ama bizim ülke acil, doğudan başlasın çabuk gelsin, olabilecek en iyi hafta olması dileğiyle, cümleten Günaydın

03 Mayıs

Kızımın bir şeye niyetlenip de onun peşinden azimle gitmesini seviyorum. Bir haftadır uçurtma ile uğraşıyor, pek bir yardımın olmadı, olan da ucundan tutma, eksik satın alma, şahsi fikirlerimi uzaktan sallama şeklinde idi. Bir yaptı idi, dün akşam yeniden yaptı, bence oldu, uçar ise not alacak. Uçmasa da çok emek verdi, emeğinin hakkını alması lazım, yine de “annem okula gelecek !!!” diye hocasına bi hatırlatma yollama gereği hissettim :)))) Aaaaay ne günlere kaldık, tehdit, şüphe, menfaate uygun beyan … huyumuz suyumuz oldu.
Uykumu aldım, dinlendim, bugün daha iyiyim, kalbimde şakıyan geveze bi kuş var. Değişen gelişen bir şey yok, memleketimde yani olumlu olarak, olmayanları neşemize meze yaptık, yalan dolan içiyoruz. Ankara’ya havuz, hayvan ve soyut heykel ihalesi açılacakmış, heykeller arasında Deniz Atı var da niye Kobra yok diye haykırıyor Ankara, Büyük Vazo da alınacakmış. İçine yağmur suyu toplanacak olabilir mi ?
Anneler günü bu hafta sonu, annemizi ne kadar sevdiğimizi anlatmanın yol tarifleri reklamlarda. Pırlantadan, el mikserine, çarşaftan, ayakkabıya kadar yolu var. Bu anneye hediye ilginç, çoğu hediye anneye “al bununla daha başarılı üretimler yaparsın” imajı veriyor, boynuna, eline, koluna hediye de pek bir maddi duruyor, “beni bu kadar seviyorlar” gibi. Aaaay bu annelere de yaranmak zor !!! :))) Aaaah anneler ne ister, anneler mutlu evlatlar ister, kendi kendine yeten başarılı evlatlar ister, evladının evladını ister, tüm bunları gözü ile görmek ister, hediye ile gün gelip gitmeyen evlatlara bahane. Maddiyatçı anneler de var illa ki ama çoğunluk bir sıkı sarılmaya, iki üç öpücüğe tav olur Ben de evlendiğimden beri anne olduğum için her çeşit hediyeyi tatmış bir kaç senedir, “Yeteeeer !!!!” demiş biriyim. Çocuklar sağ olsun, varsın eli boş ama gönülleri anne sevgisi dolu olsun, annenin de kendini sevdirmesi önemli, çoğu anne başarır bunu, satın alınan çocuklara satın alınan anneler olur, o da başka.
Hediye vermesini severim, almak da zaman zaman hoşuma gider ama beklenti içinde değilim, birine bir şey verip unutanlardanım, benimki snapchat gibi (her şeyi de bilirim, henüz hesabım yok, olsa mı bilmem :))) ) Zaten hediye işini çözeli yıllar oldu, gerekirse kendi kendime hediye yapıyorum, valla 🙂 Değiştirme kartına da gerek olmuyor, vereceği mutluluk kesin. Bu hafta sonuna da iki günlük planım var, bana her sene illa ki hediye alan ablama yıktım birinin maliyetini. Ben kitap, kitap ayracı, muhtelif bilet, değişik yemek, daha önce gidilmemiş yerler, kağıt, kalem … seviyorum. Kızım uzun yıllar resim yaptı mesela, bak onların bazılarını saklarım, çocukların yaptığı kartlar filan da var. Amaaaan geçelim bu suni mutluluk oyunlarını,
Bugün Kandil, tüm dünya için iyi dileklerimi tekrarlıyorum, zaten hep herkes için iyilik isterim, Barış ve Huzur’u illa ki istiyorum, haklının hakkını almasını, ölümlere “pardon” yapılmamasını, gençlerin ne istediğine iyice bi bakmasını, herkesin çok okuyup, çok merak edip, çok sormasını, altını deştiği şeylerin özel hayat değil genel yaşam koşulları olmasını, ön yargılı nefretin son bulmasını … istiyorum. Füzeler düşmesin, insanlar evinden yurdundan edilmesin, koltuk kimsenin kıçına yapışmasın, çocuklar gülsün, şeker de yiyebilsin istiyorum. Gerçi şeker işi Canan Hocamı üstümüze salar ama “Hocaaaaam , biraz yesinler, sonra bırakırlar, bak biz yedik, şimdi bıraktık, şeker sadece Candy oyununda dolanıyor, ama hocam çaya tereyağ önerisi hiç olmamış, Kandiliniz Mübarek olsun, son ikiliyi bi daha düşünün, en iyi tereyağ, en iyi çay ile en iyi ikili olmazzzz !!!!” diye bi mesajı da evrene saldık, Canan Hocam alır mı görecez, olmadı snapchate geçicez artık.
Aaaaay bu sabah da böyle, helva yapıcam inşallah, dualarım hepimiz için, tek tük insan iyi olmuş, olmuyor, hep beraber iyi olalım inşallah, Cümleten Günaydın

04 Mayıs

Ülke bir çay partisinde buluşanların konuşması gibi. Hani kadın kısmına çok yakıştırılır ya erkekler hiiiiç yapmazmış gibi. Dedikodulu toplantılarda süslü püslü, vitrini sağlam içi boş ama ilk bakışta anlaşılmayan, adam gibi adam olmayanlar kaynatıyor. ” o demiş, bu söylemiş, o yapmış, bu olmamış …” Kazan kaynatma ülkesi burası. Kulağımın biri radyoda, biri arka planda Medyaskop TV de gözüm oyundaki taşlarda, hepsi bir arada oluyor. Hatta oyunlar daha çok dikkat istiyor, gerisi teferruat gibi. Uzun adam, Kısa Adam’ı hedefe koydu. Emanet geldiğini biz biliyoduk zaten. Nedir bu “kol kırılır, yen içinde kalır” zihniyeti. Bu zihniyet komple hayatların içine tükürdü, yanına bi de “elalem ne der” desteği aldı mı, kararmış,zindan hayatlar, insan çilehanesi oluyor. Her parti kendi içinde kaynamaktan faydalı bir iş yapmaya fırsat kalmıyor, Kilis’e yeni füzeler düşmüş. Şimdi yeni haber geçtiler, nedir bu olanlar bitmeyenler, bitmeyecek gibi görünenler.
Bir de buradan sallayanlara şaşıyorum. Facebook orta yaşa hitap eden, arkadaş sınırı konulan, arkadaşını seçme hakkı bulunan bir sosyal kurum. Gençler buraları terk etti. Biz kendi halimizle hallenirken, tehdit dolu, nefret dolu bildirimler ne işe yarıyor acep ? Ya da onlardan ne umuluyor, Misal benim arkadaşlarımın çoğu benim gibi, onlara ulaşabiliyor muyum, hepsine değil. Ama resimler iyi oluyor, onlar çok yere ulaşıyor, hatta “bunlar belki yazılara da ulaşıyor diyebiliyoruz ” bi de gizli saklılar var, bi bakıp çıkanlar. Valla herkes nasıl kullanırsa kullansın da sövüp, saymadan kullansın. Eğiteceği insanlar varsa onlara grup açsın. Eğitim orta yaş için geç ama umut da kesmemek lazım. İkinci Baharda çiçek açan arkadaşlar var, biz onları kutluyoruuuuz :))))
Yani, söylecek çok şey var, hele benim gibi çeneli birisi için vakitler dar gelir. Fakaaaat gönlümüzde bir program var, elimizden gelenlere bakıcaz, yağmur da var diyorlar, yol üstü şemsiyeleri artık 10 lira olmuş, tek tasam yanıma şemsiye mi alsam, kolaya on lira mı koysam. He valla, bugün böyle, “Dertleri zevk edindim, ben de neş’e ne araaaar” diyenlere ithaf olunur :)))))
Günaydınlar olsun, Metrobüs duasına amin diyelim de sırt sırta olmayanlara denk gelelim, yoksa bu gezme işlerini bırakıcam dermişim. Bu arada vizesiz seyahat için ilk mani çıktı, ayrı bi pasaport ona da ayrı bi sayfa gerekmiş, onun ihalesi de yıl sonuna yapılacak mış, mış mış da muş muş. Dayan eşşeğim, dayan yaz gelecek yonca yiyecen, Nasa’yı takma kafana, yok kuraklık, olmazsa sana ithal yonca alıcam diyebilseydim ama maaşım arttıkça azalacak, malum gelir dilimi, Allaaahım , Allaaaahım ateşlerde yancaz mı ne, önce “bu ne yaman çelişki anneeee”
Tam gidiyordum aklıma geldi, Kısa Adam ne dokunaklı konuştu dün akşam, omzumuzdaki melekler felan karıştı, bu bir veda sinyali mi acep, amaaaaan bize her yer Trabzon :))))

05 Mayıs

Faideli Bilgilere ek ; Bizim ev yönüne doğru trafiğin az yoğun olduğu bir zaman yok. “Saat 16.00 ile 19.00 arası oyalanayım da biraz rahatlasın ortalık” diye bir düşünce saat 20.30 olduğunda bile doğrulanmamış oluyor, bizzat dün akşam test ettim. Değişen gelişen bir şey yok. Bu arada bir metrobüs cümleleri diye derleme yapma çalışmasına başlayacağım. Dün akşamdan elimde iki cümle var; “Teyze beni itti, 95 kiloyum ve teyze beni itti !!!” ki o teyze ben değilim, söyleyen pehlivan kıvamında, teyze ise illa ki oturmak isteyen bir Safinaz modeli, yürekten isteyince engel tanımaz arzulara örnek. “Tam olarak nereye ilerleyeyim, bir işaret etseniz de yönümü belirlesem !!!!” söyleyen telefon konuşması yarım kalan sinirli bir genç, söyleten iki kişilik yer kaplayan yorgunluktan ayakkabılarının arkasına basmak zorunda kalan bir hanım. Bunlar günün sonu idi, günün başları var bide :)))
Risk alarak evden çıktım, yani yanıma şemsiye almadım, nispeten rahat bir ulaşım ile Kapalı Çarşı Fes Cafe’ye ulaştım, sunumu pek afilli ki parası da ona göre bi sade kahve içip, hararetli konuşmalar yaptık, eeee epeydir görmedik bir birimizi, teeee liseden, mahalleden tanışıklık. Şef arkadaşın Tarihi mekanda konserine niyet, az da gezelim, öğrenelim yapıcaz, iyi bir yemek ki. Çarşı içinde Havuzlu Restoran’ı tek geçeriz. Öyle de yaptık.Beyazıt Külliyesinin hamamı müze oldu ya o tarafa kimle gitsem götürüyorum, bu sefer sergi salonu da açılmış, içinde eczacılık ile ilgili bir sergi var, ilk diplomalardan ilk haplara kadar, gidelim görelim 🙂 Bu arada güvenlik beni tanıdı, “daha önce de gelmiştiniz” dedi, yeni güvenlik gönüllü rehberlik yaptı. Bayan tuvaletine girmemizi önerdi ki, giderseniz siz de girin, orada orijinal tavan var. kendini eğiten güvenliklere sonsuz sevgi ve saygımız var. Ragıp Paşa Kütüphanesi hala açılmamış, hatta çalışma durmuş gibi, illa ki bi de Bodrum Camii yaptık, imamı göremedik ama ben bir çırpıda gerekli bilgileri verdim, Beyazıt meydanı benim üniversite öğrenciliğimin geçtiği yerler, çarşıda Şark Kahvesi, meydanda Çınaraltı, sahaflar favori mekanlarım idi. Çınaraltı artık yok, meydan da orta yerlere kondurulmuş, çadır kahvelerle dolu, çirkin bir kalabalık var, Beyazıt Camii restore edilmekte, Laleli çok renkli, her yer abiye mağazası, ayakkabıcı, derici, çok dil bilen çığırtkanlar yoldan adam çevirme derdinde, kızlara rusca bana arapça düştü :)))) Konser saatine kadar gezdik, vaktinden önce şef’e merhaba demek için salona geldik. Avrasya Enstitüsü külliye binalarından biri, küçük bir salon ama mükemmel bir akustik, hiç mikrofon yok idi. Koro üniversite öğrencilerinden kurulu ki çalanlar da dahil, bir klüp. Biz de protokolde yerimizi aldık, Şef benim büyüğüm ki yaşlandıkça bir yaş bile çok önemli oluyor, fakat onda at kuyruğu bende baş örtüsü olunca, ben kafadan Hacı Anne oluyorum, neyse ki resimler hakkı ile çıkmış :)))) Konser bina tarihine yakın şarkılar ile başladı ama sıkılmadık valla, o derin manalı sözleri gözleri ışıldayarak söyleyen gençler içimizi açtı zati Dede Efendi’nin Ey Büt-i nev eda olmuşum müptela’sını hem tanıdık, hem söyledik, valla. İkinci bölüm tamamı ile bildik olunca ben tümünü söyledim, Sanırım Bendir çalasım var 🙂 Konser sonrası, hemen yanında bir Gönül kahvesi var, akşam kahvesi içtik, bana ağır geldi ama sunum ve tad çok güzeldi, arkadaşın ikramı oldu, her buluşmada olduğu gibi mutluluktan yeni planlar yaptık, “Dünya fani, ölüm ani” dedik, sözleştik, aaaay hadi inşallah
Biz gezerken görüşmeler yapılmış, havada kongre kokusu var, saltanat damada geçecek diyorlar, bir gün adalet herkese lazım oluyor, vakti ile hak hukuk bilmeyenler demeyelim de görmezden gelenler gün geliyor, mağdur oluyor, iki yabancı dil bile kurtaramıyor adamı, melekler günah sevap yazıyor o başka. Bir zamanlar tarihler öne alınmıştı, birileri aday olamamıştı, kurucular sınır dışı edilmişti felan filan. Tabi tüm bunlar “zaten bir başkan var” dedirtiyor insana da kıvrak oyunları kıvırarak oynayanlar var. Denecek çok şey var da kim kime ne anlatacak ?????
Mühim meseleler var, Tarkan evlendi !!!!! , çoluğa çocuğa karışacak, ısrarcı hayranı kazandı, şöyle, böyle durumları yok imiş demek :)))) Bu arada The Danish Girl ‘i izledim. Çok beğendim. Oskar yanlış yere gitmiş, gerçi daha çıplak ayaklı erkeklere alışamışken, tümden çıplak halleri ara ara gözümü kapamama sebep oldu ama yine de güzel bir gerçek hikaye idi, Brooklyn’i daha izlemedim, hem başka sinemaya, hem festivale, hem de sinema salonlarına geldi ama ısrarla evdeki tv ye gelmesini bekliyorum, yeni kitaplarım geldi, Nusayri Alevilik okuyorum, ilginç bitince yazıcam, Hakan Günday’ın “Daha” sı da okuma isteğimi kamçılıyor, arka kapaktaki çarpıcı cümleler var, “Doğu ile batı arasındaki fark Türkiye’dir., Hangisinden hangisini çıkarınca geriye Türkiye kalır, bilmiyorum ama aralarındaki mesafe Türkiye kadar, ondan eminim” diyor ki ben de eminim ki öyle.
İncecikten bir yağmur yağıyor, dünkü kahveler mideme dokandı, uyku ile küs düşmedim ama, kendimi bugün evde sanıyordum da değilmişim :)))) Civardayım ama. Okula gidicem, eğitim ile ilgili önerileri varmış, onun için sınıf öğretmeni çağırmış, artık kim kime ne önerir bilmiyorum :))))) Uçurtma hak ettiği notu aldı, o mevzuya girmeme gerek yok.Başka işlerim de var, enerjimi kuşanıcam, hatta başladım bile .Kulağım radyoda ama abartmaya gerek yok, kararlaştırılmış, görenlerin gördüğü her şey görmeyenlere şırınga edilecek, hazım eden edecek, etmeyen şikayet edecek, ama eylemsiz, gündem değişecek, kaos … felan fistan
Gönül gözü olup da bakmasını bilenlere günaydınlar olsun, sonra ne olursa olsun , “olduğu kadar olmadığı yerde kader” bu bir ihtiyaç cümlesidir, bir gün herkese lazım olur Hasbilik teeeee tepeden öneriliyor. Öneren de harbi hasbi dermişim :)))))

06 Mayıs

Sabah sabah bir okul tişörtü krizi yaşadık. Bir an panikledim ; “Acaba yedeklemedim mi ” diye. Sonra “olmaz, olamaz, bu işte bir iş var” diye dolabı döktüm ve buldum. Şu anda bir ufak dağ var odanın ortasında. Benim “Poker suratlı” kız, “noldu aşkım, niye büyütüyoruz olayı” diye içime su serpmekle meşgul. Ben de yelpazemi aldım, masaya geldim, bugün yazmayacaktım ama bi içimi dökeyim dedim. Aaaaah aaaaah başbakanın bile iş garantisi olmayan bir ülkeye evlat yetiştiriyoruz. ruhen bedenen olacakların en iyisi olsun diye de çevre faktörünü göz ardı ediyoruz. Dün malum okula gittim, bahçe parmaklıklarına pet şişelere çiçek ekip bağlamışlar, hoş olmuş, bahçede top oynayan gençler var idi, Koridorlar çok tip, çok renk, kim öööreeetmen kim talebe belli değil. Gözlerim bizim gözlüklü, diz altı koyu renk etekli, sabahın köründe kabartılmış saçlı gülmeyen hanım hocalar ile, aralara serpiştirilmiş, full aksesuar bey hocaları aradı, göremediğime sevindim, dermişim :))) Konu üniversiteye hazırlık imiş, biz hazırlanmaya başladık zaten, dün de koştur koştur geçti, çok şükür. Bugün Hıdırellez, Pagan Adeti diyenlere inat akşam yaptık çalışmaları, Hızır ile İlyas buluşunca illa ki bizden bahsetsin istiyoruz, konuyu ve katılımcıları geniş tuttuk. Rahmetli annem de yapardı ama Kayın annem bu işin piri, her sene balkona sergi açar, torun torba, evlat … kesin beni de isteklere katar :)))) Bu arada perşembe günü bir yaş daha aldı, kayın annem, facebook dan resmini beğendim de görümcem aracılığı ile görüşmeyi pazara sakladım. Zaman bir taş at çok kuş havalansın zamanı.Henüz facebook hesabı yok ama isterse açabilir meşaaaajlaşıyor zira 🙂 Kayınvalidem iyidir, sağlıkla, mutlu yaşasın, ben de iyi bir gelinim !!! noktaaaaaa!!!! :)))))
Eskiden minik çocukların eline mendile sarılmış para verip mahalle bakkalına yollarlardı, yol boyu o yavru, “Bir ekmek, bi gazte” türü ezber yapar, yolda düşer, şaşar görevi sonunda tamamlardı, Bende “Bugün Cuma, Bugün cuma” diye ezberdeyim, çünkü dünü cuma hissettim, benim küçük oğlan eve gelince otomatik olarak hangi gün olursa olsun,o güne cuma muamelesi yapıyorum, üst üste cumalar, olamayan pazarlar, sendromlu ertesiler … yoruyor beni ama “bi gayret bi cesaret !!!” genlerimde var,oğlan dayıya kız halaya derler ya he valla :)))
Güllük gülüstanlık olan ülkemde bir gül ağacına umut ekmiş biri olarak pozitif beklemelerdeyim, yemişim Merkür’ün geri hareketini, dilimi tutup, kulağımı tıkayıp, gözümü kapayıp hayata balıklama atlayacam dermişim, pazar günü için “Denizde kararti var, bu gelen kayık midur , ben özledim annemi ağlasam ayip mudur …” eşliğinde hazır olucaz , Yarın bugünün Bizanslısı halleri var, inşallah, program program üstüne, yapamayan, taş koyan utansın :)))
Cümleten Günaydın, Happyyyy Hıdırellez !!!!!

08 Mayıs

“Bastığın yerleri toprak deyip geçme tanı, düşün altında yatan tarih yazanları” çerçevesinde Bizans tarihini dolanmış yorgun anne olarak yattım, mutlu, neşeli anne olarak kalktım, çok şükür. Evi çilek, çay, krep kokusu ile doldurdum. Kızı yollayıp, kalana geniş kahvaltı,çamaşır , bulaşık gibi … mini dokunuşlar ile devam edip günü tiyatro ile sonlandırmayı düşünüyorum, hadi inşallah
Önce dünden bahsetmem gerek, neler neler öğrendim. Dünkü gezi Mozaik sanatı, Kiliselerde mimari yapı, din ve siyaset kapsamlı ona göre seçilmiş mekanlı eğitici öğretici, güzel katılımcıların olduğu güzel bir gezi oldu, Okuma yazmanın olmadığı zamanlarda İncil hikayelerini resim ederek anlatan dine davet, Meryem’in annesinden başlayarak, İsa’nın doğumuna, onun mucizelerine, etrafındaki meleklere, ruhunun yükselişine kadar … pek çok şey.Ayakta resim edilmiş iki İsa’dan biri Kariye Müzesinde görünmeyen salonda imiş. çocuk isa ama yetişkin suratlı, Monalisa’dan önce de var sizi izleyen gözler, akan su, ağaçları sallayan rüzgar, kolları sıvanmış köleler, hem çatısı hem içi görünen evler, (Biri tanrısal bakış), dört İncil yazarı var, ortak nokta bir yere kadar, ilk yedi adım, meleklerin su ve ekmek ile besledikleri Meryem, 12 asalı eş seçimi, yeşeren asanın sahibi Marangoz Yusuf, İsa’nın abisi, kırmızı acıların rengi, Mavi mutluluk, yeşil umut, genç, orta yaşlı, yaşlı Müneccim Krallar, Katolik Kilisesindeki gözü bantlı resimler, para olunca mozaik, yoksa fresko, mermer şart yoksa onu da damarlı çizmeler, en iyi mozaikler Ayasofya’da hem de dünya çapında zira imparator işi. Bazilika planlar, şapel aileye özel, kiliseden cami dönmeler, Çan kulesi Emevilerin cami minarelerinden esintili, yuvarlak minare Türklerde köşeli Araplarda, haç kullanılmaz iken kuzu ya da balık var idi, bir ara haçlı kuzu, çift başlı kartal, Hititlerde, Rusyada, Bizansda, Patrikhanede kapalı kapı asılan din adamının anısına, Haçlı seferlerinde gidenler yavaş yavaş özür manasında geliyor, en son gelen Aziz kemikleri, Doğu ile Batı ortaklık etme niyetinde, Eflak Boğdan Beyi Dimitri, aslında oğlu kendi olamamış, Ruslarla anlaşınca kayıp edilen tarafta olmuş, oralarda vals yazmış diyolar 🙂 Buralara da pek çok eser bırakmış, hem tarihçi hem müzisyen, şimdi bize kalan çay bahçesi 🙂 Gezinin üstüne sohbet ederken Hayri Bey Müzik yayını da yaptı, Rehber çok bilgili, esprili, sorulara cevap vermeye istekli, katılımcıların da mekanlara bilmem kaçıncı gelişi olunca iyi oldu. Şiddetle tavsiye edilir Gidilince daha bi bilgli, daha bi büyümüş dönülür, misal ben :))))
Evet, gelelim günün anlam ve önemine, Anne olduğum için mutluyum, kendimi tüm çocukların annesi gibi hissediyorum, acı çeken, istismar edilen, imkansızlıklarla mücadele eden, yüzümüzü güldüren, gidişleri ciğerimizi dağlayan tüm çocuklara anne hisleri duyarım, söz konusu çocuk olunca.elimden geleni ardıma koymamaya gayret ederim. Dün sabah Metrobüs durağında resim boyayan mendilci çocuklar gördüm. Onları akşam toplamaya gelen kadına da bi tesadüf etmişliğim var, onları doğurup sokaklara salan da ana, biyolojik olarak çocuk doğurmamış, başkalarının ziyan ettiği çocuklara sahip çıkan da ana. Kutlanacak bir şey var ise cümleten kutlu, mutlu olsun. Annelik geniş kapsamlı olduğu için sınırları çizilemez, terli terli su içen, terliksiz gezinen … hayırsız evlatlara bugün bir fırsat olabilir :))))) Varsa anne her zaman aranmalı sorulmalı, yoksa anne yapacak bir şeyler bulunabilir. Benim gibi annesi olmayıp da kendi anne olanlar da var. Amaaan çeşit çok, olan var olmayan var, önemli olan şefkat mermahet hisleri taşıyan herkes herkesin annesi … dedik ve kestik. Olsa da olmasa da Günaydın olsun

09 Mayıs

Hepimize güzel bir hafta olsun, güzel haftanın başlangıçı güzel bir “Güünaaaydıııın !” olsun. Her şeye rağmen gönlümüzden bahar geçerken, umutlarımız yeşersin, umutlar için hep bi umut olsun. Nasıl yapıcaz bilmiyorum, içimiz düzelir gibi olurken dışımız doğal afetten çıkmış gibi olmaya devam ediyor. Dün akşam sokaklarda bir birlik ve beraberlik ruhu var idi. Tüm İstanbul trafikte buluştuk, hem de sabahtan gece yarılarına kadar, annesi olan, anne olan, havayı güzel bulan, etkinliğe bileti bulunan … sayısız sebep bizi metrobüsde metro da buluşturdu, hatta samimi etti. Sarmaş dolaş, kokularımızı içimize çeke çeke gittik geldik. Ben UNIQ HALL’e gittim 🙂 Belçika Hollanda yapımı aslı Flemenkçe, Türkçe alt yazılı , Tiyatro Festivalinin yıldızlılarından, “Merhametliler” i izledim. 180 dakika ki ara hariç, II.Dünya Savaşına bir SS subayı gözü ile bakış eyledik. Oyunda sıkılmadım, beğendim, sonuna doğru dizlerim kilitlenmeye başladı, fakaaat arada dolaşmış idim, yine de rahat izledim sayılır. “Sıradan insanlar toplum için en sakıncalılar, çünkü günün birinde ansızın sıra dışı olmaya kalkıyorlar, alt yapı olmadığından üst yapıyı etraf ile şekillendirince, ortaya manyaklar çıkıyor, tabii içine bastırılmış duygular da katılıyor, karanlıktan aydınlığa çıkış, kimse için kolay olmuyor” diye benim ana fikrim 🙂 Çıkışta maçın dağılımına denk geldik, hem renkli, hem sesli, hem daha da preslenmiş halde yarın olmadan eve geldim. Oturunca bile üstüne en az beş sarkıyor, bu toplu taşımayı bana versinler adam edicem, hatta hanfendi yapıcam da vermezler, Ben de düşük profil ne gezer 😦 Kesin bunun başında hiç toplu taşınmayan biri vardır. Günahını almayalım ama, dermişim :)))
Günlerden pazartesi ve ben çarşamba ruhu taşıyorum, kendimi teselli için sırayı by pass ettim, ben yaptım oldu :)))
Hafta etkinlik dolu, hatta bi de çılgın proje var, gönlümüzden geçenler ile elimizden gelenler arasında bir uyum sağlayacağız, inşallah. Allah kimseyi plansız programsız, eşsiz, dostsuz, zorunlu yalnız bırakmasın. Dün çokça aranıp, soruldum, hasılat da iyi :))) Kızı gönderip hızlıca haftaya evden giriş yapma niyetim, bu hafta ev girip çıkma ile çok alakalı olunca detay yapamayacağım, bastığım yerler, gördüğüm yerler, amaaaan o da yeter. Çok temiz olanı ayrı bir yere koymuyorlar, hepimizin sonu kara toprak, o bile herkese nasip değil.
Amaaaaan asıl kalbimiz temiz olsun ki benim kalbim temiz demeyle olmuyor, başka diyenler bulunmalı.
Önüm arkam, sağım solum, saklanmayan soooobeeeee !!!! Haydin, kuşlar da konsun haftanın yollarına …

10 Mayıs

Bu sabah erkenden kalktım ve geri yatmadım, kendimi zinde hissediyorum. Açık pencereden iğde kokusu geliyor, havanın ne olacağı belli değil gibi, sonra birden netleşecek. Her yer birden yeşillendi, dün sabah bi bakan haber etti, şehrimizin barajları %85 dolu imiş, “suyu istediğiniz gibi dökünün” dedi. Demek ki yaz boyu güneş suya sabuna ilişmeyecek, buharlaşma yok, yağmur da yağacak, dünya nemli ve ıslak bi dünya olacak, olmazsa tez bi sebep bulunacak. Dün buzullarla ilgili bir yazı okudum, buz katmanları da tek tek okunuyormuş, ölçülen şeylerin sınırı yok, Mesela buzdaki kurşun oranı normalde sıfır iken teee 2000 yıl öncesinden başlayarak aralıklarla artmış. Benzin ile kurşun birlikte kullanılmaya başlanınca ciddi bir düşüş görülmeye başlamış kiii bu ölçümlerin yapıldığı yerin en yakın trafik sıkışıklığına uzaklığı bir kaç bin kilometre. Medeniyet iklimleri bozuyor, İstanbul’un Kuzey Ormanları tarafına büyümesini çok sakıncalı gören raporlara rağmen İstanbul Kuzeye doğru gidiyor, yeni köprü, havaalanı yeni yerleşim yerleri ve yeni yollar demek, bana kalsa bu kalabalığı bu toprak kaldırmayacak, şehir içine doğru göçecek gibime geliyor. Durmadan yapılan evleri kim alıyor, yoksa alamıyor mu bilmem, bahçesi Sincaplı ev reklamı bile var. Azcık deniz görüyorsa onun bahçesine de Palmiye dikiyorlar, yakında bench (Bu da sööörvayyyordan yarışmacılar oturdukları banka ingilizce sesleniyorlar, gerçi bank da türkçe değil sanırım” de oturup dalından hurma yenecek rezidanslar da inşaa edilir artık,
Sonuçta iklimler bozuluyor da demeyelim de değişiyor, Buzullar eriyor, okyanuslara tatlı su karışıyor, tatlı su tuzlu su yoğunluk meselesinden yer değiştiriyor, bu durumda Ekvator aşırı ısınırken, Kuzey yarım küre anormal kışlar dönemine giriyor, imiş ki öyle de görünüyor.
Dünya elimizden kayıp giderken, elinden geleni yapanlar yüzünden, bir çok şey resimlerde kalacak, belki de yüzyıllar sonra eski dünya resimleri müzesi olacak. Bunlar kafa karıştıran, kafanın ayarını bozan düşünceler gibi görünse de kafanın takıldığı lüzumsuz yerler var. Takıntıları ev içi, ev dışı diye ayırırsak başlık az olur. Esas ruhun takıldıkları var kiii çoğu açıkça ifade edilmez. Mesela kuşlara takanlar var; pencere önlerini pisletiyor diye, çocuklarına takanlar var; alim olamıyorlar diye, dünya malına takanlar var; eskimesin, daima en güzeli olsun diye, insana takanlar var ; devamlı takip altında tutup, kendine malzeme olsun diye … Bir de kafaya bir şey takmayanlar var kiiii mümkün değil, onlarınki belki de bariz değil :))))
Aaaay bi yerde konuyu toplamak lazım, kızı kaldırma saati geliyor, kahvaltı hazırlayıp, sabah şakımaları yapcaz biz Bu arada uçurtma uçtu, hatta çekmece sahilinde uçarken videosu bile var ama paylaşmıyoruz. Şimdi güneş sistemi yapıyoruz, ben malzemeciyim, kız akşamları, kesip, biçip, boyuyor, onun resmini izin alıp paylaşasım var. Bunlar kızımın not yükseltmek için yaptığı performans ödevleri, daha iyi bi karne hedeflemiş, Aaaaay hadi, inşallah, diyoruuuuum veeee telefonu şarjdan çekip odaya doğru, “kuuuuzzzzuuuuuum !!!” diye seslenerek gidiyorum. Size de günaydın, dün geceyi Merkür güneşin kucağında geçirdi, bir yüzyılda onüç kez olurmuş, evrenin kapıları iyilik ve güzellik saçmak için açıldı diyolar, bugün için beklentimiz yüksek, biraz da gayret edicez elbet

11 Mayıs

Bütün sıkıntı inandığımız şeyler uğruna. İnanmak önemli, inandıklarımıza sil baştan yapmak zor, hatta imkansıza yakın. İnandıklarımızı olumlu bakış açıları ile besliyoruz, destekliyoruz, savunuyoruz. Karşı görüşlere savaş açıyoruz veeeee bu açtığımız savaşta aldığımız tüm yaralara, kayıp ettiğimiz tüm saflara rağmen ölene kadar inandığımız oluyor. Tüm bunlar inançlarımızı sorgulamadığımız için, nasıl biliyorsak öyle kalsın istiyoruz. Bu nu her çeşit insanda görüyorum, savunma sistemi diye bir şey var kiiii karşı taraf sözünü bitirmeden harekete geçiyor, lafı daha önce kim diğerinin ağzına tıkarsa, o kazanıyor ya da kazandığını sanıyor, kazanan zaferinden emin olamıyor ama bir düşman kazandığı kesin oluyor, kaybeden bir bakış açısına göre ezik, hatta mağdur, kaybeden daha da bi bileniyor ya da sonsuza kadar susuyor.her şeye inanmak kadar, her şeyden şüphe etmek de zararlı, bunun bir ayarı olmalı da tutturan var mı acep ? İnandıklarımız hep bize daha önceden tanıtımı yapılmış fragmanları seyredilmiş, beynimize yer etmiş şeyler. İnanmak mutluluk sebebi. Bu sabah uyandığımda göğsümü gere gere kötü giden her şeyin, ölenin, biçare kalanın sebebi içeriden paralel yapı, dışarıdan İsrail diyebilseydim, mutlu olmam kaçınılmazdı. Gel gelelim diyemiyorum. Suçlu bulmak insanı rahatlatıyor. Vicdan yükünü azaltıyor. Suçlunun suçlu olduğundan emin olmak zor ama.
Yıllar yılların üstüne eklendikçe tartışma harareti düşüyor, çok dinleyip, az söyleyesi geliyor insanın, bazı insanlarda tersi de olabiyor. Sabah sabah bi sıkıntı var üstümde, “havadandır”, diyesim, Alçak Merkür’e yüklenesim var 🙂
Sabah kahvaltısına patates mi kızartsam, yoksa onu kızın öğle yemeğine sandviç mi yapsam, çay mı demlesem, sabah kahvesi mi içsem, gün daha yeni başlıyor, ikisi de olur, bugün yemek yapmak gerek, çarşı işleri de var, en iyisi başlangıç için kahve çikolata, birinin tadı, birinin kokusu , ooooh miiissss !!! Radyonun kulağını bükelim, kahve kokusu yayılsın eve, kızı kaldırayım sonra da başlarım. Bu gençler insana enerji veriyor, dün akşam kızın arkadaşı bana bi caps yapmış, gül gül bayıldık, kopyala yapıştır, ortaya tablo çıkart şaaaneee olmuş, ne de güzel bir gelin olmuşum anlatamam, caps’i de paylaşamam dermişim. Güneş sistemi de bitti, ellerine sağlık çok güzel oldu, Bugün döküp saçmadan götürürse 100 numarayı kapacak inşallah. Hayatın güzel yanlarından biri kız çocukları, rahmetli dedem “göğe 9 sancak çekilirmiş, kız doğduğunda” derdi
Hayatın pek çok yanı var, birine bakarken diğerini kaçırmamak dileğiyle, Güüüünaaaaaydııııın !!!! Kendimize bir dünya kurmakla olmuyor, kurulmuş dünyanın içinde olmak gerek.

12 Mayıs

Yakın gözlüğü ile yiyecekler canavar gibi gözüküyor, yani o kadar büyük dokular değil ama insan yine de ürperiyor, ekmekteki gözenek az önce bi şey yutmuş gibi, Ben onu yemeden o başka bir şey yemiş sanki. Yakın bakış dedikleri bu işte. Hatta derinlemesine bakış bu da, aaaah aaaah vakitlerde sınır var. Takılıp kalamıyoruz, kalanlara da sapık muamelesi yapıyoruz :))) Hayat çelişkililerle dolu hem ince detay isteriz hem de didiklemekten kaçınalım diye tavsiye veririz. İşte her şeyin bir orta yolu var, hatta ortalık uzmanları var, var da aradığımız içselliğe ulaşamıyoruz, hattlar dolu, kapalı, “amaaan işte yaşayıp gidiyoruz !” bazen çok yerini bulmuş kestirme cevap oluyor. Hele bi de içinde huzur kırıntıları var ise, o zaman “Oleeey!!!” Mutluluk da yumurta tavuk gibi, mutlu edilince mi mutlu olunur, mutluluk verince mi ?
Sabah sabah kafayı dinç tutmak lazım, benim radyocu yine bi yere gitmiş, program şarkı türkü. Şimdilerde yüksek sesle müzik dinleyen yok, herkes kendi kulağına çalıyor. Devamlı radyocu olduğumdan yeni şarkılardan haberim oluyor. Ortalık yine aşk şarkılarından geçilmiyor 🙂 Bizim kuşak şarkı sözlerini hislerine tercüman yapan bir kuşak idi. Şimdi hisleri anlatan emojiler var. “Alem yansa da, dünya dursa da aşıklar ölmez” Bu her konunun aşığına uyar mesela, bi de soru cevaplı olanlar var. Ben dünyanın en büyük aşığı olabilemem, kimsenin koynunda yüz sene bin sene duramam, amaaaa Bağdat’a gitmek şart ise illa ki giderim, gerekirse iki gözüm kapalı 🙂 “Yine seni sevmekten başka hiç bir şey yapmadım bugün ” diyen Ayla Çelik’e cevabım :)))) Güzel şarkı yumuşak yumuşak söylüyor, bir zaman aralıksız dinlene bilir, tabi ki de ruh haline bağlı olarak.
Bugün kahvaltıyı önden hazırladım, kızı bekliyorum, “Pıtırcığım, pirensesim” diye çağrılan ev kölesiyim ben :)))) Hatta gönüllü mutfak hizmetlisi, seviyorum, yemekler yapmayı, sevdiklerimle yemeği, bu arada diyetten çıkmadım, az gevşettim, o da Ramazana hazırlık, bu sene günler uzun ve orucu yatıp yuvarlanıp tutmuyoruz, hayat devam ederken arasına koyuyoruz. Metabolizma savaşlarını biraz yazıcam inşallah :)))
Müzik eşliğinde mutfağa gidiyorum, çağrıldım, aaaaa sakladığım çorapları bulmuş alçak kız :)))) Ana kız olmak biraz ortaklık gerektiriyor, biz de çantada, çorapta, bir takım üst baş da buluşuyoruz, genelde ben kandırılmış oluyorum, olsun bakalım, kızlarına kanar anneler zati, onlar geride kalan yılların çıkıp çıkıp renkli olarak gelmesi gibi
İçimden geldi, cümleten öptüm sevdim, günaydın dedim

14 Mayıs

Bahar aylarının sonuncusunun da sonu gelmek üzere. ne çabuk geçti. Hatta baharı görmeden yaz geldi. O da acele ile geçer mi bilmem. Sıcakla aram yok, nemli havayı, halsiz bırakan sıcağı sevmem. Dün sabah çantamı hazırlarken, yaşlandığımı hissettim. Ruhen değil ama 🙂 Evden çıkıp gittiğim her yer “çılgın proje” sayılır. Hele Adalara günü birlik gidip gelmek. Çılgın ötesi. O yüzden özenle çantamı hazırladım, dermişim :)))) Bir adet yelpaze, sıcak basar diye, Bir adet şal, yel vururunca tutulmasın boynum boğazım diye, okumalık bi dergi, yol uzun, yazmalık bi mini defter, aklıma gelen bir şey olursa, gerçi telefona da not alıyorum ama kağıt kalem başka. Naneli sakız, ferahlık versin diye, ıslak ve kuru mendiller, olmazsa olmaz, bir iki mini şeker, çikolata filan, gördüğüm ağlayan çoluk çocuğa, yakın gözlük, güneş gözlüğü, bir adet katlanmış bez çanta, naylon poşet almamaya gayret ediyorum, çok amaçlı büyük cüzdan, emekli kimliğim, anahtarlarım … doldu çanta. Sonuçta kola asmalık, bir kapasitemiz var. İçinde kadın olduğumu belirten hiç bir şey, tarak, ruj, kalem, parfüm … felan. Eskiden olurdu ama şimdi yer kalmıyor. Hatta bir ara lodos olur ise adada kalma ihtimaline karşı” bir kat da çamaşır ile bir mini havlu da atsam ” diye düşünmedim değil. Sonradan kırk yılda bir Ada da mahsur kalma ihtimalim olsa çabucak “B” planı yaparım dedim, kesin yapardım, evden çıkarken evin yemeğini, ekmeğini , iki günlük temiz kıyafet stokunu yapmış, çıkmadan yatakları toplamış, kahvaltı edip, ettirmiş bi anne olarak huzurlu idim. Güzel bir gün oldu, daha çok muhabbet ve yeme içme içerikli. Pek çok bilgi paylaştık. Kitaplar, filmler,festivaller,otlar, çöpler, seyahatler, geriye dönük sorgulama, ileriye dönük planlar, tavsiyeler, öneriler … vakit nasıl geçti bilemedim. Fakat trafik ömür tüketiyor, havada, karada, suda her yerde trafik var. Yer gök Arap Turist. Vapurdakiler insanı zorla ırkçı yapıyor, yediler içtiler, çöplerini yerlere serptiler, bi de rahatlar, el kol, hareketleri ile sohbet, şapur şupur sesli öpmeler, içimi daralttı, neyse ki deniz havası vardı. Burgaz Ada nispeten daha sakin. İlk önce İngiliz Kahve, sonra Sait Faik Müze, Limon’da yemek, Sinem’de dondurma tavsiye edilir. Bizde tavsiye üstüne gittik zaten. Tuvalet ihtiyacınız olursa Müzeye güvenmeyin, tuvaleti saygısız bir güvenlik tarafından kapalı tutuluyor, Bahçeler müsait ama biz medeniyet gördüğümüz için tuttuk, En acil olanı girdi, öbürü paralı bir yer buldu, küçük 2 lira. Bu aslında hiç komik değil, bazı ilaçları içen insanlar var ki onlar için tuvalet çok acil ihtiyaç oluyor.
Bugün nikah bölgemizde olduğu için, evdeyiz, yolları 6.000 davetli ve korumalar tutmuş olacak, dün de 8 kişi şehit olmuş, Bir de patlama varmış, 20 kişi kayıpmış … felan ama yas tutmayı gerektiren bir durum yok. Düğün dernek hayırlı iş ertelemeye gelmez. Kep giyen akademik muhtarları şahit yazarlar mı acep, bu arada 5 İşidli hapisten kaçtı, kimler duydu bu haberi, neyse Kilis’ten doğru sınıra giderken vururuz onları artık. Kendimi mutfağa kapatmaya gidiyorum, aklımda denenecek tarifler var, şekil verdiğim ürünler “elimden bi güzellik çıktı” diye beni mutlu edecek, ama ruhumun iç derinlikleri çok bilinçli ve çok farkında,bir şekilde yaşamak gerek, Gayret bizden, ilahi adalet beklemede, umutlar ekildi, yeşercek inşallah … Mümkün olan en iyi hafta sonlarından biri olsun dileğiyle, Günaydın

16 Mayıs

Çekirdek ailenin beşte üçü BJK lı beşte ikisi GS lı. Ben; “Tencerem var, tavam var, UEFA dan kupam var, CİM BOM luyum havam var” olan taraftayım 🙂 Futbol ile ilgim mecburiyetten, eş, çoluk, çocuk, baba, kardeş bağlantıları. Fakat sol açığın 10 numaralı formayı giydiğini (acaba sağ mı, numarayı da 1 den 11 e kadar düşünelim), ofsaydın rakip ceza sahasında toptan önce mevzilenen futbolcu olduğunu bilirim, arada Derin Futbol Programına magazin niyetli bakarım 🙂 Pencereye bir bayrak asacağım ama, azzzz sonra. beşte üçe ceessttt !! olsun.
Kutluyorum BJK yı ve çileli taraftarını, özellikle de eşimi, çocuklarımdan bir kısmını, formayı kapan yola düştü dün akşam. Gerçi gündüzden başlamışlardı. Dün bir sıcak hava, bir yoğun trafik vardı kiiii, tahminim bundan sonra böyle olacak. bu İnsan ve araba yoğunluğu içinde biz de geleneksel akraba kahvaltısını yaptık. Bir kaç yıldır yapıyoruz. Henüz yolu bilen taksiye rastlamadım, CPS de bir yere kadar. Dün de geleneksel buluşmaya geçmişe göre daha aza indirgenmiş olarak, geleneği bozmadan kaybolarak gittik :))) Özlem ve hasretle beklediğimiz buluşmaya el emeklerimle katıldım.. İlk deneme olarak ; Burmalı, Oklavadan çekme, Yaşlı gerdanı … da denen tatlı yaptım. Beze sayısı çok olunca yarısını tuzlu yaptım. Rahmetli annem ; “Baklava yufkası yaşmak gibi olacak, bir yanından bakınca öte taraf görünecek” derdi, açıp açıp yufkayı gözüme tutup karşılara baktım, inceliğinden değil ama deliklerinden görüntü almaya başlayınca bıraktım. işin ustası halam “ilk deneme için fevkalade, denemeye devam ” dedi. Tuzlu daha başarılı olmuş, bol derin de kızartma yaptım. Ne kadar yedi isem, hala acıkmadım, ipin ucunu kaçırmamış, fezaya salmış gibiyim. Neyse telafi edeceğiz, akşamki yağmur camları “Allahaşkına beni sil !!!” haline getirmiş, malum pazartesi, evin içi evin dışına benzer durumda, an itibari ile boş bir pet şişe, çubuğu ve kağıdı ile takım dondurma çöpü, geniş bir alana yayılmış kuru yemiş tabağı ile bakışmaktayım. (tabak dışına taşmış da denebilir) Her yer her yere karışmış, ev sporu zamanı yani, gerçi uzmanlar ev işini hareketten saymıyor ama bizim ev konu dışı bence. Uzmanların uzman oldukları konuları genelleştirmemek lazım. Arada özel durumlar çıkıyor. Ama halkımızın genel özellikleri çok var. Dün az bir yeşillik bulan üstünde mangalı tüttürür vaziyette idi. “Aklına geldikçe mangal yap (zaman, mekan önemli değil, tamamen arzu meselesi), ev aldığında mutfak balkonunu kapat !!! ” işte biz buyuz :)))) Aaaay aklıma geldi ; New York ‘da ikene, bir kurban bayramında Türklerden biri küvette kurban kesmiş, kan aşağı daireye sızıntı yapmış, (orada evler kağıttan az hallice olunca, ben hamile iken gece kalktığımda evde bir tur atınca büfedeki tabak çanak zangır zangır titrer idi, benim heybetimden değil, malzeme ince :)))) ) Komşu da Türk karısını kesti diye polis çağırmış. Konu hem komik, hem trajik, saat ilerledi, derin derin irdeleme zamanı yok.
Bu arada Hakan GÜnday’ın Daha’sını okuyorum. Yine güzel, yine akıcı, yine çarpıcı, İsa ile on iki havari, kutsal kase, Afganistan’daki Buda heykelleri insan ruhu ile bi güzel birleşmiş kiiii sonra anlatacam. Arada ağır sahneler var, insan kaçakçılığı üstüne ödüllü bir kitap, ödülü hak etmiş. Bazı zamanlarda gözümüzü kapayınca korkumuz kaybolacak sanıyoruz da o öyle değil, Devekuşu misali oluyoruz, korku yüreğimizde bekliyor, unutmak isteğe bağlı değil beyin işi, unutmak, unutmayı istemekle ters orantılı, unutmaya çalışmak aslında olayı iyice beyine kazımak, napcaz peki ?????
Yeni bir çay karışımı içiyorum, otçu çöpcü arkadaş getirdi. Bir uyuyorum, bir uyanıyorum resetlenmiş gibi oluyorum :)))) Gerçi uyku ile çok şükür problemim yok ama kalitesi arttı sanki, az ve öz oldu :))))
Vakit gelmiş, kızı kaldırma ve güne başlama zamanı, aslında ben başlayalı çok oldu da daha aktif olma zamanı, hafta ortasından itibaren yoğun bir hafta, yapılmış planlar var kısmet faktörü ile değerlendireceğiz inşallah. Cümleten iyi ötesi bir hafta olsun, Cümleten kalbimize genişlik ferahlık dolsun, tabi ki de yollarımıza müjdeci kuşlar konsun, Cümleten günaydın
Önemli not ; Adaya gittiğimde leyleği değil, leylekleri havada gördüm. Sonuçlarını bekliyorum inşallah :))))

17 Mayıs

Sabahları hava kış havası gibi oluyor, güneş nazlanmaya başladı. Öğlene ısıtıyor, hatta yakıyor, sabahlar kandırıkçı, sabaha göre giyinip, öğlene pişman olanlar var ama geneli öğlene göre giyinmiş oluyor, eni konu yaz geldi sayılır. Şortlar, sandaletler çıkmış, ben henüz kısa mesafede parmak arasındayım, ama çorapla vedalaştım, ayakkabımı çıkarmayacaksam giymiyorum, dermişim :)))) Dün Azeri Tv sinden bir hava durumu paylaşmışlar ;”Verdiğim melubetlere de ö gader inanmayın.Burnunuz girmeyen yere de başınızı sokmayın,Yer onun, gok onun özü biler ” Aynen, şu aralar tahminler dalga geçer gibi, ansızın yağmur çıkıyor, lodos çıkmıyor :)))) Zaten bu ülkede tahminlerde isabet yok, bakınız metrobüs 🙂 Kulağım radyoda Bireysel emeklilik hazır imiş, maaşlardan 600 tl kaynak olacak ama bakalım nerelere, bakınız, ÖTV, işsizlik kesintisi. Ülkenin bir yanı kırılmaya devam ederken, bireysel silahlarda can alıyor, çoğu havaya açılan sevinç ve uyarı atışlarından. Helalleşme de aldı başını gidiyor, iki dudağın arasında mı zulümleri bağışlama. Ben özür dileme ile aynı tutuyorum. Yap yap helallik iste, özür dile, neymiş fıtratımda fevrilik var. Benim de var ama Allahtan korkup, kuldan utanıyorum. Bi de tersine döndü, mağdur özür diliyor, bakınız Bakan dayağı yiyen güvenlik, bu arada bakanın eskisi olmuyor, demek, devamlı bakıyor bakan olan.Ankara Belediyesinde kayıp para varmış, Genelkurmay şahitliğini merkeze bildirmemiş, bildirse ne olacak ki, bugün bıyıklı birine şans gülecek, hatta kahkaha attıracak,
Dün işimi bitirip soluğu çarşıda aldım, kızım bana bi hırka al dedi, yani ince bir üst, favori mağazalarımız var, tek tek dolaştım, birinde bulup aldım ammaaaa zorla beğendi, kızı alış veriş listesinden sildim :))) İki de bir gelip gelip öpüyor, “alma ama beni yine seviyorsun di mi ” soruyor, “sevgiyi bi barem düşürdüm” diyorum ben de , Aaaaaah çoluk çocuk işleri yaman, tabi ki de ortak zevklerimiz var, ayrı düşenler daha çok. Sevgi azalmaz bence, sevgi insanın özünde var. Yani bazılarının, benim var misal sevmek on yüz milyon bin baloncuğu evrene salmak gibi, ışıl ışıl ömürleri kadar,sevginin ömrü var, azalmaz ama ölür, ama çoğaldığı doğrudur Amaaaan neyse hiç inandırıcı değil ama ben alış veriş sevmem, sadece ihtiyacımı alır gelirim, Gelin alış verişini tepeden tırnağa öğlene bitirmişliğim var kiiii tarih yazdı beni dermişim. Bu arada her şeyin fiyatı daha bi artmış, taksit yapma miktarı bile mecburen değişmiş, değişik diyaloglara şahit oldum.
Esas size bi şi dicem ; Yarın 18 Mayıs çarşamba Avrupa Müzeler Gecesi , etkinlik boyunca saat 19.00 dan 23.00 e kadar müzeler hem açık hem bedava,Yurt çapında 30, il içinde üç adet açık yer var. Ayasofya, Arkeoloji ve İslam eserleri açık. Bilginize, geceler yaz gecesi gibi oldu 🙂 Benim bütün biletlerim bu haftaya yarından gayri “şşşşıııııııııııışşşşşşşştttt !!!! Annenin ŞŞŞanaaaat Etkinlikler var ” moduna geçicem inşallah.
Hayat Kayseri pazarlığına benzemiyor, kazananı yok, zaten o pazarlik yanlış yerlere de gidiyor, birikmiş mültecilere Pakistan örneği var, 79 da gelen Afkanlılar’ın sosyal hayatı zedelediğini görmek 30 yıl sürmüş, şimdi de geri gitsin istiyorlar.
Amaaaan “dünya dönüyor, sen ne dersen de yıllar geçiyor, fark etmesen de”, “sen ne dersen de değmez bu dünya, yıllar geçermiş geçsin sonunda ölüm var ya” Kesin bilgi, ruhu genç tutalım, ha di bi gayret , günaydın

18 Mayıs

“Delilik” güzel mazeret, kendine yakıştırmak mı etiketlenmek mi daha etkili bilmiyorum. Yakıştırmak bilinçli olmak özelliği, kendini tanımak, etiketlenmek işine gelmemek. Sonuçta bir sığınarak sıyrılma yolu. “Hangimiz deli değiliz kiiiii !!!” Kesinlikle delirten şartlar var, insan insanın delirmesine sebep, emeği geçenlere teşekkür edip, ruh hali ile kanka olanlar var. Ben bu deliliğin neresindeyim, ne içinde ne dışındayım, konuya yabancı değilim, var ben de de bi şiler. Emeği geçenler sağ olsun, hatta hakkını helal etsin, dermişim :))))
“Tecavüze uğrayan tecavüzcüsü ile evlensin, beş yıl her şey yolunda giderse, suçu af edilsin !” Bu bir akıllı deli cümlesi, gerçek ve doğru, demişler hakkaten. Bu ifade eş cinsel evliliklerin önünü açmış olabilir mi ? Yoksa mağdur kız ise evlensin, erkek ise cezaevinde halledilsin diye alt başlık var mı ? Kanunların, kuralların başka bakış açılarından gözetlenmesini seviyorum, aslında bu ülkede yaşamayı seviyorum, “vatandaşı olmasan çok eğlenceli, valla !!” Gırgır şamata, neremizle güleceğimizi bilemiyoruz çoğu zaman. Bkz, dün geceye dair Bahçeli, T.türkeş görseli Davutoğlu hareketi.
Dün öğleden sonrayı yarı baygın geçirdim, arada oluyorum, düşük tansiyon eşliğinde toplu yorgunluk atmak benimki. Yatıp yuvarlanma süresi uzayınca bunalıyor insan, Allah kimseyi yatırmasın. Birazdan hayata dahil olmaya başlayacam, inşallah. Dahilim zaten de sınırlarımı genişleticem :))) Hazar gençlik bayramı arefesi, ruhu genç olanları temsil ediyorum :)))
“Heeeey gidi gidikoca dünya gam yükü müsün, söyle fani fani dünya dert küpü müsün, dünya handır, han içinde yaşar o ruh can içinde, rüya gibi gelir geçer insan gam içinde, dertli ağlar, dertsiz ağlar dünya içinde”, “Bugün gelen yarın gider dolup boşalan handır” Heee öyle, bazı şarkılar türküler aç aç bitmiyor, o da bir yere kadar, ne demişler ; Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az” , üflemeliler sözün neresinde diyenlerin kulağına üfledim, “Günaydın ”

20 Mayıs

Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilmediğim bir sabah. şaşkınlığım kişisel felaket değil. Şaşkın da değilim aslında, sadece hızla akan hayat nehrinde dolanan yaprak gibiyim. Bazı yerleri çok hızlı geçiyorum, bazı yerlerde lüzumsuz oyalanıyorum, ama akışa kapılmışım, dümen elimde değil. Bazı sabahlar böyle, hayatın dümeninde kimin olduğunu, dümeni bilerek, isteyerek mi yoksa cebren ve hile ile mi kaptırdın bilmiyorsun. aslında gayret etsen, dürüst olsan bileceksin de, insanlar ; anlayanlar, anlamayanlar, işine gelmeyenler diye üçe ayrıldığından ilk üçte misin yoksa değil misin bilmiyorsun, amaaaan bilmek istemiyorsun. Budur ; bilmek istemediklerimiz, bilmeye dayanamayacaklarımız yüzünden yaprak gibiyiz. Her şeyin illa ki bir sebebi olmalı,en basit kalp hareketi sevmek bile bir sebebe dayanırsa ömürlü oluyor. Bu sebepler canımıza okuyor, bir cümle kurup altında eziliyoruz, Bir dakikalık cümleyi yanlış anlaşıldı sanıp saatlerce açıklama yapıp, sonra da üstünde “acaba, eğer, belki” ler eşliğinde üç gün de düşünüyoruz, sonra küçük pembe ilaçların eline kalıyoruz. Ruh bilimciler, kişisel gelişimciler, muhtelif koçlar hayatımızı parmaklıyor, bizim yapamadıklarımızı onlar yaptırsın da mesulü olsunlar diye, para döküyoruz, “günah bizden gitsin !!” misali.
Bildiğim bir şey var, bugün evdeyim, inşallah. Burnumu bile çıkarmıcam dermişim :))) Ev içi etkin olmak niyetim, önümüzdeki üç gün, günlerim trafikte ve tiyatrolarda geçeceği için. Ev içi zorunlu hareketleri tamamlamalıyım. Yakama yapışan kişi ve kişiler yok ama sorumluluk duygum var, bir anne olarak yapmam gerek, yemek, çamaşır, ütü, temizlik, yavrulara terapi … angarya değil ama seviyorum, evimi, ailemi, onlar bana layık mı, ben onlara layık mıyım, gerektiği kadar taktir ve teşekkür alıyor muyum, ürünlerimin piyasa hali nasıl … hiiiiiiç umrumda değil, karşılıksız seviyorum, yapıp olmadı denize atıcam dermişim :))))
Dün kardeşlerimle buluştum, daha önceki gün, Taksim, Beyoğlu yaptım kiiii o taraflara mecburiyet dışında artık gitmem, iğrenç ötesi, bütün hatıralarıma filit sıkılmış, zehirlenmiş, ruhunu kayıp etmiş gibi, bi tek Hazzapulo Pasajı içine girince eski halde gibi kalıyorsun, gerisi fakir ve pis turistler, (Allahım beni ırkçı yapma, sadece dilimde kalsın, amin!!!), ranta dayalı mimariler, ve vee estetik olmayan bir sürü şey. Pera’daki sergiye yetişemedim ama akşam Akbank Sanattaki “Kahramanlar Hep erkek” Can Bonomo’lu, Duygu Asena anmalı ücretsiz gösteriye bilet buldum, Kısa ama güzel idi, okuma tiyatrosu deniyor bu gösterilere, D.Asena bildiğimiz ilk ve en kısa ömürlü feministlerden, “Kadının adı yok” demişti, valla, doğru, kadının konmuş bi adı var ama toplumda yeri hala aşağıdan yukarıya çıkmaya çalışıyor. Gençlerin katılımı yoğun idi, Can Bonomo severim, şiir de yazar, diğer çocuklar daha iyi idi ama o da fena değildi, sevdiğim için, işini de sevdim dermişim.
Bi de günaydın deyip kaçayım bari, mutfak sabahları serin iken oradan başlamak niyetim, sonra, sonrası bir birinden bağımsız, keyfi, Kuğu Gölü Balesi’n de gibi kalktığım yataktan, ev içinde favori halayım “Antep’in hamamları, sallanır külhanları …” ile devam edeceğim, “Yine seni sevmekten başka hiç bi şey yapmadım bugün” özlemi içindeyim ama olmaz,” hem sevip hem de hayatın içinde olmalıyım diyenlerdenim,” bir çok şeyi bir arada yapmak gerek, bi duygu bi faaliyet en iyi karışım mı acaba?

21 Mayıs

Yoğun bir gün, helvayı kavurması benden, dağıtım evin genç kızından , evin kızı var, bilin diye değil valla, eli alışsın, dini duyguların din tüccarları tarafından şakır şakır istismar edildiği bu günlerde, inanan, inançlarını sorgulayan, Kamil İnsan olmaya gayret eden biri olarak bazı gelenek ve göreneklerin çoluk çocuk tarafımdan taşınmasını istiyorum. Ömürlerin hesap günü diye bildiğimiz bu gecede zulüm eden zalimlerin günü de gelmiştir diye ümit ediyorum. Cümleten hayırlı kandiller olsun, gelecek senenin daha güzel olduğunu görmek dileğiyle …

 22 Mayıs
Rivayete göre ; Kadın ruhunu şeytana satmak istemiş de şeytanın parası çıkışmamış :))) Şeytanı geride bırakan çoğunluğun kadın olduğuna inanırım, sırf kadınlar diyemem ama. Var, duruşu içini yansıtmayan ama çok ikna edici işi bir yere kadar rast gidenler. Yalnız o yer gelene kadar yerle yeksan ettikleri adam sayısı oldukça yüksek oluyor. Her tür adalet kör ve topaldır, sonra birden açılır dermişim. Eski Türk filmleri gibi, körler görür, kütürümler yürür, fakir kız zengin oğlanı kapar, kül kedisi saraya gelin olur.
Dün kitabımı bitirdim. Çok beğendim, sevdim, hala düşünüyorum içinden geçenleri. Misal Irak’da gayri resmi bir esir borsası olabilir mi ? Kaçırılan bireyler, satılıp, ülkeler arası sessiz sedasız pazarlık konusu olur mu ? Hooop ordan geliyorum, İşidliler hapisten kaçtı, Kilis’e düşen bombalar durdu. Daha bir sürü deli sorum var, Sorup sorup duruyorum gayri 🙂 Kitap dört bölüm. Rönesans resminin dört temel tekniği başlık olmuş ve insan ruhuna uyarlanmış. Hayatta bi söylediklerimiz, bi söyleyemediklerimiz var. ikisi arasındaki uyumsuzluk ruh dünyamızda dalga yapıyor, Dalga boyu boyumuzu aşınca boğulup gidiyoruz. Morfin Sülfat da bulursan bir yere kadar, bulamazsan seni uyuşturacak Linç Yasası var ki Tarih Charles Lynch ‘i bu yasanın babası olarak yazar, ülke ABD, linç edilenler İngilizler, Sene 1850 den evveli, tarih resmi olarak sözlüğe geçtiği tarih, Yasa tarihte kalması gerekirken günlük hayatta yer buluyor olması korkutucu ama gerçek. Halkın suçluya ceza verirken suçlu duruma düşmesi, destekçisi çok.
Mozambik bayrağı ilginç, Kitap, çapa, ve AK -47 ( kalaşnikov) sanki işe silah tüccarları karışmış gibi. Afganistan ile ilgili kitaplarda geçer Bamyan vadisinde kayalara oyulmuş biri 53 diğeri 36 metrelik Buda heykelleri, tapılacak putların canlı olması gerektiği için Taliban 2001 de havaya uçurdu onları, Altıncı yüzyıldan ömürleri o güne kadarmış. Veeee Afyon tarlaları, Afganistan halkını esir alan, başta Taliban’a ve diğer tacirlere sınırsız para kazandıran uyuşturucu ticareti. Anlamadığım şeylerden biridir, kara paranın aydınlık müminlere gelir kaynağı olması, hatta o paranın fakir fukaraya bir miktar yardım ile aklanmış sayılması.Bir yerden düşünmeye başlıyorsun, dönüp dolaşıp kendini buluyorsun da bulamayanların işi bunlar.
Neyse, Hakan Günday’ın Daha’sından geriye kalanlar bunlar ve yazılmamış bir çok şey, okuyun anacım :))
Yazıya geç kaldım ama ev çalışması yaptım, çamaşır, kahvaltı, yemek için ön çalışma … Bugün de tiyatro var, sonra onları toptan yazıcam inşallah.
Hava parlayacak gibi, pazar günü parlak hava iyi olur, olsun işalla, cümleten günaydın, şaaaaneeee pazarlar dilerim …
23 Mayıs
“Biz ne günler gördük, hem güldük, hem öldük, yandık yandık söndük, heyy maşallahhh !!!” Heee valla, aynen öyleyiz. Hayatın şifrelerini çözdük bizzzz !!!! Tüm kuşak başarılı değil, kayıplarımız da var elbet, kimini tümden kimini aklen kayıp ettik, kalan sağlar ansiklopedi gibi, sayfa sayfa engin tecrübe dolu, kahin olduk şekerim, gerçi “Tarih tekerrürden ibarettir” derler de biz bunun farkında olanlardanız. Haberler, gelişmeler, yazılanlar, çizilenler, dedikodular … “Biz bu filmi daha önce gördük !!” dedirtiyor, kimini yabancı sinemada, kimi yerli yapım.
Kahvaltıyı yaptık, sabah haberleri teeee yıllar önceki sabah haberleri gibi, reklamlar değişik ama :))) Bi de tuhaf haber sayısı arttı, ama normal haber gibi sayıyoruz, ne çay toplayan yasama, yargı, yürütme ne de iki ucu bitişmeyen üst geçit bizi şaşırtıyor. Biri ar, namus duygularını çalarken yanında şaşırma duygusunu promosyon olarak götürmüş hazar. “Vakit yok gemi kalkıyor …” Çalarken kızı uğurladım, son eksikleri ayağı asansör kapısında tamamladık, Aaaaay Allah iyi yönde ıslah etsin bu gençleri, dicem de kıyamıyorum, hayat çok zor olacak onlar için. Aklı başında olanları kast ettim, aileden trol olarak yetiştirilenler için dışardan kolay olacak ama onların da iç dünyalarını tahayyül bile etmek istemiyorum, kendi denizlerinde kendileri kazaya kurban giderler inşallah desem, beddua gibi olur mu ? Olur belki, kimsenin direkt olarak kötülüğünü dileyemem, hiç bir suç cezasız kalmaz, bakınız ; Suç ve Ceza kitabı :)))
Yorgunum diyemediğim için, sırtım ağrıyor diyorum, hatta onu da dememiş sayın, neden sonuç ilişkilerine vakıfım. Bu sabah nedense ana oğul ilişkilerine takık olarak uyandım. Beklediği kocayı bulamayınca, bulduğu erkek çocuğunu kocasına yakın duygularla taparak, tapınarak yetiştiren anneler, bunun farkında olamayan oğullar, kaç kişinin başını yakıyorsunuz, saydınız mı ? Kayınvalde ayak oyunları yüzünden ruh sağlığı hasar alan arkadaşımı düşünüyorum günlerdir. Koca aydınlanana kadar koca koca yıllar geçti gitti, giderken götürdükleri de var maalesef. Antidepresanların son dokuz yılda kullanım oranının yüzde 160 artmış olmasının hükumet politikaları ile bir ilgisi var mı diye merhum kısa adama sormuşlardı da cevaba ömrü yetmedi.Bir de farkındalık tedavisi diye bir şey var, depresyona girmeden çıkmaya çalışmak için. Gelmeyin oyunlara demek isterim de iyi insanlar, kötü insanların niyetini çözene kadar atı alan uçağa binmiş oluyor. O kadar hızlı yani demek için özlü sözü şeyettim :))))
“Kolla kendini sıra bana geldi, gezeceğim, seveceğim, görürsün sana edeceğim, bir yeminle, bir ceza ile hakkından geleceğim senin” diye Ajdaaaa dan destek alınabilir, şarkı bizi push etsin yeter :))) Dedim, Araya İngilizce Türkçe salak karışımlı cümle de koyup kaçtım, Hayatı ittirmeye gidiyorum, Mecbuuuuur !!!! Günaydın
24 Mayıs
Bir festivalin daha sonuna geldik 🙂 Geçen yıl leyleği nasıl gördüğümü hatırlamıyorum ama kesin görmüş idim, Bu seneki daha net, yani yeni sezonda beklentim daha yüksek. Elini sallasan festivale denk gelen şu günlerde beni sinema, tiyatro ilgilendiriyor, Caz’ da gönlümden geçiyor ama tarihleri zor, du bakalım, Allahtan umut kesilmez 🙂 Bu hafta sonu da bir şeyler var. Sonra sezon kapanıyor. Tiyatro festivalinde 3 oyun bir de okuma tiyatrosu izledim, daha çok izlemek isterdim, yabancı oyunların fiyatı yüksek,
Bi de yer sorunu var, verdiğin paraya değer yer alamıyorsun, yani bazen, Merhametliler’i daha önce yazmış idim. Sonrakileri döküyorum ;
Kardeşlerimi Arıyorum; On üç karakter canlandıran dört oyuncu, Okuyanlar arasında Rıza Kocaoğlu ki Kuzey ve Güney’den, adını unuttum, Güllerin Savaşı’ndan Cihan vardı. Oyuncuları daha çok tv den tanıdığımız için, rolünü yazmak, adını yazmaktan kolay. Radyo Tiyatrosu tadında güzel bir sunum idi. Ben okuma tiyatrosu ile bu sene tanıştım.
Vanya, Sonya, Maşa ve Spike ; Amerikan edebiyatından çeviri, Çehov göndermeli, bir aile içi sorun halletme oyunu, kız kardeşler, abi, sevgili, hizmetçi , evlatlık, yaşlı ana baba, yan komşunun genç kızı … süresine göre hiç sıkmayan, çok severek izlediğim bir oyun oldu. Sonunda oyuncularla söyleşiye de kaldım. Tilbe Saran, Nesrin kazankaya, Şefik Erol çok bildik isimler, sezonda oynayacak tavsiye ederim.
Baba ve Piç ; Oyun sayesinde ilk defa Zorlu Center’a da gitmiş oldum. Neyse ben gidene kadar saksı bitkileri büyümüş, her kesime hizmet veren bir AVM olmuş, halk tabakası alt katlarda vakit geçirebilir :))) Salonları güzel ama, Drama salonunda Hande Ataizi’li, Serra Yılmaz’lı, Nihal Koldaş’lı çok iyi bir kadro,sahnede mini bir orkestra, adını yazmadıklarım bile dizilerden bildik, dekor göze hoş geliyor, okuyanlar kitaba sadık kalınmış dedi, Elif Şafak edebi değil de ticari bir yazar olduğu için, konu prim yapacak şekilde, Ermeni Diasporası, ensest, Milan Kundera, Arizona çölleri, erkek evlat meselesi, asi genç kız (ki tabii ki de bu rol Hande’nin idi, bir miktar vücut sergileme fırsatı buldu,şaaaneee değil, dermişim ), Simge olarak Nar, Aşure tarifi, yiyeceklere katılan kalp krizi ile sonuç veren anlaşılmaz zehirler, iki satır da ezan okudular, her yere suya sabuna dokunmadan üstten üstten çakmalar, tam da yazarın en iyi yaptığı şekilde. 90 dakika idi sonradan uzatmışlar, ara ile 45 dakika fark edince eve geldiğimde yarın olmuştu. Gereksiz uzamıştı diye düşünüyorum. Edebiyatta çok laf sevmiyorum, bir okuyup üç hayal etmeli, en az iki de düşünmeliyim 🙂Neyse sezonda da oynayacak, en azından kadroya gidilecektir diyorum. Bu arada Hande’nin film oyuncusu ve ödüllü olduğunu biliyordum, ama devlet tiyatrosundan geldiğini yeni öğrendim. Daha önce de Cihan Ünal ile Özel Hayatlar oyununda izlemiştim, hatta kızımız tüm oyunu şort gecelikle oynamış, tacize uğradım diye de bırakmıştı. bu oyunu da bırakır diyorlar, gişede kayıp olur ama sanatta hayır !!!
Arkadaşım ile önden biraz kahve içip kaynattık, kendisi reklamcı olduğu için kulağı pek deliktir, bana yine okuyacak şeyler getirmiş, hatta bir kutu da çikolatalı pişmaniye :))))
Bize yakın bir AVm de Bülent Ersoy ile Nur Yerlitaş’ın imza günü varmış, ne imzalayacaklar pek merak ediyorum 🙂, belediyenin korulukta üç gün süreli açık hava klasik konserleri varmış, piyanoyu korunun neresine koyacaklar merak ediyorum,metrobüs üst geçitlerinden birinin bacaklarına saksıda kökü olan sarmaşıklar sardırmışlar, bu E-5’e yapılan düzenlemelerini, otoban pejzajını kimler doğa sanıyor ? meraktan çatlıyorum :)))
Merak kediye zarardı di mi ? Cümleten meraklı günaydınlar olsun, o vakit 🙂
25 Mayıs
Umut Kaya’dan Mor Yazma, Barlas’dan Küt Küt, Athena’dan Çilek Bunlar aile şarkılarımız 🙂 Çocuklarla bir ağızdan hoplaya zıplaya söylediğimiz şarkılar. Bu sabah kahvaltı masasına taşıdık, elimiz, kolumuz, dudaklarımız kıpır kıpır, ben araya “Peynir de al, ekmekten de kopar” diye replikler kattım. Güne bi hoş başladık inşallah, çünkü bugünlerde sadece hoş başlanıyor, günün gerisi nahoş hadiselerle dolu oluyor. Tek derdimiz aslında en son derdimiz ama bizde sıralama sorunu var, sıraya bi koyan var, bi de sırayının başını sonuna çeviren, ortayı kaosa döndüren var.
Yaaaa bizim kuşak iyi bilir, sıralamanın Üniversite için önemini, puanın gelir, gönlünden geçenleri açıkta kalmayacak şekilde dizersin, hatta araya gönlünden geçmeyeni ısrar üstüne sıkıştırırsın, sonraaaa sürpriizzzz !!! gönlünün tahtına tanış olmayan kurulmuş.
“Şu beyaz sayfa işi mümkün olsa, ne güzel olurdu” demek bile mümkün değil benim için. Hem olmayacağını biliyorum, hem de olabilseydi çığırından çıkacağını. İnsanın fıtratında eline yüzüne bulaştırmak, bunu da başarı saymak var. Bakanlar açıklanmış, bir insanın bu kadar çok işten anlaması ne güzel :)))) hadi bakalım eğitim şaha kalktı, sıra turizme geldi. Şehit haberleri durmak bilmiyor, her güne bi avanta lavanta hikayesi var, market alış verişi “hiç bir şey yok 20 liradan, 100 liraya dayandı” , aba altından sopalar gözümüze görünmekten öteye geçti gayri. Daha bir sürü şey varken insan ancak güne hoş başlayabiliyor, sonrası meçhul ama illa ki sürprizler oluyor. şaşırtmayan acıtan, anlayanı az anlamayanı çok olanından.
Dünden bir düzeltme var; Hande Ataizi devlet tiyatrosu sanatçısı değilmiş, ama İstanbul Devlet Konservatuvarı tiyatro bölümü mezunu, Kenterler’de başlamış işe. Bir mimar baba ile prof annenin kızı, Magazin dünyası sayesinde onu Sevda Demirel’den yediği tokat ve tuvalet camına sıkışması, Cihan Ünal ile mobing hikayesi ve eşleri, sevgilileri ile hatırlıyoruz 🙂
İsabel Allende ile tanıştım, kendisi Salvador allende’nin kızı değil ama yeğeni, Latin Amerika ilgi alanım içinde dün Eva Luna Anlatıyor’dan bir öykü okudum, tamamına heves ettim. Ruhlar Evi filminin kitabını o yazmış. Notlarımı aldım, bi de Virginia Wolf’un Orlano’su okunacak sonra da filmleri izlenecek. Filmden sonra kitabını okuyamıyorum. Önce aslını bilmek, sonra neye dönüştüğünü görmek isterim.
Elimde okunacak epey kitap var, yazı okuyarak geçirmeyi hayal edebilirim de pek olmuyor, yazın daha yoğun oluyorum, malum yazlar annelere tatil yapmak için değil, tatil yaptırmak için var. Bu sene oğlan yaz okulundan ders almış, kız sınava hazırlanacak … hayata dair planlar, niyetler var, sonuçlara dair umutlar var, bi geleceği uzun zamana yaymıyoruz, onu eni konu öğrendik de ” Kul hakkı” kapsamı hala sıkıntılı benim için bildiğim her doğru yalan oluyor bu konuda dermişim. Yine de yakama yapışmış olması muhtemel eller için kaygı duyuyorum, bence ben doğruya daha yakınım diyebilir miyim ? Bilmem artık, geldi fetva ayları, bakalım neler öğreneceğiz, bi de sakız ile deniz, bi de diş fırçalamayı geçebilseydik :)))
Aaaay sıkıntı ile günaydın demiyorum, bi gayret bi cesaret ile günaydın …
26 Mayıs
Kendini eğitiyorsun ama bir yere kadar, her beklentiyi silip yeni halini koyamıyorsun yerine. Misal; Nisan Mayıs ayları, Nisan Mayıs gibi Mayıs Nisan gibi geçiyor, sebebi malum, çölleşen dünya ve onu hoyrat kullanan insanlar. Bazı şeyler ileriye doğru uçarken, geride hızından hasar almış, hatta hasar raporu anlaşılmamış, ya da çok sonra anlaşılmış şeyler bırakıyor. Sonuç da Mars’dan ev alsak ilklimi yadırgamıyacak hale gelicez. Neyse karışık gibi görünen ama gayet net olan konular bunlar da “Halkın gözüne gözlük” takanlar, üç boyutlu dermişim, olanı olmayan gibi gösteriyor.
Dün akşam piyanoyu koruluğun neresine koymuşlar, kız ile gidip baktık. Ağaçların seyrek olduğu yere platform yapıp, etrafına sandalyeler dizmişler, hatta ışıklandırılmış ağaçlar, yıldızları yere indirmiş gibi idi 🙂 başkan gönlümüzün başkanı zati, bi de hemşerim, kafadan bir numara :))) Güzel bir konser dinledik, bilgilendik. Geveze Piyanist Emir Gamsızoğlu, hem çaldı , hem anlattı, hatta o çalarken notalarda yazmayanlar bir ekrana yazıldı. İstanbul, Paris , New York ve final bölümleri vardı, Kontrpuan’ı öğrendik, müzikte olanı hayat için diledik. Konsere geldik, yağmur da peşimizden geldi, hiç aklıma gelmedi oysa, Mayıs ayında yağan Nisan yağmuru altında izledik valla. Bu arada görevliler yağmurluk dağıttı, bir ara “tepemize yıldırım düşer mi ” dedim, sonra konuyu var olan yıldırıma çevirdim, biraz üşüdük ama ana kız ruhumuza iyi geldi.
Yeni kitabım ; Tarçın Dükkanları / Bruno Schulz. Polonyalı, yazar, mimar, ressam. Geç keşfedilmiş, Kafka’nın unutulmuş rakibi, Dava’yı lehçeye çevirmiş. Ekmek almaya giderken Yahudi Yıldızı takmadığı için bir Nazi subayı tarafından öldürülmüş. Yazdıklarını okumak, anlattığı incelikler arasında eriyip gitmek gibi, kitap sakin kafa, sakin ortam ve ruha huzur. Bu arada o kadar az bilgi var ki internette, arayınca karşınıza aynı isimde bi de hakem çıkıyor.
Bu arada Prag’da Tarçınlı Çikolata Dükkanı varmış, tarçın önemli 🙂
“Ne yapsam ” diye düşünmeyeceğim bir güne niyet ettim, yani plansız demek istedim, tüm B Planlarına gün yüzüne çıkma imkanı vericem inşallah, Zihnimde yer tuttuklarına göre hayata geçmek onların da hakkı, B şıkkından Günaydın 🙂 
27 mayıs
Bir çırpıda Cuma gelmiş. Bugünlerde hayatımızda ortak olan nadir şeylerden biri günler. İsim olarak hepimiz aynı günü yaşıyoruz. Günün yaşattıkları, dayattıkları farklı farklı. Bu sabah yağmur varmış İstanbul’da, bazı semtleri su görürmüş diyorlar, buralarda koşuşan bulutlar var. çay kokusu ile kendime gelmeye çalışıyorum. bakalım yağmur kendimi geçebilecek mi yoksa ben yağmuru geçer miyim ? Yeniçeriler Tahta surlara saldıracakmış !!! Şehrin kurtuluşu muazzam kutlanacak diyorlar, bir milyon kişi taşınacakmış miting alanına. O gün kaç kişi ölürse ölsün, program programlanmış, Gövde gösterileri, tüm memleket temsil edilmiş olacak, ya da sanılacak. Aaaaay sabah haberleri içimi daraltıyor, yayında zırt pırt gidiyor. Amerika’dan savcı Bharara dudak uçuklatan rakamlar haberi veriyor, yiyen tıka basa yemiş. Dünya böyle işte, paranın adı var, kendi de yatırılmış olarak var 🙂 Kendimi bildim bileli sokaklarda yaşayanlar var. Hatta yatıp kalkanlar var. Koltuğu kapan dünyalık yapmaktan başka işe bakamıyor. O kadar çok işten çıkarılan var ki, firmalar bi kişiye az zam yapıp üstüne iki kişilik iş yıkıyor. Sınavlar şaibeli, elimizdeki paranın satın alma gücü düşüyor. Yollarda günlük olarak kiraya verilen ev afişleri görüyorum, ufak ufak yerlere yapışıyor, derken saatlik olanını da gördüm. Bu evler cami olmayan yerlerde namaz vakti geçmesin hizmeti olabilir mi ? Bu evleri kiraya verenler, bu evleri fuhuş amaçlı tutanlar, kimler acaba ? Ekonomiye kayıt kuyut var mı ? Muta nikahı ücrete dahil mi ? Aziz Yıldırım’ın şekeri çıkmış diyolar, Kupayı Cim Bom kucaklamış da, bir yılda suya 11 kere zam gelmiş, Can güvenliği yok, kalabalıklardan korkuyoruz, seslere duyarlıyız …
Aaaaay” bi tek ikimiz, bi de kedimiz, kıyıda köşede duran biraz birikimimiz, hazırız, gidebiliriz, nereye dersen amenna !”, ihtiyaç anında kırılan kalplerimizi de alıp gitsek, diye düşünebiliriz de gitmekle gidilmiyor, kalıp direnmek gerek, kaçışlar sonunda çıkmaz bir sokağa, aşılamayacak bir duvara rast geliyor, yüzleşip, kabul edip, kurtulma planları yapıcaz 🙂Sorumluluklarımız var, en başta kendimize, canımız bize emanet ise emanete ihanet olmazzz !!!
Bu sabah bana da şiddetli bir terapi lazım, elimden geleni yapıcam da program da yoğun çok şükür. Bakalım gönlümüzden geçenlerle, elimizden gelenler nereye kadar ? Önce mutfak ama “Bu sevdalar boşuna, bu sevdalar boşuna …tey tey tey !!!” Ayak oyunları ile Günaydın :))) Benimki halay için
28 Mayıs
Aaaay dün çok yorulmuşum ama gönlümden geçenleri hayata geçirdim çok şükür. Yağmura doğru öğle vakti yola çıktım, sanırdım ki idari profiline bakınca herkes Cuma’da, değilmiş valla. Tıklım tıkış yollar, araç içleri derken yol ortasında yağmur başladı. Bu arada araç içindeki çocuklar yer yüzünden kavga ettiler, bu bacak kadar veledler, büyükleri dururken, analarını babalarını ayağa dikip koltuk sahibi oldular, bu koltuk sevdası el kadarken başlıyor, mesulü ana ve babalar mı acep ? Neyse ben, yağmur damlalarını ve reklam panolarını seyir ettim, “Lii liii liii limona reklamında Kibariye onaltısında,!” plajdan bakıyor bize, yaşlandıkca geriye dönüş isteği ve dursun zaman, geçmesin yıllar, estetik cerrahi var diyen kadın ve erkekler, olamıyor valla, direnmeyin zamana, bir yeri yaparken, bir başka yer, “yalaaaaannn !!! ahanda şuralarda yılların izleri var!!!” diye bağırmakta. Kadınlardan yüz bulan devlet, hükümet beşyüz küsur sene geriden işlem yapmaya gayret ediyor. Bkz; yarınki fetih kutlamaları.
Boğaziçi’ne geldim, yağmur arttı, sinirli sinirli yağarken, güvenlik “servis geliyor, bekleyin” dedi, bindim, gittim ama, 50 metre bile olmayan yolda 50 litre ıslandım, şemsiyeye rağmen, Şeyh Bedrettin Konulu bir programa gittim, önce 52 dakikalık bir belgesel seyir ettik, sonra üstüne konuşma. Konu derin, üstünden 600 sene geçmiş ama izleri ve müridleri var. Şeyh Bedrettin hem dini hem de siyasi, asılma sebebi ikisinden de kaynaklanıyor olabilir, üstünde çalışılıyormuş. Cemal Kafadar Ortadoğu tarihi uzmanı, Harward’dan. Şeyh Bedrettin’in Fıkıh yönü, hukuk yönü var, kitapları medreselerde ders olarak okutulmuş, komünist, isyancı, alevi yakıştırmaları var, Kerametleri olan bir veli, tam olarak hangisi, Varidat’ın çeviri sayısı sayısız. Esas yerleşim yeri Balkanlar, ülkemizde de yaşayan, gelenek taşıyan müridleri varmış,ama onlarda yaşlı olanlar, gençler pek ilgilenmiyorlarmış, bi de kendilerini Bektaşi’lerden ayrı tutuyorlar, hem de gizli. Güzel bir bilgilendirme oldu, durmuş yağmurun biraktığı kokulu izleri yanıma yoldaş olan bir it ile kapıya kadar yürüyerek takip ettim. Yani servise binmedim. Bitti mi, bitmedi, bacımla buluşup yemek yedim, arkadaşımla da buluşup Eski Şafak sineması yeni Mekan Artı tiyatrosuna gittik, oyunun adı “Burada Bugün” iki kişilik, intihar temalı, bunalımla bunaltan, genç işi konulu bir oyun, konunun ağırlığı bir ara uyuklamama sebep oldu, dermişim :))) Güllerin Savaşı’n daki Cihan buradada vardı, güzel oyuncu, mimikleri hakiki, gerçi kız da iyi idi. Sonuç ; iyi oyunculuk ama konu beni sarmadı, bi sonuca varmadı. Sonra da aynı kalabalıkla eve döndüm, Yine Akbil’ini kayıp etmiş olan kızı yolcu ettim, hatta dilimi de tuttum sayılır, odasını adam etmeye niyet ettim, ben temizleyim de o da yerleştirsin, daraldım artık, bu gençlerin dağınıklık tutkuları da bir yere kadar … Dağınık ama umut verici ve günaydın olsun, umut önemli
29 Mayıs
Gelip geçti sandığımız bazı şeyler hayatımızda sonradan derinleşiyor. Üstüne düşününce mi, yokluğu hissedilince mi, hasar tespiti sonraya kalınca mı bilmem. Bildiğim zamanın geçmiş zaman izlerini özenle sakladığı, gün geliyor şak diye önüne sürülüyor. tabi her şey uzunca bir zaman beklemiyor, sıcağı sıcağına anlaşılmayan yorgunluklar en geç ertesi güne, ölüm acıları üç beş seneye, yokluklar ihtiyaç duyulunca tazelenip canlanıyor. Yalnız acılar değil sevinçlerde sonradan ne kadar değerli imiş anlaşılıyor. Aslında gördüğümüz acılar, yaşarken o kadar acı değil. Ben ölüm korkusunun ölmekten daha zor olduğuna inanıyorum. Bir kaç kez yanına yaklaşmışlığım var ki insana acı sıcaklık gibi yayılıyor. Kurşun yarası alanlar ilk anda hep bi sıcaklık duyduklarını anlatırlar ya o anda insan öldüğünü bilemez gibime geliyor. Gidip gelen pek olmadığı için (olduğunu sanan hikayeler okumuşluğum var, yine de bir ip ucu gözü ile bakıyorum ) konuyu bilemiyoruz, hissettiklerimizi de kelime karşılığı zor, anlayıp da anlatılamayanlar kategorisinde durum 🙂
Buraya nerden geldik ; Dünden geldik, kızı yolladım, kayıp Akbilin peşine düştüm, netekim buldum da 🙂 Ammaaaa odayı yeniden oda yaptım, eşyaların yerlerini bile değiştirdim, üst üste konmuş kitaplarla ağırlık çalışması yaptım, yerleştirmenin bir bölümünü beraber yaptık, ne de olsa özel alan, izinsiz bir şey atmadım ama farkında olamadığım bazı şeyler olabilir :))) neticede ben de bir anneyim, annemden taşıdığım izler var :))) Akşama mutlu ve enerjik yattım ama sabah öyle kalkamadım, an itibari ile üç aşamada eğilip, üç aşamada kalkıyorum, kolumdaki bacağımdaki morları ve kırmızı çizgileri saymıyorum, boynumu elimle çevirsem olacak sanki, ama en kötüsü omuzlarım olabilir, oralarda unutulmuş yükler var … Yaaa işte yorgunluk bugüne kalmış, her şeye biraz biraz sonraya kalıyor hayatta, bu sonraya kalanlar içsel mevzularımız olunca içten içe bizi oyum oyum oyuyor. İnsanda algı geriliği var dermişim, ruhsal bunalımın sebebi sonradan algıladıklarımızı masaya yatırma üstünde halamın bıyığı olsa idi amcam olabilirdi tarzında çalışma, diye de bilimsel olarak salladım, tamamen şahsi bilimimdir :))) Hayatın en büyük özelliği her şekilde sürdürülebilir olması, kas ağrılarım sabah çayı koyup, kahvaltı hazırlamama engel olamadı, çok şükür kızı yolladıktan sonra, verdiğimi hatırlamadığım bir söz üstüne algımı masaya yatırıcam :)))) Eve uzak, hiç gitmediğim, bir lunapark Avm ye gidiş izni vermişim güya, hatta daha çok olur gibi bakmışım, iddia budur, akşam kaçak güreştim, bugün konuyu bağlayacam, konunun kız gelene kadar masadan kalkması dileğiyle cümleten günaydın
Bu arada memleketi komple kurtaranları yok sayarken 500 sene evvel güç kayıp etmiş Bizans’ın elinden kurtulan şehrimizin kurtuluşunu şölene çevirenlere o paralarla neler neler yapılırdı diyorum, kasabın yağı çok olunca paylaşsın taraftarıyım, konu ile ilgili paneller, sempozyumlar düzenlense kaç kişi gidecek, bilecek o da var, şimdi bir piknik havasında yenip içilecek, gaza gelinecek,
yarın kaldığımız yerden devam, sonra tvlere “geçinemiyok, devlet bize baksın demeçleri” Devlet de hangi birine yetişsin, artandan ancak bu kadar oluyor, Bizim buradan gemiler kalkacakmış, namazı müteakip cami önüne bekleniyor halkımız, gemilere minübüslerle taşınacaklar,gün içinde her şey dahil, beni de ısrarla çağırıyorlar :))))) Allahın işi mesaj kumarhane mesajının üstüne gelmiş, aklım karıştı, dermişim. Telefon numaram hala satışta, ne isterseniz o hizmet ile ilgili numara bulurum, bugün olmazsa yarına,
Şaaaneeeee pazar bi olsun, hadi işallah
30 mayıs

Facebook her sabah dayatıyor, anıların var, paylaş diye. bu sabah , bir yıl önce yazdığım yazıyı kırmayavacam paylaşcam, ben okurken yine sevdim 🙂 Günlerden pazartesiye denk gelmemiştir muhtemelen ama, ne önemi var gün isimlerinin, içini nasıl doldurduğun önemli, bugün bir yıl önceki benim, yarın kendim olarak gelirim, hadi işallah 🙂

“Yattık, kalktık, hayata önce evdeki pencereden, sonra da telefon ekranından baktık 🙂 Sonra gözleri içimize çevirdik, “sorun alçak Merkür de imiş ” dedik, yine geri geri gitmiş 😦 bi uzaya çıktığımızda ye feth edelim ya da yok edelim diye ruhumlan kavilleştik :))))
Eeeeeeee “Bebeğim mutlu değilse, uyanır gecenin dördünde, sorun aklıma gelip de gitmeyenlerde …” diye bi ninni söylecek, dizinin üstüne yatırıp de “Nen var kuzum ? ” diyecek, teselli edip, akıl verecek bi annemiz yok 😦Haaaa olsaydı da ne kadarını yapardı o da ayrı bir soru daaaaa, varlığı yeterdi, bacıııım !!!
Mecbur kendimizi, kendimiz teselli edip, mutlu edeceğiz, zati doğrusu da bu, tırnağın varsa ki var çok şükür, başını kaşı modeli.
Çocuklar yatarkene ,sessizcene yapılacakları yapıp, mevsim kızartması yapmaya gidicem, işalla :))) Bol soslu, sarımsaklı, patlıcanlı, biberli, kabaklı, bi de çikolatalı, üzümlü kek, bi de yeni öğrendiğim kremşantili şaaaaaneeee poğaça … ooooooooh miissss alıcam bi dal :)))))
Diyetin içine tükürmiyecem tabii ki de başkaları yesin diye yapıyorum :))) “Sizin mutluluğunuz, benim mutluluğumdur !!!” formatı :)))
Valla attık formatı hayatın tümüne :))) Yeniden, yeni baştan olmasa da bir tazelenme olacak işallah :)))) Umutlarımız bayrağımızdır, dalgalandıkca evrende varlığımızı hatırlatır bize, sahip çıkalım umutlarımıza, oy verelim Merkür’e gitsin :)))))
Cümleten Bonjuuuuuuuuuuuuuur milleeet !!!!! Bi müddet hayata Fransız kalalım, biraz da böyle 🙂
Cümleten günaydın, gönlümüzü hoş tutacak bir hafta olsun, zira sinir stres de kas ağrısı yapıyor.

31 Mayıs

Kitabımı bitirdim, camların büyük bir bölümünü sildim, ütü yaptım … verimli bir gün geçirdim yani 🙂 Verimli gün aklımdan geçenlerin hayata geçmesi demek benim için. Dün akşam Barış Bıçakcı’nın Sinek Isırıklarının Müellifi’ ne başladım. Bir öncekine göre çerez sayılır. Bruno Schulz okumak ; Bulutların üstüne yüz üstü yatmak, ayaklarını dizden büküp, ters yönde havada sallamak, parmağınla açtığın bir delikten arada sırada dünyaya kuş bakışı bakmak gibi 🙂 Bu arada kendini kuş gibi hissetmek de var. Tabii ki ben yeryüzünde ve bir çok yol ayrımında, kafası dolu, bedeni ağrılı olunca zor oldu, metaforlar başımı döndürdü, tüm öykülerin bir arada olması, kitap bitirmek prensibim olunca zor oldu belki de. Fakat öyküler arasında kuyruklu yıldız, böcek, ayarlanmış saatlere rastlamak hoş oldu. Muhtemel birbirinden haberi olmayan yazarların aynı konuyu farklı incelemesi ilginç. Yalnız Kafka Bruno’yu etkilemiş diyolar, o doğru gibime geldi.
Ben gerekli izini vermeyince kızla ilişkimiz hasar gördü.Normal olarak bir takım triplere maruz kaldım. Kin ve nefret kankalığını taşımak istemediğim için, biraz sessiz kalacağım, hizmette kusur etmiyorum ama, sessiz kalmak, etki altında kalmadan düşünmeyi de tetikliyor, arada iyi oluyor. Anneye bir soruluyorsa, o cevap olumsuz ise elbette annenin bir hatta bir çok bildiği vardır. Hem kız hem erkek çocuklar büyüttüm amma kız biraz daha zor. Fakat çok renkli ve çok da eğlenceli olunca dayanma gücü buluyoruz, dermişim. Allah acılarını göstermesin.
Ben bazı konularda rahmetli annem gibi olmak istemiyorum, Rahmetli kızdığı zaman bir söylenmeye başlardı, konu konuluktan çıkar, gelmiş, geçmiş bir birine karışırdı. Ana tarafımın genetik özelliği, bir konu hakkında günlerce söylene bilirler ve asla unutmazlar, çakacak lafları varsa yerini bulana kadar içlerinde tutarlar, yaptıkları iyiliklerin asla unutulmasına müsade etmezler … felan fistan. Haklarını da helal etmezler, rahmetli annem de bazı kimselere hakkım helal demeden gitti, konu üstüne çok çalıştık ama olmadı 😦 Ahirette bir itiş kakış, kalabalık varsa anamgiller hesap görmek, helalleşmek için oradadır dermişim :))))
Hem inanıp, hem varlığını tekliğini kabul edip, hem kulların iyiliği için en iyisini yaptığına iman edip, sonrada beddua ile reçete göndermeyi anlayamıyorum, o yüzden bende sıfır beddua, tamamı helal haklar mevcut. Allaha havale ederim ve beklerim, canımı yakanın canı yanar, bilirim.
🙂 🙂 🙂 sarılıp, öpüştük kızı yolcu ettim, bizimki bu kadar, mendil en fazla kurur gibi olur Salonun camı kaldı, onu da sileyim, yemek işi var, küçük oğlan bugün eve dönecek inşallah 🙂 Yazlığa bi gidip gelmem lazım, hafta sonu etkinlik, Ramazan için tedarik ve stok gerek, havalar da 32-33 derece gidecekmiş, yazı sevmem, nem beni halsiz bırakıyor, ağız tadıyla gelip geçmesi dileğiyle Günaydın.
Aaaaaah yalan dünya, Polis gücünü her zaman devletten alır, gülme komşuna gelir başına, Eeeeey Fransaaaaa !!!! orantısız güç kullanma ! da kendini görmeyenlerin başkalarını görmesi ilginç ötesi entresan :)))) (Dilimi zenginleştiriyorum, dermişim :)))) ) Bunlarda radyodan kapanış için.

LAZANYA, BİR ŞEY, BİR ŞEYLER …

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , ,


Screenshot_2016-08-04-18-24-02-1

Aklımıza ansızın bir şey gelir ama o şey asla yalnız gelmez, şeyler ordusu ile birlikte gelir. Biz içinden seçer, bir şeyi dile getirir, kalan şeyleri içimizde öğütür, hazım ederiz, ya da edemeyiz keyfimize kalmış bi şi değildir, direkt ruh halimizle ilgilidir. Aslında ruh halimiz aklımızı işgal eden şeylerin savaşıdır. Gündüzleri aklımıza gelen, geceleri uykuda aklımıza getirtilen şeyler oyalar bizi, bazen içinden çıkamayız, anlatmak, paylaşmak isteriz. O da çözüm sayılmaz, doğru yer, doğru zaman, doğru insan, üçü bir arada hızlı hazır kahve gibi olmaz, zaten kahveyi tanıyıp bilenler için o paketlerin tadı olmaz. Böyle böyle geçer günler, şeyler bizi ezdiğinde kendimizi en iyi bildiğimiz bir şeyle oyalarız. Bazen zor olanı seçer, bazen kolaya kaçar, bir ferahlama yöntemi illa ki olur.

Benim tercihim mutfaktan yana, bu sabah aklıma hava durumu ile ilgili Lazanya yapmak geldi. Biraz daha serin bi gün belki de yağmur dediler ama şu saat oldu bir fark göremedim.Malum hem zahmetli, çok bulaşık çıkarır, hem de fırın yakmak gerekli. Kavrulmuş kıyma dolapta var idi, Lazanya da var, hatta havuç ve de mantar. Rendelenmiş havuçları soteledim, içine silinmiş ,ince doğranmış mantarları ilave ettim, sonra da kıyma ile bir iki çevirdim. Birinci eleman tamam, salçalı su, beşamal sos, rende kaşar sırasını bekliyor. İtalyan milletine de yemeğine de hep kendimi yakın hissetmişimdir, daha bi Roma yapma imkanım olmadı ama umutluyum, hatta ben görmeden Venedik batmaz, Pompei tekrar küle bulanmaz diye umuyorum. Şimdilik İtalyan artisler, italyan yemekler, Cannes Film Festivali takipi ile durumu idare ediyorum. İlk lazanyamı yeni evli iken yaptım, kocam tarif etti. hatta ilk borcamım olan üstünde “Made in France” yazan kabım hala duruyor da miktar olarak artık yeterli değil. Çoğu içine mantar ve havuç koymaz, bazen havuç koyar ama genelde mantar olmaz. Neyse ben koydum oldu. Gayet lezzetli ve tek başına doyurucu. Bir kapta su ile salça kaynattım, bir tepsiye kaşar rendeledim. Bir başka kapta beşamel sos kaynattım, ölçülerim yok, el terazi göz kantar benimki. Bir kez ölçülü yaparım, hatta bazılarının ölçüsünü yerken anlarım. Eeee kendimi işime veriyorum, seviyorum mutfağı.

20160804_120256

Bir yandan da ilk lazanyayı hiç unutmamışım, sofraya kadar hatırladım, ama ikinci, üçüncü ile ilgili hiç anım yok dermişim. Belki de tekrarları önemsemiyorum, gerçi tekrarlarda yeni ayrıntılar  var,  daha sonraları beşamel sosu daha sulu pişirmeye başladım. İlk başta haşlanan lazanyalar vardı, şimdi kuru döşeniyor ama harcı sulu tutmak ve fırına koymadan biraz bekletmek lazım, pişince de hemen kesmemek gerek, kendine gelmesini beklemliyiz. Her şeyin bi bekleme süresi var zaten. Beklemek ne tükenmez bi eylem. Her yerde karşımıza çıkıyor, hepimizin ortak noktası ise beklediğimiz “Güzel Günler” Bana kalsa bu günler arada gelip geçiyor, farkına sonradan varıyoruz, yoksa bi güzel gün paketi yok. Borcamın dibini tereyağı ile yağladım, üstüne bir sıra lazanya dizdim, biraz salçalı su, sonra iç harcı, onun üstüne beşamel ve kaşar, sonra bir sıra daha üç kere yaptım bu işlemi en üstüne sadece salçalı su, beşamel sos ve kaşar rendesi koydum.

20160804_122220

20160804_123454

Çok amaçlı bir yemek ; sebze, et, hamur, yağ, peynir içi dopdolu, yanına salata, üstüne kavun oldu bitti, bu arada beklenen yağmur gelmedi, hava da hiç serinlemedi, nem oranı orantısız olarak artıyor. Bu nem oranı ile ilk New York yazında karşılaştım ben. O zamana kadar İstanbul böyle olmaz idi. Tee 27 sene evvel, bir yanı orman bir yanı deniz olan Long Island’da yaz öğleden sonralarında yağan yağmurlar asfalttan dumanlar çıkmasına sebep olurdu, tüm camlar kapalı, tüm evler klimalı olunca o buhar gidecek yer bulamadığından tekrar yağmur olurdu, ben de ilk çocuğa hamile, üstümde fazladan bir 25 kilo, eller ayaklar tombul tombul, gece uykusu haram, ama beslenme tam gaz, kocamın arkadaşları bile taşıyor, parola “Ver Haydar’a yesin” O zaman burada daha ultrason yok, bebek erkek olacak dedik de ona inanmadılar, tatlıya düşkünlüğümden karnımın sivriliğinden bildiler. Bir tek araba ile dolaşan bi Türk Bakkalı var, Tamek Reçeller alıyoruz ve eşimin bi tane de çok yiyen bekar arkadaşı var, o gelince yatağın altına saklıyorum reçeli, yeminlen, böyle de bi çirkef yaptı beni nem oranı ve hamilelik. Aaaaay bir kerede kadayıf yaptık, kocaman bir dilimin üstüne bastım krem şantiyi, yanına da yarım kiloluk bir bardakla süt, sabah kahvaltısı yaptım. Yaaaaa işte o zamanki Turnalar şimdi tırmalıyor. Tıp dilinde biz buna kötü beslenme alışkanlığı diyoruz. Amaaaaan iyi ki de kötü beslenmişim, canım istediklerini yemişim. Malum insan canının her istediğini yapamayınca en azından canının istediğini yiyor. Güzel beslenince oğlan da turp gibi oldu maşallah, yedi aylık iken ayaklandı, yavrucak kalsiyum deposu. Aaaaah geçmiş günler mi güzel, gelecekler de saklı güzellikler mi var bilemedim. Bildiğim Lazanya yaparken ülkeler arası, zamanı geriye sarıp gittim geldim. Tabii ki de şeylerin içinden seçim yaptım. Daha yazmadığım o kadar çok şey var ki. Bu şeylerin kafada bi süzgeci var, yüzleşmediğimiz şeylerin yüzünden çektiğimiz çileler, derkeeeen çocukluğuna inemeyenleri kast ettim. Orada kapalı kalanların davranışlarda bir açıklaması var gerçi de gördüklerini anlatamıyorsun, anlatamıyorsun, anlaşılamıyorsun, sonra da girip mutfağa yemek yapıyorsun, Artık akşam bi tartışma programına bakarken yeriz. Soruyu anlamayan, ya da anlamazdan gelip istediklerini anlatan kifayesizler boğazımıza dizerler. Çok kültürlüyüz tüm toplum, nitelikli program seyir ediyor, o diziler, saç baş yolduran yarışmalar uzaylılar için. Sonuç da Yalan Dünya di mi ama ???

 

RAMAZAN GÜNLÜKLERİ

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


PhotoGrid_1465473291130

Ramazan bir zayıflama fırsatı değil, vücudu zayıf düşürmeden beslenerek, ibadet etme şekli. Bu sene iftar ile sahur arası çok kısa, aç kalınan zaman çok fazla olunca bir takım sorunlara maruz kalıyoruz. Bir kere gerekli her şeyi yiyemiyoruz, canımız istese midemiz istemiyor, uyku bir yandan çekiştiriyor. Üç gündür bi kahve içme fırsatı bulamadım, yemekten sonra çay içiyorum, üstüne kahve içecek zamanım olmuyor, olduğunda uykum oluyor, felan fistan :))) Zoru başarma çalışmalarına devam.

Oruçlu iken değil de yemekten sonraları daha çok sorun oluyor. Tansiyonda oynama, bir uyku hali, bir yorgunluk “ba yıl dım, ba yıl cam !” halleri, neyse ki kendimi sokağa atıyorum, teravi kılınca spor da yapmış sayıyorum kendimi :))) elde olanlarla, ancak bu kadar, bazı şeyleri de birleştirip pişiriyorum, resimde görünen kabaklı havuç, bir diş sarımsakla sotelendi, soğuyunca yoğurt ile karıştırıldı. Hem sebze, hem yoğurt bir kaşıkta 🙂 Diğeri krep içi mantarlı kaşar peyniri. Krepin ortasına bir dilim peynir, üstüne soğan ile sotelenmiş mantar, katla, diz tepsiye, fırına sok çıkar. hem börek, hem protein, hem de lezzet bir arada. Tek tek yemeye zaman yok 🙂

PhotoGrid_1465473454531

Köfteli tabak bir iftar, önden çorbası var, yanındaki tabak da başka bir iftar, fırın poşetinde ızgaralık tavuk, knorun mangal sosunu kullandım, yanına bezelye, havuç, patates pişirdim, yanında bir yemek kaşığı kadar da erişte var, bir küçük tava erişteyi üç kişi üç günde yedik. Ben sadece bir kez yedim. İftarda pide, sahurda ekmek tercihim, sıvı tüketirken limonu aralara sıkıştırıyorum, peyniri sahurda, yoğurdu teraviden sonra ara öğün olarak tüketiyorum, yanında kuru kayısı ile. Daha öğünlük meyve ve tatlı yemedim. Fırsatım olmadı dermişim. Yarın güllaç yapmayı planlıyorum, Üstüne meyve koyunca ikisi bir arada olur. Sahur iftar arası altı saat civarı, bu arada biraz uyku, cami faslı, yediklerini hazım etme, iki ana öğün, bi de ara öğün gerekli, daha tam bir düzene giremedik, habire deneyip yanılmıyoruz ama, “budur !!!” da diyemedik. Ammaaaa !!!! çalışmalar, “naneli, tarçınlı, limonlu su ve hurma ile açılış, ardına illa ki çorba, proteinli, yeşil sebzeli bi tabak, illa ki salata, bir parça pide, üstüne çay, ara öğün yoğurt, meyve, tatlı, bitki çayından ikisi, kapanış için yumurta, peynir, duruma göre ekmek ya da zaman zaman bir adet veya dilim börek, iftardan kalan salata :))) çay, su …”  üstüne. çalışmalara devam, değişik şeyler pişirmek haftaya, önce mide ayarları 🙂 ❤

RAMAZAN ve SAĞLIKLI BESLENME GAYRETLERİ …

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


PhotoGrid_1465280523059

Ramazan ayı ve oruç dün başladı, bu ikinci uzun günleri tutuşum, daha öncekinde genç idim, sağlık sorunlarım yoktu, kilo problemim hiiiiiiç yoktu. Sadece sınavlarım vardı, bu da orucuma engel olmadı, tuttuk geçti. Bugün yaşın üstüne otuz küsur sene daha koyduk, hem kilo hem de sağlık sorunlarım var, hava sıcak, nemli, günler uzun … ama niyet ettik, elimizden geleni yapıcaz, oruç sağlıklı insana farz, oruç aç kalmak değil, ayın rahmeti, mağfireti … var, hepsinin ışığında aydınlanıcaz, inşallah 🙂

İftar sofrasında ; hurma, yeşil salata, kahvaltılık, zeytin illa ki bulundururum.Şarküteri tipi besinleri çocuklar tüketiyor, ona da bi ölçü yapmaya gayret ediyorum. Bu sene tam buğday ekmeğimi de yapıyorum, suyum da oda sıcaklığında, nane yapraklı, çubuk tarçınlı ve limonlu, sahurdan iftara içtim. çayı da çorba ile beraber hazır ederim. Henüz çorba içip, ara verip, namaza gidebilmiş değilim, yağlı kızarmış yemekler, şerbetli tatlılar yapmıyorum, yiyemiyoruz zaten, çok çeşit yapmıyorum, miktarları günlük ayarlamaya çalışıyorum, orucu su ve hurma ile açarım 🙂

PhotoGrid_1465280597088

Çorbam mercimek, üstünde  bayat ekmek, pul biber ve limon var. arkasına yeşil fasulye ve resimdeki pideyi yedim ve doydum, yine de biraz salatadan aldım, bir iki zeytin tükettim, çocuklara ana yemek et ve patates yapmıştım, kibrit kutusu kadar bir parçayı da ağzıma attım, üstüne bir kupa çay içtim. Sonra teraviye gittim, yolla beraber bir saatten fazla sürüyor, geldiğimde üç kayısı, bir küçük kase yoğurt yedim bi de bitki çayı içtim. iki saat kadar uyudum.

PhotoGrid_1465280665425

Sahurda patatesli omlet ki patatesi etin yanına yapmıştım. Küp küp doğrayıp, az yağda teflonda tuz ilavesi ile kavuruyorum, sonra pul biber ve kekik ekliyorum. kalanı gece omlet yaptım, sonra biraz daha salata ile bir dilim börek yedim. Börek el açması, mayalı hamurdan, peynirli, kocamanlığı kabarıklığından ileri geliyor :))) Yanında çay içtim, su tükettim, yemekten en az iki saat sonra yatıyorum. İki öğünde de “tatlı bir şey yemedim, canımda istemedi” derken aklıma geldi, Elmalı pay’dan gerçekten ama gerçekten dilim olamayacak bir porsiyon yedim, porsiyon bile denemez, elimizle yapılacak küçük bir parça işareti kadar 🙂 hangi ara derseniz, sahur da yemekten sonra son çayın yanında, sahuru on onbeş dakika içinde yapmıyorum, bir saatlik bir süreye yayılıyor yediklerim.

Henüz  çok başlardayım, gücümü, midemi test ediyorum, daha fazlasını zaten yiyemem de faydayı arttırmak çabam, bu arada bağırsak hareketlerine de dikkat ediyorum, yediklerimi bi şekilde faydalı, faydasız ayıran posayı atan sistemi faal tutmak gerek, Cümleten hayırlı Ramazanlar olsun da bu sabah İstanbul’a hem yağmur hem de kötü haber yağıyor 😦

NİSAN AYI GÜNLÜKLERİ

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


13237831_10154123844386768_7356801778262173144_n

Kuşlara hep heves ederiz de, onlar da bize imrenir mi acep ? yersiz, yurtsuz garipler, bir tek uçabilme imkanları var. pıııırrr ! diye havalanınca her şeyi geri de bırakırlar sanıyoruz da ben inanmıyorum, yani artık inanmıyorum. Gitmek önemli değil, önemli olan gittiğin yere istemediklerini taşımamak. Uçalım; unutalım, geride bırakalım istiyoruz, sanki uçsak olacak. halbuki insanda sınırsız bir işleme, evirip çevirme yeteneği var. ver konuyu, al ayrıntıyı. kafaya takınca, geceyi gündüze ekler, ya yemeden içmeden kesilir, ya da dünyaları yer, konuyu kördüğüm haline getirir insan 🙂 işte ondan, yazarlar, çizeler insan. Üretiyorlar, üretiyorlar, arada anlaşılıyorlar, o da yanlış dermişim :))) Bakalım Nisan ayında neler demişim. Fotoğraf için Ferda Ünür’ün ellerine sağlık, Yazıdan sonra kuşu sorgulayacam :)))

02 Nisan

Nisan ; bir şaka ile başlayan, adına özgü yağmurları olan, bu yağmurları kısa süreli aşkları çağrıştıran, sonunda çocukken muhteşem kutlanan, çok renkli bir bayramı olan, insanları manto ve paltodan soyan, yaza ufaktan ısındıran, içinde 35 senedir bir film festivali barındıran bir aydır. Bu hafta biletlerimi aldım, sağda solda sanat ve kültür şehidi olmaz isek bacımla beraber on film göreceğiz. Başka ülkeler, başka dünyalar, başka diller, başka dinler …
Her şeyin bir sonu var, bazı sonları görüyoruz, bazılarını tahmin ediyoruz, bazılarına da ömrümüz yetmiyor. Bu haftanın da sonunu gördük. Memleketin hali malum, hiiiiiç o dallara basmıyorum. Çünkü ; Hap kadar çocukların bile yaşına başına bakmadan, bir alt yapısı olmadan, ağzından tükürükler saçarak siyaset yapmalarına, kulaktan menfaati kadar bilgi sahibi olanlara sinirleniyorum. Bu nedenle konuşsam, yazsam faydası yok, susuyorum, gönül de bir şekilde razı olacak artık.
Hafta içinde Tomris Uyar’ın bir öykü kitabını aldım, okudum, içine de bir not yazdım, tanımadığım ama kitap okuyan birine kargo yaptım. Benim zincirim tahminimce olmadı.Çok da hayal kırıklığı yaşadım sayılmaz, bakıyorum, görüyorum, anlıyorum çok şükür.
Apartmanın doğum günü çocuklarına da kitap aldım. “üstünüz, başınız, oyuncağınız çok, bu da hayal dünyanız için ” dedim verirken, hemen paketi açıp bağırlarına bastılar ama devamını bilemem. Ben iç huzurumun peşindeyim. Verdiğim sözleri tutmak, birinin elinden tutmak, bir şey öğrenmek, bir şey öğretmek, paylaşmak, sevmek, hoş görmek … gibi beni gülümseten, karnımda kelebekler uçuşturan şeylerin peşindeyim. “Karnımda kelebekler uçuyor” bunu bir kaç yerde okudum ama hissedemedim, yazdım belki bi sihir vardır 🙂 karnımın içi bana pek ilginç gelmiyor. Yağların arasında yorgun bi mide, ondan daha yorgun karaciğer, tembel bağırsaklar, varsa dalak bu karmaşık ve estetik olmayan ortama bir kelebek dahil etmeyi düşünemiyorum.Kelebekli bir mutluluk tanımı olacak ise onu baharla birleştirip, başımda esen kavak yellerinin arasına renk olarak katarım. Mamafih yeniliğe açık olduğumuzdan, böyle bir tanım da var diye şeyeddim, belki onu da yaşarız. konu başka yerlere bağlanacaksa da “Grinin elli tonu” nu okumadım ama bizim kuşak da “100 Fırça darbesi” ni okudu dermişim. Konu uzar giderse tek favorim Nabokov’un Lolita’sı . Edebi dili muhteşem, adına bakıp da aldanmayın, içinde hiç bir erotik sahne geçmez ama düşündürür. Konu ise “dünyanın her yerinde böyle şeyler oluyor” dedirtiyor. Zaten dünyada hep benzer şeyler oluyor, benzer insanlar, benzer sonuçlar var ama bazı şeyler devamlı tekrar ediyor, bir türlü tecrübeye dönüşmüyor.
Nerdeeeen nerelere geldik. Bu da önemli bir sorun, bir yol haritası olmalı insanın. Misal dün korulukta üç kadın gördüm, parkurun başında “yürüsek mi, patates kızartması mı yesek” tartışması yapıyorlardı. Sonunu görmedim. Muhtemelen iyi olan kazanmıştır.
Bir yanlış ile bir doğru devamlı cenk ediyor, iyi olan da kazanıyor. Yalnız, hem doğru, hem iyi, ikisi bir araya genelde denk gelmiyor.
Bir sürü yazmışım, gözüme pek bi kırmızı çizgi çarpmıyor, okumadan basıcam düğmeye, hazar günlük bunlar, ruh hallerinden seçme saçmalar. Zaten,
“Ben yağmura deli, buluta deli, bir büyük oyun yaşamak dediğin, beni ya sevmeli, ya öldürmeli … /Gülten Akın”

04 Nisan

Tam olarak rakam veremeyeceğimiz sayıda insan pazartesine sövüp sayarak güne başladı. Neden ??? !!!! çünkü dinlenemediler, çünkü işlerini yetiştiremediler, çünkü planları planlandığı gibi olmadı, çünkü, çünküüüü. çünküüüüü ….
Bir yığın mazeret. İnsan sebebi olduğu şeylerin sebebini hatta olumsuz sebeplerini başka yerde aramaya bayılır.
“Çoook şükür, yeni bir gün, yeni bir hafta daha, elde var 7×24 saat, aaay bi de bahar !!” demez insan da suratını aşağıya doğru sallar, içini dışını öldürür, tüm yaşam umutlarına fiilit sıkan esas kendi zararlıları kınıyorum.Bu arada filit zararlı haşarat için ev yapımı pompalı bir ilaç, bir pompalı tüfek kadar tesiri var, bizim pompamız kırmızı idi, bak şimdi hatırladım, çocukların ulaşamadığı yerlerde saklanır, bazı yetişkinler intihar amaçlı da kullanırdı.
Biliyoruz ki “yaşamak zor ve zahmetli bir iş” güzel yanları da var ama. Biliyoruz ki “Dünyada kötülük kol geziyor, hatta ordu halinde üstümüze üstümüze solda sağdan geliyor” Pekiii , biz iyi miyiz acaba ? Bir gün içinde kaç kişinin yardımına koşar, bir isteği “angarya” görmeden yerine getiririz, bir gün içinde karşılıksız kaç iyilik yapa bilriz ? Bu cevapların içine illa ki yalan karışır, illa ki savunulacak bir yan vardır.
Beden yorgunluğu, iyi bir uyku ile gider, iyi bir uykunun da 5-6 saati bedene yeter. İyi uykunun birinci şartı iyi kafadır. İyi kafa, iyi kafa yapan malzemelerde değil, sağlıklı düşüncede bulunur. Sağlıklı düşünce de “pozitif değer yüklü, sorumluluk taşıyan, taşıdığı sorumluluğu da uygun yerlere bırakan, ertelemeyen, empati yapan, hoşgörüyü lafta taşımayan, kendini geliştiren, değiştiren. çelişen yerleri dikkate alan” bir düşüncedir kiii düşünmesi bile bazı insanlar için zordur. Kafada kırk tilki, kırkının da kuyruğu var, bir birine değmesin, ama , olmaz, olmuyor.
Diyorum ki ; Şu tilki sayısını bi aşağıya çekelim, her şeyi bilmek, herkesi yönetmek zorunda değiliz. Dünya biz öldükten sonra da dönmeye devam ediyor. Olması için, elimizden gelenleri yapıcaz, olmadığı yerde kader, kısmet deyip, sonucu da kabul edicez,
Herkeeeees işini yapacak, iyi yapmanın yollarına bakıcak, Bekleme ve biriktirme ruha zarar, fırıldak olup menfaat etrafında dönmek çok zarar, eğitim, plan program şart, olasılık hesaplarını kabaca yapıp, olmayacakların olma ihtimali de var demeliyiz.
Hatta cümleten günaydın demeliyiz, hatta “kuş ölür, sen uçuşu hatırla”, “Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna” da desek olur.
Aaaay hadi, ne günahı var pazartesini sevelim. İçinde Kandil olan, Festival başlatan, yağmur ihtimali olmayan bi hafta, olan ağaçlar yeşillenmeye başladı, çiçek açtı meyveler,kuşlar iyi haberler getirsin, Allaaaahııım !!!! içimize dışımıza bahar gelsin, cümleten

05 Nisan

Dün haber aldı idim, E-5 de tüm üst geçitler pankartlarla donanmış, meğer “Gençlik yeni anayasa istiyor ” imiş, Sabah arkadaşım resim koyup da not ilave etmiş.”Bu “gençlik” her kimse artık,önce ölmemeyi istese ya..” Bu ülkede gençlik şamar oğlanı, çocukluk hikaye, kadın olmak büyük ceza. Sabah sabah atar yaptım ama devam etmeyeceğim, aklımdan geçenleri dilime gelmeden ört bas ettim, Panama Belgelerinde ismim yok diye kendimi teselli ettim 🙂 Aaaaah aaaah her şey bir günde olmadı, olanların geçmişine inmeye kalksan dipsiz kuyularda kaybolursun. Taze bir suçlu yok, yılanı dokunmadığı için besleyenler var.
Bahar şakacıdır, bahar aldatır, bahar kandırır, bahar havalandırır, bahar uçursun bizi … Baharla ilgili her şeye inanmak, baharı yaşamak istiyorum. Bahar bahardır, ikincisi olmaz, tüm baharlar bir birinin devamıdır, bahar önce içimizde başlar, Yakışır sabaha içinden “bahar” geçen şarkılar. Bahar mı bizim elimizden tutar, biz mi bahara bi el atarız bilmiyorum. Bildiğim tek şey ; dünyanın çivisi çıktı ve oramıza buramıza batıyor, savaş rüzgarları, tamtamlar, eziyetler, orantısız cezalar, cinsel olan, olmayan istismarlar, kara paradan ak yapanlar, sayı ile hanım alanlar, her güne bir fetva verenler, o fetvanın yolunu gözleyenler, çılgın cahil kalabalıklar, o kalabalıklardan uzakta kalanlar … daha neler neler.
Herkes için huzur istiyorum, derdimin sıkıntımın evin içinde kalmasını istiyorum, memleket hallerinin kara bulut gibi üstümde dolaşmasını istemiyorum. Büyük resmin içinde küçük bir parça, çözülebilir, halledilebilir problemlerin sahibi olmak istiyorum. isitiyorum da büyük resim tükrük içinde kaldığı için yerimi bulamıyorum. Daha bir sürü şey , “Allahım !!! her şey bir rüya olsa, unutarak uyansam …”

06 Nisan

Birisi birisine “Akıllı ol !!!” dediğinde karşısındakinin aklını yetersiz , kendini çok yeterli, hatta fazla aklı olan biri gibi mi hisseder ? Ya da aynı akılda olmaları için karşısındakinin inceden kalına değişmesini mi diler ? Neticede ortak bir istek var, aynı ayak oyunları için aynı hava çalsın !! Memlekette aynı hava aynı ayak yıllardır devam ediyor, ama makyaj çok iyi, aynı sonuçlara, ayrı yerlerden ulaşıyoruz.
Geçici gündem ne bilmiyorum ama kalıcı gündem kalmaya devam ediyor, hatta yerleşti, gitmez hissi bile veriyor. Toplum ; “Kol kırılır, yen içinde kalır” toplumu olduğu , “elalem ne der, ayıp, günah” kuralları ile yönetildiği için her şey normal. Anormallikler birden patlıyor, baskılar, baskılar … derken çocuklara kadar düşüyor tatmin olmalar, denemeler yanılmalar.
İlk çocuğumu kucağıma aldığımda uzun uzun ellerine, elimi tutan ellerine bakmıştım, tırnaklar, kıvrımlar, minik gamzeler, parmaklar, ondaki kuvvet, bakışlardaki şaşkınlık … bir su damlasından nerelere, kucağına alınca sorumluluğunu da hissediyorsun. Bir çocuk yetiştirmek, iyi bir çocuk yetiştirmek en az on kişiyi etkiler. Saksıda yetişmiyor bu çocuklar, yıllarımızı veriyoruz. Koruyup kollarken, korunmasını öğretiyoruz. Bilmez çocuklarım ; İlk anahtar verdiğimde kapıyı açmalarını bir üst kattan izlediğimi, ilk bakkala gittiklerinde arkalarından gidip geldiğimi, ev partilerinde “saat beşte gelir seni alırım” dediğimde aslında kapının önünde beklediğimi, banyo yaptırırken her sıyrığa, her morluğa titreyerek baktığımı … ama onları ne kadar sevdiğimi bilirler, sevmek yanında bir çok duyguyu da taşıyor. Çocuklar ; ticaret amaçlı, soy sop sürsün amaçlı, hava atma amaçlı … değildir. Çocuk kanından canından bir parçadır, özen ve itina ister, var ise eğer bir takım şeylerin önüne geçer, “hem pastam dursun, hem karnım doysun” olmaz. Oldurmaya çalışanların çocuklarının nasıl ziyan zebil olduğunu görüyoruz. Bu çocuk tacizlerinin tek bir suçlusu asla yok
50 milyon vatandaşın kimlik bilgileri internette imiş,veri tabanı 2011 seçim kurulu bilgileri imiş,Bakan “konu mühim değil değil, geçmişte yaşanmış, bildiğimiz bir konu” demiş, İzlanda başbakanı istifa etmiş,dün meclis laf söz üzerinden yine karışmış, özür dilemesi gerekenler işaret edilmiş,herkes koltuğuna sıkı sıkı yapışmış.meyve sebze kuruş ucuzlamış,bu yıl ekilen lale sayısında bi azalma var, para başka bir yer buldu hazar, Nisan Mayıs ayları, gevşer gönül yayları desek de gevşemedik, gerilmeye devam, Panama’ya gitmeye ne gerek var, ne varsa bizim memlekette var, alası var, en heyecanlısı en ekşıııınlısı var.
Bi huzur yok, aramaya devam ediyoruz. İç huzur olası ama iyi insan olmak için elimizden geleni ardımıza koymayalım , Günaydın

07 Nisan

Bu yılda baharı görmeden yaz gelecek gibi, dün kızım eve dondurma ile geldi. Sezonu açmış. Gerçi bizim evde bi İnternet, bilgisayar yasağı bi de dondurmanın mevsimi yoktur. İnternet her zaman en iyi salondan çekmiştir, kimsenin odaya kapanma imkanı olamadı 🙂 Şimdi telefonlarla odaya kapanma mümkün ama artık gerek de kalmadı,Bazen tüm koltuklar dolu, tüm eller meşgul, tüm gözler fırıl fırıl , bi de geyikli sohbet oluyor, hatta aynı anda film bile izliyoruz :)))) Bir şekilde aile olduğumuzu hissetmemiz lazım, bu da yollardan biri :)))
Soğuk ve ekşi ile aram yoktur, bi tek sade sodayı çok soğuk içerim, eşim ise dondurmayı kasesi ile Amerikan usulu yer, çocuklar diş çıkarırken diş etlerine dondurma sürerdi, yani kundaktan dondurmacı bizim çocuklar, sütü el kadardan bile dolap çıkmış, soğuk içtiler,terleyince üstlerini değiştirmedik, banyo yaptıktan sonra sokağa çıkardık, çorapsız, hırkasız yatırdık, her gün, her mevsim yıkadık … Bademcikleri inmedi ama orta kulak iltihabından epey bi çektik ama sonuçta soğuğa karşı biz korumadık, kendi savunma sistemlerini oluşturdular.
Bugün günlerden Regaip Kandili, kandiller, bayramlar birlik ve beraberlik ruhu olsun diye. Birbirinden nefret eden, diş bileyen, dinin bir sömürü haline geldiği, inançların “öküzün altında buzağı arama” şeklinde sorgulandığı bu günlerde aynı gökyüzünü bile paylaşma savaşı veriyoruz. Tüm dinler, tüm kutsal kitaplar iyilik, merhamet, adalet, hoş görüyü emreder. Dini temsil edenler amaçtan sapınca ruhlar da sapıyor, sapkın ruhlar ortada serseri mayın gibi, yorgun mermi gibi (Bunu da yeni öğrendim, havada hızını kaybedip, hedef şaşıran, tesadüfü bir yere konan mermiler, komplo teorilerine müsait bi konu) dolaşıyor, toplu vuruşlar, toplu sonuçlar veriyor, ondan sonrada kutlama hak getire, herkes istediğini istediği şekilde kutluyor.
Üç aylar; şefaat, merhamet, rahmet ayları, iyi insan olmak için fırsat günleri, komple temizlik günleri, ruhu kötülüklerden arındırma günleri de amacına ulaşamıyor. İnsan her şeyi bir arada yapma özürlü, ne bu dünyadan geçiyor ne de öte dünyadan umut kesiyor. Bunlar geniş konular, yazma ile olmaz, isteyenle çaya çıkalım konuları 🙂
Pişi yapıp komşulara dağıtacağım, hısım akrabamı arayacağım, herkes için iyi şeyler dileyeceğim, tüm dünya için huzur isteyeceğim. Bu arada aklıma orta boy geldi, ben üniversite sınavları için okur üflerken, “anne bu bir seçme sınavı, herkes için dua olmaz, lütfen dikkatli dua et” derdi, şeytani düşüncelerin hep bi başlama sebebi var zaten, ben de duaları “çalışan, gayret edene hakkını ver yarabbim !!!” modeline çevirdim gari :))))
Önümüzdeki hafta evin annesi için film festivali haftası, baba için fuar zamanı, bazı çocuklar için sınav haftası, büyük oğlan için seyahat haftası, kuzey ışıklarını kaçırdı, geyik eti yemeğe İskandinav ülkelerine gidecek deli doktoru arkadaşı ile, aaay hadi hepsi için inşallah.
Bu durumda yazma çizme işleri zor, ara ara gelir günler nasıl geçiyor yazabilirim, filmlerimi illa ki yazıcam dermişim, hem anne hem de entelektüel olmak emek istiyor, gayrete devam,
Öncelikle hafta sonu için yatılı izin isteyen kızıma en az 25 farklı “hayır” sebebi bulmam lazım. Uğurlarken “umutlarım yeşillensin mi ” diye sordu “az su dök, bekle dedim” Gerçi bununla zihin çalışması yaparken öbür işleri de yaparım, bu arada dün ayak parmaklarımdan birini dolabın kapağına çarptım ve tahmin ettiğiniz gibi insana acı veren en son nokta ama müthiş bi acı, bakalım ayakkabı ile durum ne olacak, dondurma zamanı geldi ise parmak arası terlik zamanı da gelmiş midir ?
Cümleten Hayırlı kandiller olsun, Kandil arayıp sormak için bir fırsat olsun bi de Günaydın olsun

11 Nisan

Hareketli bir haftasonundan yağmurlu bir pazartesi sabahına geldik, hoş geldik, hoş da buluruz inşallah. Son dört gündür memleketten haber almıyorum sayılır, kulağıma gelenlere göre değişen bir şey yok. Şehitler ölüyor, vatan bölünsün diye gayrete devam. Geçen metrobüsten iner inmez, çelik yelekli, gözlüklü, silahlı bir polisle burun buruna geldim. Hiç şaşırmadığıma şaşırdım. Evcek sabahtan evi terk edip, akşam geç saatlerde hatta yarın olurken buluştuk, bir iki muhabbet, ” senin günün nasıl geçti, benim ki nasıl idi “, akşam yemekleri genelde sokaklara denk geldi, ama evde de yemek var idi, ben hep eve aç geldim, mümkünse sokaklarda tuvalete gitmedim, benim böbrekler evi tanır zaten :)) Yani diyeti bozmadım, hijyene dikkat ettim. Her yer bi kalabalık bi kabalık idi kiiiii, insanlar, araçlar salkım salkım. Ben bu arada kendimi mutlu ederken evi de ihmal etmedim, gelince bir iki toparlayıp, eşim gelene kadar bi fasıl uyudum, sonra herkes yatmaya gidince kalkma saatine de az kalmışken bi daha uykuya niyet ettim amaaaaa, tutturması çooook zor oldu, böyle olunca da saat çalınca insan, “ne oluyoruz” diye bi şaşırıyor, alarmı susturmak için tüm saati bağrına basmak zorunda kalıyorsun.
Bu sene yeteri kadar lale ekilmemiş, sanırım bütçeyi Taksim’e taş döşemeye ayırdılar. Meydanın iğrençliğini anlatmaya kelimeler yetmez. Festival Taksim’de sönük geçiyor, oralarda hala bilet var, fakat diğer sinemalar dolu. Dünkü söyleşide sorularında İngilizce sorulması hoşuma gitti, ilgili ve bilgili gençler umut veriyor, altı film izledim, dün akşam da yazdım zaten, hepsini de beğendim. Gördüm ki ; Kimine göre tesadüf, kimine göre kader ama hayatımızın bir anda dalgalanıp, ters yüz olduğu zamanlar var, misyonerler de cemaatler de aynı kapıya çıkıyor, güzel bir şey zorla çirkine dönüyor, ana baba evlat üçgeni varsa kardeşlerle çokgen oluyor ve illa ki köşeler bir yerde birleşiyor, herkesin aşka, sevgiye, huzura özlemi var da bildikleri yol bazen çıkıyor, bazen çıkmıyor. Yaşlanmak, varsa ömür kaçınılmaz, illa ki bir yerden kaçak oluyor, kendine bakmalar, germeler, sağlıklı beslenmeler … felan fistan bir yere kadar, aile olmak herkesin dileği ama “nasıl olunur, olunduğunda içinde nasıl durulur” işte sorun burada.İnsan her yerde aynı insan, davranışı toplumsal izler belirliyor, her toplumda öğrenilmiş, nedensiz niçinsiz davranışlar var, bunları fark edip de sorgulayanlar, baş kaldıranlar, asiler rahatını bozduklarına göre kötüler, rahat vaad ettiklerine göre iyiler. İnsan esas söylemesi gereken şeyleri söylemiyor ama söylemiş gibi karşılık bekliyor. Bu da içimizin dışımızın bir olmadığının en büyük kanıtı. Beklentiler; beklenenle bekleyenlerin sorunu değil, beklentiler herkesin sorunu. bunu aşanlar var gibi de yine de şüpheli, bir ılık dalga ara ara dolanıyor vücutlarda, söndürmekte elimizde ateşe çevirmekte.
Sevdiğimiz şeylerin peşinden gitmekte fayda var. Önce iç huzur, herkesin iç huzurunun da değişik yöntemleri var. Ben başka dünyalara bi bakıp tekrar kendi dünyama dönmeyi seviyorum. Mutluluk ile huzur doğru orantılı, bazen şükür, bazen tefekkür, bazen empati, bazen …
Bugün evdeyim, ilçe sınırları içindeyim inşallah 🙂 Pazar gününe kadar festival devam ediyor, daha bi belgesel beş filmim var 🙂 Hayat hızla akıp giderken ona ayak uydurmak gerek, her işin başı sevgi, saygı. Haydin, herkes rollerini oynamaya başlasın, makyaj serbest. Cümleten günaydın, iyi bir hafta olsun, yağarsa Nisan yağmuru şifa derler, ıslanın gitsin

12 Nisan

Nisan yağmurlarına takıldım. İki gündür akşam üstü yağan yağmurdan şüpheliyim. Gerçi takvime göre bu şifalı yağmurlar 14 Nisan ile 14 Mayıs arasında ama her şey değişiyor, belki o da değişmiştir. Konya’da Mevlana Müzesinde Nisan Tası var, Dışı dua yazılı, derin bakır bir tas, kapağı da var, içine toplanan su, okunur, şifa için dağıtılırmış. Kırk ikindi yağmurları da derler, eskiden Konya’da yağarmış. Bir sene kırk gün yağdığını ben de gördüm. Bize çocukken derslerde yağmuru ağaçlar çeker diye öğretmişlerdi, şimdi yağmurlar beton suluyor, Ayarı da yok zaten, ya hiç yağmıyor, ya da her şeyi önüne katıyor, bir çok nedeni var tabi ki de.
Dün BJK eve dönsün diye programa ara vermiş idik, bugün kaldığımız yerden devam, Akşama bir filmim var, evi yola koydum, büyük oğlan bu hafta sonu gidecekmiş, kızın kurs işini de hallettim. Bir butik dershaneye para basmaya başladım. Kızımdan umutluyum, hep derim, dereceli oğullarıma zekası beş basar da her zaman kullanmıyor, bu sene serbest bıraktım, ara ara kullanıyor, dersleri daha başarılı, dün yine ojeli gitti, demek ki bir şey demiyorlar, “Eğitim ve öğretimin kılık kıyafetle ne ilgisi var, olay beyinsel, ojesiz tırnaklar, bol paça pantolonlar zihne kısa yol mu açıyor” diye de bi savunması var, haksız da değil. Zaten bu kız çooook renkli, bu ay içinde doğum günü var, çarşıyı eve taşımaya başladım, bu aralar ne alırsam, doğum gününe sayıyorum :)))) Kafamda bir parti hazırlığı var, eğlenme ihtimalimiz yüksek :))) Kız başka şey canım, bazen çok gülüyoruz, bazen ben onu koridorda bekleyip ” Böööööh !!!” diye korkutuyorum, tamam, etik değil ama yapıyorum işte, bulaşık makinesini boşaltması, dolabını düzeltmesi konularında ısrarcıyım, tabii ki de on istekten üçünü zor yapıyor ama akşamları çay yapıyor, internetten komik videolar yolluyor, geçinmenin bir orta yolu var,
Çocuklar iyi hoş da onlara iyi ve güzel bir dünya bırakamıyoruz, bir yandan radyo dinliyorum, kusacak gibiyim yeminlen. Herkes kendi doğrularına taraftar toplamaya çalışıyor, namus her şeyin önünde gidiyor da savunma yapanlar hırsızlar, yalancılar, şerefsizler. Şerefsizin tanımını yanlış mı biliyoruz. Her taraf tezgah, bu tezgaha gelenler aptallar diye sanırdım da değilmiş, bir yazı ile aydınlandım, bunlar aptal değil, ahlaksızlar.
Benim inancım tam, her şeyin bi hesabı var, stad niye iki kere açıldı diye düşünen kaç kişi var ?
Cümleten günaydın, bahar ortalığı yeşertmeye başladı, umutlarımın umudu var Eski günleri geri istemiyorum ben, varsın mazi fotolarda, hatıralarda kalsın, yeni günler, yeni güzelliklerle gelsin, bahar yenilesin bizi, hadi işallah 🙂

13 Nisan

Etnik kökenimiz Karadeniz olunca biraz tekinsiz derler bize. Anlık değişimlere gebedir ruh halimiz, genelde cümleten böyleyiz de başka bölgelerle karışınca kendimize çeki düzen vermeye gayret ediyoruz mu acaba ? Ediyoruuuuuuuz !!! Misal ben İç Anadolu’ya gelin gitmiş mi sayılırım, sayılırım, biraz gittim, 18 yıl kadar, oradan bir sürü davranış şekli öğrendim. Daha sakin, daha gizemli, daha planlı insanlar.(Planlı derken içten pazarlıklı demek istemiş olabilir miyim, olmam, olmam , diye bi kıvırdım) Bizim yöre insanı gibi anında dökülüp saçılmazlar, Sabrımın temellerini evlilik attı dermişim :))) Eşi seçip kendi bölgene taşımak başka, seçilmiş eş ile onun bölgesinde yaşamak başka, toptan hepsine tecrübe diyoruz, tecrübe edip yazıyoruz deftere, sonra o defter zihin sandığına, arada açıp bakıyoruz, “ictahatı birleştirme kararları” arıyoruz. Aaaay bu terim de aklımda Hukuk derslerinden kalma. Benzer olayların farklı sonuçlarından bi sonuca varma. Amaaaaan hayatın tümü muhasebe zaten, kasaya giren hiç bir şey kaybolmaz, hiç bir şey yoktan var olmaz, her şey bi şeye tekabül eder. “Ara ara, yakın mesafe bitmiş olsa da …” Bi de ne aradığımızı tam olarak bilsek, “daldan dala !”
Akşam yatışımdan belli idi, sabah kalktım, cin tutmuş gibi. Kahve ile bilinç altını suçluyorum. Biri iç, diğeri dış mihrak olan bu sebepler yüzünden pırıl pırıl bir sabaha bulutlu uyandım. Halbuki kara bulutluk ne var, Nurlu ufuklara yelken açmış gemilerde pranga mahkumları gibiyim. Ben de devamlı memnuniyetsizlik hali var, her şeyi bazı insanların anladığı gibi anlayabilsem.
Genelde bilmediğim numaraları açmam, geçen bi açasım tuttu, bir partiye kayıtlı imişim, bilgilerim güncellenecekmiş, tahmin ettiğiniz parti, şu sıra yine saymaya başladılar , kapıya da geliyorlar evde isem açmıyorum. Kadın daha konuya girmeden, “Ben parti üyesi değilim” dedim, “o zaman niye bizi meşgul ediyorsunuz, merkeze gelin de kaydınızı sildirin”, “Ne işim var merkezde nasıl kayıt etti iseniz, öyle silin ” dedim. Bir sürü kendine göre geçerli neden saydı, biri imzamı atmışmış, gelmem lazımmış, gitsem iksir mi verecekler acep ? Dönmeli iksirden, yapıp ettiklerime “ne içtin bacım !” dedirteceklerden, dün ben yokken akşam üstü bi daha gelmişler, bu arada kadın bana “geliyoruz, geliyoruz evde bulamıyoruz” da demiş idi. Allahım gülsem mi ağlasam mı çoşsam mı karar veremedim.
Bir hava durumu sayfası takip ediyorum, meteorolog kuraklık had seviyede, yağmur yok, üçüncü hava alanı kuzey ormanlarının içine tükürdü diye yazmış, O malum partili biri de “sen milyonların takip ettiği bir sayfasın, kalkınma hareketlerine darbe vurucu açıklamalar yapamazsın” diye yazmış, dingil ! hakket dingil bunlar. Tek başına bi işe yaramayan, teker döndüren, mesafe aldıran, dingiller, ben argo anlamını şeyeddim ama.
Dün yol boyunca bir kadının telefon konuşmasını dinledim, rüyasına kadar anlattı, sonra da yanlış yerde indi, içimden “adalet ola bilir mi” diye sordum, Film fena değildi, aslında hoş ve eğlenceli, tıklım, tıklım dolu idi, İtalyan işi, sonra toptan yazıcam, Bugün pazara gitmeyi düşünüyorum, Şu yapışık içsiz bezelyelerden alıcam, biz onun tavasını yaparız, aynısını patlıcandan, fasulyeden de yaparız. Bu bezelye çok kısa ömürlü oluyor, bi görünüp kaybolur, belki bulurum diye tabiat bilgili komşumu da yanıma alıp, ağaçlara, dallara, yeşillere, allara … baka bakaaaa gideriz diye niyet ettim. Belki mısır unlu, yumurtalı, anne hatıralı bi tava iyi gelir ruhuma, penceresiz kalcak gibiyim, anneeeee !!!!
Cümleten günaydın, elime telefonu alıp, koridor boyu “kuzuuuuum !!!!” diye ilerleyerek kızı kaldırmaya gidiyorum, O yatakta oyalanıp, geç kalma çalışmaları yaparken, ben de ayakta ağzına tıkılacak bi kahvaltı hazırlayım, aaaah aaaaah bu çifter çifter içilen kahvelerin, gözü ne olsun ?????

15 Nisan

Eve şöyle bir bakınca üstünden bir pazar günü geçmiş havası var, dün bütün gün cuma zannettim ama bugün cumartesi gibi hissetmiyorum. Bugün ne hissettiğimi hissetmeye gayret ediyorum. Takımdan ayrı düz koşu yapasım var. Parkur düz değil, niyetler yoldan çıkmaya müsait. Karışık bir ruh hali, karıştıran “kara Vicdanlı” lar sağ olsun. Onlar bizi gergin tutarak, devamlı adrenalin salgılamamıza sebep oluyorlar, emeği geçenlere Hayırlı Cumalar dermişim :)))))
Derler ki hayatımızın şifreleri çocukluğumuzda gizli, 13-14 yaş ise çok önemli. o yaşlarda bilinç az çok yerinde, ergenlik başımızda kavak yelleri, öz güven antrenmanları, eriştiklerimiz, erişemediklerimiz, ana baba nasıl bi model, çevresel faktörler … bunların hepsi ve daha fazlası o yaşın hayaletleri.
Gençlik ateşi harını yitirirken, “neden, ama neden !!” diye sorulara cevap ararken, bir ara bunalmış iken ; Kimi önüne bi kadeh içki koyduğunda, kimi karanlığa bi cigara yaktığında, kimi çizgisiz denize baktığında, kimi gökyüzündeki yıldızları saymaya kalktığında, çıkar gelirmiş 13-14 yaş, “yarım kaldım, beni tamamla” diye.( Aaaay bi an cümle hiç bitmeyecek sandım) Doğrudur, çıkıp gelen hatıraların en başında çocukluk gelir, bizim kuşak çocukluğu da gençliği de el yordamı ile yaşadı,”şimdi bunların deli zamanları” diye geniş bi kavram vardı, içine alabileğinden de fazlasını aldı, biz anlanıp dinlenmeden,derinlere inilmeden büyüdük, kendi çocuklarımız için çaba sarf ediyoruz ama yine de onlarında 13-14 yaş hayaletleri olacaktır. Yani, sabah sabah ne desem bilemedim,kafamın içini dilime, elime dökemedim.
Bugün of günüm, (of’u okurken ing. düşünelim) Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır mı , Şu uzun gecenin gecesi, sılada bir evin bacası olma ihtimalim var mı, ruhum hasta ise başında okuyan hocası ben mi olmalıyım … felan fistan, seçme saçma, emeği geçenlere Hayırlı Cumalar, bol bol töbe etsinler, bozulmayanlardan olsun inşallah :)))))
Dün çilek reçeli yaptım, kızarmış ekmek, tereyağ, üstüne çilek reçeli, yanına bol süte az kahve. Kıza kahvaltı hazırlamaya gidiyorum, kendi dileklerim eyleme döner mi dönmez mi bakıcam,
Cümleten günaydın olsun, Bir bardak su önden içilirse diyete iyi gelir, sondan içilirse ruha ferahlık verir, derler, ikisi bir arada da olurmuş, suyu üstüne alırmışım gibi bi his var içimde, Bi çilekli ekmek de kendime mi yapsam acep, sonra yürüyüşe giderim, Aaaaay aman Allah beni de ıslah etsin :)))))

16 Nisan

Şuracıktan, yani oturduğum yerden bakınca, aralanmış perdeden manzara, iyi, güzel. Mavi mavi gökyüzü, serinletmeden üşütmeye giden rüzgar, yakmaya hazırlanan güneş, kuş sesleri, araya karışan çocuk sesleri, balkonu şenlendiren mahalleli … her şey yolunda imiş de dünya huzura boyanmış da mutluluktan mutluluk seçecekmişiz gibi, aaaah aaaah olsa idi, keşke, aaah keşke.
Dünya tvlerinde haberlerde “Türkiye’de iç savaş devam ediyor, güvenlik güçleri, ayrılıkçı gerillalara karşı müdahale ediyor, her güne ölü sayısı var, dul kadınlar, babalarını görmeden doğacak çocuklar, yetimler, zamansız ölüp giden gençler, terk edilmiş, yerleşim yerleri, sürgün edilmek zorunda kalan insanlar …” diye görüntülü, sesli açıklamalı haberler var mıdır acaba ? vardır, vardır,
Poyraz Karayel dizisinde Poyraz’ın evinin kapısının yanındaki duvarda her hafta bir duvar yazısı oluyor. Sırf bunun için bir müddet seyir ediyorum. Duvar yazıları, içimizin sesleri ; “iki biradan sonra herkes sever, sen beni kahvaltıda sev, kendine yakışır biçimde bırak, Bir mucize olsun, Bir kalbiniz vardı, onu hatırlayın, poşet çaylara karşı, bu savaşta demliklerin safındayım, Balık olsak vapur çarpar, Tutunacak bir dalımız kalmadı tutunamıyoruz …” seviyorum duvar yazılarını, içimi duvara yazmışlar gibi, bir okuyup bin anlarım ben onları.
Tişört yazılarını da seviyorum, hatta ileri derecede tişört yazısı ingilizcem var🙂 yolda rastlasam, okuyana kadar şekilden şekle girerim. Daha sevdiğimiz bir çok şey uğruna, bizi gülümseten saf cümleler uğruna ki geçen gün bezelye tava yaparken oğlanın bana ” Avokada mı kızartıyorsun ?” dediği gibi, hayatı yaşamaya değer kılan şeyler uğruna yaşamaya devam.
“Her ölüm zamansızdır, Ölümsüz olan ağaç dikendir, şiir yazandır, erdemli bir çocuk büyütendir,bir yarayı saran, bir hayatı onarandır” / Alıntı
İyi hafta sonları olsun, festivalin son günleri, festival gibi olalım, hadi işallah

18 Nisan

Bir pazartesi ve erkenden gelmiş bir yaz sabahı. Yeni bir hafta, yeni umutları olanlar da vardır, benimkiler yeni sayılmaz, benimkiler genel umutlar, sağlık, barış, huzur …
Yurdum insanı iyice soyunup dökünmüş,dün askılı elbiseler, parmak arası terlikler, şortlu gençler bir hayli çok idi. Henüz ; Paçaları bileklerinin bir karış üstünde, sarı, yeşil, kırmızı renkli pantolonların altındaki İtalyan stili ayakkabıların içindeki çıplak ayaklara alışamadım. Çorapsız değil bu beyler, babet çoraplı, 45 numara ayakta minik bir çorap :))) Gerekli tabi de daha alışamadım,süslü, bakımlı erkeğin çok belirginine alışamadım. Epeydir Beyaz Futbol seyir etmem, dün bi göz gördüm kiiiii ne olmuş o Erman’ın kaşlara, valla dün akşam eski Fatih Ürek gibi bakıyordu.
Festivali bitirdim, akşama son filmleri yazıcam, bu arada yollarda bol bol insan okudum. Dün metrobüste iki genç kızın karşısına denk geldim, bir partiden dönüyorlarmış, belli gecelemişler, makyajın artanı göz çevresinde , göz kapakları uzun uzun kapalı kalıyor, biri diğerini ayartmış, evden bi izin koparılmış, dönüşde de biraz geç kalınmış. Tam karşımdaki, Gencecik, ip ince ufak tefek, zayıf, abisi aramış iki kere, sonradan görünce telaşlandı, hemen aradı, meğer bi oğlu varmış, abisi bakıyormuş çocuğa, bacakları benim kollarım kadar, bakışlarındaki manalar yaşıma denk, yaşı olsun en fazla 25, tırnaklarını ikide bir ağzına götürüyor ama yapılı yemiyor,çünkü yapılı, sonra telefonu yere düştü, ekranı çatlak çatlak, son taksiti bu ay imiş, bitince yenisini alacak, Telefonu alırken çantası düştü, içinden bir tüp şokella çıktı, oğluna, Bora’sına götürüyormuş. Dünya kendileri çocukken, çocuk sahibi olan minik kadınların olduğu bir yer, Ülkem cebinde parası, telefonunda kontörü olmayan gençlerin yeni anayasa istediği bir ülke. Üstüne tam da Taksim Meydanında, sırtını duvara dayamış, üstü çıplak altı şortlu, saç kesimi düzgün, sırtı dövmeli, ayaklarına poşet ve çaput sarılmış, bir yere bakan ama baktığının farkında olmayan bir genç gördüm, onun kimseyi görmediği ise çok belli, ne ara bu hale geldi, o ayaklar belli ki yara, düzgün biri, yeni düşmüş gibi, Hakan Günday’ın Piç’ini okuduktan sonra sokakta gördüklerine bakarken o kadar çok şey görüyor ki insan. Daha bir sürü insan manzarası, bir sürü polis, sıkışık trafik, Lale ile ilgili bir etkinlik ki dün boğaz tarafı felçten de öte idi, hala arabadan dışarıya müzik yayını yapan arkadaşlar var, Kabataş’tan Ortaköy’e yürürken yeni şarkılardan nasiplendim. Bu arada ilk kez düet ezan duydum. Dolmabahçe Bezm-i Alem camisinde ikindi ezanı öyle okundu. Festival boyunca değişik camilere de girdim. Kadıköy Hasan Paşa Camisinin Korent Sütun başlığı şeklinde minare şerefesi var, içi de kalem işleri ile süslü, yarısı yola gitmiş,kıyıda köşede kalmış güzel bir cami.
Bu hafta biraz daha sakin, etkinlikler daha az 🙂 Küçük oğlum bahar tatili için evde, kızında iki gün tatili varmış, büyük oğlan da seyahat dönüşü uğrayacak inşallah. Öyle çok silme süpürme yapmaya gerek yok, mutfak ağırlıklı çalışacağım gibi . Okuduğum bir kitap var, onu bitirebilirim, bu ara sokaklara çok çıkınca dergi okumaya ağırlık verdim, aaaah aaaah arada okurken insanı ağlatan yazılar var, dünyada bilmediğimiz, bilmek istemediğimiz ne kadar çok şey var, çok şükür ki tanıdığımız kalbi olan insanlar var, aaah aaaah varlar ile yoklar arasında devamlı bi çatışma var, hayallerin gerçek olabilecek olanı, gerçekmiş gibi sanılanı var. Bu sabah benim de bi sihirli değneğim olsa iyi olurdu ama vitrinin camlarından kendimi görüyorum, daha çok bi süpürgeye binecekmişim gibi bi halim var. Olsun, kendini bilmek, kendine kendine espri yapabilmek, bi de üstüne kendi kendine gülmek de güzel. Gerçi bunları yapanların genel tanımı “deli” ama, olsun varsın, hepimizin az biraz deli yanları var, Deli yanları olan, uslanmayan, yaşlanmayan … gönüllere günaydın olsun

19 Nisan

“ceeee !” Tarihte bilinen ilk anne çocuk oyunudur. Aralarındaki samimiyet biraz ilerleyince, vakit geçirmek ve eğlenmek amaçlı, belki de daha başka başka amaçlı ; anne elleri ile yüzünü kapar, bazen bir örtü de kullanır, annenin kayıp olduğunu sanan bebecik dudaklarını büzer, onu gözetleyen anne uzatmadan geri döner, sevinç çığlıkları, gülmeler, övgüler, sevinmeler … böyle biraz devam eder, çocuk konuyu çözünce anne yüzünü kapar kapamaz edepsiz çığlıklar basar, böylece oyun bitmiş olur. Sonra unutur, başka bir zaman sonra yine oynarlar, bir gün anneler gerçekten kayıp olur, hiç bir çığlık onları geri getirmez. Rüyamda annemi gördüm,sol kolunda bir rahatsızlık varmış, öyle biraz konuştuk, ölü anneler, sadece çok gerekli cümleleri kuruyorlar, bazen de konuşmuyorlar ama konuşmuş gibi anlıyorsun.Sonra sol koluma, elime baktım, üstünde yanık izleri var, kendimi bildim bileli mutfakta, ütüde yanarım. Şu an itibariyle tencere kapağından süzülen iki sıcak su, bir tavanın kenarına yapışma, bir adette ütü ile kontür izim var. Artık büyümediğim için izler ufalmıyor. Çocukken aldığımız yaralar sonradan minicik kaldı ama di mi. Yara işi öyledir, canını da yakar, izi ile imzasını da atar. Bunlar görünenler bi de görünmeyen zırıl zırıl kanayan, kabuk bağlayamayan, incecik zarları iki de bir açılan yaralarımız var. Yaralar, yaralarımız, bizim açtıklarımız, bizde açılanlar, yanlış pansumanlar, önemsiz görünenler, haddinden fazla sahiplenilenler … hepsiiii şarkılara, şiirlere, öykülere, romanlara konu. Yara yarayı karşıdan tanır derlermiş, demedilerse de ben dedim artık :)))) Radyo kanalı programcıları toptan Yaynıcılıl Fuarına gitti, 24 saat saat şarkı, türkü, değiştirmedim kanalı, illa ki bi yerinde kalan olmuştur. Amaaaaan şu üç günlük dünyanın içine tükürme sebepleri, tükürenlerin çeşidi her yerde aynı, aslında her şey aynı düzende devam ediyor, değişikliklerin sebebi malzeme oluyor, üstüne düşenleri yapmayanlar, yapmadıklarını başkalarından istedikçe her şey aynı kalmaya mecbur. Biraz da haber almayım dünyadan, “dünyanın benden ne kadar haberi var? ” diye atar da yapayım, tam olsun. Kıza kahvaltı da çak çak yumurta (Rafadan, yüze kadar saydım) ve çay yaptım. Yedirmek için bekliyorum, kim bilir nerede oyalanıyor, bu alçak kız dün akşam bana “aşkım bizim kuşak öyle bir şey yapmıyor, senin dediğini kitaplar bile yazmıyor, demode ötesi bi istek seninki !!!!” dedi. Ben de gözümün içine bakan tozlanmış ıvır zıvır için, “bir gün seninle bi temizlik yapsak ” demiştim. Allah bu “z” kuşağını islah etsin, amin !!!! Aramızda kalsın ama bu kuşak da sevilmeyecek gibi değil, canımıza can katıyor, gergin ve canlı tutuyor bizi :)))))
Cümleten günaydın, gidip “uçak geliyoooor, uçak geliyooooor, kocaman açalım, haaaaaam !!!!” diye modası geçmeyen usul ile genç kızımızı yedirelim. Ooooooh olsun yazdım işte, gruplarına sızabilseydim resim de çekerdim. İmza ; çakal olduğunu sanan anne :)))))

20 Nisan

Yurt çapında Nisan yağmurlarından bir haber yok. Yurt çapındaki haberler ; Küfür, kafir, kavga dövüş ve ölüm haberleri. Memleket Acun’un tv kanalı gibi. Yiyorlar birbirlerini diyecem ama değil, onların kavgaları yayılarak büyüyor, taraf tutanlar birbirini yiyor. yeni bir ev yarışması başlamış, dün bi göz gördüm, bildiğimiz kızlar şekil yapmış ama ağız aynı ağız. Bu şirret olmak nasıl bir prim yapıyorsa artık, hızla yayılıyor. Eskiden, hatta çok eskiden çeşme başı kadınları olurmuş, filmlerden, kitaplardan, nenemin anlattıklarından bilirim. Sayıca çok fazla değillermiş ama şanları yürümüş, gitmiş.Şimdilerde her yer çeşme. Lafı hızla dolandıran, hazır cevap olan, masaya yumruğu vuran kazanıyor. Devamlı plan yapmak, devamlı bir insanı zarar vermek için aklında tutmak, kin ve nefret sebeplerini unutmamak, hatta yeni sebepler aramak … bunlar nasıl duygular, nasıl sürekli yaşanır, çok şükür bilmiyorum. Aslında bunların tümüne “Kendinle barışamamak” diyoruz. Böyle kalabalık, böyle karmaşık bir dünyada her şey istediğim gibi olsun diye çaba sarf etmek, söylemeden, ifade etmeden, mesaj verdim sanıp beklemek,hayal kırıklıkları ile baş edememek, bir tek kendini iyi zannetmek, uyumsuzluklarını fark etmemek, söylendiğinde kabul etmemek … zararlı davranışlar, insanı tükenmeye ve tüketmeye götürür. Kısa zamanda dağılan evliliklerin sebepleri de bunlar. Kimsenin anlamaya, dinlemeye zamanı yok, münasip akıl hocalarının eşliğinde karar veriyorlar. “Ben çok çapa gösterdim” demekle çaba göstermiş olmuyor insan. Kendini kusursuz bulan insanların sayısı maalesef çok fazla. Aaaaay bunlar derin konular, sonu gözükmeyen dipsiz kuyular, Allah herkese akıl, fikir vermiş de kullanma kılavuzunu kendin yazıcan, biraz deneme yanılma ile mümkün valla. İnsan ilişkileri zor, insan zor, baktığında gördüğün gibi görünmüyor, bunun bi de ruhunun iç derinlikleri var.
“Ruh eşi” tanımını sevmiyorum. Eş olan ruhlar yan yana sıkılırlar, bir karşı görüş olmalı ki orta yol, doğru yol için emek harcansın, sonuçta sevinmek fırsatı bulalım.Maharet farklı ruhların aynı potada karışması. Bizde herkes kendi potası elinde geziyor 🙂 Meral Akşener partinin başına geçsin oy vericem, hatta tanıdıklarımı da ikna edicem. parti ile uzaktan yakından ilgim yok, hatta sevmem bile diyebilirim, ama o kadın en azından bir şansı hak ediyor, başarsın, evet ile arkasındayım, nokta :))))
Herkes bir şansı hak ediyor ama o şansı kötü kullananların da farkına varmak şartı ile. “Hayatta her zaman bir şans daha vardır” derler, bende öyle inanırım, şansımı denerim ama zorlamam, hayırlısına inanırım. Ammaaaa yaşlandıkca huyumda suyumda değişiklikler olmaya başladı, farkındayım, frene basıyorum 🙂 Bu sene tüm filmlerin biletlerinin üstüne sürelerini yazdım, ne kadar karanlıkta oturacağımı bilmek istedim, çünkü daralıyorum artık, elim kolum uyuşuyor, oram buram kaşınıyor, kıyafetler sıkıyor, dizim ağrıyor, belim de ona eşlik ediyor, kıpır kıpır oluyorum. Baştan şartlayarak, saate bakarak oturuyorum. Uzun hareketsizlik bana göre değil, oturulucak eylem bitince hemen kalkıp gidenlerdenim. Zamanı boşa harcamamak lazım, zamana boş vermek, aldırmamak, boş boş geçip gitmesine izin vermek … “cık cık cık daha neler” zamanın içinde olmalıyız, gerekirse dışından da bakarız. Ben saate karşı yazıyorum, kızı kaldırma zamanım gelmiş, Şarjdan telefonunu çekip, “güüüüüüüüünaydın kuzuuuuum !!” diye koşturma zamanı, size de günaydın

21 Nisan

Dün evden çıktığım ile döndüğüm arasında 10 derece sıcaklık farkı vardı, bazı yerlere biraz da yağmur serpmiş, hava mevsim normallerine dönmüş ama kalıcı değilmiş, yaz geldi, gelecek.
Dün akşam Bizans Okumalarına gittim, bunun için evden bir hayli uzaklaşmam gerekiyor, daha sonuna kadar kalmayı başaramadım kiiii bizim evde olmadığı sürece zor :)) Aslında erken bitiyor ama sokaklarda hayat daha da erken bitiyor, eskiye göre son derece tenha İstanbul, akşam ezanından sonra dışarıda mecburcular kalıyor, desem doğru olur. Toplu taşıma için söylüyorum, araç trafiği fena değil. Amaaaan zaten insanın annesi hayatta olmayınca geç kalmanın bir heyecanı olmuyor 🙂
Arapların Gözünden Bizans’a bir bakış eyledik, ben kalktığımda epey bi bakılmış idi. Bu Araplar ile Bizanslılar bir tarihte kankalık derecesine gelmişler. Onları Kitaplı ve Tek Tanrılı din bir birine çekmiş, kime karşı Pagan Persler’e karşı. Bizans aslında Roma İmparatorluğunun bir kolu da Avrupa ile Asyayı pek birbirine karıştırmak istemiyor tarihçiler. Sınırları ve ufku geniş bir topluluk Bizans, insanları güzel,hatta kadınları çok güzel, her ne kadar Theodora ve Belisarius’un hanımı iyi örnek sayılmasa da Kütüphaneler kuran, çocuklarına sahip çıkan, okuyup yazan, sadık eşlerin örneği daha fazla, elleri becerikli,inşaat, süsleme onların işi, ilim yapıyorlar, ticaret desen o da var, yani Araplar’a göre çok şeyleri var. İslamiyeti yayma faaliyetleri başlayınca kader onları karşı karşıya getiriyor, hem de kaderden kaçılmaz şeklinde, zira Bizans büyük bir güç, Kontantinopolis önemli. Kuranda Rum suresi var, ilk iki ayeti Rumların yenildiğini, ama kısa bir süre sonra Allah’ın yardımı ile galip geleceklerini söylüyor, onların galip gelmesi Müminleri sevindiriyor. Bu arada Hz.Muhammed’in dönemin sultanlarına, krallarına yazdığı İslama davet mektuplar var, Bizans İmparatoru Iraklios’un bu mektuba ılımlı bir cevabı var, yani “bana kalsa olur da halkı ikna zor ” gibisinden. Böyle böyle başlayan ilişkiler hem iki rakip hem de zorunluluk şartlarında devam etmiş. Bizans’ın Arapların Ufkunu açtığını söyleyebiliriz de konu bu kadar basit değil, işlendikçe altından başka katmanlar çıkıyor, zaten tarih de dipsiz kuyu değil mi ? her şeyin bir şeye bağlanması için durmadan geriye gidip ara ara da ardına bakmak gerek. Konuya ilgi duyan, konu hakkında bilgi sahibi olan katılımcılar, yiyip içerken, Ahmet FaikOzbilge’nin not kağıtlarını ve kafasını karıştırarak yeni bakışlar ortaya attılar, iyi de oldu 🙂 Gelecek program Nusayri Alevilik, tarih inanç kimlik, bakıcaz artık, en azından kitabı okuyacağız inşallah. Ezber iyi bi şi değil, varsa da bozulmasında fayda var.
Cümleten Günaydın 🙂

22 Nisan

Bugün “Dünya Günü” imiş. 1970 den beri yaşadığımız dünyanın yaşanır halde kalabilmesi için insan eliyle oluşturulan çevresel tehditlere dikkat çekmek için seçilmiş bir gün. Muhtemelen devamlı örnek ülke olabiliriz. Bizim ülkede bi gittiğin yeri, hele de doğal güzelliği olan bi yeri, tekrar gittiğinde asla aynı halde bulamazsın. Doğaya insan eliyle betonsal güzellikler eklemede üstümüze yoktur, diye düşünüyorum. Şu alüminyum profilleri, ya da demir, artık doğrusu neyse üstüne bir şeyler gerilen o iskeletleri bulanlara ne çok dua eden vardır, (rantçılar arasında) bir gecede bir eser sahibi olunuyor, üç günde en fazla hizmete açık yapı. Sahile, ormana, dağa, tepeye hatta tarihi eser bahçesine kondur, hizmete aç, kapa, bi daha aç kapa … Sebillerin büfe olarak hizmet vermesine ne desem acaba, bardak deliğinden cips satışları. Bi inşaat ile doğaya zarar verenler, bi de kendi imkanları ile zarar verenler var, denize pet şişe atanlar, parka çekirdek öbekleri bırakanlar, piknik yapıp, çöplerini açıkta koyanlar, arabasının küllüğünü kırmızı ışıkta boşaltanlar, dalından ham meyve ile illa ki gül koparanlar … daha da saymakla bitmez. Bunlar tükenmez ama dünya kaynakları tükeniyor, Nisan bitti sayılır, yağmurlar nerede acep ? Kalkındığımızın işareti köprülerin, yolların getirdiği paralar yağmur ithal edebilecek mi?
Son gittiğim filmde adam günah çıkarmaya gidiyor, onca yapıp ettiğine karşılık, sigara bırakma sözü verdiği karısına yalan söylediği için, arada kaçamak yaptığı için, rahipten bağışlanma istiyor, 5 Meryem suresi okuyunca günahı silinecek, bu arada sık gelince rahip kızıyor, surenin sayısını arttırıyor.Aynı işçisinin hakkını yiyen müminin “denize girsem oruçum bozulur mu” endişesi gibi, kabul olduğundan emin yani.
Aaaaah hayat böyle işte, ayna bize kendimizden gayri her şeyi gösteriyor, Takıntılar ve takıldıkları yerler üstüne hayat. İnandığın gibi yaşıyorsun, en doğru yol, bildiğin yol, adres sorma yok, yol üstündeki lokantada ne yemek var, merak oraya yoğunlaşıyor.
Benim radyocular hala dönemediler fuardan, şarkıya türküye devam, ortalık çalıp söylemeye müsait, Biz de şarkılardan fal tutuyoruz, mecbur. Birazdan “Thank God, It’s Friday” için çalışmaya başlayacağım, gelen giden olacak, inşallah. Eve bi TGI havası vermekte fayda var, severim bu havaları, belki radyoda “Dürüyemin düğümleri kalaylı” türküsü de çıkar, ooooh yandan yandan … ortadan günaydın olsun

23 Nisan

Bugün 23 Nisan, Aaaaah aaaaah neşe ile dolabilseydi insan, Bir sürü şey değişti ama hava istikrarlı, tüm 23 Nisan’lar da olduğu gibi serin. Statlarda olsa idi süslü, püslü, heyecanlı üşüyen çocuklar ve onlara bakarken içleri titreyen analar babalar olacaktı. Büyük oğlumun ilk töreninde hava çok soğumuştu, hazırlandık, gitmek istiyoruz, gidecez de netekim :))) Tüm muhalefete rağmen içten gizli giydirdim, o yürürken yanından yürüdüm, ama korteje karışmadan, sonrada çok beklemeden alıp geldi idim. Ne olmuştu unuttum ama yeşilli bi kıyafetler diktirdi idik, ana sınıfı zamanı. Şimdi o çocuk, İsveç’ten eve dönüyor, bir gece kalıp gidecek, gözlerim yolda, kulağım seste Dün bütün bir gün hazırlandım, gelince dizime yatırıp Romalılar gibi yattığı yerden ellerimle besleyecem, dermişim :)))) Biri geliyor, biri gidiyor. Bir zamandan sonra tüm ailenin bir arada olması ender zamanlar. Her şeyi dün pişirdim, bir böreği sabah fırınladım, gelende yesin, giden de yesin diye. Bu arada evdeki çocukların “Bunları Levend’e mi yaptın ?” diye karmaşık, sitemli, belki kıskançlık içeren sorularına misli ile cevap verdim. Bir şey yaparken, yanına özel bir şey daha yapıp, ikramda bulundum. Misal ; Milföyden tatlı yaparken, dört tane de sosisli börek gibi. Herkes yerinde sağ olsun, yerinde mutlu olsun, yazarken düşündüm Ki ; Levend ilk göz ağrım,ondan çok severim, Selçuk uyumlu, merhametli ondan çok severim, Gamze tek kızım, enerji kaynağım ondan çok severim.
Bu arada kapı çaldı, oğlan geldi, konu dağıldı,ev halkına geyikli hediyeler verildi. Nerde kalmıştık, unuttum.
Bugün 23 Nisan küçük halamın doğum günü, şaaaaneeee bi haladır, inanılmaz çözümler üretir, çocukken yan topuzuna, vişne reçeline, köşeli pembe tabağına bayılırdım. Şimdi ise muhtelif otlardan yaptığı memleket yemeklerine, eskilerden anlatmasına, sıcak basmalarına, her koltuk minderinin altından el yapımı yelpaze çıkarmasına, ani iniş çıkışlarına hastayım :)))) Yaşın uzun olsun halaaaaam
Ben de evdeki çocukları sevindirmek için kahvaltı hazırlamaya, büyük oğlanın çamaşırlarını yıkamaya (gidince dinlensin, ben yıkarım kuzumun kirlilerini) doğru bi rota çiziyorum. Önce ağzıma artistik çikolatalardan bi atayım da.
Bir sürü çocuğun anasız babasız kaldığı, bir sürü çocuğun gidecek bir evi olmadığı, bir sürü çocuğun tacizlerini konuşamadığı için travma olarak taşıdığı, bir sürü çocuğun iyi bir eğitim alamadığı, bir sürü çocuğun çocuk olduğunu bilemediği bir ülkede bayram yapacak pek bir durum yok, bayramı bayram olmaktan çıkaranların yakasında olsun tüm çocuk elleri.
Cümleten günaydın, bari ruhumuzun çocuk yanları bayram etsin, çikolata güzelmiş, deniz atı şeklinde olandan yedim, Serotonin olsun inşallah 🙂

(Serotonin (5-HT ya da 5-hidroksitriptamin), insanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren bir nörotransmitterdir . Eksikliğinde depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh hali görülür. Yapısal olarak monoamin grubuna girer ve triptofan aminoasitinden sentezlenir.)

25 Nisan

Benim radyocular dönmüş, haftanın özetini geçiyorlar, ben de kendime dönecem inşallah. şimdilik seyir halindeyim; nerden başlasam, nasıl kısa yoldan kısa sonuça ulaşsam, yoksa gidip geri mi yatsam, “amaaaaan batsın bu dünya, ama önce varsın varsın bu dünyaaaa !” diye de aklımdan geçiyor, aaaah aaaah aklımdan geçenler bekleme yapmadığı için unutuyorum çok şükür, aklımı seveyim, zaten severim, daha sevdiğim bir sürü şeyin hatrına, bir kez daha, yine yeniden güne günaydın, haftaya umutlu bir giriş yapıyorum, hatta yaptım bile 🙂
Hafta sonunun özeti ; Ne yemek pişiresim, ne yiyesim, ne de göresim var. En az 24 saat evden çıkmayacam :))))) Çamaşır dağ gibi, arkası ütü, yerinden çıkmış çanak çömlek var, patlamadan yerine koymak gerek. İlk kez Marmaray’a bindim. Ünalan çıkışı dünya savaşı sırasında kazılan tüneller gibi.Halkım oluk oluk akıyor, Nisan yağmurları toptan yağdı sanki. “Üstümde tatlı bi yorgunluk var !” nasıl bir teselli ? Bu yorgunluk ben de şeker komasına girmiş gibi, Pazar günü köprünün kapalı olduğunu yol ortasında öğrenmek, hala hızlı karar verebildiğimi gösterdi, Tecrübelerime bir tecrübe daha eklendi, “evden çıkmadan hava durumu ile yol durumu beraber değerlendirilecek !!!” Güzel bir hafta sonu idi, çoluk çocuk ile kavuşma, şehrin bir ucuna gezmeye gitme, orada yeme içme, güzel insanlar ile muhabbet
Bu hafta da hareketli görünüyor,bakıcaz artık. her işin başı sağlık, gerisi geliyor, Bi yazdım, bi şeye bakarken kayboldu, şimdi yazıyorum ama bir yandan da arkadaşlara yazıyorum, saat hızla ilerliyor, ben yerimde sayıyorum 🙂
Bir an önce hayata dahil olmaya gidiyorum, önce mutfak mı yoksa çamaşır makinesinin başına mı gitsem, bilemiyorum, artık ayaklarımın götürdüğü yere dermişim 🙂
Şu kıçı kırık, ölümün kol gezdiği, bi bakarsan geçip gidelesi, bi bakarsan bir çok şeyin yüzü gözü hürmetine sevilesi dünyanın, üstüne roket düşme ihtimali, gazlanma sulanma imkanı olan, yalanın yalanın üstüne söylendiği, inkarın ikna olduğu ve daha neler nelerin olduğu ülkesinde “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” demiş şair Nazım Hikmet Ran.” mümkün müdür hala ?????
İpe sapa gelmeyen ama ipe un serebilen her şey yaşama dahil, o vakit günaydın, iyi haftalar

26 Nisan

Adam ağaçların arasından çıktı, otopark içinde ilerlemeye başladı, gayet düzgün görüntülü, bi de entel gözlüklü, adam gibi adam görünümündeydi. Gerçi arabasının anahtarını ileri uzanmış bir bıçak gibi tutuyordu, önce kilidin açılma sesi geldi, sonra abanın yanına geldi, bagajı açtı, görüntü düzensiz idi, bir şeyler karıştırdı, bir defter gibi bir şey aldı, tam kapatırken bir leke, pislik gibi bir şey gördü, içeriden aldığı bir poşet ile sildi ve yere attı, halbuki çöpe uzaklığı bir metre idi, ben de pencereden bakıyordum, araba uzaklaşırken, arkasından “öküz” dedim. Sonra neden öküz ? öküze belki de haksızlık ediyoruz, görüntüsü kaba belki ruhu ince, belki de yol boyu giderken bir yandan tezek öbeklediği için öküz, bilemedim, aaaaah aaaaah bunun yapan adam birazdan memleket kurtarma nutuğu atacak olabilir, evden çıkmadan karısına bir iki çakmış olabilir, çocuğunu okuldan alırken sıkı sıkı kucaklıyor olabilir, karizmatik görüntüsünün etki alanı olabilir, yani içi başka dışı bambaşka olabilir, muhtemel öyledir. Kimin değil ki. Doğrusu zarar verecek yanları saklamak, sevgi, saygı ile ilgili duyguları yedi kat derine gömmek değil. İnsan sonu olmayan, nokta koyulmayan bir uzmanlık alanı, durmadan yeni çeşitler çıkıyor, aslında özü aynı da sonra nasıl çok farklı oluyorlar, anlamadım, diyemeyiz. Çünkü “eğitim şart” eğitilmemiş insanlar ile yanlış eğitilmiş insanlar sıkıntı veriyor.
Sabah sabah ruhumu karartmayacağım, mühim olan kötü şeyleri görüp de tekrarlamamak, Kamil İnsan olmak benim hedefim, olmadı yolunda ölürüm, dermişim 🙂 Radyocular evi şenlendiriyor ama şen bir haber yok, yalan ve yanlışların açılımı haberler, Şimdi bir şey daha çıktı, ihale yapılıyor, devlet gelir garantisi veriyor, gelmezse biz veriyoruz. Kimler farkında, kimler farkında köprüye para vermeden girdiğin yola para vericen, ana para dolar, Kdv Türk parası. Marmaray’dan on kişiden en az altısı tamamlanmadan açıldığını biliyor, korkarak geçiyor, pazar günü o iki dakika içinde yüzler ve sesler öyle idi ammmaaa çıkışta “padişahım çok yaşa !!”
Mayıs son etkinlik ayı, hepsini aklımda tutamıyorum, bir takvim yapmam lazım 🙂 Bugün onlara bi bakim, dün sildim, süpürdüm, çamaşıra devam, sokak işleri var, öğlene şiddetli yağmur geliyormuş, Edirne’den giriş yapmış. “Yıllar ; Günlerin hiç bir zaman bilemeyeceği bir çok şeyi öğretirler” demiş R.W. Emerson. Öyle, bugün öğrenip, yarını, öbür günü, dünü harmanlayacağız.
Cümleten kolay gelsin, Günaydın

27 Nisan

En çok, istek ve arzularını içinden pazarlayan, durmadan plan program yapan insanlardan korkarım. Dışarıdan seni yalar yutarlar, içinden kuyunu kazarlar. Bunları ilk bakışta tanımak zor olur, bazen çooook bakışlar harcarız. Bazen de kendilerini tutamazlar, dangalakça bir cümle ile kendilerini ele verirler, gizli dünyalarının kapıları açılır, şaşar kalırsınız. Yine de anlayamadığınız zamanlar olur, genelde kötülüğün işi rast gider, uzun yollar kad eder, bir gün cezasını bulur ama o cezalanana kadar da mağdurun sefalanacak hali kalmaz, bu böyle. Gördük, görüyoruz, böyle gelmiş, böyle gider. Adalet lazım olana kadar, ihtiyaç duyulmaz, ama bir gün herkese lazım olur, illa ki.
Şehit izine geldiğinde giderken annesine çoraplarını vermiş, yeşil kalın, yünlü çoraplarını, kadın çoraplar kucağında ağlıyordu, eve ev demeye şahit ister, o evden çıkıp gitmiş, fillerin tepiştiği, çimenlerin ezildiği bir savaşta çimen olmaya. Görmek var, gördüğünü anlamak var, bilmek var, bildiğine soru sormak var, insan var insancıklar var. Devamlı kendini haklı gören, hep savunma hattında duran, “ama, ama, ama aynısını bana da yapmışlardı, cezasını çeksinler” diye bir zırh kuşanan, işine gelmeyenlerden şüphe duyan, bencilliğinin farkında olmayan, alim gibi de zalim olan … insan müsvettelerinden usandım !!!
Sabahları uyandığımda beni bu güzel havalar mahvetsin istiyorum, kuşlara, kelebeklere, çisil çisil yağan yağmura, etrafa renk veren, koku yayan nebata, saçlarımı dağıtan rüzgara, denizin kıyıya vuran sesine, güneşle oynadığım gölge oyunlarına, çocuk mutluluğuna … takılmak, onları hissederek yaşamak, gerçekten tam olarak gülmek istiyorum. Her gün ölüm haberleri,almak yel değirmenlerine savaş açmış liderleri dinlemek istemiyorum. Benim gördüklerimi görenlerin çok olmasını istiyorum, emekliye 100 lira zam, duble yol yapımı, göğün yedi katına kadar uzanan bloklar,zorla din dersi,bademlemeye ruhsat, hem haksız olup hem de özür bile dilememek, futbol sahalarını arenaya çevirmek, yapıp edip inkardan gelmek, eskiye özlemle geriye gitmek hayallerinin arasına ayfon6es (Nasıl yazıldığını da biliyorum ama yazmasını bilmeden okuyanlara ithaf ettim :))) ) katmak, ruhunun iç derinliklerinde kopan fırtınaları ilgisiz alakasız sularda patlatmak, kendini bilmeden ense patlatmaya kalkmak, başkalarına vermediğin hakları kendinde kullanmaya kalkmak … bunları geçelim artık, nooooluuuuur geçelim de bi kendimize gelelim.
Gidip biraz kitap okuyayım bari, bugün orta eğitim sınavı var, Allah yavrulara zihin açıklığı versin, bizim doğum günü kızına da tatil, uyuyor, yavrucak, feneri kaçta söndürdü meçhul, ben yarın olurken yattı idim 🙂evi sessiz tutmakta yarar var, Kızı rengarenk olana kırk gün kırk gece kutlama var, deliye her gün bayram da denebilir. Allah kimselere evlat acısı vermesin, kucağında askerin çorabıyla kalan anaya da sebep olanlar var ya onlara diyecek hiç bir sözüm yok, kelime hazinem yetersiz.Şu aralar ADALET çooook lazım, elma da dersem armut da dersem ortaya çıksın artık. Günaydın

29 Nisan

Sabah yürüyüşleri başlamış, erkenden yürüyüp, gelen, duşunu alıp işe giden insanlar var, bunlar daha çok erkeklere mahsus, kadın görevlerini zor terk ediyor, birinin evi derip toplaması, çocukları okula yollaması, askıda ütülü gömlek, tencerede yemek bulundurması gerek. Dünya kadınlardan genelde aynı şeyleri bekliyor, kadın görev sahasını terk edip, görevi ret edip isyan da edebilir aslında ama sonuçlarına da katlanması gerek. Bir çok kadın bir çok görevi yapıyor ise sevdiğinden yapıyor olabilir 🙂 Yapmak istemediklerini bir müddet sonra bırakır, bi de çilekeş kadınlar var, bunlar ayrı kategori, kadın olduklarından bile emin değilim. Bir zamanlar bir Duygu Asena var idi, çoook genç öldü, o yazdı biz de okuduk, hatta filmlere konu bile oldu, “Kadının adı yok” Aslında kadının konulmuş bi adı var da görev tanımı yok. Bak şimdi ; düşündüm de erkeğin görevlerinini bir çırpıda sayabiliriz. Para kazanıp evin geçimini sağlamak, evde adaleti sağlamak (en son her şey babaya sorulur ya ) bitti mi ? yok bi de en rahat kanepede hak sahibi olup, tv kumandasını uyurken bile elinde tutmak :))) Fanatik ise tuttuğu takımın dertlerini dert edinmek, takımını her şeyin üstünde tutmak da sayılır. Belki unuttuğum bir iki tane de vardır. Kadınların görevleri ise saymakla bitmez, devamlı da güncellenir. Feministliğim felan tutmadı. Birden aklıma geldi, Gerçi dünden beri aklımda. Halit Ziya’nın Bihteri, Thomas Hardy’nin Tess’i Tolstoy’un Anna Karenina’sı aykırı kadınlar, Sonları da ölüm olmuş. Ama güzel kitaplar di mi ? Dün Halit Ziya Uşaklıgil’in dünyasına bir perde araladım. Arzu ve aşkın yazarı, Servet-i Fünun edebiyatçısı, Müzik, resim, yabancı dil, devlet hizmeti, donanımlı, zengin, yetenekli. Ölmüş çocukları için kitaplar yazmış.Oğlu Vedat ilginç. Ölen üç çocuktan sonra doğmuş, çok iyi, özenle yetiştirilmiş,Piyano Virtüözü, bir çok yabancı dil biliyor, Sultan Reşat’ın huzurunda piyano çalmış, genç cumhuriyette hariciyeci. Latife Hanımla kuzen çocukları abi kardeş ilişkisi içinde birlikte büyümüşler, Latife Hanım boşanınca köşkte kalması ile araları açılmış, bir daha da hiç düzelmemiş, Genç diplomatın talihi kara talihe dönmüş ve 33 yaşında intihar etmiş, ölmüş, belki de öldürülmüş. Tarihin net olmayan yanlarından. Babasının Vedat için yazdığı “Acı Hayat” hiç basılmamış, Vedat’ın mektupları, günlükleri yakılmış, geriye hayatı ile ilgili hiç bir iz kalmamasına özen gösterilmiş. Aile zaten konuşmuyor, günün sonunda Halit Ziya’nın torunu konuk idi, 8 yıl dedesi ile yaşamış, hiç soru almadılar ve çok kısa bir konuşma oldu. İlginç, Bu arada Latife Hanımın belgeleri, günlükleri var, ölümünden sonra mühürlendi, 2074 de açılacak, biz artık göremeyiz de, tahminen öleceğiz, Yani konu açıklığa kavuşmadan, tahminlerimizle kalacağız, yazık bize de denebilir ama demeyelim. Şu günlerde yazık ! diyecek o kadar çok şey var kii. Son romanı da gazetede tefrika edilmiş, ama basılmamış. Nesl-i Ahir, gemide geçen bir roman, siyasi niteliği var hissi verse de tam değil. Daha sonra hikayeler yazmaya devam etmiş, iki parti halinde anı kitapları da var. Vakti ile bize kendi edebiyatımız sevdirilmediği için ne kadar çok şey kaçırdığımızı sonradan öğreniyoruz, Mai ve Siyah’ın Ahmet Cemil’i ile Kiralık Konağın Hakkı Celis’i, Huzur’un Mümtaz’ı, Sait Faik’in Lüzumsuz Adam’ı, Yusuf Atılgan’ın Aylak Adamı, Oğuz Atay’ın Tutunamayanı, Sinek Isırıkları Müellifi Cemil, Emrah serbes’in Erken kaybedenler’i ve daha bir çok roman kahramanı akraba imiş :)))) Yani o derece etkileyici, tesir altında alan kitaplar yazılmış. Abdülhamid güvenlik takıntından dolayı millete hayatı zindan ederken, devlet siyasi olarak çökerken başka yanlardan parlamaya başlamış, ilk resimli roman Araba Sevdası, Resimli romana Abdülhamid destek vermiş, Hatta Mai ve Siyah Gazetede tefrika edilirken resimlenmiş, Ahmet Cemil heeeep bakarken ama 🙂 Bu arada Selim İleri’nin Kırık Deniz Kabukları diye bir kitabı varmış, Acı Hayat’a karşılık yazılmış, birebir Vedat’ın hayatı olacak şekilde diyorlar, bakıcaz artık,Evde Latife Hanım’ın ölümünden sonra yeğeninin yazdığı bir kitap var, okuma sırama aldım, okuyacak, okumak gereken çok şey var. Öğrenmenin sınırları yok, yeter ki açık olsun insan. Fakat öğrendikçe yalnızlaşıyor insan, bunun da pek çok nedeni var. Neyse ben daha o aşamaya gelemedim, ben ara ara yalnız kalmaktan mutlu olanlardanım, yoksa eni konu şehir insanıyım ben, akşam trafiğinde metrobüs camlarına fukara sümüğü gibi yapışan insanların arasında yaşıyorum, söylenmeden, tiksinmeden ama günden güne daha çok yoruluyorum, omuzlarım ağırlaşıyor 😦
İnsan trafiği o kadar fazla kiiiii anlatamam, toplu taşıma topluca taşımaktan çok, topluca tıkıştırıyor, kapılar kapanmıyor, insanlar preslenmiş gibi, gibi de yine de her halde telefona bakılıyor :))))
Hayat elimizde bir oyuncak mı, biz mi hayatın elinde oyuncak olmuşuz belli değil, “bakış açısına göre değişiyor” dermişim , değişim güzel bir şey de genelde hazım sorunu oluyor.
Bir bahar sabahında, kendi kendine terapi seansı başladı ve sürüyooooor, Merkür yine geri harekete başladı, “Merkürü geride bırakmak için koşalım arkadaşlar !!!!” inandırıcı değil ama kışkırtıcı, her tahriğe kapılmadan, hayatın merkezine başka insanları koymadan, tapmadan, tapınmadan, tapılacak olmadan, vizyonu geniş tutarak … Nokta noktaları okuyanlara tamamlatarak, günaydın
BeğenDaha fazla ifade göster

Yorum Yap